Bugünden 1930'a 5,433,182 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

'8 MAYIS 1995 PA2ARTESİ CUMHURİYET SAYFA KULTUR 15 'Bir kent duyarlılığı dergisi' "Istanbul"un genel yaym yönetmeni Başar Başanr: Anın fotoğrafinı çekmek istiyonız ASUMARO Üç yıl önce nisan ayında Tarih Vakfı çevresinde bir grup aydın bir araya gelerek bir dergi çıkarmaya başladı. 'Bir kent duyarulığT dergisi... Adı "İstanbul" olan bu dergi, İstanbullu olmanın bilincini geniş kitlelere yaymayı, kentin sorunlannın çözümleri için proje ürermeyi amaçlıyordu. Genel yaym yönetmenliğini yazar Zeynep Avcı'nın üstlendiği "Istanbur bugün üç yaşında. Zeynep Avcı artık genel yayın yönetmeni değil ama yayın kurulu üyesi ve yazılanyla dergiyi desteklemeye devam ediyor. Genel yayın yönetmeni ise dergide dördüncü sayıdan beri görev alan, bir süre de Avcı'nın yardımcılığını üstlenen Başar Başanr. Daha önce pek çok dergide çalışmış olan Başanr, şu anda siyasi tarih üzerine master yapıyor. Jstanbul dergisinin temellennin büyük bir heyecanla atıldığını belırten Başanr, ilk sıkıntılannın Istanbu! ımajının gelişigüzel kullanılırolmasıyla başladığını ifade ediyor. Bu Istanbul 'enflasyonu'ndan olumsuz etkilenen dergiye ikinci darbeyi de 5 Nisan Kararlan vuruyor. Yılbaşından önce Zeynep Avcı yerini Başanr'a de\Tederek onu dışandan desteklemeye karar venyor. Şu sıra pek çok yenilik ıçeren nisan sayısını okurlara sunmanın heyecanını yaşayan Başar Başanr, 'tstanbtıllu' olmanın tstanbul'da doğmak olmadıgını söylüyor: "Eğer bu kentin duyarhlığınj anladıysa birisi, Boğaz'a baküğı zaman ya da akşamüstü rakısını içerken, mezarlıklannda ölülerinin yattığuıı biliyorsa. kentin siluetinin gökdelenlerie delinmesinden rahatsızsa, bu duyarlıJık içerisinde örgütienebiliyorsa, nereii olduğu önemli değfl". "îstanbul"un okurlanyla buluşmasında en büyük engelin insanlann dergide kendilerini bulamamalan, onu sahiplenmemeleri olduğuna karar veren Başanr. nisan sayısıyla bu sorunu halletmeyı umuyor. Bu amaçla derginin yazarlanyla okurlannı bir araya getiren toplantıda okurlann dergide 'insan jüzii' görmek ıstedikleri ortaya çıkmış. Dığer bir istekleri de. semt semt Istanbul Genel olarak Istanbul'un yanı sıra, birşekilde kendilerini yakın hissettikleri semti de bulmak istiyorlar dergide. Aynca yeni bir bölüm var bu sayıda: "lstanbul Sesi". Bunu, Istanbul için ugraşaa insanlann seslerini Şile, Akşamgüneşi MağarasL duyuracaklan bir platform olarak tanımlıyor: "Eğer birisi bir vakıf, bir dernek, bir mahalle girişimi kurduysa, bu Istanbul dergisinin konusudur. Nasıl sosyetik dergüer şu barda bu içki içiliyor diye bir hayat şekli öneriyoıiar okurlarına. biz de bizimle aynı ülkiiyü paylaşanlara bir hayat şeklini, bir kent bilinci şeklini bu şekilde önerebiliriz". Istanbul Sesi'nin değışmez konukları "Değişme Sancısı" köşesiyle Tomris Uyar ve kent kritiği karikatürleriyle Larif DemircL 'Anın fotoğrafinı daha şiddetli çekmek istediklerini" belirten Başar Başanr, derginin başında güncel yazılar T T ğer bu kentin Ay duyarlılığını A—J anladıysa birisi, Boğaz'a baktığı zaman ya da akşamüstü rakısını içerken, mezarlıklannda Ölülerinin yattığını biliyorsa, kentin siluetinin gökdelenlerie delinmesinden rahatsızsa, bu duyarhlık içerisinde örgütienebiliyorsa, nereii olduğu önemli değil. olacağını söylüyor: "Zeynep bir köşe aldı ve 'Bir Marslı'nın Jstanbu! Anılan'nı >azma>a başladı. tstanbul'da tam o sırada ne olduğunu anlatan. hafif mîzahi. biraz jurnalistik bir tad. Onun arkasında İstanbul'un gündemindeki ağır soruna yönelik bir hağımsız makale. Derginin başında biraz ana ve güne yönelik şeyler yapmaya çalıştık". Bir başka yenilik de, dergi sayfalannda edebıyata yer verilmesi. Bu sayıda Bilge Karasu'nun 1960'Iıyıllarda yazdıgı "Kedili Meryem" başlıklı Beyoğlu anlatısı ile Ahmet Hamdi Tanpınar'ın 1956'da yazdığı bir mekrup yer alıyor. Dergideki "Tarihsel Kimliğe Saygı" dosyasında Korhan Gümüş Galata'dan söz ediyor. Bir sanat etkinliğinin dergide yer alabilmesi için tstanbul'la ılgili olması gerekiyor. Sayfalannın çok değerli olduğunu söyleyen Başanr. diğer etkinliklerin zaten başka yayın organlannda yerbulduğunu belirtiyor. Dergide doğa bilimlerine de yer var anık. Bu sayıda 'magaralar' ile bir başlangıç yapıhyor. Fstanbul'un yapraklan. balıklan. güneşı gibi fiziksel çevresini tanımlayan yazılara da kapılar açılıyor. Derginin ilk sayfasında, ileri sürülen görüşlenn sorumluluklannın yazarlanna ait olduğu vurgulanıyor. Başar Başanr, farklı seslere yer vermeye hazır olduklannı belirtiyor: "Benim çıkan yazılara yüzde yüz katılmam söz konusu değil. Burada başka insanlann başka perspektifierden ortaya koyduğu görüşler de vardır. Ama ben tabii ki her yazıyı iki kere okuyoruın. Her tarafa köprü yapalım. gökdelenlerdıkelim' diyen bir adam, bunun nedenini söylemiyorsa basmak zorunda degiliz. Farklı renklerin ya da kontrastlann armonisine doğru gidcrken. kendimizce de bir yayın politikası tanımlamış durumdayız. Esas itibariyle korumacı ama gelişmeye karşı olmayan bir yaklaşım bu". Tuğrul Tanyol'un son kitabı 'İhanet Perisinin Soğuk Sarayı' Era Yaymcılık'tan çıktı En güzel şiirimi henüz yazmadun PEÜN ÖZER "kimseye söyleyemediğim bir şeyler var/ kimsenin umunında değil yanında yatan ölüV ölen bir şeyler var durmadan, eksildikçe/ artan yaJnızca hiizün" Tuğrul TanyoL son şıir kitabı "İhanet Perisinin Soğuk Sarayı"nda okurlannı farklı bir sesle selamlıyor. 70"li yıllar- dan bu yana şiir ugraşmı sürdüren ve bu- güne dek "Elinden Turun Günü", "Ağus- tos DehBzteri", "Sudaki Anka M ve "Oda Müziği" adlı kitaplanyla tanıdığımız Tuğrul Tanyol'un ilk iki kitabı da son ki- tabı gibi Era Yayıncıhk'tan çıktı. Üç Çiçek ve Poerika dergilerinin ku- ruculan arasında yer alan, "Ağustos Dehlizleri" adlı kitabıyla Behçet Neca- tigil Şıir Ödülü'ne değer göriilen Tan- yol, şiir üzerine eleştirileriyle de tanını- yor. Şair kimliğini her zaman koruyan bir sosyolog olan Tanyol ile şiiri ve şiire ba- kışı üzerine konuştuk: - Bir söyleşinizde "70'li yıllardaki po- litik şiire ve onun uzantısı olan folklor- cu şiire büyük bir tepki duyuyordum. Şi- iri iyi bildiğimi düşünüyordum. bu ne- denle ukala ve kimseyi beğenmeyen bir tavıriçindeydim..." diyordunuz.OyıDar- da yeni yeni şiûierini yayunlayan bir şa- ir olarak politik şiire duyduğunuz tepki- nin nedenleri ve şiire bakışınızı öğrenebi- T">u kitapla ben hep içimde kaybetmemeye çalıştığım A^duygunun canlı kaldığını gördüm. Bence bir şairin bu JLJ duyguyu kaybetmemesi lazım. "ihanet Perisinin Soğuk Sarayı "ndaki şiirleri yazarken o eski duygumu yeniden yakaladım ve ilk defa kendi çizgimin dışmda bazı şiirleri yayımlayabileceğimi düşündüm. lirnıiyiz? 70'li yıllann başlannda oldukça çe- kıngendim şiir yayımlamak konusunda. tkj şe>' benı çok engelliyordu. Cahit Tan- yol'un oğlu olmak, bir şey yapıp da cid- diye alınmamak korkusu vardı. Şiir ya- yımlamakta da hep böyle çekingendim. 70'li yıllann başında bir iki şiirim ya- yımlandı. Bir süre şiir yayımlamadım sonra. O günkü şiir ortamına kendimi uyduramadım açıkçası. Oysa 70'li yıllar- da şiire bakış farklıydı. Şiire çok aşın politıze birbakış açısı vardı. Ben de o tür şiirler yazdım ama yayımlamadım, ki- taplanmadaalmadım. Politize olmuş şi- irle bürünleşemedim. Benim esas çıkı- şım 80'li yıllann başında oldu. - Şürinizin müzikle olan bağlanüsı ilk olarak "Oda MüzığT'ndeadını bulmuş- sa da şürlerinize baktığımızda bu bağın sürekliliğini görüyoruz... Şiirlerimde müzikle ilişki hep vardı. Benim için en büyük üzüntü besteci ola- mayıştır. Müzik gerçekten de benim ha- yatımda birinci yere sahip. Ben şiir yaz- mıyorum. beste yapıyorum. Şiire bakı- şım da öyle. Bir şiirin baştan sona beni alıp götürmesi lazım. Bir şiirin ezgisi il- gilendirir beni. Ezgi derken iç ritm ve müzik, imaj, imge örgüsüyle de bağlan- tılı olmalı. Belki okuduğum her şıirde kendi şiirimi anyorum. - "Jhanet Perisinin Soğuk Sarayı"nda karamsariık. yaşlanma korkusu ve kır- gınlık egemen... Bu kitapta bir karamsarlık var, doğru ama o karamsarlığın olmaması mümkün değil. ldeolojisini kaybetmişbirtoplum- da. ideolojisini kaybetmiş entelektüeller arasında yaşıyonız. Hepimiz bir ölçüde kaybettik, en azından kuşkuya düştük miraslanmızdan. Onun yarattığı bir ka- ramsarlık var. -Son kitabınızda farklı şiirlerin bir ara- ya geMiğini görüyoruz. Bu kitapla ben hep içimde kaybetme- meye çalıştığım duygunun canlı kaldığı- nı gördüm. En güzel şiirimi henüz yaz- madım. Bence bir şairin bu duyguyu kaybetmemesi lazım. "fhanet Pensinin Soğuk Sarayı "ndaki şiirleri yazarken o eski duygumu yeniden yakaladım ve ilk defa kendi çizgimin dışmda bazı şiirleri yayımlayabileceğimi düşündüm. "Ak- şamcılar Baladı"nı ya da "Istanbul Şi- iriw ni kitaba alırken eski okurlanmm da seveceğini düşündüm. Sevmeyecekse bi- le ben artık yeni bir okur bulmalıydım kendime. Biryerde bu şiirleri de sevecek birileri vardır mutlaka. - Kitapta "ihanet" temasını farklı bo- yutlanvla koyuyorsunuz ortaya. Kişisel ihanetin ötesinde "toplumsal bir ihanet" de söz konusu... Burada toplum en masum olan kesim. Bu tamamen bu ülkenin düşünen insan- lannın ihaneti. En başta kendilerine iha- net ettiler. Belki hepimiz biraz ihanet et- tik. Çünkü kendi inançlanmızı kaybe- derken kendi kimliğimizi de kaybettik. Onun yarattığı bir karamsarlık var. Ora- daki ihanet teması bir kadınla ilişkili gi- bi görünse de aslında ben genel bir iha- net içinde yaşadığımızı düşünüyorum. Hepimiz o hain evlatlanz aslında, hepi- miz ihanet ettik. Zaman zaman söylüyo- rum bence ideoloji çok önemlidir insan- lann hayatında. İnsanlann ideolojileri- ne sahip çıkması gerekir. Ben her zaman sosyalisttim. Şiir konusunda, şiirin poli- tize olmaması gerektiği kavgasını verir- ken de sosyalisttim. Ama o dönemde bi- ze karşı yazılar yazan insanlann çoğu ar- tık sosyalist değil. Oysa ben hâlâ sosya- listim. Belki de hayatımda ilk defa top- lumsal temalann şiirde ne kadar önemli ve gerekli olduğunu ben 40 yaşıma doğ- ru anladım. Ama bunlann yine de çok açık mesajlı şiirler olmaması lazım. Şi- ir gerektiğinde politik de olmalı. 'Zıkkımın Kökü' Fransa sinemalannda ^ Kültür Servisi- Memduh pn 'ün: Adana Alün Koza En İyi Vönetmen, tspanya Astu- rias Festivali En İyi Yönet- men. Hindistan l daipur Film Festivali En İyi Film, Fransa CineJunior Film Fes- tivali En tyi Film, Almanya Mannheim Film Festivali En İyi Film ve Tunus Sousse Film Festivali En tyi Film ödüllerini kazanan son filmi "Zıkkımın Kökü" bugünler- de Fransa sinemalannda gös- teriliyor. Muzaffer tzgü'nün roma- ıında_n yola çıkarak Mem- duh Ün ve Macit Koper'in »enary'osunu birlikte yazdık- an filmin barollenni Emre \kyiJdiz, Menderes Saman- :ılar. Günay Girik ve Meriç Jaşaran paylaşıyor. Fransız sinema dergisi *remiere'de yer alan Eric Li- )iot'nun eleştiri-yazısını su- luyoruz: 1949yılında, Tür- :iye'de Muzo adında genç bir tdam sevdiği kadına onunla evlenemeyeceğini söyler. Durum böyle olunca babası kızını bir başkasıyla ev lendi- rir. İki âşık çok mutsuzdur. Muzo büyük bir düşkınklığı içinde geçmişine, 10 yıl ge- riye, çocukluğuna döner. Türk sineması toparlana- rak, ülkenin ekonomik ve po- litik durumuna sinema aracı- lığıyla ayna tutan fılmler ger- çekleştiriyor. Zaman zaman Yıbnaz Güney ve Ömer Ka- vur yetenekleri aracılığıyla, bunu başarıyor. Kronolojık bir biçimde kahramanının yaşamına ışık tutmayı başar- mış. Bir çocuğun bilinçlen- mesıne tanıklık ederken, ltal- yan neorealizmine göz kır- parak mesajı olan bir film gerçekleştirmiş yönetmen. Sosyolojik olgulan ise zeki- ce filmin ikinci planına yer- leştirmiş. Bu filmınde Mem- duh Ün, hümanist bir bakış açısına sahip olduğu kadar politik bir bakışı da olduğu- nu gösteriyor. Adair'in zorlu çevîri deneyimi F ransız yazar George Perec'in hiç 'e' harfi kullanmadan yazdığı 'A Void' adlı kitabı Ingilizce'ye çevrildi. Fransız sinema dergisi Premiere'de •Zıkkımın Kökü' ile ilgili eleştiri yazısı yer alıyor. Kültür Servisi- "Çözülmesi olanaksız bul- macalara benziyordu" diyor Gilbert Adair, Georges Perec' in "Disparition" (Kaybolma) adlı ünlü romanını Ingilizce'ye çeviren sinema eleştirmeni, yazar, şair ve gözüpek çeviımen. Bu kitabın 'benzeri' geçen ay Ingiltere'de "A Void" (Boşluk) adıyla yayımlandı. Georges Perec "'Kaybolma"yı hiç 'e' harfini kullan- madan yazmıştı. Gilbert Adair dört yılını vermiş bu zorlu çe- viriye. Sunday Times'da yazılan yayımlanan, zaman zaman senaryo da yazan Adair aslında meslek olarak çevirmenliği seçmemiş. Normalde Ingilizce'ye çevrilen Fransızca bir metin orijinalinden daha kısadır. Oysa bu ki- tapta tam tersi olmuş. Gilbert Adair uzun zamandır Fransız kültürüyle içiçe yaşıyor. 12 yıl Fransa'da yaşayan Adair Ingilizce öğretmeni olan Adair, sinemayla da ilgilenir ve Ingiliz sinema dergisi Sigbt and Sound'da yazılar yazar. Sonra bir- denbire kendini yönetmen bir arkadaşının ka- merasının önünde bulur. 1979 yılında yazmak için Londra'ya döner. 10 yıl sonra "Kaybolma" adlı kitabı çevirmeye giriştiğindeyayımlanmışaltı kitabı vardırartık. Gilbert Adair'e bu teklifi Perec'in Ingilizce çe- virmeni olarak tanınan David Bellos götürmüş. Perec'in biyografisini hazırlayan Bellos'un bu teklifini Adair bir kaç kere reddetmiş. Çeviri sırasında pek çok güçlükle karşılaşmış doğal olarak. Perec nasıl Fransızca'daki 'elle'za- mirini hiç kullanmadıysa, Adair de Ingilizce'deki they' ve 'he' zamirlerini atmış metinden. Zaman zaman bu zamirlerin yerine isim kullanış. Ancak tabii bunun da dozunu ayarlamak, metinle uyum içinde kullanmak gerekmiş. Şöyle anlatıyor Adair: "Biraz boş zamanun vardı ve kitabın ilk cümlesivle oynamaya başladım. Beni oldukça şaşırttı ve heyecan- landırdı ilk cümle. Ve bu cümlenin Ingilizce karşıltğııu buldum sonunda. tlk cümle ikinci cümle derken kendimden geçtitn. 'E' harfinin bir metinden kovulması bir vütudun bacaklannın ya da gözlerinin eksikol- ması gibi şey dir. Başiangıçta el yordamıy ia iler- liyordum ancak sonradan yavaş yavaş dil kendi yaşamını yasamaya başladı. Şimdi geriye dönüp de kitap-lara baktıgımda kendi kendime 'bu çeviri degiL, bu kitap benim kitabun' divorum." BU AŞAMADA ŞÜKRAN KURDAKUL Hoşgöpünün Sınırı UNESCO'nun 1995'i 'Hoşgörü Yılı' ilan etmesi, ül- kemizde de yankılar uyandınyor. Variık dergisi (Ma- yıs 1995) bu konuda düzenlediği soruşturmada 'ül- kemiz aydınlannın bu bağlamdaki konumu ve işlevi' ile ilgili sorular yöneltti bize. Okurlanma bu konudaki görüşlerimi iletmek istiyo- rum: 1 - 'Ülkemiz aydınları' sözü 1990'a doğru günde- me getirilen tartışmaları anımsattı bana. - Sağcı aydın olur mu? - Olmaz! Dünyaya, günümüze ve tarihe bizim gibi bakma- yanlar için de doğru olan tersidir. - Solcu aydın olur mu? - Olmaz! Bugün de karşıtların birbirierini yok sayma mantı- ğının değiştiğini söyleyebilir miyız. Degişen, yok saymanın düşmanlığa dönüşmesidir. Şimdi kimi gerçekleri anımsatma gereğini duyuyo- rum. Bu ülkenin soyağacında kardeş katıli padişahlann künyeleri yazılıdır. Bu ülkenin soyağacında yüzbinler- ce masum insanın kanına giren Osmanlı paşalannın adı 'kahraman' olarak geçer. Geçmişi yargılarken dünya gönjşümüz kimi gerçeklere gözlerımizi kapa- mamızı istiyorsa bizden hoşgörünün tutunacağı dal, padişah kardeşlerinin kelleleriyle birlikte kesilmiş de- mektir. Tarihsele nesnel olarak yaklaşamıyorsak, bugün- den yaşayana nasıl bakacağımız belli. Bildiğim kadarıyla birkaç önemli etken var toplum- sal/siyasal yaşamı belirleyen: Tarihsel koşullar. Etnik yapı Üretim ilişkileri Var olan kültürün kökenleri. Bu kendine özgülüğü oluşturan öğeleryumağı. ta- rihsel gerçeklere nesnel olarak yaklaşmakla çözüle- bilir. Aydınlanmıza düşen binncil görev bu bence. 1910'larda tarih sahnesine çıkan kuşak şu soruya yanıt aramıştı: - Biz kimiz? Günümüzde de ne acılar, bunalımlar pahasına yi- nelendiğini görüyoruz bu sorunun. Demokrasi de yukarıdan aşağıya gelmez bir top- luma, hoşgörü de. Ikisi de bir bütün olarak kazanılır. 2- Benim varlığıma, kişi olarak yarattığım tarihe. usa bağlılıktan kaynaklanan edimlerime, 'ütopya 'ma tahammül edemeyenler karşısında hoşgörüme sınır aramayacak mıyım? Birinci Meclisı örgütleyen ulusalcı güçler 'emper- yalizme ve kapitalizme karşı savaşmayı' gerekli gör- meyen saray ve kendisine bağlı kurumlar karşısında bile sabırla korumaya çalıştılar hoşgörü sınınnı. Ta- şıyabildiği kadar da taşıdı. Bizler de Sıvas katliamına kadar, katliamdan son- raki düşmanca tavır ve yorumlara kadar hoşgörüsüz- lük karşısında yerimizi belirlemeye çalışıyorduk. 2 Temmuz 1993, daha iktidar olmadan şıddeti se- çen kafaların özgür insanlann üzerine ateşle yürüdü- ğünün tarihidir. Bu nedenle 2 Temmuz 1993 toplukıyımını hoşgö- rü sınınnın sonu olarak görmek zorunlu bir sonuçtur artık. Öyleyse "Neyapmalı?" sorusunu bu aşamada ye- niden sormak gerekiyor. Osmanlı döneminde şeriatçı kafa, sarayı; saray, şeriatçı kafayı besliyordu. Şimdi şeriatçı odaklar si- yaseti, siyasal odaklar şeriatı beslıyor. Demek ki hoşgörü sınırının çekileceğı yere bir kez daha gelinmiştir ülkemizde. Bu aşamada, özgür insan olduğuma inanmam gi- bi, özgürlüğümü korumak için gereken savaşımı ver- mek zorunda bırakıldığıma inanmam da doğal kar- şılanmalıdır. Eşpef Armağan, Amerika yolcusu • Kültür Senisi -Görme özürlü ressam Eşref Armağan, 1991'de Hollanda Amsterdam, 1994 Çekoslovakya Ziin'den sonra. bu kez de Nevv York'ta iki sergi açmak için Amerika'ya gidıyor. 1953 yılında doğan Eşref Armağan. ışığı hiç görmemesine \e yaşadığı dünyayı hiç tanımamasına karşm. 8 vaşından beri, resim ve heykel yapıyor. Şimdive kadar. 11 kişisel ve karma sergide resimlerini sergileyen Armağan. Nevv York'taki Türk Haftası etkinlikleri çerçevesinde Türkevi'nde ve Nevv York Hilton'da iki sergi açacak. Efes'in tarihi değişiyop • SELÇUK (,4A)Antik Çağ'da Ege'deki en büyük yerleşim birimlerinden olan Efes kentinin tarihinin, bilinenden çok daha eskilere uzandığını kanıtlayan bulgulareldeedildi. Efes Müzesi arkeologu Adil Evren ve Cengiz İçten'in yaptığı yüzey araştırnıası sırasında, Kızlar Sarayı'nın 300 metre batısında. Efes tarihındc ve Efes'in bugünkü yerleşme yerinde bulunan en erken seramiklere rastlandı. Bölgenın. Efes'ın ilk yerleşim alanı olduğu tahmin ediliyor. Daha önce yapılan kazılarda ele geçirilen buluntular. M Ö. 900 yılına aitti. Son olarak bulunan alandakı yaşam tarihi ise. M.Ö. 3000 yıllanna uzanıyor. 11. GENÇLİK GÜNLERİ BUGÜN: HARBİYE MUHSİN ERTUĞRL L: 12 00 Film "La Grande Iliusion*' Yönetmen: Jean Renoir 15.00 Söyleşi "Fatih Altaylı ile Teke Tek" 18.00 Dia Gösterisi Esin Ûysal 19.00 Konser Istanbul Oda Korosu KADIKÖY HALDUN TANER: 15.00 Konser Reha Özkuş Gitar İçlüsü 19.00 Oyun "Ma\i" ÜSKÜDAR MUSAHİPZADE CELAL: 19.00/ Oyun "Klasik Esintiler" Tiyarro Mayıs FATİH REŞAT NURİ: 15 00 Konser Altı Nokta Körler Demeği Çoksesli Oda Korosu, Selim-Kerim Altmok Ikilisi 19.00' Oyun "Ishak" Yeni Yüksektepe Kültür Derneği Donkişot Tiyatro Grubu YARIN: HARBtYE MUHSİN ERTUĞRUL: 12 00 Film "Büyük Diktatör" Yönetmen: Charlie Chaplin 15.00 Söyleşi "Yenikapı'dan Günümüze" Prof. Dr. Toktamış Ateş, Savaş Dinçel, Afşar Timuçin, Müjdat Gezen 17.00 Happening KADIKOY HALDUN TANER: 19.00 Oyun "Silahşörün Gölgesi" Yedi Bölge Oyunculan ÜSKÜDAR MUSAHİPZADE CELAL: 19 00/ Oyun "SağlıkOlsun" Istanbu! Mizah Tiyatrosu FATİH REŞAT NURİ: 15.00 Oyun "Kördöğüşü" Trakya Ünıversitesi Hayrabolu Yüksek Okulu 19.00/Oyun "Mine" Hayrabolu Belediyesi * Filmler. orijinal dillcıındo e<1 --icıık^L 'ı>
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog