Bugünden 1930'a 5,439,500 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 25 MART 1995 CUMARTESİ 12 DİZtYAZI Oldukça içine kapalı bır çocuktu Selçuk. Garip bir şekilde acı çekiyordu. Sevgi- nin içinde yaşadığını bıliyor. ama yine de o acıyı hissedi- >ordu. Sohbet ettigi insanlar babasının arkadaşlanydı. Küçük bir balkonu vardı ev- lerinin ve yaz aylannda o balkona bir kilim serer, yıl- dızlara bakar, öylece oturur- du. Halide Hanım farkınday- dı bu garip bir şekilde içe dö- nüklüğün. Korkuyordu. Bir gün korktugu başına geldi. TaJat Bey eve geldiginde, bi- linmez neden, öfkeliydi o gün. Çatacak bir yer anyor gibiydi. Buldu da aradığını. Sehpanın üzeri tozluydu. Selçuk'a çıkıştı: "Buranın tozu niye aluunamış". Sel- çuk hemen bır bez bulup sehpayı silmeye başladı. Bu kez toz alış şeklını beğen- medı Talat Bey "Böyle toz mu alınır" dedi. "Ne kadar iyi öğrenci olursan ol bunla- n bilmeden bir şey olamaz- sın". Toz kondurmadığı, gö- zünde büyüttüğü babasının bu sözlerine kınlmıştı Sel- çuk. Bir düğme yutup inti- hara kalkıştığında on yaşın- daydı. Piyanoya ilgi UNÇIKAN Belki de ortaokuldaki müzik hocasının etkisiyle Batı müziğine bağlandı. O yıllarda radyoda günde on beş dakika Batı müziği ya- yını yapılırdı. Selçuk da si- nemaya ya da başka bir eğ- lenceye gitmez, o programı dinlerdi. Idil Biret'i, Suna Kan'ı dinledikçe kendinden geçer, hüngür hüngûr ağlar- dı. Eger konsere rağmen si- nemaya giderse, bu ya Mo- zart'ın ya da Chopin'in ha- yatını anlatan fılmler oyna- tıldığı içindi. Bir piyanosu olsun istedi. Fiyatlanna ba- kıldı, beş bin lira. Talat Bey, "Alamam" dedi, "Gücü- müz yetmez". Bu kez neden piyanom yok diye ağlamaya başladı. Liseyi bitırdiginde Hukuk Fakültesi'ne girdi Selçuk Baran. Dört yıl sonra bitirdi- ğınde sınıf üçüncüsüydü. Severek okudu, çünkü hukuğun kendi- sine başka bir kişilik kazandırdığinı, sağ- lam bir düşünce disiplini sağladığını keş- fetti. Artık genç bir kadındı, ama sevgi- lisi yoktu. Erkeklerle arkadaşlığı yegli- yordu, çünkü tümü çok "boş" geliyordu ona. Hukuk Fakültesi'nden hocası, Ber- lin'de birüniversitenin rektörü Prof. Hu- riç, fakülteyi bitirdigindebirteklifte bu- lundu Selçuk'a: "Sana burs vereüm, Al- manya'ya gel". Geri çevirmedi bu tekli- fi. Vapurla Italya'ya, oradan da Alman- ya'ya gitti. Bir yıl içinde hem Almanca- sını ilerletti hem de Alman hukuku hak- kındabılgi edindi. Selçuk, Baran'la tanı$ıyor Dönüşte yine önce ltalya'ya gitti. Ora- dan da bir vapurla Türkiye'ye hareket etti... Kalabalıktı vapur. Güvertede bir kişilik boş yer vardı. Oraya oturdu. Da- ha sağına soluna bakmaya fırsat bula- mamıştı ki yan masadaki hararetli tartış- manın içinde buldu kendini. Masadaki- ler edebiyat üzerine tartışıyor. 'klasik'le 'yeni' arasındaki tercihlerini sıralıyor- lardı. Selçuk da katıldı tartışmaya. O Rus romancılan seviyordu. Karşısındaki ha- raretli tartışmacı ise Emile Zola ve Bal- zac'ı. Yeni edebiyatı bilmiyor, bilmek de istemiyordu. Ayhan Baran'dı bu adam. ttalya'da bir konser vermiş, geri dönü- yordu. Bu tanışıklık Ankara'ya dönüşte, Ba- ran'ın Selçuk'a Balzac ve Zola'nın ki- taplannı getirmesiyle sürdü. Sık sık bu- luşuyor, sinemaya ya da tiyatroya gidi- yor, geziyorlardı. "Size bir şey söylemek istiyorum" diyordu Baran "Ama nasıL bilmiyonım". Söyleyemedi de. Selçuk başkalanndan duydu, Ayhan Baran ken- dısinden yirmi yaş büyük bir kadınla ev- • Ayhan Baran'la otuz yıl beraber olan Selçuk, son on yıldaki sorunlara karşın hep korudu aşkını. Belki de gençliğinde kendisine verdiği sözü tutma adınaydı bu koruma. Iki şey istemişti hayattan: Müzisyen olmak ve aşk. Müzisyen olamamış, ama müziğin içinde bir adamla evlenmişti. Üstelik âşıktı. • Sahi, aşk neydi? Kendini bütünüyle vermek ve her şeyi bölüşmek. Ama olmadı. Sonunda o ve Ayhan Baran kendi yaptıkları çocukları bölüşemedi. Ya şimdi? Ikisi Türk Dil Kurumu ve Sait Faik Hikaye ödülü, ikisi de mansiyon kazanan sekiz kitabından sonra artık yazmıyor Selçuk Baran. Nedenini, "Türk okuyucusuna bir türlü ulaşamamam" diye açıklıyor. Selçuk'un yazdıklannı hiç okumadı Ayhan Baran, ama desteğini de eksiltmedi. O, kadının ça- lışmasından yanaydı. "Yaz" diyordu. Adını unuttuğu ilk öyküsü, 1968'te Yeditepe'de yayımlan- dı Selçuk'un. İlk kitabı ise 1972'de. liydi. Ama artık iş işten geçmişti. Arka- daşlık aşka dönüşmüş, hep "Büyük bir aşk yaşamak istiyonım" diyen Selçuk, isteğine kavuşmuştu. Halide Hanım, se- vindi kızının âşık oluşuna. Baran'ın ev- li oldugunu öğrenince de acılandı. Arka- daşlıklan sırasında tanışmıştı damat ada- yıyla. Ayhan Baran, Selçuk'la annesini Ankara Opera'sında bir konsere davet et- mişti. Baran söylemeye başladığında Halide Hanım kızının elini tutup. "Bu başka bir şey"demiş- den saklandı. Selçuk öylesıne mutluydu ki "Geçer" diyedüşünüyordu. "ABahbi- ze böyte bir kötüJiik yapmaz". Ama yi- ne de korkuyordu. Bu yüzden Aida'nın doğumundan sonra boşluk duyup geri döndüğü Enstitü'den ikinci kez aynlmak istedi. Müdüre çıkıp, "Kocam kanser" dedi "Benün yerime başkasını alın ise. Ben onunla birlikte Almanya"\a gidece- ğim. Mümkün olduğunca onunla birlik- te olmak isti\oruırT. O tarihte Kültür Ba- tı. Bir yıl kadar sonra, yani bin dokuz yüz el- li altıda Ayhan Baran karısından boşanıp Selçuk'a evlenme tek- lif ettı. Ayhan Baran'ı radyoda dinledıği bağlamacılardan biri sanan anneanne "Böy- leteriyleevlenirnıi"di- ye karşı çıktı. Halide Hanım sevinçliydi. Kızına bir piyano ala- madığı için duyduğu azaptan operacı damadı kurtaracaktı onu. Evlendiler. Mutluydu Selçuk. Alman- ya'dan döner dönmez girdigi Hukuk Fa- kültesi Banka ve Ticaret Hukuku Araş- tırma Enstitüsü'ndekı ışinı bıraktı. Bir- likte üç aylığına Almanya'ya gittiler. Pa- ralan çoİc azdı, ama eğleniyor. sinema- ya gidiyorlardı. Ayhan Baran'ın birkaç angajman yapacağını düşünüyorlardı. Olmadı, geri döndüler. Daha evlilikleri birinci yılını doldurmamıştı ki Aidadoğ- du. tkinci ytldaölümleyüzyüzegeldiler. Ayhan Baran "a kansertanısı konuldu. Daha başlangıç safhasındaydı, ama len- fe sıçrama tehlikesi vardı. Bu. kendisin- Ayhan Baran kimdir? 1929\ıhnda Ankara 'da doğdu. Ankara Devlet Konsenatuan Opera Yüksek Bölümü 'nü bitirdi. 1951-1987 yilları arasında Ankara Devlet Operası 'nda solist olarak görev aldı. 1972-74 yıllannda da başrejisörlükyaptı. Yurt içinde ve dışında hrb aşhn operadayer aldı, birçok resital ve orkestra eşlikli konser verdi. Baran 'ın resim ve heykel çalışmaları da bulunuyor. kanlığı Ayhan Baran'ı görgü ve bilgisi- ni arttırması için bir yıllığına Alman- ya'ya gönderme karan almıştı. Selçuk, Aida'yı annesine bırakıp ona bu yolculuğunda eşlik etti. Neyse ki önü- ne geçildi hastalığın. Üçüncü ayın so- nunda Selçuk, Ayhan Baran'ı Alman- ya'da bırakıp Ankara'ya döndü. Bir dost olan enstitü müdürü işine son vermedi- ği gibi maaşını da Almanya'ya gönder- mişti. On yıl sürecek olan bu işine üçüncü kez başladı. Bir yıl sonra ikinci kızını, Işık'ı dogurdu Selçuk. Çocuklanna, bi- tışik apartmanda oturan annesi bakıyor- du. O ise ya gelen yabancı konuklan ağırlıyor ya da kendisi bir yerlere konuk - oluyor, konserlere gidiyordu. Bütün uğ- raşılanna karşın kafasında biryerlerdey- di yazarlık. Hep Türkiye gibi ülkelerde insan kırkından sonra yazmalı diye dü- şünürdü ya ışte yaşı kemale eriyordu. Yazarlıfla adım İlk öyküsünü yazdığında otuz altısına yeni girmişti. Evde yazması zordu. Ev iş- leri. çocuklar ve gelen gidenler... lşyeri. yaz- mak için en uygun yer- di. Herkes gittikten sonra büroda kalıyor, yazıyordu. Cumartesı günlen de geliyor, yaz- mayı bıraktığı yerden sürdürüyordu. Iyi de, yazdıklannın edebi yönünü kim ölçecek? Ya Seden Karadayı'ya okuyordu ya da Veyis Irmak'a. "Bensanaya- lan söyler miyira" di- yordu Irmak, yürek- lendinci bir sesle, "Sen yazmalısın". tnsan yazı yazacaksa tek başına olma- Iıydı. Ayhan Baran piyano çalıyordu bir köşede. Selçuk da öykü yazıyordu dak- tilosunda. Daha sitem etmeden ilk uya- nyı kardeşinden aldı: "Vladem kadın- sın, bulaşık da yıkayacaksıa, yemek deya- pacaksın" Öyle de yaptı Selçuk. Yemek, bulaşık, çocuklar... Severek yapılan şeyler kolay geliyor- du, ama yine de bunaldı bu yoğunluktan Selçuk. Ayhan Baran, Selçuk'un yazma düşüncesini biliyor, ama yazar olacağı- nı ummuyordu. Daha öyküler ortaya çık- madan birlikte gittikleri davetlerde, çok defa Selçuk'a yöneltilen "Siz neişyapı- Selçuk Uraz'ın büyük acısı...Selçuk Uraz, artık Ulvi Uraz Tiyatro- su'nun müessese müdürüydü. O güne ka- dar parayla sıkı bir ilişkisi olmamıştı, ama şimdi telifleri ödüyor, dekorlan ha- zırlatıyor, ucuza kumaş nereden alınır öğreniyor, bilet saüşlannı kontrol ediyor, akşamlan da hesaplan tutuyordu. Aylar süren turnelerde de tiyatronun başınday- dı. Günlerce uykusuz kalıyor, salon ve kalacak yer ayarlıyordu. Bir ara yorulduğunu hissedip eve çe- kildi, özel piyano dersleri vermeye baş- ladı. Kısa sürdü, yine gereksinmesi var- dı Ulvi'nin ona. Aynı tarihlerde ellerin- de romatizma başlamıştı. Çalarken kramp girmesinden korkuyor, sık sık ça- lışmayı bırakıp ellerini ovuşturuyordu. Sonunda yeniden tiyatroya döndü. Bginç yakmlık ~ Belki bir karasevda değildi yaşadıkla- n, ama mistik, anlaşılamaz bir şeyler var- dı Ulvi Uraz'la aralannda. Aynı anda ay- nı şeyleri düşünüyor, aynı anda dile ge- tiriyorlardı. Ikisinin de canı aynı anda kahve içmek istiyor, aynı anda İcalkıyor- lardı koltuktan. Birisinden biri öfkeli ol- dugunda diğeri susuyordu. Öfke yatıştı- • Evlilikleri otuz bir yıl sürdü. Bin dokuz yüz yetmiş dört yılının mayıs ayında Ulvi Uraz öldüğünde, dostlan birbirine soruyordu: "Şimdi Selçuk nasıl yaşayacak?" Uzun süre toparlayamadı kendisini. Bugün bile, daha nisan ayında sinirleri bozulmaya başlıyor. Büyük bir enerji harcıyor çevresindekiler acısını fark etmesin diye. Ancak Ulvi Uraz'ın ölüm tarihi geçtiğinde yatışıyor. ğında konuşuyorlardı, bu yüzden de ne "ÖF diyorlardı birbirlerine ne de "Arnan scn de be_." Çevrelerinde başka kadın ve erkekler de vardı, bir gülümseyişe ya da sıcak bir merhabaya yüreklerini sunmaya hazır. Kur da yapılmıyor değildi. Ama birbir- lerine söylüyorlardı hemen. Bır çocukla- rı olsun istememişlerdi. Yıllar sonra bi- le düşündüklerinde bu onlara hep yaptık- lan en akıllıca iş gibi göründü. Çocuk, bakım isteyecektı. onlarsa gönüllerince yaşamaktan yanaydılar. Evlilikleri otuz bir yıl sürdü. Bin do- kuz yüz yetmiş dört yılının mayıs ayın- da Ulvi Uraz öldüğünde, dostlan birbi- rine soruyordu: "Şimdi Selçuk nasıl ya- şayacak?"Cenaze töreninde bitkindi. Dö- nemin Belediye Başkanı Ahmet İsvan da törene katılanlar arasındaydı. Yanında- kilere, "Bir mesleği var mı Uraz'ın kan- smın" diye sordu. Piyanist oldugunu öğ- renince de "Aman" dedi, "Konuşalım kendisiyle. Bizim konservaruvarda çalış- sın". Ancak ertesi gün üzüntü sonucu ol- malı, bir kalp krizi geçirdi Selçuk. Teda- visi aylar sürdü. Bitmeyen acılar Konservatuvarda göreve başladığında ise aradan dört ay geçmişti. Dersler. ög- rencileri, hiçbir şey dindirmiyordu acısı- nı. Arabasma atlıyor, günboyu Istanbul sokaklannda dolaşıyordu. Birtelevizyon almıştı. Sabah kalkar kalkmaz düğmesi- ne basıyor, gece kapanış sinyaline kadar açık tutuyordu. Bir ses olmalıydı evde. Evini çiçekbahçesine döndürmüştü; on- larla konuşuyor, onlara bir şeyler anlatı- yordu. Uzun süre toparlayamadı kendi- sini. Bugün bile, daha nisan ayında sinir- leri bozulmaya başlıyor. Büyük bir ener- ji harcıyor çevresindekiler acısını fark et- mesin diye. Ancak Ulvi Uraz' ın ölüm ta- rihi geçtiğinde yatışıyor Bugün geriye dönüp baktıgında duy- dugu pişmanlıgı gizlemiyor Selçuk Uraz. Daha Uraz'ın tiyatrosunun başına geçti- ği gün kendisini feda ettiğinin de farkı- na vardıgını söylüyor. Ama yine de, "Ben vazgeçmeseydim o perişan olacaktı" di- yor, "En ufak sıkıntısında bana geür, ba- na sığınırdı. Onu üzemezdim" Zaman zaman "Benim fedakâr kancığını" de- mişti Ulvi Uraz, ama kendisi için piya- nosundan vazgeçtiğini söylememişti as- la. Eger bir kez daha aynı süreci yaşaya- cak olsa nasıl davranır ya da öğrencile- rine neyi öğütler Selçuk Uraz? Sanatını mı, aşkı mı yeğlemeli bir ınsan? Hayır, asla piyanosundan vazgeçmezdi. Öğren- cilerine de verilecek bir tek yanıtı olur- du: "Ne oiursa olsun, sanatınızdan \az- geçmeyin". Ve eklerdi: "B^iik bir yıkundır bu. Acıa da büyük oiur". yorsunuz"sorusunu ondan önce yanıtlayıp "Yazar" de- mişti. Şimdi ise tedirgindi. O belki dünyada tek şansıydı, ama yaratıcılık a>n bir şeydi. Bir yandan hoşuna gidiyordu kansının yazar olması, bir yandan da zedelendiğini his- sedıyordu. Bütün bunlar sö- ze dökülmüyordu. ama his- sediliyordu. Daha doğrusu hissettiriliyordu. Ayhan Baran'dan yazıya destek Selçuk'un yazdıklannı hiç okumadı Ayhan Baran, ama desteğini de eksiltmedi. Te- dirginligı de kısa sürede attı üzerinden. Artık daktilo ses- leri duyuluyordu evde. O. ka- dının çalışmasından yanaydı. "Yaz" demeye başladı. Salt, Selçuk yazabilsin diye bula- şıklan yıkıyordu. 'Vfemekmiş, ütüymüş, çamaşırmış, umur- samıyordu. Adını unuttuğu ilk öyküsü, 1968'te Yedite- pe'de yayımlandı Selçuk'un. ilk kitabı ise 1972'de. Daha evliliklerinin üçüncü yılında bir başka kadın girdi Ayhan Baran'ın hayatına. Onu di- gerleri izledi. Sesini çıkar- madı Selçuk Baran, hiç yüz- lemedi de. Birlikte konserlere gidil- mez oldu. Ayhan Baran yur- tiçinde de. dışında da konser vermeye bir başına gitmeyı yeğledi. Kendine dönük bir insandı ve egosu güçlüydü. Belki de bu yüzden çocuk- luklannda ilişki kurmakta zorlanmadığı Aida ile Işık'la büyüdüklerinde sorunlar çık- maya başladı. Kızlannın bü- tün taleplerini geri çevirdi. Onlara kendi kişiliklerini oluşturma, yaşamlannı kur- ma hakkı tanımadı. Selçuk da kızlanyla kocası arasında kaldı. Kızlan onu suçladılar, "Yumuşaksın ona karşı" de- diler. Müzik ve aşk özlemi Otuz yıllık beraberliklen de, son on yılında kâgıt üze- rinde bir anlaşmaydı artık. Selçuk hep korudu aşkını. , Belki de gençliğinde kendi- • ., ..-.. sine verdiği sözü tutma adı- naydı bu koruma. Iki şey istemişti hayat- tan: Müzisyen olmak ve aşk. Müzisyen olamamış, ama müziğin içinde bir adam- la evlenmişti. Üstelik âşıktı. llişkiyi de bu yüzden sonlayamadı. İstedi ki gide- rek daha yıpratıcı hale gelen Ayhan Ba- ran koysun noktayı. lstediği oldu. Evlılik bir burjuva mü- essesesiydi ve kurallan işlerse yürüyor- du. Bunun farkına vardı Selçuk. Hiç ku- ralı yoktu. Âşık olunca her şey biter sa- nıyordu. Bu yüzden de boyun eğdi. Za- afının farkındaydı, ama insanlar özgür olmalı diye düşünüyordu. Ayhan da baş- ka kadınlar olmadan yapamıyorsa, ol- malıydı o kadınlar. 1986'da bir kez daha deneme karan al- dılar. Eski tatlan, eski kokulan ve aşkı yakalamak adına kentlerini bırakıp Is- tanbul'ayerleştiler. Üçüncü ayda Ayhan Baran bir başka kadına âşık oldu. Onunla evlenmek iste- di ve Selçuk'tan aynldı. Sevgilisiyle ev- lendi, ama bu ilişki ancak üç yıl dayana- bildi. Okura ulaşamayan yazar Bütün bu süre içinde Selçuk Baran'ın hayatına başka erkekler girmedi mi? Gir- di, ama hep dostluklannı yaşadı o. Çok sevmek ve çok şeyi paylaşmak. Bunu aradı ve değer verdi. Ayhan Baran'ın yeni eşine de açıktı bu sevgisi. Dostluğun içine onu da aldı. Ama yine de o on yıllık süre yaralar aç- tı Selçuk Baran'da. Hep geriye düştügü- nü hissetti. Yazarlığını etkilediğini de... Onun aşka ihtiyacı vardı ve yitirdiği de oydu. Kendisinde yaşatması da acıdan baş- ka bir şey vermedi. Sahi, aşk neydi? Ken- dini bütünüyle vermek ve her şeyi bölüş- mek. Ama olmadı. Sonunda o ve Ayhan Baran kendi yaptıklan çocuklan bölüşe- medi. Ya şimdi? tkisi Türk Dil Kurumu ve Sait Faik Hikaye ödülü. ikisi de mansi- yon kazanan sekiz kitabından sonra artık yazmıyor Selçuk Baran. Nedenini, "Türk okuyucusuna bir türlü ulaşamamam. bu yüzden de okunmamam" diye açıklıyor. Thomas Mann'm bir sözünü anımsatıyor sonra da: "Bir fikir veriminin etki yapabilmesi için eser sahibinin kişisel hayatıyla çağ- daş. neslin genel kaderi arasında gizli bir yakınlık, hatta eşitlik bulunmalıdır. Top- lum, kendisinin, bir sanat eserini niçin şöhrete ulaştırdığını bilmez. Ama alkışı- nın asıl sebebi. tartıya gelmeyen bir şey- dir, yakınlık duygusu!" "Demek ki " diye sürdürüyor Baran, "'Ben okuruma yakın olmayı becereme- dim, bu yüzden çekilmeyi yeğledim. Gerçi insan, başkalan için değil, kendisi için yazar. Ama kendim için yazdığım sekiz kitap. yalnız kendim için olacaksa, yeterlidir diyorum". O hâlâ müteşekkir Ayhan Baran'a; esas isteğini, aşkı ona yaşattığı için... Bu dizinin önsözünde yanlış bilgilenmeden dolayı iki kitabıyla anılmasına üzgün. "Lüffen" diyor "Siz de beni biraz daha gölgeye itmeyin". BSTİ POLtTtKA VE ÖTESİ MEHMED KEMAL Camfde Tabanca... Önümde 1936'dan kalma bir gazete kesiği var, borsayı gösteriyor. Bakıyorum bir Amerikan Dolan 620 kuruş, bir Ingiliz Sterlini 620 kuruş. bir Reşat Al- tını da bin 59 kuruş. Cumhuriyetin parası o yıllarda güçlü müydü? Pek güçlü sayılmazdı, ama onurluydu. Başbakan Ismet Paşa, "Parayla oynamazdık" diyor, "kimseye de oynamak için fırsat vermezdik." Para politikasını şöyle anlatıyor: "Biryerlere bir şeyler saklardım, günün birinde bir işe yarar. Bankalar yüksek faiz isteıierdi. Osmanlı Bankası'nda faizyüksektı. Aynca kimiyükümlülük- ler isterlerdi. Mustafa Kemal Paşa da ben de borç yolunu kapatmışızdır. Çok zorda kalmazsak borç almazdık." Böyle kimseye avuç açmadan devlet yönetenle- rin parası çok mu güçlüydü? Güçlü olmasa da onur- luydu. Paranın onur yttirmesine izin vermezlerdi. Es- kilerin para anlayışı böyle, ya özgürlük ve demok- rasi anlayışı? Eğer demokrasi ve özgürlük olsa şu sokak olay- larının hıçbiri olmazdı. Halk sokaklara dökülmez, iyi niyetli göstericilerin arasında anarşistler ve bozgun- cular olmazdı. Sivil kişiler halka silah çekemezlerdi. Halkın arasına karışıp halka silah atan "müsellah- /ar"kimlerdi? Metin Güven'in çığlığı şöyledir. "yaşayan en büyûk yalan hıçkıran zamanlara benzeyen çığlık sevgim katran dolu hasretim müsellah" Ama biz hep sivil olmak istemişiz. Yılmadan, usanmadan, bıkmadan hep demokra- si üzerinde duruyoruz. Bundan amacımız, demok- rasinin herkes için uygulanan biçimidir. Bir ülkede yaşayan insanlann bir bölüğü için demokrasi olur, bir bölüğü için olmazsa, demokrasinin başından da sonundan da kuşkuya düşülür. Bir yer gelir ki de- mokrasi yrtirilir, sonra aranmaya başlanır. Bundan olacak, demokrasiyi sık sık yitirir, sık sık da bulduk sanınz. Demokrasinin kurallannı bozanlar, bunu de- mokrasi için yaptık derler. Ortada hiçbir şey yokken birdenbire bir Alevi-Sün- ni sorunu çıkıverdi. Oysa olaylan derinden izleyen- ler bilirler ki olay birdenbire çıkmamıştır. Derinde fo- kur fokur kaynayan kazanın günü gelince sıcağı ba- şına vurmuştur. Bakın, tahriktir, provokasyondur, kışkırtmadır, çev- remizde bulunan devletlerın tuzağıdır. Bunlann hep- sini düşünebiliriz. Şu olaya ne diyeceksiniz! Camilerde birlik hutbesi okunurken, cami kapıla- nndaaramataramayapılıyor. Istanbul'un büyük ca- milerinden biri olan Beyazıt Camisi'nde kılık kıyafe- ti dökülen biri çevriliyor. Sakallı efendinın üstü ara- nıyor. Neçıksabeğenirsiniz... Belinde tabanca, kol- tuk altında bıçak! Ustüne üstlük tabanca da ruhsat- lıdır, bıçağın ruhsatı olmaz... BULJVL4.CA SEDAT YAŞAYAM 1 2 3 4 5 6 7 8 SOLDANSAĞA: 1/ Hukukta ceza- lan ve cezaların 1 uygulanma bi- _ çımlenni incele- '- yen bilım dalı. 2/ Çiçeksiz bitkıler- deüremeorganı... Bır çeşit yumuşak başlık. 3/ lran'ın plaka ışareti... Na- polyon'un Mısır'ı işgali sırasında 1799'da Osmanlı ordusuna karşı ka- zandığı savaş. 4/ Kuzey Afrika'da hintkenev i- ri yapraklanndan elde edilen sarhoşluk verici toz... Mak- sat. 5/ Afhka'da yaşayan ba- caklan beyaz çızgili bır hay- van... Bırburç adı. 6/Geniş, engın... Tavlada bir sayı. 7/Akla ve gerceğe aykın... Saka Türkleri'nın ünlü desta- nı. 8/ Yağma, çapul... Sert bir ıçki. 9/ XV yüzyıldan başla- yarak ltalya'da üretilen kalay sırlı seramik. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Her türlü ruh hastası. 2/Çamaşırın az kirli suyu... Sazın en kahn ses veren teli. 3/Japon lırik dramı... Brezılya'da bü- yük kentlerin çevresını saran gecekondulara verilen ad. 4/ "Oyer" anlamındakullanılan sözcük... Biryazıdan, bırya- pıttan alınan bölüm. 5/ Engel. uymazlık... Numaranın kısa yazılışı. 6/ Gereginden çok yemek yıyen... Uğraş. 7/Yanş atlan bmicisi... Tsviçre'de bır kanton. 8/ Yansıma, yankı. Yah>a Kemal'in hece ölçüsüyle yazdığı tek şıin. 9/ Rütbe- sız asker.. Federico Garcia Lorea'nın tantnmış bir oyunu. İLAN TC İSKENDERUN 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NDEN DosyaNo: 1994'618 Davalı: Hüseyin Ayhan, adresi meçhul Davacı SSK Genel Müdürlüğü tarafindan davalı Tokar Yapı Endüstn San. A.Ş. ve Kahraman Ennç aleyhıne açılmış bulunan tazmınat davasının yapılan duruşması sonunda: Adınıza çıkanlan davetiyede tanınmadığınızdan bahisle iade edilmiş olması üzenne yapılan zabıta tahkikatmda da adresiniz meçhul kaldığından ilanen duruşma gününün tebliğine karar venlmiş, duruşma 27.4.1995 gününe talik edılmiştir. Mezkûr günde duruşmaya gelmediğıniz veya bir vekılle de temsıl et- tirmediğinız takdirde davanın yokluğunuzda bitırileceği davetiye yenne kaim olmak üzere ilanen tebliğ olunur. 6.3.1995 Basın: 12361 İLAN TC İSKENDERUN 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NDEN DosyaNo: 1993'1251 Davalı: lspiro Yasemin kızı Mariye, adresi meçhul. Davacı Iskenderun Belediyesi tarafindan açılan tescil davasının yapılan duruşması sonunda; Mahkememizin 17.2.1995 tarih 1993/1251 esas 1995/37 sayılı karan ile davanın kabulüne, dosya içinde bilirkişi Yurdal Çelik'in verdiği raporda Iskenderun 1. mıntıkada kaın 363 parselin Rapoeda kırmızı boyalı A harfı ile gösterilen 59 m2'lik kısmının yola terkın edılme- sine karar verildiği işbu ilanın neşir tarihinden itibaren 15 gün içinde davalı lspiro Yasemin kızı Mariye karan temyiz etmediği takdirde hükmiin kesinleştirileceği ılan olunur. 23.2.1995 Basın: 12363
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog