Bugünden 1930'a 5,439,171 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 25 MART 1995 CUMARTESİ OLAYLAR VE GORUŞLER Yurt sevgisi Yurt sevgisi asla modası geçmiş bir duygu olmayıp ^oııttaşlılc^îlincrgeliştilcçe pekişecek, güçlenecek la, o beğenmediğimiz ülkeye, insanla- a^şe^ mahalleye» sineklLiasaha^ka=L gerçek anlamını bulacaktır. Bugün beğenmediğimiz, kınadığımız tüm bozukluklar ve yozluklarsa, bilinçli yurttaşlann el ele vermesi ve ülkeye sahip çıkmasıyla çözümlenecektir. Prof.Dr.TÜRKÂNSAYLAN Çağdaş Yaşamı Destekleme Demeği Genel Başkanı Y abancı ülkelere bir sü- nünü yaşa, yararlan bütün olanaklar- re için giden ya da oralarda sürekli yaşa- yan bildiklerden çok kez duymuşuzdur: "Vallahi künseye Türk olduğumu belli etmiyorum, hatta Türkleıie görüşraemeye özen gösteri- yorum. Adanılar beni de onlar gibi sa- nıp küçnmseyecekler diye çekiniyo- rum." Beni çok düşündürmüştür bu yo- rum ve tutum; bu yargıya varmalan içın pek çok olumsuzluklar yaşadıkla- nnı hiç gözardı etmeden... Herhangi bir nedenle, çoğunlukla da mesleksel bir toplantı için gıttiğım bir yabancı ülkenin rahat otel odasın- da ya da kalabalık bir caddesinde, dünyam kaybolmuş duygusu içinde bulurum hep kendimi. Burada ne anyorum, ne kadar kala- cağım; ne zaman evime, sokağıma, çevTeme, işime döneceğim? Kafama dolan bu sorulardan kurtulmam kolay olmaz. Sonra kendimi azarlarım: "Bırak bu çocnkluklan, sağı solu gör, algıla çevrendeki güzelhkleri, uygariığı; gü- dan." Bu uyandan sonra başlanm göz- lemlerime: "Ne gûzel bir cadde, ne kadar düzenli, ağaçk, tertemiz" ve he- men ardından ikinci cümle: "Neden benim ûlkem böyle değü, neden bizim insanlannuz çamur ve çukuriara, be- tonlara, pisliklere mahkûm. Nasd dü- zelir bütün bunlar?" Biraz sonra banyoya girerim. Her şey öylesine sade ve öylesine işlev- seldir ki. Basar basmaz sifon çalışır, sular akar, lambalar yanar, yatak pınl pınldır, oda rutubet kokmaz, gelişigü- zellik yerine özen vardır her köşede, her duvarda. Yine bütün bunlann keyfine var- mak varken bir düşünce alır beni: "Adamlar bu dûzeni nasıl kurup sür- düriiyoriar. neden bizde her zaman bir şevler aksı>or? Bunlan nasıl düzet- tiriz. Ömeğin sifonlann bozulmaması için ne yapmahvız, kusur acaba sifon- da mı, yoksa kuDananda mı?" Bu so- rulann kafama kanncalar gibi üşüş- mesini bunca yıldır önleyemedim. îşte bu nedenle de her dış gezim geri dönüş hesaplanyla, gün saymak- zıkçı manava, özgürce ayaklarımı uzatacağım ve su kesilmelerini hesap- layacağım evime dönüş hayalleriyle başlar ve sürer. İçinde yaşarkense, bütün olumsuz- luklann, solunamayan havanm, kilit- lenen trafiğin, çılgın sürücülerin, kuyrukların, sizi durup dururken azarlayan kamu görevlilerinin, bir tür- lü yetiştiremediğiniz maaşınızın, ci- yak ciyak bağıran satıcının, komşula- nn kapınızm önüne bıraktığı ve de kedilerin sabaha dek paramparça edip dağıttığı çöp torbalannın, kavgalann, cinayetlerin. tükürenlerin, sigara tab- lasını arabanın penceresinden sokağa boşaltanların gününüzü gecenizi iş- kenceye döndürdüğü, yadsınamaz ve görmezden gelinemez bir gerçektir. Buna karşm sislerin ardından panl- dayan güneşin altında kentinizin, her türlü yozlaştınlmaya karşın bütün gü- zelliğiyle belvrivermesi, gökyüzünde bütün saflığıyla yeni ayın boy göster- mesi, bütün çirkinlikleri pembeliğiyle örtüp insanm yüreğini her seferinde hoplatan gizemli günbatımının bir kö- şeden önümüze çıkıvermesi, her şey- den habersiz ciyaklayarak konup kal- kan martılar, cami avlusunda sevap yapmak için dan atanlar, danlara üşü- şen güvercinler, rengârenk manav tez- gâhlan, şıkır şıkır balıkçı tablalan ve insanlar... Kahveleri dolduran, minibüslere, otobüslere tıkışan; ter, parfûm ya da hacıyağı kokan; okullan, konser sa- lonlannı, sinemaları dolduran; balık istifi çatanalarla karşıdan karşıya ge- çen, meydanlarda satılık koyunlar gi- bi iş bekleşen, fabrikalara, hastanele- re koşan, çöpleri toplayan, köyde ker- piç evlerin gölgesinde çakı atan, bilye oynayan, kapılann önünde yün eğiren binbir çeşit insanımız... Hepsi hepsi bizim bir parçamız ol- muşlardır. Onlarla toprağı, suyu, ha- vayı, tüm güzellikleri, acılan, yokluk- lan, sınıflan, araçlan, ekmeği, kaza- lan, hastane ve hapishane koğuşlan- nı, ne çok şeyi paylaşmışızdn", nasıl da bütünleşmişizdir... Birçok ülkede çeşitli kesimlerin sı- nırlan belirlenmişken, kimse kimsey- le gerekmedikçe ilgılenmezken, doğal ya da yapay bir kast düzeni olmuşken, bu ülkede, bu coğrafyada yoktur bu. Her şeyi iç içe geçmiştir; dolaşmış bir yün yumağı gibidir adeta. Yıllar önce bir Ingiliz dostum ya- nımdayken hasta muayene etmiş, son- ra da uzun uzun konuşmuştum. Dostum nedenini sorduğunda "Hasta çok yoksulmuş, kendisine bir iş bulmamı istedi, ben de ona yol gös- tenünT dedığımde, uzun uzun düşü- nüp. "Ben bunca yıilık hekimim, memleketimde benden iş isteyen bir hastam olmadı" diye şaşkınlığını be- lirtmişti. Doktorlann hastalanna iş bulduğu, avukatlann kasaptan et alırken hu- kuksal danışmanlık yaptığı, mühen- dislerin komşulanna kaçak kat projesi çiziverdiği, eski gecekonducuların, yenileri ev yaparken erketeye yattığı, telsizlerle kopya çekildiği, kırmızı ışıkta duranlann sıkhkla küfür (ara sı- ra da dayak) yediği, medyumlann, falcılann, yağmur duasına belbağla- yabilenlerin kolgezdiği bir çelişkiler ûlkesi burası... Bütün bunlarla iç içe yaşamalc, aynı coğrafyarun yazgısını paylaşmak, bir- likte gülmek, ağlamak, kızmak, kavga etmek, sevinmek, yerinmek; var oldu- ğunun, insan olduğunun. kökünün, geçmişinin ve de geleceğinin burada, bu topraklann üstünde ve altında bu- Iunduğunun ayırdına ve bilincine var- mak, böylece o kaybolmuşluk duygu- sundan kurtulmak ne güzel, ne an- lamlı. lnsanın, bedeli ne olursa olsun bir ülkeye, bir yurda, bir vatana ait oldu- ğunu duyumsaması; insanıyla, topra- ğıyla, zorluklan ve güzellikleriyle öz- deşleşmesi, bütünleşmesi, bu nedenle de ona sahip çıkmayı. onu sakınmayı kendi sorumluluğu olarak algılamas», benim için, işte böylesine değerli ve vazgeçilemez bir yaşam biçimi, belki de mutluluğumun ve direncimin te- meli. Olkesinden, insanından utanan ya da onu uygar (uygar olduğu kadar da ikiyüzlü) ülkelere şikâyet etmeyi yeğ- leyenler bu duygulanmı çocukça bu- lacaklardır kuşkusuz, ancak pek çok kişinin, belki de ayırdında bile olma- dan benimkine benzer duygular yaşa- dığından kuşkum yok. Yurt sevgisi asla modası geçmiş bir duygu olmayıp yurttaşlık bilinci ge- liştikçe pekişecek, güçlenecek ve ger- çek anlamını bulacaktır. Bugün beğenmediğimiz, kınadığı- mız tüm bozukluklar ve yozluklarsa, bilinçli yurttaşlann el ele vermesi ve ülkeye sahip çıkmasıyla çözümlene- cektir. Beko Ülkeler Topluluğu (Şimdilik) KKTC Özbekistan Benin Israil Ürdün Cezayir Gabon Bugün dOnyanın dört bir yanındaki ülkelerde, teievizyondan buzdotabına, çamaşır makinesinden fırına ve elektrikli süpürgeye kadar Beko ûrünleri satılryor. Bu ulkelerdeki milyonlarca insan Beko'nun üstün teknolojisinden ve dünya çapindaki kalitesinden yararlanıyor. Ve bu ülkelerle bu insanlar, bugün dünyada büyük ve ayrıcalıklı bir topluluk oluşfuruyor.- Beko Ülkeler Topluluğu! Zimbabve Bir dünya markası BEKO (TÜRKİYE) Tel: (0212) 252 49 00 Faks:(0212)243 31 34 BEKO (İNGİLTERE) Tel: 44.923.81 81 21 Faks: 44.923.81 96 52 BEKO (FRANSA) Tel: 33.1.44 51 08 80 Faks: 33.1.42 66 23 07 BEKO (ALMANYA) Tel: 49 .6102.71 820 Faks: 49 .6102.80 09 30 BEKO (RUSYA) Tel: 70.95.258 50 41 Faks: 70.95.258 50 48-49 TARTIŞMA Okul öncesi eğitim • nsan ve toplum I hayatında eğitimin önemi tartışılmaz. Bu eğitimı çağdaş ve bilimsel bir biçimde yürüten toplumlar ise uygarhk ve gelişmışlik düzeyi ile öbür toplumlann önünde yol almaktadırlar. Bu yazımda, başhktan da anlaşılacağı gibi okul- öncesi eğitimin önemine değineceğim.YıHar önce Almanya'nın Dortmund kentinde bulunan 4-5 yaşlanndaki bir çocuk ile ilgılı haber, beni oldukça eticilemişti. Komşulannın ihban sonucu polisin bulduğu, alkolik anne ve babanın yeterince ilgilenmediği bu çocukla, evin iri köpeği ilgilenmekte ve oynamaktaymış. Çocuk da, bir köpek gibi yürümekte, yemekte ve oynamaktaymış. Çocukla, Almanya'nın en popüler çocuk psikologlan ve eğitimcileri ilgilenmiş. Ama vanlan sonuç hayal kınklığı olmuş! Demek ki çocukluktaki bir dönem, hayatın en önemli evrelerinden birisidir ve bu evrelerde yapılacaklar hayatı yönlendirecektir. Birçok ünlü eğitimci, 0-6 yaş arasına 'Altın Yıllar' demektedir. 0-8 yaş arasında zihinsel gelişimin yüzde 80'inin tamamlandığı bilimsel olarak saptanmıştır. Antropologlar, küçük yaşlarda anne ve baba sevgisinden yoksun kalan çocuklann, beyinlerindeki şiddet merkezinin çok gelıştiğini kanıtlamışlardır. Bu önemli gerçekleri fark eden atalanmız da "Çoculduk hayatın anasıdır", "Bir insan, yedisinde ne ise yetmişinde de odur", "Armut dibine düser" gibi birçok özdeyişle bu gerçeği açıkça ifade etmişlerdir. Insanoğlu, bu gerçeği görmüş, ama çağdaş ve bilimsel yöntemleTİe okul- öncesi eğitimi gerçekleştirmesi yüzyıllar almıştır. Halen araştıiTnalar yoğıûı bir biçimde sürmektedir. Amerikalılar, anne karnuıdaki bebeğe yönelık eğitim deneyleri sürdürmekte, Ruslar, su içerisinde doğum olayını gerçekleştirip, yeni doğan bebeklerle su içinde deneyler yapmaktadırlar. Ülkemizde ise bu alanda yeterli araştırma ve deneylerin yapıldığını söylemek oldukça zordur. Başka birçok alanda olduğu gibi, bu alanda da faaliyetler, bilimsel olmayan yöntemlerle, büyüklerden görüldüp gibi geleneksel yollarla, kör-topal yürütülmektedir.. Değerli büyükler, ne olur, çocuklanmıza daha çok önem verelim, onlan bu konuda uzman kişi ve kurumlara teslim edelim. Onlan kundaklamayalım, onlan korkutup engellemeyelim, soru sormaya, kurcalamaya, hatta kırmaya teşvik edelim ve onlan dövmeyelim... Türkkan Gülyurdu Edremit Lisesi Fizik Öğretmeni PENCERE Plevne!••• Kaç günden beri telefon üstüne telefon!.. Okurlar ve dostlar soruyorlar: - Yazacak mıstri?7. - Neyi?.. - Plevne'yi.. Önce atlatıyordum: - j - Yazacağım.. - Düşünüyorum.. ' - Yazanm.. > Ama gün geçtikçe iş sorguya dönüştü: ; - Yazmadın.. . . , - Herkes yazdı.. - Neden yazmıyorsun?.. Sonunda arkadaşımız Deniz Som da dün yazdı: Plevne neymiş, Tans Hanım nasıl çam devinmiş!.. Çam devirse neyse.. Başbakan, yüzyıllık kocaman çınan bir vuruşta devirdi. Yazmalı mı?.. • llk günden içimde bir tepki oluştu. Kaç yıldan beri şu işin içindeyim, politikacılar gün geçtikçe sığlaşarak bizi arkalarından sürüklüyorlar. Işimiz gücümüz ne?.. O ne demiş, bu ne demiş?.. Doğru mu demiş, yanlış mı demiş, cahillik mi etmiş?.. Ya- lanı ne, doğrusu ne?.. Bir kanşlık havuz suyunda yüzmek için debelenir mi însan?.. Tansu Hanım Kuzey Irak'a yönelik temizlik harekâtından Gazi Osman Paşa'nın Plevne savunmasına gönderme mi yapmış?.. Al başına belayı!.. - ' Deniz Som yazısına şöyle giriyor: "Başbakan Tansu Çiller, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kuzey Irak'ta başlattığı operasyonu Plevne'den sonra en büyük kara harekâtı olarak tanımlayıp, bir kez da- ha 'gaf tarihi'ne geçti." Doğru ve güzel ama, Deniz Som ve öteki meS- lektaşlarımın suçu ne?.. Biz ne günah işledik de saçma sapan lafları düzeltme görevine atandık?.. fansu Hanım ünlü '93 Harbi'nin Plevne savun- masmı Kuzey Irak'taki temizlik harekâtıyla eşde- ğerli sayınca "pes" deyip kendimce bir karar ai- mıştım; "Nasıl olsa herkes yazar, ben hiç değin- meyeyim" demiştim... Olmadı.. Kendi kendime verdiğim sözü tutamadım, çünkü çevre baskısı sürüyor; herkes burnundan soluyor: - Şunun dersini versene!.. - Yazsana!.. • Neyazaytm?.. ! Tans Hanım'ın suçu yok!.. Bizim toplum bir süre- den beri Istiklal Harbini ya da Plevne'yi bilen baş- bakan aramıyor; dış kredi çevrelerinden borç ala- bilecek "medyatik bir politikacı" peşindeyiz; tarih- sel bilinçten yoksun bir kişinin, dünyanın neresinde olursa olsun, ülkesini yönetemeyeceği gerçeğini çoktan unuttuk. Başbakan dediğin az buçuk bütçe dengesi, transfer harcamaları, cari işlemler açığı, borç servisi, döviz kurlan üzerine laf söyleyebıliyor- sayeterdeartar... j Bir açıkgöz dostum var, diyor ki: - Abi, Istanbul Borsası'nda cin gibi ayakçı takımı var, bunlardan birini başa geçirsen, vallahi bu memleketi hepsinden iyi idare eder... Acıyorum köşe yazarianna, kırk yıldan beri de- mokrasi ve özgürlükler üzerine nefes tüketiyoriar. Ya ekonomi yazarları?.. On yıldan beri indi çıktı üzerine enflasyonla uğraşıyorlar. Allahın günü o politikacı, bu politikacı saçmalıyor; bu saçmalıklan düzeltmek için uğraşmak insanı bunaltmaz mı?.. Tans Hanım ne demiş?.. Ne derse desin... Plevne mi demiş?.. İyi etmiş.. Ha diline bereket.. Ağzına layık.. aj^«l;IIUılılJ:lCT».T • Memed evine dön! Kuzey Irak'a bir nafile sefer daha... Gerekçeler hep aynı... 1992 güzünde de 20 bin asker gönderilip, "temizlik" yapılmış, "artık oradan tehlike gelmeyeceği" ilan edilmiştı. Operasyonun mağduru siviller... Masraf nereden çıkarılacak. Asıl hedef Kerkük petrolleri mi? • Ülkücü polls ocaklan Eski polis şefleri Emniyet'in durumunu SÖZ'e anlattı. • Halk Newroz'u, devlet Nevruz'u kutladı Ragıp Zarakolu'nun Diyarbakır Newroz ızlenimtari... Sibel ûzbudun çalınan bayramlann tarihçesini yazdı. • BSP'den Kürt konferansı • Koç-Musiad ittHakı yenildi Konfeksiyon ihracatçıları Birliği'nde kıran kırana... • Grup Yorum: Sol anahtariı sanat treni Korkut Boratav, Gençay Gürsoy, Teslim Töre, Metin Çulhaoğlu, Metin Ustündağ, Cezmi Ersöz, Ragıp Duran, Necmiye Alpay, Muhsin Kızılkaya, Yiğit Tuncay, Tanıl Bora, ilhamı Aras, Mustafa İzberk ve Orhan Kahyaoğlu SÖZ'de yazdı Her cumartesi bayilerde SOSUİSTİKTİMIMHİSİ 1.WY0KKMKH MIUIIU*6MIâl ujarıihoo «ATO Q 2 İ B DMffll 8A1OTO MALTIPI İISAİ14 KOZAN1. ASLtYE HUKÜK MAHKEMESİ Sayı: 1994/231 Davacı Maliye Hazinesi vekili tarafından davalılar Kozan ilçesı Gedikli köyünden Durmuş oğlu Hacı Kılıç ve Durmuş kızı Suna KJIIÇ ve arkadaşlan aleyhine açılan Kozan ilçesi Oruçlu köyü 148 parselin mıktar fazlasının iptalı ile Hazine adına tapuya tescili davasında davalılar Suna ve Hacı Kılıç'a tebhgat yapılamamış olup, adresleri de tespıt edilemedığinde ılanentebligat yapümasınakarar verilmiştir. Davalılar Hacı Kılıç ve Suna Kılıç'ın duruşma günü olan 5.4 1995 günü saat9. OO'da delilleri ile birlikte Kozan Aslıye 1. Hukuk Mahkemesi duruşma salonunda hazır bulunmalan veya kendilenni bir vekılle temsıl ettirmeleri, aksi halde duruşmanın yokluklannda devam edip karar venleceğı hususu ilanen tebliğ olunur. Basın: 12220 '<
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog