Bugünden 1930'a 5,446,716 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 12MAYIS1995CUMA 12 KULTUR TÜRSAK Başkanı seçilen Müjde Ar, Yeşilçam'ın günlük çözümlerle bir yere ulaşamayacağını söylüyor Yıkıp yeniden yapılancbıiııalı CUMHUR CANBAZOĞLU Sorunlara yapıcı çözümler aramaya başlayan yerli sinema için ciddi bir adım da Müjde Arattı. Ar. iki yıllığına TÜR- SAK'a (Türkiye Sinema ve Audiovisu- el Sinema Vakfı) başkan seçildi. Bilgisayarlara tutkusu ya da internet yardımıyla dünyayla haberleşmesi kadar kamuoyuna yansıtılmadı Müjde Ar'ın TÜRSAK Yönetim Kurulu Başkanhğı. Uzun süredir sinemayla ilgili bir vakıf kurmak için yollar anyordu Ar; TÜR- SAK'tan birlikte çalışma teklifi gelince kabul etti ve hemen kollan sıvadı. Ar'ın böyle bir görev alması sevindi- rici: çünkü araştincı ve enerjik yapısıy- la sinemanın gereksinimi olan bazı çö- zümleri kısa dönemde üretebilecek. vak- fin dışındaki kitleyi dc harekete geçire- bilecek yetenekte biri. Müjde Ar, heyecanlı ve umutlu; ancak yıllar yılı sorunlanna sahip çıkmak ye- rine uzaktan seyretmekle yetinen bir kit- lenin sihirli değnekle ayağa kaldınlama- yacağını iyi biliyor. Projeleri sıraya koy- muşlar yönetim kuruluyla. Önce insan- lara ticari sinemanın dışında kalan ör- nekleri sunacak sinema salonlannın in- şası varprogramda. Ardından Güneydo- gu Anadolu'da ve Karadeniz'de film fes- tivalleri geliyor. Birde Istanbul'da sine- ma müzesi ve kütüphanesi kuracaklar. Almanlardan gelen kültür ağırlıklı ortak TV kanalı teklifi, dil eğitimı gibi proje- ler de uzun vadede yapılacak ışler... - Sinema için bir vakıf kurmaya çah- şırken bu TÜRSAK projesi birden nasd gündeme geldi? -TÜRSAK, ciddi çalışmalar yapan bir kuruluş; davet alınca iyi işler başarabil- me uğruna kabul ettim. Sinema konu- sunda dürüst olduğumu düşünüyorum. Artık sinema oyuncusunun u Benim gö- revim değü"" diyerek bir tarafa çekilme- sinin zamanı çoktan geçti. 80 sonrası yaptığımız fılmlere seyirci gelrruyor. Yı- kıp yeniden yapılandırmalı, "Yeni sine- mayı nasıl yapanz?" diye konuşulmalı. En az iki yıl sinema yapmazsak ne çıkar! Sorunlan konuşursak, komik parasal yardımlara bel bağlamazsak en önemli- si yanlışlanmıza saglıklı çözümler bulur- sak bu iş olur. TURSAK'ın bu yolda önemli adımlar atacağına inanıyorum. -TÜRSAK'ın bunian yapabilecek gü- cü var mı? - Vakıfta sinemacılann yanında öğre- timüyeleri, yazarlar, diğer sanatçılardan meydana gelen bir yönetim kurulu var. Önümüzdeki üç yıl bizim için çok önem- eni sinemayı nasıl yapanz?' diye konuşulmalı. En az iki yıl sinema yapmazsak ne çıkar! Sorunlan konuşursak, komik parasal yardımlara bel bağlamazsak, en önemlisi yanlışlanmıza sağlıklı çözümler bulursak bu iş olur. TURSAK'ın bu yolda önemli adımlar atacağına inanıyorum. V.akıfta sinemacılann yanında öğretim üyeleri, yazarlar, diğer sanatçılardan meydana gelen bir yönetim kurulu var. Önümüzdeki üç yıl bizim için çok önemli. Daha çok akademik alanda çalışmalar yapmayı planlıyoruz. Akılcı olmak, kısa dönemde nelerin başanlabileceğini düşünmek gerek. li. Daha çok akademik alanda çalışma- lar yapmayı planlıyoruz. Akılcı olmak, kısa dönemde nelerin başanlabileceğini düşünmek gerek. Önce Gaziantep'te es- ki birtiyatro salonunu belediyeyle birlik- te restore ettirmeye başladık. Salon, 'Onat Kutlar Sineması' olacak. Burada az bilinen doğu-batı filmlerini insanlara izlettireceğiz. Bu iş devam ederken Ka- radeniz'de bir sinema festivali projesinı gerçekleştirmeye çalışacağız. Amaç, ti- cari sinemanın bombardımanından bı- kan insanlara farklı birpencere açmak. - Projeleri yaşama geçirebilmek için vakfın sağlam bir gelirinin de olması ge- rekiyor. Bunun için belü bir çalışma ya- pdıyor nıu? - Küçük bazı kaynaklar var, ama ben kahcı bir para kaynağı bulunmasını isti- yorum. Önce Istanbul'da bir sinema sa- İonu ve bunun yanında sinemamızın mü- zesini ve kütüphanesını kapsayacak bir bina bulmak şart. Kültür Bakanlığı'ndan ve Millı Emlak'tan yer isteyeceğiz, sanı- yorum bu konuda sorun çıkmayacak. Müzeyi, sinemayı, arşivi, kafeteryayı ya- parsak oradan bir gelirelde edebileceğiz. Vakfın sesi daha çok çıkınca ilgi de ar- tacak, yeni formüller bulunacak. Kendi yağımızla kavnılacağımız bir sistem ku- rulacak. Yoksa bir kanunla devletten pa- ra istemek ya da belediyelerden maddi yardım görmenin garantisi yok. Bir gün kanunu değiştirirler. kalırsınız ortalıkta. - Vakfın akademik çahşmalara >önele- cegini söyiediniz. Bu akademik sözünün içine ne gibi çalışmalan sokuyorsunuz? - Sinemanın dernekleri var, sorunlar büyük olduğundan onlar günlük çözüm- ler üzerinde çalışıyorlar. Bize sinema sa- natı adına bir şeyler yapmak düşüyor. İlk aşamada atölye çalışmalan, seminerler, kurslar çok gerekli. Örneğin bizim sine- macılar lngilizce bılmiyorlar. İleride Türkiye. ucuzluğundan ya da mekânla-' nndan dolayı dünya sinemasına ilginç gelirse Türk set işçileri onlarla nasıl an- laşacak? En azından getır götür kadar lngilizce öğrenmeli. Avrupa, sineması- nı ayakta tutabilmek için arayış içinde. Almanlar. ABD'den profesyonel senar- yoculan getirip ders verdinyorlar. Be- nim gönlüm de böyle bir senaryo atölye- si kurmaktan yana. - Sizin yıllardır senaryo konusundaki rahatsızlığınız sürüyor. Müjde Ar'la geç- mişte yapılmış sö> leşilerin büyük bolümü senaryoyla başlayıp bitiyor. -Sinemanın bu duruma gelmesınde kötü senaryoların payı büyük. Toplumun nabzını tutacak. güncel meseleleri yaka- layacak eserler lazım. Dramaya yaban- cıyız, tahlil nedir bilmiyoruz. araştırma sıfır. Senaryoyu yazacak insan, bir oda- ya kapanıyor, günlerce çalıştıktan sonra bir şeyler yazıp çıkıyor, ondan sonra da senaryosunu degiştirtmemek için elin- den geleni yapıyor. Teknik açıdan iyi yö- netmenler var bizde, doğru bir şey yaka- layınca başanlı fılmler yapıyorlar. - Bu sorun ne zaman doğdu sizce? Hal- ka bakarsanız eski Türk filmleri çok gü- zeL hâlâ televizyonda merakla izÛyorlar Yeşilcam'ın o yaprtlannı. - 1960'la 1973 arasında çekilen yerli filmleri insanlann beğenmesi normal, çünkü öyküleri var onlann. Sonra öykü anlatmayı demode sayıp vazgeçtik. Ama bugünün çarpık yapısında o 60'lann Fılmlerinin de p?yı var. Örneğin, o dö- nemde toplumda bir göç sorunu yaşa- nırken onlar kalktılar, Amerika'da yirmi yıl önce yapılmış salon fılmlerinin adap- tasyonlarını çektiler. 70'lerin sonunda toplumsal fılmleryapmayakalktık, yine geciktik, felsefı boyutu olmayan şeyler çıktı ortaya. - Sizinle şekillenen kadın Tılmleri mo- dasında da aynı aksaklık yok muydu? - Köklü bir endüstri, altyapı olmadı- ğından, "aydın bunalımı", "12 Eylül'e küfür" gibi o fılmlerde sorunlan birkö- şesinden işleyip günü geçirme endişesi- ne kurban gitti. Kadın özgürlüğü ile cin- selliğinın 80 sonrası konuşulmaya baş- lanmasında bu fılmlerin de biraz payı ol- muştur, ama o kadar. - Pcki, o dönemde günü kurtaran se- nanolann Müjde Ar'ı cinsel bir silah ola- rak kuilandıklarmın farkında değil miy- diniz? - Farkındaydım tabii, ama Osman- h'dan gelen kadına belli bir bakış açısı var. toplum çokkapalı. Aynı bakış, oyun- cu kadın için de söz konusu. Bir şeyleri tartışmaya açabilmek uğruna bu çarpık bakışı göğüslemek zorundaydım. Med- yanın açlığı ve sorumsuzluğu da etkili oldu. Bir de insanlar, o filmlere kadın vü- cudu görmek amacıyla gitmedi, öyle ol- saydı ticari başan kazanırlardı. Hiçbir gişe başansı sağlayamadılar. " - TLRSAK'tan nerelere geldik. Son olarakbirtürlü başlayamayan Metın Ka- çan" m yapıtı Ağır Rom an projesinin han- 0 aşamada olduğunu anlatır mısınız? - Filmı çekmeye eylül ayında Oğuzhan Tercanbaşlayacak. Başrol için yalnızbe- nim ismim belli. zaten kadın rolü çok küçük. Önemli bölümü tiyatroculardan meydana gelecek geniş oyuncu kadrosu var. Bütçe 18 milyar, bunun 12 milyan- nı bulabildım, geri kalanını herhalde ben karşılayacağım. Günümüzün en çok aranan görüntü yönetmenlerinden biri olan Philippe Rousselot: -,..-v,.. ,- > - '*•••*• Gerçekliği çarpıtmak istemem Kültür Servisi-Jean- JacquesBeineixin u Drva" adlı filmindeki başansıyla dünya çapında bir görün- tü yönetmeni olduğunu kanıtlayan Philippe Rous- setot, artık günümüzün en çok aranan görüntü yö- netmeni. Son olarak "Kraliçe Margot", "Vampirle Görüme" gibi filmlerde başansını kanıtladı. Jean- Jacques Annaud'nun '"Avı", Alain Cavalier'nin "Therese", Bertrand BBer'in "Teşekkürler \aşam" ve "Senin İçin Fazla Güzel", John Amiel'in "Som- mersbj",StephenFrears"ın"Tehlikelifiişküer" gi- bi filmlerinde çalışan Rousselot. Fransa'dan Ame- rika'ya kadar bütün dünyada aranan bir görüntü yö- netmeni. Rousselot ile Fransız Studio dergisınde yapılan söyleşiden bölümler sunuyoruz: - Bu yıl sizin için çok önemli bir yıl oldu. Gerçek- leştirdiğiniz iki film "Kraliçe Margot" ve "Vampir- le Görüşme", gösterildikleri ülkelerde büyük ilgi gördü. İki film de bir görüntü yönetmeninin başa- nsını kanıtlayan filmlerdL- Bu rastlantısal bir durum! Ama "Kraliçe Mar- got"dan iyi bir sonuç alacağımızı, "'Vampirle Gö- rüşme"de de olduğu gibi çekimler sırasında biliyor- duk. - En büyük zoriuk neydi? Gece dışarda çekim yaptığımızda dekorlan ay- dınlatmak çok zor oluyor. Bu zorluğu "Kraliçe Margofnun çekimlerinde de yaşadık. "Vampirle 4*».i-»ı.«ırn» 11. GENÇLIK GUNLERI 2-16 MAYIS 199S HABBİYE ^ 0 0 FİLM •Dracula'Yon Tod Bromıng SAHNESİ 1 5 0 ° SÖYLEŞI-LalkllğınBoyutlarrPralDrT Aleş A DHıp* KADIKÖV H TANER SAHNESİ 19 00 OYUN ISIS Ttyatro Klubu -Sahnmda T»k Ba$ına' M S < rif î f 1 9 °° 0 Y U N T h M t r ""' "S«w Isyan- (Turkçe) SAHNESİ 20 00 OYUN Theatr ama "Sessa Isyan" (Fransıaa) FATİH R.MURİ ig oo OYUN Umudum Tıyatro "8ıf Drtının Hatıra Detten" SAHNESİ HARBtYE M.ERTUĞRUL SAHNESİ KAOIKÖY H. TANER SAHNESİ 12O0 F1LM "Salo'Yön P Patrio Passolmı 1S00 KONSER Etnorock 19 00 OYUN Yıldu Teknik Urv Oyuncular 'Ağzı Çrçsklr Adam' - "Dılencl v« Öimüş Köpeğr OSKOOAR 19 00 OYUN Şok Tıyatrosu 'Arkadaşım Mumya" FATİH R NURİ SAHNESİ 19 00 OYUN Entamır Musıkı va Folklor Oern«5ı -Sınırtarda' I A M A Y I S 1 9 9 5 M*İRTUÛnuL 1 2 0 ° F I L M 'BaSla Btnı-Yön Pedro Almodovar SAHNESI 15 00 KONSEH(Fuay«) Oda Müajı Bora Kayalar-Ûmer Tûrtcay K A D I K O V H. TANER SAHNEŞJ OSKODAR M CEUL SAHNESİ 19 0 0 OYUN İTU Totuılk Satine •Yanlıslık' 19 00 OYUN Tıyatro Dünya 'Ateşü Aşıklarcn Sonuncusu' 190 ° 12 00 FİLM •MorY.lla'V6n Stavan SpMbarg HARBlrE 1 5 ° ° SÖYLEŞI 'Istanbul Bûyük Mozaik* M ERTUâRUL Prerf Or Krlton Cun. Doğan Kuhan Samavl Eyict M«1e GöMuğ. SAHNESİ Ara Gûlar. Karim Gû2elt$. Stovanni Scognomıllo Yusuf Afbntaş 18 00 DIA 'Aattacak Fotognnar' Havzat Çakır 19 00 Şahlr Tlyatrolan Dana Blrtml -Kof»ootafm Danamalar 3' K A D I K O Y 15 00 KONSER Adam Mûzık TopluluO" S A H N F I P 1 9 0 ° 0 Y U N T r y a t r o Bıltcani ÖJrancı Kültür Mark. Tlyatro Klubû 'Aşkifnız Ateafay'ın En BüyûH Yangını* M S > C I ! L Â L 1 9 0 0 0 Y U N Ballan Sanat Tryalrosu ttesan ASa'mn Karsr FATİH R NURİ 19 00 OYUN Ko<ıak Btiedtya Tiyotrosu "Y«<Iı SAHNESİ 16 MAYIS 199 12 00 FİLM T_«s Amants- Y6n Lo* Malto ! * ^ 15 00 SOYLEŞI • Dojal va Kûltûral Dateriarimb Koruma- SAHNESİ 1 7 0 ° MAPPENING 18 00 DIA -Antakya dan Kant a' Fııdevs Sayılan 19 00 SHOWM*rofonda UJur YOcar KADIKOY 19 00 OYUN Galatasaray Ls«ı Aç SınHın LaiMtı- 19 00 OYUN DO Tıyatro Grubu *6«yaz Mantolu Adam' FATİH R NURİ SAHNESİ 19 00 OYUN Fatlh B«l«d»ya Tlyatrosu 'Büyûklcro Beyoğlu ALKAZAR (245 73 83) (Q)aj¥IR STONE FİLMLERİ KATİL DOĞANULR 12, 14. 16, 18 Mayıs CENTNET ve YBRYÜZÜ 13, 15, 17 Mayıs S e a n s l a r : 1 1 . 5 0 - 1 4 . 0 0 - 1 6 . 5 0 - 1 9 . 0 0 - 2 1 . 5 0 Yaşam ile Ölüm Arasındakİ Seçim YAĞMURDAN ÖNCE"Before The Rain" YÜNETMEN MlLCHO MANCHEVSKI GREGOIRE RADE KATRIN COLıN SERBEDZıJA CARTLıDGE 19 Mayıs'tan itibaren Sinemalarda 1994 VENEDİK FİLM FESTİVALİ ALTIN ARSLAN ÖDÜLÜ 1995 EN İYİ YABANCI FİLM OSCAR ADAYI BÜTÜN ETKÎNLİKLER ÜCRETSİZDİR Kültür Sanat ılanlarınız için: 293 89 78 (3 hat) Görüşme"de yalnızca eşyalann rahatça görülebil- mesi için ışık kullandım. Fazla ışık kullansaydım ortalık futbol sahasına dönerdi. Estetik zaaflanma da belli bir noktada smır koymak zorundayım. Fil- min estetiği zaten kendini ortaya koyuyor çünkü. Kosrümlerin ve dekorlann seçiminde estetik ken- dini belli edıyor. Çalışmaya başlamadan, "Önce ba- kıp göreceğim ve sonra da gördüklerimi insanlara da göstereceğim'' diyorum kendi kendime. Bana verilen bır gerçekliği bozmak, çarpıtmak istemem. Söz konusu film Montana köylülerini konu alsa ve XVIII. yüzyılda geçse bile gerçeklerden asla ödün vermem. - Hep bövle mi dfişünüyorsunuz? Hep sezgilerimle hareket ettim. İlk deneyimierim ve Nestor Almend- ros'la yaptıgım çalışmalar da sezgı- lerimde haklı olduğumu kanıtladı. Nestor sayesinde ben şans esen bul- duğum bazı şeylerin geçerli ve ge- rekli olduğunu öğrendim. O, doğal ışığa çok yakın bir ışık kullanırdı çe- kımlerde. Sarah Moon sayesinde de görüntülerin ardındaki mucize ve he- yecanı yakalamayı öğrendim. Insan yüzlerini aydınlarmayı o öğretti ba- na. Bir yüzü aydınlatırken amacım hep yüzün ötesıne ulaşmaktır. - Sinema alanında çalışmaya ka- rar verdiğinizde görüntü yönetmeni mi olmak isti\ordunuz? Biliyor musunuz ben 11 yaşımdan beri sinemacı olmak istiyonım! 15 gün içinde ttalyan neo-realist film- leri retrospektifi. Alman dışavurum- cu sinemasının örnekleri ve Cocte- au'nun filmlerini kapsayan toplam 25 film gördükten sonra aldım bu karan. Bu filmleri gerçekleştiren sa- natçılann çok zeki, çok güçlü olduk- lannı düşündüm. Onlar dünya çapın- da sanatçılardı! Daha sonra, tam an- lamıyla ne yapacağıma karar vere- mezsem de bir gün mutlaka sinema alanında bir şeyler yapacağımdan emindim artık. - Yönetmen olmadığınız için piş- manlık duymadınız mı? Evet, her zaman pişmanlık duy- dum. (gülüşler) Başlangıçta başan- mın kurbanı oldum. Çünkü benim için her şey çok hızlı gelişmişti ve görüntü yönetmeni olarak çalıştığım fılmler ilgi görmuştü... - "Drva", 80'B yıliarda tam bir es- tetik başanydı_ Böyle yola çıkmarruştık tabii. "Diva", çekım sırasında da, tamam- landıktan sonra da çok tuhaf ve çok eğlenceli birfilmdi. Filmde isteyerek gerçekleştirilmiş estetik bir 'göz kırpma' vardı. Jean- Jacques Beine- ix ile "MaAİden daha mavi, ışıktan daha fazla ışık olsun bu filmde" de- dik. Filmin başansı biraz da bu ba- kış açısından ileri geliyor. - İşinizde resün de çok önemli de- ğil mi? 4 U n n n n RousseJot, Patrice Chereau ile birlikte. Evet ve hayır. Bunu çok ciddi söylüyorum. Neil Jordan "Vampirle Görüşme"nin çekimleri için ba- na Poussin'den - tabii Poussin hiç gece çekimi yap- mamıştır!- söz etti. Patrice Chereau ile birlikte Ge- ricault nun tablolannı inceledik. Vücutlann üstüs- te yığılmasını gözlemlemekti amacımız. Ancak stüdyoda tabloyu unutmak gerekiyordu. Yoksa tam anlamıyla kopya çekmiş olacaktık. Tabii bu da hiç ilginç olmayacaktı bizim için. Resim ve fotoğrafın teknikleri tamamen birbiri- ne zıt. Resimde malzeme, yaratı ve ruh vardır. Fo- toğrafta ise yalnızca ışık... Resim tek başına yapı- lır, sinema ise kanşıklığın, gürültünün hakim oldu- ğu, sinir bozucu bir ortamda yapılır. Tabii zaman zaman birbirlerini etkiledikleri ve bunlardan iyi so- nuçlar çıktığı da olur. - "Ayı" adlı filmde herşey çok minimalistti. Bu çe- kimler boyunca a\ ılara ve hava durumuna, bağh o\- maktan ileri gelhor olmak... Çekimlere başlar başlamaz Jean-Jacques Anna- ud ile birlikte başarabilmenin tek şartuıın ışık. ha- va durumu, bulutlar gibi dış etkilerin güzelliğini bir yana bırakıp öncelikle ayıların hazır olmasını bek- lemek gerektiğini anladık. Eğer normal bir film çe- kimlerinde dış etkenlere gösterdiğimiz titizliği bu filmde gösterseydik, çekimler tam 20 yılımızı alır- dı! - "Tehlikeli bişküer"de öncelikle neyi gözönünde bulundurdunuz? Tablo! Stephen Frears'lailkkezkarşılaştığımda, bana şatonun içini gösteren bir kartpostal verdi. Ba- na, şatoyu nasıl kuracağımızı sordu. "Bu çok ko- lay. Duvarlara ışık vermejecegız" diye yamtladım bu soruyu. Böylece > r üzlerin çok önemli olduğuna inandık. Filmde yalan söyleyen insanlann öyküsü anlatılıyordu. Bu yüzden bakışlara çok yakın olma- mız gerekiyordu. - Birlikte çahşmak istediğiniz bir yönetmen var mı? Robert Altman. Ne yazık ki bugüne dek onunla çalışamadım. Beni her çağınşında bir terslik oldu. Son filminde de birlikte çalışamadık çünkü benim bitirmem gereken bir iş vardı. Sonuçta o da yine bir başka görüntü yönetmeniyle anlaştı. - "Drva"dan sonra değişen birşeyler oldu mu? Yaşlandım, hepsı bu! IŞIKDAK VE YELPAZE ATİLLA BİRKİYE Eleştiri, Eleştirmen Yıllar önce Yazko Edebiyat dergisinde Asım Be- zirci (1927-1993), "Bizde eleştirmen yok" yakınma- larına karşılik, "Yok denecek bir şey ama, var var..." diye biraz sitemli bir yazı yayımlamıştı. Ne var ki bu tür yakınmalar sürse de son yıliarda eleştirinin önü açıldı, eleştiri kitapları peşpeşe birbirini izledi. Her ne kadar (yanılmıyorsam) edebiyatımızda ilk eleştiri seçkisi 1993 yılında yayımlanmışsa da (Me- met Fuat- Eleştiri Yazılan, Adam Yay.) yıllarca Fethi Naci, Asım Bezirci, Mehmet H. Doğan, yapıta yö- nelik eleştiriyi bırakmadılar. "Israrlı" bir şekilde yapı- ta dönük eleştiri yazdılar. Zaman zaman ve farklı bi- çimlerde yazan Tahsin Yücel, Ahmet Oktay, Konur Ertop ve Doğan Hızlan'ı da eklemek gerekir. Son- raki kuşaklardan az sayıda yaprt venmesine karşın Or- han Koçak ile Feridun Andaç, Semih Gümüş, Ha- san Bülent Kahraman da yapıta dönük eleştirinin belli başlı "ad"ları oldular. Bizde eleştirmen yok demek hâlâ yaygınlığını sür- dürüyorsa da sanınm sorun eleştirinin sorunu. Ben- ce bizde eleştirinin sorunu, öncelikle yöntem soru- nudur. Bu da "gelenek" ve "düşünce üretme" ile doğru orantılıdır. Yazılı bir toplumsal geleneğimız ol- madığına göre aydınlanmadan nasibimizi hâlâ tam anlamıyla almadığımıza göre eleştirinin yöntemsel sorununun olması da çok doğaldır. Ancak kimi eleştirmenlerimiz, başlangıçta bu yön- tem sorununu çözerek girmişlerse de bir süre sonra bu alandan başka tarafa kaymışlardır. Sözü Murat Belge'ye getirmek istiyorum. Geçen aylarda eleşti- ri-inceleme yazılannı içeren Edebiyat Üstüne Yazılar adlı kitabı yayımlandı. (Yapı Kredi Yay.) Murat Belge, kendi deyimiyle "Hayata bir edebi- yatçı olarak başlamıştım" diyor, ama önceleri edebi- yat eleştirisinde, özellikle de roman eleştirisinde - çünkü "Şiiri kendime sakladım" diyor- yoğunlaşma- sına karşın, daha sonra başka alanlarda kalem oy- natıyor. Bir bakıma eleştiriyi boşuyor. Murat Belge'nin kitabında roman büyük bir yer tu- tuyor: Roman çözümlemeleri, roman eleştirileri, ro- mancıların ele aldıkları sorunsallıklar. Dünya romanın- dan örneklerden, eski edebiyatımızdan Namık Ke- mal, Mehmet Raırf vb.; Kemal Tahir, Yaşar Kemal, Sevgi Soysal, Oğuz Atay gıbı romancılara kadar uzanan bir roman dağarcığı. Oteki yazılaria birlikte ki- tap, Belge'nin otuz yıllık edebiyatla ilgili yazı birimini oluşturuyor. Murat Belge estetik, politika, Istanbul gibi konular- da yazan, çevirileri ve günlük yaşama ilişkin deneme- leriyle çok "yönlü" bir kültür kişisi. Belge'nin düşün- celerıni benimser ya da benimsemezsiniz, ama o hep özgün bir açıdan bakabilme yetisini göstermiş, hep özgün bir düşünce üretme serüveninin peşine takıi- mış. Belki bir alanda "dikiş tutturamaması" da bu yüzden. Eleştiri yazılan da bu özgünlüğün ilk örnekleri. Mu- rat Belge, artık eleştiri, edebiyat üzerine yazmıyorsa da edebiyartan-sanattan kopmadığını önsözde şöy- le dile getirıyor: "Kader beni edebiyattan uzaklaştırdı, sözü de çok doğru değıl aslında; çünkü gittiğim yerneresiyse sa- nattan edındiğimi oraya taşıdım." Belge, her ne kadar sanattan kopmasa da biz onu tekrar "yapıta dönük" eleştiri içinde görmek istiyo- ruz. Özellikle de Edebiyat Ustüne Yazılar elimizegeç- tikten sonra. Sonra ekliyoruz, eleştirimizin sağlığı açı- sından, aynı biçimde, yani yapıta dönük eleştiriden uzaklaşan Memet Fuat, Hilmi Yavuz, Afşar Tîmu- çin, Aziz Çalışlar, Selim İleri, Fûsun Akatlı vb. ya- zarlar da eleştiriler yapsa başka alanlardan Türk ede- biyatına yönelen ve eleştirimize zenginlik katan Ber- na Moran (1921-1993), Jale Paria gibi eleştirmen- ler ile Mehmet Rrfat eskisi gibi Türk edebiyatına iliş- kin eleştiriler yapsa eleştirimiz daha da zenginleşmez mi? Eleştirimizin bu yazariara, sonraki kuşaklara açılım getirmeleri açısından da gereksinimi yok mu? "Bizde eleştirmen yok" deniyor, ama yukanda bir- çok ad saydım ve saymadığım birçok ad daha var. Bizde eleştirmen var. Olmaz mı. Yapıt olduğu sürece eleştirmen de ister istemez olacak. Ancak eleştirinin sorunlan var. Başta yöntemsel sorun. O da son yıliarda kendi özgün kimliğini bulu- yor. Önemli olan, sorunlan gündeme getirebilmek ve yeni sorun/sorulan gündeme getirebilmek. Belge'nin yine önsözde belirttiği gibi: "Insan hayatında her za- man cevaplar geçici, sonılar kalıcı." Melih Cevdet, İsveç yolcusu GÜRHAN UÇKAN Stockholm- Melih Cev- det Anday, geleneksel Mal- mö Şiir Günleri'nin konuğu olarak haziranda tsveç'e ge- lecek. 5-10 haziran günleri arasi Malmö'de yapılacak olan geleneksel şıir günleri- ne çağnlan değerlı ozanımız, aynca Stockholm'de İsveç Yazarlar Birliği'nin konuğu olacak. Geleneksel Malmö Şiır Günleri, daha önce de dünyanın en tanırunış ozan- lannı bir araya getırmekle, şiir ağırlıklı tartışmalan ve şıır okumalannı değişen or- tamlarda düzenlemekle be- ğeni kazanmıştır. Melih Cevdet'e eşlik edecek olan ve gelmelen kesinleşen di- ğer ozanlar ve ülkelen şun- lar: PaMo Antonio Cuadro rNıkaragua). Anna Enquist (Hollanda). LarsGustaftson (İsveç). Jose Luis Gimenez- Frontin (Ispanya). Judittı Herzberg (Hollanda), Mi- rosia\ Holub (Çek Cumhuri- yeti), Ernst Jandl (Avustur- ya), Ryszard Knnicki (Po- lonya). Natasha Lako (Ar- navutluk). MarianneLarsen (Danımarka). Cees Nootebo- om (Hollanda). JesusOrtega (Şıli), EvaRunefelt (Isveç), Marin Sorescu (Romanya), Ali Tagba-Tetereho (Togo), Yan l i (Çın) ve Jfla Mossa- ed (Iran). Geleneksel Malmö Şiir Günleri'nde ozanlann şıirse- verlerle tartışacağı konular arasında, "50'B yıBarda Hol- landa şiiri", "Şiir ve doğalbi- limler", "Çin'den vaşh bir ozan ve şüri" var. Her yıl bu vesileyle verilen ve adını Is- veçlı ozan StigCarlsson'dan alan özel şiir ödülü 8 hazi- randa açıklanacak. Malmö Şiir Günleri, Lund'daki sanat galerisinde yapılacak şıir gününün ar- dından büyük bir finalle so- nuçlanacak. 11. GENÇLIK GÜNLERt BUGÜN: HARBİYE MUHSİN ERTUĞRUL: 12.00 Film "Dracula" Yönetmen: Tod Brov\Tiing 15.00 Söyleşi "Laikliğin Boyutlarr Prof. Dr. Toktamış Ateş. AbdurTahman Dilipak KADIKÖY HALDUN TANER: 19.00 Oyun "Sahnede Tek Başına" tSlS Tiytro Kulübü ÜSKÜDAR MUSAHtPZADE CELAL: 19.00 Oyun "Sessiz tsyan" Teatr'ama (Türkçe) 20.00 Ovun "Sessiz İsyan" Teatr'ama (Fransızca) FATİH REŞAT NURİ: 19.00 Oyun "Bir Deiinin Hatıra Defteri" Umudum Tiyatro * Filmler, orijinal dillerinde gösterilecektir.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog