Bugünden 1930'a 5,458,541 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 5 MART 1995 PAZAR 12 DİZİYAZI Sırp gelince,yolgörünürUçak inişe geçtiğinde Vardar Ova- sı'nı gördüm. Bir güzel ırmak kıvnla büküle akıyor tepeler arasından. Ve ır- mağın kıyısında bir kent, küçücûk. Os- küp'ü ilk kez böyle yukandan görûyo- rum, kuşbakışı. Babaannem orada doğ- muş, Se>fettin dedem de. "Evükh Fâ- tihan"danmış her ikisi de. Ama ilk bü- yük göçten sonra Türkiye'de evlenmiş- ler. "Üsküp'e Sırp girdi" diye anlatırdı nenem, "ben okul çağındaydım. Neyi- miz varsa bırakıp göçtük işte." Göç- müşlerdi ama bir türlü kurtularnamış- lardı "memleket öztemTnden. Üsküp. bolluğu, hoşgöriisü, cumbalı ahşap e\ - len, ortasından akan Vardar'ı ve camı- leriyle hep peşlerinden gelmiş, oraya dönme arzulannı depreştirmişti. Bu "göçtük" eyleminde bir ımparatorlu- ğun çöküşü gizliydi. Balkan savaşla- nndan sonra yüzyıllardır o topraklarda yaşayan insanlann evlerini barklannı terk etmeye zorlanışlannı, yollar bo- yunca yoksulluk ve sefaleti, tifüs sal- gınıyla ölümü, ille de ölümü anlatıyor- du bu sözcük. Ne yazık ki bugün de öy- le. Göç, Saraybosna'dan. Mostar'dan, Tuzla'dan kalkıyor artık, Sırp yine bir yerlere giriyor. Gordz'a, Dubrovnik'e, Vukovar'a. Saraybosna'yı topatutuyor. Keskin nişancılar kenti çevTeleyen te- pelerde mevzilenmiş, kuş avlargibi vu- ruyorlar insanlan. Çocuklar ölüyor. Kadınlann, genç kızlann ırzlanna ge- çiliyor. lnsanlarNazi kamplanndan be- ter toplama kamplanna kapatılıyor ye- niden. Neyse ki Vardar'm suladıği top- raklarda savaş yok şimdılik. Belki de Makedonya'nın kuzey stnınnı Birleş- miş Mılletler askerlen korudugu ıçin A>Tica Amerikan askeri de varmış, az önce gazetede okudum. Sınınn ötesi bir özerk bölgeydi Yugoslavya parça- lanmadan önce: Arnavut çoğunluğun yaşadığı Kosova Özerk Bölgesi. Şim- di Sırbistan oldu. Ve Arnavutlarla Türkler orada baskı altında yaşıyorlar. Bolluk özlemi lyice, alçaldık. Az sonra ineceğiz ha- vaalanma. Tekerlekler gürültüyle açı- hrken bir Osküp türküsünü anımsadım: "Vardar Ovası Vardar Ovası! /Kazana- madım başlık parası". Babaannem Ru- meli şivesiyle söylerdi; eskinin olağa- nüstü günlerini, Balkan Savaşı çıkıp Türkiye'ye göç etmeden önce vaşadık- lan bollugu özleyerek. "Ben bu yerier- de duramam" nakaratını üzerine basa basa tekrarlar, sonra bir sigara yakıp geçmiş günlere dalardı. Her göçmen gibi abartırdı belki, belki onca bolluk, onca refah içinde değillerdi ama göç- ten sonra yaşadıldan zor günler belle- ğinde bir yitik cennete dönüştürmüştü Vardar Ovası'nı. Onun yıllarca anıla- nnda yaşattığı, besleyip büyüttüğü, kendince renklendirip biçimlendirdiği bu gerçek dışı cennette olacağım bi- razdan. Ve beni "pupulkam" diye se- venin çarşı içindeki ahşap evde geçen çocukluğunu, Vardar'a bakan odanın sessizligini, avludaki dut ağacını, "Sırp Üsküp'e girmeden önce" yapılan bağ- bozumu şenliklerini boşuna arayaca- ğım. Grand Hotel'e yerleştim. Geçen yıl da Struga dönûşü bir gece kalmıştım burada. Hiçbir şey değişmemış. Yine ayru salon, meşin koltuklarda keder, re- sepsiyonda küçük bayraklar, gürültüy- le işleyen asansör ve bir köşede bar. Barda içkilerin azlığı. Buna karşılık du- van boydan boya kaplayan eski Yugos- lavya haritası kalkmış, yerine güzel bir tablo koyulmuş. Tabloda genç bir ka- dın başını ellerinin arasına almış, yere bakıyor. Renklerini kadının dağınık saçlann- dan alan soyut lekeler uçuşuyor hava- da. Lekeler döndükçe tablonun yüzeyi- ne bir ışık yayılırgibi oluyor. Genç Ma- kedonya'nın umut ışığı mı bu. yoksa içinde yaşanılan belirsizliğin, gerili- min, diyeceğim Balkanlar'daki son du- rumunun açığa çıkması için duyulan özlem mi? struga'nın lor yolu Daha büyükçe bir oda verdiler bu kez. Soyunup yatağa uzandım. Sıcak dayanılır gibi değil ve havalandırma yok. Geçen yıl da yoktu ama böylesi- ne sıcak değıldi odam. Arkadaki mo- dern alışveriş merkezine bakıyordu, yani Üsküp'te benzerlerine çok sık Vardar Ovası, türkülerimize girmiş bir bereketii ova. Bu ovanın merkezinde kurulu Üsküp'te, ne yana baksanız Osmanlılardan kalan bir eserle karşılaşıyorsunuz. ishak Paşa Türbesi (solda) ve avlusunda mezarlar bulunan bu cami, tarihsel miraslar olarak hâlâ yaşıyor. rastlanan bir beton yığınına. Bu kez balkondan Vardar'ı, güzelim Taşköp- rü'yü ve tepenüı yamacındaki eski ka- leyi görebiliyorum. Tek değişiklik de bu zaten. Bir de uçak yolculuğu. Haf- tada iki gün Istanbul'dan Üsküp'e uçak seferleri konmuş. Oysa geçen yıl nasıl da güç ulaşabilmiştim bu kente. Sela- ru'k yolu. Yunanistan'la yeni Makedon- ya Cumhuriyeti arasındaki isirn anlaş- mazlığı yüzünden kapalıydı. Belgrad da kapalıydı Sırbistan'a uygulanan am- bargo nedeniyle. Sofya'ya dek uçakla gitmiş, oradan Struga Şıir Festivali'nin gönderdiği bir arabayla yola devam edebilmiştim. "Şürde UlusaDık ve Ev- renselMk" konulu sempozyumu yöne- tecektim, çünkü bekJeniyordum. Otuz yılhk geçmişi olan -Struga Şiir Ak- şamlarT ilk kez bağımsız Makedon- ya'da yapılacaktı. Az ötedeki savaşa, ekonomik güçlüklere, siyasi dunımun elverişsizliğine karşın mutlaka gerçek- leşmeliydi bu etkinlik. Yeni yönetim "Struga Şiir Akşamla- n"nı ülkenin dünyaya açılan tek pen- •Babaannem Üsküp'te doğmuş, Seyfettin dedem de. Ama ilk büyük göçten sonra Türkiye'de evlenmişler. "Üsküp'e Sırp gir- di" diye anlatırdı nenem, "neyimiz varsa bırakıp göçtük." Göç- müşlerdi, ama Üsküp, bollugu, hoşgörüsû, cumbalı ahşap evle- ri, ortasından akan Vardar'ı ve camileriyle hep peşlerinden gel- miş, oraya dönme arzulannı depreştirmişti. •"Göçtük." Balkan savaşlanndan sonra yüzyıllardır o topraklarda yaşayan insanlann evlerini barklarını terk etmelerini, yollar bo- yunca yoksulluk ve sefaleti, tifüs salgınıyla ölümü, ille de ölümü anlatıyordu bu sözcük. Ne yazık ki bugün de öyle. Göç, Saray- bosna'dan, Mostar'dan, Tuzla'dan kalkıyor artık, Sırp yine bir yerlere giriyor. min aynlmaz birparçasını oluşturuyor çünkü. 1992 Ağustosu'nda Sofya'da Nâzım Hikmet'in dizeleriyleydim gün boyu: "Sofva'da ağaç duvardan önce, duvar- dan güzel /Sofya'da agaçla insan kanş- mış birbirine." Gerçekten yemyeşil bir kentti Sorya. Ağaçlar lstanbul 'dakıler kadar görkem- li degildi belki, ama en küçük sokakla- ra dek uzuyordu gölgeleri. Her şey in- sancıl boyutlarda. sade ve abartmasız- dı. Caddeler, yapılar, tramvaylann sa- n vagonlanyla parklar. "HürriyetPar- kı"na gitmemiştim, hayır. Eski adının "Boris Parkı" oldugunu Nâzım Hik- met'in şiirlerinden biliyordum. Kesta- ne ağacının altındaki tahtası çoktan çü- rümüş, bankı da. Şair saatlerce o ban- kın üzerinde oturmuş, yalnızca eşi Mü- nevver'ı düşünmüştü. Münevver'i. oğ- lu Memet'i, yani memleketi. Oysa yü- rümek daha iyiydi, hiçbir şey düşün- meden yürümek... Kentin merkezinde- ki parke taşlı alanda yürümüştüm. Ko- caman. taş bir yapı çıkmıştı karşıma. Parti merkeziymiş. Halk ayaklanıp ko- münist rejimi devirdıği gün yakıldığı- nı söylemışlerdi. Bir bölümü hâlâ is içindeydi. Öyle kendi haline bırakıl- mış gibiydi, kendi yazgısına. Bir döne- min simgelerinin yok oldugunu, özle- mini çektiğimiz smıfsıztoplumu kura- cak işçi sınıfının örgütlü gücünün, ya- ni komünist partilerin pek çok ülkede sosyalizmi gerçekleştirmek ^öyle dur- sun ayrıcahklı zümreleri ikiıdara taşı- dıklannı düşünmüş, Nâzım'ın bu gün- leri görmeden öldüğüne bir bakıma se- v ınmıştim. Şair, Sofya'da çok derinden duymuştu yurt özlemini, en içten, en güzel şiirlerini Bulgaristan'da yazmış; Varna'dan Istanbul'da bıraktığı oğlu Memet'e seslenirken sürgünde yaşa- yan nice insanın acısını da dile getir- mişti. Peğlşen değerler Şimdi sınırlar açıldı işte, isteyen evi- ne, evi olmayan sıçan deliğine döndü. dönüyor. Biz yıkılan duvarîann, çöken ideolojilerin altında kalmamaya çaba- larken eski komünist yöneticilerden çogu iktidardalar yine. Bu kez serbest pazarekonomisini. özel girişimi savu- nuyorlar, dün devletçiliği sa\ undukla- n gibi. Enternasyonalizm boş bir kav- ram artık. modası geçmiş bir slogan. Şimdi milliyetçilik geçer akçe. "Bü- yük Sırbistan'"ın, "Büyük Bulgaris- tan"ın. önüne mutlaka "büjük"sıfatı konulması gereken ülkelerin geleceği gündemde. Nâzım'ın deyimiyle "in- sanltğın büyük hasreti" bir düş bile de- ğil artık. Yeni dünya düzeninde ütop- yaya, halklann kardeşliğine, eşitlık öz- lemine yer yok. Evet, bir yıl önce vakit bulup kalmış, epeyce gezmiştim Sofya'yı. Sıcakta yürümüş, yürümüş, yürüdükçe de ke- derlenmiştim. Eskiden kralın oturduğu saray etnografi müzesi yapılmıştı. Hiç belli olmaz, bir gün krallık sarayına dö- nüşebilir yine. Çünkü yalnız komünist şairler değil, eski krallar da dönüyor sürgünden. Kanh devrimlerle düşen taçlar soylu başlara takıldı takılacak. Balkanlar'da kral ailelerinin dönüşü büyük gösterilerle kutlanıyor. Işte Sır- bistan, Romanya, Bulgaristan, belki yann Rusya, sonra neden olmasın Ar- navutluk ve Yunanistan. Hatta atalan Cem Sultan gibi Nice kentini mekân tutmuş bizim Osmanlılar. Günümüzde krallar herkesten daha demokrat, daha kültürlü ve elbette daha saygın değil mi? ceresi olarak görüyor, yazar ve şairle- rin her zamanki gibi dünyanm dört bu- cağından Üsküp'e ulaşabilmeleri için her türlü özveriye katlanıyordu. Bu kez yalnızım. Ağustos sıcağında bir otel odasmda geçen yılın izlenım- leriyle baş başa. Dışanya çıkmak iste- miyor canım. Kendimi ögle uykusu- nun derinliğine bırakacak yerde, geçen yıl buraya gelirken konakladığım Sof- ya günlerimi anımsamaya çabalıyo- rum. Gereksinimim var buna. Belle- ğimdeki Sofya. Makedonya serüveni- Yann: Üçüncü Balkan Savası korkusu DEMOKRATİK SOL PARTt ÜZERİNE Doç. Dr. YıldızSertel Ecevit'in 3 sektörlü ekonomik modebYazımızın dünkü bölümünde de belirttiğimiz gibi. dünya ölçüsünde sol, durmadan değişmekte olan bir büyük yelpazedir. Bunun içerisinde, Ecevit'in nerede oldugunu hangi kriterle ölçeceğiz? Acaba, Sosyalist Enternasyonal'm Frankfurt Bildirisi doğru bir kriter olabilir mi? Kendi ülkesinın sorunlanna yaratıcı cevaplar arayan bir Üçüncü Dünya politikacısını, neden zaten yozlaşmakta olan Avnıpa sosyal demokrasisinin çizdiği şema içerisine sokalım? Kanımca. asıl önemli sorun, halkm sorduğu soru, yani Ecevit, Türkiyemiz için ne yapmayı düşünüyor? Burada öncelikleEcevtt'in ortava atnğı temel ilkelere deginelim: DSP programında, başıboş pazar ekonomisinin, aslında; "güçlülerin boyundumğunda bir ekonomi olduğu" belirtilmektedir. DSP gerek vahşı kapitalizme, gerekse "proteter diktatörlüğune" karşıdır. "Tek yoFoldugunu savunan liberal iktisatçılar, dogmacı ve kadercidır. Ekonomi 3 sektörden oluşacak: Devlet, halk sektörü (kooperatifler vb.), özel sektör. Sağlık, eğitim ve diger kamu hizmetleri devletin elinde olacak. "Bunlardan. mülkiyeti •DSP programında, başıboş pazar ekonomisinin, aslında; "güçlülerin boyunduruğunda bir ekonomi olduğu" belirtilmektedir. DSP gerek vahşi kapitalizme, gerekse "proleter diktatörlüğüne" karşıdır. DSP'ye göre "Tek yol" oldugunu savunan liberal iktisatçılar, dogmacı ve kadercidır. veya işletme hakkı özel sektöre devredilmiş olânlar geri alınacak." 'Planlamayı devlet yapacak, ulusa ait doğal kaynaklar ve savunma sanayii; özel çıkarlara, kâr hesaplanna göre değil, ulusal güvenliğin ve bağımsızlığın gereğine göre, devlet tarafmdan kurulup işletilecek. Spekülatif kazanç kaynaklan kapatılıp, sermaye üretken yatınmlara yöneltilecektir. Toprak reformu ve "köy kent" gibi projelerle, Doğu ve Güneydoğu'nun kalkınması sağlanacak, bu da o yörelerden göçlerin ve terörün önlenmesinde önemli bir rol oynayacak, toplumsal yapıy» değiştirecektir. DSP programında, demokrasinin gereği özellikle vurgulanmakta ve hatta, Avrupa sosyal demokrasisinin "Refah devleti" projesi örnek alınmaktadır. "Demokratik sosyal devlet"in halkın dayanışmasıyla kurulacağı ileri sürüimektedir. DSP programı, anayasavı değiştirmekten değil, yeni ve çok demokratik bir anayasadan söz etmektedir. Bununla örgütlenme, düşünce, yaym, iletişim, öğretim gibi bütün özgürlükler ve demokratik hukuk devleti sağlanacaktır.- DSP'nin milliyetçiliği DSP'nin milliyetçiliği şöyle tarif edilmektedir: "Türk ulusunu insanlık ailesinden ayn tutmayan, onu bu insanlık ailesinin eşit, saygın ve bağımsız bir üyesi olarak yücelten millKctçiIik izlenecek." 44 Demokratik sol, laikliğt,çağdaşlaşmaıun, düşünce inanç özgürlüğünün ve demokrasinin kesin gereklerinden biri olduğu kadar, ulusal biriiğin \e bağunsızlığın bir temel koşulu olarak da görür. Türkiye'nûı bölge ülkeleriyle işbirliğini ve dayanışmasını geliştirirken, laikliğin gölgelenmemesini ve laik de\ let kavranuyla hiçbir koşul altında çelişkiye düşünühnemesini gözetir. Bu anlayış içinde, dinsel inançlara en geniş özgürtüğü tanır veya ayırunsız saygı gösterir."' (1) Ecevit sol mu, sağ mı? Cevabını siz verin. Bence sorun, Ecevit ile partisinin Türkiye için ne yapacağıdır. Yukanda da belirttiğim gibi, asıl sorun Ecevit'in ve partisinin, Türkiye'nin çok ağır sorunlannın çözümü hakkmda ne düşündüğüdür. Biz bu sorunlann ancak başlıcalanm ve çok kısa olarak ele alabileceğiz: 1. Ekonomik sorun, enflasyon ve geçim. 2. Güvenlik ve terör. 3. Demokrasi, özgürlük, anayasa ve demokratik hukuk devleti. (1) Demokratik Sol Parti programı, bu programdan alıntılar. aşağıdaki sahifelerden yapılmıştır: Ekonomi 67-68; Devlet Kamu Hizmetleri, özelleştirme sa. 75, Sosyal Devlet sa. 79, Sosyal Demokrasi sa. 79-84, Yeni Anayasa sa. 118, Milliyetçilik sa. 150, Laiklik sa. 149. SÜRECEK ANKARA NOTLARI MUSTAFA EKMEKÇI İzmir Opera-Balesi'nde••• İzmir Devlet Tiyatrosu'ndaOrfıan Asena'nın "Ytldız Yargı- lanması" oyununu izledikten sonra ertesi akşam da izmir Devlet Opera-Balesı sanatçılarının oynadıklan G. Verdi'nin "Kame/ya/ı Kadın" balesini izledtm. Operanın sanat yönet- meni Selmin Günöz bizeyerlerayırmıştı. Biz baleyi izlerken, o içeride bir odada, bana vereceği bilgileri -el yazısıyla- kâ- ğtda dökmeye uğraştı. İzmir Opera-Balesı, oyunlannı bilmem kaç yıllık Elhamra Sineması'nda oynuyordu. Izmir'in tiyatro, opera-bale çev- resi, Izmir'de doğru dürüst bir yer anyordu. Bunu daha son- ra anlatacağım. Önce Selmin Günöz'ün opera bale ile ilgili olarak verdiği bilgileri yazmalıyım: İzmir Devlet Opera-Balesi, 1982 yılında sadece sekiz sa- natçıyla kurulmuş (3 orkestra sanatçısı, 3 bale sanatçısı, 1 solist sanatçı, 1 rejisör). İlk yıl, Ankara'dan Istanbul'dan qe- len sanatçılarla beslenerek oyunlar sergilemeye çalışan İz- mir Deviet-Opera Balesi (İDOB) kısa sürede, kendi kadro- sunu oluşturarak, inanılması güç bir gelişme göstermiş. Bu- gün 278 olan çalışanının 200'ü sanatçıymış. İDOB, gelişme- sini yalnrzca sayısal olarak göstermekle kalmamış. Bu 13 yıl içinde opera-bale sunumluluğunun (repertuannın) dev ya- pıtlan da içinde olmak üzere, 75 ayn yapıtı, tüm kısrtlı yer ola- naklanna karşın, Izmirli sanatseverlere başanyla sergilemiş. Yalnızca, Elhamra Sineması'nda kalmayıp çevre ilçelere, il- lere geziier düzenleyerek opera-bale sanatını tanıtmayı gö- rev bilmiş. 1993 yılında, ilk yurtdışı geziyi Bulgaristan'a ger- çekleştirip G. Verdi'nin dev yapıtı "Machbet"i orkestrası, ko- rosu, solistleriyle orada sergılemişler. Bulgar basını, İDOB'u göklere çıkarmış. Opera-bale sanat yönetmeni Selmin Gü- nöz, şöyle diyor: - Tüm yersel olanaksızlıklara karşın yapıldı bunlar. Yersel olanaksızlıklar diyorum, çünkü 1982 yılında sekız sanatçıy- la tarihsel Elhamra Sineması'nda etkinliklerine başlayan İDOB hâlâ altyapıdan tümüyle yoksun olan bu sevimli bi- nada, bırmevsım içinde, 12 ayn ürünü, Izmirli sanatsever- lere sunmak için olağanüstü bir özveriyle çahşıyor. öyle ki balenin bir çalışma işliği (stüdyosu) yoktur. Bale çalışmala- nnı çay kahve içilen aralıklarda yapmakta, aynı fuayede de- kohar boyanmaktadır. Çevreye s/nen tiner kokuiarı arasın- da çalışmak zorunda kalan opera-bale sanatçılan yakın- makta son derece haklıdırlar. Orkestranın prova salonu yok. Temsiller sırasında çaldıklan çukurda sürdürmekteler pro- valannı. Koronun, solistlerin çalışacaklan oda sayısı sade- ce dört. 15 metre karelik odalarda, en az 30-35 sanatçı so- yunup giyinmek zorundalar. Sadece bir makyaj odası var, o makyaj odasmda, o oyundaki tüm sanatçılar -bu sayı 50- 90 arasında değişir- makyajlannı yapmak zorunda kalıyor- lar. Dekorboyama çalışmalarıgüzelhavalarda. Elhamra'nın kapısının önünde, sokakta yapılabilıyor. Kemeraltı'na girip çıkan yurttaşlar, dekor boyama çalışmalannı şaşkınlıkla iz- liyorlar. (Herhalde Kel Hasan'/n tiyatrosu da böyleydi!) Selmin Günöz tam bir dert küpü. Sürdürüyor konuşması- nı: - Şunu kesınlikle söyleyebilirim ki, balesinin, orkestrası- nın, prova salonlan, solistlenn temsil öncesı hazırianma, soyunma odalan olmayan, dekor boyama çalışmalarıyla, bale çalışmalannın aynı yerde yapıldığı tek opera, dunyada tek opera İzmir Devlet Opera ve Balesi'dır. Selmin Gunöz'e göre üOB artık büyümüştür. Gerçek an- lamda, sanatsal anlamda büyümüştür. Tarihsel Elhamra Si- neması'na artık sığmamaktadır. Seyirci, sürekli olarak bilet bulamamaktan yakınmaktadır. Selmin Günöz konuşuyor: - Bir yönetici olarak en büyük dileğim, bu yakınmalann en az 1500 kişilik bir salonda da sürmesi. İDOB, şu anda yüzde 100 doluluk oranıyla çalışan sanat kuruluşlanndan. Her temsilde bıletlerimiz ilk günlerde tükeniyor. 20-30 tane çfe'ayakta'ö//et/saf;/i/or.,s ,.r ,v . . , „ . Selmin Günöz, CumhuriyetterrbuVana ilk kadın opera- bale yöneticisi. İzmir Devlet Opera-Balesi'nin ilk solist sa- natçısı. - Izmir'in artık gerçek bir opera binasına gereksinimi var. Çalışma yerlenyle işlıkleriyle, günümüz tekniğine uyum sağ- layan sahnesiyle, gerçek bir opera binasına. Izmirli sanat- çılar da, sanatseverler de bunu fazlasıyia hak ediyor.. Selmin Günöz, arada kulise götürerek sanatçılarla tanış- tırdı. Sanatçılann çoğu okurumuz. İki yıl önce yine bir İzmir gezisinde, operanın sorunlannı yazmış olduğumdan, sanat- çılann yabancısı sayılmam. "Kamelyalı Kadın "ın Arman Du- val'ını Serhat Nufusçu oynuyor. Marguerita rolünde Çınla Kamalıoğlu, Baba rolünde Suat Yeşiftepe, Baş Çingene Özgen Oktar, Dük rolünde Zeki Tören. Çingeneler: Fub- da Erboy, Şenay Tekuz, Koza Aksu, Necla Baskın çıplak ayakla dans ediyorlar. Sahne ise buna uygun değil, Çinge- nelerin tabanları kapkara oluyor. Kültür Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Gülşen Karakadı- oğlu'yla birlikteydik "Yıldız Yargılanması"oyununda. Ertesi sabah İzmir Devlet Opera-Balesi'ne yeni bir bına arama amacıyla İzmir Sigara Fabrikası'na gittik. İzmir Sigara Fab- rikası Alsancak'ta. 15.850 metrekarelik bir alana kurulmuş. 1876 yılında kurulan yapı, 1884'ten bu yana sigara fabrika- sı olarak çahşıyor. Fabrikada şimdi Birinci sigarasıyla Bafra, filtreli Bafra, kısa uzun Maltepe ile nargile tütünü üretiliyor. Bir ortaklık kurulursa. İzmir Sigara Fabrikasf nın Akhisar'a ta- şınması söz konusu: o zamanlzmir Opera-Balesı, büyük ola- sılıkla sigara fabnkasında yapılacak onanmdan sonra bu ge- niş yerde çalışacak. Sigara Fabrikası Müdürü Mehmet Oyguç, bızlere fabri- kayı gezdirdı. Fabrikanın çok güzel bir de konukevi var. Bu- rada şimdiye değın eski güzellik kraliçesi Keriman Halis, Muammer Karaca, Türkan Sayian, Muzaffer İzgü, Bed- ri Noyan, konaklamışlar. Çok temiz bir konukevi. • Okurlar, iki kez amelıyat olan Sami Karaören'i merak ediyorlar. Sami Karaören'in sağlık durumu iyi... Daha da iyileşmekte her geçen gün... BULMACA 1 2 3 4 M E 7 0 L A N O EjJ D!F Plslo (•R GraN 6 7 8 9 SOLDAN SAĞA 1/ Evrenin düzene gir- meden önceki biçim- den yoksun, uyumsuz ve karışık durumu... Çöl ortasında bıtkilı alan. 2/ Sınıfta bırak- ma... Bir işteki engelle- ri yenme karan. 3/ Ad- lan sıfat yapmakta kul- lanılan bir yapım ekı... Küçük yapılı bir kan- gunı cinsi. 4/ Şenlikler- de caddelere kurulan süslü kemer... Buğday, toprak gibi şeylerin elendiği iri gözlü kalbur. 5/ Mu- harrem ayının onunda pişirilen tatlı. 6/ Gümüş üstüne özel bir bi- çimde kurşunla işlenen siyah na- İaş... Sac da pişirilen bir tür uzun pide. II Üstten sağa doğru eğik olan basım harfi... Olumsuzluk belirten bir önek. 8/ Bir devletin başka bir devlete yaptığı bildin... Asya ile Avrupa'yı ayıran dağ sı- rası. 9/ Kuran'da bir sure... Aşa- ma. YUKARIDAN AŞAĞFYA 1/ Iskoç erkeklerinin giydiği kısa eteklik... Afrika ile Asya'yı birbirine bağlayan yarımada. 2/ Batı Samoa'nın başkenti... Mercanada. 3/ Yahya Kemal'ın hece ÖIÇÜSÜN Ie \ azdığı tek şi- iri... Sert ve fazla kızarmayan bir domates türü. 4/ Atasözü... Büyümemiş karpuz. 5/ Güney Amerika'nın nemli ormanlann- da yaşayan kemirici bir hayvan 6 '3ankacılıkt- f ıizin başlan- gıç tarihi... Giysi kesimi. 7/ Yahı...ı inanışınu. s ol şeytanı... Radyumun simgesi 8/ Bağışlama... Uygun bulma, tasdik. 9/ Buyurucu... Ağaç kütüklerinden yapılan, îsviçre'ye özpii dağ evi.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog