Bugünden 1930'a 5,433,182 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 20 MAYIS 1995 CUMARTESİ HABERLER Atatürk ÖdüKi • ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel,_Atatürk Uluslararası Banş Ödûlü'nü düzenlenen bir törenle Kızılay'a verdi. Demirel, Atatürk'ün bin yılda bır kez yetişebilecek düzeyde bir "deha" olduğunu belirterek, "Yolumuzu o açmıştır, yolumuz aydınlıktır" dedi. Atatürk Uluslararası Banş Ödülü, dün Cumhurbaşkanı Demirel tarafından Kızılay Genel Başkanı Kemal Demir'e verildi. Başbakan Tansu Çiller'in programında yer almasına karşın törene katılmaması dıkkat çektı. Bahriye Üçok Ödülü Köksarm • ORDU(AA)-Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Ordu Şubesı'nce düzenlenen 4. Bahriye Üçok Ödûlü'nü, Ülker Köksal, "Karanlıkta Bir Işık, Kubilay" adlı tiyatro eseri ile kazandı. Yazar Nazlı Eray, Yazar Tuncer Cücenoğlu. Gazetecı Mustafa Balbay. Bahnye Üçokun kızı Kumru Üçok ve Ordu Beledıyesı Karadeniz Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Aydın Üstüntaş'tan oluşan jüri, Ülker Köksal'ın yazdığı oyunu ödüle değer gördü. Başkaya ve Gerger'e ziyaret • ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Öğretım Elemanlan Sendikası üyeleri Haymana Cezaevi'nde tutuklu bulunan Fikret Başkaya ve Haluk Gerger'i ziyaret ettiler. Ankara'dan Haymana'ya gelen 35 kişilik grubun toplu görüşme talebi Haymana Cumhuriyet Savcılığı'nca reddedildi. Savcılık, tutuldularla, sadece gruptan 3 kişinin görüşebileceğini bildirdi Bunun üzerine Sendika Başkanı Doç Dr. Ufuk Uras başkanlığında üç kışi. Başkaya ve Gerger'le bir süre görüştüler. 'Askerlik süresi aynı kalacak' • ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Milli Savunma Bakanı Mehmet Gölhan, askerliğin yenjden uzatılacağına ilişkın söylentilerin asılsız olduğunu açıkladı. Gölhan, dün gazetecilerin konuya ılişkin sorulan üzerine, bu yöndeki söylentilerin tamamen asılsız olduğunu belirterek, "Daha önce zaten uzatmıştık. 18 ay ıyi" dedi. Gölhan, "Askerlik süresinin kısaltılması söz konusu olabilir mi" sorusuna, "Hayır" cevabını verdi. RP'ye BBP'den cuma tepkisi • ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - RP'nin, memurlara cuma namazı iznı venlmesine ilişkın yasa önerisinın Meclıs'in gündemıne alınmasında en büyük payı kendısıne aıt göstermesi, BBP'nin tepkisine yol açtı. BBP Genel Sekreten Esat Bütün, RP'nin bu tutumunun sürmesi halinde Meclis'te oluşan "milli mutabakatı" bozacağını söyledi. Trafiği imamlar düzeltecek • ANKARA (Cumhuriyet Bürosu)- Trafik kazalannın 9 günlük Kurban Bayramı tatili sırasında yüzlerce yurttaşm ölümüne neden olması üzerine, imamlann trafik konusunda vaaz vermeleri gündeme geldi. Trafik kazalannın en aza indırilmesi amacıyla 1995'in"Trafikle Seferberlik Yılı" ilan edildiğini anımsatan Menteşe. camilerde cuma günleri imamlann halka trafikle ilgili vaazlar vermesi için Diyanet Işleri Başkanlığı nezdinde gerekli girişimlerin yapıldığını söyledi. Bakandan destek ziyareti • İstanbul Haber Şenisi- Emınönü Belediyesi'nden işten çıkanlan belediye işçilerini ziyaret eden insan haklanndan sorumlu Devlet Bakanı Algan Hacaloğlu. "Belediye başkanlanmız keyfi tutumlarla çalışanlannın nzklanyla oynayamazlar. Davanızda haklı olduğunuzu bilıyorum. Sorunun derhal çözülmesi için sorumluluğumuzun gereğini yapacağız" dedi. Mumcu'nun 8 yıl önce görüştüğü Kaplan'a göre, 'İslam dini siyasetin kendisi': Seriat okulu Cemalettin kaplan, imam ve din adamlannın siyaset yapması gerektiğini fetva buyurmuş. Körpe beyinleri, küçük yaşlardan itibaren şeriatçı yetişmeleri için camilerde eğitmiş'. Cajui sîyaset yeri Uğur Mumcu'nun. Cemalettin Kaplan'la görüşmesı- nın dün yayımlanın ılk bölümünün sonunda Kaplan, dün- yayı fesada üç put oldugunu öne sürmüş, Fıravun ve Ka- run'u değerledirmişti. Hocanın. üçüncü put BeFam için görüşlen ise şöyle: Üçüncüsü de dini kısveye bürünerek bu ikı putun dü- zenlerinin bekçiliğini yapmıştır." Peki kimmış bunlar? Kimmış bu Fıravunlar, Karunlar, Bel'amlar. Bunlan da yıne eski Adana müftüsünden öğ- renelim: "Firavun. siyasi iktidannı ve devlet güçlerini arkasına alarak emniyet kuvvetlerini seferber ederek kendisini put ilan eder ve "Ben sizın en vüce rabbınızım" diyecek ka- dar kâfirieşir. Kendisinden başka ilah tanımaz. fikir hür- riyeti diye bir şey kabul etmez. ortalığı kasar kavurur. Karşı gelenleri asar ve keser. Fakat bütün bunlara rağmen kendilerini desrekleyen muabbirkr, kâhinler ve sözümo- na din bilginleri bulur. İşte bu Bel'amlar sayesinde faşist ve terörist düzenierini sürdürür." Fıravun buymuş. Ya Karun? Karun da şuymuş: "Fesatçılardan biri de Karun'dur. Firavun'u azdıran, siyasi iktidan ve saltanatı olduğu gibi Karun'u da azdıran serveti ve para saltanatıdır. Karun, ken- dini beğenmiş, Allah ve peygambere kafa furmuş- tu. Şımardıkça şımardu fakir fukaraya bakmadı ve onlara iyilikte bulun- madı, kibirlendi. putlaştı ve azgınlardan oldu." Günümüz BeTamlan kimler? lete verip hakkı söyleyen Müslüman ve hocalan küfür dü- zenine ıhbaredersebirterörhavası meydana getirip ağız- lan kapamak isterse işte bunlar kelimenın tam manasıy- laBel'am'dır. "Bel'am'ın temsil ettiği paralı askerierdir, düzenin bek- çileridir ve işte bunlar düşmemek için iki putun önünde eşekleşme ve köpekleşme derecesine düşmüşler, dinlerini dünyaya satmışlardır. Cerçek hocalann böyle bir duru- ma düşmelerinden Allah'a sığınınz. Fakat düşmemek için tek yol vardır.Oda haktan \e haklıdan \ana olmaktır. Şe- riari kaldınp yerine Fira\un >e Karun kanunlan koyan- lan lanctlemektir. En azından bunlan düşman bilmektir. Ve nihayet bunlann kurduğu devletlerin küfür ve kâfir devtetler oldugunu tam bir cesaretJe söy lemektir ve tebliğ etmektir." Cemalettin Hoca'nm uyguladığı taktik, önce din adam- lannı etkilemek, onlann moralini bozmak, onlan yıprat- maktır. Konuşmalannda ve yazılannda sürekli olarak "hoca efendiler"e sesleniyor. Ve onlan etkilemeye. yön- lendırmeye çalışıyor. "Ya Allah'tan yana olacaksmızya puttan yana olacaksı- Firavun ve Karun'u ta- nıdık. Ya Belam kım- miş, ne yaparmış ve gü- nümüzün Bel'amlan kimlermiş? "Bel'am, bu iki puru desteklemiş ve onlann da- vullannı çalnuştır. Onla- nn düzen ve iktidannın bekçiliğini yapmış, biri- nin siyasi iktidanndan korkarak diğerinin mal vaıiığına tamah ederek onlara kul köleolmuşrur." Cemalettin Kaplan. Fı- ravun. Karun ve Bel'am- lan tanımladıktan sonra gelıyor bu ışın yorumu- na. Yorumu şöyle: "İşte üç put! Her Müslüman bilme- li ki bunlann üçü de tari- hin vaJnız belli devirterin- Mumcu, Almanya'daki incelemderinde gördüğü yüzlerce şeriat yuvasından birinde. de yaşamış. belli şahıslardan ibaret değildir. Her dev rede ve her zaman kendilerine rastlanan üç küfür zihniyetini temsil etmektediıier. Şöyle ki: Firavun, siyasi ikridarla ve de> let gücünedayanarak şe- riaü kaldınp yerine put kanunlan getiren. Karun ise Is- lamın iktisadi sistemini değiştirip kapitalizm ve komü- nizm gibi iki küfür ve kâfir sistemini getirip dünvayı ek- mek kavgasına sürükleyen, insanı boğazma kul-köle ya- pan zihniyctlerdir. \e bu ahniyetleri temsil etmektedirler. Bel'am'a gelince: Bel'am, bu iki kâfir zihniyeti ve din- siz düzenleri ve sistemleri destekleyen, dolayısıyla dinini dünyaya satan bilim adamlannı ve saray moİlalannı tem- sil etmektedir.'' Şeriaü baştacı yapmayan Bel'amlar Pekı. Fira\iin mu zararlı. Karun mu? Yoksa Bel "am mı? Hangisının zaran daha çok? Hoca'ya göre en zararlısı Bel'amlar. Niçin mı? u Bu üç put içerisinde en şerlisi ve en zararlısı ise Bel'am gibi sözümona hocalardır. Halbuki Kuran'da hocalar, 'müstahfazlar' diye vasıflandınlmaktaaır. Yani, hocalann sıfat ve vazifeieri dini korumak, İslamın bekçiliğini yap- mak. şeriatın muhafazasını yapmaktır. Şeriatı baştacı ya- pacaklar, mallan ve canlan pahasına da olsa bunu muha- faza edeceklerdir. Fakat maalesef zaman zaman Bel'am tipi hocalar çıkmış. dinin yıkılmasına, şeriatın kaldınl- masına çalışan Firavunlara ve Karunlara yardım etmiş- lerdir. Şeriatı müdafaa eden ulemanın yanında yer ala- caklan yerde. şeriatı kaldınp küfür ve kafir düzenleri ge- tirenlerin yanlannda yer almışlardır.' Kuran, bu saray moİlalannı Ataf Suresı'nde köpekle- re, Cuma Suresi'nde de eşeklere benzetmektedır. Çünkü bunlann ihanet \e hıyanetı çok korkunçtur. Bir hoca ki, canından ve malından. makam ve maaşından korkup şe- riattan yana olmazsa hele hele arkasını küfür ve kâfir dev- IUZ. " Ya rejimden yana olacaksınız ya rejime karşı çıkacak- sınız." "Ya Kemalist olacaksın ya şeriatçı olacaksın." "Ya de\ letten yana olacaksın ya devlete karşı olacak- sın." Hoca'nın amacı camilen tıpkı Humeyni gıbı siyasal kürsüler olarak kullanmak. Bu konuda hocalara şunlan söylüvor- "Bizleri bugüne kadar aldattılar. 'Hoca siyasete kanş- mamalıdır. hocalar camılere siyaset sokmamalıdırlar' de- di ve dediler. Hocayı da camiyi de siyasetten, siyasi mev- zulardan men ettiler. Halbuki hoca. İslamın siy asetini an- larmazsa kim anlatacaktır? Hayır. hoca aynı zamanda bir siyaset adamıdır. Canü de aynı zamanda bir siyaset yeridir. Çünkü siyaset, İsla- mın bir bölümüdür. Aynlmaz bir parçasıdır. Siyaset demek, devletin kuruluş şeklinden, icraatma da- iryönetmeveidareetmetarzındanibarettir.Birbaşkaifa- deyle siyaset insanı idare etme. insanı yönetme demektir. Siyaset, Arapça bir kelimedir \e' sase'fiilindengelir." Se- yıs' kelimesi de bu kökten gelmektedir. Atı idare edene se- yis, insanı idare edene de siyasetçi denir. O haldeİslam di- ni insanı yönetmek. aile hayatına. devlet hayatına. onun insanca yaşamasını sağlamak üzere geldiğine göre, bu din, siyaserin ta kendisidir. Dini siyasetten. siyaseti dinden ayw- mak mümkiin değildir ve düşünülemez. Zira namaz ve oruç gibi ibadetler, her yerde \e camilerde anlatıldığı gi- bi, İslamın devleti de siyaseti de camilerde anlatılmahdır." Imamlara şeriat çağnsı Bu noktada Kaplan, ımamlan ve din görevlılennı bır yol ağzına getirmeye çalışıyor. Ya şeriattan yana olursunuz ya şenata karşı çıkarsınız. Ya Kemalist olursunuz ya tslamcı. Arada bir başka yol yok kı. Tek yol İslam... Öyleyse din görevlileri, yerlerini seç- melidirler. Yani şeriat devletinden yana olmalıdırlar. Hoca, cemaat önünde coşuyor, coştukça atıyortutuyor. Bır konuşmasında şöyle meydan okuyor: "Cesuruz, cesaretimiz vardır, güçlüyüz, kuv-vetliyiz, kimse bizim sırtımızı yere getiremez. tşte meydan, erler varsa buyursun. Hatalanmız varsa ilim adamlan yapsın- lar, fikir adamlan söylesinler, buyursunlar. Bugün Diyanet'e hâkitn olan zihniyet yazsın, düzenin adamlan yazsın, işte er mey danı. Silahlann gölgesinde fi- kirier öldürülemez. hakikatler söndürülemez. Bir gün bunlar patlayiverir de bendini yıkmış sel gibi engel çıka- ranlan siler, süpürür, görürür." Cennet yolu krokisi tnanılacak gibi değıl, ama Cemalettin Kaplan "TeM^J veMetofadlı kitabımn 105. sayfasında cennete nasıl gi- dileceğine ilişkin birkroki de yayımlamış. Krokiye göre şeriat yolu doğrudan doğnıya cennete gidiyor. Şeriat yo- luna açılan yan sokaklar ise cehenneme. Krokiye göre şe- riat yolu bir büyük bulvar. yan sokaklar da şeriat yoluna açılan şeytan yollan. Eğer şenat yolundan sapıp yan so- kaklara dalınılırsa cehenneme. şeriat bulvan üzerinden yürürsen doğrudan cennete gidılıyor. Cennete gıtmek için "Kuran'ın anayasa, şe- riatın kanun olmasına çahş- makveAllahasıgınmakye- tery«ür*\ Cemalettin Hoca'nın cen- net ve cehennem krokısinı yayımlamasının sebebı yıne hocalar. Yani Diyanet görev- lileri. Diyanet görevlileri. laık devlete bağlı olduklan için doğrudan cehenneme gıde- cekler. Kendisi de 1981 yı- lında resen emekli edilince- ye kadar cehennem yolcu- suydu. Iran'a gidip geldik- ten sonra bu yolculuktan vazgeçti. Şimdi krokide çizdıği gi- bi doğrudan cennete gide- cek. Cemalettin Kaplan, bütün bu kitaplan tek başına mı çı- kanyor? Yoksa kendısıne yol gösteren, bu kitaplan hazırla- yan bınlen mı var? Öyle ya. dinsel konular dişında Türkçeyı dogru dü- rüst konuşamayan Kaplan. herhalde bazı yardımcıları ıle birlıkte çalışıyor Hoca. kendine göre bir plan vapmış. Ya da kendisi ıçın yapılan bir planı adım adım uyguluyor. Ilk amacı din görevlilerini etkilemek, onlan Dinayet İşlen çizgısinden ayırmak. Bunun için "Ulema Makamında Bulunanlara febüğ" diye bir bro- şür hazırlıyor. Bu broşürde, "Türkiye'de put kanunlan- nın hâkimoldugunu" ilen sürüyor ve din görevlılerini şe- riat de\leti düşüncesı doğrulrusunda toplamaya çalışı- yor. Bütün konuşmalannda ağırlık noktası hep bu! Hoca'ya göre. "Ortada iki kanun ve Ud anayasa var- dır. Bunlardan bir Allah'a, diğeri kullara aittir. Biri Al- lah'ın şaşmaz ilmine ve sonsuz kudretine dayanıyor, diğe- ri de cahilce yapılmış heva ve hevesten ibaret put kanun- landu-". Yine Hoca'ya göre Allah'ın kanunlan, Allah tarafın- dan yapıldığı için güzel, diğerleri de insanlar tarafından yapıldığı için çirkin. Allah'ın yaptığı anayasa ve yasalara uyulmazsa ölümün ötesinde cehennem azabı var. Din görevlilen seçimlennı yapmalıdırlar: "Yao, yada o." Üçüncü bır şık yok. islam inkılabının ordusuna kabul edilebilmek için bir Müslümanın şu üç aşamadan geçmesi gerekirmiş. 1. "Medrese devıi" Bu devırde Müslüman, ilmı görüşlerini pekiştırecek- mış. Yani Kuran'ın anayasa ve şeriatın da kanun oldugu- nu öğrenecek ve bilınçlenecekmiş... Bunun için hoca efendıleri izlemesi, dinlemesı gerekirmiş. 2. "Tekke devri" Bu aşamadan geçen Müslüman, daha sonra "tekke dev- ri"nı yaşayacakmış. Tekke devrı. tarikatçılık demekmiş. Tankatlarda Müslüman ıyıce olgunlaşacakmış. Sonra? Üçüncü aşamaya gelınıyor. 3. u Kışlade\Tİ" "Kışla devri" inkılabın sılahlı aşamasıymış. Hoca, camilerde bağınyor: "Bu devirde Müslüman, tetik çekmeyi öğrenecektir._" SÜRECEK CUMARTESÎ YAZILARI ATAOL BEHRAMOĞLU Cinayete Ortak Olmak Hasan Ocak'ın kızkardeşi Aysel Ocak 10 Nisan Pazartesi günü Yazarlar Sendikası'na telefon etti. Kendini tanıttı ve bızlerle görüşmek istediğıni söy- ledi. Tarihi anımsıyorum, çünku aynı günün gecesi Mehmed Kemal'ın 75. doğum gününü kutlaya- caktık. Onlan bır sure bekledikten sonra akşamüs- tü sendıkadan ayrılmak üzereyken Aysel Ocak ve iki arkadaşıyla kapıda karşılaştık. Gecikmişlerdi, çünkü birkaç göruşmeden daha geliyorlardı. Kutla- ma toplantısının son hazıriıklan için AKM Oda Ti- yatrosu'na yetişmem gerekiyordu. Buz gibi soğuk o akşamüstü biriikte bir taksıye doluştuk. AKM'ye kadar kısa yolculuk süresınce Hasan Ocak'ın başı- na gelmiş olabıleceklerden, "devlet içindekı dev- lef'ten, ötekı "faılı meçhul" cinayetlerden konuş- tuk. Kutlama toplantısına Ercan Karakaş'ın katıl- ma olasılığı vardı. Ocak'ın yakınlannı onunla karşı- laştırmayı tasarlıyordum. Kültür Bakanı toplantıya katılamadı ve görüşme gerçekleşmedi. Hasan Ocak için yapabildiğim, daha doğrusu yapamadı- ğım şey bundan ibaret kaldı. Fakat o buz gibi so- ğuk nısan akşamındaki karşılaşmayı, sıgarasını sessizce ıçerek kayıp kardeşıne karariı biçımde sa- hip çıkan o ufak tefek genç kızı, cıddi yüzlü, ince yapılı o iki genç erkeği sık sık anımsadım. AKM'den bır başka gorüşmeye gitmek üzere aynl- mışlardı. • • • Sonra birçoğumuz gibi Hasan Ocak olayını ga- zetelerden izlemeyi sürdürdüm. Acılı anne Emine Ocak, oğlu ıçın gösteri yapmakla suçlanarak An- kara'da gözaltına alındı. 15 gün tutuklu kaldı. Po- liste kaybolan ve kendisinden haber alınamayan oğlu için mücadele eden yaşlı ve acılı bir halk kadı- nını tutuklamak, cezaevine göndermek, nasıl bir adalet anlayışı, bundan da önce, nasıl bır insanlık anlayışıydı? 45 yıl önce hapisteki oğlu için gösteri yapan ve bunun için mahkeme önüne çıkanlan bir başka yaşlı ve acılı anneyi, Nâzım Hikmet'in an- nesi Celile Hanım'ı anımsadım. Demek ki bu ülke- deki adalet ve insanlık anlayışında 45 yıl süresince değişen bir şey olmamıştı. Hatta geriye gidilmişti. Çünkü Celile Hanım, herhalde yaşı, acısı ve anne oluşu göz önünde bulundurularak tutuklanmamış, ifadesinin alınmasıyla yetınilmişti... 15 Mayıs 1995 tarihli Cumhuriyet'ten kestiğim bir fotoğrafa bakı- yorum: Anneler Günu'nde Taksım Alanfnda yapı- lan bir gösterıde Hasan Ocak'ın annesi başını öne eğmiş, bir mendille gözünün yaşını kuruluyor. Acı- dan çökmüş bır yüz. Başındakı sıyah poşuyu çev- releyen bantta "Hasan Ocak'ı sağ istiyonız..." ya- zısı okunuyor.. Fotoğrafta, acıdan gerilmiş, örse- lenmiş başka yaşlı kadın yüzleri... Yıpranmış anne elleri... Evlatlan operasyonlarda öldürülen, gözal- tında kaybolan ve tutuklu bulunan anneler... 1995 Türk/yesi'nden bir fotoğraf... ••• Hasan Ocak için ailesi, yakınları, örneğine az rastlanır bir mücadele verdiler. 22 Nısan Cumartesi günü TÜYAP'ın Ankara Kitap Fuan'nda "Düşünce Ozgürtüğü" konulu panel öncesinde Ocak'ın bu kez ablası. bırkaç bin kişilik topluluğun önünde ce- sur, yığit bır konuşma yaptı. Kardeşini aramaktan asla vazgeçmeyeceklerinı bildirdi. Arkadaşlan, yr- kınları Istanbul'da CHP ll Merkezi'ni işgal ederek açlık grevine başladılar. Amaçları Hasan Ocak'ı unutturmamaktı... Uluslararası İnsan Haklan Örgü- tü devreye girdi... Bakanlar Kurulu konuyu görüş- mek zorunda kaldı. Ocak ailesi hayranlık verici mücadelelerini sürdürdüler... Fatih'te Kimsesizler Mezarlığı'na gömüldüğü bildırilen (ve yeri henüz belli olmayan!) sahıpsiz bir cesedin, fotoğraf ve parmak izlerinden Hasan Ocak'a ait olduğunun anlaşıldığı 16 Mayıs Salı gunüne kadar... • • • Aysel Ocak ve iki genç adamın Yazarlar Sendi- kası'na geldıklerı o soğuk nisan akşamında Hasan Ocak'ın iki hafta kadar önce işkence edilerek ve telle boğularak öldürüldüğünü, on beş gün kadar morgda bekletilen cesedinın belki de bizim görüş- tüğümüz aynı gün Fatih'te Kimsesizler Mezarlığı'na gömüldüğünü nereden bilebılirdik? 16 mayıs akşa- mı bunlan öğrendiğımde, içim derin bir üzüntüyle, aynı ölçüde de çaresizlik ve bir suçluluk duygu- suyla burkuldu... • • • Hasan Ocak için ailesi ve yakınlan inanılmaz bir mücadele verdiler. Belki okuma yazması bile olma- yan yaşlı anne, o yiğıt ve mazlum halk kadını, tra- gedyalarda bile rastlanılması güç acılara göğüs gerdi. Bız aydınlar ise, yanıbaşımızdaki cinayetrn sadece tanığı olabildik. Çoğumuzun bütün bu olup bitenlerden belki haberı bile olmadı. Fotoğraftaki anne yüzlerine bır kez daha bakıyorum. Bu yüzler- de sadece acı değil, sanki sitem de var... Öldürül- müş. kayıp ya da tutuklu oğulları için gösteri yapan anneler sanki soruyor gibiler: Yanıbaşımızda işle- nen bir cınayetın sadece tanığı olarak kalmak, ona ortak olmaktan çok da farklı bir şey midir? ANAP LİDERİ MESL^T YILMAZ: Cuma namazı tatili için uzlaşılabilir lstanbul Haber Servi- si- ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, memurlara cuma namazı tatili tartış- masıyla ılgılı olarak "Ki- şisel görüşüm: ne laiklik- ten ne de kişilerin din öz- gürlüğûnden vazgeçilebi- Ur" dedi. Yılmaz. bu ko- nuda bır uzlaşma buluna- bileceğını de belirterek. CHP'nin tutumunun yan- hş oldugunu kaydetti. Me- sut Yılmaz, Bakırköy Be- lediye Başkanı Ali Talip Özdemir'ı makamında zi- yaret etti Yılmaz. Özde- mır ıle göriışmesıne katı- lacak ABD'nın Dallas Be- lediye Başkanı ve heyetı- nin beledıyeye gelmesinı beklerken basın mensup- lannın sorulannı yanıtla- dı. Mesut Yılmaz, Başba- kan Tansu Çfller ıle DYP Genel Başkanı Yusuf Bozkurt Özal'ın görüşme- sı ve Özal'ın göruşmeden sonrakı açıklamalannın hatırlatılması üzerine "Yusuf Bey bana, Çil- ler'den daha yakm"dedi. Terörle Mücadele Yasa- sı'nın 8. maddesıyle ilgili olarak sorulan soruya ANAP hderi Mesut Yü- maz, "Eleştirilere önem vermiyorum, vatanın bü- tünlüğfine önem veriyo- rum" dedi. Öte yandan, ANAP'ın 18 ılde gençler arasında gerçekleştırdiğı anketin sonuçlarına göre Türki- ye'nın en önemli sorunla- nnın terör, işsızlik ve de- mokratikleşme oldufu or- taya çıktı. Anket sonuçla- nnı açıklayan ANAP Ge- nel Başkan Yardımcısı Mehmet Gedik, en başan- lı muhalefetin ANAP ta- rafından yapıldığını, son 20 yıla damgasınj: vuran lidenn de Turgut Özal ol- dugunu belırttı.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog