Bugünden 1930'a 5,446,570 adet makale



Katalog


«
»

17 MAYIS 1995 ÇARŞAMBA CUMHURİYET t» SAYFA KULTUR 13 ALLECRO EVtN tLSAYOĞLU Moskova Radyo ve Televizyon r • ı • • 1 Orkestrası çaldı, Raksyayımladı _|_ | l i IV r •ı •• 1 • çoksesli müziğinden CDleron günlerde Türki cumhuriyetlerin polifonik müziğini örnekleyen bir CD demeti piyasaya çıktı. Bayan Sabah Duru'nun özel çabalan ile Moskova Radyo ve Televizyon Orkestrasf na çaldırtılmış ve Raks firmasınca basılmış CD'ler. 1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılması ile bağımsızhk kazanan Türki cumhuriyetler, son yıllaıda hemen her yönüyle Tûrkiye'nin gündemine geldi. Bu ülkelerle ortak paydalanmız, Tûrk soyundan gelmeleri, Müslüman olmalan, Tûrkçe konuşmalannın yanı sıra sanat dünyasında da benzerlikler olarak sayılabilir. Türki cumhunyetlerdeki petrol ve pamuk kaynaklan, inşaat sektörûnün alanlar bulabılmesi, pek çok sanayici ve işadarrumızı bu ülkelerde yatınm yapmaya yöneltti. Türki cumhuriyetler doğal ki yıllarca egemenliği altında kaldıklan Rus kültürünün, Sovyetler Birliği eğitim sıstemınin etkisini taşımaktalar. Ancak çağlar boyu komşuluk ettiğı Türk, Iran, , Afgan kültürlerinden de etkilenmişler. Bagımsızlık kazandıktan sonra, özü olan Türk kültürüne her biri daha çok ilgi duymaya başlamış. Çağdaş Azeri, KJazak, Özbek, Kırgız ve Türkmen müziğinde ılginç bir sentez göze çarpıyor: Bir yanda GBere'den sonra ulusal renklen polifonik dokuda yoğuran Rus etkisi, öte yanda makam ve usulleriyle Türk sanat müziğinin çizgisi ile birleşiyor. Bayan Sabah Duru'nun demetleştirdiği CD'lerde ilk kez tanıştığımız pek çok besteci yer alıyor. Ancak bunlann tümünü de çocukluğumuzdan bu yana bilir gibiyiz. Içlerindeki en ünlü isim, Kara Karayev (1918-1982). Bestecinin Leyla ile Mecnun senfonik şiin. Yedi Güzel Bale Süiti \c Yıldınmlı Vbllar başlıklı bale süıti, bu derlemelerin en etkin yapıtlan. Leyla ile Mecnun'daki leitmotifler, yoğun orkestra dokusu, ağdaş Azeri, Kazak, Özbek, Kırgız ve Türkmen müziğinde ilginç bir sentezin göze çarptığı CD demeti içinde yer alan bestecilerden en ünlü isim Azeri Kara Karayev (1918-1982) (solda). Türk Beşleri'ni de birarada sunan CD'de orkestrayı yönetenler arasında Yalçın Adıgüzelov (sağda) da var. gizemsellik ile doruk coşkunun buluşması, Çaykovski'nin bale müziklerini andınyor. Azeri besteci Karayev'den başka aynı ülkeden Fikret Amirov'un yapıtlan da önemli bir yer taşıyor. Amirov, (1922-) "Senfonik MuganT adlı bir kavram yaratmış. Azeri müziğinin özelliği olan "taksim" geleneğini koruyor. lCocaman senfonik yapısının içinde dağ doruklannın temız, serin havası solunuyor. Net, yalın bir halk ezgisi. sağlam bir armonizasyon ile derinlik kazanıyor. Daha genç kuşaktan değerli bir Azen besteci de Arif Metikov (1933-). Betimleyici nitelikteki yapıtlan Gliere ya da Rus Beşlen'nin özelliklen kadar Şostakoviç'ın de anlatımını yansıtıyor. Gelenek ile cağdaşlığın zengın bir tümleşmesi. Üzeyir Haabeyov (1885- 1948) ise Azerbaycan'da profesyonel- ulusal müzigin yaratıcısı olarak bilinmekte. Bestecinin "Orkestra Koncertosu"nda vurmalı çalgıların ksilofom ile kazandığı zarafet. yerel stilde çalınan üflemeliler. yaylılann upuzun elektriği, bale adımlan inceliği dikkatı çekiyor. Özbek besteci, Tulkun Curbanov'un %4 Düğün"ü çocuk oyunlannın şenliğini andınyor. Bavullar, zurnalarla ritmik ayncalığı olan bir tören. Bir başka ılginç Ozbek besteci de Abdurrahim Sabitov. Türkmenistan bestecileri geniş soluklu, senfonik yapıtlannda Orta Asya'nın ikliminı duyuruyorlar. Valery Saparov'un yaylı çalgılar için yazdığı prelüd ve fügde bir duayı andıran . gizemin yanı sıra bir panayır coşkusu işlenmiş. Yaylı çalgıların parlak tınılan dikkati çekiyor. Türkmenlerin genç kuşagından Hahnamedov'un Senfonik Eskis'i oldukça geleneksele bağımlı, bir yandan da film müziği niteliğinde. Kazakistan'dan Tles KajgaHyev, "Kfiz Koo" adlı kısacık yapıtında son derece renkli bir ritmik doku yaratmış. Yine Şostakoviç'in deyişi su yüzüne çıkıyor. Kjrgızistan'ın genç bestecisi Murat BegaKyev, 1955 yılında doğmuş. Oratoryo ve senfonilerin yazan "Festival Uvertürü"nde Çaykovski zengınliğı fanfarlann ve çanlann görkeminde duyuluyor. Bu müzik, Kırgızıstan'da bütün bayramlann geleneksel müziği olmuş. Bu CD demetının bir başka özelliği, çağdaş Türk bestecilerinin yapıtlannı da içermesi. Ferit Tfizün gibi çok değerli bir bestecimızin "Söyteşi'', "Çayda Çıra" gibi yapıtlan, baştan sona tek bir CD içinde ise Türk Beşleri'nin yapıtlan kayıt edilmiş. Ahıar'ın "Prelüd ve Dans"ı, Akses'in "BafaKTı, Eridn'in "Senfonik BölünTü, Rey'in "Enstantaneler''i ve Savgıın'un "Ajin Raksı" bir araya getirilmiş. Belki de Türk Beşleri'ni ilk kez bir arada sunan bir CD oluşmuş. Moskova Radyo ve TV Senfoni Orkestrası'nı Yalçın Adıgüzelov, Rauf Abdülayev ve Hikmet Şimşek yönetmiş. CD'lerin kayıt kalitesi, ses dengesi özenle işlenmiş. Bu CD demetinin tümünü değilse de bir iki tanesini edinmek, CD kitaplığınıza renk katacaktır. Çağdaş müzığin yerel renklerden nasıl kaynaklandığını. yalın çizgiden yoğun derinliğe nasıl vanldığını gösteren değerli örnekler Dilligiller 'den bir yaprak koptu TLRHANGÜRKAN Kurban Bayramı'nda 229 can alan tra- fik canavannm kurbanlan arasında ne yazık kı sanat dünyamızın sevilen, say- gın bir sanatçısı da bulunuyordu. Bayra- mın bırinci günü geçirdiği bir trafık ka- zası, kızının kullandığı otomobilde bu- lunan tanınmış tiyatro, sinema, müzikal sanatçısı Belkıs DiUigjl'i komaya soktu. Kaldmldığı özel hastanede beş gün yaşam savaşı veren sanatçı, sonunda ölü- me yenik düşerek aramızdan aynlıp tüm sanat dünyasını acıya boğdu. 1945 yılın- da başladığı tiyatro yaşamını, sinema, te- levizyon oyunculuğu ve müzikal yıldız- lığıyla süsleyerek yanm yüzyıl boyünca sürdüren Belkıs Dilligü'in yıtişiyle sanat dünyamızın kalelerinden bir taş daha ek- sildi. Cana yakın tombul görüntüsü, hanı- mefendi kişiliği. kendine özgü davranış ve yeteneğiyle yıllar boyu sayısız oyun ve fılme damgasını basan Dilligil'in anı- sı önünde eğiliyor, onu saygıyla anıyo- ruz. 1945'te İzmir'de profesyonel tiyatrocu olmuştu Belkıs Dilligil, çok yaygın bir sanatçı ailesinın üyesıydi. Tiyatro oyuncusu Mualla Fırat'm ablası, tiyatro, sinema oyuncusu ve yönetmeni Avni Dflligil'in. NezahatTanyeri'den sonraki ikinci eşiy- di. Eşinin iki kardeşi ABye Rona ve Tur- han Dilligil de bu sanatçı ailenin halka- lannı oluşturuyordu. Renan Fosforoğlu, eniştesi oİuyordu. Tiyatro oyuncusu Er- han Dilligil'ın üvey annesiydi. 1975'te Nejat Saydam'ın "Minik Cadı" filmi- nin, çocuk yıldız olarak başrolünü oyna- yan kızı Çiçek Dilligil, sonra bu uğraşmı "Kanşık Iş" gibi TV dizılenyle sürdür- müştü. Ne yazık ki, bu köklü sanatçı aı- lenın kimi üyeleri artık yaşamıyorlar. Belkıs Dilligil, 19 Şubat 1928'de Istan- bul'da doğdu. Fatih Lısesi'nde okudu. GECE\TSELAM-HadiÇaman. Vı/u \tala>. BelkısDiffigfl ve Zafeı Oner Küçük yaşta tiyatroya ilgi duyup ilk kez Fatih Halkevi'nde amatör olarak sahne- ye çıktı. Avni Dilligil'ın kurduğu Izmir Şehir Tiyatrosu'nda 1945-1946 sezo- nunda "Elektra" oyunuyla profesyonel oldu îzmir'de üzücü bir de kaza geçirdı. "Macbeth" oyununda bırinci cadıyı oy- narken yüzü yandı ve on iki gün hasta- nede yattı. 1950'de Izmir Şehir Tiyatro- su'nun dağılmasından sonra lstanbul'a gelip "BirimTîyatro''yu kuran Avni Dil- ligü'm topluluğuyla Ankara, Anadolu ve Kıbns turnelerine katılıp "Sana Rey Ve- riyorum", "tldzier'' gibi oyunlarda oyna- dı. 1952'de AvniDilligil'ingeçnği Ses Ti- yatrosu'nda " YavTizlar Ailesr, "Kaş Ya- payım Derken", ardından gündüzleri temsil veren Çığır Sahne'de "Oğlum Ed- ward", "Aşk Tuzağı", '4 Fidenaki", Bel- kıs Dilligil'i doruğa çıkaran oyunlar ol- du. 1956'dabiriiktesahneyeçıkıptume- ye katıldığı Avni Dıllıgil'le yaşamını bir- leştirdi. Aynı yıl Rahmi. 1969'da Çiçek adlı çocuklan oldu. 1960-196 l'de iki se- zon Istanbul Tiyatrosu'nda sahneye çık- tı. 1962 yılında 1950'lerde bıraktığı si- nemaya dönüş yapıp iki yıl karakter rol- leri oynadı. Avni Dilligil, 1963'te Şehir Tiyatrosu'ndan aynlıp Aksaray'da Kara- göz-Hacivat amblemli Halk Tiyatro- su'nu kurunca, Belkıs Dilligil de bu top- lulukla çeşitli turnelere kahldı. "Kırmı- n Fenerİer" oyunuyla büyük sükse yap- tı. 1963'tekurulan Avni Dilligil Tiyatro- su'nun başyıldızı Belkıs Dilligil'di. Sanatçının öbür oyunlan arasında kra- liçe rolünü oynadığı Hamlet, bakkal Ha- cı Hüsamettin'in kansı Safinaz'ı canlan- dırdığı "Maydos", "SevimH Geün", "Ampfıtrion", "AgJaj-an KK", "Sözün Kısası", "Boks Şarapiyonu'', "Feylesoflar Kulübü", "Hastabk Hastası" önemli bir yertutar. Belkıs Dılligil'in sinema yaşamı 45 yıl öncesine dayanır. 1950 yılında Avni Dilligü'in yönetmenliğini yapıp oynadı- ğı "Oglıun İçin", Orfaon M. Anbur- ını'nun "Yüzbaşı Tahsüı", o zaman kız- lık soyadını kullanan Belkıs Fırat'm be- yazperdeyle ilk tanıştığı yapıtlardı. 1953'te Renan Fosforoğlu'nun yönettı- ği "Köprüaltı Çocuklan" ve "Koktılu Fîlm'". aynı dönemde Avni Dilligil'ın "Mahallenin Namusu", "Evlat Acısı", "Karacaoglan", 1954te Metin Erk- san'ın "Bejaz Cehennem - Cingöz Re- cai",MuharremGürses'in "BirŞoforün Hayaü", 1955'te Memduh Ün'ün "Yetim Yavrulanyla" bu alandaki yeteneğini de kanıtladı.l 975"te Nejat Saydam'ın "Se- vimli Frankeştayn" sinemadaki son ça- lışması oldu. Tiyatro oyunculuğu dışında müzikal gösterilerde ve televizyon dizilerinde de rol alan Belkıs Dilligil, Haldun Dor- men'in yönetmenliğini yaptığı yedı bö- lümlük "Hisseli Harikalar Kumpanya- sı"ndaki tombul kız Şebnem kişiliğinde ilginç bir kompozisyon yarattı. Dor- men'in "GeceyeSdam" müzikalinde de Dilligil vardı. FeyziTuna'nın, MithatCe- mal Kuntay'ın ünlü romanından uyarla- dığı "Üç tstanbuPun 'Uranva'sında Bel- kıs Dilligil, kısa, ama ilginç bir kişilik or- taya koydu. Hüseyin Rahmi Gürpınar'dan uyar- lanan "Horoza Ses Talimi", "Kocası için DeBDi\ane''gıb] TV filmlen, Belkıs Dıl- ligil'in son döneminın çalışmalan oldu. Sanatçı son kez 1971 yılında Kadıköy Opera Tiyatrosu'nda "Merdiven" oyu- nunu oynarken ölen eşmin anısına, aile- si taraftndan konulan Avni Dilligil Ti- yatro Ödülleri'nin bu yılki töreninde gö- ründü ve ödül verdi. ?Recep Bilginer yeniden başkan Kültür Servisi- Tiyatro ve TV Yazarlan Demeği'nin kongresinde yeni yönetim ku- rulu seçildi. Yapılan görev da- ğılımı sonunda başkanlığa ye- niden Recep Bilginer, ikinci başkanlığa Yümaz Karako- yunlu ve genel sekreterliğe Haşmet Zeybek seçildi. Diğer yönetim kurulu üyeliklerine ise Kenan Işık, NezÜıe Araz ve Turan Oflazoglu getirildi. Dernegin kongresinde üye- ler, özelikle tiyatro ve televiz- yon yazarlan ile, tiyatro ve te- levizyon yöneticileri arasında karşılıklı saygıya dayalı bir iş- birliğine gidilmesi konusunda görüş bırlığıne vardılar. Aynca T.B.M.M'de görüşülmekte olan telif haklan yasa tasansı- nın ilgili kuruluşlara danışıl- madan yasalaşmasının büyük sakıncalar doğuracağı belirül- di. Recep Bilginer, ilk hedefle- rinin tiyatro bütünü içindeki tüm tiyatro çalışanlan arasında hoşgörüye dayalı, karşılıklı hak ve yetkilere saygılı bir iş- birliği saglamak olduğunu vur- guluyor: "Türk yazan olma- dan Türktiyatrosuolmaz yer- leşik inancına saygüı olarak Türk oyun yazarlan ileödenek- li ve ödeneksiz bütün tijatro- larla bu hedefe yöneleceğiz. Ya- zan, yönetmeni.oyuncusu, tek- nik elemanu eleştirmeni, seyir- cisi ile Türktiyatrosu. bütünleş- tiği ölçüde daha da ileri gMebifccektir". 6 Artık tüııeliıı nerede biteceğîııi bilmiyoruz 9 Kültür Servisi- Çok az film, bir ülkedeki sosyal ve politik ortamı, 1969'da çevrilen 'The \Vrtness' (Tanık) filmi kadar etkileyebilir. Stalin döneminde, mahkemede tanıklık etmeye zorlanan, orta yaşlı bir kanal bekçisinin öyküsünü anlatan film, Sovyet yönetımine karşı çıkan Macaristan'daki binlerce insanı etkisi altına abnıştı. Filmin yönetmeni Peter Basco, yirmi altı yıl sonra 'Another Wrtness' (Başka Bir Tanık) adlı yeni bir film çekerek komünizm sonrası Macaristan'ı perdeye yansıtıyor. Yapılan araştırmalara göre, Macaristan'da on yıl boyunca yasaklanan ilk fihn, 1980'lerin Macar gençliğini harekete geçirmiş ve iki yıl önce kamuoyu yoklamalannda zirveye yerleşen Young Democratk Party'nin (Genç Demokrat Parti) kurulmasına yol açmıştı. Genç Demokratlar, geçen yıl mayıs ayında yapılan seçimlerde ortadan silindi, ama adını 'Tanık' Fılmındekı bir sahneden alan partinin yayın organı 'Magyar Narancs' (Macar Portakalı), kültür ve polıtika konusunda Budapeşte'de etkisini sürdürüyor. 'Başka Bir Tanık1 filminde Basco, yeni demokrasınin Macaristan'da yol açtığı karmaşayı ele alıyor "Stalin zamanında, komünizm sona erince özgür ve mutlu olacağımıza inanırdık" diyor Basco. "Şimdi, yeni bir düm adavız ve her şey karmakanşık. Arük tünetin nerede biteceğini bilmiyoruz. Ben de sokaktaki adamın gözünden, bu yeni dünyayı göstermek istedim." ilk filmde yer alan 'sokaktaki adam' Jozsef Pelikan, partinin vatan hainliğıyle suçladığı eski bir dostunun aleyhinde tanıklık etmek zorunda kalır. Korkmuş ve sindirilmiş değil de kafası kanşmış bir budala olan Pelikan, işbirliği yapar; iyi yürekliliğiyle sistemin üstesinden gelmeyi başanr ve bir kahraman halıne gelir. Pelikan, 'Başka Bir Tanık' filmindey se günümüzün Macaristanı'nda belediye başkanlığı için yanşıyor. Basco, "Tanık'ı çektiğim sıralarda, ben de onun kadar yalın ve naif biriydim. Pelikan, bir açıdan benimle özdeş savılınü. Polirikadan anlamazdı, tarihin gi/emlerini kavTayamazdı. Macaristan da şimdi a>nı durumda. Sokaktaki sıradan insanlar, politikadan hiçbir sey anlamıjorlar" diyor. Gösterime girdiği ilk üç hafta, gişelerde rekor kıran 'Başka Bir Tanık'ın dağıtımını üstlenen şirket, filmin yurtdışında da gösterihnesinı sağlamaya çalışıyor. Eleştirmenlerse. bu konuda daha serinkanlı davranıyorlar ve 1969'da çevrilen ve sansürlendiği için bir anda popüler olan ilk fılmle karşılaştınlmasının, fılme zarar vereceğinı söylüyorlar. 'Başka Bir Tanık', yalnızca bir eğlence aracı olarak değerlendirilıyor. Filmin yapımcısı Denes Szekeres, bu konuda. "Herkesin bu filmden çok şe>r beklediğini büiyoruz. Ama insanlar sinemava, yalnızca eğJenmek ve iyi zaman geçirmek amacıyla giderlerse filmi izledikten sonra, salondan mutlu aynlacaklanna eminim" diyor. DUŞUNCEYE SAYGI MEMET FUAT II "Kabahatin Çoğu Aydınlanmızın demokratikleşmeden, özellikle de düşünce özgürlüğünden nerdeyse bütün sorunları- mızjn çözümünü bekler gibi bir havalan var. Yolunda savaşım verilen bir ülküye böylesine bağ- lanmak güzel bir şey. Ne var ki, bu arada, demokrasinin başka birtanı- mı, kimilerince artık geçerliği kalmadığı sanılan "ge- reksinimlerin karşılanması" sorunu nerdeyse unu- tuldu. Örnekse memurlar sokaklarda coplanmasa, sen- dika kurmalanna, grev yapmalanna izin verilse, top- lumsal haklan tanınsa sorunlan çözülecek mi? Hayır, yalnızca daha güçlenecek, gereksinimlerinin karşılanması için giriştikleri savaşımda daha etkili kavga araçlan elde etmiş olacaklar. "Hak venlmez, alınır!" deniyor ya... Daha güçlü olunca haklannı vermek istemeyenlerden zorla ala- caklar... Peki, işçiler sendika kuruyor, grev yapıyorlar, on- ların sorunlan çözüldü mü? Baksanıza, şoför genel müdürunden çok aytık al- dığı için utanıyormuş. Daha ne olsun!.. Şu Boğaz'daki villalarda, o seçkin semtlerdeki mil- yariık apartmanlarda işçiler mi oturuyorlar yoksa? Ne doymazlık!.. Bir de sendika başkanlan televizyonlara çıkıp kaş- larını çatıyor, şöyle yaparız, böyle yaparız, artık ödün yok, gerekırse genel greve gideriz diye konuşup du- ruyorlar... Nedir dertleri? Herkes gibi onlann da bir tek dertleri var. Gereksi- nimlerini karşılamak... Insan gibi yaşamak. Bir aile kurmak, başını soka- cak bir ev edinmek, karnını doyurmak, çoluk çocu- ğuna iyi bir eğitim vermek... Bu arada itilip kakılmamak, doğasız, eğlencesiz, sanatsız kalmamak, insan oluşun tadını çıkarabil- mek... Memurlann özlediği de başka bir şey değil... İşçiler isteklerine bıraz daha yaklaşmış, biraz da- ha güçlü, memurlar biraz daha uzak, biraz daha güç- süz... Peki, bu özgüriükçü, cicı, tadından yenmez düzen neden kimseye bir şey vermiyor da, herkes haklan- nı almak için savaşmak zorunda kalıyor? Demokrasilerle ülkeyi yönetenler halkın oylarıyla seçilmiyor mu? Ya da şöyle soralım: Demokrasilerde ülkeyi yönetenler halkın haklannı vermiyoıiarsa, halktan nasıl oy alabiliyorlar? Diyelim alanlardayalanlarsöylendi, işçılerden, köy- lülerden, emeğiyle yaşayanlardan yana görünüldü, insanlar aldatıldı. Olabilir, ama verilen sözler tutulmayınca her şey or- taya çıkmaz mı? Bir daha, bir daha aldatılmaya yargılı mıyız? Bu ülkede sendikacılar, yani işçiler, köylüleri, ay- dınlan dayanlanna alarak partıler kurdular, yönetime gelince emekçilerin çıkarlannı savunacaklannı bildir- diler. Ama, şaşılacak şey, seçimlerde aldıklan oy on- lan yönetimde söz sahibi etmeye yetmedi. İşçiler. emeğiyle yaşayan köylüler, kafa ışçisi aydın- lar, geçim sıkınttsı içinde kıvranan memurlar, yoksa siz azınlıkta mısınız? "Hak verilmez, alınır!" diye başkaldırdığımız hükü- metler sizin oylannızla kazanılan seçimler sonunda kurulmuyor mu? Demokrasilerde çoğunlukta olmak büyük bir güç- tür. Ama bir türtü partilerinizi kuramıyor, denetleye- miyor, destekleyemiyorsunuz. Siz çoğunlukta olduğunuz halde. haklannızı verme- ye yanaşmayanlar, temel gereksinimlerinızi karşıla- mak için bile sızleri savaşıma gırmek, başkaldırmak zorunda bırakanlar, ülkenin yönetimini nasıl ele ge- çirebiiiyorlar? Demek ki oylarınızın değerini bilmiyorsunuz... Ya kitle iletişim araçlannın etkisinde savrulup ya- lanlara kapılıyor ya da dinsel inançlannızı sömüren- lerin arkasına takılıyorsunuz... Demokratık bir ülkede emekçıler, yoksulluk çeken- ler insanca yaşamak için büyuk bir savaşım vermek zorundaysalar bunun yaratıcısı hükümetler değil, o hükümetleri başa geçirenlerdir. Evet, şöyle bitiyordu o şiir: "Kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!" "Daglarca'nın Şiiri" • Kültür Servisi - Boğaziçi Üniversitesi'nde bugün "Dağlarca"nın Şiıri" başlıklı bır açıkoturum gerçekleştirilecek. Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın onur konuğu, Doğan Hızlan. Konur Ertop ve Feridun Andaç'ın konuşmacı olarak katılacağı toplantıyı Sami Karaören yönetecek. Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebıyatı Bölümü Türkçe Dersleri Koordınatörlüğü'nün düzenlediği "Dağlarca'nın Şiiri" başlıklı açıkoturum, BÜ Murat Dikmen Salonu'nda saat 15.00'te başlayacak. GALERI • ATÖLYE 2 9 3 8 9 7 8 (3HAT) MEHPARE AKSOYYİGİT "Yitik Zamanlar" 6-25 Mayıs '95 ıstanoul Buyûk^erur Beledıyesı Taksım Sanat Galerısı Cur^hufıyer Zsü \o ^ITeksTi fel 24 5 20 68 SERBESTATOLYE Claıre Ancel Sona Erül Nellı Gavnyeloğlu Sara Hatem Fügen Leman Neşe Oğun 15 Mayıs - 1 Haztrap"95 Yuksei Sabancı Kuttur MerXez> Vıtdtz Teknık Unıversıtesı Tol 259 70 7O < 317 HATICE ASLAN ODABAŞI RESIM SERGISI 16-26 Mayıs 95 Istanbul Buyukşehır Beledıyesı Taksım Sanat Galerısı Cumrııjnyet Cad No 23 Taksım-lstanbül MALTEPE SANAT GALERİSJ HELGA UZLAR %tsim Sergisi 17 MAYB - 5 HAZİRAN '95 TJ C216 441 " ' 4 0 441 "I 9- Nuri İyem bu ayın resimleri AFA kitabevi GALERİSİ Bekar Sc* 17 - 3eyo^'u Istanbul Tel: 249 22 18 Kimliğimi kaybettim. Hükümsüzdür. NECMETTtN KAYA Nüfus cüzdanımı kaybettim. Hükümsüzdür. MJSRETÖMER TÜRK
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog