Bugünden 1930'a 5,439,797 adet makale



Katalog


«
»

31 MART 1995 CUMA CUMHURİYET r»- KULTUR 14. Uluslararası İstanbul Film Festivali yann başlıyor Oıı alb günlük maratona buyrun!Işte bir kez daha festival öncesi heye- canını yaşıyoruz. Yoğun biçimde Holly- vvood renlderine bulanmış. gözalıcı film- lerin ve tüm salonlanmızı adeta 'kapat- mış' büyûk Amerikan tekellerinin iyice dümen suyuna girmiş olan piyasadaki alışılmış koşuşturmacanın. ender bozu- lan tekdûzeliğinden uzakta yaşayacağı- mız, kuşkusuz bütün sınemaseverlerin bir kez daha ufkunu genişletıp renklen- direcek sinema günlerinin coşkusu yıne soluk soluğa bırakacak herkesi. 1 -16 nı- san arasında. 14. Ulusiararası İstanbul Film Festiva- li Nikita Mikhalkov'un "Güneş Yam- ğj"nın gösterimiyle açılıyor bu gece. Yanndan itıbaren sinemayla yatıp si- nemayla kalkacagımız 16 gün süresince kesınlikle yoksun kalınmayacak türden, önemli ve birbirinden ilginç. onlarca film arasından tercih yapacağımız 14. Uluslararası tstanbul Film Festivali'nde, günlere göre kısa dökümler çıkararak, naçızane kimi tavsiyelerde bulunalım dedik bu kez. 1 Msan cumartesi 1 nisan balıgınıngetireceği şakalara(!) hazırlıkh olmamız gereken festıvalin ilk günü. bomba gibi f ılmlerle gınyoruz ge- leneksel maratonumuza. İlk güne gerçek bir görsei şölen niteliğini kazandıran filmler, daha önce de festıvalde gösteril- miş Angetopoutos'un "Ancı"\ Tarkovs- ki'nın "Kurban" ve Wise-Robbins'ın "Baü Yakasuun Hikâyesi" gıbı çoktan klasikleşmiş. yapıtlar. Bu güzelım tani- dık filmleri göımüş olanlar içinse. "Gü- neş Yanığı''yla "Smokingn ve "No Smo- kmg" var programda kapı gibi. "Genç- liğin Ateşi Müzik'' bölümünde de yakla- şık çeyrek yüzyıllık ama tazeliğinden ,pek yitirmemiş iki ünlii ve adeta rock konseri gibi film bekliyor meraklısını: "Woodstock"la " Jesus'Christ Supers- tar." Amerikalılann hâlâ komünızm korku- sunu örnekler tarzda. 5 gün önce. en iyi yabancı film Oscan'nı alan. geçen yıl Cannes"dadajüri özel ödülünü kazanan. Nikita Mikhalkov'un "Güneş YanığT, uzun Stalin dönemi yıllannın baskısıni. şaircebirtavırlaaktaran.hacımlıbirdes- tan boyutlannda, sözcüğün tam anlamıy- la seyirciyi tokat gibi çarpan bir duygu- sal ve görsel bombardıman olarak ger- çekten kaçınlmayacak fılmi, ilk günün. Bir başka 'günün filmi" de. 72'lik de- likanlı Aİain Resnais ustanın. 140'arda- kıkalık "Smoking- Sigara İçince" ve "No Smoidng - Sigara İçmeyince" adlt, top- lam 280 dakikalık. iki bölümlü. değişik ve ilginç filmi kuşkusuz. "HiroşimaSev- güim'" (Sinemanın Yüz Yılı programın- da yer ahyor), "Geçen Yıl Marien- bad'da", "Murid", "Savaş BittT, "Pro- vidence", "Hayat Bir Romandır", vb. gi- bi, yillar yılı belleğımize bağdaş kurul- muş. kimi unutulmaz filmlerin alçakgö- nüllü, büyük yönetmeni Alain Resnais, birbirini bütünleyen, ancak birbirinden bağımsız olarak da seyredilebilecek bu son 'ikikme' filminde, yine alışılmış an- latım yollannı yenilemeye girişen. zarif ve öncü bir deneme ortaya koymuş, ay- nı mekân ve karakterlerden yola çıka- rak. lngiliz tiyatro yazanAlan Ayckbo- urn'un "IntimateExchanges*'adli oyun- lanndan uyarlanan "Smoking"le "No Smoking", 5 gün, 5 hafta ya da 5 yıllık periyodlarla gelişen, içilen ve ıçilmeyen bir sigara sonrasında tasarlanmış. 9 ka- rakterin bütünüyle farklı bir seyir izleyen öykülerını kurgulayan, tiyatrovari bir entrikaya dayanıyor, bir anlatıcının sesi eşliğinde. Resnais'nin gözde oyunculan Sabine Azema'yla. Pierre Arditi'nin tüm karak- terleri dönüşümlü olarak canlandırdığı bu incelikli. yenilikçi. son derece hoş, dingin ve seçkin 'fldz' film, Yorkshıre'da- ki tipik bir Ingiliz kasabası dekorunda geçen birtakım vodvilimsi durumlan, davranışlan ve sonuçlan aktanyor ayn ayn. iki fılmde anlatılan öykü, 12 farklı tarzda hikâye ediliyor, daha doğrusu 6 o- lay örgüsü 12 sonuca ulaştınlıyor. Uzun uzun üstünde yazılacak türden, seyirci- yi de. işin içine çekip katarak, kendi ken- dini düzenleyen, farklı bir yaklaşıma ve kurguya sahip "Smoking"le "No Smo- küıg'", festivalin sinemaseverlere kazan- dırdığı, kesinlikle ızlenmesi gereken, öv- güye ve ilgiye layık bir deneme sonuçta. 2msanpazar Resnais'nin "Smoking"le "No Smo- kmg"inın günün en doyunıcu tercihleri sayılacağı bu pazann ötekı sürpnzleri de, buyıl Beyoğlu'ndaki. yaya olarak 5- 10 dakikada erişilebilecek Emek'le Fi- • tngiliz tiyatro yazanAlan Ayckbourn'un "Intimate Exchanges" adlı oyunlanndan uyarlanan "Smoking"le "No Smoking", 5 gün, 5 hafta ya da 5 yıllık periyodlarla gelişen, içilen ve içilmeyen bir sigara sonrasında tasarlanmış, 9 karakterin bütünüyle farkJı bir seyir izleyen öykülerini kurgulayan, tiyatrovari bir entrikaya dayanıyor, bir anlatıcının sesi eşliğinde. iahıne A/enu Pierrc \rdıJ Tto AtncJdna \laın Resnass rc \KVi, Festivalde ilk günkrin en hoş sürprizlerinden biri dcAlain Resnais'nin ikiz filmleri "Smoking'Te " \ o Smoking" olacak. taş salonlanna (Kadıköy tarafından da Reks var alışıldığı üzere) oturtulan fes- tivalin. görmezden gelinmeyecek kimi çağdaş klasikleri olacak: Stanley Kub- rick'in görkemli kara mizah denemesi "Dr. Strangetove" (Ya da nasıl endişe et- mekten vazgeçıp bombayı sevdim), Mi- ka Kaurismaki'nin eski ve yeni kuşak- tan iki tanınmış yönetmeni (Samuel Ful- ler'le Jim Jarmusch'u) Brezilya-Ama- zon ormanlanndaki Karaja yerlileriyle bir araya getırdıgi, belgesel tadındaki de- nemesi "Tigrero''(AslaGerçekleştırile- meyen Bir Filmin Öyküsü) ve Yılmaz Günev'in 1982'de Fransa'da çektiği son filmi "Duvar" gibi. Aynca geçen yıl AlDS'ten ölen tngiliz yönetmen Derek Jarman'ın hıç değişmeyen mavi bir fon- da kendıni anlattığı, vasiyet filmleri "Mavi"yle "Ateş BöcegT de meraklısı- na çok şey ifade edebılir. Milos For- man'ın çiçek çocuklan kuşa|ma ağıt ya- karak övgü düzen ünlü müzikalı "Hair"i de unutmamalı. Eiji Okada ve EmmanueDe Riva, Alain Resnais'nin unhutulmaz filmi "Hiroşima Sevgilim'"de. Şimdiki zamanla, geçmiş arasında Hroşina SevgMm (4 nisan sat) Alain Resnais'nin Marguerite Duras'nm senaryosundan çektiği ilk uzun filmi Hiroshima SevgUim, genellikle Godard'ın Serseri Aşıklar ve Truffaut'nun 400 Darbe'siyle birlikte Yenı Dalga'yı harekete geçiren bellibaşlı Fılmlerden biri olarak kabul edilirse de, aslında sinema tarihinde bir Potemkin ya da bir Yurttaş Kane gibi, bilinen anlatım kalıplannı kınp yenileyerek yeni yollar açmış, biçim ve içeriğiyle son derece etkileyici ve önemli bir basyapıttıro. Bıraşköyküsüyle savaş ve atom bombası karşıtı mesajını kaynaştıran. "Edebiyatla sinemayı, kulakla gözü, görsellikle zihni ve şimdiki zamanla geçmişi benzersiz bir uyuma" ulaştıran Hiroshima Sevgilim, Resnais'ye özgü geriye dönüşler ve zamanla, bellekle dilediğince oynayan bir kurgu çalışmasıyla şimdiye kadar sayısız yazının, tartışmalann. yorumlann ve açıklamalann merkezi olagelmiş. modern sinemanın doruklanna 1959'dan itibaren yerleşmiştir. Hiroshima kentine banş konusunda bir film çevirmek üzere gelmiş. dönüşünden bir gün önce tanıştığı Japon mimann sevgilısı olmuş bir Fransız oyuncunun. yıllar öncesine. Nazi işgali altındaki ülkesinin doğup büyüdüğü Nevers kentinde bir Alman askerine karşı duyduğu trajık aşkı anımsayışı anlatır bu film. Neversle Hiroshima. savaşla atom bombası, şimdiki zamanla geçmiş ve bir kadınla bir erkek ilişkisi arasında paralellikler kuran ve Proust'u çağnştıran bir kayıp zamanın araştırması niteliğine bürünen filmin öyküsü, şimdiki zamanda yaşadığı aşkla geçmişteki trajık aşkını anımsayan, Hiroshima'yla Nevers arasında gidip gelen Fransız oyuncunun (Emmanuelle Riva'nın demek daha doğru olabilir) belleğine dayanıyor bütünüyle. Haber filmleri ve belgesellerle savaşın ürperticilığinı, bu çiftin aşk gecesi görüntüleriyle kaynaştırarak veren Resnais, kısacası kolektif barbarlığın ve savaşın kaçınılmazlığına karşı bireyin kişisel özgürlüğünü ve mutlu olabilme hakkını ileri sürüyor. Bir Fransız kadınıyla bir Japon erkeği arasındaki Hıroshima'daki atom bombası ve savaş karşıtı gösteride başlayan ve zamanla sınırlı aşkm 24 saatine, sevgililerin Hiroshima sokaklannda. restoranlannda. tren istasyonlannda ve otel odalanndaki beraberliklerine ilişkin görüntülerine. yıllar öncesinin Nevers'inin, savaşın, o zamanlar çok genç olan kadının gözleri önünde öldürülen genç Alman askerinin ve onu sevdiği için reva görülen cezalann ürpertici görüntüleri ve anılan kanşıyor. Modern sinemanın kilometre taşlanndan birini oluşturan Hiroshima Sevgilim, kuşkusuz Alain Resnais'nin olduğu kadar, yapımcı Anatole Dauman'ın ve Argos Film'in de dünya sınemasına kazandırmış olduğu en önemli başyapıtlardan biridir. Yıllar sonra seyredildiğinde de aynı tadı ve etkiyi vereceğine kuşku yok. YENİ BAŞLAYANLAR 'Son Savaş' ve 'Yankee Zulu' gösterimde Kültür Senisi- Bugün iki yeni film gösterime giriyor. Bunlardan biri, başrolünde Jean- Claude \ an Damme'ın oynadığı "Son Savaş'", diğeri ise Gray Hofmeyr'in yönettiği "YunkeeZulu". Ünlü yazar Steven E. de Souza'nın "Street Rghter" adlı video oyunundan esinlenerek özgün senar>'osunu yazdığı ve ilk yönetmenltk denemesinı yaptığı "Son Savaş", insanlığın kaderi içın güçlerin ve becerilerin çatışmasını ele alıyor. Filmin konusu kıssaca şöyle: Dünya büyük bir kaosun eşiğindedir. General M. Bison 63 rölyef işçisıni rehin aldığını ve kendısine 72 saat içinde 20 milyar dolar ödenmezse hepsinı öldüreceğinı açıklar. Rehinelerin yeri bılinmediğinden bir kurtarma harekatı düzenlenemez. Işte bu yüzden, Müttefık Mılletler Ordusu Komutanı Albay VMlliam F. Guile ile Ingiliz Istihbarat subayı Cammy'nin bir an önce bu çılgın generalin ultra- modern gizli kalesini bulmalan gerekmektedir. Ancak, basit bir haberden çok daha fazlasını elde etmeyı amaçlayan muhabir Chun- Li Zang devreye girince, bütün pianlar altüst olur. Film Guile, Bison ve emirlerindeki askerlerin karşı karşıya gelmesiyle doruk noktaya ulaşır. Bu, iyınin kötüye karşı savaştığı ve sonucu özgür dünyanın kadennı belirleyecek olan bir savaştır. Gelmiş geçmiş en popüler elektronik oyun olan "StreetFıghter"m tüm kahramanlarının yer aldığı film, "4« Saat", "Die HanT, "Die Hard 2", "The Running Man", "Commando" ve "Taş DevrTgibı filmlerin başanlı senaristi de Souza'nın kalemiyle, günümüzde bile her an yaşanabilecek bir gerçekliğin gerçeküstü göriintüsüne dönüşüyor. Gray Hofmeyr'in yönettiği, başrollerini John Matshikiza ve Terri Treas'ın paylaştığı "Yankee Zulu"da uzun zaman önce apartheid (ırk aynmı) ile parçalanmış Güney Afrika'nın ıssız bir bölgesinde Zulu Rakabela adiı bir zencı çocukla Rhino Labuschagne adlı bir beyaz çocuk arasında kurulan dostluk anlatılıyor. Bir gün Rovvena adlı 10 yaşındaki kötü bir kız yüzünden Zulu, kafasının üzerinde bir tenekeyle kendini Rhino'nun tüfeğının önünde bulur. Kendıni aşağılanmış olarak gören Zulu ile Rhino'nun arası açılır. 25 yıl sonra sokaklann adamı Zulu. Amerika'dan kendi ülkesıne çalıntı bir araba olayı yüzünden geri gönderilir. Öykü bundan sonra canlantr. 500 bin dolarlık bir pıyango bileti, Zulu ile Rhino'yu yıllar sonra bir araya getirir. Girdikleri macera sırasında aralanndaki anlaşmazlığı da gözden geçirecek kadar vakitleri olur. Artık uzlaşma mümkündür. Senarist Leon Schuster, bu fılmde, yeni Güney Afrika'daki yaşamın absürd yanını ele alıyor. "YapOğım her işte hiciv buhınur" diyor Schuster. "Denizaşın ülkelerde Afrika'dan gelen bir komediye elbette yer >w. Uluslararası seyirci için Afrika'nın sonsuz gibi görünen büyüklüğü, coğrafi konunıu ve hayvanlar çok heyecan vcrici. Johannesburg'ta uluslararası bir film çevirip bunun Los Angeles'ta çekildiğini iddia etmenin hiç yeri yok. Bence insan, elindeki en güçlü kartlan oynamah, sanınm doğa bizim en kuvvetli kartnnız." 3 lisan pazartea Seçeneği hayli bol bu günün benim için önde gelen filmi, geçen yıl Can- nes'da Altın Kamera'yla ödüllendinlen, genç Fransız yönetmen Pascale Fer- ran'ın bir 'ilk fibn'den beklenmeyecek olgunluk ve ustalık taşıyan "Petits Ar- rangements avec les Morts-Olülerle Kü- çük Anlaşmalar"ı. Satyajit Ray'ın efsanevi ününü başla- tan, 1956 Cannes Festivali'nde jüri özel ödülünü kazanan ilk fılmi "Pather Panc- hali- Yol Ağıdr,geçen yıl ölen tanınmış tngiliz sinema adamı Lindsay Ander- son'un, belki de en olgun ve ustalıklı ese- ri "O Lucky Man - Ah Şansh Adam" ve günümüz Ispanyol sinemasının haşan, afacan. duygusal ve yumuşak çocuğu Pedro Amıodovar'ın ilk dönem filmle- rinden "Pepi, Luci, Bom ve Diger Kızlar" ve uluslararası arenada. dikkatleri çekti- ği "Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadın- lar"da günün yabana atılmayacak öteki filmlerini oluşturuyor. Kuşkusuz vaktiy- le ltalya'da çok ses getirmiş, cüretli ve çarpıcı bir 'siyasal çıglık' niteliğindeki INanni Vioretti filmi "Palombella Rossa -KızılGüvercin" ve Veşim listaoğlu'nun merakla beklenen "lz"i de tavsiye edi- lir. 4nsansab Günün temel klasiği kuşkusuz "Hiro- şüna Sevgüim." Festivalin Ustalara Say- gı bölümünün ağır toplanndan Ettore Scola'nın ilk filmlerinden, Ugo Tognaz- zı'li matrak "Komiser Pepe", kışkırtıcı mizahıyla günümüze neşe katabilır. Geç- miş yıllarda görmemiş sinemaseverlere kesinlikle öğütlenebiİecek nitelikteki, unutulmaz müziği ve Marcello Mastro- ianni'siyle Theo Angelopoulos'un "An- a"sının yanı sıra, yeni bir ttalyan yönet- meninin, Alessandro D'Alatri'nin 'ro- mantik ve mara/i' ilk filmi "Senza Pelie - Derisiz"i de günün bir başka keşfe ve seyre değer filmi sayılabilir. Bu fılmde aşkını mektuplara döken marazi genç ro- lündeki Amerikan asıllı aktöre (Kim Rossi Stuart) de dikkat! Aynca konusu bakımından bizi ilgilendiren, 1930'lann Gürcistan-Batum'unda görevli bir Türk konsolosun öyküsünü anlatan, lspanyol yapımı "Karşıdakiler'' de günün ilginç filmlerinden biri. 5 nisan çarşamba Günümüzün sistem dışı çalışan. ba- ğımsız yönetmenlerine örnek gösterile- cek ustası Robcrt Altman'ın adını duy- mayan kalmadı artık. En son, moda dün- yasını didikleyen. kalabalık oyuncu kad- rosuna sahip, Karl Lagerfeld'in uykula- nnı kaçırtan (bu modacının gırişimleny- le filmin Almanya'da göstenminin ya- saklanması geçen haftanın flaş haberle- rinden biriydi) fılmi "Pret-A-Porter-Ha- zır Gryim"le gündeme gelen Altman'ın 20 yıl önce ABD'nın 200. kuruluş yılı nedeniyle çektiği, efsanevi "NashvilJe"i kesinlikle bu günün fılmi etiketini hak ediyor. 1975'te Nevv Yorklu eleştırmenlenn en iyi film ve yönetmen ödüllerini top- lamış, yönetmenin tipik Altmanvan, iro- nik ve etkileyici bir kolaj yapısında kur- duğu "NashviUe"de, country müziğin başkenti olan Nashville - Tennessee'de- ki rock starlanndan gospel şarkıcılanna, groupielere kadar uzatılabilecek 24 kışi- nin bir hafta sonunu anlarırken. müzık çevrelerinden, çağdaş ABD toplumuna kadar çeşitli kişisel eleştiri, gözlem ve saptamalannı boca ediyor bol tarafından Altman usta. Amerikan rüyasmın müzi- kal sahne arkasına kamerasını çeviren Altman'ın, sonradan gelenekselleştire- - ceği üzere, Keith Carradine, Geraldine Chapön. Shelly Duvall, Karen Black. Lfly Tomlin, Ned Beatty, Jeff Gotdblum. Sco- ot Glenn. Barbara Harris, Christina Ra- ines, Bert Remsen'in başı çektiği kalaba- lık bir oyuncu kadrosunun da göz aldığı "NashviDe", beylik deyişle günün bizce es geçılmeyecek filmi kesinkes. Günün seyredeğer, öteki ilginç filmlerini de De- ad Can Dance grubunun, Istanbul-Tür- kiye'den de geçtiklen. benzersiz konser fılmi "Toward the wrthin" (bu filmi iz- leyenler şarkıcı Lisa Gerrard'la Bren- den Perry'nin seslerini uzun süre unuta- mayacaklar, eminim), Alman Jan Schüt- te'nin sımsıcak duyarlıklı, trajikomik göçmen serüveni çeşitlemesi "Aufm- edersehen Amerika - Hoşçakal Ameri- ka" ve Derej Jarman'ın 'punk üzerine kolaj bir film' olarak tanımladığı, cüm- büşlü, erken dönem filmlennden "Jubi- lee - Kutiama" oluşturuyor bizce. Bağımsız Amerikan sinemasının, ken- dine özgü isimlerinden, geçen yıl tadı tu- zu yerinde, farklı lezzetler sunan "Çor- bada"sıyla festivalimize çeşni katmış yö- netmen AIexandre Rockvveirin yine ye- teneklerini sergilediği "SomebodytoLo- ve - Sevecek Biri", şahsen benim bugün tercih edeceğim ilk film olacak. "La Piu Bella Serata DeDa Mia Vha - Yaşamımın En Güzel Akşamı" da benim gibi ttalyan sineması ve güldürüsüne tutkun olanlan hoşnut bırakabilecek, eski bir EttoreSco- la filmi. Festivalimizin uluslararası yanşma bö- lümünün seçicileri kuruluna başkanlık edecek, ünlü Japon sinemacısı Nagisa Os- hima'nın yıllar önce ülkemiz sinemala- nnda seyrettiğimiz David Bovrie'li, Ryu- ichi Sakamooto'lu (Japonya'nın David Bovviesi sayılabilecek, ünlü bir besteci ve müzisyen), savaşın kıyıcılığına, acıma- sızlığına, disiplin ve onur, şeref kavram- lanna ilişkin okkalı ve etkileyici fılmi "Mutlu NoeDer Bay Lawrence"i de (me- raklısı bu filmin ikinci bir adının da "Fur- yo" olduğunu bilir) seyredememiş sine- maseverlere tavsiye olunur. IŞIK VE YELPAZI ATİLLA BİRKİYE İstanbul'u Seviyoruz, Festivalleri Seviyoruz... İstanbul, "dünya kültür başkenti"rim en büyük adaylarından biridir. Doğu ile Batı arasında, hem coğrafi olarak hem de kültürel olarak bir köprüdür. istanbul öyle bir kenttir ki, en büyük dünya impara- toriuklanna başkenttik etmiş; uğruna bir tarih yazıl- mıştır. Kültürel zenginliği, her ne kadar talan edilse de hâlâ bitmemiştir; bitmez. İstanbul öyle bir kenttir ki, Boğaz, göğsündeki bir görkem nişanıdır. İstanbul öyle bir kenttir ki, yedi te- pelidir ve Nâzım'ın gökyüzüne bu tepelerden bak- tığında yukandan bulutlar "Piraye, Piraye" diye ge- çer. Yahya Kemal'ın ayak izleri hâlâ Bebek'teki yol kenarındadır; Âşiyan'da Tevfik Rkret'in dizeleri ya- maçtan ağaçlann arasından denize doğru dökülür; Tanpınar'ın o gizemli betimlemeleri her bir köşede saklıdır... istanbul öyle bir kenttir ki, talana ve yalana karşı hâlâ direnmektedir. İstanbul güzellikler kentidir ve festivaller, Istanbul'a en yakışanösr... İşte bir yıl göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Yine bir bahar geldi, havalar hafiften ısınmaya yüz tuttu, güneş kışın karamsarlığını giderircesine yükselme- ye başladı. Ve bir festival mevsimi daha başladı. Ka- sım ayına kadar sürecek olan bir kültür rüzgân, Ulus- lararası İstanbul Film Festivali ile esmeye başladı: Ar- dından tiyatro, müzik, caz festivalleri ve sanat biena- lin geleceği, sonunda da TÜYAP Kitap Fuan'yla di- necek olan bir kültür rüzgân. Gönül ister ki, bu festivaller, böylesine uluslarara- sı kültür etkinlikleri tüm bir yıl boyuncasürsün. Doğ- rusu, Istanbul'a yakışan da budur. Nasıl ki, İstanbul aşk kentidir, nasıl kı İstanbul kültür kentidir, nasıl ki İstanbul hep bir "başkent"tir; öylese bunu bir yıla ya- yarak Istanbul'un güzelliğine güzellik katmak gere- kir. Yine bahar geldi, Istiklâl Caddesi yine koşuşma- lara tanık. Gerçi bu yıl yüreğimizde acı var, Onat'sız bir festival yaşayacağız, ama onun sözleri hep kü- laklanmızda olacak: "Sinema bir şenliktir." Açıltşta, kapantşta, bir basın toplantısında, kahve içerken, sinema çıkışı bir yerlerde bir duble bir şey içerken, yolda iki matine arası koşuştururken gözle- rimiz hep onu arayacak. Festivalin onuncu yılı için yazdığı "Büyülü Fener" yazısında şöyle diyor: "On yıldır her erken baharia birlikte adeta bir kış uykusundan uyanıyor bu kent. Canlanıyor, güzelle- şiyor, gülümsüyor. "Kent kıpırdıyor. "... Şenliğın yapıldığı mart ve nisan günlerinde çi- çeklenen dailar, yeşeren ağaçlaria birlikte kentin iki yakasında da birgençlik rüzgân esiyor; coşkulu, tut- kulu, sevinçli bir hava salonlann dışına taşarak her yanı kaplıyordu." Yeni bir "fîlm festivali" başladı; dünya sinemasının en güzel örneklenni görme şansımız ayağımıza ka- dar geldi. Kimi Istanbullu, birinden ötekine koşacak, kimisi bir iki filme gidecek, kimisi cüzdanına göre ayarlayacak, kimisi zamanına göre ayaıiayacak ve böylece çoğumuz, o genç tutkulu rüzgâra kapılıp on beş gün boyunca yedinci sanattan konuşacagız. Bir- birimize, gördüğümüz filmleri anlatacağız, çayımız, kahvemizi yudumlarken. Hal Hartiey'in, Paul Cox'un, Almodovar'ın, Sco- la'nın filmlerinden söz edeceğiz; Mikhalkov'dan, Nanni Moretti'den. Derek Jarman'dan konuşup duracağız, ilk defa izlediğimiz bir yönetmenin fılmi- ni muştulayacağız, defalarca izlediğimiz Olivier'in Hamlet'lni, Korkunç Ivan'ı, Hiroşima Sevgilim'i bir kez daha anlatacağız. Belkı de bir kez daha "Umufu görmeye gideceğiz. iki hafta içimizi gençlik rüzgânnın sevinci kaplaya- cak. Her şeye karşın, Istiklâl Caddesi'nde bir kez da- ha, ama bu kez yüksek sesle haykıracağız, mesela bir 18.30 çıkışında: "Biz İstanbul'u seviyoruz, biz festivalleri seviyoruz." İki hafta boyunca çağdaş sanatın estetik rüzgân- nı göğsümüze dolduracağız. Daha da gençleşece- ğiz, daha da onanlacağız. Istanbul'a ve festivali ko- taran herkese bir kez daha teşekkür edeceğiz. 'Ahırkapıda kk Tango' • Haber Merkezi-llki "Ahırkapı'da tlk Tango" adıyla geçen pazar akşamı Armada Otel'de başlatılan "Tangolu Pazarlar"da Ümittris. partneri Seval Ugur ile değişik tango türlerinden örnekler sergiliyor. Açılış danslanndan sonra dileyen herkesin katılabildiği "Tangolu Pazarlar"ın amacının etkinliklerinı genışleterek daha çok kışiye ulaşmak olduğu belirtiliyor. MESAM'da ameliyat günü' • Kültür Servisi - MES AM (Türkiye Musiki Eserleri Sahipleri Meslek Birliği), CISAC'ın hukuk komitesi için Istanbul'da düzenlenecek kongre öncesinde bir toplantı düzenliyor. Toplantı yann saat 13.00'te Levent Spor Yazarlan Tesisleri Salonu'nda gerçekleştırilecek. 1995 yılının ilk toplantısında; Avrupa Birliği'ne ilk adım olan Gümrük Birliği Anlaşması'ndan sonra 'fikir ve sanat eserleri yasa tasansf ndaki son durum, RTÜK ile ilişkiler ve son gelişmeler gözden geçirilecek. Baykam'ın afişi tanıtıldı • NEW YORK (AA) - Amerika'da 20 nısanda başlayacak olan Houston Türk Festivali'nin Bedn Baykam tarafından hazırlanan afişi. Houston'da düzenlenen bir törenle kamuoyuna tanıtıldı. Baykam'ın hazırladığı ve özellikle estetik değeri açısından Türkiye'de çeşitli eleştirilere hedef olan afiş, Türkiye'nin geçmişle gelecek, eski ile modern arasında bir köprü olduğu gerçeğini vurguluyor. Modern ve yüksek binalar üzerinde dalgalanan Türk bayrağı ile bunlan dinsel inançlanmızı temsil eden camiye bağlayan bir köprü motifi bulunan afişte, halk mizahının temsilcileri olan Karagöz ve Hacivat figürleri ve Kütahya çinileri yer alıyor. Festivalin açılışına Başbakan Çiller'in de katılması bekleniyor. İMZA GÜNÜ ATAOL BEHRAMOĞLU NECATİ GÜNGÖR BARLAS ÖZARIKÇA HÜSEYİN KIVANÇ Tarih: 1 Nisan 1995 Yer: Kdz. Ereğli Kitap Fuarı Kültür Şenliği Saat. 12.00-19.00
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog