Bugünden 1930'a 5,432,954 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 8 MAY1S 1995 PA2ARTESİ HABERLER hsan hakfarı seminerleri • ANKARA (ANKA) - Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Insan Haklan Merkezi, Emniyet Genel Müdûrlügü'nûn katkılanyla polislere yönelik olarak başlattığı insan haklan seminerini sürdûrüyor. Ankara bölümü tamamlanan seminerin Izmir bölümü de önümiizdeki günlerde gerçekleştirilecek. Insan Haklan Merkezi, Ankara, Izmir ve Samsun barolannda da insan haklan derslerini yargıç, hâkim ve avukatlarla birlikte yürütüyor. Insan Haklan Merkezi Müdürü Prof. Tekın Akıllıoğlu, seminer progTamıyla ılgili olarak yaptığı açıklamada, 1995 yılı için Avrupa însan HakJan Sözleştnesi uygulaması, işkencenin önlenmesi ve hapishanelerde insan haklan başlıkli bir semineri yürütürken, amaçlannın uygulamadan kaynaklanan insan haklan sorunlannın önüne eğitimle geçmek oldugunu belirrti. Dff'filepe çiğ köfte zfyareti • ANKARA (ANKA) - Tutuklu DEP milletvekilleri cezaevinde geçirecekleri ikinci kurban bayramına çiğ köfte yapıp yiyerek girecekler. Çiğ köfte malzemeleri salı günü avukat Feridun Yazar tarafından cezaevine götürülecek. DEP'liler bayram öncesi yaptığı son ziyaretinde avukatlan Feridun Yazar'dan çiğ köfte malzemesi istediler. DEP'liler kendisi de Şanlıurfalı ve çiğ köfte düşkünü olar Yazar'a alacağı malzemeyi en ince aynntısına kadar tarif ettiler. Yazar'dan malzemeleri salı günü cezaevine ulaştırmasını isteyen DEP'liler, bayramın birinci günü koğuşta çiğ köfte yapıp yiyeceklerini söyledüer. Mbıa'da 30 Mn çadır yandı • MEKKE(AA)- Mina'da, Afrikalı hacılann kalacaği bölgede bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı. Yangında, can kaybı olmazken yaklaşık 30 bin çadır yandı. Mına'da bulunan Kral Faysal ile Kral Fahd Köprüleri'nin bulunduğu bölgede çıkan yangında, toplam 300 bın kişinin kalacağı çadırlarda henüz belirlenemeyen bir nedenle yangın çıktı. Yangın, Mekke ve Cidde itfaıye ekibinin havadan ve karadan müdahalesiyle söndürüldü. Yetkililer, çadırlarda hacı adaylannın bulunmamasından dolayı büyük bir facia atlatıldığını kaydettiler. 332 saMe 500 • DEVREK (Cumhuriyet) - Devrek'te 332 adet sahte 500 binlik ele geçirildi. Devrek Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından şehir merkezinde kuşkulu hareketleriyle dikkat çeken Kadri Baykara (25), Cafer Yakut (36). M. Şenf Altın(31), Van'dan getrrdikleri sahte 500 binlikleri şehir merkezinde piyasaya sürerken yakalandılar. Konuyla ilgisi olan 4 kişinin de aranmakta olduğu bildirildı. Polisin întihanı • Istanbul Haber Servisi - Mahmutbey Yolu Subay •Sitesi'nde oturan Eminönü Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'nde "görevli polis memuru Zekeriya Maden (25), dün gece 00.45 sıralannda "henüz belirienemeyen bir nedenle başına dayadığı tabancasını ateşleyerek intihar etti. Maden'in, 8 gündür görevine gitmediği için durumu öğrenmek isteyen arkadaşlannın eve geldiği sırada intihar ettigi belirtildi. Maden'in ,ilk tedavisi JO Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yapıldı. Gerıç polis memuru, daha sonra görürüldüğü VakıfGureba .Hastanesi'nde tüm müdahalelere karşın kurtanlamadı. De\Tİmciliğhı sembofleri Deniz'lerin asılması bir dönüm noktasıydı. Gericilik, her şeyi baskı ile halletmeye Deniz ve arkadaşlannı asarak yeni bir boyut kattı. O günden bugüne nerelere geldik? Evet, Deniz'leri o gece astılar. Sabah olduğunda hepimiz birbırimızin yü- züne bakıyor. ama hiç konuşmuyorduk. Yüreğı- miz sıkışmıştı, çaresız- dik. Acımızı ıçimize gömmüştük. Evet Deniz'ler asılalı tam 23 yıl oluyor. O gün- den bugünlere, daha çok ölümler, çok idamlar ya- şadık. Faili meçhul cina- yetlerin sayısı belirsiz. Deniz'lerin asılması bir dönüm noktasıydı. Gericilik. her şeyi baskı ile halletmeye Deniz'leri asarak yeni bir boyut kat- tı. O günden bugüne ne- relere geldik? Denız'ler, 1968'lerde dünyada ve ülkemizde yükselen devrimci hare- ketin sembolüydüler. Tür- kiye. günde ortalama si- yasi nedenlerle 25-30 in- sanın öldügü bir ülke ha- line geldı. îşkence her za- mankınden daha fazla. Denizler. işte böyle bir ülke istemedikleri için canlannı verdiler. Onların çıkar gözetmeyen. yiğıt ve fedakâr tutumlarına, onların saf ıdealizmıne her zamankınden daha çok ihtiyacımız var. Deniz'in gülümseyen yüzünü. sevimli atılganlı- ğını, dünya malına değer vermeyen şövalyeliğini çok özlüyorum. Onları hatırlamak bıle hepimizın ıçınde sönen bir şeylen yeniden canla- dınyor. Sevgili Deniz. Sevgili Yusuf. Sevgili Hüseyin. Sizler. Türkiye için hâ- lâ çok şey ifade ediyorsu- nuz. Hepinızi özlemle ku- caklıyor, gözlerinizden öpüyorum. 68 kuşağmın önderi 23 yıl sonra Deniz O R A L Ç A L I Ş L A R •Onlar, hiçbir çıkar gözetmeden halkın demokrasiye, özgürlüğe ve refaha kavuşması için canlannı verdiler. Onlar, köşeyi dönmenin ne demek oldugunu bilmeyen bir kuşağın öncüleriydiler. •Onlan asarak, Türkiye'nin birliğini koruduğunu iddia edenlerin bir kısmı hayatta. Türkiye'nin geldiği nokta da ortada. Zulüm daha da arttı. Deniz Gezmiş. 1968gençlik hareketlerinin tartışmasızönderi "68 kusağının ise sembolüydü. Türkhe'de 1968 kuşa- ğı deyince herkesin aklına öncelikle Deniz gelir. Deniz Gezmiş, 1968 gençlik hareketlerinin tartışmasız önderi '68 ku- şağının ise sembolüydü. Türkiye'de 1968 kuşağı deyince herkesin aklına öncelikle Deniz gelir. De- niz. tam bir '68'lıdir. Atılganlıgıyla, ütopyaia- nyla, sınırsız enerjisiyle, fedakârlığıyla. hiçbir şey- den yılmayan inadıyla ve tez canlılığıyla. Denız'in 1968 olayla- nndakı en yakın mücade- le arkadaşîarından birısı Bozkurt Nuhoğlu'ydu Bozkurt. 27 Mayıs İ960 müdahalesinden önceki gençlik eylemlerinden geliyordu. Oldukça dene- yimliydı. Denız'le çok yakın ve içten bir dostluk oluşmuştu aralannda. Kitle eylemlerinın, antı-emperyalist gösterilerin önde gelen önderi Deniz, ar- tık bu eylemlerle yetinemeyecek bir nok- taya geimiştı. Ona göre artık dağa çık- mak, silahlı mücadele vecmek gerekiyor- du. Bu mücadeleye girişmeden önce eski arkadaşlanyla yeniden görüşmek gereksi- nimı duyar ve eski arkadaşlannı o sırada bulunduğu Ortadoğu Teknık Üniversite- sı'ne çağınr. Onlarla konuşur ve yeni ey- lem planlannı anlatarak, onların da kendı- lerine katılmasını ıster. Konuştuğu arka- daşlarından birisi de Bozkurt Nuhoğ- lu'dur. Bozkurt o görüşmeyi şöyle anlatır: "Deniz'le aramızda görüş ayrılıkları "70'ten sonra başladı. "7l'de netleşti. Onu en son görüşüm ODTÜ'de oldu. Ben Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı Deniz'in babasına vedamektubu "Baba. Mektup elinize geçtiği zaman aranızdan aynlmış bulunuyorum. Ben ne kadar üzülmeyin desem de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum. Insanlar doğar, büyür, yaşar. ölürler. Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyier yapabilmektir. Bu nedenle ben, erken gitmeyi normal karşılıyorum. Oğlun b l l k i d (/•' - " bu yola bilerek girdi \e >onunun da bu oldugunu biliyordu. Cenazem için avukatlanma gerekli talimatlan verdim. Taylan Özgür'ün yanına gömülmek istiyorum. Annemi teselli etmek sana düşüyor. Kitaplanmı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et. Onun bilim adamı olmasını istiyorum. Bilimle uğraşsın ve unutmasın ki bilimle uğraşmak da bir yerde ınsanlığa hizmettir. Son anda yaptıklanmdan en ufak birpişmanlık duymadığımı belirtir, seni, annemi. abimi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşi ile kucaklanm. Ya vatan ya ölüm Oğlun Deniz Gezmiş" Başkanı'vdım. Çağırdı, gittim. Karlı bir gün. ekibi de oradaydı Deniz'in. Bir çay kahve içtikten sonra a\rı bir yere çıktık. 12 saat birlikte olduk. Ben geril- la sa\aşının çıkmaz bir yol oldugunu görüvordunı. Biraz daha deneyimlh- dim ondan. Bir 60 ihtilalini yaşamış- tım. Askerlerle düşüp kalkmam olmuş- tu. Deniz. planlannı. programlarını an- latmıştı. İnanamamıştım onlara. Kü- çük bir tartışma oldu aramızda. Yani o yolun çıkmaz oldugunu anlatmaya ça- İıştım, dilim döndüğü kadar. Ama o, o kadar inanmıştı ki bu olaya, gene buğu- lu gözleri>le boynuma sarıldı: Bız her şeyi düşündük. Sen de göreceksin, seni bir yıl sonra dağda karşılayacağız. Aslın- da senin gerıde kalman iyi olacak' gibi sözlerle bir yandan gönlümü aldı. diğer yandan her türiü saMmı karşıuksız bırak- tL karartıydı. Ondaki potansiyel, böyle ye- rinde durup beklemesine izin vermezdi za- ten. Eyleminin, öyle, zirvede noktalanması gerekfyordu. Öyle bir misyon için doğmuş- tu sanki. Mutlaka vapması lazımdı. Şimdi, değişen bir şe> \ok ülkede. Çok açık söylü- yorum. 20 yıl bunca mücadeleden sonra, bunca kan, bunca kitap, bunca yazı... llaştıgımız nokta belli. Deniz. bunu biz- den çok daha önce farkeden bir potansi- yeldi. O dayanılmaz koşullar karşısında mutlaka vapması lazımdı. Voksa vüreğj dayanmazdı, çatlardı bir türiü. Gerçekten bir pislik. bir adaletsizlik, o devirde de bu- gün de öyle." Can Yücel'ın o güzelim dizelerindeki gıbi Deniz, devrimın ilk yüz metresınin en hızlı koşucu- suydu. O küçücük ömrüne neler neler sığdırmadı ki. Asıldığında 25 yaşındaydı. Ama, Türkiye'nin en çok tamdıgı isimlerden biriydi. Ülkenin dört bir yanındakı hemen her eylemde onu gö- rebılirdiniz. Bazen gitmedi- ği yerde bile oluyordu. Ga- zeteler, Denız'ın hiç görme- diği yerlerde bıle yapılan eylemlerde bulunduğunu yazıyorlardı. Deniz. ününe İayık bir gençtı. Her zaman atılgan, hep sevimli ve can- lı. Yıl 1968. Tanh 29 Ekım. Deniz'in de içinde bulundu- ğu bir grup devrimci genç Samsun'dayız. O gün ora- dan yola çıkacağız ve Ata- türk'ün ölüm günü 10 Ka- sım'da Ankara'da olacağız. Yürüyüşün adı, "Tam Ba- ğımsızlık İçin Mustafa Ke- mal Yürüyüşü" idı. Bu yü- rüyüş. o "dönemde kamu- oyunda büyük ilgi gördü. Bürün gün yüriiyoruz, gece- len çevre köylerde konaklı- yoruz. 27 Mayıs Milli Dev- rim Derneğı. CHP ıçinden bir grup yardım edıyor. Bu arada gazetelerde her gün yürüyüşle ilgili haberler çı- kıyor. Ancak ö>le haberler çıİayor kı, gazetelenn bun- ları nasıl haber aldığına şa- şıyoruz. Örneğın bir gün. genellıkte Denız'in taşıdığı Türk bayrağının âlemi kay- boldu. Yolda düşmüş. Ertesı gün sağcı gazetelenn man- şetinde bir haber: "Komü- nistler. Türk bavrağının âle- mini çıkanp attilar." Şaşkın- lık ve paniğe düşüyoruz. Sonradan anladık kı, yürü- yüşe katılanlardan Muzaffer Köklü polis ajanıymış. Yü- rüyüşten kısa bir süre sonra Muzaffer bir gazeteye yaz- dığı anılannda bu yürüyüşü günü gününe bildırdığıni anlattı "Tam Bağımsızlık İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü" çok büyük engellerle karşı- laştı. Sonunda Ankara ya- kınlannda Kayaş'ta polis ta- rafından durduruldu. Çünkü yürüyüş iznini alan Mıllı Birlik Komitesi eski üyele- ri, gördükleri baskı nede- niyle izin taleplerinı geri çektiler ve bu nedenle biz yürüyüşçüler Ankara'ya gi- remedik. Bu yürüyüş sırasında en kritik olaylardan birisi Ço- rum'un kazası Alaca'da ba- şımıza geldi. Alaca kazası, bizim yolumuzdan 12 kilo- merre içerdeydi. Oraya gır- meden de yolumuza devam edebilirdik. Ancak o günlerde Ala- ca'da önemli bazı olaylar olmuştu. Şehrin merkezin- deki cami önüne yapılan bir Atatürk heykeline. şeriatçılar karşı çık- mışlar ve heykeli savunmaya kalkan Kay- makam aleyhinde gösteriler yapmışlardı. Biz de böyle bir olayın yaşandığı kasaba- ya gitmek istiyorduk. Bir yandan da çeki- niyorduk. Heykelin dikilmesine karşı çı- kan şeriatçılar, şehre girerken üzerimize saldırabilirlerdi. O günün havası içinde korksak da. çekinsek de bu kasabaya gir- mekten vazgeçemezdik. Endişe içinde ka- sabaya yöneldik. Bazılanmızın elinde so- palar vardı. bir saldın olursa bunlarla ken- dimizi savunmayı düşünüyorduk. Alaca'ya yaklaştıkça endişemiz ve te- dirginliğimiz artıyordu. Sürecek BİZBİZE ERDAL ATABEK üselerde Neler mi Oluyor?.. Tam "Ne oluyor bu liselerde? Nedir bu bıçaklı kavgalar? Aileler mi ilgisiz, okul müdürieri mi başa çıkamıyor?" tartışması açılmışken milli maç sonra- sında millet elde silah sokaklara dökülmez mi? Haydi şimdi de onun tartışmasına girişefim. Silah ruhsatlan mı kısıtlansın yoksa cezalar mı arttırılsın? Yetkililer, uzmanlar, yazarlar çizerler uğraşsın dur- sun. Sanki bu toplumda şıddet yeni bir şeymiş gibi şaşıhyor. Sanki "at-avrat-pusat" üçlüsü başka bir kültürün ürünüymüş gibi şaşılıyor. Sanki evde "ata- rım şimdi tokadı"söz\en, toplumda "asacaksın üçünü beşini, bak nasıl yola geliyorlar" hükmü başka bir toplumun hayatıymış gibi şiddete pek şaşıyoruz. Oysa ortada şaşacak bir şey yok. Bun- lar bizim kültürümüz, bunlar bızım hayatımız. Ama önceleri böyle değildi değil mi? Şiddet sadece tabancalar bıçaklar mı ki? • • • Para, en büyük şiddet aracı değil mi? Parasızlık, işsizlik, işten atjlma en büyük şiddete maruz kalma değil de nedir? Bugün "para"kimlerın şline geçi- yor? Çalışanm mı, üretenin mi, hak edenin mi? Koskocaman bir HAYIR. Bugün "para", dümenini yürüten açıkgözün, işbitiren dalaverecinin eline ge- çiyor kı şiddetin en büyük kaynağı oluyor. Uselere bakıyor musunuz? Kıt kanaat geçinmeye çalışan ailelerin çocuklarıyla altında babasının arabasıyla okula gelen çocuklar yan yana. Bunlann yarattığı çelışkiler nasıl yaşanıyor biliyor musunuz? Bu çe- lişkıler genç insanların ruhlarında hangi fırtınaları esttriyor. haberiniz var mı? Yetkı ne büyük bir şiddet aracıdır. Eline, nerede olursa olsun. yetki geçiren kişinin nasıl da şiddete dönük bir davranış içine girdiğini görüp şaşıyorsu- nuz. Yetki eşitlikle, adaletle kullanılmıyor. Adamına göre, durumuna göre, beklentiye göre değişik yet- ki kullanımı var ki artık şaşmıyorsunuz. Siz de yet- kiyi işinize geldiği gibi kullanmak için çaba gösteri- yorsunuz. Şaşmıyorsunuz, sistem içinde yaşama- ya çalışıyorsunuz. Yaşam farkları büyük bir şiddet aracıdır. Birbirine değmeden çok farklı yaşayan insan toplulukları arasında korkunun ve nefretin nasıl da büyüdüğü- nü görüyor musunuz? Toplumsal şiddetin kaynak- ları gene toplumun içinde yeşeriyor? Patlayan tabancalann sesleri, çekilen bıçakların soğuk pırıltılan aslında bunları yansıtıyor. • • • •*' Geleneksel toplum yapısı artık bu hızlı, çarpık, dengesiz değışimi taşıyamıyor. Değişim, bu yapı- nın içinde çağdaşlaşmayı getiremiyor. Değişim hızı yeni dengeler kurulmasına fırsat vermeyecek dere- cede yüksek. Toplumsal dengelerin bozulması ye- ni dengelerın kurulamaması her alanda yaşanıyor. Insanlar çaresiz. Çaresizlik önce korkuyu getiriyor. Arkadan umutsuzluk geliyor. Çözümlertıkanmış. ••' • . Çevrenizde her şey degişiyor. Sizin için hiçbir şey değişmiyor. Hayat oyunur^u kaybettiğinizi y Artık şiddette başka ifade yolunuz yok. Her fırsatta şiddet sızi başkalarına anlatıyor. Hem sinecek hem vuracaksınız. Hayat sizin için vur-kaç oyununa dönüşüyor. Şiddet artık kaçınılmaz oluyor. • • • üselerdeki şiddet toplumsal şiddetin yansıması- dır. Silah atışlı kutlamalar toplumsal şiddetin aynası- dır. Düşünce açıklamanın yasal oluşu toplumsal şid- detin ölçütüdür. Trafik kazaları, şiddetin yola çıkmışıdır. Kentlerin yağmalanması. şiddetin ticarete dö- nüşmüşüdür. Şiddetle yaşıyoruz, şıddetle ölüyoruz. Şaşacak bir şey yok. ; J '"'° ' •'':•''-';- Hikmet Çetin, oy peşinde ANKARA (ANKA) - CHP Genel Başkanı Hık- met Çetin. ılk yurt gezisinı kurban bayramından sonra 4 hazıranda yerel ara seçim yapılacak olan Gazian- tep'in Kilis ilçesine düzen- leyecek. Çetin, ÇHP Genel Başkanı olduktan sonra parti adına yapacağı ilk yurt gezisıne milietvekili seçil- diği Gaziantep'ten başlaya- cak. Merkez Yönetim Kurulu tarafından yürütülen CHP ve SHP il ve ilçe örgütleri- nın birleştınlmesi çalışma- ları tamamlanmadan )urt gezilerıne başlamayan Çe- tin'in Gaziantep gezisi bu kez yerel ara seçime yakın bir tanh olması nedeniyle de önem kazandı. Çetin, Gaziantep gezisıne yerel ara seçımde sandık kurula- cak en büyük yerleşim bıri- mi olan Kilis'ı de alırken. hem genel başkan olduktan sonra ılk yurt gezisıne çıka- cak, hem de ilk kez genel başkan olarak CHP'ye oy ısteyecek. K O N U K YAZAR /Doç. Dr. SAMt SELÇUK Yamtoy4. CezaDairesi Başkanı H iç kuşkusuz önceleri bir başı- naydı ınsan. Yalnız ve koruma- sız. Sonraları. vaşam hakkını güvenceye bağlamak. korkusuz yaşa- mak istedı. Aıle, kabıle. derken site- devletler kuruldu. Siteler birleşti, dev- Ietlere, ımparatorluklara dönüştü. Ne kı, özgürlükler, haklar güvenceye bağ- lansın dıye yaratılan kurum, yani dev- let, zamanla özgürlüklerin. haklann baş düşmanı kesildı. Bu; bılımsel deyışle, tipik bir yabancılaşma (alienatıon) ol- gusudur. Bu yüzden. ınsanlık tarihi. bir bakı- ma, yabancılaşmayı yaratmanın ve on- dan kurtulmanın tarıhıdir. Öyküyü bılırsiniz. Zorba kral Neark- hos'a (ya da Dıomedon'a) karşı ayakla- nan Zenon yakalanmıştır. Suç ortaklan- nı söylemesi için bızzat kral işkence yapmaktadır. Söylence iki biçım almış- tır zamanla. Bir göriişe göre Zenon. ko- nuşmamak ıçın dışleriyle kopardığı kendı dilinı zorba kralın yüzüne tükür- müştür. Bir başka görüşe göre ise Ze- non, kulağına söyleyeceğı hılesiyle zor- ba kralın yaklaştırdıgı kulak kepçesıni ısınp koparmış, bunu kralın yüzüne tü- kürmüş. sonra da suç ortaklarının adla- nnı vermıştir. Hepsi de kralın en yakın dostlandır. Paul Valery'nin ikinci görüşe göre yorumu şuduf Her zorba yapayalnızdır. Çünkü ona ilk ıhanet edenler daima en yakın dostlandır. Bu bır. Her zorba, zorbalığın kısır döngü- sünde kendi yarattığı zorbalığına ve kullandığı baskı teknığine, önünde so- nunda yenik düşmeye yargılıdır (mah- kûmdur). Bu ikı. Zenon, zorbaya hile yaparak daha derindeki bır dogruyu göstermiştir. O Hukuk devleti / çoğulcu demokrasi da şudur: Her zorbalık. kuşku ve aldat- macaya dayanır ve bunlarla beslenerek yaşar. Bu üç. Aradan ikıbın yıldan çok zaman ge- çer. 14. Louis "Devlet, işte bu benim" der v e ekler "Tek kral, tek yasa, tek inanç". TevTat'taki canarvar. Leviathan, devtet olup çıkmıştır. Evet. *tek kral. tek yasa. tek inanç". Bu slogan. vüzyılımızın ılk yarısında milyonlarca cana mal olmuştur. Birey yine yapavalnızdır. Baskı tekniğı, Kon- fîiçyüs'ün kaplanlarına rahmet okut- muş, yüksek fınnlara sabun makınele- rine dönüşmüştür. 'Tek bıçimli insan' yaratma ıddıasıyla boy gösteren totalıter' tümelcı devletler acılar bırakarak tarıhe gömülmüşlerdir. 2600 yıl sonra yıne bu tür devletler- den bırınde, Çin'deyız. Haziran 1989. Pekin. Bir dızi tankı çıplak ellerini kal- dırarak durduran ak gömlekli bir ada- mın resmi. sımgesel gücmle gezegenı- mızı sarsar. Zıra. sadece insanca hakla- rıyla donanmış bır adamın karşısında devletın kaba gücü bütün görkemivle sergilenmektedır bu resimde. Olaylan asarak değerlendırdiğımız- de. büyük zaman dılımlerı ıçınde. ınsan topluluklan benzerlıkler vansıtıyor Sonuç ise şudur: Özgüriükçü/çoğul- cu demokrasi. sıvıl roplum, hukuk dev- leti. insanlığın düşünsel evrimınin ulaş- tıgı s>on kavşak noktası olmaktadır (Fu- kuyama). Esasen. 'tek biçimli insan yaratma davatması (integrisme)', Bernard Hen- ri-Levy'nin henüz çıkan yapıtının adıy- la bır 'tehlikeli anndırma (Purete dan- gerense)' girişımidir. Tarihın her döne- mınde olaylannmsanın doğasının diya- lektik oyununa çarparak dağılmıştır. Başanlamaz. Çünkü 'insan yok edilebi- lir, ama teslim alınamaz' (Heingwa>). Dınler. inançlar, görüşler dev letleştın- lemez kı! Nıtekım, deneyimler şunu ka- nıtlamıştır: Tek bıçımlı ınsan yaratma ıdeolojıleri, sınırları belirsiz toplama kamplannda önce insanlan aşağılamış- lar. sonra da insanlığı öldürmüşlerdir. Utanç duvarlan. onlann yalnızca görü- nebılen sınırlandır. Bu bılımsel saptamalar bağlamında. hukuk devleti. başat nıtelıkler ve deger- ler yüklü bir kavram olarak ortaya çıkı- yor. Üstlendiği temel işlevi şudur: Sivil toplum. özgürlükçüy çoğulcu demokrasi ve çağcıllık sonrası bu çoğulculu- gu'farklılıfı, bu bırevcıliğı. bu görevlı- lıği korumak, özendirmek, güvence al- tına almak. Devlet. hukuk devletınde sınırlı doğ- muştur. Haklar ve özgürlükler. devletin dahı giremeyeceğı hukuk kalesiyle ku- şatılmışlardır Hukuk devletınde bu haklar ve özgürlükler, devletçe lütfedıl- mezler; yalnızca tanınır ve güvence al- tına alınırlar. Devletın ve bireyın huku- ku hıçe sayma haklan yoktur Sınırlı doğan devlette. ıster işlemlerle. ıster kı- şılerle ılgili olsun. bu sınır uyiişmazlık- larını, bağımsız ve yansız yargı çözer. Çözüm, sokağın sıcak ve duygusal mantığına göre değil. hukukun soğuk- kanlı mantığına göredır. Bağımsız yar- gı, devleti. taahhütlenni yenne getırme- ye zorlayan biricik aygıttır. 'Yasasız suç ve ceza olmaz'. -Yargüanmadan kimse cezalandınlamaz' gibi bir dızi taahhü- dü. Tannbılimci ermış Thomas d'Aqu- in'e göre. Tann'nın gücü bile. şe>lerin objektif koşullanyla sımrbdır. Bu sözle- re vollama vapan Geny'ye göre. eğer Tann'nm gücü böyleyse, devletin gücü de elbette mantığın sınırlan ıçindedir (methode d'interpretation. I.n.55 s.114). İşte bu mantığın içerigini hukuk dev- letınde. hukuk belırler. Hukuk adalet süzgecınden: devlet de hukuk süzgecin- den geçtıkten sonra geriye kalan şey, iş- te o. hukuk devletidır. Orada devletin dokunduğu her şey hukuka dönüşür. Devlet saydamdır. Gizli hukuka (droit lalent) gereksınme duymaz. Hıkmet-ı hükümet safsatalarıyla sokaktaki ada- ma sürgıt yalan söylemez. tnsanı ölçüt alır. Insanı devletleştırmez. Buna karşı- lık devleti insancıllaştırır. Hukukun özü adalettır. Adaletsız hukuk, yalnızca 'yanlış hukuk' değil, her tür hukuk do- ğasından da yoksunluktur (Radbnıch); hukukta devletçilıktır. Bu bağlamda 'az devlet, çok hukuk' formülüyle özetlenebılen hukuk devle- tınde hukuk çoğaldıkça. devletın meş- ruluk katsayısı artar, saygınlığı ve itaat edilirligı güçlenır vVleşruluk site- nin/devletin banş mcleğidir' (Ferraro). Bılgi çağında, çagımızı ve bilimin vurgularını iyi okumalıyız. Modernıte aşılmıştır. Postmoderniteyi yaşıyoruz. Tekın. tek biçimli insanın yenne, farklı- lıklar geçmış; ötekılerin de maddi ve manevi varlıklannı hoşgörünün ve ka- bulün de ötesinde, savunmak gerektiğı artık anlaşılmıştır. Böylelıkle özgürlüİc- çü demokrasi yetmemış. çoğulcu ve öz- gürlükçü demokrasiye gelinmıştır. Postmodenııte (çağcıllık sonrası) ol- gusunungerçeğinin dayattığı başka- lıkötekilik değerinın aşılmazîığı karşı- sında, çoğulcu demokrasi bireyı mutlu kılmaktan çok. insanı özgürleştırerek yaratıcı kılmanın aracı; hukuk devletı de. postmodermte. sıvıl toplum ve ço- ğulcu demokrasının hukuktaki vurgusu olmuştur. Bunun belırleyicı (determinist) sonu- cu ise şudur: Hukuk devletinde dev let, bireysel özgürleşmeyı. farklılaşmayı gerçekleştırmek, özendirmek ıçın her türiü ınançtan. görüşten. ıdeolojıden annmak. bunlara eşıt uzaklıkta ve yan- sız olmak zorundadır. Devlet hiçbir göriışün ne yanında. ne de karşısındadır Onlar arasında hıye- rarşi gözetemez. Hukuku; onlann, kar- şılıklı ve birbırını yok etmeden. banş içinde tartışmalan için, bir banş teknıği olarak kullanır. Hukuk, görüşler dıya- lektiğinı özgürce sağlayan çerçeveyi çi- zer. Morın, totalıtarizmin yasaklamak ıs- tediğı şey. yalnızca çoğulculuktur Çün- kü totalıtanzm, çoguJculuğun düşmanı- dır (Pour sortır du xxe siecle. 1984, 90- 91). Bu nedenledır ki, çoğulcu demokra- sının. demokrasiyı yıkmaya yeltenen akımlara bıle hoşgörü göstererek ve böylece. onları rejımin içme çekip ev- cilleştırerek etkısız kıldığı. denemelerle kanıtlanmış bır olgudur. Özgürlüğu kö- tüve kullanacakları bahanesiyle. kaygı- sıyla onlara izin vermemek, kötü ve yanlış bır argümandır O görüşler, ne denli kaba ve yıkıcı olursa olsunlar. bu böyledır. Ötekinin demokrasıvi yıkma nıyeti varsa, bıraka- lım konuşsun ki. demokrasi ıçınde ya- payalnız kalsın. Ama onu susturursa- nız, ona karşı en güvenılır savunma aracından. halkı ve kendınızi yoksun kılarsınız. O da şudur: Aşın uç ve kaba görüşü akılcı yoldan reddetme olanağını herkesin elinden al- mak. Dahası. böylelıkle. demokrasiyı, demokratık ılkeler degıl. düşmanın sin- dirme ılkeleri ve yöntemleri yönlendir- miş olur kı bu. demokrasının düşmeme- si gereken bır tuzaktır. Esasen özgürlü- ğe son verme tehlıkesi. bu kaygıya değ- mez kıf Eğer bır ülkede düşünce aynlık- lan yasakîarla önlenı>or ve herkes aynı şeyi düşünüyorsa. orada hiç kımse hiç- bir şe> düşünmüyor ve de demokrasi çok zayıf demektir. Bastırma girişimi. vararsızdır, tutarsızdır. gülünçtür ve de tehlikehdir. Sağlıklı bır demokrasının çoğulculuğu yaşama iyi geçirmesi. bunları çözmeye yeter de artar bile. O yüzden JefTerson, başkan seçıldi- ğinde- "Eğer" demıştır. "aramızda bir- liğimizi bozmak ve cunıhurivelimizi değiştirmek istevenler varsa, onları rahatsız etmeden. kendi hallerine bırakalınT (Cohen).
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog