Bugünden 1930'a 5,438,457 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

25 MART1995 CUMARTESİ CUMHURİYET SAYFA KULTUR 15 Bıılutlar geçiyor: Piraye, Piraye, diye... . Çağımmn en büyûk aşklanndan biridir Nâzım Ue Piraye'in aşkL ATİLLABİRidYE Çağımızın en büyük aşklanndan biridir Nâzun ile Piraye'in aşkı. Büyük bir mutluluğun, sevincin, birbirini anlamanın şarkısı- dır. Nâzım tutkunun sesi, •Piraye bağlılığın şiandır. Böylesine ilişkiler, par- maİda göstenlecek kadar azdır yeryüzünde. Üstelık birlikteliğin büyük bir bö- lümü Nâzım'ın içerde ol- masından dolayı aynhktır. Büyük bir aynlık, Ama bu ayrılık aslında büyük bir âşkın da adı olmuş, Nâ- zım'ın dizelerinde dile gel- miştir... Piraye, Nâzım'ın "ela gözlü" Piraye'si. Bir deha- nın esin kaynağı olmuş bır kadın. Gerçek bir kadın. Bir dünya şairinin yüzlerce sayfa şiir yazdığı sevdalı- sı... Piraye'nin yaşamıyla il- gili pek bir şey yazılma- mıştır (kuşkusuz yazılma- sıru istememıştır) yanlızca Nâzım'ın eşi olarak geçer. Bir iki kaynakta, bir iki kü- çük bilgi yer alır. Ne var ki Nâzım'ın yaz- dıklanna baktığımızda Pi- raye'nin sıradan bir eş ol- madığı ortadadır. Şairin esin kaynağı olduğu kadar, yaşam yoldaşı, yol gösteri- cisi de olmuştur çoğu za- man. Yalnızca varlığı bile, şaire içerde büyük bir ümit vermiştır. ("Seni düşünür- ken gençleşiyorum.") Nâzım'ın Pıraye'ye yaz- dığı mektuplar, bunun en güzel göstergesidir. Nâ- zım, Memet Fuat'a yazdığı mektuplarda annesi Pira- ye'ye ilişkin düşüncelenni şöyle dile getinr: "Anneni tanıyıncaya ka- dar. muhteva meselesinde bir bakuna sekterdim. Me- sela, insanlar arasındaki sevda münasebetterini yaz- madım. Anneni tamdıktan sonra onun yaraocı tesiriy- le bundan da kurtuldum. Bir sevda şiirini, ama sahici bir sevda şiirini, bir kavga şiiri kadar seviyor ve sayı- yorum." "Benden uzak, fakat yer- yüzünün en akıllı ve en bü- yük kadınına yakın yaşa- dın. Beni adam eden, beni insan eden kadının tesiri yaratKKÜr." "Anana söyle sana yar- dım etsİD, onun zevkine yüzde yüz güvenebilirsin. Şahsen ben en büyük yol gösterici münekkidim ola- rak onu tanırım." ''Anneni daha sık gör- meni istiyorvm. Bak, bir daha tekrar edeyim, şahsen benim üstümde, iyi kötü bazı eserler verebildimse onların üstünde annenin seiim zevkinin, dürüst akb- nın, pıni pınl karakterinin çok ama pek çok tesiri ol- muştur. Sanat eserinin hali- sini sahtesinden ayırdet- mekte onun kadar becerik- li ikincil bir insana daha rastlamadım dersem inan. Bundan dolayı ya/dığın her şeyi mutlaka ona oku. Hatta hikâye, şiir vesair tarzlarda yapmayı dfişün- düğün yenilikler varsa bunlan Ukönce onunla mü- nakaşa et. Şunu bil ki, o her hususta, yalnız sanatta değiL, her hususta sana en doğru, en iyi ve en soyiuyu gösterebilecek biricik in- sandır." Piraye, Nâzım'ı sevdik- ten sonra, onun çilesine or- tak olmuş, bundan da hiç yüksünmemiş, hiç şikâyet etmemiştir. Tersine Nâ- zım'ı içerde sevgiyle, şef- katle beslemiştir. (Nâzım bir mekrubunda şöyle ya- zar: "Sana mektup yazar- ken öyle içli bir çocuk gibi oluyorum ki, mütemadiyen nazJanmak, sızlanmak isti- yorumL") Piraye, yol göstericı bir "efeştinnen" olmuştur. Nâ- MAVİ GÖZLÜ DEV. MİNNACIK KADIN VE HANIMELLERİ O mavi gözlü bır devdi. Minnacık bir kadını sevdi. Kadının hayali minnacık bir evdi, bahçesinde ebruliiii hanımeli açan bir ev. Bir dev gibi seviyordu dev. Ve elleri öyle büyük işler için hazuianmıştı ki devin, yapamazdı yapısını, çalamazdı kapısını bahçesinde ebruliiii hanımeli açan evin. O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. ; Mini minnacıktı kadın. Rahata acıktı kadın yoruldu devin büyük yolunda. Ve elveda! deyip mavi gözlü deve, girdi zengin bir cücenin kolunda bahçesinde ebruliiii hanımeli açaneve. Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev, dev gibi sevgilere mezar bile olamaz: bahçesinde ebruliiii hanımeli açan ev... NÂZIM HÜCMET Nâzun ile Piraye 1930'da tanıştılar. "Mor Menekşe, Aç Dostlar ve Atan Görfü Çocuk" Nâzım 'ın Piraye için yazdığı ilk şiirdir Ama bu tanışma_ hemen evlilige yönelmedi Piraye'nin ilkfocayıVedat Orii'den, birilaz (Suzan), biri erkek (Memet), iki çocuğu vardı. tkinci kocasını yüregiyle değil, aklıyla seçmek istiyor, birini dedelerine bırakmak zorunda kaldığı çocukları için kaygılanıyordu. Özlediği gösterişsiz, ama rahat bir hayat, bahçesinde ebruli hanımelleri açan küçük bir evdi. "Mavi Gözlü Dev, Minnacık Kadın ve Hanımel- leri" ile "Bir Ayrılış Hikâyesi" bu dönemdeki çekişmelerin ürünü şiirlerdir.^Man Gözlü Dev"in ba- şına ters düşen son bölümü Nazım ile Piraye evlenmeye karar verdikleri zaman yazılıp, şiire sonradan eklen- mistir. (Nâzım Hikmet, Nazım ile Piraye, Mektuplar 1, Adam Yayınlan, sayfa 10) zım, içerden gönderdiği şi- ırleriyle ilgili ısrarla Pira- ye'nin görüşlerini yazma- sını istemiştir. Piraye onun en iyi "deştinneni"dir. Pi- raye'nin yazdığı mektuplar da öylesine şiirsellikle do- ludur ki, Nâzım'ın o dö- nem yazdığı şiirlerde bu mektupların büyük etkisi vardır. Nâzım da Piraye'nin ya- ratıcılığını mektuplannda sık sık dile getirmiş, Pira- ye'nin görüşlerinden ken- dini yoksun bırakmamasını istemiştir. Kuşkusuz, her dehanın yanında, arkasın- da bir kadın, bır eş vardır. Piraye dehanın arkasında, yanında olmakla bırlikte onun yüreğindedir de. Piraye'yi yalnızca Nâ- zım'ın eşi olarak bilmek bence, Piraye'ye yapılacak en büyûk haksızlıktır. Yer- yüzünde böylesine kadın- lar hiç kuşkusuz yok değıl- dir. tnsanın aklına hemen Salome gelir. Döneminin birçok sanatçısının esin kaynağı olan özelIikJe de Nietzsche'yi, RiBte'yi, Fre- ud'u etkileyen, onlann "deştirmeni" olan Salome. Nâzım içerde durmadan çalışıyor, şiir kitaplan ta- sarlıyor, yazıyor ve bunlan Piraye'ye göndererek, he- men okumasını istiyor ve Piraye'nin görüşlerini me- rakla bekliyor "Bu sana yazdığun dör- düncü şiirdir. Yalnız birin- den bahsettin. Öteki üçünü beğenmedin mi yoksa? Lürfen her dördü hakkın- da fikrini yaz. Daha doğru- su son üçü hakkında. Çün- kü birincisini beğendiğini söyleıniştin." Piraye, Nâzım ile ancak dört beş yıl birlikte yaşa- yabiliyor. O da baskılar, gözetlemeler, duruşmalar, izlenmeler ve parasızlıkla geçen yıllar. On-on iki yıl ise Nâzım içerdeyken Pira- ye, direnç, ve sadakatle bekliyor. Nâzım'a yazıyor. Henüz bu mektuplar ya- yımlanmadı, bılemiyoruz. Ne var kı, Nâzım'ın yazdı- ğı yanıtlardan, bu mektup- ların bir "sanatçı"nın elin- den çıktığını anlıyoruz. Ni- tekim Nâzım da bu mek- tuplann, içerde yazılan bi- rine verdiğı gücün dışında edebi bir kımliği olduğu- nu, hatta şiirsel bir söylemı olduğunu sık sık yıneliyor ve bu mektuplan şiırleştin- yor. Piraye, alçakgönüllü- ğüyle buna karşı çıkıyorsa da Nâzım'ı durdurmak olanaksız (Örneğin, Mem- leketimden İnsan Manza- raları'ndaki "Ayşe'nin Mektuplan".) "Büyük şair, üstadım, sevgüi kancığun, Tanıdığım bütün insan- lar arasında ne senin bü- yüklüğünde bir şaire, ne de senin kadar şiirden anlaya- na rasdamadım. Mektubu- nun başına koyduğun saür- lar edebryatı nasıl en mah- rem tarafından anladığını gösteriyor." "Senin mektuplan tasnif ettim ve şiire geçirmeye başladım, biraz sonra sana bir iki çeşidini yoilarun. Ta- bii, ve maalesef, sendeki ta- 6 Yansıdır bütün yaşammun, temelidir • Şairler, Piraye Hanım'la bugün artık ancak masallarda rastlanabilecek bir aşk, hüzün, bağlılık, inat, umut, sabır, güzellik, soyluluk ve iyimserlik imgesini kaybettiler. • O kadar deşmeye çalıştım, bir kusur bulsun Piraye Hanım'a diye. Mümkün değil. Şiirlerinden daha güzel şiirler yazdı bana Piraye Hanım'ı anlatırken. Yaşamının en büyük aşkıydı Nâzım'm. FETHt NACİ: Piraye Hanım'ı, "Nâzun ile Piraye"deki yazılardan tanıyonım. O kitap hakkkında ilk yazıyı ben yazmıştım. O kitabı. yayımlanmadan önce Memet Fuat'tan alıp formalan okumuştum. Yeni Dergi'de yayımlanmıştı o yazı. Bır ınsan kitaplardan ne kadar tanınırsa o kadar ta- nıyonım Piraye Hanım'ı. Çok güçlü bir kadın, çok saygıdeğer bir insandı. Olümü- ne çok üzüldüm. ŞÜKRAN KURDAKUL. Piraye Hanım bizim gençliğimizin yıldızlarındandı. Çünkü Nâzım düşkünlüğümüzle birlikte Nâzım ve Piraye adlannın özel bir yeri vardı bizım için. Ama daha sonra yayım- lanması mümkün olmayan şeyler de orta- ya çıkınca Piraye Hanım'ın da Nâzım'ın edebiyatçı kişiliği üzerindeki etkisini sap- tama olanağını bulduk. Çok önemli bir eleştirmen kafası oldu- ğu meydana çıktı Piraye Hanım'ın. Ben şimdi gençliğimizin bir parçası gitmiş gi- bi duyuyorum. Ve Nâzım'ın Piraye için * yazdığı şiirlerin çoğunu ezbere bilirim. O bakımdan da ayn bir duyarlılık içinde- yim. YAŞAR KEMAL: Nâzım'la ben bir ay " kaldım Paris'te. Aşağı yukan her gün ko- ' nuşurduk. Piraye Hanım'dan da söz eder- di. Ben de Nâzım'ın Piraye Hanım hak- kında ne söyleyeceğini merak ederdim. ' Bu kadar aynlık, bu kadar macera.. Nâ- zım, bilindiği gibi şiirlerinde çok över Pi- '. raye Hanım'ı. "Yansıdır bütün yaşanu- mın. temelidir şiirimin" der. Onu anlatır- ken de övgülerini hiç değiştirmez, övgü- leri, aynı şiirlerindeki gibidir. O kadar deşmeye çalıştım, bir kusur bulsun Piraye Hanım'a diye. Mümkün değil. Şiirlerin- den daha güzel şiirler yazdı bana Piraye Hanım'ı anlatırken. Çok büyük bir aş,ktı zannediyorum. Mektuplar tahta sandıkta sakh Sanıyorum kı ne kadar evlenirse evlen- sin, başka kadınlarla ilişki kursun bir te- mel aşk diye bir aşk var gibime geliyor. O da bir tane mi oluyor iki tane mi oluyor bilmem ama oluyor. Nâzım, ben gördü- ğüm zaman bile çok âşıktı. 1962 yılıydı. Yılbaşında beraberdik. 1963 ayının ocak ayında Piraye üzerine konuştuk, Nâzım haziran ayında öldü. Ölümünden birkaç ay önce bana ona âşık olduğunu söyledi. 'Piraye büyük bir insandı. Nâzım'ın eşi, sevdalısı olduğu için değil, "Nâzun ile Piraye" aşkının öznesi olduğu için de değil; kendisi olduğu için, Harke Piraye Pirayende olduğu için büv ük bir insandL' Yaşamının en büyük aşkıydı. TURGAY FlŞEKÇt: Piraye Altınoğ- lu'nu Nâzım Hikmet'in eşi olarak, onun şiirlennden tanıdım önce. Nâzım Hik- met'in şiirlerini ilk kez okuduğumda bile onun hakkında daha çok şey öğrenme is- teği duymuştum. Daha sonra "Nazım ile Piraye" kitabı çıktığında, mektuplan okuduktan sonra il- gim daha da arttı. Çünkü bir yanda çok sevdiğim şair Nâzım Hikmet vardı; ama öbür yanda da kişiliği, düşünceleri, Nâ- zım'ın hayatına ortak oluş biçimiyle Nâ- zım kadar sevdiğim ve ilgi duyduğum bir başka insan ortaya çıkmıştı. Bu da Piraye idi. Piraye'nin kendisini çok az gördüm, birkaç kez Memet Fuat'ın evınde. Ama onu maddi bir kişilik olmaktan çok bir imge olarak, bir Piraye imgesi, bır kadın imgesı olarak çok sevdim. Hayatımda ve gençliğimde önemli bir yeri vardır onun. Nâzım, Piraye'ye mektup yazmaya baş- ladığında cezaevindeki ilk yıllannda ce- vizden büyükçe bir tahta sandık yapmış. Bu sandığm üzerine bir kalp ışareti ya- pıp üzerine "P"ve " N " harflerini kazımış. Ve bu sandığı Piraye'ye gönder- miş. "Sana yazdığun mek- tuplan bu sandıkta sakla" demiş. Yüzlerce mektup bugün hâlâ Pira- ye'nin evinde o sandığm içinde duruyor hâlâ. ATAOL BEHRAMOĞLU: Piraye Ha- nım benim için, sevılen bir erkeğe bağlılı- ğın, onun da ötesinde, birlikte yaşanmış zamanlara, tutkulara, hayallere sadakatin eşsiz bir sembolüydü ve kalbimde hep öy- le yaşayacak. Nâzım Hikmet onu hiçbir zaman unutamadı; bütün ömrünce, derin bir sızı, kayıp bir cennet, avuntusuz bir hasret olarak içinde taşıdı. Çünkü Piraye Hanım'ın buna layık olduğunu herkesten iyi bilen Nâzım'ın kendisi idi. Şairler, Pi- raye Hanım'la bugün artık ancak masal- larda rastlanabilecek bir aşk, hüzün, bağ- Ben senden önce ölmek ısterim. Gidenin arkasından gelen gidenı bulacak mi zannediyorsun? Ben zannetmiyorum bunu. lyisi mı, beni yaktınrsın, odanda ocağın üstüne korsun içinde bir kavanozun. Kavanoz camdan olsun, şefîaf, beyaz camdan olsun, ki içinde beni görebilesin... Fedakarlığımı anlıyorsun: vazgeçtim toprak olmaktan, vazgeçtim çıçek olmaktan senin yanında kalabilmek için. Ve toz oluyorum yaşıyorum yanında senin. Sonra, sen de ölünce kavanozuma gelirsin. Ve orda beraber yaşanz külümün içinde külün, ta ki bir savnık gelın yahut vefasız bir torun bizi ordan atana kadar... . - .. Ama biz ozamana kadar o kadar kanşacağız ki birbirimize, atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz yan yana düşecek. Toprağa beraber dalacağız. Ve bir gün yabani bir çiçek bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse sapında muhakkak iki çiçek açacak: biri sen • • biri de ben. Ben daha ölümü düşünmüyorum. Ben daha bir çocuk doğuracağım. Hayat taşıyor içimden. Kaynıyor kanım. • , Yaşayacağım, ama çok, pek çok, ama sen de beraber. Ama ölüm de korkutmuyor beni. Yalnız pek sevımsiz buluyorum , bizim cenaze şeklini. Ben ölünceye kadar da bu düzelir herhalde. Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde? İçimden bir şey: belki diyor. 18 Şubat 1945 PİRAYE NÂZIM HİKMET lılık, inat, umut, sabır, güzellik, soyluluk ve iyimserlik imgesini kaybettiler. Yozlaş- mış dünyamızın bütün bunlan anlaması olanaksızdır. ARİFDAMAR: Güzel masaldır Tahir ile Zühre Güzel masal olurdu Nâzım ile Piraye Masal masaldır dedı gönül elvermese de Nâzım değil Piraye. (Tülin'e) Eh bir gün böyle olacakmış demek Evimizde bir Piraye'sin Evet Sen kapıdan Arkandan paldır küldür dünya memle- ket. zeliklerini kaybediyorlar, ama n« de olsa benim hiç- bir zaman yazamayacağun kadar güzel şiirler oluyor- lar." "™edebryada hayat bir- lik halinde gören sezgine bir kez daha hayran ol- dum." Piraye'ye yazılan mek- tuplar (Nâzım ile Piraye) ile Nâzım'ın 1932 ile 1948 yılının sonlanna ka- dar yazdığı şiirler bu bü- yük birlikteliğin en güzel tanıklarıdır. Özellikle Türk şiirinde çok özgün bir yeri olan Piraye Için Yazümı; Saat 21-22 Şiirle- ri: "Saat 21 oldu mu artık yalnız seni düşünüyonım. Bu, öteki zamaniarda seni düşünmediğim manasına gelmesin. Fakat saat 21'den sonra senden başka hiçbir şey düşünmüytmım ve 21 ile 22 arasında bir sa- at sana şiir yazıyorum. Bunlann adını 'Piraye için yazılan saat 21-22 şiirleri' koydum." Nâzım Hikmet'in ve Türk edebiyatının en bü- yük yapıtlanndan biri olan Memleketimden İnsan Manzaralan'nı Piraye'ye ithaf ermesı. büyük şairin yaşamında Piraye'nin ne kadar önemli olduğunu gösterir. Gerçı önem söz- cüğü burada yetersiz kalı- yor. Çünkü Piraye, onun için özellikle de hapistey- ken tikel ve genelin so- mutlaşmasıdır. Yani Nâ- zım, Piraye kışiliğinde ay- nı zamanda yaşamı ve ın- sanlannı sever. Yani Pira- ye o derece önemödir Hatice. Piraye, Pirâyen- de Doğum yeri neresi, kaçyaşında, sormadım, düşünmedim bilmiyorum. Dünyanın en iyi kadını, dünyanın en güzel kadı- nı Benim kanm. Bu bahiste realite umrumda değil... 939'da tstanbuida tevki- fanede başlanıp biten bu ki- tap ona ithafedilmiştir. Kuşkusuz bir Don Ki- şot'tur Nâzım Hikmet, ama o ne kadar Don Ki- şot'sa onun yaşamını ko- şulsuz özveriyle kabulle- nen Piraye de çağımızın nadir Don Kışot'lanndan- dır: "Sana ve bana gelince, biz ildmiz de birer Donki- şot'uz, kendinden önce başkalannı düşünen, güze- lin, iy inin. haklının hasneö- ni çeken -ama mazide de- ğil de istikbalde, meseleyi nıh haleti bakımından pek değiştirmez- birer Donki- şot. Dünyanın geçmiş ve gelecek giizellikleri, genç- likleri ölümsüz Donki- şot'larm, hiç değilse yüzde yirmi beş nispetinde, yü- rek kanlannın ışığryia par- lamaktadır, işte böyle be- nim canım Donldşot kan- cığun_ benim, Nâzun Hik- met Donldşot'un kansı Pi- raye Konkişot'um, işte böyle." içerdeyken Don Kişot üzerine yazışmalar, Pira- ye'nin Don Kişot ile ilgili değerlendirmesi üzerine Nâzım "Don Kişot" adlı şiirini yazar, Piraye'ye göndenr ve şiir için şu no- tudüşer "Dedim ya Piraye Ha- nım, bu Don Kişot, senin tarif ettiğin ve anladığın Don Kişot'un ancak bir si- lik gölgesidir, kusurunu, zaafuu, senden gelen kay- nağuun kuvvetine bağışla.*' Mavi gözlü dev, ela göz- lü bir kadın sevdi; yeryü- zünde böylesine bir sevgi görülmedi, ela gözlü kadın onun şiirini kaynağı, yüre- ğinin coşkusu oldu; mavi gözlü dev ela gözlü kadına deliler gibi, Ferhat gibi sevdalandı ve bu dünya- dan Piraye de geçtı. Sessız ve alçakgönüllü. Piraye, önemli bir kadındı. Dün- yadaki yaşayan öteki "ses- siz" kadınlar gibi önemliy- di: Andreas-SaJome. Frida Kahlo, Jesenska Milena, Camille Claudei, vb. Piraye büyük bir insan- dı. Nâzım'ın eşi, sevdalısı olduğu ıçin değil, "Nâzun ile Piraye" aşkının öznesi olduğu için de değil; ken- disi olduğu için, Hatice Pi- raye Pirayende olduğu için büyük bir insandı. Bkz. Nâzım Hikmet, Nâ- zım ile Piraye, Cezaevinden Memet Fuat'a Mektuplar, Benerci Kendini Niçin Öl- dürdü?, Kuvâyi Milliye, Ya- tar Buna Kalesinde, Mem- leketimden insan Manzara- ları; Külliyat, 1988-1989, Adam Yavmları. DUŞUNCEYE SAYGI MEMET FUAT Ormandaki Japon Savaş brtmiş, ama ormandaki Japonun savaşırı bittığinden haberi yok. inanılmaz bir benzetmeydi! Ikinci Dünya Savaşı'nın bu içler acısı olayını genç siyasa adamımıza anımsatan nedir? Ülkesinin bağımsızlığını yitirebileceğinden kay- gılanan; halkının uluslararası anamalcılığın elinde büsbütün hırpalanmasını, sömürülmesini isteme- yen; varlıkJılar ile yoksullar arasında eskisinden de büyük uçurumlar açılabileceğinden korkan; memleketini, memleketinin insanlarını seven ay- dınlann, önü arkası düşünülmeden yapılan birta- kım işlere direnmeleri, engel olmaya çalışmalan... Evet, uluslararası anamalcılığın dayatmalarına kayıtsız şartsız teslim olmuyorsanız, ormanda, savaşın bittiğini bilmeyen Japonsunuz... Savaş çoktan bitti, ama siz ormanda kendi kendinize savaşıyorsunuz... Çıkariarıyla uluslararası anamalcı ekonominin çevresinde yer alanlar, doğal olarak Doğu Avrupa ülkelerinde uygulanan toplumsalcı ekonominin çökmesine çok sevindiler! Bittiği söylenen savaş ise anamalcı dünya ile toplumsalcı dünya arasındaki soğuk savaş... Sovyetler Birliği dağılıp serbest piyasa ekono- misine geçmeye çabalayan ülkeler topluluğuna dönüşünce anamalcı dünya savaşı kazanmış ol- du. Ne var ki olaya bir savaş diye bakınca, çok önemli bazı konular gözden kaçıyor. Her şeyden önce, anamalcılık toplumsalcılıktan sonra ortaya çıkmış bir ekonomik düzen değil. Tersine, anamalcılığın çarpıklıklan, yetersizlikleri, toplumsalcı düşüncelerin kaynağı olmuş, daha iyi bir düzen aranışını zorunlu kılmıştır. Anamalcılık insanlara özgürlük, eşitlik, adalet, kardeşlik getir- seydi, böyle bir aranışa gerek kalmazdı. Dahası, anamalcılık çoğunluğun demokratik özlemlerini önlemeseydi, kanlı devrimlere girişilmez, baskıcı yönetimlerin eline düşülmezdi. Yaşanan çok acı olaylar, bu arada iki dünya sa- vaşı, elbette birtakım deneyimler edinılmesini sağladı. Aynca Mant'ın öğretisinden anamalcılar belki de toplumsalcılardan daha çok yararlandılar. Bugünkü anamalcılıkla sömürgecilik dönemindeki anamalcılık arasında önemli aynmlar var. Eskiden güç kullanılarak gidilen sömürgelere bugün özel çağnlarla nazlanarak gidilıyor. Azgelişmiş ülkelerin devlet başkanları, "Bizde ucuz işgücü var, bizim ülkemıze yatnm yaparsa- nız, daha çok kazanırsınız, size şöyle şöyle kolay- lıklar da gösteririz!" diye varlıklı ülkelerin kapılannı aşındınyortar. Dünya küreselleşiyor, sömürü bambaşka bo- yutlar kazandı. Artık hiçbir ülke ulusal anamalcıla- nyla başbaşa kalmaktan yana değil. Sömürü or- tadan kalkmayacak olduktan sonra, ha içerdeki sömürmüş, ha dışardaki, bana ne, ben kamımın doyup doymadığına bakanm görüşü gittikçe yay- gınlaşıyor. Gözden kaçan çok önemli bir konu da şu: Savaştan anamalcı ekonomi üstün çıktı, ama bu üstün çıkış, o ekonominin olumsuz baskılann- dan kurtulmak için ölümü göze alanlann ulaşmak istedikleri değerlerı, özgürlük, eşitlik, adalet, kar- deşlik (yani paylaşma) özlemlerini gerçekleştire- rek olmadı. Tersine bu özlemlerin hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini gösteren bir umutsuzluk rüzgân estirildi. Dar gelirlilere, yaşamını yan aç yan tok sürdü- renlere, işsizlere kısaca, yoksul yığınlara: - Boşuna heveslenmeyin, başka hiçbir çıkış yo- lu olmadığını yaşayarak gördünüz, bu düzene yargılısınız, özlediğiniz değeriere ancak bu düze- nın izin verdiği oranda ulaşabilirsiniz, dendi. Bir ülkede kimi insanlar aşın zenginlikten yozla- şırlarken, öte yanda yoksulluktan aç yatanlar var- sa, toplumsal katlar arasında aşılması olanaksız uçurumlar oluşmuşsa, eğitimsizlik, işsizlik kol ge- ziyorsa, özgürlük, eşitlik, adalet. kardeşlik (yani paylaşma) söz konusu bile değilse, o ülkede uy- gulanan düzenin başka düzenlere üstünlüğünü kanıtlaması çaresizlik içindeki yığınlara ne yarar sağlar? Bir savaşı gerçekten bitirmek için, önce o sava- şı yaratan nedenleri ortadan kaldırmak gerekir. Toplumsalcı ekonominin yıkılmış olması, anamalcı ekonominin ayakta durduğu anlamına gelmiyor. AKM bu akşam Turandot'la açılıyor Kültür Servisi-lstanbul Devlet Opera ve Balesi bu akşam perdelerini Puccini'nin "Turandot" operasıyla kendi sahnesinde yeniden açıyor. Atatürk Kültür Merkezi'nde Mayıs 1994'ten bu yana süren onanmm tamamlamış olması nedeniyle yoğun bir program hazırlayan lstanbul Devlet Opera ve Balesi mevsim sonuna kadar 14 farklı eseri içeren 65 gösteri sunacak. Geçen dönemı kentimizin değişık yerlerinde çeşitli göstenlerle değeriendirdikten ve ilk yurt dışı tumesi- nı gerçekJeştırdıkten sonra tekrar kendi seyircisiyle buluşmaya hazırlanan tstanbul Devlet Opera ve Balesi bu görkemli açıhşta Danimarka'da büyük beğeni toplamış ve geniş yankılar uyandırmış olan "Turandof'u sahneliyor. Antonio Pirolli'nin orkestrasını yönettiği "Turandof'u Yekta Kara sahneye koydu. Dekor ve kostümlerini Osman Şengezer'in hazırladığı eserin koro şefi Fausto Regis. Koreografisı Erdal Uğurlu'ya, ışık düzeni Ahmet Defne'ye ait. "Turandot" operasında başlıca rolleri Erol Uras, Nilgün Serimoğlu, Ayhan Baran (Devlet Sanatçısı), Efsun Öztoprak paylaşıyor.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog