Bugünden 1930'a 5,447,148 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 8AĞUSTOS1995SALI 10 DIZI YAZI înanç, hoşgörüyle bağdaşmaz• Bilime saygı gösteren toplumlar, başka inançlara karşı bağnaz olmuyorlar. Kendi inançlanna aykın inançları hoş karşılayabiliyorlar. Bilimsel düşüncenin geliştiği toplumlar, inançlan öne çıkarmıyorlar. Hoşgörünün bir öğesi de bağışlayıcı olmaktır. • Hiçbir inanç, kendi dışındaki inancı bağışlayamaz. Inancın özü, bağışlamaya aykırıdır. Çünkü, başka inançları hoşgörü ile karşılarsa, yandaşlarını yitirebilir. Her inanç, bir tanrının ya da tanrıların buyrultusuna ya da buyrultularına bağlıdır. tnsanın büyük acısı. "akl"ın "inanç"a yengı sağlamakta çok gecıkmiş olmasıdır. Yazık ki. az- gelişmiş toplumlar. yirminci yüz- yıl sona ererken bile. aklın yengi- sinı sağlayamadılar. Inanç-us ça- tışması. azgelişmiş toplumlann çağdaşlaşmasını engelleyen en önemli engel olarak görünüyor. Batı'da, inanç-us çatışması çok er- ken başlamış ve bilım. kıliseye karşı utku kazanmayı başarmıştır Nicolaus Cusanus (1401 -1454). De pace Fidei \e De Genesis ad- lı yapıtlarında. ınsan vücuduna egemen olan gücün Tannsal ol- madığını gösterdi. Cusanus da bir papazdı ama insan bedeninin ça- lışmasının. Tanrrnın buyrugunun değil. vücuttakı sistemlerin ürünii olduğunu ortayakoyabılmiştı. Kı- lıse. elbette ki "gen"leri kabul edecek değildı. ama Cusanus di- rendi. bilım adamlannın desteği- ni gördü, Direnç vedestek. kilise- yi "hoşgörülü" da\ranmaya zor- İadı. Cusanus'la birlikte. bilime saygı yükseldı. "Hoşgörü"nün bir öğesını daha yakaladık: Bilime saygı. Bilime saygı gösteren top- lumlar. başka inançlara karşı bağ- naz olmuyorlar. Kendi ınançlanna aykın inançları hoş karşılayabıiı- yorlar. Bilimsel düşüncenin geliş- tiği toplumlar, inançlan öne çıkar- mıyorlar. Hoşgörü bağışlayıcı olmaktır Fransızlar. "hoşgörü" karşılı- ğında şöyle bir de> ımı de kullanır- lar Facilite a pardonne les faut d'autri. Bu deyım. "başkaları- nın kusurlarını bağışlama. ha- talarını anlayışla karşılama"an- lamındadır. "İndulgence"terimı de. "bağışla\ıcıhk"anlamınage- liyor. Denıek. "hoşgörü"nün bir öğesi de "bağışlayıcı" olmaktır. Hiçbir inanç, kendi dışındaki inancı bağışlayamaz. lnancın özü. bağışlamaya aykırıdır. Çünkü. başka inançlan hoşgörü ile karşı- larsa. yandaşlarını yitirebilir. Her inanç. bir tannnın ya da tanrıların buyrultusuna ya da buyrultulanna bağlıdır. Tanrı buyruğu. kuşkuya yer vermeyen inaklardır. İsa'nın inancına bağlı Ebion. Yahudi töre- lerıne göre tapınmaya başlayınca, "ortak yaşam isteyen Nicola- itenleri toplu olarak kırdı"\ Çünkü, Yahudi inancı. ortak yaşa- mı öneren lsa'nın inancına karşı i- di. Hazretı Alı ile birlikte Muavi- ye"nınkarşısınadıkilen Naciye\e Temim kabılelen. Muaviye'nın yenılgiye uğratılabileceğinı anla- yınca. kendi ıktıdarları için Hz. Ali'nin karşısına dikildiler. Te- mim kabılesinin başı Edye oğlu Ur\e. önce barış ıstedi. töre gere- ğince "hakem" seçilip tahkim yoluna gidilınce. "Hüküm Al- lah'ındır. Siz hüküm \eremez- siniz" dıyerek uzlaşmaz bir tutum sergiledi. Siyasal ıktidarlan ıçin Ali'ye de Muavive'ye de karşı ta- vır aldılar. Mülcem'i gönderip Kuran'ın yargısına karşı geldiği için Hz. Aİi'yı öldürttüler. Kendi- leri de. Kuran hükümlerini çığne- yenlerle birlikte olamayacaklannı ileri sürerek Afnka"nın en batısı- na çekildiler. "Hariciler" bunlar- dır. Aldatıcı birlik Siyasal iktidarlarla inanç toplu- lukları arasında. her zam an, alda- tıcı bir birlik olmuştur. François (1494 - 1547). Saksonya "da. Lut- hercileri korurken. Paris'te hepsi- ni oldürttü. Çünkü. Paris'teki Pro- testanlar. François'ya karşı idiler. François. inancı bütün bir Hıristi- yandı, ama Şarlken'e karşı Müs- lümanlarla birleşti. Fransa'da. Kral IX. Charles,23 Ağustos 157 2"de. Protestan kıyımı yaptı. (Saınt - Barthelemy olayı). Ferisi Pavlus. Nİusev i Gameli- el'ın müridıdır. Ibranı inanç siste- mine göre tapınır. Kudüs'e son ge- lışmde yedi gün mescıtten çıkmaz. Gameliel"in öğretisine göre kur- ban keser. mum yakar ve ayin ya- par. Hıristıyan olunca. bütün Ya- hudi inancında olanları dıri dıri yaktınr. Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim. 1514'tetran seferine çıkar. Resmi tarihçi Hoca Saadettin ya- nındadır. Kendi halkından veTürk soyundan 40 bin "Kmlbaş taife- sini" keser. Bu bılgileri. kendisi- nin resmı vakanüvisti Hoca Sa- adettin veriyor. (1) Karagöz Pa- şa'nın Kütahya önünde Şahku- lu'nu nasıl yendiğinı bir güzel an- latırken. "Türk"1 halkını^la aşağı- lar. Şehzade Korkut, Mısır dönü- şü.Teke valiliğineatanır. Hoca Sa- adettin'e göre. yöre halkı. Kor- kut"un adaletinden mutlu ıdı. ama yazık ki. "Ol divarda yaşayan Türklerin varlıkları doğuştan yaramaz olup >aradılışlarından dikbaşlı olduklarından başka huysuzluk da onların aşağılık yapılarında ikinci bir hu> idi. (...) Her biri insan biçiminde laf anlamaz hay vana benzer kişiler- di. (...) Kızılbaş töresine göre toplanarak Şahkulu sanıyla ta- nınan bir aşağılık herifi kendi- lerine baş \e buğ ettiler."(2) (19 Nisan 1510). Karagöz Paşa, Şah- kulu'nu Kütahya önünde yakalar \e yenilgiye uğratır. Saadettin Efendi. savaşın sonunu şöyle be- timler: "Şol denlü kan döküldü ki kan buharından gökyüzünde bulutlar gül gibi kızarup eylece göründüler." (3) Osmanlı taril.çi- sı. Müslüman Hoca Saadettin Efendi"nın "Kızılbaş" kanının akmasından duyduğu mutluluğu anlıyorsunuzdeğıl mı? Banagarip gelmiyor. Bana garıp gelen. "İs- lamda hoşgörü zaten \ardır" önennesıdir. Hoca Saadettin. Fer- had Paşaile Ahmet Paşa'nın ge- mideki söyleşilerıni aktarır. Ya- vuz'la birlikte Kırım'a gidiyorlar. Yavuz. babasını tahttan indirecek. Ferhad Paşa. "Beğimiz tahta geç- se de, Kızılbaş yığınlarını dar- madağın idüb pislik içindeki kâ- firlerin vücutlarını zamanın sa- hifelerinden kazısak" (4) der Peygamberin kökeni "Hoşgörü"nün sınıflar ve top- lum lararası ilişkilerde yerleşe- memesinın başlıca nedeni, aşama düzeninin (hierarchie) toplumkı- rın ekonomık gelişmelerindc. toplumsal bir gerçeklik olarak doğmasıdır. Kuşkusuz. aşama dü- zeni. giderek üretim araçlanna sahip bir toplum kesiminin. yanı egemen birtoplumsal! sınıfın doğ- masına yol açmıştır. Üretim araç- lanna sahip olan sınıf. üretim araçlarını kullanan sınıfı sömür- meye başlamıştır. "Aşama düze- ni"nde. ilk oluşum . "kutsal ki- şp'nin egem enliğidir. Anlaşıla- cagı gıbi. ılk üretim araçlarına sa- hip olan kişi. "kendisinin tanrı- lığV'nı kabul ettirmiştir alt sınıf- lara. Üretim araçlarındaki geliş- me. doğaya egemen olma olanak- larını genişletmiştır. Doğaya ege- men olan insan. evrene egemen kişiyi. artık. evrenin yaratıcısı olarak kabul etmeyince. egemen- li,ğin sahiplerı. bu kez de. "ege- menliği taşıma" işlevine başla- dılar. Geleneksel toplumun yeri- ne. bir bakıma. "önkoşullar dö- nemi" geçtı. Bütün peygamber- ler, kral ya da kral soyundandır- lar. Bir tek Isa, Nasıra köyünden yoksul bir ailenin oğludur. Zeke- riye Peygamber'in oğlu olduğu üzerine sövlentiler olmasına kar- şın. anası köylüdür. Yahudılerın. onu benimsememesı. onun, aşa- ma sırasına uymayan biri olu- şudur. Muhammet de. *,eçkin bir Arap kabilesinin başının torunu- dur. Toplum yetkesinin en geniş ölçüde. en katı biçimde toplan- dığı bir ailenin çocuğudur yani. Yoksa, bütün Arap kabileleri- nı. "Allah"ın çevresinde topla- yam azdı. "Allah"ın egem enli- ğının taşıyıcısı işlevini üstlen- mesi \ e kabul ettırmesı. toplum- sal sıralamada. Haşimoğulla- n'nın en üstte olm asının sonu- cudur. Aşama düzeni eskiyince. bir başkadeyışle.katı ve kesin top- lumsal örgütlenme biçimi eski- vince. egemen kişinin verinı "egemen sınıflar" alm ıştır. Te- rımi çoğul kullanmamın nedeni. her toplum tipınde. egemen sını- fın ayrı olmasıdır. Yani üretim araçlarını elinde tutan sınıflar sürekli değışmışlerdır. Üretim araçlan. emekçı sınıf- ların elıne geçtiüınde, sosyalist toplum oluşacaktır. "Başkı'nın doğuşu Aşama düzeninin ve sınıflı toplumların "hoşgörü"yü yay- gınlaştırmalarını engelleyen iki önemli nedenden sözedebıliriz Birincisi. özdeksel (maddı) var- lığın korunmasıdır. Egemen kişi ya da sınıf. çıkarlarına aykırı bir gelişmeyi hoş karşılayamaz Kuşkusuz. bunıın "öznel" bir nedeni olduğunu da düşünmelı- yiz. Egemen kişi ya da sınıf. öz- deksel varlığını südurebılmek için. gelişmelerı engelleme ola- nağı olmamasına karşın. hiç ol- mazsa. gelişineleri lehine yön- lendirebilecek bir "baskı" kur- mak zorundadır. Baskı. bcncilli- ğin zorunlu sonucudur. Yöneten- ler. her zaman başannın devamı- nı "baskı"dabulmuşlardır. İkin- ci neden budur. Yönetilenler. bu toplumsal yapıda. sıkıştıkça "toplumsal yergi" ve "eleşti- ri" haklarını kullanırlar. "Top- lumsal eleştiri" araçlan da. fık- ralar. m eseller. yergiler vb. dil- sel ürünlerdır. Çoğunda. ezilenlerin suçlan- dığı bu ürünlerde. emekçilere toplumsal bir görev yüklenir' Ozveri. Egemen sınıflarla ezı- len sınıflar araMtida onursuz bir bağ kurulmuştur artık: Bu. bir başka anlatımla. "buyurma ve başeğme"dır. '"Başeğen",geh- şen vedeğişen toplum koşulları- na göre, yenı hak arayışına çı- kınca, "hoşgörü" kalmaz. "Bu- yuran"ın çıkarlanna saygı du- yulduğu sürece. "hoşgörü" ge- cerlidir. Karşıt durumda. "hoş- görü"nün •yerini "horgörü" alır. ı / / Hoca Stuıılctriıı Eiendı. Tactl t Te\arih. C II ıBıiiiiıııkiidık'aktaıun Ismel Panıuık^ızoglıı). Kııhiir Bakaıı- lıgı \cnmian. IV7V) Ankant 12) H<KU Sutıtletlin E/endi. ÖSJI. C. lil Hoca Saadettin E/eııdi. ag\; C II.S.4S. (•ft Hoca Saadettin Efendi. ag\; C IV. v 124 Yarın: Halk ve kutsal değerler Osmanlı, KızılbaşlarıfişlediSiyasa! iktidarı ellerinde tutan sınıflar, tarihin her döneminde, inanç sömürüsünü öne cıkarmışlardır. Bir halkı, başka bir halkın üzerine kışkırtmamn en kestirme yolu inanç sömürüsüdür. Sömürenlerarası çıkar birliği, her zaman. emekçılen inanç tuzağına düşürmiişlerdir. Hoca Saadettin Efendi, Ya\uz"un, 20 Nisan 1514 günü. Bosna Sancak Beyı Hadım Sinan Paşa'yı Anadolu Beylerbeyliği'ne atadığını. bu Beylerbeyi'ne "Kızılbaş tutkunlarını ve tavşanlarını" araştırıp yediden vetmişe adlarının deftere geçirilmesini ferman ettiğini yazıyor. Hadım Sinan Paşa. kırk bin Kızılbaşı deftere yazmış. sefer anında, bunların birçoğunu telef etmiş. geri kalanını da hapislerde çürütmüş. (5) Hoca Saadettin. Alevilerden söz ederken "yaşamı kötü Kızılbaşlar" der. Göriiyorsunuz ki, "hoşgörü" bir yana, kin ile doludur Kızılbaşa karşı. Müslüman Osmanlı, kendi halkına karşı zalimdir. Çünkü Kızılbaş toplulukları "Sünni" inanca karşıdır. Bütün bunlardan sonra sorabiliriz: Peki neden? Tek yanıtı \ardir: Sömürü. Siyasal iktidarı ellerinde tutan sınıflar, tarihin her döneminde, inanç sömürüsünü öne cıkarmışlardır. Bir halkı. başka bir halkın üzerine kışkırtmamn en kestirme yolu inanç sömürüsüdür. Sömürenlerarası çıkar birliği, her zaman, emekçileri inanç tuzağına düşürmüşlerdir. Voltaire (16^4 - 1778). insanlığın en güzel özü olarak nitelediği "hoşgörü"'yü, "çıkar" hesaplarını ortadan kaldırdığını söyler. (6) (5) Hoca Suaduttin. agy. C. IV. s I 7 6. <6) löltaire. Felsefe Sözlüğü, C. 2, s. 589. İnkılap ve Aka Yavınevi. 1977 İstanbul (Çeviren: Liitfîi AyJ. ÇALIŞANLARIN SORULARI / SORUNLARI YILMAZ ŞİPAL Memur ve yıllık izin hakları 25 Temmuz 1995 günlü Resmi Gazete'de 562 sa- yılı "Memurlar ve Diğer Kamu Görev lileri ile f1- gili Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik \apılması Hakkında Kanun Hük- münde Kararname" yayımlandı. Bu kararname ile yılİık izin sürelerinde bir deği- şiklik yapılmamış. ancak yıllık ızinlerin kullanılma- sı yeni kurala bağlanmıştır. Bu kurala göre carı \ ıl İlebirönceki yılın dışında kalan izin haklar: kulla- nılamayacak. 657 sayılı Devlet Memurlan Yasası kapsamında çalışan memurların yıllık izin haklan 657 sayılı ya- sanın 102. maddesinde belirlenmiştir. "Sladde 102- Devlet memurlarının yıllık izin siiresi. hiz- meti 1 yıldan lOyıla kadar(onyıldahil)olanlar için virnıi gün, hizmeti, 10 vıldan fazla olanlar için 30 gündür. Zorunlu halierde bu sürelere gi- diş ve dönüş için en çok ikişer gün eklenebilir." Kararname ile bu nıadde aynen korunmuş. ancak "•Yıllık izinlerin kullanılışı" ile IO3.maddesiaşa- ğıdakı şekilde değıştirilmıştir. "Madde 103- Yıllık izinler,amirin uygun bul- duğu zamanlarda toptan veya ihrnaca göre kı- sını kısını kullanılabilir. Birbirini i/leyen iki yı- lın izni bir arada verilebilir. Cari yıl ile bir ön- ceki yıl hariç önceki yıllara ait kullanılmayan izin hakları düşer. Oğretmenler yaz tatili ile dinlenme tatillerin- de izinli say ılırlar. Bunlara hastalık ve diğer ma- zeret izinleri dışında. ay rıca yıllık izin \erilmez. Hizmetleri sirasında radyoaktif ışınlarla çalışan personele. her yıl yıllık ızinlenne ilavetenbıraylık sağlık ızni verilır." Yasanın Yıllık İzinlerin Kulla- nı^ı ile ılgili 103. maddesı. 562 sayılı yasa hük- ınünde kararnamenin Resmi Gazete'de yayımlan- dığı. 25 Temmuz 1995 gunü yürürlüğe gırmiştir. ANKARA NOTLARI MUSTAFA EKMEKÇİ Karadeniz Kadınlaptna Övgü... Turizm Bakanı İrfan Gürpınar'ın düzenlediği, yer- li yabancı bir dolu gazetecinin katıldığı Karadeniz gezisinde, beni çok şaşırtan izlenimler edindim. Önce, çeşitli gazetelerde köşe yazarı arkadaşlan- mızın, ikide bir sürdükleri Temel fıkralarının baştan sona uydurma, daha kötüsü yanlış olduğunu sapta- dım. Nasıl mı? Bir kez Temel, o hoş fıkraların kahra- manı değil. Eli tabancasında, sinirlı, öfkeli biri. Fık- raların özünde bir ters mantığın yattığı sezilebilir. Bir yabancı gazeteci. Karadeniz fıkralarının ününü duy- muştu: Turizm Bakanı irfan Gürpınar'dan bir ricada bulundu: - Bana bir Karadeniz fıkrası anlatır mısınız? Bakan düşündü, "Ne anlatsakacaba?" dıye. Son- ra şu fıkrayı anlattı: "Bizde temel atmalar, büyük törenler, kutlamalar- la yapılır. Kurban kesilir. söylevler verilir. Tören bitın- ce de alkışlanır. Karadenizli bir grup, böyle bir tören duzenlemışler: Tutmuşlar Temei'i, karga tulumba yar- danaşağı fırlatmışlar. Arkadan da alkış... Adamın bi- ri yetişip sorrnuş 'Ne oldu' diye. Karşılık vermişler: - Bızde temel attık!" Yabancı gazeteciye baktım: Notları aldı, neden sonra güler gibi yaptı! Daha önceleri şöyle biliyordum: Karadeniz'de ka- dın çalışır, erkek sırtüstü yatar ya da kahvede kâğıt oynar. Bir genelleme yaparsak bu aslında Anado- lu'nun tüm erkekleri için böyledır denılebılır, üç aşa- ğı beş yukarı. Ama Karadeniz'de bana anlattıkları şa- şırtıcı idi. Karadeniz'de ataerkil değil, anaerkil bırya- pı egemendi. Erkeğin değil. kadının sözü geçiyordu. Evı çekip çeviren, çocuklan büyüten, çayı, tütünü, fındığı toplayan oydu. Bunu daseverek, ısteyerekya- pıyordu. Karadeniz erkeği çalışmak zorundadır. Bu amaçla dışarıya çalışmaya gider. Çalışıp döndükten sonra. kadın onu çalıştırmaz. "Senım erkeğim dışarıda çalıştı, döndü. O dinlen- sın, kahveye gidip eğlensin!"ö\ye düşünür. Çünkü zamanı gelince. Karadenizli yine yollara düşecektir... "Nataşalar" akın etti ya Karadeniz kıyılarına; gaze- telerde haberler, hiç de Karadeniz kadınları açısın- dan iç açıcı değıldi: Yok erkekler baştan çıkarılıyor, yok şöyle, yok böyle... Bir fıkra anlattılar bunun üstüne. Şöyle: Nataşalar gelince, Karadenizli gelınler, aralannda imza topla- yıp yetkılilere başvurmak ıstemışler, "Gitsın bu Na- taşalar" diye. Orta yaşlı bir kadına -diyelim adı Emi- ne olsun- gıtmışler, onun ımzalamasını ıstemışler. - Emine Abla, Nataşalar burdan gitsin diye imza topluyoruz, sen de imzalar mısm? Emine karşılık vermiş: - Ah kızlar, sizin haliniz var, benim artık halim yok. On\ar, bana yardımcı oluyorlar! Tam da Sinop'a adını veren Amazon Kraliçesi Si- nope'nin torunlarına yakışır bir yanıVmı ne? Unlü Grek düşünür Diyojen de Sinop'ta doğmuş. Güpegündüz, elinde fenerle dolaşırken sormuşlar "Ne yapıyorsun" diye. "Adam arıyorum!" demış. Nataşaların gelışi, Karadeniz uşağını bir ölçüde eğıtmiş. topluma katılmada bunun dayaran olduğu- nu söylediler. Karadenizli kadının hoşgörüsünü, anlayışını, Ka- radeniz'ı dolaşırken gözledim de. Çamlıhemşin'de, sırtında küfeyle çay yaprakları taşıyan genç kadına sordum: - Çok ağır mı, kaç kilo var sırtındaki? - 45 kilo! - Ustünde bir de torba var, o kaç kilo? - On kilo da o gelir! Merdivenlerı tırmanıyordu yüküyle. Yukarıdaki ev- lerden birine gidıyordu kuşkusuz. Üzgöreççiler (te- levizyoncular) seslenıyorlardı: - Geriye dönüp bir bakar mısınız? Genç kadın dönüp bakıyordu. Gülümsüyordu da... • • • Yukanda, Karadeniz ınsanının çalışkanlığma de- ğinmiştım. Öyleçatışkan biri, SSK Ankara Doğume- vı Başsağını (başhekimi) Doç. Dr. Bilal Sert, Çalış- ma ve Sosyal Güvenlık Bakanı Ziya Halis'in öneri- siyle görevinden alınmak isteniyor. Geçen aylarda, Hürriyet'te, İnterstar'da yayımlanmış bir iki uyduruk haber mi bahane edıliyor, bılmiyorum. Sosyal de- mokratlar bu yanlışları yapa yapa erıyip gidecekler, onu iyi biliyorum. Şimdiye değın, pek dokjnamadım, deneyimsizdiler, "Sağ bırpartinın kucağında iş gör- mek kolay değildir" diye düşünürdüm. Ama kendi- lerine ayrılan bakanhklarda haksızlıklar, partizanlık- lar yaparlarsa bu bağışlanamaz bir ayıptır. Bir gün in- san ıçine çıkamaz duruma gelirler. Doç. Dr. Bilal Sert, Trabzonludur. Bir Karadeniz uşağı. Gördüğü yurtiçi, yurtdışı eğitim onu daha da bilemiş. Hizmet edebilmek için çırpınıyor. Sigortalıların sayrıevi kapısındayığılmalannı önle- miş, uygar ülkelerdeki gibi, saatinde muayene edil- melerini sağlamış sayrıların (hastaların). Poliklıniklerden istenen her çeşit laboratuvar ince- lemelerinin sonuçları aynı gün veriliyor Etlik'teki bu sayrıevınde. Sağınların (hekımlerin) klınik tedavi öncesi, sağın- ların muayehanelerine gitmeleri önlenmiş... (Devlet Bakanı Yıldınm Aktuna, muayehane açmayan sa- ğın için, "kolhoz ıneği" derdı. Bilal Sert, kolhoz ine- ği gibi çalışıyor, yanındakiler de öyle). SSK Yönetım Kurulu, perşembe günü toplanıp Doç. Dr. Bilal Sert'ın görevinden alınıp alınmayaca- ğı konusunu karara bağlayacak. Uyarı görevımi ya- payım dedim! B U L M A C A SEDAT YAŞAYAN SOLDAN SAGA: 1/ Londra'da, her- kesın istediğı gıbi nutuk attığı ünlü park. 2/Japonlara özgü çiçek düzen- leme sanatı. 3/ Çıplak toprak... Taş ya da mer- merden oyma me- zar. 4/ Etılen gıbi yapısma başka bir kök sokulabilen karbonlu hıdro- jenlerıngeneladı. 5/ Olumsuzluk belırten bir önek... Tıp dılınde "bere" anlamında kullanılan söz- cük. 6/ Çekinme. razı olma- ma... Fayda. kâr. 7/ Mecbu- ri. 8/ Ingilizce "bay" sözcü- ğüniin kısa yazılışı... Hazır. 9/ Bir çalgıyı doğru ses ver- mesı için ayarlama... Nor- veçlı kâşif Thor Heyer- dahl'ın. eskı Mısırlıların Amerıka"ya gittiğını kanıt- lamak için papirüsten yaptı- gı ve ikinci seferınde başanya ulaştığı teknenın adı. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Zevki. hayatın amacı olarak benimseyen öğreti. 21 Bir denız taşıtının devrilerek ters dönmesi. 3/ Mısra... Güzel sanat. 4/ tlave... Demırin sımgesı... Yunan rakısı. 5/ Alt ga- gasında derıden kesesi olan irı bir kuş. 6/ lpekten sanm- tırak dallı nakışlarla işlenmış bir tür beyaz kumaş... lslam- lıktan önce Kâbe'de duran üç puttan bin. 7/ Yol... Akaju da denilen büyük bir ağaç. 8/ Datça Yanmadası'ndakı ün- lü antık kent... Şarkı. türkü. 9/ Satrançta bir taş... Karade- niz kıyısı halkının gıydigi paçalı potur.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog