Bugünden 1930'a 5,465,457 adet makale



Katalog


«
»

14 TEMMUZ 1995 CUMA • • • • CUMHURİYET SAYFA HABERLERIN DEVAMI 19 Demirel'den savaş • Baştarafi 1. Sayfada "Türk askerleri Bosna'ya Türldye'nin müdahalesi için gtonediler. BM çerçevesinde gittiler. Bizim politikanıız, BM üe hareketeünektir" de- di. Balkanlar'dan verdiği me- sajda, Bosna'daki savaşın Sancak, Voyvodina ve Ko- sova'ya sıçramasımn Türlci- ye'yi de ilgilendireceğini vuıgulayan Demirel, "Dgi- lendirirse ne oiur" sorusu- na, "Onu söyleyebilecekdu- hımda değüim" yanıtını yerdi. Demirel, bir başka so- ru üzerine, Bosna'ya gönül- lü Mûslüman birlikJerin gönderilmesine karşı çıka- rak şunlan söyledi: "Bu du- rumda Avrupa'nın ortasın- da yeniden Haçü Seferieri gi- bi bir durumla karşılaşınz ki, bu hiç düs. ünülnıemesi ge- reken bir durumdur. Bir yer- de kan dökülüyorsa, önemli olan buna mani olmak&r. Kanın siyah, ssun, Müslü- man ya da Hıristiyan olma- sı fark etmez. İnanç esasına göre bir savaşAvnıpa 'da uy- garhğın sonu olur. Bir taraf- ta Müslüman gönüllüler, di- ğer tarafta Hıristiyan göniil- lülerin savaşmasL bir dünya meselesi olur." . TBMM Bosna-Hersek Araştırma Komisyonu, dûn olağaniistü toplanarak du- nım değerlendirmesi yaptı. • Komisyon Başkanı ve ANAP Ankara Milletvekili Vehbi Dinçerier, BM'nin bütûn bunlara seyirci kaldı- ğını belirterek Fransa Parla- mentosu'nun Bosna'ya, as- keri çözüm de dahil, her tür- lü yardım ve destekte bulun- rna karan aldığını anımsat- tı. Rusya Federasyonu Alt 'Parlamentosu'nun, yeni Yu- ğoslayya'ya BM silah am- bargosunun kaldınlması yö- 'nünde karar aldığını, bu ka- rann üst parlamentodan ğeçtikten sonra yürürlüğe sokulacağına işaret eden Dinçerler, TBMM'nin de bir an önce Bosna'ya uygu- lanan silah ambargosunun kaldınlması konusunda ka- rar alması gerektiğini kay- detti. Dinçerler, BM Genel Sekreteri Butros Gali'nin Türkiye'ye yapacağı ziyaret konusuna da değinerek şun- lan söyledi: "GaB'yefyi bir karşılama yapmalıyız ki BM'nin bütün aciztiğini ve çifte standardını ortaya koy- Sltn. Arük, SÖZ 7ümanının geçtiğini, silahla mücadele zamanının geldiğini, mesele- lerin silah zoru ile çözülebi- leceğini anlatmahyız." 'Uhısal konuJarda uzlaşın' Cumhurbaşkanı Siiley- man Demirel, "Demokrasi- lerde siyasi partiler amaç de- ğiL. araçtir" diyerek Türki- ye'dekı siyasi partilere de "tılusal konularda uzlaşın" çağnsında bulundu. Demirel, dûn Yunanistan, Sırbistan ve Makedonya ile etnik sorunlan bulunan Ar- navutluk'u ziyaretinin ar- dından. Makedonya'nın Oh- rid kentine, daha sonra da başkent Oskûp'e geçti. Demirel, Makedonya'ya gitmeden önce Arnavut- luk'ta siyasi parti temsilcile- ri ile de görüştü ve Arnavut- luk Cumhurbaşkanı SaK Be- rişa ile bir ortak basın top- lantisı düzenledi. riiktidar- da, 8 siyasi parti temsilcisi Demirel'e, Arnavutluk'un dış politikasında Türki- ye'nin önemli bir yeri bulun- duğunu belirterek hangi par- ti iktidara gelirse gelsin bu görüşün değişmeyeceği me- sajrnı verdiler. Demirel de "siyasi partilerin bir amaç değil, vasıta olduğunu, parti- lerin bir amaç haline gelme- sinin denıokratik yaşamı güçleştirdiğini ancak Arna- vutluk'ta tüm siyasi partile- rin ülke menfaatlan etrafin- da birleşmis olduğunu" be- lirterek Türkiye'deki siyasi partilere de gönderme yaptı. G Ü N D E M MUSTAFA BALBAY • Baştarafi 1. Sayfada - Yozgat'ın hazırsa Kırşehir'in de ha- zır. Sıcak suyumuz bile var. - Tamam arkadaşlarbu kadar üniver- site yeter, son önergeyi de alıyorum. Daha fazla almayacağım. Bundan son~ ra Allah'ın oğlu gelse önerge kabul et- mem... Böylesine önemli bir toplumsal ku- rum üzerinde, böylesine cahilce pazar- lık yapılıyor. Parti, iktidar, muhalefet aynmı yok. lli- ne üniversiteyi kabul ettirenler bir taraf- ta, ettiremeyip Çingene pazarlığı ya- panlar bir tarafta. Dün DSP Genel Başkanı Bülent Ece- vit'le bir süre sohbet ettik. Ecevit'in Bosna-Hersek ve anayasa değişikliği- ne ilişkin değeıiendirmelerini diğer sü- tunlanmızda bulacaksınız. DSP lideri, yeni üniversiteler kurma girişimleri için, "Olacak şey değil" diyor, "büyük bir so- rumsuzluk. Milli Eğitim Bakanı'nın bu- na seyirci kalmasını anlayamıyorum. Bu, kandırmacadan başka bir şey de- ğil. Biryandan üniversite öğretim üye- lerine güvenmeyeceksiniz, siyasetyap- masınıyasaklayacaksınız, diğeryandan heryere üniversite kurmaya girişepek- siniz." Milletvekillerinin çoğu, iline üniversi- te isterken şu gerekçeyi getiriyor: "Bina hazır, arsa var. Halk da istiyor." Bütün yanlışlık burada. Üniversite ka- Irtesi derken, yüksek binalar, geniş kam- puslar anlıyoruz. Kaliteli krtap derken, Seçmen Universiteleri... kuşe baskıyı anlıyoruz. Kaliteli gazete derken, ithal beyaz kâğıdı, renkli fotoğ- raflan anlıyoruz... Manavdan karpuz ister gibi iline üni- versite isteyen milletvekilleri bilmelilerki üniversite, okul demek değildir. Üniver- site, bilim kurumudur. Kalitesi de binay- la bahçeyle ölçülmez, nitelikli bilim ada- mıyla, nitelikli araştırmalarla ölçülür. Tûrkiye'deki üniversitelerin kuruluşu- na baktığımızda, hiçbir zaman böylesi- ne ucuzlaşmadığını görüyoruz. Geç- mişte, değil 5-10, bir üniversite kurulur- ken bıle uzun uzun düşünülmüş. Peki bu olayı böylesine kim yozlaştır- dı? Süleyman Demirel-Erdal Inönü li- derliğindeki DYP-SHP koalisyonu. 11 Temmuz 1992'de kabul edilen 3837 sayılı yasayla 21 üniversite birden kuruldu. Böylece üniversite sayımız 52'ye ulaştı. 1992'de 21 üniversite kurulur da 1995'te41 üniversite niye kurulmasın? Daha önce hazırianan 14 ile üniversite kurulmasına ilişkin yasa önerisine 27 ek daha geldi. Son birkaç gündür sürege- len kavga da buradan kaynaklanıyor. 1992'de üniversiteler liseleşmişti. Korkanm bugün ortaokul düzeyine ine- cek. Işin iyice suyunu çıkanp köy ve ka- sabalara da üniversite kurarlarsa şaş- mamak gerekıyor. Buralardaki ilkokul binaları sabahtan üniversite, öğleden sonra ilkokul olarak kullanılır. Artık her ikisine aynı hocalar girse de fark etmez. Santezek üniversitesi ~ Yazının başındavurgulamıştım, yine- liyorum; üniversite öncelikle okul değil, bilim kurumudur. Tarihi, İS ikinci-üçüncü yüzyıla, Ro- malılar dönemine dayanır. Hukuk bilimi- nin geliştirilmesi için açılan okullar, bu- günkü üniversitenin temellerini oluştur- du. Bu kurumlardan biri, beşinci yüzyıl- da Istanbul'da açıldı ve 1453'e dek hiz- met verdi. Ortaçağ boyunca iki temel üniversite anlayışı belirdi, Bologna ve Paris. Bologna örneğinde, öğrencileretkin- di. Rektörü, öğrenci örgütü, yine öğren- cilerarasından seçerdi. Paris anlayışın- da ise öğretim üyelerinin etkinliği vardı. 18. yüzyıla dek öğrenciler öylesine ay- ncalıklıydı ki, sivil yargıdan bile bağışık- tılar. Herhangi bir suç işlediklerinde ce- zalannı üniversite veriyordu. Paris örneğini Oxford, onu Cambrid- ge izledi. Bizde ise ilk üniversite 14 O- cak 1863'te Istanbul'da Darülfünun adıyla kuruldu. Adı, 1933'te Istanbul Üniversitesi olarak değiştirildi. Bunu, Is- tanbul Teknik (1944), Ankara (1946), Er- zurum Atatürk (1953), Ege (1955), Or- tadoğu (1956) Hacettepe (1967), Bo- ğaziçi (1971) izledi... Ve geldik bugüne. 1980'li yıllara dek kurulan her üniver- sitenin belli biranlamı, içeriği, bilimsel- liği ve hedefi vardı. Bugünkü Meclis ise ancak şu univer- siteleri kurabilir: "Santezek termal üniversitesi, çatal- değinmen un mamulleri üniversitesi, ye- rattı dünyası teknik üniversitesi, döner- koltuk seçmen ürünleri ve oy avcılığı üniversitesi, yağcılığı derinleştirme ge- liştirme ve en iyisini siz bilirsiniz üniver- sitesi, el şeriat-ül dolarabbi and markul- lah bilimleri üniversitesi, Anadolu küfür sanatını geliştirme ve yaygınlaştırma üniversitesi, bizAvrupa'yı titretiriz, ama bizden adam olmaz üniversitesi..." Bulunduğu yerleşim yerine üniversi- te isteyen yurttaşlarımız, onlann duy- gulanyla alay ettiğimizi, bu istemlerini küçümsediğimizi düşünmesinler. Biraz gerçekçi bakmaya çalışsınlar. Nasıl ki Meclis, tutup "Her ile bir otomobil fab- rikası kurulmuştur" biçiminde bir yasa çıkarmakla bu fabrikalar kurulamaya- caksa, üniversiteler de "Yasasını çıkar- dım" demekle kurulamaz. Bu, halkı kandırmaktan başka bir şey değildir. Eğer toplum, bu vaadi "yutarsa " korka- nm arkasından şu gelecek: "Her Tün\ vatandaşına üniversite dip- loması." Sanınm hükümet, bu diplomayı vere- cek üniversiteye şu adı koyar: "Avutalım kerizleri, bitirelim deniz- leri..." OLAYLARIN ARDINDAKİ GERÇEK • Baştarafi 1. Sayfada devam eden tartışmalar ve bunun getirdiği olum- suz hava yaşanmayacak- tı. Konunun bu yönü geri- de kalmıştır. Şimdi, geç- mişteki güvensiziiklere değil, şu aşamada geli- nen anlaşma zeminine bakmak gerekiyor. Anayasa değişiklikleri- nin kilitlenmesinin kaza- nanı RP; kaybedeni, diğer partilerin tümüdür. Çünkü RP sürekli, "Bunlar ana- yasa değiştiremez" me- sajını veriyor. Siyasi partiler, Refah'ın değirmenıne su taşımak yerine demokrasi çarkını daha hızlı ve sağlıklı dön- dürmeyi yeğlemelidir. Bunun yolu da suçlu aramaktan değil, "ortak noktalan" güçlendirmek- ten geçiyor. Salı günü yeniden baş- laması beklenen görüş- melerin sonuç vermesini diliyoruz. • • • NOTLAR Beton koruganlargecekondu oldıı LALE SARÜBRAHfiVIOĞLU TtRAN- Yüzde 70'i Müslümanlardan oluşan, Adriyatik ve fyonin Denizi'nin çevrelediği 3.5 milyon nüfuslu Balkan ülkesi Arnavutluk'ta, koyu komûnistrejımdenkalma savun- ma amaçlı koruganlar, demokratikleşme ile bırlıkte artık halkın konut açıgını kapatmak için gecekondu olarak kulla- nılıyor. Kentleşme oranı yüzde 35.7 olan Amavutluk, yanm yüz- yıla yakın bir süre dış dünya ile kopuk politıkasının da etki- siyle dış dünyadan her an gelebilecek bir saldın 'paranoya- a' ile yaşadı. Enver Hoca döneminde, dağ-taş demeden kı- lometre başına büyüklü-küçüklü koruganlar inşa edılmiş. Beton koruganlann, yapımı ve imhasımn neredeyse bir apartman yapımına mal olacak maliyeti yüzünden varlıkla- nnı bir süre daha devam ettirmeleri bekleniyor. Bir dönem sokaklarda tek tük otomobilın göründüğü ve bisikletin başlıca ulaşun aracı olduğu başkent Tiran, arük ço- ğunluğu Italya'dan çalıntı olduğu söylenen otomobillerin is- tılasına uğramış. Kapalı rejimin deniz kirliliğini önemli ölçüde engelledı- ği Amavutluk, büyük ölçüde Avrupa'dan gelecek turizm po- tansıyeli ile yörenin 'Monaco'su olmaya aday. Küçük nüfusu ile hızla kalkınmaya aday Arnavutluk'a Türk işadamlannın, şimdi girmezlerse ileride hiç giremeye- cekleri yorumlan yapılıyor. DYP, servet araşbrmasını engelliyor ANKARA (Cumhuriyet Bflrosu) - Başbakan Tansu Çillcr'ın eşi Özer UçursuıÇfl- ler, ABD'deki servetini "söz- cük (jyunlan" ile gizlemeye çalışıyor. Özer Uçuran Çiller, yönetün kurulu başkanı oldu- gu ABD'deki GCD şirketin- de. "pay sahibi olmadığını" öne sürerken, sahibi olduğu Marsan Holding'ı temsilen bu şirketın yönetim kunılun- da yer aldığını bıldirdı. TBMM Malvarlığı Araştır- ma Komisyonu dün toplandı. Özer Uçuran Çiller, komısyo- na gönderdiği yazıda, GCD şirketi ile bağlantısının "yö- netitn kurulu başkanlığın- dan" ıbaret olduğunu ilen sürdü. Komisyonun ANAP'lı üyesi Sülevman Hatinoğ- lu'nun. GCD şirketıne ilişkin sorusunu yazılı olarak yanıt- layan Özer Uçuran Çiller şu görüşlere yer verdı: U GCD adh şirkerin sahibi olan Marsan Holding'i temsi- len yönetim kurulu başkanı- yım. Tevdi ettigim. GCD'nin yönetim kurulu üyeleri Chris- topher Gistis, Michael Silliva, Thomas C. Platt'ür. GCD'nin yönetim faaliyetlerini Chris- topher Gistis yürütmektedir. Sözkonusu şirkete, şahsun aduıa kayıtb payun yoktur." ANAPlı Hatinoğlu, Özer Uçuran Çiller'in, Marsan Holding'in sahibi olarak GCD'nin hisselerine de sahip olduğuna dıkkat çekerek GCD'nin de Çillerler'e ait ol- duğunu söyledi. Hatinoğlu, "Madem GCD'nin sahibi de- ğil. iiç gâ>urun arasında nedi- ye yönetim kurulunda görev alıyor?" dıye sordu. Liderlerin servetinin kay- nağını da açıklamalannı iste- yen Hatinoğlu, bu istemin, komisyondakı DYP'li üyeler- ce engellendığini ileri sürdü. 10 Temmuz 1995. Istanbul 1BIA Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı ': Türkiye çöl olmasın. Çayır Çimen Sok. A/2 Blok D: 10 Emlak Kredı Blokları Levent 80620 Istanbul Tel: (0-212) 281 10 27-268 09 85 Faks: (0-212)281 1132 Eozyonia mücadelede birey olarak neler yapabileceğınızi ögrenmek ve ayrıntılı bilgi almak için TEMA Vakfı yardımcı olmaya hazır. Durum acil! Türkiye hızla çöl oluyor. Tek bir ülke olarak erozyon yüzünden bir yılda kaybettiğtmiz toprak, Avrupa ve Avustralya gibi iki büyük kıtanın yıllık kaybma eşit. Her yıl, Kıbrıs Adası'nın yüzeyini kaplayacak genişlikte "biyolojik" toprağıınızı, yani en verimli toprak katmanımızı, akarsulara, denizlere akıtıp kaybediyoruz. Çok değil, 25-30 yıl sonra üzerinde tarım yapacak toprak, gölgesinde oturacak ağaç bulamayacağız. Bu, erozyon. Yani toprak kaybı, yani çölleşme, yani yaşamın sonu. Erozyon sadece çölleşmeye değil, sel gibi doğal felaketlere de yol açar. Önce Doğu Karadeniz ve Ege'de, ardından Istanbul'da, can ve mal kaybına yol açan, göz göre göre geliyorum diyen büyük sel felaketleri yaşadık. Bu felaketlerin sorumlusunu uzakta aramayalım. Sorumlu biziz... Her metreküpünde 100 km. uzunlugunda kök bulunan vatan toprağmı yok eden biziz. Doğanın yeşil örtüsünü yok eden, göçlere, çarpık kentleşmeye neden olan ya da göz yuman, doğanm dengesini bozan biziz. Erozyonu biz yaratıyoruz. Kişisel yükümlülüklerimizi yerine getirmeyen biziz. Önlem almakla görevli olanlardan hesap sormayan biziz. İşte topraklarımızı kaybetmekten daha tehlikeli olan tek şey bu: Umursamazlık. Çünkü toprak kaybı, ülkelerin kaderi değil! Örgütlü, bilinçli, planlı mücadele erozyonu durdurur. Dünyamız, bunun sayısız örnekleriyle dolu... Yaşammız için, bugününüz için, bugün harekete geçin. Yarın çok geç olacak. Kendinize şu hayati soruyu sorun: "Erozyona karşı ben ne yapabilirim?" Soru sormakla yetinmeyin. Hangi siyasi görüşü taşırsa taşısın, erozyona karşı önlem almayan; alıp, uygulamayan yetkililere; erozyonla mücadeleyi programlarına öncelikli olarak koymayan siyasi partilere karşı sesinizi 3nökseltin. Vatanın toprak kaybetmesini umursamayanlara oy vermeyin. O y u n u z s e l e g i t m e s i n .
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog