Bugünden 1930'a 5,419,547 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

3 MAYIS 1995 ÇARŞAMBA CUMHURİYET SAYFA KULTUR 13 ALLEGRO EVİNİLYASOĞLU Yeııi bîr görkemli prodiiksiyon: Aida Sema lii/ün üda. Erol Lrasise Radames rolünü üsdenhor. Her şeyden önce böylesi büyük bir prodüksiyonu gerçekleştirip Istanbullulara Giuseppe Verdi'nin bu güzel operasını sunduklan için Istanbul Devlet Opera ve Balesi'ne ve sahneye koyan Yekta Kara'ya teşekkûr etmeliyiz. Aida'nın galası yann akşam, 4 mayıs gecesi yapılacak. Ancak ben Ankara Festivali'nin kapamş konserine gideceğim için geçen cumartesi gecesi oynanan ilk temsili izledim. İlk temsilde çeşitli aksakJıklaryaşanması doğaldır. Bu prodüksiyonun da Tumadot gibi giderek oturacağına ve sağlamlaşacağına inanıyorum. Osman Şengezer'in kostümleri son derece güzel kumaşîardan seçilmiş ve her bir karakteri özenle yakıştınlmış. Dekorda ise tûm sahnelerin görkemi eşit değil. Girişteki zenginlik, sonraki sahnelerde azalıyor. Özellikle Nil Sahnesi'nde sanki aceleyle hazırlanmış bir dekor yer alıyor. Nehrin akjşını, sıcağın ve buharlaşmanın etkinliğini duyumsamak izleyicinin imgelem gücüne kalmış. Son sahnede daha belirgin bir gömüt karabasanı yaratılabilirdi. IşıkJardaki hatalar ise mutlaka ilk temsilin aksaklıklan idi. Kocaman koro, koronun ve solistlerin güzelim ezgileri; dansçılar ve gizemli danslanyla Aida prodüksiyonunda üç yûz kişilık kalabalık bir kast kullanılmış. Durağanlığı önlemek için rejide giriş-çıkışlarla (Atlar dahil) geniş bir oyuncu kitlesi devingenlik sağlamış. Bu da yapıtın şanına yakışıyor. Ancak koronun sahneye bölûnmüş olarak yerleştirilmesi sesin dağılmasına neden olmuş. Sağ duvann yanındaki beş korist ya da sol duvann dibindeki 6 korist, merdivenlerdeki ve dekor arahklanndaki koristlerle bir bütün oluşturamıyor. Sesler ayn planlarda kalıyor. Dansçılann durumu ise tek sözcükle acıkh! Herhalde bundan sonraki temsiller için durup dinlenmeden çalışmalan gerekecek. Böylesi büyük bir prodüksiyona hiç özen gösterilmemiş danslar ve hazırhksız dansçılar yakışmamış doğrusu. Orkestra şefı Michel Sasson'u birkaç yıl önce izlediğimiz başanlı 'Uçan Hollandab' temsilinden anımsıyoruz. Ancak bu kez solistlere öylesine soluk aldırmıyor ki ünlü aryalann sonunda izleyiciye bile allcış için firsat vermiyor. Sasson'un Aida'sında her şey peş peşe, notada yazıldığı gibi dizilmiş. Orkestrası, terruz sesleriyle dikkati çekiyor. Yine de zaferin görkemini yaşarken bir bandonun parlak sesi özleniyor. Prömiyer temsilinde Aida rolünü soprano Sema Tiizun üstlenmişti. Temiz berrak sesi, zarif oyunculuğu ile başanlı bir sanatçı. Radames rolündeki değerli tenorumuz Erol Uras, her zamanki gibi titizlikle rolüne hazırlanmış, duyarlı ve aynı zamanda kahraman karakterin ikilemini yansıtıyor. Amneris rolündeki Jaldin Çarkçı, Italyancayı okuldan bilmenin yarannı değerlendirdigi gibi güzel ses rengi ile oyuna coşku katıyor. Ancak hırslı ve tutkulu mh halini sergilerken bir prenses olduğunu unutturacak kadar abartılı rol yapıyor. Ramfis rolündeki Suat Ankan, oyunun gerektirdiği gibi ağırbaşlı rolü, abartılara kaçmayan belli bir düzeydeki ses tonu ile tam rolünün adamı olarak oynuyor; baştan sona aynı tutarlılığı koruyabilmenin sanatını gösteriyor. Firavun rolündeki Nejat PınazoğhTnun ve Amonastro rolündeki Seyit Ahmet Yüdız'ın rollerine biraz daha alışmalan gerekiyor. Aida'yı, temsi) biraz daha yerleştikten sonra bir de gala gecesinin kastı ile Zehra Vüdız, Işuı Güyer ve Ayhan Baran ile izlemeyi dilemekteyim. Vatikan Korosu'nun ve Mintcho Mitchev'in konserleri A Cappela Koro, yani hiçbır mü- zık eşliği olmaksızın, yalnız koro üyelerinin seslendırdiği korotoplu- luğu, insan sesinin en kutsal çalgı olarak kabul edıldiği dönemden, Ortaçağ'dan kaynaklanan. çokses- lılığin gelışme gösterdiğı Geç-Rö- nesans dönemi ile zengileşen bir vokal müzik bıçımıdir. 12. Uluslararası Ankara Müzık Festivali çercevesinde CappeOa Sis- tina'vı Istanbul'da da dinlemek mutluluğuna eriştik. Vatikan'ın. yani Papa'nın memuru olan bu top- luluğu Aya Irini gibi bir atmosfer- de dinlemek olağanüstüydü. Şefle- ri Domenico Bartolucci, Floransa doğumlu bır sanatçı. 1952'den bu yana Vatikan'daki Sistine kilisesi- nin korosunda yönetici kadrolarda görevalmış. Cappella Sistina koro- sunda soprano sesleri, 8 ile 12 ya- şmdaki arasındaki çocuklardan oluşuyor. Ve ne tür bir disiplin ile görevlerini yerine getinyorlar, ina- nılacak gibi değil! Koristlerin di- ğer üyeleri 60 yaşlanna kadar uza- nıyor. Aralannda üç-dört tanesi de küçücükken bu koroya girmiş, se- si değişince biraz uzaklaşmış son- ra yenıden aileye dönmüş. Günde 5-6 saat prova yapan ko- ro üyeleri Vatikan'da sürekli söyle- dikleri gibi papahğın özel izni ile Avrupa ve Amerika'da turnelere çıkmaktalar. llgınç bir raslantı kı ülkemizdeki opera orkestralannın konuk şefı Antonio Pirolü de bu ko- ronun yetiştırdıği değerli müzis- yenlerden birisi. Koronun programında ağırlık Pakstrina idi. Reform dünyasının bu ilericı müzisyeni kilisenın bağ- nazlığına karşı çokseslılik tekniğı- ni savunmuş ve 6 sesli bir Missa besteleyerek çokseslı teknığin dın- sel ortamı zedelemediğini kanıtla- mış. Palestrina, her ne kadar Röne- sans'ın coşku dolu dünyasında ya- şamış olsa da yine Ortaçağ'ın İco- yu ve karanlık renklerini taşıyan bir besteci. Belki de Cappella Sisti- na'nın 17. yüzyılda şeflığini üst- lendiğmden programın büyük bir bölümüPalestrina'yaaynlmıştı. İlk polifoni ustası olarak J. S. Bach'tan önce adını en çok duyuran bir bes- teci olarak Palestnna'yı alkışlama- mak elde değil. tkinci yanda Palestrina kadarbü- yük bır polifoni ustası olan fspan- yol besteci Victoria'nın yani sıra çağdaş bir bestecıyi de koronun şe- fi Bartolucci'nın yapıtlannı da al- kışladık. Palestrina ve Victoria'dan sonra aradan geçen yüzlerce yılı ve yir- minci yüzyılda hâlâ gizemsel mü- zik bestelemenin küçük sırlannı bi- ze ulaştınyordu Bartollucci. Belki programı rerddendirici birkaç mo- dem yapıt da katılabilir. Palestri- na'ya bu kadar çok ağırlık verilme- yebılırdi. Yine de Vatikan Korosu bizleri yüzyıllar ötesine, o dönemin kusursuzluk arayışına götürdüğü için mutluyduk. lstanbuf Devlet Senfoni Orkest- rası'nm geçen haftaki konseri il- gınç bir program ilebaşladı. Bugü- ne dek hıç dinlemedığimız Beettao- ven'in çağdaşlanndan Lindpain- tcr'e aıt bır üfleme çalgılar beşlisi için konsertant senfoni dinledik. 1821 tanhlı bu yapıt alımlı ve rit- mik melodikleri ile dikkat çektı. Solistler ise her bin özenle çalış- mış, müzikalitelen ve kendi arala- nndakı uyumlu söyleşi ile güzel bir yorum getirmışlerdi. Flütçü Sada- ko Yokoyama. obuacı Emin Oris- tek, klarnetçı Ay$egül Kirmanoğlu, konrocu Ertuğrul Köse ve fagotçu Nüvit Has'ı bu yapıtı dağarcığımı- za kazandırdıklan için kutlarız. Konsenn diğer solistı Bulgar ke- mancı Mintcho Mintchev, pınl pı- nl bır Mozart yorumu yaptı. Bes- tecinin 4 numaralı K. 218 La Ma- jör konçertosunu değerli kemanı ile ışıl ışıl çaldı. Şef lvan Anguetov yönetiminde- ki konsenn ikınci yansında Dvo- rak'ın epeydir dinlemediğimiz 6. Senfonisi seslendinldi. Net tempo- lanyla değerli bir şef Anguelov. Ancak Dvorak'ın bu senfonisi ye- terince şeffaf mıydı? Müzik Dunyamız Sanata belediyeden Idrlî oyunVEFAÇİFTÇİOĞLU Yerel yönetımler sanat kurumlanmızın oldum olası sanssızlığıdır. Hıçbir partinın el ile tutulur bir sanat politikası olmama- stnm yanında, aynı parti içerisinde sanata farklı bakış açılan, bu kurumlanmızı yıl- lardan beri şamar oğlanına döndürmüştür. Sağ partilerin sanata bakışı malum, böyle bir kavram kafalannda gelişmemiş bıle. Oy sandığına endeksli dünya görüşleri, kendilerini yaşamlannda da mutsuz kıla- cak duruma getirmiş. Sosyal demokratlara gelınce: tktidarla- n süresmce kendılennden beklenileni ve- rememiş, bu konuda sanatçılara ve toplu- ma hayal kınklıkian yaşatmışlardır, halen de yaşatıyorlar. Partiler böyle ıken onlann uzantılan olan yerel yönetımler, farklı bir politika uygulamamışlar, ancak kişilerin sanata olan yaklaşımlannın pozitif olma- sı, bazı belediyelerin, sanatçının ve sanat GALERI - ATÖLYE kurumlannın yanında yer almasına neden olmuştur. Bunun Ankara'daki tek örneği- ni Çankaya Belediye Başkanı Doğan Taş- delen ile yaşamaktayız. Kurumlar ve toplum bütün bu kısırdön- gü içerisinden çıkmayı düşlerken her iki düşünceyi aratacak bir 'adil düzen'(!) iki sanat kentimizin yerel yönetimlerinin ba- şına Tann'nın gazabı gibi oturdu. Ulusal iradenin bu tercihi yapacağını hâ- lâ kabullenmiş değilim, ama demokrasi, ınsanı ne yazık ki biraz da kaderci kılıyor. Biluidiği gibi Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın her yıl açılış konserleri hi- podromda, ilkbahar konserleri de Atatürk Kapalı Spor Sarayı'nda yapılır. Bu yıl da Cumhurbaşkanlığı Senfoni Or- kestrası, ilkbahar konseri için tüm hazırlık- lannı bitirdikten sonra tanıtım amacı ile Ankara'nın belli başlı yerlerine afişleme yapmaya başladı. Bir müddet sonra zabıta, asılan tüm afiş- leri teker teker topladı. Emir belediye ve valilikten geliyordu. Nedeni sorulduğunda alınan cevap, "afiş- lerin Ankara sokak ve caddelerini kirietti- ği"ydi. CSO Yönetım Kurulu üyeleri. hemen telefonlara sanldı ve Sayın Gökçek'i ara- dı. Cumhurbaşkanınm bıle telefonlanna çıkmayan Ankara Anakent Belediye Baş- kanımız, batıl bir kurumun müdürü ile mi görüşecekti?.. Elbette hayır.. Zabıta müdürii ise tümden kayiptı, bıraîulan haberiere ragmen sır ol- mustu... Hadi belediyeyi anladık. Farklı bir şey beklemek hayalcilik olur. Valiliğe ne de- melı? Belediye ıçın normal sayılacak bu davranışı valilik şimdi nasıl izah edecek?.. Afışi değil, sanatı kirlilik olarak görenle- re, en güzel cevabı Ankaralılar, bu akşam ve yann akşam Atatürk Kapalı Spor Sara- yı'nı doldurarak verecektir. Konser sonra- sı afişler, program kâğıtlan. belki sigara iz- maritleri, kola kutulan toplanacak ve her yer tertemız olacak. Bu tür kirlilikJeri temızlemek çok kolay, ama her geçen gün çoğalan beyinlerdeki kirlilik nasıl halledilecek? Ankara'da yılan hikâyesine dönen oto- büs terminali, nihayet açıldı ve bır azap ha- linedönüşen eski garaj bölgesmdeki trafik nihayet yoluna girdi. Bu kez başka bir tartışma gündeme gel- di. Garajlara valiliğin istediğı gibi bir kül- tür sitesi mi yapılsın yoksa belediyenm is- tediği gibi bir hastane mi? Valılığın ıstediği kültür kompleksi kapa- lı bir kutu. Ne yapılacağı açıklanmanıış. Afiş toplatan zihniyet, kültür sitesi adı altında üç-beş kişiye hizmet verecek mil- yarlann gömüldüğü gereksiz bir yatınma girebilir. Sitenin ne amaçla yapılacağının açıklığa kavuşturulması ve kamuoyuna su- nubnası gerekiyor. Belediyenm cami değil, hastane isteği de makul görülüyor. Bütün bunlann yanında birkaç öneri de biz getirelim... Ankara'da her yıl çok büyük organızas- yonlaroluyor. Ankara Sanat Festivali, Bıl- kent Festivali, CSO ve Opera, 23 Nisan Çocuk Şenligi, büyük spor organizasyon- lan vs. Bu etkinliklere gelen sanatçılar, sporcu- lar ve konuklar, çok büyük paralar ödene- rek otellerde ağırlanıyor. Buraya Kültür Bakanlığı veya valilik konuk evi yaptırsa otellere göre daha düşük ücretle konuklar ağırlanacağı gibi kunımlann üzerindeki büyük bir sorun kjsmen de olsa kalkar. Böylece otellere giden çok büyük mik- tarda para tasarruf edildiği gibi bu paralar başka etkinliklerde kullanılabıUnir. Bir diğer öneri küçük de olsa bir konser salonu... Emlak Bankası ile valilik el ele venp küçük, ama şık bir konser salonu ya- pamazlarmı?.. I I I I LUTFUCULCULResim Sergisi 27 Nisan - 14 Mayıs 1995 KADIKÖY BELEDİYESİ KÜLTÜR ve SANAT MERKEZİ Bağdat Carl. Haldun Taner Sok. Caddehostan Tel: 216-360 90 95 Düzenleven: BİLlM SANAT GALERİSİ ARTIN DEMIRCI 15. Kısısel Sergı 15 Nisan 5 Mayıs'95 P.U<lf VI* P.V,iMt.bl OlŞlfKİJ lıefaun 11 Tr 19 00 af.ı*.ı .ıçıl^tıf Ga» Evranos Cad. No: M Vesılkay Tel 573 81 93 Galeri Atölye ilanlarınız için: 293 89 78 (3 hat) SUAT YURTALANResim Sergisi "GÖVDEYE REOUEM" 2 Mayıs • 20 Mayıs '95 BİLİM SANAT GALERİSİ Mühürdar Cad Akmar Pasajı No: 72/1-2 Kadıkoy Tel 349 26 10 (OPERA) S A N A T G A L E R İ S İ AUX DERMELSON Resim Sergisi 1 - 25 Mayıs '95 Hjrıcıye Konagı Sok Saql* Apl No 1 TaHsımTel 0212-249 Sî 02 293 89 78 (3HAT) ZERRIN ENÖN Resim Sergisi 2- 18 Mayıs '95 let 2H U a Sadi Dîren Sergisi 20 Nisan - 27 Mayıs 1995 Pazar, pazartesi ve bayram günleri dışında her gün. saat 11.00 - 19.00 arası AKSANAT, htiklal Caddesi Beyoğlu-lstanhul Tel- (0212) 252 35 00-01-02 AKBAIMK Sanatın, Sanalçının Yanında Bilkent Oda Orkestrası Bazı konserler vardır. Da- ha ilk ölçülerde kendinizi başka bir dûnyanın içerisinde buîursunuz. Bir tür obsesyon yaşarsınız, zamanın nasıl ge- lip geçtiğini anlamazsmız. Duygulannızı ifade etmeye sözcükler yetmez. Işte böylesine bir konserdi 25 Nisan 1995 Salı akşamı Bilkent Konser Salonu'ndaki dinleti. Bilkent Akademik Oda Orkestrası 'nı, hem so- listliğini hem de sefliğini ya- pan ServerGankvyönetiyor- du. Gecenin diğer solistlen Server Ganiev'in oğlu ke- mancı Toğrol Caniev ve vi- yolonselci Kara AJiyev idi. Şimdıye kadar çok az seslen- dırile n VTvaldi'nin 2 No'lu Senfonisi ile açıldı. Program- da mûkemmel bırliktelik, her bir üyede zirveye çıkan mü- zikalite. daha ilk ölçülerde kendinı gösteriyordu. Salon- daki izleyıcilerin arasında zannediyorum konservatuvar eğitimi alan çok az insan var- dı. Bu durum onlan müziğı meslek edınmişlerden farklı kilmıyordu. Sanatı anlamak ve duygulan ifade edebiknek için o konunun eğitimini al- marun gerekli olduğunu san- mıyorum. Bilkent Müzik Fa- küitesi'nin dergilerinin birin- de Bolşoy Balesı'nin dansçı- lannın siyah-beyaz reklam fı- gürleri üzerinde dansla ilgili güzel sözler ve ifadeler hatır- lıyorum. Tahmin ediyorum ki bunlan yazan belki dansın tekniğmden hiç haberi olma- yan biriydi. Ama bu durum o kişinin dans ile ilgili güzel bir şeyler ifade etmesine engel olmamıştı. Müzığin güzelli- ğini anlamak için de konser- vatuvar eğitimini almanın, teknik bilgilerle donanmanın ıddiasını taşıyan birileri ola- cağına da inanmıyorum, inanmak istemıyorum. DUŞUNCEYE SAYGI MEMET FUAT Eleştinmenlep Kimi yazariar özledikleri başanlan elde edemeyin- ce eleştirmenleri suçlarlar. Eleştirmenler onlann de- ğerini anlamamış, onlarla ilgilenmemiş, daha çok okura ulaşmalanna yardımcı olmamışlardır. Kendile- rinden hiç kuşkulanmazlar, bütün suç eleştırmenler- dedir. "Klik" derier, "tekke" derler. Şimdi bunlara Ameri- kan filmelennin etkisiyie bir de "mafya" sözcüğü ek- lendi. Hepsiyle anlatılmak istenen şey aynı: "Kendi çıkarian için aralannda anlaşma, birieşme olan insan- iar topluluğu." Eleştirmenlerin yazariaria birtopluluk kurmaktan ne çıkarian olabilir? Neyi paylaşacaklar? Arkadaşlık, dostluk, söyleşi... Nitekim özledikleri başanlan elde edemeyen yazar- lar şöyle derler: "Çevrelerinde dolaşıp yağ çekmedik ki bizi de övüp göklere çıkarsınlarf.." Ben şimdiye kadar en öfkeli, en sa/dtrgan yazarfa- nn bile, eleştirmenler için, şöyle bir söz ettiklerini duy- madım: "Adama bir çıkar sağlamadık, cebine üç beş ku- nış koymadık ki bizim için iyi bir şeyler yazsın!.." Aynca bu boşuna bir yatınm olurdu, çünkü hiçbir eleştirmen bir yazan bulunduğu düzeyden daha yu- kanya taşıyamaz. Eleştiımen bir yapıtın anlaşılmasına yardımcı ola- bilir, başansının ya da başarısızlığının nedenlerini or- taya dökebilir, ama yapıtın degerini artıramaz ya da eksiltemez. Hele bugün eleştirinin en önem verilen uygulayıcılan, incelemeciler için böyle bir şey hiç söz konusu değildir. Onlar sayfalar dolusu yazıp sonun- da hiçbir değerlendirme yapmayabilirler. Türkiye'de yayımcılık verimli bir yatınm alanı ola- madığı için, kitle iletişim araçlanyla iliskileri pek be- lirlenemedi. Kim eleştirmen, kim kitaptanıtmagörev- lisi, kim bu işi para almadan, kim para alarak yapı- yor, belli değil. Aynca bizdeki kitap tanıtma görevlileri arasında, anamalcı ülkelerdeki gibi, yayınevlerinden de aylık alan tek bir kişi bile yok. Hiçbir eleştirmen bir yazan bulunduğu yerden da- ha yukanya taşıyamaz, dedik. Kitle iletişim araçları da yapamaz bunu, ama onlar çeşitli yollarla, özellikle de eleştirmenlerin hiç hoşlan- madıklan, magazin çerçevesine giren yöntemlerle, il- gileri bir yazann üstüne çekebilirier. Böylece, bir sü- re için, sıradan, orta düzeyden bir yazar, okurlara iyi bir yazarmış gibi sunulabilir. Pazariama uzmanlannın çok iyi bildikleri bu yön- temler malı sattınr, ama yazann ticareti aşan yönleri, gerçek bir değeri yoksa, bir süre sonra adının bile anılmaz olması kaçınılmazdır. İyi yazariar bile kitle iletişim araçlannın çarkından yararianarak büyük satışlar elde ederierse, bir süre sonra modası geçmiş, gözden düşmüş görünürier. Gerçi onlan eleştirmenler birkaç bin okurdan öteye ulaşamayan değeriendirme yazılanyla ayakta tutma- yı başanüar, ama yıpranmalannı kimse önleyemez. Yayımcılık yaşamım boyunca birçok genç yazar adayını çabuk ünlenmeye, tanınmaya, kitle iletişim araçtennın çarkına kapılmaya karşı uyardım, ama dinletemedim. Sanınm yazariıkla ünlenmek, tanınmak özlemi ara- sında çok sıkı bir bağ var. Herkes bir çırpıda son nok- taya ulaşmak istiyor. Oysa bu yolda hiç acele etmeden, sağlam adım- larla yürümek, belli birdeneyim, belli birbirikim edin- mek, salt yaygın bir üne erişmek için sanat dışı ola- naklardan yararlanmaya sapmamak gerekir. Sanatçının kötüsü, ortası, iyisi, büyüğü, ancak bir sanat etkinliği sonunda belirir. Kitle iletişim araçlan- nın buna bir katkısı olamaz. Büyük sanatçılar derseniz... Onlann "moda olmak" tehlikesi yoktur, onlan hiçbir şey engelleyemediği gi- bi kitle iletişim araçlannın çarkı da öğütemez... Benim sözlerim büyüklüğü belirmemiş, iyi ya da or- ta düzeyde sanatçılara... I.Ü. Baltar Şenliği'nde Ezginin GünNiğü konseri • Kültür Servisi-tstanbul Üniversitesi Işletme Fakültesi Kültür Kulübü'nün düzenlediği 5. Geleneksel Bahar Şenligi etkınlikleri cuma gününe kadar devam ediyor. Bu çerçevede bugün saat 10.30'da "Efes" konulu dia gösterisi, 11.00'de Bille August'un yönettiği "Ruhlann Evi" adh fılm, 13.00'te ise üniversite öğrencilerinin rock konseri yer alıyor. Yann saat 10.30'da "Kaçkar Dağı Geçişi" konulu dia gösterisi, 11.00'de Alan Parker'ın fılmi "The Wair, 14.00'te Işletme Fakültesi öğretim üyelerinden Muhteşem Baran'ın ud dinletisi, cuma günü saat 12.00'de ise Grup Sonat'ın konseri var. Bahar Şenliği, cuma saat 14.00'te Ezginin Günlüğü'nün konseriyle sona erecek. M.U. Fakültesi'nden Kısa Metrajlı Rlm Yanşması' • Kültür Servisi - Marmara Üniversitesi iletişim Fakültesi, "Kısa Metrajlı Film Yanşması'" düzenliyor. Konunun serbest bırakıldığı yanşmaya, VHS formatında video kasetle başvunılabilecek. Yanşmacılann, filmin en az iki kopyasıyla birlikte fılmin özeri, süresi, yönetmeni ve yapımcısının özgeçmişleriyle birlikte 22 mayıs pazartesi günü saat 17.00'ye dek fakülte sekreterliğine başvurmalan gerekiyor. Esbank Yunus Emre Resim Yanşması • Kültür Servisi - Çağdaş Türk resmine katkıda bulunmak amacıyla on iki yıldan beri düzenlenmekte olan Esbank Yunus Emre Resim Yanşmasf na başvurular başladı. Resimlerin dialanndan yapılacak olan ön eleme için son teslim tarihi 7 ağustos. Yanşmanın bu yılki jürisi Ali Akay, Erol Akyavaş, Prof. Adnan Çoker, Haldun Dostoğlu, Prof. Jale Erzen, Prof. Kadri Özayten ile Esbank Reklam ve Halkla tlişkiler Müdürü Ayşe Dağıstanh'dan oluşuyor. Her biri 125 milyon TL. değerinde beş başan ödülûnün verileceği yanşma sonucunda ödül alan ve sergilenmeye değer bulunan yapıtlar renkli bir katalogda derienecek. Seçilen yapıtlarEkim 1995'te tstanbul'da açılacak ilk sergiden sonra, çeşitli illerde sergilenecek. Konu, ölçü, kullanılan malzeme ya da teknik konusunda herhangi bir sınırlamanın getirilmediği yanşmaya katılacak yapıtlann ruval ya da kâğıt üzerine boya ya da kanşık teknikle yapılmış ve sergilenmeye hazır olmalan gerekiyor. Yanşma şartnamesi, katılma belgesi ve dialann üzerine yapıştınlacak etiketler tüm Türkiye'deki Esbank , şubelerinden edinilebilir. Yazışma adresi: Esbank Reklam ve Halkla llişkiler Müdürlügü, Istildal Caddesi, Odakule lş Merkezi, Kat 12, 80050 Tepebaşı, Istanbul/Tel.: 252 65 00
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog