Bugünden 1930'a 5,440,253 adet makale



Katalog


«
»

9 MART 1995 PERŞEMBE CUMHURİYET SAYFA KULTUR 13 UYCARLIKLARIN İZİNDE. OKTAYEKİNCt Fatih Belediyesi'nden 'adına ve tarihine yakışır' girişim: •İstanbul'un tarihsel kimliğine 'hoşgörü kenti' olma özelliğini kazandırmasına rağmen, yıllardır ilgisizliğin ve bakımsızlığın girdabına terk edilen Zeyrek semti, Fatih Belediyesi'nin başlattığı kampanya ile yeniden yaşama kavuşabilmenin belki de 'son umudu'nu yaşıyor. Fatih Belediyesi'nin Zey- reksemtini kurtarma projesi, bu tür gözden çıkartılmış tari- Tarihk kucak kucağa böyüyen bu yoksul Roman çocuklar, oynadıklan alanın tstanbuldaki tarihten sâzülerek gden hoşgörü ge- hi yapılar için belki de "son leneğinin merkezi oJduğunu' eibette id bilmiyoriar- (Fotoğraflar: OKTAY EKÎNCt) şans" olarak göriinüyor_ Türkiye 1995'in 'Hoşgörü Yı- lı' ilan edilmesini Birleşmiş Mil- letler'e kabul ettirmiş olmanın haklı gururunu yaşarken kendi tarihindeki -yine hoşgörü konu- sunda- insanlığa ömek olacak geleneklerinin simgesi konu- mundaki kültür değerierine kar- ii ne yazık ki aynı duyarlılığı gösteremiyor. Bunlar arasında, özellikle 'forklı dinlere karşı' saygıya da- yanan bir uygarlığın belki de en insancıl öyküsüne tanıklık eden, Istanbul'un Zeyrek semtindeki Pantokrator Kiiisesi-Camisi, yıl- lardır bakımsızlığın ve ilgisizli- ğin yıpratıcı yalnızlığını yaşı- yor. Çevresini kuşatan ve bu görkemli Bizans yapısıyla bir- likte dünyada eşine rastlanma- yacak zenginlikte bir 'kültürel kutaktaşmayT sergileyen Os- manlı sı\ıl mimarisinin örneğı tarihi Istanbul evleri ise aynı il- gisizliğin pençesi altında yıkı- lıp yok olmak üzereler. Bitimin ve kültürün ilkyuvası Istanbul 'un 2600 yılfık tarihi- ni içeren 'Suriçi' bölgesindeki en eski semtlerden birisi olan Zeyrek. bu ilginc ismini Fatih Surtan Mehmet'in bilge hocala- n arasındaki MollaZeyrek Efen- di'den alıyor. Fetihten sonra ca- mı haline getirilen kilisenin de 'Zeyrek Camisi' olarak anılma- sı aynı kışınin çabalanyla ger- çekleşen bir 'bilim vekûhûrhiz- meti'nın ürünü. Molla ZeyTek Efendi, Fatih'in isteği üzerine fstanbul'daki ilk 'Osmanlı medresesini", Pantok- rator Kilisesı'nin manastınnı oluşturan büyük külliyenin taş odalarında kurmuş ve öğrenime açmış, Bugünkü Istanbul Üni- versitesi'nin başlangıcı kabul edilen bu ilk medrese, Fatih Ca- misi'nın külliyesindeki görkem- eyrek Kültür Proiesi Zeyrek'teki Pantokrator Kilisesi, Ayasofya'dan sonra en büyük 2. bina oiarak Bizans'tan kaian en önemü yapıtiardan biri. li medrese binalan inşa edildik- ten sonra oraya taşınmış. Pantokrator. Rumcada Tann için kullanılan ve 'her şeye ka- dir' anlamına gelen bir kelime. Ayasofya'dan sonra hâlâ ayakta duran, Bizans'aait Istanbul'da- ki en büyük ikinci dini yapı olan Pantokrator Kilisesi, 1125yılın- da II. Jan Komnen'in eşi 'İmpa- ratoriçe trini' tarafından yaptı- nlan yan yana üç kilisenin daha sonra birleştirilmesiyle ortaya çıkmış ve manastır kısmı dışın- da, ana binasının temel miman formu bozulmadan bugünlere dek gelmiş. Pantokrator'un 'hoşgörü kü\- türümüz" açısından taşıdığı ta- rihsel önemi ise sadece Zeyrek Camisi olarak 5.5 asırdırkorun- masından kaynaklanmıyor. Fa- tih, Istanbul'u aldığında, bu gör- kemli kiliseyi ve küllıyesini yö- ncten rahip CennadiosScholari- os'a ilk Rum Ortodoks Patriği olma onurunu veriyor. Bizans'ın son dönemlerinde ımparatora muhalefet eden ve "Ayasofya'da, kardinal sorpuşu görmektense Osmanlı sanğını görmek yeğdir" sözünü söyle- diği için yine Pantokrator Ma- nastın'nda zindana atılan Yena- dius adlı patriğin de taraftaria- rından olan Gennadios. lstan- bul'da Fatih'le başlayan 'hoşgö- rü döneminiıT de en etkili kişi- lerinden biri oluyor. 'Hakkında en çok proje ûretüen' semt Murat Belge, Zeyrek semtini anlatırken Pantokrator Kilise- sinin bu 'ayncalıklı tanıklığuıı' şöyle yorumluyor: "Bir fetih olayına, yeni savaşa rağmen, ba- nşçı bir geçtşin, geçmtşle gelecek arasında kurulmuş manevi bir köprünün simgesL." Tarihi Zeyrek semti, Bizans ve Osmanlı kültürlerinin karşılıklı saygıya dayalı uygarlık bileşke- sıni yakın yıllara dek önemü öl- çüde koruyabilmişti. Kilise ca- misi bugünkû gibi sefıl ve ba- kımsız bir görünümde olmadığı gibi 'eski lstanbul sokağı' deni- lince akla ilk gelen örnekler de Süleymaniye ile birlikte yine Zeyrek'teydi. Çünkü bu semtte- ki zarif, etkileyici ahşap evler ve konaklar, kjvnm kjvnm uzanan sokaklann her iki yanında he- men hepsı de sağlam ve 'eski sa- hipterryİe' birlikte eşsiz bir kent kimliği yaratırlardı. O kadar ki Zeyrek'in bu çekiciliği ve gü- zelliği, Istanbul'daki mimarlık okullannın 'üzerindeençokça- lıştıklan' ve yine aynı çevreler- ce hakkında en çok proje üreti- len' semt olma özelliğini ona ka- zandırdı. Ne var ki onca plana ve onca projeye rağmen, özellikle 80'li yıllardan bu yana Istanbul'un 'en fazla ihmal edilmiş' semti de yine Zeyrek. Her biri kendine özgü sanat yapıtı niteliği taşıyan tarihi konaklar arasında çökme tehlikesi olmayan hemen yok gi- bi. Çoğu ise ya artık 'metruk' durumda ya da yıkılmaya ve hatta 'sökülmeye' başlanmış bi- le. Bölgenin en karakteristik kentsel mekâmnı oluşturan kili- se camisi çevresindeki meydan- lık alanJar ise 'yüksek düzeyde yoksuHuk' görüntüleri ve kirli- lik sergiliyor. Bir tür 'çöküntü mahaDesi' nı- teliğine dönüşen bu yüzlerce yıllık kültür hazinesinin şimdi- ki en 'duygulu' sakinleri de ta- Amerikalı heykeltıraş Kiki Smith, sanatın kendisini eğittiğini belirtiyor: Sanatnn benî yaraüyorKültür Servisi -Ncw Yorklu sanatçı Ki- ki Smith. değişik sanat anlayışıyla tuhaf ama baştan çıkancı birdünyanın kapılan- m arahyor. Sanata yaklaşımının, bir şeyle- n dile getırmek ya da algıladığı dünyayı gözler önüne sermek olmadığını söyleyen Smith, yaptıgı heykellenn, ona neye, nasıl dikkat etmesi gerektığinı öğrettiğıni belir- tiyor. Ingilız The Independent gazetesin- de çıkan bir yazıda, "Ben sanat üretmiyo- rum; tam tersi, sanabm beni varaayor" dı- yen SmiuYin sanatı konu ediliyor. Herhangi bır sanat yapıtı, Smith için ya- şam durumlannı sorgulama ve çözümleroe amacı taşıyor. "Sanat, benim yaşamımı kurtan>x>r''dıyor Smith, "kendi sanahm dahü, sanat bana bir şeyler öğretiyor." Smith, punkakımının ilk dönemlerinde çalışmaya başladı. Amerika'daki punkha- reketi, Ingiltere'dekinin tersine, polıtıka- dan çok. sanatla ilgilıydı. Punk, Smith'in ikinci dogum yeri oldu. Kendisini tiyatroda yetiştirdi. Örnek aldı- ğı ilk yer. politik ve sanatsal yapı ve içe- nkle. halkçı oyuniar sahneleyen. New York kökenlı. ünlübırgrupolan BreadandPup- pet Tiyatrosu'ydu. O zamanlar, New York'taki sanat dünyası somut bir şekılde özgürlükçüydü ve Vietnam karşıtı hare- ket, köktenci eğilımlerin doğmasına yol açmıştı. Sanatdünyasında, belîi ölçüde ku- şaklara bağlı olarak galeri dünyasında yer- leşmış sanatçılarta. orta sınıftan gelen ve yoksulluk ıçınde yaşayan, galerilerde yer alamamış genç sanatçılar arasında bır bö- lünme gerçekleşti. Bu genç sanatçılann birçoğu. sanat dünyasına sırtlannı döndü- ler ve müzığe yöneldiler. "Ben, azdı hippilerin arasından geliyo- Sanatçı Kiki Smith, değişik sanat anlayışıyla tuhaf ama baştan çıkancı bir dünyanın kapılannı arahyor. Sanata yaklaşımının, bir şeyleri dile getirmek ya da algıladığı dünyayı gözler önüne sermek olmadığını söylüyor. rum" dıyor Smith. Eğer babası gerçekten hippi hareketiyse, Smith'in annesi de 1970'lerdeki kadın sanan olmah. EvaHes- se'in çalışmalan ve Lee Bontecou'nun bi- limkurgusal plastık çiçek heykelleri, Smith'in kendine örnek aldığı yapıtlar ol- du. Yine de 1970'ler söresince Smith, fe- mınist sanatçılardan uzak durdu; çünkü yaptığı heykeller, politik doğnıluğa yer vermeyışı ve cinselhğe duydugu ılgi yü- zünden onlann. kendisine düşmanca dav- ranacaklanndan korkuyordu. Smith, "1970'terde.kadınlannkuBandı- ğı sanat stratejileri. şimdi seniden günde- me geiiyor. Özellikle tutkuyu yeniden cin* selleştiren günümüzün iezbiyen sanatçıla- n, bunlan kullanarak saJdırgan bir tavir- la,tutkuyuortaya koyuyorUr" dıyor ve hâ- lâ sanatı ve feminızmi tartışıyor: "Bazı malzemelere karşı befli önyargılar var. Boo- cuk gibi bazı süsleme malzemeleri 'kadın sanatı' ayrunıv la sınuiandınlıyor. Sırurlan- dınlan şey. güç kazanır. Stze karşı kuUant- lan şeyi alıp. insanlann gözünün içine sok- manu gerektiğine inanıyorum ben. Eski punk gün/erimizde, hepimiz yaşamın ne kadar zor oMuğunu bilirdik. Şimdi birçok insan AIDS ve eroin yüzünden yaşammı yitiriyor." 1988 yılında, Smıth'in kızkardeşi Bebe öldü. 1988-93 yıllan arasındaki çalışma- lannda, ömeğın "Blood Pborda, Smith, kızkardeşinin ölümünden ve genel anlam- da ölümden yola çıkarak çalışmalannı sür- dürdü. Sanatının gereksüıimden doğduğu- nu söyleyen Smith, bir sanat yapıtı ortaya çıktığında, insanlann harekete geçebıle- ceğini düşünüyor. Sanatın, politik gerçek için örnek alınabileceğine, çünkü her za- man politik olduğuna inanıyor.. 1993'ten ben, Smith, öyküler için görsel karşılıklar yaratıyor, politik gerçekleri oluşturan an- İatılan. aniamlı hale getirmek ve kullan- mak ıstıyor. Romancı KathyAcker. bu ko- nuda "tnandıgımız şey bizi bicimlendirir. Aynı zamanda, söyienceler ve flahlar, biz onlan içselleştirdipmiz ve yeniden yarattj- ğtrnu için canlıdıriar. Bu açıdan, Tann'yı biz yaradnz" diyor. Sanahnın çıkış noktasınm ne olduğu yo- lundakı bir soruya. "Yapıtianmın yüzde 50'si gördüğüm diğer sanat yapıdaruıdan ve düşierimden esinlenir" yanıtını veriyor Smith: "Düşlerde, şey ler kendileri adına varohır, kendilerinj temsileder. Dnşier ara- abğıyia, ola>lar ilginçleşir. Düşierimdenyo- la çıkarak yapbğım hey keller, beni cgitiyor. Ruhsallık. soyut kaJdığı sürece. hiçbir ise yaramaz. Ben, gerçek dene\ imlerte. kadm- lann gerçekten ne yapöklanyla. bedenle- rinin yaptıklanyla ügilcniyorum. Sanat dünyası içinde \c dışında. insanlann kendi deneyimlcrindcn yola çıkarak konuşmala- rmı, poiitikaçıdan çokönemli buluyonun." Sanatta ve başka afanlarda sıklıkla tem- sil edilen kadın bedeninin, gerçek kadın- ların gerçek deneyimleriyle hiçbir ilgisi yok. Ama Smith'in ürettigı bedenler, aynı zamanda, ilahlann ve gerçek kadınlann bedenlen. "Havva da dnseliiği yüzünden cezalandınlmıst].ama ben şimdi bunu kut- luyorum"dıyor Smith ve eklıyor: "Ben ayakta kalmayı başanbm.41 yaşındayım ve ayakta kaimaktan daha çok şey yapmam gerektiğine inanıyorum. Bu dünyanın dı- şındaki bir bedenim ben ve dünyanın çev- resinde koşturacağnn." rihi kahntılara sığınan 'Roman- lar' olsa gerek. Pantokrator'un üzerinde yer aldığı platformun hemen devamındaki yıkık taş yapılan 'kampyerine'dönüştür- müşler, Istanbul'u 'tarihle iç içe' yaşıyorlar... Yeni bir umut ışıgı Hoşgörü kültürumuzün anıt- sal semti olan Zeyrek. işte böy- lesi bir hüzünlü çöküş dönemin- deyken, Fatih Belediyesi'nin al- dığı bazı kararlar, yeni bır umut ışığımn doğmasına neden oldu. fiçesinin ve beiedıyesinin 'adma yakışır' biryerel yönetim hizmeti vermek ûzere kollan sı- vayan Belediye Başkanı Sadet- tin Tantan. Fatih'teki tarihsel kent dokulannın kurtanlmasına 'Zeyrek'ten başlanacağı' sözü- nü veriyor. Fatih Beledıyesi ile Fatih İmarveÇevre Vakfl'nın iş- birliğiyle yayımlanmaya başla- nan aylık gazetenin Şubat 1995 tarihli ilk sayısı. 'Ze\Tek Doğu- >or' manşeti altında tüm Istan- bul için müjde sayılabilecek şu haberi duyuruyor "Yıllardır bekleyen bir proje, Fatih Belediyesi'nin girişimiyle hay^t buluyor. Tarihi e>ler, asln na uygun olarak yeniden resto- re edilerek günümüze kazandı- nlacak. Proje; Kültür Bakanuğı, Anıtiar Yüksek Kurulu ve Mi- mariar Odası Istanbul Şube- si'nin denetiminde gerçekieşe- cek." Belediye Baskanı Tantan, bu projenin yaşama geçebilmesi için tüm olanaklarını devreye sokmaya karariı. "ZeyTekbizun onurumuzdur" diyen Tantan, bu tarihsel onurun göz göre gö- re harabeye dönüp yok olmama- sı için duyarlı çevrelerle işbirli- ğine gidiyor. Başkanlık danış- manı olarak çalışmalan başla- tan ve projenin koordinasyonu- nu üstlenen Doç. Dr. FikretEv- ci ise Zeyrek için düşündükleri- ni şöyle anlatıyor: "Zeyrek evlerini kurtarma ve yaşatma projesi. ilk olarak eski Zeyrek Kilisesi-Camü (Pantok- rator Kilisesi) çevresinden başla- tılacaktır. Bu amaçla mahalle halkına hitaben bir duyuru ha- zniadık. Hem onlara bilgi veri- yoruz, hem de projeye katılma- ya çağınyonjz. Bekdiyemiz di- ğer kurumlann da desteğiyie ilk onanmlan karşıhksız yapacak. Mahalle bazında bir korumay la cami veçevresindeki tarihsel do- ku kurtanlacak_." Zeyrek'te böyle bir çalışma için proje eksikliği çekmeyecek- lerini, çünkü bu semtin ve bura- daki tarihi evlerin bugüne kadar sayısız rölöve ve restorasyon projelerinin çeşitli üniversiteler- de yapılmış olduğuna dikkat çe- ken Doç. Dr. Fikret Evci. özel- likle yıpranmış ahşap binalann geri kazanılmasında, 'kühürel mirasa saygılı' bir yöntemi yeğ- leyeceklerini şu şekılde vurgulu- yor: u Bu bölgede de bazı örnekle- ri bulunan. eski binayı tümüyie yıkıp yerine yeni bir betonarme bina yaptıktan sonra cephesinin ahşapla kapianması gibi bir tak- litçi anlayişa projemizde yer ver- meyeceğiz, Ele akhğımız binala- n yine orijinali gibi ahşap strük- türünü de konıyarak yaşataca- Belediyede oluşturulan bir kurul, bu proje için tapu kayıt- lannda araştırma yapmaya da başlamış. Yakın günlerde ise mahalle sakinleriyle toplantılar yapılması planlanıyor ve Zey- rek'in bir 'kültür ve tarih alanı' olması için en geniş dayanışma- nın saglanmasına çalışıhyor... ODAK NOKTASI AHMET CEMAL Bizbn Yabancılaşmamız... Düşünce planındaki asıl sorunlarımız acaba nereden kaynaklanıyor? Sorunlarla yeterince hesaplaşmamaktan mı, yoksa sorunlanmıza çoğunlukla yabancı markalı çö- zümler aramaktan mı? Bu sorulann yanıtlan, günlük ya- şam uygulamasından sanatın en uç noktalanna kadar uzanan geniş bir yelpazeyı etkilediğinden, kanımca dönüm noktası diye bile nitelendirilebilecek önem taşıyor. "Türk insanı" söyleminin kullanıla kullamla neredeyse es- kitildiği bir ortamda, o insanın içinden geldiği ve içinde ya- şadığı koşullan öğrenme zahmetine katlanmadan. yalnız- ca kaynağı belirsiz varsayımlar temelinde -hangi alanda olursa olsun- çözümteme ve çözüm arama girişimlerinde bulunmak, belki de nice sanat eserierine konu olabilecek, bize özgü bir yabancılaşmayı gözler önüne seriyor. Adını etmişken, işe "yabancılaşma" olgusundan başla- yalım. Bilindiği üzere Batı'nın yabancılaşması, kapitalist- leşme sürecinin sonunda insanoğlunun, bir nesneye dö- nüşen, dönüştürülmek istenen benini sorgulamasından kaynaklantr. Bu "ben", temel yaşamsal gereksinimlerini karşılama kaygusundan artık kurtulduğu bir düzende, in- san olabilme bilınci bağlamında hâlâ tedirginlikler yaşa- yan bireyin özetidir. Ülkemize gelince, yabancılaşma elbet bizde de yaşan- mıştır ve yaşanmaktadır. Ancak bu henüz kapitalistleşmiş olmaktan epey uzak bır ülkede elbet kapitalistleşme sü- recinin sonuçlanndan değil, fakat çok daha başka bir kö- kenden, Osmanlı'dan cumhuriyete geçiş sürecinden ve bu geçişin, özellikle 1950'lerden sonra yeterince karariı adım- larla desteklenmemiş oluşundan kaynaklanma biryaban- cılaşmadır. Başta laiklik olmak üzere yeni bir kimliğin tür- lü sorunlannın hâlâ tartışılabılir olması, bunun en belirgin kanrtıdır. Böyle bir yabancılaşma oigusunu, kökeniyie ilin- tisiz çözümlemelere konu yapmak, sonra da o çözümle- meleri içeren bir sanatı ve edebiyatı umursamayan Türk insanını sanattan ve edebiyattan anlamıyor diye küçüm- semek, ancak cehaletin aydın kılıklısı olabilir. Hele o insanın yaşadığı ülkenin nüfusunun neredeyse yüzde doksanı, te- mel yaşamsal gereksinimlerini rahatça karşılayabilme nok- tasından çok uzaksa! Bir başka örnege geçelim. Son yıllarda kadın ve erkek eşcinselliğıni konu alan Türk filmleri epey tartışıldı, eleşti- ri aldı, dahası müstehcenlikle bile suçlandı. Müstehcenlik suçlamalan karşısında ise böyle bir cinsel seçimin de ya- şamın bir parçası olduğu, sanatın konu bakımından sınır- lanamayacağı gibi savunmalar yer aldı. Sanatın konu bakımından sınırlanamayacağı, elbet dog- rudur. Cinsel seçimin yaşamın aynlmaz bir parçası oldu- ğu da doğrudur. Bizim bûrada tartıştığımız bağlamda ise söz konusu filmler bakımından yanhşlık, bir başka ve çok önemli noktadan, bu filmlerde ele alınan kadın ve erkek eşcinselliğinin, Türk toplumunda pek yaşanmayan türden bir eşcinsellik oluşundan kaynaklanmaktadır. Büyük kent- lerdeki çok küçük bir azınlığın dışında, toplumumuzda eş- cinsellik, ayrı cınsten insanlann ilişkilerındeki doyumsuz- luğun bir sonucu olarak farklı seçimlere gitmelerinden, başka deyişle az çok "özgür ıradeden" doğan bir sonuç değil, fakat genelde cinselliğe yönelik bakış açılanna, bu arada kadın-erkek ilişkilerine hâlâ egemen tabulann biçim- lediği bir olgudur. İçinde eşcinselliğı büyük çoğunlukla gizli banndıran bir ortamda, konuya bu gizliliğinin sorun- lannı da göz önünde tutarak eğilecek yerde, bütün bu iliş- kiler genel düzlemde sanki açıkça yaşanıyormuş varsayı- mından yola çıkan filmlerin anlaşılmamasının ve müsteh- cerrellye nitelörtdirilmesinin şaşılacak yanı olabilir mi? ömekler elbet çoöaltılabilir. Yusuf Atılgan'ın "Anayurt Oteli" ya da Attila Hhan'ın "Sokaktaki Adam"ya da Se- lim lleri'nın "ölünceye Kadar Seninim" romanlannın ya- nında, yeni edebiyatımızın kimi üriinlerinin neden pek yap- macık kaçtığı, enine boyuna irdelenebilir. Kanımızca önemli olan, bu bağlamdaki olası bütün bakış açılanna bi- zim ortamımıza ilişkin gerçek bilgılerin temel alınmasına yönelik ciddi çabalann harcanmasıdır. Yoksa nüfusunun büyük çoğunluğunun yaşamının de- ğışmesini, ayda bir evine bir kilo et girebilmesinden bek- lediği bir ortamda, bir kitap okumanın bütün bir yaşamı değiştırıp değiştiremeyeceğini tarttşmak, bize özgü bir ya- bancılaşmayı simgelemenin ötesinde biranlam taşımaya- bilir. Türk Bilim- Kurgu Oemeği kuruluyor • Kültür Ser>isi-Türk edebiyatındaki bilim- kurgu yazarlannı biraraya toplayacak olan "Türk Bilim- Kurgu Derneği"nin kuruluş çalışmalanna baslandı. İlk Türk bilim- kurgu yazarı Zühtü Bayar'ın başkanlığında toplanan bilim- kurgu yazarian pazar günü toplanacaklar. Dernek, etkinliİclerine paralel olarak birde "Bilim- Kurgu Edebiyat Dergisi" yayımlayacak. Toplantıya; Giovanni Scognamillo, Selma Mine, Tank Erguvan. Bülent Akkoç. Bülent Somay, Murat Diksöz. Müflt Ozdeş. Nevra Bucak, Sezen Kaymak, Orhan Duru ve Türk bilim- kurgu sanatına emeği geçen pek çok kişi katılacak. Edip Akbayram'dan Gümüş Yıh konserlepi • Kültür Ser>isi- Son albümü "Türküler Yanmaz" ile büyük çıkış yapan Edip Akbayram. sanat yaşamının gümüş yılını Istanbul konserleri ile kutlayacak. 25 yıldan bu yana yaptığı müzik türünden ödün vermeyen Edip Akbayram, yann, cumartesi ve pazar günleri iki konser ile Bostancı Gösteri Merkezi'nde müzikseverlerle buluşacak. Akbayram, özel orkestrası eşliğinde vereceği konserlerinde 25 yıldan bu yana unutulmayan şarkılannı seslendirecek. Maltepe Belediyesi'nden her ay yeni bir sergi • Kültür Servisi- Maltepe Belediyesi Dr. Füsun Kahveci Sanat Galerisi'nde Ayşen Yıldınm ve Burhan Yıldınm'ın resimleri sergileniyor. Pek çork karma sergiye katılmış olan çiftlerden Ayşen Yüdınm'ın ikinci, Burhan Yıldınm'ın ise 13. kişisel sergisi. Sergi ile ilgili bir açıklama yapan Maltepe Belediye Başkanı Bahriyar Uyanık, "Toplumsal birliğe giden yolda sanat en birleştirici unsurdur. Biz belediye olarak göreve ilk geldiğimiz günden beri kültür ve sanat hizmetlerimizi en iyi biçimde gerçekleştirdik" dedi. AST'm yeni oyumı: 'Rüzgârta Yarışan Tay 1 • Kültür Servisi- Ankara Sanat Tıyatrosu, uzun bir süredir ara verdiği çocuk tiyatrosu çalışmalanna "Rüzgârla Yanşan Tay" adlı oyunla yeniden başlıyor. Yeni çocuk oyunu. cumartesi günü çocuklarla buluşacak. Rüzgârla yanşmayı düşleyen minik tayin başından geçen bir serüvenle yaşamı tanıması üzerine kurulmuş olan oyunda, öğrenme. öğretme, dayanışma, paylaşma, arkadaşlık, dostluk. sevgi, özgürlük ve tutsaklık gibi kavTamlar çocuklara, tiyatronun diliyle ve masalsı bir eğlendiricilik içinde sunuluyor. Rada Moskovva'nın "Küçük Tay Nereye" adlı yapıtı ve Rene Guillot'un "Beyaz Yele" adlı çocuk romanından, Dersu Yavuz Altun tarafından uyarlanan oyunun danslannı Gülüm Pekcan, müziklennı ise Grup Nüans hazırladı. Oyun, cumartesi günüjıden itibaren her cumartesi pazar günü AST'de sahnelenecek. Oyunda; Özlem Evren, Mahir Ipek, Aylin Özyatan, Hasan Güvtı f"anan Zengin, Orçun Çıtır, Murat Demirbaş, Şebnem lu->un ve Ahsen Ever rol alıyor.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog