Bugünden 1930'a 5,447,563 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 22 AĞUSTOS 1995 SALI 10 DİZl YAZI 'Kâbe'de sinekler beni ısırmadı'- Anılarını/a dönelim. 'Küçük Dün- yam' başlıklı anılarınızın bir yerinde (s. 137) Kâbe'de herkesi soktuğu hal- de sizi sivrisineklerin sokmadığından söz edivorsunuz. Nedir sizce bunun nedeni? Bir kerametiniz mi var. neden bunu anlatıyorsunuz? F. GÜLEN - (Fethuliah Hoca bu so- rum üzerine Latif Erdoğan'abaktı. Çün- kü Fethuliah Hocanın 'Küçük Dün- yam'başlıklı anı kitabmın yazan Latif Er- doğan'dı. Latif Erdoğan'ın Şemseddin Nuri takma ismiyle yayına hazırladığı bu anı söyleşininbiryerinde. Fethuliah Ho- ca Mekke'ye yaptığı hac ziyaretıni an- latıyor ve kendisini si\ risineklerin sok- madığım anlatıyordu. Bu arada Latif Er- doğan söze girip sivrisineğin bazı insan- lan sokmadığını hatırlattı. Sivrisinek ve- ya tahtakurusunun, tanıdığı bazı kişile- re gelmedığini anlattı, Hoca da kendisi- ni onayladı). Bahsettiğiniz hususlarda ya ifade eksikliğinden veya karşı tarafa ait kasıttan dolayı yanlış yorutnlara hat- ta hücumlara uğramıştır. Evvela ben ken- dimi müminlerin en hakin gördüğumü çeşitli vesilelerle hep tekrar ettim dur- dum. Kendime keramet ızafe etmem mümkün değil. Zaten orada şahsıma de- ğil, Kâbe'ye ait bir özelliği (veya buna keramet denecekse bir kerameti) dile ge- tirmeye çalışıyorum. O dönemde insan- lar Kâbe'nin etrafını çok kirletıyorlardı. Ve bu sebeple de ortahk sınek kaynıyor- du. Buna rağmen sinekler beni ısırma- FETHULLAİ GÜLEN'İN SERÜVENİ •Insanlar Kâbe'nin etrafını çok kirletiyorlardı. Bu sebeple ortahk sinek kaynıyordu. Buna rağmen sinekler beni ısırmadı. 'Oraya giren emin olur' ayetinin işari manasını ben böyle yorumluyorum. Fakat bu yorumumda hata etmiş olabileceğimi kabul ediyorum. •Rahmetli Cemalettin Kaplan, ilahiyat okurken bu türlü düşünceleri yoktu. Adana'da müftü iken devletle, Diyanet'le arasında bir sürtüşme oldu. Sonra Milli Görüş Teşkilatfna intisap etti. O sırada Iran'a gitti. Işte ne olduysa Cemalettin Hoca'ya ondan sonra oldu. dı. Şimdi burada ben. 'Beni ısırmadı' derken, benden başka herkesi ısırdı de- miyorum. Sadece vakayı kendimde mü- şahade ettiğım ıçin bunu söylüyorum. Zaten bir başkasına da onu sineklerin ısınp ısırmadığını soracak halim yoktu. Bununla beraber kendimde gördüğüm bir vakayı umuma teşmil ederek Kâbe'de hiç kimseyi sinek ısırmaz. zannediyorum. 'Oraya giren emin olur'ayetinın ışari manasını ben böyle yorumluyorum. Fa- kat bu yorumumda hata etmiş olabilece- ğimi kabul ediyorum. Kabul etmeyece- ğim bir şey varsa, o da sineklerin ısırma- masının bana ait bir keramet olduğudur. Sonra böyle bir meselenin laboratuvan burası değil ki ben bunu burada ispat edeyim. Hep beraber Kâbe'ye gider ve orada meseleyi tetkik ederiz. Böyle yap- madan konuşulacak her şey boşuna olur. - Yine aynı anılannızda Türkiye'den adresiniz olmadığı halde bir mektup geldiğinden söz edivorsunuz? (s.137) Bu da mı bir keramet vesilesiydi? F. GÜLEN - Keramet benden çok mektubu gönderen öğrencimde sanıyo- rum. Şimdi kendısi Libya'da ticaret ya- pıyor. Benim Izmir'den öğrencim. Kaym- pederi de Mekke'de ticaret yapıyordu. Be- nim yanımdan geçici olarak oraya gitti. O zamanlar talebemdi, arkadaşlar da ta- nırlar. Böyle bir mektubu gerçekten bi- riyle göndermiş; ama ihtimal, yani beni bulması. Ben onu çocuğun kerametine verdim. O önemli bir zatın çocuğu, çok masum. Hâlâ orada da öyle çok masum. Şimdi kocaman bir çocuğu da oldu. Onun kerametine verdim. Hakikaten başımın ucunda bir mektup buldum. Ben bunu şimdiye kadar da izah edemedim. Bun- ları böyle hatıralar halinde aniatırken bunlann spekülasyonlara yol açacağını düşünmemiştim. Alevilere cemevl - Başbakan Tansu Çiller'le görüşme- nizde Alevilere cemevi yapmaya talip olduğunuz şeklinde bir haber çıktı. Ne oluyor? Nedir bu cemevleri soru- nu? F. GÜLEN - Alevilerle ilgili dunım şu: Eğitim ve kültür faaliyetleriyle uğ- raşan arkadaşlanmızdan, nazım geçi- yorsa, sözüm geçiyorsa gidin şunu ya- pın diye ricalardabulunurum. tstanbul'a gelmeden evvel Hasankaleden hemşe- 'Küçük Dünyam' başlıklı anılarından Kâbe 'de Hoca 'yı sohnayan sivrisinekler "O sıralarda(1968 yılmı kast ediyor) Kâbe ve çevresinin temizliğine bugünkü kadar dikkat edilmiyordu. Harem'in duvarlanna dafti idraryapan oluyordu. Pislik sebebiyle de çok sinek bulunuyordu. Bilhassa geceleri, sinekler ciddi bir şekilde çoğalıyor ve rahatsız edecek oranda insanlara saldırıyorlardu Beş on gün kadar Harem 'den hiç ayrılmamışUm. Buna rağmen bir kere dahi olsun beni sinek ısırmadu Bu durumun sadece bana mahsus olduğunu da zannetmiyorum. Sadece "l'emen dehalehu kane aminen " hakikatını, Harem 'de ne derece şumüllü olduğunu bu hadise sebebiyle daha iyi anlamış oldum. •• Adressiz mektup Mekke 'de Hoca 'yı buluyor "Bu ilk haccıma ait unutamadığım ve hâlâ sırrını çdzemediğim bir hatıram da şudur: Bir arkadaşımın evine (Mekke 'de) gitmiştim. Gece orada kaldım. Sabah vakti kalktığımda yastığımın üzerinde bir zarf gördüm. Czerinde Muhammed .\ur Sungur yazıhydu Açıp okudum. .\ur Sungur, bana hitaben yazdığı mektubunda, 'Kestanepazarı 'nda çok sıkddım. Artık acelegelin' mealinde bir şeyler yazmış. Benim bu eve geleceğimi kimse bilmiyordu. Zaten ilk defa geldiğim bir evdi. Sonra, Nur Sungur bu mektubu nasıl ve kiminle göndermişti? Yastığımın üzerine bu mektubu kim koymuştu? Bu hadiseye de hâlâ hayret ederim." İ S M A İ L N A C A R F E T H U L L A H H O C A ' Y I A N L A T I Y O R Durmadan ağlayan adam K amuoyunda da bilindiği gibi, lslam'ı yozlaştıran tarikatlara ve onlann re- islerine karşı, kendisini kutsallaştınp tabulaştıranlara karşı, öteden beri sert bırmuhalefetim vardır. Fakat itirafet- meliyim ki, "Molla Fethuliah", 12 Eylül 1980 ihti- laline kadar dikkatimi fazla çekmedi. Ihtılalin ilk yıllannda. 1982 yılında, Menemen'de 4 aylık kısa dönem askerlik yapiyordum. Bir gün cami cemaatından bazı arkadaşlar. bana, "İsmail Bey, Ho- caefendi'nin akşam sohbeti var. gelmek ister misi- niz?" dediler Ben de "nerede?" diye sordum. "Müf- tülüğün hemen yanındaki bir evde" şeklinde yanıt- ladılar. Müftülükle bizim 12. Piyade Er Eğitim Alayı birbinne çok yakındı. O tarihte "Hocaefendi'Merinin sıkıyönetım tarafından arandiğını da söylediklerin- den, bu işe benim aklım ermemiştı. Bu akılsızlığına cevaben de. "Nasıl ki Allah. Peygamberimizi Hic- ret yolculuğunda bir mağarada koruyarak, onu Mekke'li müşriklerden saklamış ise, aynen bugün de, bazı veli kullarını düşmanlannın gözü önünde saklar"demışlerdi. Benim böylesi laflara karşı karnımın tok olduğunu bilmediklerinden.gülüpgeçmiştim. lçımdende. "Bel- kj de durmadan ağlayan o gariban adamın bu söz- lerden haberi bile yok; ama her biri üniversite okumuş şu insanlar, hiç mi düşünmezler?" demiştim. Öyle ya. epey gürültü kopa- ran bir yazımda Hacıbay- ram Camıi'nde İnsan Man- zaraları başlıklı bir yazım- da dabelirftığim gibi. avam ve cahil halk. Bekır Dede. Uzun Mehmet. Abdal Mol- la ve Dilsız Nuri gibi cami etrafındaki bazı mecnun kimselerı bile "veli" ılan ederek uçurabihrler. Ama. az-çok lslam'ı tanıy an oku- muş kimseler, bılerek ko- nuşmak zorunda değiller mi? Gerçi bu ve buna benzer sözlerle ilk defa karşılaş- mıyordum. Hatta öyle kı, isminin başında Prof. ünva- nı olan kimi ınsanlar bile, bir başkasını resmen ilah- laştırabiliyorlardı. Örneğin, Halil Necatioğlu takma adını kullanan Esat Coşan, "EhH Sünnet Akaidi" ad- lı kitaba yazdığı önsözde. bakınız kayınpederi M. Za- hit Kotku'yu nasıl tannlaştınyor: "İnsanlann kal- binden geçirdiğini bilir, gelenin sormadan cevabı- nı verir, istemeden ihtiyaç sahibinn muhtaç oldu- ğu şeyi bağışlardı. Gönüllere ve rüyalara tasarru- fu vardı. Bereket gittiği yere yağar, bolluk onunla beraber gezer; en ücra. en kıtİık yerde o gelince ni- met dolardı." Molla Fethuliah Bilindiği gibi. bu ılkel zihnıyeti şirk, yani Allah'a ortak koşma olarak kabul eden Kuran, bakınız ne di- yor "- De ki, Allah'ın dilemesi dışında ben kendime bir fayda ve zarar verecek durumda değilim. Gay- bi bilseydim, daha çok iyilik yapardım ve bana kö- tülük de gelmezdi. Ben, sadece inanan bir milleti uyaran ve müjdeleyen bir peygamberim" (Araf: 188) Yine Kuran. "De ki: Göklerde ve yerde gaybi Al- lah'tan başka bilen yoktur."(Neml: 65)dedikten son- ra, başka bir yerinde şu uyarıyı yapıyor: "- Onlar, Allah "ı bırakıp hahamlarını ve Meryem oğlu Mesih'i ilahlaştırdılar."(Tevbe: 31) Evet. işte yaşadığım bu ılginç olayla birlıkte, "Mol- la Fethullah"ı da izlemeye başiadım. Bir de ne göre- yim, durmadan ağlasa da. bizim Gülen de bu yolun yol- culanndan çıktı. Üstelik, (sahte de olsa) öbürlerinin te- eni asıl ilgilendiren, politikacılanmızm basiretsiz ve sakat tutumlandır. Eğer Islam konusunda aydınlanmak istiyorlarsa, üniversite çevreîerinde yetişmiş pek çok aydmımız var. Ülke olarak geldiğimiz şu noktada, aklı ve bilimi esas alan Kuran'daki İslam'a, dogru ve çağdaş değerîere ihtiyacımız var. Bu konuda, bu aydınlanmızdan yararîanabilirler. ğer böyîe yapmazlar da, tıpkı geçmişteki saltanat yöneticilerinin yaptığı gibi, gerçek bilim adamlannı dışlayıp, rüyalarla yatıp rüyalarla kalkan, kendisinde gaybi kuvvetier vehmeden mollalan ön plana çıkanrlarsa; toplumu, yeniden sorguianmamış tarihsel dinin kucağına atarlar. Bugün "Ihmh tsîam" diye ABD'nin de desteklediği bu çarpık zihniyetin yeniden ihyası, Islam toplumlan için felaket olur. vazusunu da bir yana bırakarak. ılahı bir korunma al- tında olduğunu. bizzat kendisi propaganda ediyor. Bir defa "Küçük Dünyam" -ki hiç de küçük değil- isim- li kitabinda belirttiği gibi, sülalesı Peygamber sülale- sine dayanıyor. Gerçi, "Bunda ne var, Ebu Lehep de Peygamber'in amcasıydı" diyeceksıniz ama, olay hiç de bıldiğiniz gibi değıldir. Örneğin, sözkonusu ki- tabında, zikrettiği hikmetleri saymakla bitiremezsi- niz. Ben sadece bırkaç tanesini size aktarayım: Düğüne gittiği için ilahi tokat yiyor(sa: 44). Cemal Tural'ı övdüğü için, Allah ceza veriyor (sa: 82). Pey- gamber, rüya gören bir arkadaşı aracılığıyla kendısı- ne selam göndererek, "Evlendiği gün ölür ve cena- zesine de gelmem" diyor (sa: 65). Yine bir rüyada. arkadaşlanyla ders yaparlarken, Peygamber kendile- rini görüp hoşnutluğunu Hz. Hatice"ye aktarırken. "Hele birisi, hele birisi" diyer (sa 91). Kâbedeki si- nekler, kendisini ısırmıyor (sa. 137). Bir gün Hac'da. misafir kaldığı evde uyandığında. burada olduğunu bil- meyen Türkiye'dekı bir arkadaşının mektubunu, yas- tığının üstünde buluyor (sa: 137). Daha "Küçük Dünyam"da neler vaaar neler. Eğer bu anlattıklarına ıman etmezsenız, akibetiniz Necıp Ağa'nınkinden farklı olmaz- "Çocukluğumda bizinı kazlarımız \ardı. Ben on- ları çok severdim. Birgün bu ka/.lar. Necip Ağa adındaki çok muhterem, abid, zahid komşumuzun tarlasına girmişler. O da kızmış, kazları bir güzel dövmüş. Baktık bizim kazlar kan-revan içinde. Ki- minin ayağı kırılmış, kiminin gö/ü çıkmış. Onları öyle görünce içinı sızladı, çok rikkatime dokundu. Fakat ne ben ne de evimizden bir başkası tek keli- me söylemedi. Çok geçmedi. Havada bir bulut be- lirdi. Necip Ağa'nın tarlasına öyle bir dolu yağdı ki, bahçede ne var ne yok hepsini aldı götürdü. O da biz de hayret içinde kaldık. Çünki köyde başka hicbir yere dolu yağmamıştı"(sa: 43). işte size Fethuliah dininin özet hikayesi... Bilmem daha fazla konuşmaya değer mi? Devlet erkanıyla olan münasebetlerine gelince, bu- nun bir yönüyle, Fethullah'ı ilgilendiren yönüyle ilgi- lenmek, bana düşmez. Sanınm o, Zaman gazetesi ve çevresini ilgilendırir. Gerçi, bu gazetenin okurlanna armağan olarak dağıttığı iki ciltlik "Rüya Tabirleri Ansiklopedisi". bize bir ipucu veriyor. Örneğin, "Rü- yada hükümet erkanından birisini görmek, şöhre- te, yüksek bir mevkiye ulaşmaya, refah ve saadete kavuşmaya tabir edilir" (cilt: 1. sa: 342) deniyor. Tabıi, kışıoğlunu dünya nimetine garkeden rüya, sa- dece bundan ibaret değildir. "Rüyada küçük bir kız- la cima ettiğini gören kimse, bakire bir kızla evle- nir" (cilt. 1, sa. 170). Yine, "Rüyada kadının tena- sül uzvunu görmek, sıkıntı ve mihnet içinde bulu- nan kimsenin üzüntü ve kederden kurrulmasına, ih- tiyaçlı kimsenin ihtiyacını gidermesine, bekar için evlenmeye, yola gitmeye, şirket kurmaya. sırları açıklamaya, madenlere ve gizli şeylere muttali ol- maya işarettir" (cilt: 2. sa: 422). Neyse. dedım ya, olayın bu yönü beni ilgılendirmez. Esas beni ilgilendiren, poli- tikacılanmızın basiretsiz ve sakat tutumlandır. Eğer Is- lam konusunda aydınlan- mak ıstiyorlarsa. üniversite çevreîerinde yetişmiş pek çok aydınımız var. Ülke ola- rak geldiğimiz şu noktada, aklı ve bilimi esas alan Ku- ran'daki Islam'a, doğru ve çağdaş değerîere ihtiyacı- mız \ar. Bu konuda, bu ay- dınlarımızdan yararlanabi- lirler. Eğer böyle yapmazlar da, tıpkı geçmişteki saltanat yö- netıcilerinin yaptığı gibi, gerçek bilim adamlannı dışlayıp, rüyalarla yatıp rü- yalarla kalkan, kendisinde gaybi kuvvetier vehmeden mollalan ön plana çıkarırlarsa: toplumu, yeniden sor- gulanmamış tarihsel dinin kucağına atarlar. Prof. Faz- lur Rahman'ın da belirttiği gibi. Kuran'ın reddettıği bu dının mümessillerine göre ilım, akılla değil, veli- nin kalbine ınen ilhamla eîde edilir. Bugün "Ilımlı Is- lam" diye ABD'nin de desteklediği bu çarpık zihni- yetin yeniden ihyası, lslam toplumlan için tam bir fe- laket olur. Refah Partisini tökezletmelc Yok öyle değil de, dinı çevreleri hoş tutup partileri- ni büyütmek, ya da Refah'ı tökezletmek istiyorlarsa. konuyu çok iyı bilen bir insan olarak belirtmeliyim ki, yanılıyorlar. Sanıldığı gibi tarikatlann, reklamı yapı- lan bazı din tacıri gruplann, Türkiye'de önemii bir güçleri yoktur. Esas lslami gelişme. bu hurafecı grup- lann dışında cereyan ediyor. Bugün mürtecilerin oy ora- nı, inanın yüzde ikıyi geçmez. Nitekim Refah Partisi. bütün hata ve zaaflanna rağmen. bunlann tasallutun- dan kendisini kurtardıkça, büyümesini de sürdürüyor. Eğer bugünkü Refah. 1970'lerdeki Milli Selamet Par- tısı'nin tankatçı zihnryetiyle hareket etseydi, bu sevi- yeye gelemezdı. Gerçek bu kadar açıkken. günümüz- dekı düzen partilen 30 yıl gerıye, Erbakan'ın başla- yıp da eskittığı noktaya dönüyorlar. Onun için, bunlara tavsiyem. kendilerini yolsuzluk ve suilstimal şaibelerinden anndırarak; özgür bir de- mokrası ortamında bilimsel sentezler, çağdaş politi- kalarüretmeleridir. Yoksa. Saray Mollası Ayetullah Şe- riat Medari'nın. ABD çıkarlan ıle lran Şahı'nı koru- yamadığını, hep birlıkte gördük. rim olan bir mimar var, o geldi bana. Narlıdere'de oturuyor. Ona dedim ki, orada Alevilerin bir cemevi teşebbüsü var. Orada milletvekilliği ve senatörlük yap- mış, görüşûp konuştuğum bir Alevi ar- kadaşım var. Mimar arkadaşıma, oraya bir kültür lokali yapılsa, bir cemevi ya- pılsa, bir arsa bulursanız. dedim. O ar- kadaşımızın çoluk çocuğu da yok. hanı- mı da yok. Haynna yapabilirsen yap de- dim. Henüz arsa işini halledememişler, araştırmaya devam edin dedim. Bir yö- nüyle bu Türk toplumunun iki kesimi. Eğer bunlar vuruşturmak isteniyorsa, birbirine düşürülmek isteniyorsa, en azın- dan bir yani itibanyla vuruşma düşün- cesini kırarsak, ayağınuzın altma alırsak, karşı taraf sallayacağı yumruğu boşa sal- lamış olur, buna meydan vermemiş olu- ruz. Ben, Alevi vatandaşlanmızdan çok ciddi civanmertlik gördüğümü söyleye- bilirim. Çokazını istisnaedebiliriz. tca- bında caminin yanında cemevi de yapa- biliriz. Kimi okumak, kimi düşünmek ıs- tiyorsanız söylersiniz. Diyanet İşleri Re- isi aklı başında insandır. Benim talebe ar- kadaşım aynı zamanda. Aklı başında bir insandır, çok sıcak bakarbu türlü şeyle- re. Destek olabileceğini ümit ediyorum. - Siz, cemevleri ve Aleviler konu- sunda bir mesaj aldınız mı, yoksa tah- mininizi mi söylüyorsunuz? F. GÜLEN -Ben cemeviyle ve Ale- vilerle ilgili düşüncelerimi Sayın Başba- kan'aarzettim. Tabii siyasilerbutürko- nulara olumlu bakarlar. Halktan gele- cek isteklere olumlu bakarlar. Başbakan da Alevilerin kendi partisi içinde yer al- tnasıni ister. - Geçenlerde Alevilerin bir kesimi- nin tzzettin Doğan başkanlığında kur- duğu Cem Vakfı'nın yemeğine sanınm bu amaçla Başbakan iki bakamnı gön- dermişti. F. GULEN - Sıyasiler böyle konula- ra sıcak bakarlarsa, problem olma isti- dadındaki konular problem olmaktan çı- kabilir. Böyle ümit ediyoruz. Ümitleri- mizi dua olarak Allah'a sunuyoruz. Böy- le olsun istiyoruz. inşallah öyle olur. Kavga olmaz, kaba kuvvet olmaz. Diya- log olur. hoşgörü olur. 'Cemalettin Kaplan okul arkada;ım' - Sizin Cemalettin Hoca ile de okul arkadaşlığınız var. Osman Hoca'nın kursunda birlıkte okumuşsunuz. Ce- malettin Hoca'vı tanıdığınızı biliyo- ruz. Cemalettin Hoca gençliğinde na- sıl birisiydi? F. GÜLEN - Rahmetli Cemalettin Ho- ca bizden biraz yaşlıydı. O dönemde bu türlü düşünceleri yoktu. İlahiyat okurken de bu türlü düşünceleri yoktu. Muvvak- katen 1965-1966döneminde de Diyanet İşleri Başkanlığı yaptı, o dönemde de böyle düşünceleri yoktu. Adana'da müf- tü iken hafif bir inhiraf gibi bir şey ol- du. Devletle, Diyanet'le arasında bir sür- tüşme oldu. Sonra Milli Görüş Teşkila- tı'na (yurtdışındaki RP taraftarlannın örgütü) intisap etti. Sonra onu da götü- remedi, bozuşru onlarla. Zannediyorum oesnada Iran'a gitti. Iştene olduysa Ce- malettin Hoca'ya ondan sonra oldu. Bun- dan sonra da kendisiyle hiç görüşme- dim. (Fethuliah Hoca ile söyleşimiz, pasta- lar, çaylar ve meyvelerle sürüyor. Ho- ca'nın rahatsızlığı nedeniyle sık sık tu- valete gitmesi gerekiyor. Ozürdileyerek izin istiyor. Biz de söyleşimize ara veri- yoruz. Ve Fethuliah Hoca'nın çok yakı- nı olarak bilinen Yazarlar Birliği Vakfı yöneticileriyle sohbet ediyoruz. Hoca'nın doktoru olduğunu söyleyen gazeteci ve Yazarlar Birliği Vakfı yöne- ticisi '68'li Dr. Kudret İnal'la konuşur- ken yanındaki kişinın Abdullah Aymaz olduğunu öğreniyorum. Hikmet Çetin- kaya'nın köşesinde adından sık sık söz ettiği Abdullah Aymaz. Çetinkaya, Aymaz'ın Amerika'da ol- duğu ve İsmail Yediler takma ismiyle Za- man gazetesinin ABDtemsilciliğini yap- tıginı yazıyordu. Onu karşımda görmek, benim için ilginç bir rastlantı olmuştu. Hemen kendisine Çetinkaya'nın bu ıd- diası konusunda ne düşündüğünü sor- dum. Aymaz, İsmail Yediler takma adıy- la temsilcilik yaptığını doğruladı. Ve Türkiye'ye yeni döndüğünü belirtti. Bu konuşmamızdan birkaç gün sonra Ay- maz'ın ismi, Zaman gazetesinin genel ya- yın müdürii olarak künyede yer aldı. Ab- dullah Aymaz. Çetinkaya'nın kendisine neden saldırdığına anlam veremediğini de sözlerine ekledi. "Ne var bunda, in- san takma isimle temsilcilik yapamaz mı" diye sordu. Aslında dikkat çekıci bir durumdu. Gerçekten neden takma ısim kullanıyordu? Bunu, doğrusu ben de me- rak ettim. Hikmet Çetinkaya, Abdullah Aymaz'ın ABD ajanı olduğu için Çin'den sınırdışı edildiğini de yazmış ve bu yüz- den Aymaz'la Çetinkaya mahkemelik olmuşlardı. Vakfın genel müdürü Latif Erdoğan, benim daha önce bir yazımda sözünü et- tiğim kediyi anımsattı ve "Oral Bey, Hoca'ya her şeyi sorabilirsiniz. Hatta kedileri bile sorabilirsiniz" diyerek o yazıma göndermede bulundu. Fethuliah Hoca'nın ÇHP Genel Başkanı Hikmet Çetin ile de görüştüğü haberi gazeteler- de yer alınca bir yazı yazmıştım. Bütün devlet büyüklerinin sıraya girerek Hoca ile görüşmelerine doğrusu anlam vere- mediğimi ifade eden esprili bir makale kaleme almıştım. Bu arada bizim gaze- tede kaybolan minik kedi Mehmet Ce- mil'in akıbetini de Hoca'ya görüştüğü- müzde soracağımı söylemiştim. Şakay- dı tabii. Latif Erdoğan bunu hatırlatın- ca. ben de bu türden sorulanm olduğu- nu ve soracağımı belirttim. Siyasi soru- larbittikten sonra böyle kişisel sorulara geçecektim. Fethuliah Hoca, kibar şe- kilde ozürdileyerek yerine oturunca, bi- zim söyleşi kaldığı yerden devam etti.) Yarın: Mehmet Kutlular'la yolları ayrıldı mı? ANKARA NOTLARI MUSTAFA EKMEKÇİ İğneyi Kendimize... On gün önce, Milliyet gazetesinde, Ankara saynevin- deki olaylarla ilgili üst üste birkaç haber çıktı. Habe- ri, Hülya Aydoğan yakalayıp yazmış, arkadaşlarını da atlatmıştı. Sekiz sütundan verilen haberlerle, ga- zete yönetıcileri şöyle demeye getiriyorlardı: - Biz yalnız promosyon yapmıyoruz, haber de veri- yoruz; bakın, SSK sayrıevindeki dururnu yakaladık, halkın gözleri önüne seriyoruz! Her şey uygun. Kitabına uymuş. Sağınlardan, bu ya- zıları, haberteri okuyanlar üzülmüşlerdir kuşkusuz. Ama, ya kendıleri ya da eşleri, kuponları kesmeyi de unutmamışlardır. Birinde üç kupon, birinde altı ku- pon. Kesmece bunlar! Sağınlann onurlan ne olacak? Kim savunacak on- ları? Türk Tabiplerı Birliği ne yapıyor? Oradaki değer- li arkadaşlarımız, sağın, sağlıkçı haklarını savunmak- la görevli değiller mi yoksa? 11 ağustosta çıkan Milliyet'te başlıklar şöyle: "Bu nasıl hastane?" (sekız sütuna), ait başlıklar: "Ankara SSK Dtşkapı Hastanesi'nin 4 doktoru hakkın- da yolsuzluk, hırstzlık, zoriama ve cinsel taciz" suçla- ması. Bu başlıklar yetiyor, geriye bir şey kaimamış zaten. "Gizli" yazılı yazının girişi şöyle: "Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdühüğü Ma- kamına", Tarih 24.5.1995; Konu: Doç. Dr. Haluk Öz- bay hakkında şikâyet. Girişi de şöyle: "Baştabiplık görevine başladığımdan bu yana Psi- kiyatri Klinik Şefi Doç. Dr. Haluk Ozbay'ın maiyetinde- ki birçok bayan personele yönelik cinsel tacizleri ko- nusunda sözlü ve yazılı şikâyetler almakiayız. Yaztlı şi- kâyetlerden ikisi Teftiş Kurulu Başkanlığımıza ve Sağ- lık Daire Başkanlığımıza iletilmiştir..." Buradan iki şey çıkıyor: Haber kaynağı bu denli açık ete verilmemeliydi. Kimse, gazeteciye haber kayna- ğını soramaz. Gazeteci, haberi yazış ustalığıyla, ha- ber kaynağını saklayabilir, ele vermeyebılirdi. Hülya Ay- doğan, bunu başaramamış, gazetecilik açtsından bü- yük bir açık vermiştir. Bunu gençliğine veriyorum. Gençlik yıllanmın dokuz yılı Milliyet'te geçti, biz böy- le haber yazmazdık! Haberdegeçen "başhekim", benim deyişimle "baş- sağın", görevinden alındı. Görevden alan sosyal de- mokrat Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ziya Ha- Ks. Başsağın Bn. Gülten Özgün. Gülten Özgun'un ye- rine Diyarbakır'dan gelen Gazi Aydın, Diyarbakır'dan geldi, ama Sıvaslı Ziya Halıs'in hemşerısı! Başsağın Gülten Özgün, SSK Dışkapı Sayrıevi'nde bazı iyi şeyler yapmak istiyordu. Ama, sonuçta birçok kişiyi karşısına aldı. Örneğin, muayenehanesi olan sa- ğınlar, karşı çıkmaktaydılar. Hülya Aydoğan'ın anlattığı olaylann çoğu yeni de- ğildi, birkaç yıl öncesinin olaylarıydı. Parça parça ga- zeteierde de çıktı. Açık konuşayım, ben de muayene- hane açılıp, sağınlann saynevinı bırakıp, muayeneha- neterine zaman ayırmalanndan yana değilim. Ama, on- ları "hırsızlıkla" suçlamak usumdan geçmez. Yasalar, muayenehane açma hakkını vermişse, açacaklar, ni- ye açmasınlar? O zaman bu hak verilmesin. Başsağınlar, muayenehanesi olmayanlardan seçi- lir, dedikodu filan olmasın diye. Gülten Özgün, SSK'de kapılan kapatmışöğrendiğime göre, kimseyle konuş- mamış, herkesi aynı kefeye koymuş. Milliyet'te çıkan haberlerı, sağınlar "yargısız infaz" diye nitelediler. Eskı haberler yeniymış gibi ılerı sürü- lüyor diyelim, 3-4 sağın hakkında soruşturma açılryor diye, tüm bir saynevi çalışanı suçlanabilir mi? Sağın- lar, insan içine çıkamayacak mı? Gülten Hanım'ın bir yılı aşkın görevi sırasında hiçbir yolsuzluğu görülme- di. SSK Etlik Sayrıevi Başsağını Bilal Sert'in de öyle. Bu kişiler, değerli aydınlar, sağınlar. Belki de, bu say- nevlerindeki olaylann büyümesini isteyenler, SSK say- nevlerini özelleştirmek isteyenlerdir ne bileyim? Bu iki saynevi de eğitim saynevi, biuralan, hizmet saynevi yap- mak isteyenler mi var? Bir de politikacılar, nedense saynevi başsağınlarını, kendi adamlanndan seçmek istiyorlar. Dışkapı SSK'ye daha önce gelenlerden Er- doğan Bey, Süleyman Bey'in adamı mıydı? Yeni Başsağın Gazi Aydın, gelirgelmez, tüm sağın- lan topladı: - Sorunlannız nedir? Burada, demokrasi sağlanma- mış, ben bunu sağlayacağım! bile dedi, Ziya Halis'in hemşerisi. SSK Saynevleri, Türkiye'deki 25 milyon sigortalıya hizmet vermekte. Yatak sayısı ise Türkiye'dekı sayn- evterinin altıda biri oranında. Sigortalılann çoğunun üye- liği uyduruk; sayn oldukları zaman, eski birtarihle si- gortalı olabıliyorlar, iki milyonluk prımle, masrafı mil- yarlar tutan sayrılıklannı tedavi ettiriyoriar. işverenler, sigorta primlerıni yatırmıyorlar. Uyduruk sıgortalılar- dan bir kişı sigortasını ödüyor, tüm ailesi yararlanıyor! "Cinsel taciz" olayını yazarken, Hülya Aydoğan yaz- dıklannın bir çeşıt "yargısız infaz!" olduğunu düşün- müş müydü? Doçent Haluk Özbay, bacılann (hemşi- relerin) giyimlerine karışıyonmuş. Yazının altı verilme- miş, onun için "cinsel tacız"in nasıl olduğunu anlaya- mıyoruz. Ancak, bilinen bir şey var: Birçok psikiyat- rist, psikolog bacı, saynevinde öbürleri gibi gömlek, üniforma giymezler, giydirilmez bunlara. Saynlar, on- lan bir ev havası içinde görsün istenir. Bir sağın hak- kında, bir mahkeme kararı yokken, onu "cinsel taciz" yapmakla suçlamak, gazeteciliğe yakışmaz! Sayrıevlerinın, sağınlann, başsağınlann sorunları çoktur. Politikacılar gibi, onlar da birbirlerine düşmek- tedirler. Ne yazık ki, onların başında Prof. Nusret Fışek gibi birisi yok. Olsa, böyle mi olurlardı? B L J L M A C A SEDÂT YAŞAYAN 1 2 3 4 5 6 7SOLDAN SA- ĞA: 1/Anadolu'da yüzyıllardan bu yana göçerler ara- sında dokunan bir tür ensiz dokuma. 2/ Düz \e geniş arazi... Manzume. 3/Taşlı,kumluve ekımeelverişliol- mayan toprak... Adlan sıfat yap- makta kullanılan bir yapım eki. 4/ Tümör... Içkıli, çalgıh ve kadınlı eğlenti. 5/ Sıvı durumuna ge- tirilmış havadan elde edılerek ıştk araçlarında kullanılan element... Kokmuş hayvan ölüsü. 6/ Dar. uzun ve hafif bir yanş kayığı... Sivil hava- cılıkta uçuş güvenliği bulu- nan bölgeye \erilen ad. II Sı- nırboyu... Şıırleri şeriataay- kın bulunduğu için 14O4'te densi yüzülerek öldürülen ünlü tasavvuf şaıri. 8/ Ke- miklerin yuvarlak ucu... Akarsu kıyısında bulunan ağaçlık. 9/ Boksta vurulan bir yum- ruk çeşidi... Su yosunu. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Halk dilınde "toplantı" anlamında kullanılan sözcük. 2/ işsız, aylak... Hastalık. dert. 3/ Demiryolu... Ilkel bir si- lah... Molibdenin simgesı. 4/ Gezgin samuray. 5/ Aşık ve bilye oyunlannda kullanılan, içı oyulup kurşun akıtılarak ağırlaştırılmış boyalı kemık... Kısa kepenek. 6/ lçıne çeşit- lı katıklar konarak hazırlanan ve genel likle bayramlarda ko- nuklara ikram edilen bir tür kokulu çörek... Asker. 7/ Ye- mek... Eş, kan. 8/ Bir yerden bir yere gidiş geliş. 9/ Değer- li bir süs taşı... Boks yapılan alan.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog