Bugünden 1930'a 5,492,510 adet makale



Katalog


«
»

Cumhuriyet İmtivaz Sahibi: Berin Nadi Genel Yayın Yönetmenı. Orhan Erinç 0 Genel Yayın Koordinatörü: Hikmet Çetinkaya 0 Yazıi^lerı Mudürlerı: Ibrahim Yıldız (Sorumlu). DinçTayanç 0 Haber Merkezı Müdürü: Hakan Kara 0 Görsei Yönetmeır Fikret Eser Dış Haberler Ergun Balcı 0 Istıhbarat: Yalçın Çakır 0 Ekonomı Bûlent Kızanbk 0 Kültiır Handan Şenköken 0 Spor AbdülkadirYücelman •Makalcler Sanıi Karaörcn • Çe\ın Sevfettin Turhan • Düzeltme: Abdullah >a/ıcı# Bilgı-Belge. Edib«Buğra 0 Fotoğraf Erdoğan Köseoğlu Yayın Kurulu İlhan Selçuk (Ba$kan). Orhan Erinç, Okta\ Kurtböke. Özgen Acar. Hikmet Çetinkaya. Şükran Soner. Ergun Balcı. Dinç Tayanç, İbrahim Yıldız. Orhan Bursalı. Mustafa Balba\. Ankara Temsılası Mustafa Balbay 0 Haber Müdürü. Doğan Akın Atatürk Bulvan No: 125. Kat:4. Bakanlıklar-Ankara Tel: 4195020 (7 hat). Faks: 4195027 0 Izmır Temsılcısı: Serdar Kıak. H. Ziya Blv. 1352 S. 2 3 Tel: 4411220. Faks: 4419117 0AdanaTemsilcisi:ÇetinYiğenoğlu,lnönüCd. 119 S.No:l Kat: I. Tel: 3522550. Faks: 3522570 Müessese Müdürü. Erol Erkut 0 MEDYA C: 0 Yoneiım Kurulu Koordınatör Ahmet Konılsan 0 Başkanı-Genel Müdur- Gülbin Er- Muhasebe: Bülent Yener • tdare: duran 0 Koordınaıor Reh» Ijıt- HüseyinGürer#tşletme:Önder man 0 Genel Müdur Yardımcısr ÇeUk'0 Bılgı-lşkm: Nail İnal 0 Mine Akdağ 0 Halkla Ihşkıler Bılgısayar Sıstem. Mörüvet Çiler Müduru \urten Bcrksot ^ a>ımla>an *e Basan: Yenı Gün Haber Aıansı. Ba*ın \e Yaymcılık A Ş. Turkocai Cad 39 41 Cağalojlu 34334 1si PK246 lstanbul Tel (0 212ı 512 05 05 (20 hatl Faks (0 212)513 »5 95 5 A Ğ U S T O S 1 9 9 5 t m s a k : 4 . 1 4 G ü n e ş : 5 . 5 6 Ö ğ l e : 1 3 . 1 7 t k i n d i : 1 7 . 0 8 A k ş a m 2 0 . 2 4 Yatsı: 2 1 . 5 9 M E D Y A C T e i 51407 53-51395 80-513 8460-61. Faks 5H8466 Jenerikli ilk reklam filmi • Haber Merkezi - Marmara Bira'nın yeni reklam filmi 2 dakika 32 saniyelik süresi ve filmin bitmesinden sonra çıkan jeneriği ile Tiirk reklamcılığına yenilik getiriyor. "Taşkın ile Aşkın' adını taşıyan reklam fılminin ilk bölümünde Metin Akpınar. Berna Laçin ve 100'den fazla oyuncu yer aldı. Select Reklam Ajansı tarafından hazırlanan filmin yönetmenliğini Çağatay Karaçizmeli. metin yazarlığını Bülent İlterberk, müzik direktörlüğünü ise Ömer Ahubay ve Hakan Özer yaptı. Reha Muhtar Interstar'a geçti • TV Senisi - Pazartesi gecelen TRT 1 'de yayımlanan "Ateş Hattı' programının yapımcısı ve sunucusu Reha Muhtar Interstar'a geçti. lnterstar televizyonundan yapılan açıklamaya göre Muhtar. eylül ayından itibaren her hafta kuruluşa program hazırlayacak. Pirinç tanesi kadar otomobil • TOKYO (UBA)- Japon 'otomobil de\ i" Toyota dünyanın en küçük otomobilini üretti. Pirinç tanesi (4.78 milimetre) büyüklüğündeki otomobil alüminyumdan yapılmış ve 1936 model Toyota-Sedan tipinde. Otomobilin 0.67 milimetre boyundaki üç voltluk motorunda hareketli beş parça bulunuyor. Mikro makineleri temsil eden bu minik araba büyüklüğündeki araçlann gelecekte atardamarlan temizlemek için kullanılabileceği bildiriliyor. Patch-VVork yarışması • ANKARA (ANKA)- Patch-vvork (parça işi) dalında Türkiye'yi uluslararası düzeyde temsil eden tek kişi olan Nuran Konuralp. bu kez de 1 -6 Kasım 1995 tarihlerinde ABD nin Houston kentinde düzenlenecek Uluslararası Patch-VV'ork Sergi Yarışması na katılarak "Renkkrin Kreşendosu" adlı eserini sunacak. Özdemir'den müzik dinletisi • Haber Merkezi - Rumeli Hisan Konserleri kapsamında Uğur Yücel'le üç gün program yapan Muzaffer Ozdemir. yann saat 20.00"de Evrensel Kültür Merkezi'nde "Çok Mızraplı Bağlama' adını verdiği bir dinleti verecek. Biletler Evrensel Kültür Merkezi'nin lstanbul lstiklalCaddesı212/6'daki binasından elde ediiebilir. Ali Koçman'la burjuva olmak, medya, biraz da ekonomi, siyaset, demokrasi üzerine söyleşi 4 Halk tribünde, hep seyircF•Ali Koçman'a göre medyanın durumu Türkiye için en ciddi siyasi sorun. Kamuoyuna olaylan aktarmak, halkı bilgilendirmek yerine, devleti yönetmeye talip. Bu, demokrasinin işlemesi açısından büyük bir boşluk. rejim açısından da büyük bir tehlike. Türkiye'de bir menfaat dayanışması cephesi oluşmuş bulunuyor. Toplum böyle bir boşluğu göremiyor, bir siyasi sorun olarak farkında değil ya da aldatılıyor. •'Burjuvazi diye bir şey yok' diyen Ali Koçman, Atatürk'ün milli burjuvazi yaratmaya çalıştığını, çok partili döneme geçişle burjuvazinin tamamen yok olduğunu, dinozor gibi bazı tek tek kişilerin kaldığını söylüyor. Koçman, Türkiye'nin en değerli burjuva kişilerinden birinin Mehmet Ali Aybar olduğuna inanıyor. Burjuva değerler edinilmeden gerçek sosyalist olunamayacağını savunuyor. ŞÜKRAN SONER Ali Koçman'la. ağırhkla "Türkiye'de burjuva ol- mak", yaşam üzerine, cu- martesi günü havasına uy- gun. biraz dinlendirici, bi- raz eğlendirici bir söyleşi yapmayı düşlemiştim. Kim kimi daha çok yön- lendirdi bilemiyorum. ama sonuçta bu söyleşi eğlence- li, dinlendirici değil. çok fazla ciddi. ama bence okunmaya. üzerinde düşün- meye değer oldu. Var olup olmadığı, niteli- ği tartışılan Türk burjuvazi- sinin, parası ile değil, kim- liği ile öne çıkmış isimlerin- den biri olan Ali Koçman'la daldan dala söyleşimize geçmeden önce, kendi an- latımı ile kısa bir yaşam öy- küsünü verelim.. 1943 lstanbul doğumlu. Varlıklı bir ailenin çocuğu. Hiç para sıkıntısı çekme- miş. Yurtdışında eğitim yapmış. Aile alışkanlıklan ile bağlantılı. çok küçük yaştan bol bol seyahate çık- ma şansını edinmiş. Lise yıllanndan itibaren tiyatro etkinliklerinden başlayarak siyasete kadar her alanda sosyal yaşamın içinde. ilgi- li biri olmuş. Siyasete. o yıl- larda ailesi şiddetle karşı çıktığı için atılmaya cesaret edememiş.. Daha çok, gözlemci Ancak bütün bunların kendisi üzerinde yaptığı bi- rikimi. yararlan sonraki yıl- larda algılamış. Hiçbir par- tiye girmemiş, ancak 1980 sonrası uzunca bir dönem TÜSİAD Başkanı olarak. ailenin işletmelennde son- radan yönetici sorumlulu- ğunu üstlenmiş bir kişi ola- rak. ister istemez bütün ya- şamı ekonomik. sosyal. si- yasal gelişmelerin içinde ol- muş. Bugün. aile şirketleri- nin başında. babasına duy- duğu saygı nedeni ile elin- den geleni yapmaya çalışa- rak, aktif bir başka görev i olmadan. ancak yaşama da- ir her şeye ilgisini sürdüre- rek, kenarda, daha çok göz- lemci olduğunun altını çizi- yor. Geçmişi değerlendirirken "lyi veya kötü, renkli bir TÛSİAD Başkanı oldum. Göle maya çalındığı bir dö- nemde başkanlık yaptım" diyor. Özel sektörü tek ba- şına para toplayıcı değil, de- mokrasinin faziletleri içine sokma çabası içinde oldu- ğunu. kavga ile zafer elde edileceğine inanılan birdö- nemde görev yaptığını anla- tıyor. Liberal-sosyalist ça- tışmasının olduğu bir dö- nemde Avırıpa standartlan- nı. askeri yönetim zamanın- da izin verildiği ölçüde sa- vunmaya çalıştıklannı söy- lüyor. Bugün TÜSİADjn. ılke- leri belli, kurumlaşmış. araştırmalar yapan ciddi bir işveren örgütlenmesi oldu- ğunu belirtiyor. Ancak üret- tiği politikalann kamuoyu- na. objektif. önem ve anla- mına uygun yansıdığı kanı- sını taşımıyor. Çok önemli bulduğu med\ a üzerine, dü- şüncelerini. kaygılannı açıklamaya geçiyor.. "Medyanın durumunu Türkiye'nin en ciddi siyasi sorunu olarak göriiyorum. Kamuoyu devleti vönetmeye talip oluyor. Objektif haber- cilik, olaylann yansıtılması gerçekleşmhorsa bu de- mokrasinin ciddi bir boşlu- ğu olur. Rejim açısından bu tehlikelidir. Toplum böyle bir boşluğun, siyasi sorunun farkında mı. değil mi. alda- tılıyor mu? Yanıtlayamr>o- rum-" diyor. Ali Koçman, bu noktada, medyanın karşısında. hal- kın konumuna da geçiyor. Özetle şöyle devam ediyor: "Demokrasi açısından rum. Bundan bir başka sonuç da çıkıyor. Demek ki 1980 öncesi tepkilerde birkaç>üz bin kişinin yönlendirilmesi ile oluyordu. Bu da çok ha- zin bir şey. Ben en büyük sorunu, de- ğişik seslerin, görüşlerin se- sinin du\ulmaması olarak görüyorum. Örneğin kendi örgütümTLSİAD'ın.haklı- haksız eleştirileri, anlamı ve önemi ölçüsünde kamuoyu- na >ansımı\orsa, aynı şekil- de bütün değişik düşünce ve çıkar örgütleri için böyle olumsuz bir tablo \arsa. eleştiri hakkı kamuoyu ara- cı ile susruruluyorsa. deni- zin oksijeni biter. Bu çok cid- di bir sorundur." Koçman. muhalefetin se- sini yükseltme işlevi olan hesi oluştuğuna inanıyor. Bu dayanışmanın Türkiye- de medyayı yönlendirdiği gibi. siyaseti de güdümlü kıldığı. kitleyen birnoktaya geldiğini söylüyor. Bunun ekonomiye yansımasının ıse sanayileşme yerine ran- tın büyük gelir getirdiği. ge- lir dağılımının çok fazla bo- zulduğu bir düzen olduğunu belirtiyor. Halkın durumuna ilişkin soruyu yanıtlarken ise şun- ları söylüyor: "Tribünde hep sevirci ol- duğu anlaşıldı. Tribünden saha\a inmez. Bu durumun sosyolojik, ciddi araştırma- lannın yapılması gerektiği- ne inanıyorum. Biz demok- rasinin hem mutluluk. hem de acı veren. bedeli olan bir rejim olduğunu halk olarak ruz. Hemen "Burjuvazi di- ye bir şey yok" diverek söze giriyor. Zengin olma ile bur- juva olma arasında en kü- çük bir ilişki bulunmadığı- nı, kendisine göre Türki- ye'nin yetiştirdiği en kıy- metli burjuva kişilerden bi- rinin Mehmet Ali Aybar ol- duğunu söylüyor. Ata- türk'ün milli burjuvaziyi yaratmak için çaba göster- diğini. ancak çok partili ya- şama geçiş yıllanndan son- ra bu ilk olumlu gelişmele- rin hızla yok olduğunu. bu- günlere hiçbir şeyin kalma- dığını savunuyor. Dinozor gibi. birkaç burjuva varsa. onlann zorla yaşamaya ça- lıştıklannı belirtiyor. Burjuva kültürünün çok ciddi bir eğitimle, çok zor kazanılabileceğinin. şekilci Biz demokrasinin hem mutluluk, hem de acı veren, bedeli olan bir rejim olduğunu halk olarak tatmadık. Sadece siyasetçimiz bunu biliyor. Halk düşüncele- ri, hakları için bedel ödeyerek, devamlı mücadele ederek yaşaması gerektiğini, demokrasinin böyle bir yaşam biçimi olduğunu bilmiyor. y y çok fazla tehlikeli bu du- rumda. lüzunıundan fazla hassasiyetini kaybetmiş, tep- kisiz bir toplum içinde yaşı- yonız. Halkın kaderciliğin- de suç genellikle 12 tylül'e atdıyor. Ben buna pek katı- lamıyorum. 9.5 mih/on nü- fuslu, 17 yıl asker diktasın- da kalan bir Şili örneği var. Şili'de tepki hiç durmadı. Bizüe askeri darbeden 15 yıl geçmiş, hâlâ askeri yöneti- min baskısı devam ediyor. Bunu izah edemi\ orum. Sa- dece halkın her şe> e çok tep- kisiz kaldığını. çok çabuk te- sir altına girdiğini göriiyo- kamuoyu. medyanın. bugün tam tersi bir işlev yaptığına inanıyor. Medyanın teknik olarak çok etkisiz olduğu yıllarda, örneğin bir Akis dergisi yayını ile. herkesin her şeyi öğrenme. bilme olanağını elde ettiğini anla- tıyor. Bugün ise pek çok özel televizyon kanalı ileet- ki altında olan halkın. bun- lann tarafsızlığı, güçler dengelerini yansıtmamalan durumunda. Türkiye'nin si- yasi buhranlara gebe oldu- ğunu düşünüyor. Koçman, Türkiye'de bir menfaat dayanışması cep- tatmadık. Sadece siyasetçi- miz bunu bilhor. Halk dü- şünceleri, haklan için bedel ödeyerek. devamlı mücade- le ederek yaşaması gerekti- gini, demokrasinin böyle bir yaşam biçimi olduğunu bil- miyor. Türki>e'nin gelişme- yi engelleyen çok fazla soru- nu var. Bence bunlann en önemlilerinden biri nüfus patlaması. Eğitilememiş genç nüfusla övünen, dar kafalı bir siyaseti ben hiç an- la\amıyorum." Koçman'dan bu arada burju\azinin durumunu, ne yaptığını öğrenmek istiyo- bir yaşam tarzı olarak da al- gılanmasının çok yanlış ol- duğunun altını çiziyor. Kla- sik müzik yerine hicaz ma- kamdinleyen, fasulye seven çok nitelikli bir burjuva ola- bileceğini, iyi bir solcu ol- mak için de burjuva kültürü almanın bir zorunluluk ol- duğunu düşünüyor. Burju- va kültürü alarak sosyaliz- min erdemine inanmış bir kişide özverinin söz konu- su olduğunu. yokluk nede- ni ile sosyalizmi seçmiş bir kişinin ise kolayca, çıkara bağlı olarak inancından dö- nebilecegini anımsatıvor. Türkiye'de pek çok şey gibi, burjuva kültürünün de temellerinin sağlam olma- dığını belirterek "İstan- bul'da ciddi bir burjuvazi ve burjuva olmanın gereği tep- ki olsaydı. lstanbul bu hale getirilebilir miydi? Biz an- cak dertleşecek kadar bir yerlerdeyiz" diyor. Gerçek burjuva değerleri almaktan çok, para kazanmanın bir aracı olarak da görülse. bu- gün resim gibi sanatlara ve- rilen değerlerin, müzikte sponsorluğun. her şeye rağ- men bazı olumlu gelişme- Ier ve adımlar olduğunu söylüyor. Gerçek bir burjuva tanı- mını yaparken ise "Siyasi tercihi bir yana. doğru ve haklı olan her çıkışa saygı duyabilen, Nâzım Hikmet ve Ahmet Haşim'i takdir edebilen, saplantısız ve zen- ginlikle ilgisi olma>-an bir ya- şam tarzı seçebilmiş. ger- çekten kürrürlü bir insan.." diyor. Karamsar tablo Türkiye'ye ilişkin çizdi- ği karamsar tabloda, birışık göstermesi istenince de "Bütün ümit, ekonomideki liberalizmin. siyasal libera- lizmi de getireceği beklenti- sinde. Godofyu bekler gibi bunu de bekliyoruz. Batı bu değişimdeçok acılı > ülar ya- şadı. Aynı vahşi dönemden geçmemeyi diliyoruz" şek- linde konuşuyor. Türkiye gündemi masaya yatınlmışken, radikal fs- lam, şeriat, Kürt sorunu, Türkiye'yi kuşatmış çok boyutlu tehditler de atlana- mıyor. Ali Koçman, tslamcılann sorununun, kendilerine çağ- daş yaşama uygun, demok- rasiye yaklaşmış bir siyasi model yaratamamış olmak olduğu kanısını taşıyor. Şe- riat ve çeşitli tslam ülkele- rındeki ilkel dikta yönetim modelleri ile İslamiyetin gelişemeyeceğini. kendine geçerli bir siyasi model ya- ratabilmeleri halinde ise hiçbir gücün iktidarolmala- nnı engelleyemeyeceğine inanıyor. Koçman, globalleşme. yeni dünya düzeni adı altın- daki bugünün gelişmelerin- de. dünya ölçeğinde gelir dağıhmı. kaynaklardan, bil- giden yararlanmada büyük bir eşitsizliğin doğduğunu kabul ediyor. "Ancak şuan- da tek bir düzen var. Bazı ül- kelerde yaşanan çarpıklık- lara karşı kamuo\u görev yapıyor. Bazı ülkelerde de o düzenin savunuculuğunu. bekçiliğini yapıyor" diyor. Dünyada ve ülkemizde bü- yük bir değerler karmaşası ve bunun sonucunda da çok vahşi bir insan haklan ihlal- leri süreci yaşandtğını be- lirtiyor. Kürt sorunu başta. bütün sorunlara çözüm üretirken, duygularla değil, akılla, Türkiye'nin doğru yerde ol- ması kararlılığı içinde, çözüm arayışında "sağ- duyu" diliyor.. Akkuyu 'Nüldeeri sevmeyenler' bir araya geldi ÜMITOTAN İZMİR-Yeşiller.çevre- ciler, anti-nükleerciler. "hormonlu domates gibi çocuklar" istemeyenler, nükleer santrallara karşı Akkuyu'da yöre halkıyla bir araya geldi. Yöredeça- dırlı kamp kuran anti-nük- leerciler, cumartesi ve pa- zar günü gerçekleştirecek- leri nükleer şenlikle başta yetkililer olmak üzere tüm kamuoyunu nükleer sant- rallara karşı uyaracaklar. Yörenin 27 beİediye baş- kanı da yaptıklan ortak açıklamayla eylemcilere destek verdi. Dünya Dostlan Derneği öncülüğünde gerçekleştiri- len etkinliklere tüm sanat- çılar. yazarlar. gazeteciler çağnldı. Amaç, "Nükleer santrallara mahkûm mu- yuz"u tartışmak. "birukte konuşmak. birtikte tartış- mak, düşünceyi parlatmak. ka\ ramları tartışılmayan yönleriyle de tartışarak açı- ğa çıkarmak" olarak açık- landı. Kimilen geri geri yü- rüyerek kimilen bisikletle- riyle günler öncesinden yollara düşerek Akkuyu'da buluştu. Anti-nükleerciler, ihale aşamasındaki bir nükleer santralı durdurmanın, inşa- atı başlamış bir santralı durdurmaktan daha kolay olduğunu belirtirken, Dün- ya Dostlan Derneği kuru- cu üyesi Nesrin Timur, "Yaşama sahip çıkmaya kararlı olanlar, Akdeniz'de ya da dünyanın herhangi bir yerinde nükleer santral istemeyenler, yaşanabilir bir dünya özleminden vaz- geçmeyenler olarak Akku- yu'dayız" dedi. Yöre bele- diye başkanlan da yetkili- lere yaptıklan tüm baş\u- rulardan sonuç alamadık- lannı. kendilerine sorulma- dan. yöre insanına karşın hiç kimsenin Akkuyu'ya santral yapamayacağını söylediler. Akkuyu günlüğü Ülkemizde nükleer sant- ralla ilgili gelişmelerin 30 yılı bulan serüveni ıse satır- başlanyla şöyle: 0 Nükleer sanrralle ilgi- li fızibilite etütleri 1967-70 \illan arasında yapıkİL Ça- hşmalar sonuçsuz kaku. • 1971 yılmda TEK bünyesinde Nükleer Sant- rallar Dairesi kuruldu. • 1974 yılında Akku- >ıı'da 600 MW"lik bir nük- İeer santralın 1983'te hiz- mete girecek şekilde inşası- na karar verildi ve TEK'in programına alındı. fhale sonucu Aseo Atom firması seçildi. ancak görüşmeler kesüdL • 1983 yılında firmala- ra yeniden 'yap-işlet-dev- ret' modeline göre çağn yapıldı. Kanadalı AECL firmasının Akkuyu'da, ABD'li General Elecrric firmasının Sinop'ta santral kurması istendi. 1990 yı- lında da Arjantin'le kısa süreli görüşmeler yapıldı bunlar da sonuçsuz kaldı. • 1987 yılmda TEK Nükleer Enerji Dairesi ka- patıldı. 2010 a dokikj nükleer santral • 7. Beş yıllık Kalkın- ma Planfnda 2010 yılına kadar iki nükleer santralın kurulması yer aldı. • 1992 yılı aralık ayın- da 7 nükleer santral firma- sından teklifistendi. Ancak bundan da vazgeçildi. • Nükleer santrallany- la başa çıkamayan ve bu durum kendi bilim adamla- nnca da doğrulanan Hin- distan. nükleer santrallar konusunda danışman ola- rak seçildi. • 13 Ocakl994'te Tür- kiye Elektrik Kurumu. Ak- kuyu Nükleer SantralTnın müşavirlik hizmetleri için yerli ve yabancı fırmaları teklif verme>e çağırdı. • 26 Nisan 1994'te 18 konsorsiyumun katıldığı tekliflertoplandı. 26Ekim 1994'te Güney Koreli fir- manın yer aldığı konsorsi- yumun ihaleyi kazandığı açıklandı. 0 Greenpeace ve Türk anti-nükleerciler Anka- ra'da TEK Genel Müdür- lüğü önünde yaptıklan ey- lem sonrası gözaltına alın- dı. Eylemciler mahkcnıeye çıkanldı, yargılandı, beraat etti. S~~l ok şükür, beyni yormadan ya- t şamanın sırlan bir bir çözülü- 3 ^ yor. Bilim dünyası insanlara bu konuda da eşsiz yardımlar yapı- yor. Özellikle şimdiki gibi sıcak ha- valarda 'beyin yorgunluğu' denilen illet. insana musallat olabiliyor. Beyin yorulunca da insanlar işle- rini abuk sabuk yapmaya başlıyor, söyledikleri birbirini tutmuyor, din- lediklerini anlamıyorlar. Dünya biraz da bundan kanşıyor. Yalnız bu çalışmalar 'çokgizli' tutul- duğu için gazetelerde. dergilerde ya- yımlanmıyor. televizyonlarda hiçbir programda yer almıyor. Çok gelişmiş ülkelerde yürütülen bu çalışmalar azgelişmişlere uygu- landığı için de kimselerin haberi ol- muyor. ışte 'Mesela Dedik' ekibi zahmet- li araştırmalardan sonra bu çalışma- lan özel kaynaklanndan öğrenmiş bulunuyor ve -ilk kez- kamuoyuna açıklıyor. Beyni yormadan yaşamak için bu- lunan çareler tek değil. birden çok yol var. En iyisinden başlayalım. Omurilikle yaşamak en iyisi... eyin yorgunluğunu önleme- nin garantili yolu 'omurilikle vaşamak' oluvor. Bu yöntem- de beyin denilen çetrefil organ hiç devreye girmiyor. Dünyanın hiçbir derdiyle uğraşmıyorsunuz. Hiçbir şey sizi ilgilendirmiyor. Gazeteyi elinize alınca kuponunu kesip geri kalanını çöpe atıyorsunuz. Kitap okumaktan vebadan kaçar gi- bi kaçıyorsunuz. Yazıyla uzaktan ya- kından hiçbir ilgi ve alakanız olmu- yor. Televizyonu açıp trene bakar gibi bakıyorsunuz. Hiçbir zaman hiçbir şeyi hiçbir yanıyla 'düşünmüyorsu- MESELA DEDİK ERDAL ATABEK Beyni yormadan yaşamalı.. nuz'. Kendiniz düşünmediğiniz gibi, düşünen birini görürseniz çok kızı- yorsunuz. Beyniniz zinde \e izinde oluyor. Bütün derdiniz yemek. içmek \e yatıp uyumak oluyor. Zahmetiniz de tuvalete gitmekten ibaret kalıyor. Böyle sade bir hayat süren 'omu- rilikle yaşayan kişi'ler çevrelerinde çok seviliyor, 'kendi halinde etliye sütlüye kanşmayan vatandaş' olarak takdiredilivor. Komşulan çocuklan- na böyle kişileri 'örnek' olarak gös- teriyor. Devlet büyükleri de böylelerini çok seviyor. çok beğeniyor, herkesin böyle olmasını istiyor. Böyle kişiler de büyükleri ne derse onu dinliyor, ne isterse onu yapıyor. Bu kişilerin beyinleri çok değerli oluyor. Hiç kullanılmamış beyin ola- rak hep sıfır kilometrede durdugu için de değeri yüksek bulunuyor. Yapılan çalışmalar 'en huzurlu.en rahat hayat' garantisini omurilikle yaşayanlar için \eriyor. Ne yapalım ki sizin şansınız yok. Arabeyinle yaşamak da idareeder O murilikle yaşamayı becere- meyenler için 'arabeyinle yaşamak' yöntemi önerili- yor. Bu yöntemde beynin sağ ve sol lopları devreye sokulmuyor. arabe- yin denilen küçük parçayla idare edi- liyor. Böyle yaşama başansını gösteren- ler kendini hep arada kalmış bulu- yor. Onu dinliyor, ona hak veriyor; bunu dinliyor, buna hak veriyor. Böy- leleri ara rejimleri çok seviyor. Tar- tışmasız çatışmasız, sessiz sedasız, düşünmesiz kanşmasız yaşamaya bayılıvor. Böyleleri tarafsız olmayı çok sevi- yor. Aynı zamanda konuşmasız ol- dukları için ne düşündükleri belli ol- muyor. Içlerinden büyük adam sanı- lanlan bile çıkıvor. Bir şey söylemeleri gerekirse 'kardeşim, ben herkesin huzurunu is- tiyorum, tartışmadan bilmem neden hoşlanmıyorum' diyor ki bu da çok seviliyor. Hiçbir şeyin nedenini dü- şünmüyor, merak ermiyor, aldırmı- yor. Bir şeye kanşmak gerekirse 'ara- bulucu' olmayı seviyor.'Ne önde ol seçil, ne arkada kal ezil" atasözüne uygun olarak hep aralarda bulunu- yor. Bir tartışma olursa bir ona bakı- yor bir buna bakıyor. Bir şey deme- diği için de tartışanlar hep ona anla- tıyor. Böyle böyle hakem yerine ko- nanlan bile oluyor. Böyle yaşayanlann beyinleri "ikin- ciel beyin' sayılıyor ki, bu da piyasa- da çok geçerli. Beyninizi tatile gönderin... akıyorsunuzkibuikiyöntem de size uymuyor. Ne yapsanız beyninizi çalışmaktan alıko- yamıyorsunuz. Size söyleyelim ki durumunuz hiç iyi değil. Bu durum- da beyniniz giderek yoruluyor. Kitap okumaktan vazgeçemiyorsunuz de- ğil mi? Hiç iyiye alamet değil. Gazete okuyor, ama kuponlarla ilgilenmi- yorsunuz. Bu da kötü belirtilerden. Televiz- yon programlannı seçiyor, ara sıra da kapatıyorsunuz. İyiye işaret ermiyor. Durumunuzun acil yardıma ihti- yacı olduğu kesin. Araştırmalar bu durumda ne yapılacağı üzerinde çok duruyor. Azgelişmiş bir ülke vatandaşının beyninin çalışması çok kötü sonuç- lar doğurabiliyor. Onun için de for- mül. 'beyni tatile göndernıek.' Siz tatil yapamıyorsanız 'beynini- zi tatile gönderin.' Bakın ama görme- yin. Görün ama düşünmeyin. Düşü- nüyorsanız 'aman, bana ne' deyin. 'Bana ne' diyemiyorsanız 'sana ne' deyin. Bunu da diyemiyorsanız 'ona ne' deyin. Beyninizi tatile gönderip omurilik işlevleriyle ilgilenin. Bu da yemek, içmek, uyumak. seks demektir. Bakın bu seks meselesi çok iyidir. Beyni tatile göndermeye bire bir ge- lir. İyi seks nedir. nasıl yapılır, güçlü erkek nasıl olur. çıldırtıcı kadın ne demektir? Bunlar az meseleler mi? Beyninizi tatile gönderip bunlarla uğraşın. Üzülmeyin, herkes öyle yapıyor.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog