Bugünden 1930'a 5,439,171 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 21 MAYIS1995PAZAR 12 DIHYAZI Ç/7/V/7Ç * J *-' -^ ' *-' ^j» Sizlere Kafdağı mn ardında başlayan ve henüz bitmeven bir öykü anlatacağız. Bu öyküde onyıllarca süren savaşlar, yenilginin zehir gibi aeısı, sürgünün-göçün sefaleti var. Öykünün bazı noktalannda, tarihin toplumlara ne kadar acımasız davranabildiğini göreceğiz. Sizlere bir halkın vatan edindiği son topraklara nasıl dört elle, dişiyle. tırnagıyla sarıldığım anlatacağız. Bomboş ovaların nasıl mısıra, ekıne kestiğini, mitolojılerıne göre kendilerinin ateş hırsızı Prometheus un çocukları olduğuna inanan insanlarm bir dönem nasıl Kuvayı Millive 'nin askerleh olduklarını anlatmaya çalışacağız. Bir halkın nasıl bu kadar çok saldırıva uğravabıleceğim, nasıl parçalanıp dünyamn heryanına tespıh taneleri gibi savrulabileceğini, ölmekten kurtultnak isteyen bir kültürün nasıl çırpmdığını anlatmaya çalışıp anlamaya çalışmamzı isteyeceğiz. 131 yıldır iç içe, yan yana yaşadığımız halde, denizin içinde yaşamasma karşın denizi bilmeyen balık misali birbirimize ne kadar da yabancı kaldığımız insanlan, Çerkezleh anlatacağız Yediklen darı, givdikleri deri, bindikleri doru' olan bu insanlarm vaşadıkları bunca soruna karşın nasıl olup da sessiz sedasız işlerine güçlerine devam edebildiklerine birlikte şaşacağız. Yıllardır ırkçı-faşıst ve şehatçı güçler tarafmdan geçmişlerinin nasıl kullanılıp sömüriildüğünü, anavatanlarında sürüp giden kanlı boğazlaşmanın 'Yeni Diinya Düzeni yle ilişkilerinin farkında oldukları halde seslerini duyuramamanın çaresizliğini anlatacağız. Kafdağı nın ardında başlayan ve henüz bitmeven bu öykünün bitmesini de istemediğimizi söyleyelim. Nerede Rum komşularımız? Nerede Ermeni mezeleri çıkaran meyhaneler? Nerede kültürel zenginliğimizi arttıran insanlar? Çerkezler için de bu soruvu sormak istemediğimiz için, bu övkü sürsün istivoruz. Barış içinde, dostlukla, birlikte vaşavabilmemiz için birbirimizin sorunlarına daha duvarh olmanın gerekliliği ortada. Bu gerçek öyküvü bunun için anlatıyoruz. HN. Kafkasya'nın çılgın insanlanTann; yeryüzünü ve halk- lan yarattıktan sonra, kendi aralarında anlaşabilmeleri için her halka bir dil verme- yi planlamış. Her halkın ko- nuşacağı dili hazırlamış ve bir torbaya doldurarak dün- yanın üzerinde dolaşmaya başlamış. Ingiltere'nin üstü- ne geldiğinde lngilizceyi at- mış aşagıya. Almanya'nın üzerindeyken Almancayı bırakmış insanlann üstüne. Arabistan'a Arapçayı, Po- lonya'ya Lehçeyi. Hollan- da"ya Flemenkçeyi, Fran- sa'ya Fransızcayı, Greklere Yunancayı, Türklere Türk- çeyi, şu halka bu dili, bu halka şu lisanı dağıtarak ilerleyen Tann. Kafkasya üzerine geldiğinde sıkılmış. Bütün dünyayı dolaştığını, her halka kendi dılini dağıt- tığını düşünerek biraz ra- hatlamış ve geri kalan dille- ri Kuzey Kafkasya üzerine boşaltıvermiş. Küçük bir öykü bu. Ku- zey Kafkasya'daki halklann ve dillerin çeşitliliğini ve renginı anlatıyor. Gecikmenin nedeni ve ödülü Benzeri bir öykü daha var: Tann dünyayı yaratıp, halklara toprak dağıtımına başladığı gün. yeryüzü halklan toplanıp yeryüzünü üleştiğinde, bir tek Kuzey Kafkasyalılann paylannı al- maya gelmedikleri görülür. Her halkın temsilcisini hu- zuruna çağırarak topraklan üleştiren Tann. arada sırada meleklerine dönerek, "Ne- rede bu Kafkasyalılar"dıye sorar. Yanıt hep, "hık mık. kem küm" olur. Toprak üle- şımı bitene kadar bekler Tann. Bekletıldığı için öf- kesı doruğa çıkmıştır. Tam o sırada. Kafkasyalılann temsilcisi paldır küldür da- lar içeri. Tanrı pür hiddet, sorar: -Nerede kakün be adam? -Bağışla beni yüce Tan- rım, der Kafkasyalılann temsilcisi. Tam sana gelmek üzere atımı eğerlemiştim ki. bir konuk çıkageldi. Onu yalnız bırakıp saygısızlık et- memek için geç İcaldım... Tanrı'nın kızgınlığı bir anda geçer. "Peki" der, "Kabul edildi mazeretin. Madem ki sen konuğa bu kadar saygılısın, ben de ken- dime ayırdığım en güzel yer- yüzü parçasuu senin halkına veriyorum." Kuzey Kafkasya halklan- nın, yani Çeçenlerin. Ab- hazların, Kabartayların, Asetinlerin, Inguş, Lezgi, Avar ve Dağıstanlıların, Ubıhların, Hatukv-vlerin, Besleneylerin, Kuşhaların konukseverliklerını ve yurt sevgilerini anlatmak için kullandıklan küçük bir öy- kü bu. Savaşalanet okumak HALİL \EBİLER • Tanrı; yeryüzünü ve halklan yarattıktan sonra, her halkın konuşacağı dili hazırlamış ve bir torbaya doldurarak dünyanın üzerinde dolaşmaya başlamış. ingiltere'nin üstüne geldiğinde İngilizceyi, Almanya'nın üzerinde Almancayı bırakmış aşağıya. Arabistan'a Arapçayı, Fransa'ya Fransızcayı, Türklere Türkçeyi... • Şu halka bu dili, bu halka şu lisanı dağıtarak ilerleyen Tanrı, Kafkasya üzerine geldiğinde sıkılmış. Bütün dünyayı dolaştıgını, her halka dilini dağıttığını düşünerek biraz rahatlamış ve geri kalan dilleri Kuzey Kafkasya üzerine boşaltıvermiş. Kuzey Kafkasya'daki halklann ve dillerin çeşitliliğinin öyküsü böyle. ' Abhazlann her sabah ettikleri bir dua var: 'Tann bütün dünya uluslarını özgür ve mırtlu kılsın, fakat Abhazları da unutmasın.' Kuzey Kafkasya halklannın, daha genel adla Çerkezlerin savaşa ve barışa bakış açısı bu. Buna karşın Kafkasyalılar kendi tarihlerine dönüp baktıklarında iki şey gördüler: Sürgün ve savaş acıları... Iz bırakan Çerkezler Ne yazık ki Kuzey Kaf- kasyalılar gerek Tanrfya. gerek tüm insanlara göster- dikleri bu saygı ve sevgiye karşın, yüzyıllardır ne saygı ne de rahat yüzü gördüler. Kafkasya, son birkaç yüzyıldır kandan, baruttan, savaştan, sürgünden yakasını bir türlü kurtaramadı. Buralarda yaşa- yan ve yaşamasını. eğlenmeyi, aşkı. votkayı, dostluğu ve en önemlisi banşı çılgınca seven insanlar. uğradıklan iş- galler ve sürgünler nedeniyle savaşçı halklar olarak bilindiler. Oysa. Gürcü- Abhaz savaşına tanık olan gazeteci dosrumuz Sezai Babakuş, bizim Çer- kezler genel baslığıyla tanıdığımız halklar bütününden AbhazJann savaşa giderken içinde bulunduklan psikolojik ASKER VE StYASETÇtLER -RaufOrbay (Ç'enen) Başbakan. TBMM Başkanı -Recep Peker. Başbakan -Bekir Sami (Kunduhk), Dışişleri Recep Pfeker Bakanı. Diplomat. -Yusuf Izzet Paşa (Met Çunatuka) General, lstıklal Savaşı Komutanı -Cemil Cahıt Toydemir (Therketh) General, tstiklal Savaşı Komutanı -Ali Sait Akbaytugan (Şhapli), General, tstiklal Savaşı Komutanı -Bekir Sami (Zarakhue). Kurmay Albay, Istiklal Savaşı Komutanı -Aşır Atlı (Ş'u). General, Istiklal Sa\aşı Komutanı -Hakkı Behiç (Bayiç). TBMM'nin ilk Maliye Bakanı -Fuat Canm. Hariciyeci, Büyükelçı -lsmail Canbolat (Hatko). Polıtikacı -Eşref Kuşçubaşı (Sencer), Teşkılat-ı Mahsusa Başkanı -Çerkez Ethem (Pşov) -YAZARLAR Yaşar Doğu Murad -Mizancı Murat (Haraki) -Prens Sabahattin (Kuezba) -T.Mümtaz Göztepe -lsmail Habib (Sevük) -BESTECİLER -Lemi Atlı (Çizemugh) -Muhlis Sabahattin (Bijnav) -Neveser Kökteş (Bijnav) Ömer Sevfettin -Ahmet RESSAMLAR Mithat -Nâmık lsmail (Zeyf) (Hağur) -Hüseyin Avni Lifij (Tlifıj) -Ömer -ŞevketDaö Seyfettüı GÜREŞÇILER (Hatko) -Yaşar Doğu (Guke) -Ömer -Mahmut Atalay (Nekhuy) Naci -Hamit Kaplan (Geeç'ı) (Cankhot) -Adil Candemir (Gukhe) -Sabahattin -Haydar Zafer (Açiba) Selek -Adil Atan (Atanba) -Mizancı -trfan Atan (Atanba) Atasözleri Çalışma üzerine: - Sonra demeden işini yap. - Araba boşalmadıkça öküz dinlenmiş olmaz. - Geyiği görmek ayn şey, yakalamak ayn şeydir. - Eteğin ekine değdikçe ekin boy atar. - Götüremeyeceğin yükü sırtlama, yapamayacağın işe başlama. - Sevmediğin işe gönül kör gibi bakar. - İşin başını bilmiyorsan sonunu yapamazsın. - Balın olduğu yeri anlar bilir. - Yiyene imrenme, iş yapana imren. - Biçersen yemlik ot, biçmezsen kuru saz olur. durumu şöyle anlatıyordu: "İnsanlar savaşa giderken düşmanı mahvedeeeklerini, onları öldürecekleri- ni. gittikleri savaşın ne kadar kutsal ol- duğunu düşünürler bikJiğimiz kadany- la. Ovsa Abhazlar savaşa giderken şöyle söyleniyorlardı: Lanet olsun, banş bo- zuldu. Maalesef savaşmak zorundayız. Yazık ki ülkemizin bağımsızlığını koru- mak için silah kullanmak zorunda kalı- yoruz. Kan döknıek ve kanımızı akıt- mak zorunda kaldığımız bu duruma la- net olsun." Abhazlann her sabah ettiklen duayı anımsamakta da yarar var: "Tann bütün dünya uluslannı özgür ve mutlu kılsın, fakat Abhazları da unutmasın." Barış ararken bulunan Kuzey Kafkasya halklannın. bızım kullandığımız daha genel adla Çerkez- lerin savaşa ve banşa bakış açısı bu. Buna karşın. Puşkin'in, Lermontov'un, Dostoyevski'nin, Tolstoy'un hayran ol- duklan Kafkasyalılar, kendi tarihlerine dönüp baktıklannda iki şey gördüler: Sürgün ve savaş acılan... Taa Promet- heus'la başlar baskı ve zulüm Kafkas tarihinde. Nart Pharmat ya da Sosruko kılığına bürünen Prometheus, ateşi tannlardan çalıp insanlara vererek, insandan yana ağırlığını koyduğu için sonsuza dek ce- zalandınhr. Kafdağı 'na gerilir bedeni, kurda kuşa yem edilir günler boyu. Anadolu masallannda Kafdağı'nın ar- dında aranır mutluluk. Beyaz atlı bir prensle simgelenir aşk. Ve Kafkasya, Grek mitolojisin- den Azteklere. oradan Ana- dolu yarımadasına kadar birçok efsaneye kaynaklık eder. Kafkasyalı kimi yerde Hitit olur, kimi yerde Türk. Kimi yerde Bask'tır, kimi yerde Ürdüırlü. Surıyeli. Amenkalı... Dünyanın dört bir yanına saçılmış tespih taneleri gibidir Kafkasyalı. 21. yüzyıla hazırlanan Çer- kez ruhu artık sürgün ve acı ruhudur. Şiirine böyle geç- miştir çünkü. lşte örneği: Sürgün Cünlerl Türk Türkiye'de Arap Su- riye'de ve tspanyol Ispan- ya'da Çerkez Türkiye'de Çerkez Ispanya'da Çerkez Suriye'de Bir hata var bu denklemde Bir hata var Ama nerede? (Ergün Yıldız. Kafdağı. Nisan/Mayıs 1989) Romanında yerini böyle almıştır çünkü. lşte örneği: "Otuzüç yıl savaş, yenil... Kovul ata yurdundan, baba ocağından... Ah Seteney, ah bilge kadın, kalk da gör şu halimizi. Kıçı yamalı göde- lek Rus'a yenik düşüp Os- manlı'ya el bağlavıp boyun büken şu Dağlıların suratı- na tükür! Tükür kocamışla- nn ak sakallarına... Tükür kendini yiğit sanan, bu ka- rınca beili, eğri vav bacaklı gençlerin alınlanna... Tükür kızını kızanını Üsmanlı'va peşkeş çeken, oğullannı ka- pıkulu, fedai, kızlarını ha- remlerine kapatma yapıp Saravlı olduk diye zort otu- rup zort kalkan Çerkez ulu- lanna. bevlerine, sovlulan- na... Biz de bilirdik Ösman- lı'ya kapılanmavı, sandal- larda sefa sürüp konaklarda oturmayı. Nive vollara düş- tük de, taa buralara, Binbo- ğalar'a sığmdık? L tancunız- dan_. Yenilginin utancından gizleniyoruz şu iki dağın arasına. Kendimizi koca Tanrı Tha'nın küçük oğlu gibi gerdirdik Binboğa dag- lanna. Gün boyu bir kartal vivor ciğerimizi, yeniden sa- ğalıyor yenen yerlerimiz ge- ce olunca. Bir tek uyurken unutuyoruz yenilgimizi. Gün ışıyıp da ortalık ağa- nnca yeniden başlıyor sağa- lan yericnizi gagalamaya kartal... Kurdu kuşu, şahini, akbabasu sırtlanı, baykuşu, varasası çepeçevre sanyor- İar yanımızı yöremizi. Bir ağı/dan bağınyorlar günba- tımına kadar: Sen bir yenik- sin! Yeniksin sen... Sen ye- niksin... Bir yabancısın sen Binboğa etekİerinde— -.•\astik diken oluyor ba- şıma. L\anıp kalknorum sessizliğe, ciğerimin kana- ması duruyor... Gün boyu deli danalar gibi dolanıyo- rum ortalıkta. Burnuma Kafdağı'nın kokuları geli- yor. Ağaçlannın, o ulu ağaç- lannın esintisini duyuyorum gûn boyu... Ve gün boyu ye- diğim zehir, givdiğim ke- fen!.." (Daglara Yazılıdır. Çetın Öner. Can Yayınlan. 2. Ba- sım,1992.sf:91,92) Çağmızın ünlü bir devlet adamı, Joseph Broz Tito, Kafkas halk- lan üzerindeki büyük soykınmı görün- ce şöyle haykırmıştır: "Ey sapık vahşiler!.. Çeçen ulusu ne- rede? Onlara ne yaptınız?" Bu yenik ve sürgün ruhun acılan. ül- kemizde, kentimizde. köyümüzde. so- kağımızda 1864'ten bu yana tanıdığı- mız yerleşik yabancı komşulanmızı sunmuştur bize. Yarın:Yerle$ik yabancının büyük göçü ÇALIŞANLARIN SORULARI / SORUNLARI YILMAZ ŞÎPAL Bağ-Kur emeklisiyim, sigortah çahşıyorum Soru: 27 yıl serbest meslek erbabı olarak çaJıştıktan sonra, Bağ- Kur'dan emekü oldum. Halen özel bir kurumda danışma- nım ve sigortalı olarak benden prim kesiliyor. Bu stgortalı iş- yerinde 10 yıl prim ödeyerek çalışırsam, 55 yaşını doldurmuş bir erkek sigortab olarak SSK'dan da emekli olabilir mivim. Kısaca, bir Bağ -Kur emeklisi, sigortadan da emekli olabilir mi? (O.Ü.) YANIT: 506 sayılı Sosyal Sıgortalar Yasası'nın 2. maddesine gö- re, "Bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafmdan çahşnnlanlar bu kanuna göre sigortah savılırlar." Bir iş sözleşmesıne dayalı olarak çalışanlar. genel olarak sigortah sayılmakla birlikte, iş sözleşmesine dayalı olarak çalışanlardan kimlerin, "sigortalı sayılmavacagı" ve kimlere de "bazı sigorta kol- larının uygulanmayacağı". 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası'nın 3. maddesinde açıklanmıştır. Yasanın 3. maddesine göre. "Kanunla kurulu emekli sandıklanna aidat odemekte olanlar" ile "Kanunla kurulu sosyal güvenük kurumlanndan malullük veya emekli ayhgı almakta iken", ış sözleşmesiyle çalışanlar. Sosyal Sigortalar Kuru- mu'nun, "Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından" yararlana- mazlar. Bir başka anlatımla, Sosyal Sigortalar Kurum'u dışındakı bir başka sosyal güvenlik kurumundan emekli aylığı alanlara, Sos- yal Sigortalar Kurumu'nca yaşlılık aylıgı bağlanmaz. TC Emekli Sandığı, Bağ-Kur ya da yasayla kurulu özel emekli sandıklanndan emekli ya da yaşlılık aylığı alanlar, SSK kapsamın- da çalışmaya başladıklannda. bunlardan Sosyal Güvenlik Destek Primi kesilir. Sosyal Güvenlik Destek Primi ödenmiş süreler, sigortalılık süre- sinden sayılmayacağı gibi, bir başka sosyal güvenlik kurumuna bağlı olarak geçen sürelerle de birleştırilmez. TC Emekli Sandığı, Bağ-Kur ya da yasayla kurulu özel emekli sandıklanndan emekli, malullük ya da yaşlılık aylığı alanlara. yal- nızca iş kazaları ve meslek hastalıkları sıgorta kolu uygulanır. Emekli aylığı alarak çalışanlar, iş kazalanna uğracîıklarında ya da meslek hastalıklanna yakalandıklannda. koşullan varsa, Sosyal Sı- gortalar Kurumu'nca da iş kazalan ve meslek hastalıklan sigorta kolundan aylık ya da gelir baglanır. Kısaca, Sosyal Sigortalar Kurumu dışındaki bir başka sosyal gü- venlik kurumundan malullük, emeklilik ya da yaşlılık aylığı alan- lar. SSK kapsamında bir ya da birkaç işyerinde kaç yıl çalışmış olurlarsa olsunlar, Sosyal Sigortalar Kurumu'ndan aynca emekli olamazlar. ANKARA NOTLARI MUSTAFA EKMEKÇt Mustafa Kemal'in Yalnızlığı Haldun Derin'in, "Çankaya Özel Kalemini Anım- sarken" adlı yapıtt, günlerce başucu kitabım oldu. DDY'de memur bir "Paşa Kâzım" var, ta Kurtuluş Savaşı yıllanndan ben, trenle gidip gelen Mustafa Kemal'in çevresinde. Esprili mi esprili de bir adam. Harf devrimi yılları, Mustafa Kemal, Paşa Kâzım'a so- rar - Yumuşak "ğ" ile sert "g"yi nasıl ayırt edersin? - Üstlerine parmağımla basar anlarım! - Zaten sana soranda kabahat! der geçer Mustafa Kemal... Mustafa Kemal'in çevresinde bir de "mutatzevat", yani alışılmış kişiler vardır. Yazar Armstrong, Musta- fa KemaPle ilgilı "Bozkurt"ad\\ yapıtında, "mutatze- vat" için "desperados" (gözü dönmüş haydutlar) de- yimini kullanır. Haldun Derın. bunu şöyle anlatıyor: "içlerinden kımisınin, vefalı ve özverilı hızmetleri- nin yani sıra, ufak tefek haşanlıklan, Armstrong 'un on- lara böylesine kara çalmasını hoş gösterecek boyut- ta olmasa gerektır. Huzuru mutat zevatm şunlardan oluştuğu kabul edilebihr: Salih Bozok, Cevat Abbas Gürer, Ali Kılıç, Recep Zühtü Soyak, Hasan Cavit Belül... En uslulan sanırım sonuncusu. Pekele avu- ca sığmayanlardan bir tanesi Viyana'da tanışıp ev- lenme vaat ederek getırdiğı pek soylu Nemçe dilbe- rini evinde uzun süre alakoyacak, sonra başından sa- vacaktı. Kadının yakınmak üzere yazdığı mektup, bil- diğime göre, Atatürk'e göstehlmeyecekti... Gece nöbetıne kalan kâtıpler şifre anahtarlarını devralıyoriar. Bir de Içişleh Bakanlığı'nca 'müstemir- ren takıp' edılmiş (süreklı ızlenmış) olan bir düzineye yakın kimsenin birdosyası varkı, hep elaltında tutu- lurmuş. İçinde Kazım Karabekir, Ali Fuat, Cafer Tay- yar Paşa 'larla benzeherinin ne yaptıklarını, nerelere gittiklenni anlatan, her gün gelmış raporlarduruyor..." (S. 40-41) Hikmet Bayur'dan önceki Umumi Kâtip Tevfik Bı- yıklıoğlu na Gazi'nin yaptığı ufak bir azizlıği ya da muzipliği şöyle anlatıyorlar: Bir gece Tevfik Bey, Dol- mabahçe'deki yatak odasında mışıl mışıl uyurken, ta- bancasını çekip içeri gıren Mustafa Kemal, onu tatlı uykusundan can havli ile uyandınverince, zavallının ağzından dökülen şu olmuş: - Yok yok, aradığın burada değil. • 1930'lu yıllar, 18 şubatta yeni alınan "Ege" vapu- ruyla Izmir'e gidiyorlar. "Zafer" ile "Adatepe" muh- npleri Ege'ye eşlik ediyorlar. Vapurda Rumeli türküle- n soyleniyor. Hükümet radyoda alaturka müziği ya- saklamış. Piyasa müziği yayını yapılmıyor. Atatürk, gemı süvarisine döner: - Her ne kadar hükümet yasak etti ise de Kaptan Bey'in iznıni alır, gramofonda birkaç plak dinlenz... der. Sait Kaptan izin verır. Sofra saati gelmiştır. 6u, sınav saati demektir. Ora- da herkes, sınavdan geçecektir. Sınava, Haldun De- rın'ın yanında oturan deniz yuzbaşıdan başlanır. Yüz- başı her soruya güzel yanıtlar verir. Atatürk: - Onu amıral yapacağ/m.'deyince, çocukluk arka- daşı Nuri Conker, dayanamaz mızıkçılık eder: - Yapamazsın Paşam! Kendi kabilıyeti buna müsa- it değilse yapamazsın! - Yapanm efendim ne demek? (Denizcıye döner) Bakma sen bu enayınin sözüne! Nuri Conker, "Kerem edın Paşam!" diye hâlâ ayak diremektedir. Atatürk, "enayi" sözcüğünü sık sık kul- lanır. Haldun Derin anlatıyor: "Bu sozcük oelleğimde şu çağrışımı uyandırdı, ar- kadaşlanndan dünya evine gırenlere Gazi'nin biraz para yardımı yapması gelenekmış. Bunlardan Suat Dinçmen'/n ıkınci kez evlenmesi dolayısıyla, hususi kalem müdürünün durumu arz edip dılekte bulunma- sı üzerine Gazi: - Ben, ıkinci kez evlenen enayiye para vermem! bu- yurmuş... "(Suat Dinçmen'in oğlu geleceğin büyükel- çilerinden Ustün Dinçmen; Üstün'ün eşi Filiz Dinç- men de ilk kadın büyükelçi olacaktır). (S. 88) "Enayi" sözcüğünü, onun her davranışını -vagon penceresinde resim çektirmek gıbı- öykünen Celal Bayar da sık kullanırmış! Bir anıyı Hasan Rıza Soyak anlatır, Mustafa Ke- mal'in yalnızlığını. Mustafa Kemal, derdini şöyle dö- ker: "Yani ben burada bir nevi mahpus hayatı yaşıyo- rum. Gündüzleri ekseriya yalnızım, herkes işinde gü- cünde... Benım ise çok günler, bütün günümü değil, bir saatimi dahi dolduracak işim yok. Şu halde ya uyu- yacağım. olmazsa kitap okuyacağım, yahut bir şey- leryazacağım. Arada biraz dinlenmek ve hava almak ihtiyacını duyarsam, dedığim gıbı, şehrın içinde ve dı- şında ancak otomobıl ile gezıntileryapacağım. Son- ra? Sonra yıne hapishaneye döneceğım ve ışte böy- le kendi kendıme bilardo oynayıp, sofra zamanını bekleyeceğim. Bari orada biraz değışiklık olsa. Ne gezer... Bu sofra nerede kurulursa kurulsun, karşım- da asağıyukan hep aynı şahıslar. Aynı yuzler, aynı söz- • ler. Hasılı bıktım usandım çucuk!.." Tatlı Rumeli şivesıyle, "çocuk", "çucuk"\aş\yordu... (Celal Beyde, "çocuk" demekten hoşlanırmış!) ; Atatürk, Özel Kalem Müdür Yardımcısı Sabrt Şev-« ki Şeren, günün evraklarını imzaya götürdüğünde: S - Şu kararnamelerin imzası olmasa hiç işim yoK- demış. (Sabit Şevki Şeren, Turgay Şeren'in babası.)» 19 Mayıs geldi geçti, uzgöreçte (TV'de) bile iz-| lemedim, "cuma namazı" önergelennı imzalayanlar,| bağlılıklarını bildıriyortardı Mustafa Kemal'e. Yalan» çuvallan! ) Mustafa Kemal'i bu denli yalnız görmemiştim... ' B U L M A C A SEDAT YAŞAYA\ 1 2 3 4 5 6 7 8SOLDANSAĞA: 1/ Bahçe ya da açık ağıl etrafın- dakiçit...EskıMı- sırlılann kutsal saydıklan öküz. 2/ Ege Bölgesı'nde ünlü bir antık kent...lstanbul"un bir semtı. 3/ Boru sesı... Fınnda ek- mek. börek, çörek çevıımeye yara- yan bir tür kürek. 4/ Bir peygam- ber... Çanakka- le'nın bir ılçesı. 5/ Gürcıs- tan'da soylu kabul edılen kimselere verilen ad. 6/ Yan mat bir kâğıt türii... Kabada- yı. 7/ Çene altından geçınle- rek başörtüsüne kancalanan. genellıkie gümüşten vapıl- mış takı... Kale hendeğı. 8/ Tütün dızmek, kurutmak \e işlemek ıçın kullanılan üstü kapalı sergı.. \'a\aş, ağır. 9/ Güzel çıçeklı bir süs bıtke- si... lyı yetışmı*. değerlı kımse. VXIK.\RIDAN AŞAĞIYA: 1/Resım veheykel sanatlanndavarlıklannbıçımi... Düşün- cesızce her ı»e atılan. 2/Gümüşbalığının küçüğü. . Genel- likle arkasından yağmur getıren sert ve geçıci yel. 3/ Bir n o ta... Kazak başkanlanna verilen ad. 4/ Hararet... Bir ılimız. 5/ Kavut ve un kanşımından yapılan yol azığı. 6/ Engebe... Eskı Türk güreşlerınden bırı. II Ikı paranın kambıvo değe- rinın eşıt ofması... Şöhret. 8/Kutsal ınanç... Dar, uzun veı hafıfbir >anşkayığı. 9/Göğüs... Birşeyınerebileceği uzak- J hk. !
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog