Bugünden 1930'a 5,440,253 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 14 TEMMUZ 1995 CUMA 12 DİZtYAZI Operasyonparaları kimlere gidiyor? EMEKLİ POLİS NURHAN VARLI'NIN ANILARI Yayına hazırlayan: Cetin Yiğenoğlu lmam - hatipliler, okulda ken- dilerinin de Sızıntı okuduklannı, çok yararlı bir yayın organı oldu- ğunu söylediler. Söyleşininbirye- rinde işi iyice gırgıra vurdum: -Ya imam olun, ya polis. Hem imam, hem polis olmaz. -Abla ne demek isriyorsun, biz neden polis olamayız? -Elbise giymekle emniyet kad- rosundan maaş almakla tam bir polis olunmaz. Polislik, bir ruh, bir eğitim, hatta bir yaşam biçimi- dir. Sizin aldığınız dini eğitim. şu anda genel geçer polislik kuralla- nnı engeller. - Ne demek istiyorsunuz biraz açar mısınız? -Polis zaman zaman istemeden de olsa bazı sertliklere başvuru- yor. Teknik olanaklann kıtlığı ne- deniyle sorgulama sırasında sanı- ğı konuşturmak için kötü söz de söylüyor. Sizin aldığınız dini inanca, Islamiyete göre insanlara eza, cefa etmek, küfretmek, döv- mek, sövmek günahtır. Her şey- den önce bir insan olarak öldüğü- nüzde cennete gitmeyi düşündü- ğünûze göre bu meslekte sık sık günah işleyip günahkâr duruma düşebilirsiniz. Günahkâr olmak istemiyorsanız, sanınm imamlık sizin için polislikten daha uygun düşer. Benım bu sözlerim üzerine imam - hatipli genç polislerin ka- fası bir hayli kanşmıştı. Aslında bu çocuklann hiç günahı yoktu. Bu çocuklann polis edilmeleri, demokrat nitelikten uzak, gerekli durumlarda inisiyatif koyma yete- neğinden yoksun, kalıplaşmış ka- fa yapısındaki tek tip polis yarat- ma zihniyetinin sonucuydu. Tokat'tan Iskenderun'a döner- ken vedalaşmak için gittiğimiz Vali Bey ve Emniyet Müdürü, bi- zi çok sıcak karşıladılar. övgü do- lu sözler söylediler. Tokat Emni- yet Müdürü, Hatay Emniyet Mü- dürü Bülent Otanoğlu konusunda kendisinin tanık olduğu bir olayı anlatarak bizi dikkatli olmamız konusunda uyardı. PKK'II llan edlllyorum Önce "sakıncalT, sonra "ko- münist". daha sonra "İKK'li" derken sonunda modaya uyup "PKK'B"damgasını vurdular. Bu da aslında Emniyet Müdürü Yıl- dıray Çalık ile basımın belası Bas- komiser Korkut Akdoğan'ın ma- nfetiydi. Bu olay da Cumhuriyet gazetesi'nde "Polis polisi fîşJedi" başlığıylayayımlandı. Daha önce sözünü ettiğim Iskenderun Terör- le Mücadele Şube Müdürlü- ğü'nde görevli bomba uzmanı Nahit Gülçene, kaymakamlık bi- nası önünde saldınya uğradığım gün karakola gittiği sırada telsiz- den arandığımı duyduğunda beni bir kadınla birlikte gördüğünü söylüyor. Bunu duyan Başkomi- ser Korkut Akdoğan ile ünlü sor- gu polisi Hamza Kurnaz, kadının kim olduğunu soruyorlar. Nahit Gülçene'nin tanımı üzerine kadı- nın PKK'lilerin avukatlığım ya- pan Hasan Hüseyin Güneyli'nin eşi PKK'li Farma Güneyli oldu- ğunda karar kılıyorlar. Sonra olay Emniyet Müdürü'ne iletiliyor. Daha sonra Emniyet Genel Mü- dürlüğü'nce açılan somşturmada ben adı geçen Fatma Güneyli ile görüştügüm iddia edilen tarihten çok önce Iskenderun'dan aynldı- ğımı ispat ettim. Bu, aynı zamanda görüştüğüm kadının başkası oldugunun da is- patı demekti. Amacım, bomba uz- manı Nahit Gülçene'nin asılsız raportuttuğunu ispatlamaktı. Bu, meslekten ihracı gerektiren bir suçtu. Bombacı Nahit Gülçene, savcılığa verdiği ifadede şöyle de- mişti: "Nurhan Varh'yla aramızda bir husumet yoktur. Müdüriükçe bir iş için Varta'nın arandığını duy- dum. Çevremdeld insanlara Var- lı'yı bir sflre önce bir kızla konu- şurken gördüğümü söyledim. Bu kızın adını biltniyordum. Ancak PKK sempatizanlannın düzenle- diği gecelerde halay çeken. PKK bayrağı sallayan ve HADEP'teki açhk grevine kanlan bir kız dhe anunsıyorum. Polis arkadaşlaran, (Başkomiser Korkut Akdoğan ile Sorgucu Hamza Kurnaz) anlatı mım üzerine bu kızın olsa olsa PKKli Hasan Hüseyin Güney- li'nin eşi Fatma Güneyli olacağuu belirttiler. Anlattıklarunı duyan Emniyet Müdürü Yüdıray Çalık beni odasına çağırdı. Vartı'yla ilgi- li rapor düzenlememi istedi. Ben de rapor yazdun." Bombacı Nahit Gülçene, ben dilekçe verdikten sonra sahte ra- por düzenlemekten meslekten ih- raç bile edilebilecegini anlayınca sorusturma sırasındaki ifadesin- de şu küçük değişikliği yaptı: "Ancak daha sonra siyasi suçlu- lann fotoğraflaruıın bulunduğu albüme baknğımda Variımn ko- nuştuğu kadının PKK'li olmadığı- nı anladım." Bız de böylece PKK'li olmak- tan kurrulduk Sıra bana gelmiştı. Emniyet Genel Müdürlüğü Disip- hn Kurulu'na Nahit Gülçene hak- kında "sahte rapor tanzuninden'' suç duyurusunda bulundum. Sa- nınm son ifadesiyle "kuuuna" ce- zası alarak kurtuldu. Devletl resmen soymak Birçok devlet dairesinde oldu- ğu gibi emniyette de harcırah, faz- la çalışma ücreti, terörle mücade- le tazminatı ya da narkotik ope- rasyonu ikramiyeleri türünden yan ödemeler yapılmaktadır. Bunlar, bazı durumlarda maaştan bile fazla olabilen, bu olanaktan yararlanan kişiyi küçük bir servet sahibi yapabilen ödemeler olmak- tadır. Bu ödemelerden genellikJe müdürlerin adamlan. hemşerileri, yakınlan yararlandınlır. Örneğin lskenderun'da Emni- yet Müdürü Yıldıray Çalık'ın Mustafa Küçük adında has bir memuru vardı. Mustafa Küçük, Çevik Kuvvet kadrosunda olma- sına karşın kaymakam koruması olarak çalışırdı. Eşi Emel Küçük de Emniyet Müdürü'nün sekrete- riydi. Mustafa Küçük, güçlü ya- kınlan dolayısıyla Emniyet Mü- dürü Yıldıray Çalık'ın gözündeki ayncalıklı dunımundan çok iyi yararlanırdı. Mustafa Küçük, te- rörle mücadele tazminatı, yol har- cırahlannın yanı sıra eşi Emel Kü- çük ile birlikte hiç katılmadıklan narkotik operasyonlanndan da tazminat alırlardı. Bu, Türkiye çapında yapılan bir uygulamadır. Narkotik Büro ele- manlanna, yaptıklan her uyuştu- rucu operasyonundan sonra bir ikramiye ödenir. Bu ikramiyenin, her yıl düzenlenen bir limiti var- dır. Narkotik dedektifleri, hakla- nnı kullanıp lımitlerinı doldurun- ca bu kez başka şubelerin memur- lan adına narkotik operasyonuna katılmış gibi raporlardüzenlenır Böylece devlet kasasından narko- tik ikramiyesi adı altında para ce- kilmeye devam edilir. Operasyon için çekilen otuz milyon liranın bir bölümü, örne- ğin beş-altı milyonu, Ankara'ya ya da gerçek operasyonu yapan arkadaşlara ödeneceği belütilerek kesilir. Aslında bu paranın ger- çekte nereye gittiği bilinmez. Kimbilir. belki de bir yerel yetki- linin deniz kıyısında yaptırmakta olduğu villanın inşaatına gitmek- tedir. Narkotik ikramiyesinden hemen herkes yararlandığı için göz yumulur. Bir de operasyon tazminatı var. Siyasi nitelikli operasyonlara ka- tılan memurlara "on beş günlûk yevmiyesi karşıhğında terörle mü- cadele tazminatı" ödenir. Bu taz- minatın ödenebilmesi için her operasyonla ilgili yeni bir rapor düzenlenip form doldurulması gerekmektedir. Ancak bu konuda da çok sayıda hayali rapor düzen- lendiği bilinen gerçektir. Örneğin tskenderun'da meyda- na gelen siyasi nitelikli olaylann büyük bölümünde benım de gö- rev yaptığım Güvenlik Karakolu mıntıkası, potansiyel suçlulann yoğunlukta olduğu yer olarak bi- İinir. Bu yüzden de Iskende- run'daki siyasi operasyonlann bü- yük bölümü. bu bölgede düzen- lenmiş gibi gösterilir. Aslında rı ^ak <$tnel jtlübürlügü lskenderun'da narkotik botunu Alman polislerden teslim alırken çevirmen olarak çalıştı. • Birçok devlet dairesinde olduğu gibi emniyette de harcırah, fazla çalışma ücreti, terörle mücadele tazminatı ya da narkotik operasyonu ikramiyeleri türünden yan ödemeler yapılmaktadır. Bu ödemelerden genellikle müdürlerin adamları, . hemserileri, yakınlan yararlandınlır. • Her mesleğin soylu ve soysuz mensupları vardır. Ancak halkla sürekli yüz yüze görev yapmak durumunda olan polislikte bazı kişiler, gerek ahlak noksanlığı, gerek eğitimsizlik, gerek psikolojik yönden mesleğe uygun olmama gibi nedenlerle olayiar, olgular karşısındaki yoz, olumsuz tutum ve davranışlanyla bütün teşkilatın karalanmasına yo'l açmaktadıriar. Oysa, bu mesleğin içinde öyle yetenekli, akıllı, sağduyulu, soylu insanlar var ki. v'l'HM'" A( «T.V:- -..,U *. »«»-(•~..« u.t.m: /rtflr» U. i^lJkU ><«M r. -ul tıanırrl frıtri *uhııu Emniyet Genel Müdürlüğü hizmet belgesi. Nurhan Varlı, kızlanyia birlikte. böyle bir operasyon için mıntıka karakolundan takviye memur alınması gerekir. Ama bu hiçbir zaman gerçekleşmez. Sonuçta ha- yali operasyonlara hayali rapor- lar düzenlenerek, her ay emniyet- te odacısından kapıcısına, bekçi- sinden, polisine herkese operas- yon tazminatı ödenir. Bu tazmi- natlardan yararlanamayanlann kadarsayısı, azımsanmayacak fazladır. lskenderun'da yaşadıklanm da tıpkı öncekilerde olduğu gibi ne tek başına 'İKK'B" oimamdı, ne de başka bir şey. Burada da gücü- mün yettiğince devletin soyulma- sına karşı koymaya çalışmıştım. Bu tazminatlardan haksız yarar- lanmalann önüne geçebilmekiçin hep ilgili mevkidekileri uyardım. Bu benim için bir görevdi. Tabii ben bunu yaptığım süre- ce sakıncalı, komünist, iKK'li, PKK'li oluyordum. lftiralara ma- ruz kalıyor, ardından meslekten ihraçlar, sicil bozmalar, sürgünler geliyordu. Ama üst rütbelilere ya- ranmak için onlann istediği gibi davransaydım, her nimetten ya- rarlanır, çok rahat ederdim. Birey- sel olarak yapabileceğim çok faz- la bir şey kabnamıştı. Her mesleğin soylu ve soysuz mensuplan vardır. Ancak toplum yaşamında halkla sürekli yüz yü- ze görev yapmak durumunda olan polislikte bazı kişiler, gerek ah- lak noksanlığı, gerek eğitimsiz- lik, gerek psikolojik yönden bu mesleğe uygun olmama gibi ne- denlerle olaylar ve olgular karşı- sındaki yoz ve olumsuz tutum ve davranışlanyla bütünüyle teşkila- tın kötü görünmesine, karalanma- sına yol açmaktadıriar. Oysa, bu mesleğin içinde öyle yetenekli, akıllı, sağduyulu, soylu insanlar varki. Bireysel olarak yapabileceğim fazla bir şey kalmadığma inandı- ğımda anılanmı yazarak, Emni- yet Teşkilatı içindeki "çürûkyu- murtaİann" ayıklanmasına kat- kıda bulunabileceğimi ve toplu- muma yararlı olabileceğimi dü- şündüm. Bu yüzden de emekliye aynldım. Emeklilik işlemlerim çok kısa sürede tamamlandı. Belki de be- nim kadar işlemleri kısa sürede bitirilen bir başka memur yoktur Emniyet Teşkilatı'nda. Anılanmı yazarken, emeklilik işlemlerimin bu kadar kısa süre içinde tamam- landığı aklıma gelince bir muzip- lik düşündüm. 657 sayılı Devlet Memurlan Kanunu, emeklilikten vazgeçin- ce tekrar işbaşı yapma, istihdam edilip görevlendirilme imkânı sağlıyor. Emekli olduktan beş ay sonra bir dilekçe yazarak, tekrar teşkilata dönmek istediğimi bil- dirdim. Benim konumumda olup da bazı yakınlan sonradan nüfuz- lu olan bazı emekli polisler, tek- rar teşkilata döndürülmüşlerdi. Beni kesinlikle yeniden işe alma- yacaklannı bile bile (Çünkü bir kez kurtulmuşlardı) başvurdum. Başvuruma hiç gecikmeden ce- vap verildi. Dilekçemi 15 Şubat 1995 tarihinde yazmıştım. Bana gelen yazının üzerinde 22 Şubat tarihi vardı. Yani zarfın postayla Ankara'ya gitmesi, Emniyet Ge- nel Müdürlüğü'nde ilgili kademe- leri dolaşıp Personel Daire Bas- kanlığı'na ulaşması ve dosyamın incelenmesi sürecini düşündüp- nüzde cevabın ya aynı gün ya da ikinci gün yazılması gerekiyordu. Genel müdürlükçe dilekçeme cevaben yazılan yazıda,"elde mevcut yeterii ve durumuma uy- gun münhal kadro bulunmadığu açıktan atamalann tamamen dur- durulduğu" belirtildikten sonra yazılan şu cümle dikkat çekiciy- di: u _ hizmetinizc ihtiyacınuz bu- lunmadığuıdan talebiniz hakkın- da bir iştem yapılamamaktadır:" Aslında işe tekrar almış olsa- lardı bile anılanmda söz ettiğim kişilerle yine karşılaşmayacağı- mın garantisi olmadığından çok da keyifle çalışacağım söylene- mezdi. Istesem teşkilata tekrar girebi- lir, polis olabilirim. Bunun için, benim konumumda olup da emeklilikten sonra tekrar işbaşı yaptırdıklan kişileri örnek göste- rerek, dava açmam yeterlidir. Ama benim amacım bu değildi. Tekrar göreve -mahkeme yolu dı- şmda- almalan mümkün değildir. Bunu çok iyi biliyordum. Ama- cım, okuduğunuz bu anılara vere- cekleri cevapla noktayı koymak- tı. Emekli olduktan sonra bir "Hizmet Belgesi" gönderdiler. Şöyle yazıyor üzerinde: "Emnhet TeşkilatTmn ağır ve yorucu hizmet sartian içinde uzun yıllar feragatla çauştıktan sonra emekliye aynlmış bulunuyorsu- nuz. Takdir ve tebrike değer bu hizmeüerinizden dolayı teşekkûr eder, bundan sonraki hayatınıan, ailenizin fertleri ile birlikte sağhk ve mutluluk içinde geçmesini dile- rim. Emniyet Genel Müdürü." BÎTTÎ (Not: Nurhan Varlı 'nın anılan, önümüzdeki günlerde ÇAĞDAŞ YAYINLARI arasında 'Sakıncalı Kadın Polis' adıyla kitap olarak yayımlanacaktır.) ÇAUgANLARIN SORULARI / SORUNLARIYILM4Z ŞJPAL Istek dışı emeklilik ve ikramiye farkı SORU: 1995 vilında 32 yıl fiilen Emekli Sandığı'na tabi çauştıktan sonra, 53 yaşında çahştığun kanıu kurumu tarafindan isteğim dışında emekli edildim. 60 yaşını doldurmayan memurların, malullük dı- şında re'sen emekli edilemeyeceklerini sanıyorum. Oysa, benim emekli edilmeme daha 7 yıl var. Bu uygulama yasal mıdır ve re'sen emekli olanlara ikramiye farkı ödenir mi? (S.B.) YANIT: T.C. Emekli Sandıği Yasası'nın 40. maddesinde, devlet memurü olan T.C. Emekli Sandıği 'iştirakçılerinin vazifeleriyle ilgi- lerinin kesilmesini gerektiren yaş haddi 65 yaşını doldurduklan ta- rihtir' denilerek genel emeklilik yaş sının çizilmıştir. Bunun yanı sı- ra aynı maddeye göre 'hizmet müddetleri ne olursa olsun 60 yaşını dolduranlar hakkında da kurumlannca yaş haddi uygulanabılir.' Yasanın 39. maddesı ise 60 ve 65 olarak belirlenen yaş sınınnı ba- zı özel koşullann varlığı durumunda kaldırmıştır. Bu madde uyann- ca, iştirakçilerden "30 hizmet yılını tamamlamış olanlar, kurum- lannca lüzum görüldiiğünde yaş kaydı aranmaksızın" istekleri dı- şında (re'sen) emekli edilebılmekiedir. Ancak, 60 yaşını doldurmayan memurun isteği dışında emekli edi- lebilmesi için öncelikle "30 hizmet yılını tamamlamış" olması ge- rekmektedir. Aynca (*) "idarenin bir memuru re'sen emekb'ye sevk edebilmesi, memurun manevi takatsızlığı ve fikri kudretsizliği- nin tahakkukuna bağlıdır." (Danıştay Dava Daireleri Kurulu, 1966/53 Esas ve 1967/576 Ka- rar) Bu koşullann varlığında, kurum, 60 yaşını doldurmamış memuru, isteği dışında emekli edebilmektedir. isteği dışında ancak 'yaş haddi sebebiyle' (re'sen) emekli edilenlere, yasa ikramiye yönünden ayn- calık tanımıştır. 5434 sayılı T.C. Emekli Sandıği Yasası'nın ek 20. maddesi uyann- ca "Emekli, adi malullük, vazife malullüğü aylığı bağlanan veya- hut toptan ödeme yapılan asker, sivil tüm iştirakçilere, her tam fîili hizmet yılı için", emekli aylığı bağlanmasına esas tutarlann bir aylığı emekli ikramiyesi olarak verilmektedir. Emekli aylığını bağlatıp emekli ikramiyesini de alanlardan, kimle- rin, emekli olduklan tarihten sonra oluşan değişiklikten yararlanaca- ğı, yine ek madde 20'de açıklanmaktadır. "tştirakçilerden, kanun- larla belirlenen bekleme süreleri sonunda kadrosuzluk veya yaş haddi sebebiyle emekliye sevk edilenler ve vazife malullüğü hü- kümlerine göre vazife malullüğü aylığı bağlananlar ile ölüm se- bebiyle haklannda emeklilik işlemi uygulananlara emekli edil- dikleri veya aylıklannın bağlandığı tarihi takip eden ilk mali yıl- başında gösterge veya ek gösterge rakamlarında meydana gele- cek artışa, bu tarihte yürürlükte olan aylık katsayısı uygulanmak suretiyle ikramiye farkları, emekli ikramiyesi ile ilgili hükümle- re göre ayrıca ödenir. Yukardaki fıkraya göre emekliye ayrılan- lara emekli edildikleri veya aylıklannın bağlandığı tarihi takip eden ilk katsayı artışından doğan ikramiye farkları aynca öde- nir." Yasa iştirakçilerden; a) Yasalarla belirlenen bekleme süreleri sonunda kadrosuzluk ne- deniyle emekli edilenlere, b) Yaş sınınnı doldurduklan için istekleri dışında emekli olanlara, c) Vazife malulü olup vazife malullüğü ay- lığı bağlananlara, d) Ölüm nedeniyle görevleri sona erenlere, kendi istekleri dışında, kurumlannca kadrosuzluk ya da yas sının neden gös- terilmeksizin emekli edilenlere, ikramiye farkı ödenmeyeceği görü- şündeyiz. (*) Ismail Akçomak, T.C. Emekli Sandıği Kanunu-1989, sayfa 209. ANKARA... ANKA... MÜŞERREF HEKİMOĞLU Aziz Nesin ve Aybar önce Aziz Nesin, ardından Mehmet AJi Aybar; yalnızlık duygusu, boşluk, hüzün derinleşiyor gide- rek. Biri seksen, öteki seksen yedi yaşında, ama yaşlan ile değil, başlanyla yaşadılar; yürekleriyle, ey- temleriyle, rüzgâra karşı değil, ölüme karşı giderek çoğu zaman. Çok mutluyum, ikisini de yakından ta- nıyorum. Aziz Nesin ile Akşam gazetesinde aynı oda- da çalıştık bir dönem. Karşı karşıya oturduk; odaya girer, bir merhaba der yalnız, yazmaya başlar. Belli bir süre sonra bir sigara yakar, ben de sevinirim. Si- garayı söndürürken kalemi alır yine, söyleşimiz de sona erer. Yazısını bitirince çantasını alır gider, mat- baaya ya da dergiye yazı vermeye. Oturmaya, ko- nuşmaya vakti yok. Büyük yükü, sorumluluğu var. Bir sigara içimi süren söyleşilerde onu daha yakından tanıyorum, hayranlığım da derinleşiyor giderek. Dostluğumuz da güzelleşti giderek. Ankara'ya gel- diği zaman bana da birkaç saat ayınr, çaya ya da ye- meğe gelir. Ortak dostlanmızla yaşamıma güzel bo- yutlar katan söyieşileryaparız. Nesin Vakfı'ndan söz ederiz çoğu kez. Çocuklardan söz ederken sesi de güler, gözleri de. Geçmiş yıllarda bir yaz, Ören'de de güzel bir buluşmamız var. Ayn bir yazımda anlata- cağım. Anılar yazmakla bitmez. Kitap da olabilir, ama vakit bulabilir mıyim? Son yıllarda az gördüm Aziz Nesin'i, telefonla ko- nuştuk yalnız. Hâlâ konuşuyoruz! Ardından yazılan- lan konuşuyoruz, kimi çok şaşırtıcı, ama Aziz şaşır- maz. ••• Bebek Camii'ne ulaşamadım, uzaktan uğurladım Mehmet Ali Aybar'ı. Bir sevgilıyi daha yitirmenin hüz- nüyle. Bir Kuzguncuk tepesıne baktım, bir Bebek te- pesine. Sonra Nadir Bey'ın, Berin Nadi'nin sözleri çınlıyor kulağımda. Galatasaray Lisesi'nde sınrf ar- kadaşı Nadir Bey'in, bir başka arkadaşı da Methi Bengisu. Evlerinde çok güzel söyieşilerimiz var. özü sözü, birliği kanıtlayan bir kişi. Güzel bir insan Ay- bar. Zincirli Hürriyet'te, Vatan'da zincirleri kırmaya yönelik savaşı var. Yazılannı okurken karanlık aydın- lanıyor, yaşamı da çok onurlu biçimde belgeliyor ışı- ğını. Ödün vermeyen bir aydının yaşamı. Kimi olay- lan birlikte yaşadık sonra, daha yakından tanıdım Ay- bar'ın kişiliğini. 27 Mayıs 1960 devriminden sonra Ankara'ya geldi bir gün. Doğan Avcıoğlu ile karşı- laştılar Akşam bürosunda. Hanımeli Sokağı'nın kö- şesindeki bahçede giderek sertleşen bir tartışma, sosyalizme bakış açısında bir uçurum oluşuyor ner- deyse. Aybar'ı da Avcıoğlu'nu da daha iyi tanıyorum o karşılaşmada. Başka bir akşam, Milli Birlik Komi- tesi Başkanı Orgeneral Cemal Gürsel'e yazdığı mektubu okuyor bize. Kurucu Meclis'e sol aydınla- nn, işçilerin, emekçilerin de girmesini öneriyor Ay- bar. Demokratik düzenin sağlıklı ve dengeli işleye- bilmesi için, sol partilerin kurulmasına açık, söz ve düşünce özgürlüğü geniş bir anayasa savunuyor. Evimiz hayli kalabalık o akşam, yakın dostu Büyü- kelçi Dikerdem de var. Kuşkusunu da belirtiyor. Bu mektubun Aybar'ı mahkemeye götüreceğini söylü- yor, ama Aybar'ın yanıtı kişiliğini kanıtlıyor: - Yann birbasın toplantısı yapıp mektubu açıkla- yacağım. Sonucunu göze almak gerekir, sol bir ay- dın olarak tarihsel görevimi yapmak zorundayım. Birdavranış, bir yaşam biçımi bu. 27 Mayıs'tan ön- ceki günlerde de benzer bir davranışı var Aybar'ın. Demokrat Parti iktidarının hukuk dışı davranışlanna, Beyazıt'taki Atatürk anrtına avukatlık cüppesini bı- rakarak gösterdi tepkisini. Görevini yapmaktan ge- ri kalamaz. O mektubun Cemal Gürsel'e ulaşmadığını sapta- dım sonra. Ancak kimi sol aydınlar da anayasa ça- lışmalarına katıldı, TİP kuruldu, 1961 yılında bir son- bahar akşamı Aybar da kapımızı çaldı yine. Sendi- kacılar TİP başkanhğına gemesini istiyor. O da bu onurlu görevi üstlendiğini söylüyor bize. Güzel bir dönem başlıyor yaşamımızda. Artık bir ayağı Anka- ra'da Aybar'ın. 1965 seçimleri yaklaşıyor, alanlardal- galanıyor, TlP'e Meclis yolu açılıyor; kürsülerde ye- ni sesler, yeni soluklar, yeni sloganlarla demokratik yaşamda güzel gelişmeler oluyor, ama sevincimiz soluyor birden. 12 Mart olayını yaşıyoruz. 1961 Ana- yasası'nda onanmlar oluyor, Aybar tek başına par- lamentoda. Değişiklik önerileri okunurken söz alıyor, karşı görüşünü belirtiyor, oylama yapılırken hayır di- yor, 'ret' diyor, bir kişi değil, on binlerin, milyonlann sesi gibi güçlü sesi. Ismet Paşa ilgiyle izliyor Aybar'ı. CHP'lilere sesleniyor sonra. Bakın Aybar'a, tek ba- şına bir parti gibi. Parti sözüyle de yetinmiyor Paşa, Aybar'a sesleniyor yeniden: "Tek başına bir mües- sesesin Aybar". Son yıllarda onu da az gördüm, cenaze törenle- rinde karşılaştık, telefonla konuştuk ancak. Özlem dinmeden derinleşiyor. Bu özlemin başka bir tadı var elbet. Yaşamımızda yıldızlan pariatan kişilerden kaynaklanıyor; karanlığı deten, getecekgünlere ümitle bakan kişilerden, inan- cını yitirmeyenlerden, rüzgâra karşı yürüyenlerden. Ektikleri tohum bir gün yeşerecek elbet. Özlemimiz de dinecek o zaman. B U L M A C A SEDAT YAŞAYAN SOLDANSAĞA: 1/ Hemen âşık olan. 2/Çarşılarda aynı işi yapan es- nafın bulunduğu bölüm... Türki- ye'nin plaka işa- reti. 3/ Habeş soy- lusu... Keskin ko- kulu doğal mad- de. 4/ Satırlan 6 blok durumunda döken dızgi maki- nesi. 5/Hayvanla- nn kışlık yemi... Şarkı. 6/ Bir işte 1 2 3 4 5 6 7 8 yardımcı olarak çalışan er- kek... Spor karşılaşması. II Bir cetvel türü... tpekten. sa- nmtrak dallı nakışlarla işlen- miş bir tür beyaz kumaş. 8/ Canlı. etkin, hareketli. 9/ Trabzon'un bir üçesi... lnce kamış, hasırotu... Tavlada bir sayı. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/Dil devrimınin ilk yıllann- da "belediye başkanı'' anla- mındakullanılansözcük .. Birnota. 2/Karakter... Yumuşak, hoş, ince bır güzelliğı olan. 3/ Pokerde kâğıt dağıtma sırası gelen oyuncunun, kanp kestıği kâğıtlan dağıtılmak üzere kendisinden sonraki oyuncuya vermesi. 4/ Nazi partisınin askeri polis örgütü... Bir işi yenne getirme... Kakım da de- nilen kürk hayvanı. 5/ Dogalgazın önemli bir bileşeni olan gaz... Oyunda kazanılan her parti. 6/ Kent ya da kasabada dışmahalle... Kunduracılann dclik açmakta kullandıklan çe- lik tığ. 7/ llaç vererek hastalığı iyi etmeye çalışmak. 8/ Inan- ma, güvenme. 9/ Şarkının sert bır biçimde vurgulandıgı dis- ko müzık üslubu... Babanın kız kardeşi.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog