Bugünden 1930'a 5,440,253 adet makale



Katalog


«
»

31 TEMMUZ 1995 PAZARTESİ CUMHURİYET SAYFA l'r KULTUR 13 New York'ta yaşayan Tayyar Özkan, Cave-Man tiplemesiyle vahşetin sadece görüntü değiştirdiğini vurguluyor Günümüz insaın belld daha barbarFUAT KOZLUKLU NEW YORK-Ülkedeki Türklerin ya- kından tamdığı isimlerden biri olan Ti- muçin Konuksever ile Ressan Süzek ad- lı dostlar. bir iki aydır her telefon konuş- mamızda coşkuyla "Tayvar ÖzkarTdan söz ediyor. tanışmamı isti>orlardı. Onun hakkında anlattıkça anlatıyor, ABD'de ünlenmeye başladığını falan söylüyor- lardı. New York'a gitme planı y aparken Tay- yar'ın eserkri Washington"a ulaştı. Ka- lınca zarftan ilk olarak ABD"nin en ün- lü ve en çok satan dergilerinden "Heavy MetaTçıktı. Derginin sa>falannda Tay- yar Özkan imzasıyla, insanın geçmişin- den yola çıkarak günümüz ve sonrası in- sanlığın komik trajedisinin anlatıldığı "Cave-Man1 " (Mağara Adamı) adlı çiz- giöykü çıkti. Altı yıla yakınbirsüredirNew York"ta yaşayan Tayyar Özkan'm evi, aynı za- manda atölyesi. Her yerde çizgileri ası- lı. Çalışma masası yatak odasına ve mut- fağa bakıyor. Sarmaşık kaplı odasını cı- lız bir ışık aydınlatıyor. Bir de, Rahmi Turan gazeteciliğinden "kara mizah" haberkupürleri. Birduvarda da irice na- zar boncugu. Tayyar Özkan, 1950'lerdeTunceli'den "zorurdu olarak" göç etmiş, nüfus kâğıt- lan "deliklT bir ailenin 1962 Kırşehir dogumlu çocuğu. İlk çalışması ortaokul sıralanndayken okul panosunda çıkmış ve bu da Öz- kan'ın bugünlere yönelik hırsının dönüm noktası olmuş. Gazi Üniversitesi Resim bölümünden mezun. Üniversite eğitimı sırasında, bugün çizgilerine fazlasıyla yansimalan olduğunu vurguladığı "sos- yoloji ve psikoloji"dersleri de almış. Okuldan sonra. 4 yıl boyunca Istanbul pi- yasasında koşturmuş. Cumhuriyet Dergi'de lsmail Gülgeç ile çalışmış. Milliyet Çocuk dergisinin kapaklannı hazırlamış, aynı dergiye çiz- gi roman yapmış. Çok sayıda da kart- postal resimlemiş. Özkan, yılbaşı kartlan ve reklam ajanslarına illüstrasyonlann ardından "Türkiye dışına çıkmayı" kafaya koy- muş. - İnsanın kendini geliştirmesi anla- mında tıkandım. Türkiye'de fazla bir ye- re gjdemeyeceğiıni düşündüm." Tayyar Özkan. "de\ pazar ABD^ye 1989"da gelmiş. İlk yıllannda geçimini grafik, tekstil dizaynı ve illüstrasyonlar yaparak sağlamaya çalışmış. Ancak asıl amacının çizgi roman çiz- mek olduğunu ve firsat buldukça da çiz- meye devam ettiğini söyleyen sanatçı, "Para almaksızın her bir yere eserierimi gönderdim. Kendime de bir işin en iyisi- ni yapabilme konusunda fazlasıyla güve- nim vardı. Çok, ama çokçokçabşüm. So- nunda da kazandım" diye de ekliyor. Özkan, kendisı gibi çizer olan Çinli eşiyle ülkenin en kalabalık ve aynı za- manda en pahalı kentlerinden Nevv York'ta yaşıyor. Yayınevinin belirttiğıne göre, eserleri yalnızca ABD'de değil. Ja- ponya'da da ilgiyle karşılanıyor. Çizgile- ri, evrensel bir beğeniye sahip. - tlk eserin nerede yayımlandı? Para almaksızın lOsayfalıkbireserim yayımlandı ilk olarak. tlk öykümü, "WorW VV'ar 3 niustrated" adlı underg- round bir dergiye verdim. Ancak asıl önemli adımı "Cave-Man" (Mağara Adamı) adlı çizgi öykülerim ile attım. Heavy Metal dergisine sattığım Cave- Man ikı yıldıryayımlanmaya devam edi- yor. - Cave-Man bir karakter mi? İlk Cave-Man'i çizdığimde, önce Ca- ; ve-Man dememiştim. İlk olarak 1993'te Heavy Metal'de yayımlamaya başlayın- ca. daha bir şevk, bir cesaret aldım. Bu- nu bir tip haline dönüştürmeyi düşün- • 33 yaşındaki Tayyar Özkan'ın Cave-Man başlıklı çizgi öyküleri Heavy Metal dergisinde iki yıldır yayımlanıyor. Özkan, 'Vurgulamak istediğim aslında açık; benzer barbar duygular, kılık ve görüntü değiştirerek bugün de yaşatılıyor. Onlann daha insancıl ve daha şefkatli olduğunu, ama günümüzde insanlann belki daha barbar, daha Cave-Man olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum. Cave- Man'in ormanda yaşarken karşılaştığı tehlikelerin şehirdeki ormanda aynı derecede olduğuna inanıyorum' diyor. düm. O günden beri de ufak değişiklik- ler yaparak sürdürüyorum. Aslında bir karakter haline getirme düşüncem yok. Çünkü her öyküde değişik tipleri işliyo- rum. Son kare hep günümüz ve günümüz sonrası celişkilerin anlatıldığı 2-3 sayfa- lık öykülerden oluşuyor. Hiç yazı kullan- mıyonım. Diyalog hiç yok. -Neden Cave-Man? Çevrede çok Cave-Man olmasindan. Özel bir nedeni yok. Sosyolojik yönleri var diyebilirim. O dönemin yaşam tarzı naif geldi bana Oysa insanlann bugün daha barbar olduğunu düşünüyonım. Mağara Adamı'nın yaşadvğı devrin da- ha doğal, isteklerinin anlaşılabilir oldu- ğu düşüncesindeyim. Bugün insanlann doğayı kendileri gi- bi sapıtmaya çalıştıklannı gözlemliyo- rum. Bir de birçok şeyin başlangıcı o za- manlarolduğu için. Din, ırkçılık ve mil- liyetçiliğin nasıl başladığını kendime gö- re kurgulayıp, günümüze nasıl ulaştığı- nı sorgulayıp kafama göre günümüzde- ki çelişkılerini, bunlann nedenlerinin ne- lerolabileceğini ortaya koymaya çabalı- yorum. -Yayımlanan ve hazııiamakta olduğun çizgilere baktığunda bazılannda tecavü- ze uğravan kadın görüyorum. Neden te- ca> - üz edilKor? Belki doğal (!) bir istekten dolayı. Çiz- gimde görüleceği gibi bir kadın. Cave- Men'lerin önünden kaçıyor, yakalanıyor ve tecavüz ediliyor. Sonra da bırakılıyor. Ama son karede onu bırakıp gidenler günümüzün insan- lan... Demek istediğim, günümüzde hâ- lâ aynı barbarlık yaşamakta, aynı vahşet değışmemiş... Elbiseleri. tipleri. çevre düzeni değişmiş ama barbarlık falan ay- nı. - ABD'ye ayak basar basmaz uyum so- nınu yaşamışsmdır sanınm. Çizgilerine İI0 gösterilmesi için ne kadar süre geçti? Ne tür güçlükleıie karşılaştın? Herkesin yaşadığı kültürel şoku yaşa- dım dıyebilınm. Istanbul piyasasından tek farkı yöntem biçimıydi. Piyasada çok fazla iyi çızer olması. büyük bir rekabe- ti de beraberinde getirmiş. Randevu alıp çizgilerimi gösterebilmem bile mucize gibiydi. Aşın yoğun ve acımasız çalışı- tıyor. Çizgi roman piyasası çok daha güç. Nedeni de bu toplumu tanımak gereki- yor. Ben de iki üç sene tekstil piyasasın- da çalıştım. Grafik dizaynı ve birkaç ajansa illüstrasyon yaptım. Bu arada çizgi romana hiç ara verme- dim. 1993 yılında çizgi roman fuanna katıldım. Orda Cave-Man'lerimi bazı editörlere gösterdim. Heavy Metal'in editörüne ulaşıp 20-23 tane Cave-Man gösterdim. Bir iki hafta sonra çalışma- lanm Heavy Metal'de yayımlandı. O günkü duygumu anlatamam... Dergi iki ayda bir yayımlanıyor. Bazen özel sayı- lar çıkararak aylık hale getiriyorlar. Tür- kiye'den Pakistan ve Çin'e kadar herke- sin bildiği bir dergi. - Peki çizgi roman piyasasına geçiş— Daha önce hiç denemediğımiz çizgi roman çahşmamı, Batman ve Superman gibi tiplerin yayımlandığı DC Comıcs'in yan kuruluşu Paradox Press adına yap- tım. Önceleri ufak tefek projeler sipariş ettiler. Ardından büyükleri geldi. Çizgi roman dışında film senaryosu da yazan ünlü isimler Joel Rose ve Amos Poe'nin televizyon dizisi olarak yazdıklan ve da- ha sonra çizgi roman senaryosuna uyar- lanan "La Pacıflca" adlı toplam 282 say- falık çalışmam, bana çok şeyler öğretti. Para kazanmaya da başladım. Genelde Amerika'da hâkim olan "Super Hero" çizgi romanlanna karşı (Superman, Bat- man, Spiderman, X-Man vs.) bugün ar- tık daha Avrupa tarzında. "Graphic No- vel" albüm ve dergiler gelişmeye başla- dı. Benim çizdiğim La Pasifica da onlar- dan biri olma iddiasında. Çok eksiklik- lerine rağmen kitaplann her bir baskısı 60 binin üzerinde sattı. Eylül ayında 15 aylık yoğun çahşmalanmın ikinci mey- vesini alacağım. Üç kitap bir araya geti- rilerek cilt kapaklı olarak yayımlanacak. Kitabın boyutlan 14x20 cm. Bunun ne- deni de yalnızca çizgi roman satan yer- lerde değil, bütün kitapçılarda satılması ve bir kitap olarak alınıp saklanması için. Kitaplann konusu "esrarengiz''-. Kimi- ne göre biraz Alfred Hitchcock,bıraz de- dektiflik, silah, kan ve güzel kadın. - Türk olmanızm etkisini konuşsak— Yabancılığın etkisi oldu tabii... Ancak çok iyi olursanız yabancıhğın dezavan- tajlannı aşıyorsunuz. Belki çizgi roman- da biraz daha entelektüelizm var, ondan dolayı yeteneğe daha fazla önem verili- yor. Benim editörüm 200'ü aşkın kişiy- İe çalışıyor. Ve ben. içlerindeki tek ya- bancıyım. Editörüm çizgilenmden hoş- lanıyor. Onunla kültürel sohbetler yapı- yoruz. Benim gözümle ABD'yi daha fazla açıdan yakalamaktan hoşlandığını söylüyor. Gelen eleştirilerin kendisini mutlu ettiğini anlatıyor. - Tarzın Amerikan mı Avrupa mı? Avrupa tarzında çalışıyordum. ABD'de Avrupa tarzında çalışan çizer bulmak çok güç. Onlann yazdıklan şe- yı çizerken Avnıpa tarzı esprileri yansıt- mam güç oluyor. ancak benim özel çiz- diklerim de bu olabiliyor. Çizerken aynaya bakanm ve vücu- dumdan. yüz hareketlerimden, kol vs. re- ferans alınm. Bir çizer aynaya bakarak kendinden referans almalı. Türkiye'de bu pek yabancı bir olaydır. Pek bilin- mez... Ben bunu ABD'de öğrendim. Burada birçok çizer istedikleri el, kol ve vücut hareketlerini doğru çizmek için aynayı karşılanna koyarlar... Birçok çizer bunu yapıyor. Örneğin çizdikleri karakterler- de istedikleri el ayak hareketinin doğru- luğunu böyle elde ederler. - Mizah dergilerinin sayısıha>lifazla ve çok sayıda çizer var» Çizgisel anlamda Türkiye'de mizah dergisi yok. Ben hikâyecilik, espri konu anlamındabirşikâyettebulunamam. Mi- zah ve edebiyat geçmişimizin olması an- lamında bir sıkıntı yok. aksine zengmlik var. Ancak çizgi, teknik, ustahk anlamın- da bir sıkınü yaşanıyor. Herkes önce hi- kâyeyi düşünüyor. Hikâyeyi kalıp çiz- giyle. onu geliştirmeden çok basit ve şi- şirme çizgilerle anlatmaya çalışıyorlar. O güzelim öykü ve hikâyeleri basitçe an- latıyorlar. Bu beni çok rahatsız ediyor artık. ABD'ye gelmemdeki etkenlerin başında teknik anlamdaki rahatsızlıklar da yatıyordu diyebilirim. Ne kitapsız, ne kedisiz ne de Bilge'siz... SEVGtSANLI Bflge Karasu'nun ardından yazdığı ya- zıya AhmetCemal şöyle başlamıştı: "Bir büyük vazan tanımak için. yazdıklanndan başka ne>i gereksinebiliriz ki?" Sabahat- tin Ali'nin gençlik yıllanmda bana yolla- dığj bir mektup şöyle bir uyarı taşıyordu: "Sakın yazarlaru sanatçılan gözünde bü- yütroe. Yazar içindebir avuç alün buhınan toprağa benzer. O altını eledin mL gerrve tonlarca kum. çakıl kalır." Bu sözler belki birçoklanna uyar, ama Bilge Karasu'ya değil. Kişiliği de yapıtla- n kadar ince. nitelikli, özgün ve özlüydü. Başlı başına bir eğitim, bir ayncalıktı Bıl- ge'yi yakmdan tanımak. Sadece bir ayak- lı kitaphk olduğu. hangi taşı kaldırsanız altından kalktığı, yedi yabancı dili anadı- li gibi bildiği için değil. Aynı zamanda dü- rüstlüğü, ödün vermezliği, çalışır, yaratır- ken her türlü engelı yenecek kadar dırenç- li olduğu için. Gururla alçakgönüllülük ı yan yana bannırdı yüreğinde. ı Onunla Ankara Radyosu kısa dalga ya- yınlannda karşılıkh Ingilizce spikerliği ya- parken tanıştık. Ankara'ya yeni taşınmış- tım. Sabaha karşı yapılan canh yayında sohbetimiz de canh oldu. Ortak dostumuz Can YüceJ'den söz ettik örneğin. Söz sö- zü açtı. Ankara'nın da, dünyamn da rengi değişmişti. Söyleşilerimiz bir ömür boyu • sürdü. ', Ankara'da Bilge Karasu ve NezUıe Me- ; riç'le yaptığımız üçlü çalışmalan özlemle I ananm. Yazılanmızı, çevirilerimizı bırbi- • rimıze okur, sonra da kıyasıya eleştırirdik. ! Türkçenin bu iki kuyumcusuyla baş başa 1 geçırdığim saatlere paha biçilmez. Bir ya- zımda bavul yerine "valiz", battaniye ye- rine "Hankef" dediğim için iyi bir fırça ye- miştım Bilge"den. Bildiği onca yabancı di- ' le karşın yazılanna da. konuşmalanna da 1 yabancı sözcükler sızmazdı. Metinlerinde yerine oturmamış bir nokta, bir virgül bi- le bulamazdınız. Bana adamak yücegönül- lüğünde bulunduğu "Kısmet Büfesi" elime geçtığinde tstanbul'daydım. Devlet Tiyat- rosu'nda hazırlanan bir müzikalın prova- lannda fena halde yoruluyordum gün bo- yunca. Geceleri Park Otel'dekı odamda o güzelim metni yüksek sesle okuyordum, yorgunluk yüzünden bir tek sözcûğü atlar- sam yazık olur. diye. Bilge Karasu'yu; OrhanPeker'le resim- den. Kaya tlhan'la danstan. Suna Kan'la müzikten söz ederken dinlemek, her yenı sanat akımını ilk fark edenlerden olduğu- nu gözlemek, piyanoyu ne iyi çaldığına, bas-bariton sesiyle ne güzel şarkılar söy- lediğine tanık ohnak çevresindekılerin hayranlığını da saygısını da arttınyordu. Ne müthiş bir mizah gücü olduğunu an- cak yakın çevresindekıler bilir. Gençlıği- mizde ben puftik elbiselerim o "penguen" adtnı verdiği takım elbısesıyle kol kola gi- np balolara bile giderdık. Daha o zaman- dan ıçkiyle başı hoş değildi. Bir kadeh kon- yak bile başını ağntırdı. Sık sık tutan mig- renler başının belasıydı. Her işte kusursuzluğu yakaladı 1963-64'te bir Rockefeller bursuyla Av- rupa'nm çeşitli ülkelerinde bir yıl sürecek bir inceleme gezisine çıkarken bazı özel öğrencilerini bana devretmiştı. Bunlann arasında Türkçe dersleri verdiği lngıliz Büyükelçısi Sir Savid AUen ile maslahat- güzar Mr. Morgan Man de vardı. Çok iyi Arapça bilen Morgan Man. Osmanlıca bir sözcükle karşılaşınca, "Ha, bizim Arapça söylediğimiz gibi... Bilge'nin onavla>acagı Selçukça bir karşılık bul" derdı. Aynı yıl boyunca çok sevdığim annesi Madam Aspasia Karasu ile yakından ilgı- lendim. Birlikte tıyatrolara, operalara git- tik. Ondan öğrendığım yemekler, tatlılar- la mutfak dağarım epeyce genişledi. Ana-oğul tanıdığım en temız, en titiz in- sanlar arasındaydı. Ara sıra çekiştikleri olurdu. Örneğin anne Brezilya'daki zengin bir amcanın mirasıyla ilgılenılmesini is- terdi. Oğul bunun lafını bile ettirrnezdı. Kadıncağtz iyıye alışmıştı. Oğul deliler gi- bi çalışıp çabalıyor, ama yaşamında da. sa- natında da en ufak bir ödün vermeye ya- naşmadığı için kıt kanaat geçıniyorlardı. Madam Karasu öldükten sonra Bilge ah- çıhğı da üstlendi. Her ışte olduğu gibi bun- da da kusursuzluğu yakaladı. Yıllar önce, Ka>a İlhan Akko>unlu ile New York'ta karşılaştığımız zaman bana sormuştu: "Buncayıldır Bilge gibi birmon- sieur ite karşılaştın mı bir daha?'' "Hayır." "Övleyse memlekete dönmek için acele etme>e\ im. Peki, seni alacağım diye kandı- nyor mu hâlâ?" "Evct. Ama elü yaşına basmadı daha." Bilge ile ben otuzlu yaşlarımızda ellilık olunca evlenelim bari diye gülüşürdük. Sanki o ellıncı yaş hiç gelmeyecekmış gi- bi. Ellisine geldigini hiçbir zaman itirafet- meyecektı. \"olacak baylan Bilge! ("Bay- lan", Sakızlı ağzında şımank demek.) Bir ara, Ankara"daki ev sahibi çıkması- nı ıstıyordu. Zor durumdaydı Ben lstan- bul'a taşmmıştım. "Gel. doğduğun yere gel. Birlikte oturalım. Hadi naztanma>ı bı- rak" dedim. Aramızda söz kestik. Ben Beylerbe- yı'nde daracık birdaırede oturuyordum, o sırada. Geniş bir hoşgörü>e dayanan dost- luk zorlanmaz mıydı burun buruna otu- rursak? Hem bıribinmızin en büyük sırda- şıydık. evlenirsek en gizlı serüvenlerimi- zı kimlere açabilırdık? Nişan bozuldu, dostluk kurtuldu. Değeri yav^ş yavaş anlaşddı Son yıllarda bir ömür boyu ığneyle ku- yu kazmanın ödüllerinı almaya başlamış- tı. Değeri yavaş yavaş. yalnız ülkemızde değil bütün dünyada anlaşılıvordu. D.H. Lawrence'dan çevirdiğı "The Man who EHed"(ÖlenAdam).Türk Dil KurumuÇe- viri Ödülü'nü, "Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı'" Saıt Faik Öykü Armağanrnı, "Gece" Pegasus Ödülü'nü, "Ne Kitapsız. Ne Kedisiz" Simavi Vakfi Edebiyat Ödü- lü'nü kazanmıştı. "Gece" romanı lngılizceye çevnlince tanıtımı için çeşitli Amenkan kentlerinı kapsayan bir geziye çağnlmış, dönüşte ba- zı Avrupa kentlerine de uğramıştı. Her şey iyi. hoştu da birdenbıre yakası- na yapışan şu yorgunluk. şu bitkinlik ol- masa... Biz yakınlan "haksEİık" diye is- yan ettik. O olanca bilgeliğiyle "Doğada haksızlık diye bir şey yokrur" dedi. Kendine bir salıncaklı sandalye aldığı gün şöyle dediğim anımsıyorum: "Ben pencerenin önünde sandalyemle sallanır- ken bir gün yüregim duruverecek. Geten geçen sallanırken uyukla>-an bir adam gör- düğünü sanacak." Ölüm öylesıne eanp. öylesine kımsesiz yakalamadı onu. Oğrencileri. meslek arka- daşlan, eşi dostu hiç yalnız bırakmadı. Ne kadar çok sevildiğini, sayıldığmı anlamış olmalı. tonna Kuçuradi ameliyattan sonra ay- larca kendi evınde bakımını üstlendi. Ka- dim dostlan Tözün ile Fred Stark sık sık başucundaydılar. Öğrencısi Tansu Açıkbü- tün hastalığı boyunca üstüne tıtredı. Ara sı- ra telefona Françoisadında bir arkadaşı çı- kıyordu. Örnek bir dost olduâunu kanıtla- dı. "Sen ölürsen ben gelmem. sen de bana gelme" demişti. Tören istememiş. Müşer- ref Hekimoglu bana telefon edip başsağlı- ği dilediğmde her şey olup bitmiş. Bu dün- yadan göçtüğünün hemen ertesı sabahı. Geç haber almasam bir kerecik olsun sö- zünü dinlemezdim. Bana nasıl karşı çıka- bilirdin, bir tanem? Sabah serinliği, bir kavun dilımi, bir ya- semın dalı, "yıkık kemerlerde uyuklayan kedUer",patlayandalgalann sesı.. sensız... Bilgesiz..."Evet. ölen ile ölünmediğini her- kes bir gün öğrenir. Ama eksilerek, azala- rak, sakadanarak, bir yeri koparak yaşan- dığınu." BUAŞAMADA ŞÜKRAN KURDAKUL Can Verir Yaşam Alırız... '200 Ytldır Neden Bocalıyoruz?' Değerli düşün adamı, Prof. Niyazi Berkes'in 1964'te kitap adı olarak kullandığı bu soruya II. Meş- rutiyet dönemi islamcılarının kestirme yoldan bulduk- ları yanıt 'Batı taklitçiliği'6\r. 'Tebaa' olma köleliğine karşı vatandaşlık.. Batı taklitçiliğı. Iskolastiğin yerine bilim, işlevini yitirmiş medrese- nın yerine üniversite... Batı taklitçiliği. Anayasal haklar? Demokrasi? Batı taklitçiliği. Dönemin Islamcı ideologlanndan Sart Halim Pa- şa.ulusal güçlerin bağımsızlık ve demokratikleşme çabalannı, canları pahasına. örgütlenerek gösterdik- leri yıllar "Buhranlanmız"{\919) adlı kıtabında şunlan kekeliyordu: Demokrasi Batı ülkelerinde 'aristokrasi'ye karşı ge- liştirilen eşit haklar savaşımıdır, "Bu hususta da onla- n taklit etme iddiasında bulunamayız. Çünkü aristok- rasi usûlünden habersiz olan bir cemiyeti demokrasi usûlüne uydurmaya çahşmak doğru düşüncenin işi değildir. Bu gibi ıddialar, pek zayif bir taklit fıkrinden doğuyor." (Meşrutiyet, Buhranlanmız, günümüz dili- ne çev. M. Ertuğurul Düzdağ, 1974) Ne servet birikıminin, hele XVIII. yüzyıldan itibaren yarattığı yeni sınıf ve katmanlar. önemli paşa ideolog için, ne sömürgeleştirilme gerçeği, ne de Islam hali- fesi padişahın teslim bayrağmı çekerek işbiriikçiliğe yatması. 1919'larda amacını eski kurumlarla 'milli esas/ar'ın korunması olarak açıklıyor, ama dilınin altındaki bak- la, şeriat. Düşünebiliyor musunuz, yabancı çizmesi altında 'milli esaslar.' Işgalcınin boyunduruğuna alınmış bir ül- kede Kuran'a dayalı devlet kuramcılığı! Cumhuriyet dönemi islamcılan da. 1946'dan sonra çıkardıklan 'Millî Selamet', 'Sebilürreşad' gıbı dergi- lerde iki ana hedefe yonelttiler saldırı silahlarını. Batı taklitçiliği. laiklik. Çok partili dönemin yeni ideologları, aslında bir ev- rim süreci içinde gerçekleştirilebılen tüm değişmeleri taklitçilik, laıkliği tanrrtanımazlık sayarken, işe neredey- se 31 Mart öncesınin 'Volkan' dergisi yazarlarına öz- gü söylemleri benimseyerek başladılar. Ceza Yasasfnda dine hakaretin, dini küçük düşür- menın suç sayıldığı birülkede 'Sebilürreşad't yeniden çıkanrken, Eşref Edib'in sunuş yazısında vermek is- tediği iletiye bakın: "Aıtık korku yoktur. Bütün maneviyat düşmanlan- nın taaruzları kınlmış, millet din hürriyetine, vicdan hürriyetine kavuşmuştur." Arkalannda kasabatacırleriyle feodal kalıntılar, yad- sımanın ve her boydan yalanın tekrarı... Tek parti döneminde Kemalizmin savunucularından biri olduğunu bildiğimiz Ord. Prof. Ali Fuat Başgil'den Cevat Rrfat Atılhan'a. Ömer Rıza Doğnul'dan Ne- cipFazıl'a kadar yeni 'Islam mütefekkırlen^nin din sö- mürüsü yolunda uyguladıklan yöntemi böyle tanımla- yabilinz. "Laiklik adeta bir umacı mahiyeti almıştır. Onun yü- zünden Allah adını anmak, adeta birkabahat sayılmış- tır." (Selamet, 27 Ağustos 1947) Çok partili yaşama geçiş yıllan dergilerinden Nec- mettin Erbakan'a. 'Risale-i Nur'dan islam terorizmine, cinayetlere... 1946'dan sonra 'zuhur eden' ideologlar, çağdaşlaş- ma, laiklik, eğitim, yenı abece, dilimizin Arapça, Fars- ça tamlamalaria sözcüklerden arındınlması vb. konu- lar tartışılırken cumhuriyetçilerin karşısına içeriğinde gizli cihat kokan eleştirilerie çıkmışlardı. Çömezleri, elli yıl sonra, ateş ve kurşunla çıkıyor. Kurtuluş Savaşımızda Ingiliz Sterlıni ve silahlan ile donatılan Hilafet Ordusu'nun paralı askerlerine öykü- nerek. 1920'lerin isyancılarına öykünerek. Sabahattin Eyuboğlu 'Yaprak' dergisinin ilk sayı- sında (1 Ocak 1949) 'Meta verir fizik alınz - Tesbih ve- rir pergel alırız' diye yazmıştı. Gümüşhane Barosu Başkanı Ali Günday'ın öldürül- mesinden sonra bizlere de 'Can veriryaşam alınz.. 'de- mek düşecek. Moskova Film Festivali'nde birinci yok MOSKOVA (AA) - 19. Moskova Film Festivali sona erdi. Başkanlığını ünlü Amerikalı aktör Richard Gere'in yaptıöı uluslararası jüri. saatler süren tartışmalar sonucu, "En iyi Film" ödülüne layık bir yapım bulunmadıgına karar verdi."Bir Fransız Kadını"filmindeki rolleri ile Emmanuelle Beart en iyi kadın ve Gabriel Baryli de en iyi erkek oyuncu ödüllerini aldılar. En iyi yönetmen ödülünü de aynı filmin yönetmeni Regs VVargnier ile "Her Yenı Sabah İçin Sana Teşekkür Ederim" filminin yönetmeni Milan Steındler paylaştı. Rlm öykiisü yarışması sonuçlandı ANKARA (AA) - Kültür Bakanlığı Sınema Telıf Haklan Genel Müdürlüğü'nce düzenlenen "Hoşğörü" konulu Uzun ve Kısa Film Öyküsü yanşması sonuçlandı.Yanşmaya uzun film öyküsü dalında 35 proje katıldı ve Hüseyin Kuzu'nun "Anzak - Son Türkü " adlı eseri birinci oldu. Savaş Aykılıç'ın '"Dört Kitabın Manası"'adlı eserimn ikinci olduğu yanşmada. Leyla Onat'ın "Sorumlu Bulutlar" adlı eseri de 3. seçildı. Kısa film öyküsü dalında toplam 27 proje arasında Yeşim Gülten'in "Hoşgörü" adlı eseri birinci olurken, Bünyamen Bozkuş'un "'Beni Dinle" adlı eseri ikincıliği. Hüseyin Avni Danyal 'ın "Bir Kadeh Akşam Rakısı" adlı eseri de üçüncülüğü aldı. Yanşmada uzun metrajlı film öyküsü dalında dereceye gırenlere 105 milyon, Kısa Film dalında başanlı alanîara da 75 milyon para ödülü verilecek. Istanbul'da dünya çapında bir tenis olayı! 29 Temmuz - 6 Ağustos @ DEMIRBANK Blletleriniıi TED ve AFM ğişelerinden elde edebilirsiniı. Ûğrencilere ve lisansh sporculnra ücrelsiıdir. (Daha fazla bilgi için telefon^O-212 262 90 80)
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog