Bugünden 1930'a 5,440,253 adet makale



Katalog


«
»

11 MAYIS 1995PERŞEMBE CUMHURİYET SAYFA KULTUR 13 GRAMOFON İĞNESİ SELtM İLERİ %i vemesut insanlariçin...'- Önce şeyi soracağun... Kaç yıl oldu si- nemaya başlayalı? "Ydlar?'* Türkan Şoray gülüyor ve: "Yıllarla mı başlayacagH?" diyor. Sonra, yıllan yadsımak konusundaki şakacı tutu- munu bir yana bırakarak ekliyor: "1960ta Köyde Bir Kız Sevdim'lebaşladım. Aynı yd Âşk Riizgârları "nı çevirdim." - Sanınm o filmin özel bir anısı var... "Başroide değildim. Ama seyird bek- lenmedik bir ilgi gösterdi. "Kara Kız' diye tezahürat yapü. Seyircinin ilgisi herhalde bütün kaderimi değiştirdi'" - Sınema oyuncusu olmak gibi bir iste- ğiniz, tutkunuz var mıydı diye sormaya- cağım. Olmadığını biliyorum çünkü. "Gerçekten böyle bir düşüncem yoktu. Olamazdı da zaten. Sinemamn ne olduğu- nu bilmhordum. İmkânlan çok kısıtlı bir çocukluktu benimkisi. Sinemaya başlama- dan önce tek bir film izlemiştim." - Hangisiydi, hatırlıyor musunuz? "Yangın Var. Lütfi Akadıneskitulum- bacüan anlatan bir fîlmi. Karagümriik'te oturuyorduk. Biryaz gecesi bahçe sinema- sında görmüştük. Ayhan Işık"laLeyla Sa- yar oynuyordu. Her insan gibi rdmîn etki- si altında kalrruşrjm, ama sinema oyuncu- luğunu hayal bile edemezdim." - Bugün ne hissediyorsunuz? Otuz beş yıla dönüp baktığınızda pişmanhk duy- duğunuz anlar oluyor mu? "Asla. Hiçbirzaman. Sinema oyuncuhı- ğu benim seçimim değildi. Tamamen tesa- düf oldu. Ama şimdi yeryüzüne sinema oyunculuğu için gelmişim diye düşünüyo- nım. Meslek hayaom benim her şeyim ol- du. Önce okulum oidu, sonra da sevinriın, mutluluğum." - îlk gün, sette ilk gün. llk fılmlerinizı çekerken başaramayacağım diye bir endi- şeniz oldu mu? "Yapnğım işin, önemli bir sanat dalın- da çalışüğımın farkında olmadığını için bastangıçta hiçbir he>ecan yoktu. Rejisör, 'Agla". diyordu, ben de ağhyordum, 'Gül', diyordu. gülüyordum. ^aşça küçüktüm, Idşih'ğim bile tam gelişmemişti. Yalnız şu- nu hatıruyorum: Perdede kendimi seyre- dince bir endişey e kapılmıştım. Lüks Sine- ması'ndaydı, Beyoğlu'nda. Kendimden çok, seyircinin yüzünü seçmeye çaltşmış- nm. Benimsendiğimi hissedince içim ratıat etmişti. Sonra ışıklar yanınca beni gördü- ler. adımı bile bilmiyorlardı. Ama birden bir kaynaşma oldu. Ö anı hiç unutamam." Yarın ne olacak kaygısı - Neler değişmışti: neredeyse çocukluk çağındaki bir insan için, sinema seyircisi artık bir gelecek belirliyor, siz de bir ba- knrta ona uymak durumunda kalıyorsu- nuz... "•Bir defa devamsızhktan okuhı btrak- mak zonında kaldım. Tahsil hayatım an- sızın sona erdL Bunun ezikliğini her za- man du>dum. Çalışkan sayılabilecek bir öğrenciydim; öğretmenlerim okumamı is- tryorlardı. Ama bunlar olamadı. Çok dü- zenli bir aile hayatımız yoktu. Annemle ba- banı arasında birtakım ailevi sorunlar söz konusuydu. Annem zaten çahşıyordu. Ben süıemaya haşlayınca işi bıraktL, benimle meşgul oluyordu artık. Dolayısıyla birden- bire ve bambaşka bir dünvanın ortasında kalakalmıştım." - Hırslannız varmıydı? Şöhret olmak. star olmak gibi? "Hayır, yoktu. Şöhretolayım, tanınayım diye hiçbir düşüncem yoktu. Annemin, kârdeşimin ve evimizin geleceği söz konu- suydu. Yann ne olacak kaygt- sıyla baş başaydık. Çünkü yeni filmkr önerilmeyebüirdi. O za- man nasıl geçinecektik, ne ola- caktı? Annemle babamın tam ay nldığı dönemdL Birdenbire film önerileri de olmadı. Bunla- nn yükü, huzursuzluğu vardı üzerimizde. Yann ne olacak. ben okulu bıraktım, film teklifi gelir mL.. Hep bu sorular." - Sonra? "Bu tedirgin zamanı bir sene kadar an- nemk>aşadık-BirbocalamadesTesi\dLO zamanlar Belgın Doruk çok meşhurdu: Serpil Gül vardı tamdığım. Acaba bir Ser- pü Gül olabilir miyün diye kendi kendime sorardım. Haoriadıklanm arasında bir de film şirketine gidip kendi afişime uzun uzun baknğun var. Çok hoşuma gidiyor- du." - Galiba Metin Erksan ve Aa Hayat, yeni dönemin başlangıcı oldu. Acı Ha- yat'la birlikte Türkân Şoray yıldızlığa erişti. "Arada başka filmler var, ama Aa Ha- yat benim için elbette önemli. Ayhan Işık'la oynu>ordum. Çok güzel bir hikâ- yeydi. O fümle Altın Portakal ödülü aldım. Şimdi geriye dönüp bakbğunda, o roide kendimden pek çok şey bulduğumu düşü- nüyorum. Manikürcü kızın umutlardan umutsuzluğa yol alışı. hem hikâye açısın- dan beni üzüyordu hem de kendi hikâye- me benzetiyordum. Çok mudu bir genç kızhğım olmadı. Annemle babamın sür- tüşmeleri hayata karşı mürhiş karamsar yapmıştı benL Aynca çok içe kapanıktun. Annemle baham mutsuz bir çiftti, sonra aynldılar. Bir süre anneannemle dedemin yanında kaldım. Yaşb insanlardı. Çok yal- nız bir çocuktum... Bütün bunlan Acı Ha- yat'ın manikürcü kıanda buldum. O da yalnızdır, ekonomik sorunlan vardır, önünde hiçbir istikbal yoktur. O acıvi his- settim herfıalde." Acı ve gözyaşı... - Gerçı başanlı bir güldürü oyuncusu ol- duğunuzu da kanıtlayan filmler var. ama sinemada çoğu kez acı çeken kadın tıpıni canlandırdınız. Seyircinin bir talebı miy- di bu? "Bir bakıma. Se>irci beni öyle gördü. öyle sevdi ÖzeDikle ticari amaçlı fîlmler- de. hele o >illar. izleyicinin arzusu ön plan- da ruruluyordu. Türkân Şoray imaju de- diğiniz gibi. aa çeken, göz>~aşı döken bir kadın kimliğiydi. Tabii birtakım sebeple- ri var bunun. Kadın seyirci, Türk fîlmi se- yircisi orta halli ve daha dargelirii çoğun- luktan geliyordu. Yani hayadannda sıkın- ü, sorunlar, ekonomik güçlükler ağır ba- sıyordu. Ekranda hem bunun karşılığını anyorlardı hem de kendi dünyalanndan öte bir ihtişamı görmek istiyorlardı. Böy- nemanın hayabma ne kadar derin bir an- lam kattıgını fark ediyorum. İnsanlar. yü- zünü belki de hiçbir zaman görmeyeceği- niz seyirciniz sizi seviyor, sayıyor, önemsi- yor: bunlar karşısuıda değişiyorsunuz. ol- gunlaşıyorsunuz, bu sevgiye layık ounaya çalışıyorsunuz." - Her zaman dikkatimı çekmiştir: Ken- di evinizde bile yabancı. konuk gibisiniz. Bir mekânda. ne bileyim, bir lokantada, bir toplantıda bulunurken hep her an çe- kip gidecek gibi oluyorsunuz. Ya da bana öyle geliyor. Bu uzaklığın sebepleri ne? "Her şe>den önce çok çekingen bir in- sanım. Haİdısınız, kendi evimde bile bazen misafir gibi olurum. Ama film setlerinde hiç ö> le değilim. Bir yaşam tarzı belki bu. Giderek oluşuyor; çeşitli hayatlan canlan- dınyorsunuz, onlan yaşarmaya uğraşıyor- sunuz. Bir süre sonra onlar sizin havaünız olup çüayor. Film setlerinde müthiş bir gü- ven duygusu içindeyim; size anlatamam; hiçbir şey ürkütmüyor, hiçbir şeyden yıl- ımyonım. Mesela şahsi hayatımda araba- yabinerim, 'Aman yavaş sürün" diye rica ederim; kamera önüne gectiğimde böyle hız, kaza gibi endişelerim kaybolup, yok sevgisini kazam>orduk. Hepsini sonsuz bir sevinçle anıyonım." - Sinemamn biryönü, ticari sinema, bu- gün yalnızca (elevizyonlardâ gösterilen eski filmlerden ıbaret kaldı. Ticari sinema yapılamıyor artık. Bunu neye bağlıyorsu- nuz? Seyirci mı el ayak çekti. hikâyelenni fazla entelektüel? "Çok taröşılacak bir konu bu. Ayn ay- n cephelerden değeriendirmek nıüınkün. Bence seyirci nitelik değiştirdi. Bugün se- yircisi daha farklı beklentiler içinde. Eski filmlerimizde bir masal dünyası anlatıb- yordu. Bu çahşmalanmızı reddettiğimi sanmayın. Onlann da ayn bir güzeüiği \ar- dı. Ama bugün o hikâyelere geri dönülse bilmem, seyirci eski Ugisini gösterir mi? Hayat çok değişti. gerçekçüik ağır basıyor, masalın yeri hayattan uzaklaştL Sonra ka- bul etmek gereİdr ki, birbirine çok benze- yen hikâyeler de çeküdi." - Evet; mesela şarkıcı kadın hikâyele- ri... Hep şık tuvaletler, elbiseler. kürkler... Kişisel hayatınızda süse püse o kadar düş- kün defilsiniz ama. . "Hayır. Belki o gençlik y dlannda. tyi bir manto, yûksek ökçeli ayakkabılar; böyle ütün tahsilim, okulum sinema oldu. Sinemada yaşadıkça yurdumu ve yurdumun insanını çok yakından tanıdım. Elbette bir dünya görüşüm var: Benim politikam, politik anlayışım, iyi ve mesut insanlar için bir dünya. Sinema beni bu yolda eğitti. lecehepimizçoğu kez ikiye bölünüyorduk; özeUikle de ben galiba. Öyle bir tip ortaya çıkryordu ki. hem varhkli bir hayat sürii- yor hem de mutsuzluğu nedeniyle gözyaşı döküyordu. Fakat bu şema çok da bUinçli kuruîmuş degildir. Hepimiz bir hız içinde seyirciye hhapedebihneyanşı içindey dik." - Pekı, filmlerdeki gözyaşının ve acının kişisel hayatınızdaki etkîsi ne oldu? De- min karamsarlığınızdan söz açtımz... "Belki benim yapım da zaten oydu. Faz- laduygusaL hemen alınan, çekingen.» Rol- ler de bunuarttırnuş olabilir. Kişiliğimle bütünlesti. Ozel yaşanumı da etkiİedi." - Belki de özel hayatınızda kendiniz için bir dünya kuramadınız. Böyle söyleyebi- lir miyiz? "Şimdi sinema, bir noktadan sonra yal- nız o, sinema bütün hayatuna yön verdi. Seyircinin sevgisüii kazandıktan sonra, ki- şiliğiniz artık o sevgiye dayalı olarak geli- şiyor. Birtakım başka rastlantıiann. öz- lemlerin üzerinde insan, durmayı aklın- dan bilegeçirmiyor. Seyircinin, halkın bek- lentikri. size yaraşbrdıklan kimlik, sizin için tek ölçüt oluyor. Bize duyulmuş sevgi, bedeli hiçbir zaman ödenemeyecek, müt- hiş bir sevgidir. Bu sevgiyi düşündükçe,si- ohıpgider. En kötü şartlarda bile sette mut- luyum. Bir gün fılnı setinde ölürsem, ra- hat, buzur dolu ölürüm gibiıne geuyor.'" - Film setlennde geçmiş bu uzun yıllar- da, acı-tatlı birçok anı olmalı. Türk sine- masının bir Yeşilçam dönemi var. O yıl- larda HülyaKoçyiğit'le Türkân Şoray ara- sında bir rekabet söz konusuydu. Sinema dergilerinde, magazinlerde bu tarz yazılar çıkardı sık sık. . u Bir çarktı bu. Bir süre sonra farkında ounadan o çarkın etkisi altında kafayorsu- nuz. Hangi film, kimin filmi ne kadar iş yapb diye yapuncılar zorlama bir rekabet yaratınış olabflirkr. Bunu ben en çok Ze- kı Müren'le yaşamıştım: Onun adı önce yazılacak, benim adım önce yazılacak... Bugün için birer anı hepsi. Hüha'y la çok güzel bir dostluğumuz vardı. Rekabetin çok dışında bir dostluk. Buluşurduk. gö- rüşürdük; çokeski yıllara dayah dostluğu- muz. O günün sinemasındaki rekabet, za- ten tatiı bir rekabetti. Fatma (Gırik). Fıliz (Akın), Hülya ve ben dört isimdik. Ama si- nemada başka birçok değeıü arkadaş var- dı. Ztngin bir oyuncu skalası varth. Her- kes hanl hanl çalışıyor, yeni yeni filmler çe- kiliyor. bunlar gösterime girdikçe halkın şe>1ere özenirdim. Sonra hiçbir he\esim kâimadL Bütün o şık şeyleri filmler için giydim. kendi hayatım için istemedim." - Şık elbiselerin, tuvaletlenn dönemin- de bir de meşhur 'Türkân Şoray kanunla- n'vardı. Sonradan epey başınızı agntan kanunlar... Türkan Şoray kanunton "Vardı ve sanınm olmak zorundaydı. Bakın, bizim seyircimiz çok vefakâr bir se- yircL Bir kere sevdi mi, bağnna bastı mı, kolay vazgeçmiyor.^aşadığımıztoplumun değeıieri bu konuda çok önemli bir ölçüt O kanunlar, yani Türkân Şoray öpüşmez, şu-bu. o yıllann toplumsal hay atı açısından doğal kârşılanmah. 1960-1975 arası Türk sinemasında bizler. seyirciyle birlikte yetiş- tik. büyüdü k. olgunlaştık. Bence bir evrim dönemi. Daha farklı, daha gerçekçi hikâ- yelere yol alındıkça kanunlar da kendili- ğinden sona erdi. l nutmav ın ki seyirci, si- zi evinin bir ferdL bir genç kızı gibi görü- yordu. Bu, sanat açısından eksilrici olabi- lir, ama insan duygusu açısından hariku- lade_" - Bugünkü Türkân Şoray'a gelışim çiz- gisi sizde ne zaman başladı? "Yine Lüks Sineması'nda Lütfı Akad'ın Irmak fîlmini seyTetmiş ve çok sevmiştim. Ben niye böy le filmler yapım>- yorum dhe düşünmeye başladım. Köyde geçen gerçekçi, gerçekçi olduğu ölçüde duygulu birhikâveydi. Irmak'ın büyük et- kisi oldu." - Otuz yılı aşkın zaman diliminde polı- tıkalar üstü kaldınız.Türkiye'nin politik çehresinde büyük değişimler oldu. Sizin dünya görüşünüzü nasıl yorumlayabili- riz? Politikanın dışında kalmaya özellik- le mi özen gösterdi Türkân Şoray? "Daha önce de vurguladığım gibi bütün tahsilim, okulum sinema oldu. Sinemada yaşadıkça yurdumu ve yurdumun insanı- nı çok yakından tanıdım. Elbette bir dünya görüşüm var. Benim poiitikam. politik anlayışım, iyi ve mesut insanlar için bir dünya. Sinema beni bu yolda eğitti. tnsanlann ürettikçe iyi bir ah- İâka kavuştuklannı gördüm. Buna bir de murJuluğu ekiemek gerekir diye düşünü- yorum. Bunun için çauşmak,didinmek ge- rekir diye düşünüyorum. Bugün Türk in- sanı büyük bir arayış içinde, gerek top- lumsal açıdan, gerek bireyin dünyası açı- sından. Sanatda bu büyük arayışa hizmet vermeli*' - Pekı, verebiliyor mu? Sinema verebi- lıyor mu. edebiyat verebiliyor mu? "Bence veriyor. Sinema halka daha ya- kuı bir sanat L'zun yülar bazı değerlerin korunmasına katkısı oldu. Olmadı mı? Kalıcı değerlerin birdenbire kaybolmasu tophıma her zaman mutluluk getirmiyor bence. Anadolu'da film çekerken henüz yozlaşmamış çok güzel törelerimiz oJduğu- na tanıklık ettim. Konukseverliğimiz. bir- birimize vardım eli uzatmamız, karsılık beklemeden, çıkarsı/ sevebilmemiz... Bu birikimin çok önemli bir çıkış noktasına işaret ettiğini düşünüyorum. Mesela yıl- dızlardünyanın heryerindesevUirier,aına Yağmur doğduğu vakh yurdun dört bir yanından Ankara'da hastaneye gelen se- yircimin o inceligi dünvanın her yerinde rastlanılabilecek bir şey değü. İşte o insan- lar için iyi ve mesut bir dünya.-" - Şimdi 'yıkto' dediniz. Sinemamızda star sistemine karşı çıkıldı. Bu açıdan siz de olumsuz eleştirilerle yüz yüze geldi- niz... "Ama star olmak ya da olmamak sizin eünizde degil ki Starolacağım diyeözel bir çaba harcamadık hiçbirimiz. Kendiliğin- den oldu. Herhalde birtakım nedenleri vardı. Sonra starlığa ben başka gözle ba- kıyonım: Duyguyu aktarmada daha ça- bıik bağ kurabilen kişi star. Bu, hikâyenin de lehine." - Ben asla karşı değilim star sistemine. Star için hikâye üretmek de her zaman ho- şuma gitti. Tam tersı açıdan düşünürsek yıldızlığın ağır sorumluluklan yok mu? Bunlar insanı sıkmaz mı? Hep şey sinema için " Hayır, hiçbir zaman sıkmıyor. YıMız- Iığin sorumluiuklan olduğu doğru. Baş- kalannın size verdigi değere hem önem vermek, saygı duymak zonındasmız hem de bu değeri gerçekten hak etmek, taşı- mak. Ama bunun karşıuğmda hayatinız bir sevgi öbeğiyie çevriÛyor." - Sinemamn geleceği desem? "Sinemamız değişik sebeplerle bir zor döneıneçte. Bir defa teievizyon, sinemase- yircisini eve çekti. Geçmiş yıllarda khie- nin, halkın tekeğlencesi sinemay dı. Bugün öyle değü. Sonra birtakım sinema salonla- n kapandı. Vazlık bahçe sine- malan bitti. Sinemalann yerie- rine pasajlar açıldı. En önemü- si. dünün o akın akın seyircisi. bugün Türk filmlerine sinema sakmunda pek rağbet göstermi- yor. Belki evindeteievizyon kar- şısında ilgi gösteriyt)r. ama sine- maya gitmiy or. Bunda pahahb- ğuı da bir etken oMuğunu sanı- yorum." - Hikâyelerin degişimi, masal dünyası- nın, rüya sinemasının sona ermesi izleyi- ciyi etİülemedi mı sizce? "Bunu ben de kendi kendime soruyo- nım. Acaba Yeşilçam kurallanyla bir film yapdsa seyirci yine sever mi diyonım. Ben- ce sevmez. Onİar artık eski, hoş bir anı gi- bi. Bununla birlikte seyircinin sinemaya dönmesininyolunu bulmak şart Çünkü si- nema; beyazperdede, büyük perdede asıl olağanüstü anlamına kavuşuyor. En bü- yük temennim, sinemalara eski seyircimi- zin yine akın akın gelmesL." Rüzgârlı. serin birakşam üzeriydi. Tür- kân Şoray'la işte bunlan konuştuİc Yıllar- dan beri süren dostluğumuzda Türkân Ha- nım'ın sinemaya ne çok bağlı olduğunu bildiğimden, başka konulan deşmeyi ge- reksiz buldum.Onun için sinema her şey. Gerçekten de o ve seyircisi, sinemada bir- likte büyüdüler. Söyleşimizde andığım Acı Hayat'ı izlediğim günden bu yana otuz yılı aşkın bir zaman geçti. Türkân Şoray"ı birçok filmde olağanüstü duyar- lılığıyla izleme fırsatı buldum. Sinema için bir yaşam kurmuş olduğunu düşün- düm. Bu yüzden pek çok izleyicisi gibi onu ben.de çok seviyorum. Sevdiği filmler... "tki yüz, belki daha fazla film çevirdim. Şimdi, sevdiğiniz filmleriniz diye sorunca insan ne cevap vereceğini bilemiyor. Tabii aralannda bana oyunculuk fırsatı veren. önemli eserler var. Usta yönetmenlerin fılmleri var. Ama ötekiler de o iki yüz film. hepsi de bana yakın geliyor. Onlar sayesinde hatalanmı anladım. oyunculuğum gelişti. pratik edindım. Bu yüzden hepsine şükran borçluyum. İki yüz film, az bir sayı degil. Dönüp baktığımda hepsi nde sevinçlerimi, hüzünlerimi, başansızlığımı, başanmı, hatta bütün hayatımı görüyonım. Bir de benim için dönüm noktası olan filmler var. Sözgelimi Acı Hayat'tan önce çevirdiğim Otobüs Yokulan. Sürtük var. Osman Seden'le Çalıkuşu, Lütfi Akad'la Vesikah Yarim ve Ana. Bunlar siyah-beyaz filmler döneminde iz bırakmıştı. Mine tabii ki bir dönüm noktası. Sinemalarda gösterilmemiş Soğuktu ve Yağmur Çiseliy ordu çok sevdiğim bir film. Hak ettiği ilgiyi yazık ki göremedi. Gramofon Avrat™ Mesela Sehi Boylum Al Yazmalım; çok sevdiğim bir film..." Lütfi Akad'ın vönettig) 'Vesikah Yarim' fUminde Türkân Şoray Izzet Günay'la Geçen zaman., "Bana şimdi yıllar geçmiş gibi gelmiyor. Hiçbir zaman yıllan kendi varlığımda hıssetmiyorum. Hiçbir zaman kendimi çok genç hissedemedim. Şimdi de geçen zaman benim için bir şey ifade etmiyor. Yıllar, geçen zaman, tecrübe kazanmama yardım etti elbette. Ama orrun dışında gençlik-yaşlılık gibi bir endişe duymadım. Galiba sanatçılığın bir özelliği bu. Ölünceye kadar sinemada çalışmak istiyorum. Bu da geçen zamanı degil, gelecek zamanlan düşündürtüyor bana." ODAK NOKTASI AHMETCEMAL Bir Büyük Yalnızlık: Mustafa Kemal... Roman gibi, özellikle deneme söylemindeki biyog- rafî de yazanna, tarihçiyle karşılaştırıldığında büyük özgürlüklerin kapısını açabilen bir türdür. Tarihçi, bi- limsel nesnellik adına, yeterince güçlü kanıtlarla te- mellendiremediği ya da bilimsel bir neden-sonuç iliş- kisi kurma bağlamında onaylamadığı aynntıları bir yana bırakır -çoğu zaman, yine bilimsellik adına, bir yana bırakmakla yükümlüdür de. Oysa kendisine içe- rik olarak belli bir dönem çerçevesini seçen roman- cı, o dönemi kendi kurmaca tiplerinin söylemleriyle ve eytemleriyle yansıtacağından, kurgusu için yarar- lı bulduğu bütün aynntılan kullanma özgürlüğüne sa- hiptir. Zaten romanın ve genelde edebiyatın aynı za- manda bir bilgi kaynağı olmasının nedeni de bundan kaynaklanır. Başka deyişle edebiyat, aynı döneme, olaya, kişilere vb. ilişkin olarak, bilimin yasalanndan bağımsız geliştirilmiş bakış açılan kazandırabildiği için -ve elbet, ancak o ölçüde!- kendine özgü ve çok önemli bir bilgi kaynağıdır. Bu durum, daha çok deneme söyleminde kaleme alınan biyografiler için de geçerlidir. Böyle bir biyog- rafi yazarı,bilimsel yöntemle çalışmayı yeğleyen bir yaşamöyküsü yazanndan farklı olarak, belli biryaşa- mın bilimsel süzgeçten elenen ayrıntılannı da uygun bulduğunca kullanır, böylece de aynayı farklı bir açı- dan tutmuş, bir kişiliğin o zamana kadar gündeme ya hiç getirilmemiş, ya da çok gerilerde bırakılmış özelliklerini vurgulamış olur. Elbet bu noktada şöyle bir soru sorulabilir: Örneğın Mustafa Kemal Ata- türk'ün deneme türünde yazılacak bir biyografısi, bi- limsel doğruluk ve kesinlik bağlamında, Atatürk'ün bilimsel yöntemle kaleme alınmış bir yaşamöyküsü- nün gerisinde kalmayacak mıdır? Bu soru, kanımca beraberinde şu soruyu da getirmelidir: Könu, bir "geçmiş" ise eğer başka deyişle zaman, yaşananla- nn, olup bitenlerin üstüne o gizemli örtüsünü bir kez sermişse, bilinen somutları çıkış noktası alarak bü- tün bilinmeyenlere ulaşabileceği savını kim ileri sür- me olanağına sahiptir? Hele konu, tarihsel bir kimli- ğin çözümlenmesi olduğunda, beraber yaşadıklan- nı bile tam olarak tanımayan insanoğlunun böyle bir başanyı geçmişte yaşayanlar bağlamında gerçek- leştirebilmesi olası mıdır? Elbet hayır. Ne denli somut ve kesin bilgilerden yo- la çıkılırsa çıkılsın, en "nesne/"tarihçi bile sonuçlara yorum aracılığıyla varmak durumundadır. Edebiyat- çının ayncalıklı konumunu belirleyen ise, bilim ada- mının somut neden-sonuç ilişkileriyle sınıra vardığı noktanın, onun kurmacasının asıl başlangıcını oluş- turmasıdır. Biyografi yazan da yine somut bilgilerden yola çıkışının ardından, elealdığı kişiyi "kendigördü- ^ü"gibi yorumlama özgürlüğüne sahiptir. ölümünün üzerinden 57 yıl geçmesine karşın Mus- tafa Kemal'in bu tür bir biyografisinin henüz kaleme alınmamış oluşu, onu yeterince anlayabilme bağla- mında büyük bir eksikliktir. Çünkü onun gibi uçsuz bucaksız bir kişiliğe sanatın bakış açısıyla eğilmek, katıksız trajik kahraman olma konumunun ve bunun beraberinde getirdiği büyük yalnızlığın izini sürmel^, bugüne kadar ağıriıklı olarak hep resmi giysilerle of- taya çıkanlan Mustafa Kemal imgesini ancak zengin- leştirebilir ve bu imgenin kalıcılığına yepyeni boyut- lar katabilir. Bu bağlamda Mustafa Kemal'in trajik kimliğinin, bu görkemlı yaşamın hangi noktasında başladığını ırdelemek bile meraka değer bir konudur. Yaşamının başlangıcından, Milli Mücadele'nin so- nuna kadarki süreçte Mustafa Kemal, olaylardan ya- na çok zengin, serüvenlerle örülü bir yaşamın sahi- bidir, bir savaş kahramanıdır, ama henüz trajik. baş- ka deyişle çıkışsız bir kahraman degildir. Bu yaşamın bir tragedyaya dönüşmesi, Mustafa Kemal'in kendi kurduğu devletin başına geçmesiyle olur, artık o, ya- rattığına sahip çıkmaktan ve bu amaç uğruna kişisel yaşamını bütünüyle feda etmekten başka gidecek yolu bulunmayan bir tragedya kahramanıdır. Bu yo- lun beraberinde kaçınılmaz olarak getireceği büyük yalnızlık ise bu trajik kahramanın tek yazgısıdır ve böyle bir yazgıyı göze almak için gerekli olan cesa- ret, bir zamanlar aynı kişinin savaş alanlannda ya da Samsun'a hareket ederken gösterdiğı cesaretten da- ha az degildir. Üstelik bir milli davaya başlarken çev- resinin giderek kalabalıklaşması kaçınılmazken, do- layısıyla yalnızlığa pek fırsat kalmazken, Çankaya te- pelerinde bütün bir ulusun yörüngesini yeni bir yö- netimin ve çağcıllığın çizgisine oturtma işini nere- deyse tek başına üstlenen adamın karşılaştığı durum, yaman bir yalnızlıktır. Selanik'te başlayan biröykünün, Dolmabahçe Sa- rayı'nda bir yatak odasının duvanna asılı orman man- zarasına huzur özlemiyle dikilen mavi bakışlardan yansıyan biryalnızlıkla noktalanışını yazmak, gelece- ğin bütün kuşaklarına Mustafa Kemal Atatürk'ü çok daha sıcak, çok daha insanca anlatmaktan başka bir şey degildir. Edebiyatçılardan 'tartışmaya çağn' Kültür Servisi - Sanata karşı olumsuz koşullann sanatın kendi kendini etki- sizleştirmeye vardığını sa- vunan bir grup edebiyatçı. "sanatsal yaranş'ın dünya- da olduğu gibi ülkemizde de kendini bir an önce bü- tün boyutlanyla tartışma- ya başlaması gerektiğini belirttiler. Edebiyatçılar, bu tartış- manın doğal zemininin sa- natçı örgütleri, edebiyat alanında da PEN, TYS ve Edebiyatçılar Derneği ol- ması gerektiğini vurgula- dılar. Genelde sanat, özelde edebiyat alanında köklü sonınlarla yüz yüze oldu- ğumuza işaret eden Zihni Anadol, Yılmaz Elmas. Sennur Sezer, Yılmaz Onay, Kemal Özer. Bedret- rin Aykın, Güngör Gencay, Adnan Özvalçıner ve Seyit Nezir, basta PEN. TYS ve Edebiyatçılar Derneği ol- mak üzere ilgili yazar ör- gütlerinde tartışma süreci- ni başlatma önerisi olarak 'Tartışmaya Çağn' başlık- lı bir metin hazırladılar. Metinde şöyle denildi: "Giderek bu tartışmaya kamuoyunun kazanılması hem o örgütierin tartışılan başka tüm sorunlanna te- meİden ışık tutacak hem de sanatçının yükselmcsini. etkinleşmesini, vazgeçil- mez bir toplum yaşantısı niteligine erişmesini. dün- yadaki yarahş ve tartışma düzleminde saygın yerini elde ederek dünyay ı da bir- likte tarnşmasını gerçekleş- tirecektir. Önerimiz. sanat- sal yaranşın kendi içindeki tartışmanın öncelikle sa- natçılar, eleştirmenler ve sanat bilimcileri çerçeve- sinde başlamak üzere, ör- gütterimizce bir an önce programlanarak y uvarlak masa toplantıları. forum- lar biçiminde hayata geçi- rihnesi ve buna yaşayan bir toplumsal tartışma olarak süreklilik kazandınlması- dır." Edebiyatçılar. düşünce özgurlügünün yasaklandı- ğı bizim gibi toplumlarda, düşündüğünü özgürce ifa- de edememenin ruzağında- ki yazann, sanatsal sorum- luluğunun iki kat önem ka- zandığım vurguladılar.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog