Bugünden 1930'a 5,492,510 adet makale



Katalog


«
»

5 AĞUSTOS 1995 CUMARTESİ CUMHURİYET SAYFA KULTUR 15 4 9 . A V I G N O N F E S T İ V A L İ ' N D E N N O T L A R : Doğıüıı gözlerle 'Tartuflfe' DUŞUNCEYE SAYGI EMRE KOYUNCL'OĞLL 49. Avignon Festivali 7 ve 30 temmuz tarihleri arasında gerçekleşti. Bu yı! ana programda 53 ayn gösteri 21 farklı me- kânda sunuldu. Gösteriler, eğitim prog- ramlan. müzik dinletileri ve panellerle bir- likte A\ıgnon'da 23 gün içinde 342 akti- vite gerçekleştirildi. Avignon Festivali'nin (ana programı- nın) bu yılki bütçesi 40 milyon 606 bin frank. Geçen yıl bütçesi 44 milyon frank- mış. Bu yıl ülkenin yaşadığı politik deği- şiklikler ve parlamentoda aşın sağin güç- lenmesi bütçenin biraz daha düşmüş ol- masının sebepleri arasında gösteriliyor. Yine de bu yılki festival bütçesinin yüzde 26"sını Fransa Parlamentosu kendi bütçe- sinden, yüzde 25'ini Kültür Bakanlığı. yüzde 27'sini Bölge Bakanlığı ve yüzde 17"sini Avignon Belediyesi üstleniyor. Festivalin; bilet ve hediyelik eşya satışla- nyla bütçesinin eksiğini tamamladığı gi- bi. 30 milyon frank kadar bir kân oluyor. Bu yılın teması, güncel politikaydı Festival programının seçiminde sanat- sal nitelik, tiyatro sanatına yeni ve farklı bir soluk getiren yaklaşımlar ve festivalin her yıl kendisine seçtiği tema ile oyunlar arasındaki bağlantı dikkate alınıyor. Bu yılın teması 'Güncel Politikaydı İ982'de Avignon Festivali'ne ek olarak düzenlen- meye başlanan OFF programda ise bılin- digi gibi hiçbir seçim söz konusu değil. Bu yıl ceşitli ülkelerden katılan toplam 385 ti- yatro grubunun ve 1400 sanatçı için tek şart geliş gidiş. yeme içme. yatma. mekân kiralama, ışık kiralama. teknik donanım kiralamaya yeterli paranın olması. Dünya tiyatrosuna açılmak için çok önemli bir adım olan A\ignon Festivali'nde gösteri yapmak için küçük büyük tüm tiyatrolar sponsor destekleriyle bu yüklü paralann üstesinden gelebiliyor. Bu arada. hiçbir Türk tiyatrosuna rastlamadığımı belirtme- liyim. Avignon, Türkiye'de pek alışık olmadı- ğımız bir tiyatro cenneticehennemi.. Oteller. hoteller. moteller. yurtlar. kiralık evler. odalar, si^risinekten geçilmeyen kamplar bile hepsi çok önceden kapatıl- mış. Zaten normal bir izleyici olarak "_gi- dip bir festival oyunu izieyeyim'" demek, bıraz imkânsızı zorlamakîa eşdeğer. Sıra Hint kültfiründeydi Avignon Festivali'nde bu yıl Hindistan tiyatrosu ve dansına kapsamlı bir yer ay- nlmıştı. Festival"de 1992'de Latin Ameri- ka. 1994 yılında da Japonya tiyatrosuna yer verilmesiyle Avnıpa kültürünün ya- bancı olduğu köklü tiyatro kültürlerinin Avignon"da kapsamlı tanıtımı başladı. Bu yıl ise sıra Hint kültüründeydi. Hindis- tan'dan iki tiyatro oyunu. birçağdaş Hint dansı gösterisi ve 3 tane de otantik dans gösterisi yer aldı. Bir de Hint kültürünü tüm incelikleriyle sunan dans. şiir ve re- sim birlikteliğiyle gerçekleşen bir perfor- mans oldu. Festivalin ilk günlerinde yankı uyandı- ran gösterilerden biri 13. yüzyılda Ital- ya'da güvenliği tehlikede olan Papa için inşa edilen \e Avignon'u Katoliklerin merkezi haline getiren Papa"mn sarayın- da yer alan Pina Bausch'un Wuppertal Dans Tiyatrosu ile gerçekleştirdiği 'Cafe Mûller ve Le Sacre Du Printemps' ('Kafe Mûller ve Bahar Ayini') oldu. Bu iki gös- teri de Pina Bauch'un yeni koregrafileri değil. llki diğerinden daha geç. 1978'de ilk kez sahneye konmuş. 'Kafe Miilkr',daha Hindistan tiyatrosu %e dansına kapsamlı bir yer aynlmıştı. F ransızlann dünyaca ünlü yönetmeni Adriane Mnouchkine'in kurucusu olduğu Theatre du SoleiFle sahneye koyduğu iki gösterisi de basın ve tiyatro çevreleri tarafından büyük ilgi ile karşılanan festival oyunlanndandı. T| ^"nouchkine'in Avignon'un surlan l\/ğ dışında havaalanına yakın bir sirk çadırı JL F \ X benzeri bir mekânda sahnelediği dört saat süren 'Tartuffe' ile ilgili en önemli nokta, Moliere"in komedi türündeki bu metne sıkı sıkıya bağlı kalarak sert bir politik eleştiri yüklü bir oyun sahneye koymuş olması. Yankı uvandıran gösterilerden biri Pina Bausch'un gerçekleştirdiği "Kafe Mûller' ve 'Bahar Ayini'oldu. çok bireyin iç dünyasının izdüşümlerini çok çarpıcı sembollerle ve sesin ve be- denselenerjininyükselmeleri \edurağan- lığıyla yakaladığınız güçlü bir koregrafi. 1975'te ilk kez sahnelenen 'Bahar Ayini' ise Bausch'un neredeyse dans tiyatrosu anlayışının nasıl zamanla değiştiği ve bel- li bir çizgide derinleştiğini görebilmek için oldukça iyi bir ömek olan. önceki dö- nemlerine ait ancak çok başanlı bir 'koro' koreografisi. Bu gösteride beden dilinin. çoğunluğun kendi içlenndeki uyumunun ve çok sade bir dekor seçimiyle (tüm sah- nenin kumla kaplı olması ve dansçılann kumda dans etmeleri) ne kadar güçlü sah- ne resimleri yaratılabileceğinin örneği ve- riliyordu. Sahnedeki gösteri Stravins- ki'nin müziğinin ne üstünde ne de altında kalıyordu. Dansın müzikle, dansçılann birbirleriyle vekoregrafinin temel düşün- ceyle uyumu sahnedeki büyüyü yaratıyor- du. Kendisinin de dans ettiği 'Kafe îi\vA- ler'de Bausch'un. her zaman kullandığı ama eskitemediği ve her koreografisinde farklı zenginliklerini yakaladığınız san- dalye. masa kullanımı. sade elbiseler ve abartılı renklerden oluşan kostümlerin kontrastının kullanımı. çıplak tene yükle- nen anlamlar. tümüyle teknik dansa yöne- lik hareket seçimleriyle dans olmayan. güncel hareketin tekrarlar üzerine kurulu birlikteliği gibi görür görmez 'Pina Ba- usch' diyebileceğiniz özeliklerin üzerine bu sefer Bahar Ayini'y le tam bir karşıtlık oluşturan içe dönük bireysellik vardı. Başdansçının düşünsel ve duygusal gölge- si olan dansçılar. kendini saydam duvar- lara vuran, vurdurtan dansçılar. döner ka- pıdan çıkama\anlar. sandalyelerle kaplı tüm mekânı biri koşarak biri dağıtarak sü- rekli mekân içinde farklı mekânlar yara- tanlar. tekrarlar. tekrarlar ve takıntılar... Dünya dansında ve tiyatrosunda \arat- tığı ekolle büyük birçığıraçmışbu sanat- çıyı izlemek çok heyecan vericiydi. An- cak şunu da belirtmek gerekir ki öncülük ettiği dışavurumcu dans ya da dans tivat- rosu ekolünü günümüzde Bausch'un ken- di öğrencileri onun bıraktığı yerden alıp başkaaçılımlaradoğruyolaldılar. Bunlar- dan bir tanesini geçen yıllarda Cemal Re- şit Rey Konser Salonu'nda izledik. Su- sanne Linke. O yüzden Pina Bauschu iz- lemek üstün bir teknikte. temizlikte ve kaynağından birbelgesel izlemek gibi gel- di bana. Ve bu belgeselden oldukça etki- lendım. CMaylar Cezayir'de geçiriyor Fransızlann dünyaca ünlü yönetmeni Adriane Mnouchkine'in kurucusu olduğu Theatre du Soleil'le sahneye koyduğu iki gösterisi de basın ve tiyatro çevreleri ta- rafından büyük ilgi ile karşılanan festival o\unlanndandı. HeleneCkous'un 'LaVü- te Parjureou Le Reveildes Erinyes" v e \lo- liere'in 'Tartuffe'u. Mnouchkine'in Fran- sa "da ilk kez sahnelediği 'Tartuffe'u izle- me olanağım oldu. A\ ignon'un surlan dı- şında havaalanına yakın bir sirk çadırı benzeri bir mekânda sahnelediği dört sa- at süren bu oyunla ilgili en önemli nbkta. Moüere'in komedi türündeki bu metne sı- kı sıkıya bağlı kalarak (Mnouchkine ba- sın toplantısında yalnızca iki kelimesini değiştirdiğini söyfedi. onlarda biri biryi- yecek ısmi, biri de bir giysinin adı) sert bir politik eleştiri yüklü bir oyun sahneye koy- muş olması. 'En çok tartışılan oyunum' Yönetmen. olaylan Cezayir'de geçiri- yor. Gösterinin oiacağı salona oyun baş- İamadan 10 dakika önce alınıyorsunuz. kocabirhangargörünümündekialanınor- tasında portatif bir antitaetral Qtuıma dü- zeni oluşturulmuş. önüne de sahne kurul- muş. Otunna düzeninin altı kullanılır bir alan oluşturuyor. Mnouchkine de buradan yararlanmış ve oraya bir Cezayir kurmuş. Aslında Cezayir olmak zorunda değil. Ak- deniz'de herhangi bir Müslüman ülke de olabilir. Oyunculan ilk olarak burada görüyor- *unuz. Bazılan sedirlerde dınleniyor, ba- zılan nargile içiyor. bazılan da makyajla- nnı bitirmeye çalışıyorlar. En ince aynn- tısına kadar Doğulu bir kent. Yerinizi bul- maya yöneldiğinizde bir de fark ediyorsu- nuz ki, sehrin üstüne oturmuş. hikâyesini bekliyorsunuz. Gözlerinizin önünde bir evin bahçesi. Sizde bahçenin içinde otur- muş, bahçe parmaklıklanndaki sarmaşık- lan. yaban güllerini seyrediyorsunuz. Ku- laklannızda çekirgelerin, ağustosböcek- lerinin sesleri. Sahne baştan aşağıya ah- şap. Işık ise. sanki Akdeniz güneşini ha- tırlatıyor. Sıcak, sessiz, öğle uykusuna ya- tılmış. zamanın yavaş aktığı. yapılacak şeylerin çok az olduğu (ya da olduğunu sandığımız) bir yaz günü. Ve altınızdaki şehirden oyuncular çıkıyorlar. bahçedeki çarşafları çeke çeke katîarken, seyyar bir kaset satıcısı geliyor. arabesk müzik bağı- ra bağıra yankılanıyor... Aniden bir eğlen- ce başlıyor. göbek atmalar. birbiriyle şa- kalaşan kızlar, birbirlerini ittire ittire eğ- lenen ihtiyar. karaçarşaflı kadınlar... Mnouchkine'in tiyatroda önemle üze- rinde durduğu konulardan biri dil; sözün kullanımı ve şiirselliği. Oyunda şiirsel bir dilin olduğu ve şiirin ölçülerinedikkat edi- lerek oynandığı hissediliyor. Ancak tem- posu oldukça yavaş. Fransız basınının bir bölümü 'Mnouchkine. Moliere'i katlet- miş'diye eleştirirken, bazılan da yere gö- ğe koyamıyorlardı. Çünkü dil de oyunda- ki me'kânın ruhuna hizmet ediyordu. Ora- da kurduğu şehirde her şey yavaş işliyor- du. Mnouchkine de basın toplantısında açıklıvordu. "En çok tartışılan ve eteştir- menleri iki kurba ayıran nyunom Tartuf- fe" oldu." Doğu, Doğulu gözlerle yansıtümış Sahne düzeni ötesinde oyunu ayncalık- lı kılan yanlanndan bahsetmek istiyorum. Bir Türk, yani hem Doğulu. hem de Batılı biri olarak görmekten rahatsızlık duy- duğum, ama alıştığım bir yüzeysel genel- lemenin Mnouchkine'in oyununda nasıl yok edildiğini gördüm. Bir Batılfmn Doğu'yu anlamadan 'kendi kafasuıdakT büyülü Doğu kültürü fantezısını yaratıp, sunması çok alışık olduğumuz Batı'nın Doğu'ya ya da kendi kendine hayranlığı. Ancak bu oyunda her ince aynntısına kadar önyargısız, Doğu. Doğulu gözlerle yansıtılmaya çalışılmış ve başanlı olun- muş bir çalışma sergileniyor. Tabii bunun temelinde Mnouchkine'in uzun süre Cezayir dahil olmak üzere Doğu'da Theatre du Soleil'le yaşamış ol- ması da yatıyor. Ancak Mnockhine'in Doğu'yu. Doğulu gözlerle keşfini iz- lemek, sanatının evrenselliğine inanmak- laeş. Bunun yanı sıra böyle sert bir politik eleştirinin hıç de politik tiyatroyla bağlan- tısı olmadığını, aile içinde geçen biroyun- da belki de yalnızca bir sahnedeki bir seçimle de, -bu da beklenen Tartuffe'un radikal Islamcı kimliğinde elinde kesil- miş kellelerle geliyor olması- çok şeyler anlatılabileceğini göstermesi bu oyunu hayranlıkla izlememe neden oldu. Aynca. 30 yıllık bir geçmişi olan Theatre du Soleil müzelik olmak ya da kendi dili içerisinde gününü yakalamak bir yana. sanatın gerektirdiği biçimde herkesten önde gi- den ve zamanına ışık tutan bir evrensel- liği yakalayabilmesi. onu diğer tiyatrolar arasından çekip çıkaran öğelerdendi. Uluslararası istanbul Tiyatro Festivali'nde bu oyunu görebilsek ne iyi olur demek geliyor içimden. Sonra da Theatre du Soleil'in kasesini düşünüyorum, herhalde oldukça yüklüdür. Zaten o dekorun yal- nızca gelme sorunu yeter. YAYINEVLERtNDEN YENİ KİTAPLAR YAPIKREDI YAYINLARI: Cogito Dizisi "Mıttlak". Abbe Pierre-X. Jacquard. "Se\gi Üstüne ". Ortega Gasset. "Piyasa Güçleıi \e Kiresei Kalkınma '\ Rence Prendergast- Frances Stevvart "DopıAmıpa'da Öze/leştinııe". Çev:Tank Demirkan. "Yeni Toplıım Gön'işü", Robert Owen. "FelseVıım Çağnsı", Nermitygur. "Yapısal Durgunlüklar". Edmund S. Phelps. "Kan Dtnası". Artnn Ünsal 'Yok Felsefesi". Gaston Bachelard. Marksızm \\ Form ". F. Jameson. "Herakleitos la Buhışma". Çev :Samih Rifat. "KusırC'zenne". Greimas. ")~ın Kummı • Rus Biçımcıkrinin Merinleri ".J«kobson. Jletişim Dizisi "Radyo Der&ri ". Mkhael Kave - Andryvv Poppervvel. "TV'tçm Yccnak", Gerald Krtsev. Kazııin Taşküit Klasik Vapıtlar Dizsi "Sirte Kıyısf, JuBen Gracp. "Ak Ştytan ". John >Vebster. "Cenel Dilbilim Soı-unlan", Emile Benveniste. Bilimsel Âruştınnani' Mantıgı", Karl Poppet "Doıı Kişot", Cer\antes. lmphitn>on ", Heihrih\bıKJeisl. "İç Deney ", G«rges Bataifle. "Bir Kadmi' Porvesi". Henry Janvs. "Yanık Nj'al 'in Sagcı" Anonım. "tVasıvmn Eoca ". Perte\ Naili Borat». Özel Dizi Hikrnef Ont. Kıymet Giray Salı Toplantdannın Kitaplan : /- Teoıinin Avnasmdun Götiinen ftvtik: Sosyal Bilimler 2- El. Dil. Ğöz. Kıılak: lletişim Işim 3- Anatomi Deısleri: Osmanlı Kültürii 4- Karşıdan Karşıya Geçerken Sanal Osmanhda İkiDa\a. Vaşar Şahin AnıL lspanya Deften. Orhan Peker. Bihük Dil Kılancıı. Nijat Özön. Tüi'kçe Sozliik. .\li PüsküUüoğluJmVıar ve Tervkki Alhünıii. Haz: Zafer Toprak. Evliya Çelebı Seyahatnumesi İstanbul Cildi. Haz: Orhan Şaik Gökyay. Eveıvsi Kitabı. Nasuh Mahruki. Seçme Portre Dizisi: "llhan Komaıı". Haz: Sema Lçuk. "KısaHayat Öykiirn ". Abidin Dino. Haz: Ferit Edgü." Kırk Yılda Bir ". Gökhan Akçura. Tiyatro Dizisi "Bi'nükSıılıan "Cenantes. KÜLTÜR • SANAT S İ N E M A L A R . . . S İ N E M A L A R . . . S İ N E M A L A R •Küçük KadınlarGilhan Amstrong'un yöneniğı filmde Louisa May Alcott'un romanından uyarlanan filmde \\'ınona Ryder. Gabrie Byme. Trıni Al\-arado, Samantha Mathis Kirsten Dunst. Claire Danes. Christıan Bale. Susan Sarandon oymıyoT\ar.(Kadıköy Sanat Merke-J338 90 76, Bakırköy Avşar 583 14 97, Erenköy Apollon 362 51 00, Pendik Oscar 390 09 69, Beyoğlu Lale 249 25 24, Harbiye As 247 63 15) •Düşme Noktası John Bedham'ın yönettıği filmde başrollen Wesle>' Snipes ve N'ancy Butler oynuyorlar. (Beyoğlu F//aj 249 01 66, Kadıkör Moda 337 01 28, Teşvikiye AFM230 94 37, ' Aksaray Yıldıt 589 61 39) • Erkek Yok, Problem Yok Filmde Uhoopie Goldbera başrolde. (Bakırköv Avşar 583 14 97,HarbiyeAs24?63 15) • Salak ile Avanak adlı filmde başroide Jim Carrey ve Jeff Danıels oynuyor. Filmin yönetmeni Peter Farelly. (Kadıköy Süreyya 336 06 82, Beyoğlu Atlas 252 85 ?6. Altunizade Capitol 310 06 16, Osmanbey Gazi 247 96 65, Bakırköy Renk 572 18 63. Etiler Akmerkez 282 05 05, Maslak Mövenpick 285 06 95, Etiler Pariiement 257 78 22, Pendik Güney 354 13 88) •Aşk ve Zekâ . Einstein'ın yeğenine uygun damat adayı buima çabasını konu alan filmde başrolleri \Valter Matthau. Meg Ryan ve Tim Robbins paylaşıyor. Filmin yönetmeni Fred Schepısı Afltıınizade Capitol310 06 16, Beyoğlu Atlas 252 85 76, Osmanbey Gazi 247 96 65. Etiler Akmerkez 282 05 05, Maslak Mövenpick 285 06 95. Kadıköy Bahariye 414 35 05. Bakırköy Renk 5 7 2 18 63,TeşkiyeAFM 224 05 05. Beyoğlu Pera 251 32 40) • Kötü Dostlar Damıan Harris'ın filminde başrolleri Ellen Barkin ve Laurence Fıshburne paylaşıyor. (Beyoğlu Fitas 249 93 61, Erenköy Apollon 362 5100 Csküdar Odeon 310 98 69, Aksaray Yıldız 589 61 39) •Delicesine Diane Kursy'nın filminde başrolleri Anne Parillaud ve Beatrice Dalle pa> laşıyorlar. ( Ç. Tas Şafak 516 26 60, Şisli Site 24769 V) • Venüs Deltası Zalman King'in yönettiği film. Anais Nınin romanından uyarlanmış. (Aksaray Yddız 589 6139) H Nostradamus Roger Christian'ın yönettiği filmde Nostradamus'u Tcheky Karyo canlandınyor. Filmde Amanda Plummer. Julia Ormond \e Murray Abraham başrolleri pay laşıyor. (Şişli Site 247 69 47, Bakırköy Avşar 583 14 97. Kadıköy Broadnay 346 14 81) • Masumiyetin Bedeli Heywood Gould'un yönetmenlığını üstlendiği filmde başrolleri Joanne W halley Kilmer. Armand Assante. Gabrıel Byme ve William Hurt paylaşıyorlar. (Bakırköy Avşar 583 14 97, Altunizade Capitol 310 06 16, Beyoğlu Emek 293 84 39, Kadıköy) Kadıköy 337 74 00, Şişli Kent 241 62 03, Etiler Parliament, 257 78 22, Ataköy Prestij 560 72 67, Ç. Taş Şafak 516 26 60, Maslak Mövenpick 285 06 95) • Satılık Kadın Kann Hovvard ın yönettiği filmde başrolleri James Remar. Valentina Vargas. Hannes Jaenicke paylaşıyor. (E.Akmerkez 282 05 05, Teşvikiye AFM 224 05 05, Beyoğlu Fitaş 249 0166) • DÖnÜşYok Martın CampeU'm yönettiği filmde başrolleri Lance Henriksen, Stuart"Wilson paylaşıyorlar. (Beyoğlu Fitaş 249 01 66, Şişli Kent 241 62 03, A.Capıtol 310 06 16, Bakırköy Avşar 583 14 97, Etiler Akmerkez 282 05 05, Maslak Mövenpick 285 06 95) •Vahşi Doğu Tatlı Bat Filmin yönetmeni Peter Markle. Başrolleri John Candy ve Richard Levv is paylaşıyorlar. (Kadıköy Broadtvay 346 14 81, Beyoğlu Lale 249 25 24, Baktrköy Incirli 572 64 39, Şişli Site 247 69 47, Ç.Taş Şafak 516 26 60) •Tarayıcı John Flynn yöettiği fiilmde başrolleri Edward Furlong ve Frank Langella paylaşıyorlar. (ŞişliSite 247 69 47, Bakırköy tncirli572 64 39, Ataköy Prestij 560 72 66, Kadıköy Reks 336 0112, Ç. Taş Şafak 516 26 60, Beyoğlu Sinepop 25111 76) •Hız Tuzağı filminde Keanu Reeves başrolde. (Avcılar Standard 695 56 45) 293 89 78 (3HAT) UMUDA EZGI Metin-Kemal KAHRAMAN 5) isUnbuBum D Dtennama 2) gittin gktoii 3)d>Km 4) afkoisun 5) •krnak, şarap, sen va ben/f*lsaf« 6) kalanların ardından "Renklerde yaşamak seninle Diyelim ki mavide Diyelim ki mavide gökyüzünün denizle buluştuğu çizgide" Yapım: ADA Yajincılık ve Müzik Dağıtım: Şahin Plak, ÎMÇ 5. Blok 5471 Unkapanı-tSTANBUL Tel:0212 513 98 24-519 08 58 Fax: 0212 520 84 42 U**ım: Ş>l» PUk, MÇ S. Bkk »71 U>kaf_ISTANBUL Td BU SU*14-S»«SI Fn«u aaua "Umuda Ezgi dördüncü albümünde Yavuz Bingöl ve Nihat Aydın'ın yorumlan ile başarıh bir grafık çiziyor" Yapım: ADA Yayıncılık ve Müzik Dagıtıın: Şahin PUk, fMÇ 5. Blok 5471 Unkapanı-İSTANBUL TrI:O212 513 98 24 - 519 08 58 Fax: 0212 520 84 42 MEMET FUAT Bayağılık Insanlarda 'beğeni' denilen bir duygu var, bir yeti. Bir şeye bakıp güzel ya da çirkin diyebilmek için bu duygunun gelişmiş olması gerekiyor. '8eğen/'nin Sözlük'teki açıklaması şöyle: 'Güzeli çirkinden ayırma yetisi.' Osmanlıcası Arapçadan alınma bir sözcük: 'Zevk'. Türkçede de yaygın olarak kullanılıyor. Ama'zevk'in başka anlamlan da var: 1. biy. Tadım. 2. Hoşa giden durum, tat. 3. Hoş va- kit geçirme, eğlenme... Bir de işte: 4. Güzeli çirkinden ayırma yetisi, beğe- ni. Yıllar önce, Kitaplar dergisini çıkarırken Abdülbâ- ki Gölpınartı'dan kısacık bir yazı almıştık. Bir kitap üzerine söylenmiş birkaç tümce. Gözden kaçmış ol- malı diye düşünerek yazıdaki 'zevka tapar' sözünü 'zevke tapar' diye düzeltmiştim. Çok kızmıştı Abdül- bâki Gölpınarlı. O sondaki k' kalın okunurmuş, 'zev- ka' yazmak gerekirmiş. Oysa herkes sözcüğü Türk- çedeki okunuşuna göre kullanıyordu. Bugün düşünüyorum da, 'zevka' yazdığınız zaman sözcüğü benimsememiş, dilinize yedirmemiş, kullan- sanız da, Türkçeye aykırı gelen söylenişiyle dışarda tutmuş oluyorsunuz. Ataç yabancı sözcükleri özellikle alındığı dildeki gi- bi yazar, italik dizdirirdi. Örnekse 'aksiyon' yazmaz, 'acf/on'yazardı. Abdülbâki Gölpınarlf nın böyle bir amaç güttüğü- nü sanmıyorum. O herhalde yabancı sözcüklerin doğru aktarılmasını istiyor, Arapça bildiği için de son- daki Vyı kalın okumakta zorlanmıyordu. Her neyse, 'beğeni' sözcüğü dilimize yerleşti, çok kullanılıyor, ama Sözlük'te bulunmayan bir anlam üstlenerek. Örnekse şöyle deniyor: Bilmem kimin yaprtı büyük beğeni kazandı. 'Beğeni'nin yerine 'zevkr \ koyup okuyalım: Bilmem kimin yapıtı büyük zevk kazandı. Hiçbir anlamı olmayan bir söz... Oysa, söylenmek istenen şu: Bilmem kimin yapıtı çok beğenildı. Düpedüz söylerseniz olmaz, ille böyle kıntılacak... Ama bu kullanılış öylesine yaygınlaştı ki, Sözlük'te 'beğeni'ye bu anlamını da eklemek gerekiyor. Dilimizde 'beğeni' karşılığı bir de Italyancadan alın- ma 'gusto' var. Bunu daha çok moda dünyasında- kiler kullanıyor. Beğeni, zevk, gusto... Insanda doğuştan gelen bir yeti değil beğeni. Olu- şumunu doğuştan gelen bazı nitelikler etkiliyordur mutlaka. Aynı çevrede büyüyen iki çocuktan birinin beğeni yetisi öbüründen daha fazla gelişebiliyor. Ay- nı çevrede büyüyen kardeşlerin beğeni yetileri ara- sında da büyük ayrımlar görülebiliyor. Insanın oluşumunda denetlenmesi olanaksız pek çoketkinin kesiştiğini biliyoruz. Güçlü güçsüz, olum- lu olumsuz, kalıcı, geçici bir sürü etki. Onların kesiş- tiği noktada ise öbür insanlarla birtakım özellikleri paylaşan, ama kimseye benzemeyen bir 'insan' çı- kıyorortaya... Güzellik duygusu doğuştan gelen sinirsel dizgeye sonradan nasıl işleniyor? Çevredeki güzellikleri izleyerek. Zekâ, algılama gü- cü, duyular, hepsi işin içinde. Doğa bastınyor, insanlar bastırıyor, topluluklar bas- tınyor. Şu güzel, şu çirkin... Alabiîdiğinizi alıyor, bir beğeni geliştiriyorsunuz... Kötü, orta, iyi, çok iyi, olağanüstü... Beğeniler tartışılmaz deniyor. Tek tek insanlar için öyle, topluluklar için de öyle, her zaman, her yerde geçerli saltık bir güzellik yok. Hele sanat alanına girince, 'estetik' çirkinliği de alı- yor kapsamına, onun da tadını çıkarıyor. Peki, bayağılık ne olacak? Nedir bayağılık? Düşüncelerin, duygulann, davranışların incelikten yoksun olması. Sıradanlık. Sanınm bilgisizlik, ortalamayı anlamadan taklit et- mek de var içinde. Geçmişin sanatsal güzelliklerini bugünün araç ge- reçlerinden yararlanarak taklit edenlerin yarattıklan bayağılıklan, çarşı işi denilen mobilyalan sergileyen dükkânlarda doya doya izleyebilirsiniz. Beğenilerini geliştirme olanağı bulamamış kimse- lerin evlerini saraylaştıran bu bayağılık örnekleri, çe- şitli kuruluşlar eliyle. kamunun ortak kullandığı alan- lara da yansıtılmaya başlandı. Geçmişin sanatsal güzellikleri ile taklitleri arasın- daki ayrımı görememek için insanın çok bilgisiz, hiç eğitim görmemiş olması gerekir. Oysa beğeni duy- guları gelişmemiş bu kimselerin bulundukları yerte- re diplomasız gelinmiyor... Aile çevresiyle, okullarıyla, eğitimimizin çok yeter- siz kaldığı bir gerçek, çocuklarımızı iyi yetiş- tiremiyoruz... Akbank resim kursları kültür Servisi - Resim ve Heykel Müzeleri'nde yaz döneminde yapılan etkinliklere 12 yıldan beri 6-16 yaş arasındaki çocuk ve gençler katılıyorlar. Akbank Kültür ve Sanat Müdürlüğü Plastik Sanatlar Uzmanı Semiramis Sokul. 26 haziran - 15 ağustos arasında yapılan etkinliklere bu yıl 160 öğrencinin katıldığını söyledi. Çalışmalarda çeşitli yaş gruplanna göre eğıtici olarak Akademili ressam ve öğTetmenler Berna Erkin. Fatoş Beykal. Ünay Kızıltan. Dilara Gürses, Meryem Ancan ve Fuat Acaroğlu yer alıyorlar. Bu etkinliklerde yapılan resimler Resim Heykel Müzesi Halil Dikmen Galerisi'nde 19 - 26 ağustos arasında yapılacak sergide halka sunulacak. MESAM olağanüstü kongre yapıyop Kültür Servisi - MESAM'ın olağanüstü kongresi bugün saat 13.00"te Spor Yazarlan Cemiyeti salonunda yapılacak. Toplantıyla ilgili olarak Genel Sekreter Dursun Karaca şu açıklamada bulundu: "Türkiye Büyük Milkt Meclisi'nde yeni değiştirilen 5846 sayılı yasanın bazı maddeleri ışığı altında olağanüstü kongreyi yapacağız. Üye sayımızın devamlı artması ve en güçlü isimlerin MESAM'a üye olmalanyla yönetim kurulu üye sayısını da artırmak istiyoruz. Kongrede sürpriz ve ünlü bazı isimlerin listeye gireceğini sanıyorum" dedi. Ege'den Akdeniz'e Mavi Uygarük Kültür Servisi - Akbank. Gürol Sözen'in "Ege'den Akdeniz'e Mavi Uygarlık" adlı kitabını yayımladı. Sanat tarihçisi, ressam ve yazar Gürol Sözen, anı tarzında kaleme aldığı bu kitapta. doğa ile tarih. şiir ile mitolojiyi bir araya getiriyor. Türkçe ve lngilizce olmak üzere toplam 5000 adet basılan kitap. Akbank Kültür ve Sanat serisinin 60. kitabı oldu.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog