Bugünden 1930'a 5,438,716 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 21MART1995SALr 14 KULTUR Harlem'de siyah rönesansı^Tame^VanDerZee'nin yapıtlan 2O.yüzyılm başlannda, var olmayan bir siyah ortasmıfı efsanesini ortaya çıkanyor Kültür Servisi - Siyah Amen- ka'nm en büyük fotoğrafçılann- dan James VanDerZee. pek çok bakımdan kökenı nedenıyle şans- lı sayılabılırdı. 1886 yılında Mas- sachusetts'de, Lenox 'da doğan Ja- mes artistık ve enteiektüel gelişi- mine büyük ölçüde katkıda bulu- nan bır çevrede yetıştı. Zengın bir beyaz aılenın evınde hızmetkâr olarak çalışan anne ve babası John \ e Susan VanDerZee, eko- nomık bagımsızlıklanna kavuş- muşlardı. Hatta bır süre ıçın Uh/s- ses S. Grant'ın evınde babası ba- şuşak. annesı de hızmetçı olarak çalışmıştı. Yüzyıl başında New England'da varolan ırkçı önyargı- lann James"ın çocukluğuna pek fazla etkisi olmamıştı. James, hem keman hem de pi- yano çalıyordu. Küçük yaşta fo- toğrafçılığa ilgi duymaya başla- mıştı. Geniş aılesınin üyelerinın fotoğraflanndan etkılenmiştı. Bır dergının reklam ıçın yaptığı duyu- ruya baş\ urup 20 paket parfumlü lavanta tozu satarak ılk fotoğraf makinesine sahıp oldugunda 13 yaşındaydı. Bu makineyi yetersiz bulmuştu. Tatil günlerinde çalışa- rak kazandığı küçük paralan bi- nktirerek daha iyi bır makıne sa- tın aldı. Pek çok fotoğrafçı gibi Van- DerZee ilk çalışmalannda çevre- sınde gördüİderini görüntülemış- ti. Ailesı ve arkadaşlan üzennde odaklanıyordu ilk fotoğraflan. Derken garson olarak çalışıp aile- sını geçindırmeye başladı. Baba- sı saygı duyulan emekli bır hiz- metkâr olarak ona referans sağla- mıştı. 1905 yılında babasının ardın- dan Nevv York'a giderek, New Jersey'de bır fotoğrafçının yanın- da asıstan olarak iş buldu. Çok geçmeden yanında çalıştıgı fotoğ- rafçıdan daha çok aranır oldu. Gdeneklere karşı çıkryordu İlk stüdyosunu 1906 yılında Harlem'de açtı. Kısa sürede se- vımli ve gurur okşayan portreler çeken bir fotoğrafçı olarak tanın- dı. Çünkü geleneklere ve o zama- nın bıçemıne karşı çıkıyordu. Resmın romantık estetigınden et- kılenmişti. Müştenleri çogaldıkça özgüvenı ve daha sonra çok popü- VanDerZee'nin Harlem'de çektiğj fotoğraflar, o dönemde Nevv York'ta siyah Amerikab olmanın ne demek olduğunu bir kez daha düşündüriıvor. ler olan tekniklen gelıştirme iste- ği de artmıştı. Tarihe bakıldığında sıyahlann fotoğraflarda saldırgan. egzotik 'öteki' ya da kendı kendilenne yüklediİclen bır trajedinın kurba- nı olarak yansıtıldığı görülüyor- du. VanDerZee'nin yapıtlannı bu denli güçlü kılan. yüzyılın başla- nnda, var olmayan bır siyah orta- sınıfı efsanesini ortaya çıkarma- sıydı. Val WUmer, 'Ten Eight' dergı- sinde şunlan vazmıştı: "VanDer- Zee sefaletin fotoğrafiru çekmezdi. Madam \\alker'ın salonunda fo- toğraf çekerken de, Birinci Dünya Savaşı'na kanlanlan gururia ma- daryalannı gösterirken görüntü- lerken de, fotoğraflnı çektiği in- sanlara adaletsizligi anımsatmak degiL onlar için \aşamın niteiiğinj çoğaltmakh amacı. tnsanlar ona porrreJerini çeknrmeye geldikie- rinde, vaşam vüzlerinde çizgiler oluşrurmuşsa, VanDerZee'nin bı- çağı bu çizgileri düzieşrjrirdi" Sanatçının Harlem'de çektığı fotoğraflann önemı, 20. yüzyılın ilk yansında Nevv York'ta Afrika- lı Amerikalı olmanın ne demek olduğunu bir kez daha düşünme- miz için bıze bir fırsat sunmasın- da yatıyor. Bugün bile zencı Ame- nkalılann fotoğraflannda yoksul- luk ve çaresızlik, bağımlı bir kül- tür ıçınde kılitlenip kalmış ınsan ımgeleri yansıtılıyor. VanDerZee burıa karşılık siyah Harlem'de ba- şan ve yükselmeyi görüntülüyor- du. Ama bundan fazlasını yaptı. Kendısıne poz verenlerin duygu- lannı ve duyarlıklannı yansıtan. belleğe ve yitime karşı güçlü ta- nıklıklar oluşturacak montajlan ekliyordu yapıtlanna. Cenazeler- de yapılan konuşmalar sırasında çektığı fotoğraflar. onun güç duy- gusal anlan yakalayışmın en iyi örnekleri arasında. VanDer- Zee'nın srüdyosu siyahlann de- neyimlerinin sahnelendiğı bır tı- yatroya dönüştü. Çalışmalan, tanımlayıcı. top- lumsal bir görüşe hizmet etmeyen bır fotoğrafçının Harlem'e ben- zersiz bakışını sunuyor. VanDer- Zee, yalnızca 'Hariem Rönesan- sı'nı değil. Birıncı Dünya Sava- şı'nın sona ermesıyle başlayıp. 1929'daki 'Borsa knzi'yle biten sanatsal ve enteiektüel yaratıcılık dalgasını da fotoğraflanna yansıt- mıştı. 1924 yılında Marcus Gar- vey'nin UNIA (United Negro Improvement Association- Birle- şık Zenci Gelişim Derneği), Van- DerZee'yi etkinlıkJerinin büyük bir bölümünü belgelemekle gö- revlendirmışti. San Fransısco Eyalet Üniversıtesı insan bilimle- n profesörlennden Roger C. Birt'e göre, Garvey siyahlann kit- le iletışım araçlannj kendi titiz yö- netımi altında canlı ve aktif UNIA imgelenyle örtmek istiyordu. Bu yüzden imgelem gücüne sahip bir sanatçı olduğu kadar iyi bir mu- habir de olan VanDerZee'ye iş vermişti. UNIA, onu sokaklara salsa da, yeteneğı stüdyosunda çektiği portre fotoğraflannda or- taya çıkıyor. VanDerZee. ilk başanlannı Bi- rincı Dünya Savaşı'na borçlu. As- kerlenn aılelerine ve sevgilılenne gönderdiklen fotoğraflar çektı. Sonra aileler ve sevgıliler de as- kerlere göndereceklen fotoğraf- lannı ona çektirdıler. Hariem sa- natçılannın çogu gıbı çalışmalan yirmili yıllarda gelişti. Buhranlı yıllarda bile müşteri kaybı çok az- dı. Ancak 1967 yılında Metropo- litan Sanat Müzesi'nde gerçekleş- tirilecek bir sergi için araştırma yapan genç fotoğrafçı Reginaid McGee tarafından keşfedildiğın- de, kendısi ve ikınci eşı Gayneüa geçim sıkıntısındaydı. Sergı ve daha sonra kurulan VanDerZee Enstitüsü, onlara zaman zaman gelir getirdi. Çalışmalan yeni ku- şak Afhkalı Amenkalılar tarafin- dan keşfedildiginde ise kendı kı- şisel rönesansını yaşadı. Yaşarru- nın sonraki yıllannda bile zenci entelektüeller, ünlüler ve yenı zenginler ona fotoğraflannı çek- tiriyorlardı. Onlü müşterileri ara- sında ilk zenci ağır sıklet boks şampıyonu Jack Johnson, mılyo- ner olan ılk Afrikalı Amerikalı ka- dın CJ. Walker. komedyen, aktör ve yapımcı Bül Cosby, ressam Je- an-Mk-hel Basquiat de vardı. Eşı Gaynella'nın ölümünden sonra VanDerZee. 1977 yılında 91 yaşında yeniden evlendı. 1983 yılında ölen sanatçının uluslarara- sı alanda kabul görmesı çok uzun zaman aldı. lurkan Fransız TV^sinde MtŞELPERLMAN PARİS- Sınemanın 100. yıl- dönümünün, dünyanın 5 kıta- sında 19 mart pazar günü kutla- nışma. Türk beyaz perdesinin "SultarTı Türkan Şoray da, Keriman l lusov eşiiğmde kat- kıda bulundu. Fransa'nın gururia andıgı, si- nemanın varatıcılan Lumiere kardeşlenn bır yüzyıl önce ger- çekleştırdıklen dev olay. Fran- sız "Canal +" TV'sinin girişi- mıyle, smemaya ılışkın 3-6 da- kıkalık. çeşitli nitelikte sekans- larla özel bır şekilde kutlandı. Keriman Ulusoy'un çekiminı Trabzon'da yaptığı röportajda. Türkân Şoray'ın havalimanına vanşı. hayranlan tarafindan kar- şılanışı. yakında yönetmen ola- rak çevıreceği fılm ve özellıkle "Nataşa"lar sorunu yer aldı. "Bir yüzjTİda yüz fılm" ilke- sını saptayan Fransa'nın "Ça- nal -!•" televizyonu. 8 aylık bir hazırlıktan sonra, dünyanın 5 kı- tasma 100 ekip göndererek, be- yazperde dünyasımn çeşrilı yan- larını "anındayakalamak" üze- re görevlendıridı. Bunun sonucu olarak gerçek- leşen "Sinemanuı özel bir gü- nü" proaramı, geçen pazar, sa- at 14.00'ten 23.00'e dek. 100 mını film şeklnde "Canal +"nm küçük ekranmı adeta ıstila etti. Ote yandan, Trabzon'dakı rö- portaj nitelıklı çekim sırasında, bölgeye gelen Rus kadınlannm beraberlennde getırdikleri, eko- nomık. sosyal ve cinsel sorun da gündeme geldi. Aynca. ya- kında çevıreceği filmin ön çalış- malan için Trabzon'a gelen Türkân Şoray. bunda sadece yö- netmen olarak görev alacagını anımsattı. Ancak. söz konusu yapıttakı güzel rollerden biri için "kıskanabileceğini"ıfade etmekten de geri kalmadı. Kendi katilimizi seçebilir miyiz? SEVGt SANLI "kelle cncısı keUeninpastırma eti vemiş değilyiyemezsin keUenin pıhtı kanı şarap değil içemezsin ısnrap kesilmemiş kellede olur kesilmişinde değil öç alamazsın." Turgay Nar'ın yazdıgı, Tiyat- ro Stüdyosu'nun sergıledıgi "Çöplük''Ie allak bullak olmuş- tum. Uyku tutmuyordu. Kitaplı- ğımın şiirlerbölümüne uzandım. "Om Mani Padme Hum" elime geçiverdi. Asaf HaletÇelebi'nin "Nirva- na" ya da "Sidharta''sı huzur sa- çabilir tniydi gecenın bu geç sa- atınde? "Asuri ŞiiriT 'ni unutmu- şum; gövdesiz kellelenn ağaçlar- dan yemişler gibi sallandığı o "Asuri Şiin "ni. Turgay Nar'ın oyununa nasıl da denk düştü. Şıddet. cinnet, ci- nayet. şiirin büyüsüyle nasıl da garip bir çekicilik kazanıyor. "Tann, içimizdeki cinavet kuyu- suna inerken. kendi maskesini bi- zim yüziimüzde kullanın.. İnsan, Tann'nın çöplüğüdür- Cinayet- lerimizin etivlt yaşamırnızı sür- dürdüğümüz bir vılgı çemberin- de kendi katilimizi seçme kara- basamna sürüklenmekteyiz." Böyle diyor yazar. Perde açılıp ışıklar fırtınah bir deniz gibi dalgalanan çöplüğün üstüne düştüğü. çarmıha gerilmiş gebe bir kadının çığlıklan müzi- ğin ezgilerine kanştığı an sezi- yorsunuz: Sıradan, yavan. can sı- kıcı bir oyun olmayacak karşılaş- tığınız. Haço, Aymelek ve lcrafil bir çöplükte eşınirken. "çöplüğün karaniık döryolundaki attünış eş- yaJar labirentinde"ölümcül sev- giler, ölümcül nefretler buluyor- lar. Korkular. kaygılar, karaba- sanlar arasında bocalayan insa- nın yaşam savaşı acımasız bıror- tamda acımasızca sürüp gidiyor. Ama ölüm çimenleri arasında açan sevecenlik çiçekleri de var. Haço, Aymeiek ve Israffl bir çöpKikte eşinirken, ölümcül sevgiler, ölümcül nefretler buluyorlar. (FotoğrafDEVRÎM BARAN) Iki kardeşin, Haço ile Ayme- lek'in birbirlerinın üzerlerine tıt- remesi, her ikisinin amcaoğulla- n Israfil'e duyduklan içten ya- kınlık, "insan tükenmez" sözü- nü anımsatıyor. Israfıl, amcaoğ- lunun güvenini yıksa da kendisi- nin çocuk yaşta yaman hırpalan- dığını ögreniyoruz oyunun en ge- rilimli noktalannır. birinde. Son yıllarda gerek Fransa'da gerek Türkiye'de, özellikle Di- yarbakır ve Trabzon gibi bölge tıyatrolannda koydugu çarpıcı oyunlarla dikkatleri çeken. ödül üstüne ödül kazanan Işıl Kasa- poğlu bu oyunun yönetmeni. "Zulüm Tryatrosu"nun kurucusu Antonin Artaud'nun şapkasını çıkarabıleceği bır gözüpeklik, coşku ve tutkuyla yönermiş üç değerli oyuncuyu. İyi bir rol dağıtımıyla yola çık- tınız mı güçlüklere meydan oku- mak kolaylaşır. Kuşağının en ye- tenekli oyunculanndan bin olan Ahmet Uğurlu'yu yeniden tiyat- roda görmek gerçek bir mutlu- luk. Haço'da, yeteneğinin geniş yelpazesini, oyunculuğunun ko- mediden trajediye uzanan çeşit- liliğini gözler önüne sermek ola- nağını buluyor. Jsrafıl'de Haluk Bflginer meslek yaşamınm en ba- şanlı kompozisyonlanndan biri- ni çiziyor. Çıkardığı boguk ve kı- sık ses ne yazık boğaz nodülle- nndeki bır rahatsızhktan ileri ge- lıyormuş. Kendisine acil şifalar dilemekle birlikte bu sesin Isra- fil kompozisyonunu tamamladı- ğını söylemeden edemeyeceğim. "Zulûm Tryatrosu" izJeyenleri de zalimleştiriyor zahir. Uğurlu ile Bilginer aynı yılda Ankara Devlet Konservatuvan yüksek bölümünü bifirmişler (1977). Sonra yollan aynlmış. Uğurlu, önce Bursa Devlet Tiyat- rosu, sonra tstanbul Devlet Ti- yatrosu'nda çalışmış. Bilginer. Londra Müzik ve Drama Akade- misi'nde (LAMDA) ileri tiyatro öğrenimi gördükten sonra bir ayağı Türkiye'de, bir ayağı lngil- tere'de olmuş. Ahmet Uğurlu'nun Necef Uğurlu ile "Karşı Tryatro"yu kurmasına karşılık Haluk Bilgi- ner, Ahmet Levendoğiu ve Zuhal Olca>'la birlikte Tr>atro Stüd- yosu"nun kuruculanndan. Her iki sanatçının geniş bir televiz- yon deneyimleri var. Sanınm ilk kez aynı tiyatroda karşıhklı oynu- yorlar. Engin Cezzar, AMye Uzunata- ğan, Taner Barlas'ın yönettikle- ri Tiyatro Eğitim Enstitüsü'nde yetişen ZuhalGencer, çeşitli özel tiyatrolarda çeşitli roller oynadı. Sinema ve TV deneyimi de eksik değil. Bunalımlı, lanlgan, ince, ama ayaklanndan asıldığı zaman bile gık demeden acılara katla- narak Aymelek'te tepeden tırna- ğa kadar inandıncı. Duygu Sağıroğtu'nun, yaşayan ve devinen tasanmının oyuna katkısı büyük. Yine bir ustanın imzasını görüyoruz sahnede. Ül- kemizdekj olanaklarla iyi bir ışık düzeni tutturmak güçtür genel- likle. Cafer Yiğiterbu güç işin yı- ğitçe üstesinden geliyor. Sorumluluklannm bilincinde bjreylerin oluşturduğu bu ekip çalışması, bir Türkiye oyununa gösterilen özenle "Tîyatro Stüd- yosu"nun saygın adına yeni bir saygınlık ekJiyor. Avrupa Konseyi'nden Rüşdü'ye destek Salman Rüşdü GÜRHANUÇKAN LONDRA (Cumhuriyet) - Çarşamba günü Londra'da toplanan Avrupa Konse- yi, altı yılı aşkın bir süredir ölüm ferma- nı hedefi olarak yaşayan Ingiliz yazar Salman Rüşdü'yü desteklediğini, ölüm fermanı çıkanlmasını kınadığını açıkla- dı. Avrupa Konseyi, bu amaçla yayımla- nan bildiri.;inde Iran'dan, Salman Rüşdü için Humeyni tarafından verilen ölüm fetvasını geri almasını istedi. Söz konu- su fervanın. Avrupa tnsan Haklan BikJir- gesi'nın 9. ve 10. maddelerine de aykın olduğu vurgulandı bildiride, konsey üye- sı ülkelere şu çağnda bulunuldu: - Salman Rüşdü'nün yapacaği ziyaret- lerde hiçbir engelie karşılaşmaması, gü- venliğinin sağlanması, - Iran'ın ölüm tehdidini geri alması için her ülkenin çaba göstermesi, - Ticaret politikası. diplomasi ve eko- nomik baskı yöntemleriyle Iran'ın geri adrm afması için girişimlerde bulunul- ması, - Teslime Nesrin gibi diğer yazarlann da Rüşdü'ye yapılan tehditlere hedef ol- maması için önlemler ahnması. Öte yandan bildirinin konseyin bütün üyeleri tarafından imzalanmasından son- ra bir açıklama yapan Salman Rüşdü, başta Norveç olmak üzere tüm tskandi- nav ülkelerine bu konuda öncülük ettik- leri için teşekkür etti. Anımsanacağı gi- bi Norveç, Tahran'a kendi topraklannda söz konusu fermanın geçerli olmadığını açıklaması için baskı yapmış, belirli bir anlayış da görmüştü. Ne var ki daha son- ra ikı ülkenin arası aynı nedenle açılmış- tı ve elçilerini geri çekmişlerdi. Salman Rüşdü, Avrupa Konseyi'nin toplantısın- da yaptığı konuşmada görüşlerini şöyle dile getirdi: "Son zamanlarda Kuzey ülkeierinden destek almasaydım, sa- nınm bütün sorun unutulmaya terk edilirdi. Konunun özü, temel insan hakJarıdır, tek bir yazann ya da kita- bın iyiliği ya da kötülüğü değil. Ben kendimi yalnızca bir ölüm tehdidinin kurbanı olarak görmüyorum. Onun verine insan haklarının korunması için savaşan bir birey olarak kendimi görüyorum. Bu nedenle son yıllarda yaşamakta olduğum garip yaşamdan ötürü sizden herhangi bir ilgi, sempa- ti bekler durumda değilim. Sizden is- tediğim, uğruna savaştığım davada be- nimle dayanışma içinde olmanız". Sal- man Rüşdü, konuşmasını şu çağnyla bi- tirdi: "Acaba halk artık bu konuyla ilgi- lenmiyor mu? Eğer öyleyse bunun oldu- ğu gibi söylenmesini isterim. Eğer yalnız- ca parayla büyük çaplı politikayla, eko- nomiyle, silah ticaretiyle ilgUeniliyorsa, açık açık söylensin bu. Ama eğer görüş belirtme özguıiüğünün önemine inaru- vorsak, o zaman ayağa kalkıp uğruna çar- pışmamız gerekir." YAZIODASI Masumiyet Tefeyyüz Kitabevi 1929'da yeni harflerle bir kitap ya- yınlar. Bü, Mithat Sadullah'ın kalemegetirdiği YeniMek- tup Nümuneleri'ctir. Dilerseniz alt başlığına bir göz ata- lım: "Yeniyazılanmızla, peksade ve doğry birüslup ileya- zılmış Resmî, Samimî, Tıcari ve Ailevî en yeni mektup nümunelerini havidir." Mithat Sadullah adını ben bir de Reşat Nuri'nin kftap- lanndan hatıriarım. Ünlü romancının ölümünden sonra kitaplan yeniden basılırken, eşi Hâdiye Güntekin, Re- şat Nuri imzalı eserlerin "gelişigüzer basılmasından ya- kınmış, bu kez "külliyatın tabı işlennin tanzimini -Reşat Nuri'ninyazı arkadaşı, çok eski ve samimiaile dostumuz- tanmmış muharrirlerimizden Mithat Sadullah Sander denıhte etmiştir" demiştir. Busözler 1959 basımlı/Vcşam Güneşfnden. Şimdi yi- ne ilk kitabımıza dönelim. Mithat Sadullah mektuplan üçe ayınyor: 1) Arkadaş mektuplan; 2) Aile mektuplan; 3) İş mektuplan. Mektup yazma sanatının en büyük, en önem- li özellliğiniyse "samimiyet ve sadelik"te buluyor. Gerçi kitaptaki mektuplann içtenliği, yalınlığı tartışıla- bilir ama, Yeni Mektup Nümuneleh'n'm başlı başına bir roman, hem de toplumbilimsel bir roman kitabı olduğu tartışılamaz. Daha, "Nihadın ilk mektubu", mektup sa- natıyla okulda karşılaşan Cumhuriyet çocuğunun coş- kusunu dile getırir. Nihat, mektup yazmanın inceliklerini öğretmeninden öğrenir oğrenmez, "Sevgilikardeşim"e yazmaktadır. Üstelik, mektubu güzel yazarsa, annesi kendisine bir yazı takımı alacaktır. Evet, yazı takımı. Artık hiçbir annenin çocuğuna alma- yı düşünmediği bir armağan. Hoş, birbirlerine mektup ya- zan ilkokul çocuklan da herhalde gün geçtikçe azalıyor, belki çoktan tükendi de, benim haberim yok. Nihat, "Sevgili kardeşim"e, mektup yazarken birta- kım kitaplardan, yazılardan bir şeyler "kopye" etmenin ne kadar yersiz olduğunu belirtir. Düşüncelerimizi, gö- rüşlerimizi kendi kalemimizle, kendi bildiğimiz gibi yaz- manın anlamlı olabileceğini açıklar. Kısacası, Nihat, ken- di olmaya çalışmakta, ya da Mithat Sadullah Cumhuri- yet çocuğunun öyle olmasını temenni etmektedir. Giderek, "Sevgilikardeşim "in aslında ağabey olduğu- nu öğreniriz. Sevgili ağabey başka bir kentte, galiba ya- tılı okumaktadır. Ama "birkaç ay sonra imtihanlannı bi- tirip" dönecektir. Bu arada, küçük kardeşini elbette yanrtlayacaktır. Son- ra, anneleri, Nihat için, ağabeyi için ve "hepimiziçin"du- alareder... Sırada kutlama mektupları vardır. (...) Lisesi müdüriü- ğüne atanan bir beye, yeni evli bir çifte, diplomasını bü- yük başanyla almış bir akraba çocuğuna, uzaktaki ba- baya bayram tebriki için yazılmış bu mektuplar, uzak bir hayal ve yoğun hüzünle sürüp gider. Herhangi bir Nemide'ye yazılan mektupta, mektubu imzalamış Ş.M. balkondadır. Ve tabii bol yıldızlı bir ge- cedir. Ve tabii "karşımızdaki evden lâtif bir keman sesi" gelmektedir. C.N. ise yine bir gece, sıcak bir yaz gecesi, "Çok sev- gili, biricik Rakımcığım"a yazmakta, maziyi, güzel gün- leri, eşsiz zamanları hatıriamaktadır. Kulaklannda "bir çığlık gibi yükselen vapur sesleh" yankır. Bunlar, hepsi, gecenin derin siyahlığında eriyecektir... Sonra sıra tüccarların, alacaklıların, borçluların birbir- lerine yazdıklan, sizli bizli, efendimli, hürmet takdim eden: mektuplara gelir. Herkes birbirine saygtlıdır. O kadar kr, zaran görülmüş üçüncü kişilerden bile Ölçülü dille söz açılır: "Birçok senelerden beri ticarethanemizde kâtip- likyapmış ve namımıza imza atmağa mezun olan Hüs- nü Bey bizden aynlmıştır..." Mithat Sadullah'ın mektup ütopyasındaki Türkiye, dik- kat edılirse, Yeni Mektup Nümuneleri'ne özgü üslûbu, Hâdiye Güntekin'den alıntıladığım satırlarda koruyabil- miştir. Demek ki 1959 ve sonrası, daha birkaç yıl daha, hepsi son yıllar, sona eren bir dönemmiş. Hepsinin de ortak özelliği masumiyettir. Sözlük, ma- sumiyet için, günahsız ve suçsuz olma hali, diyor. Ma- sum için, günahsız, suçsuz dediği gibi, bir de "yazıksız" diyor. Günümüzün geldiği noktada hangimiz yazıksız olabi- liriz... Şimdi dönüp baktığımızda, laf kalabalığı, edebiyat diye çoğu kez alay ettiğimiz, küçümsediğimiz o yıldızlı geceler, balkonlarda durun dinlenilmiş keman konser- cikleri nasıl yazıksız anılabilir... Yıllar var ki, "çok eski ve samimî aile dostumuz" sözünü kimselerden işitmiyo- rum... Buna karşılık, ancak ve yalniz kültürünü yitirmiş top- lumlarda görülebilecek, hayatın kılgısına geçmiş, sözü- mona iletişim kisvesine bürünmüş, apaçık bir vandalizm her yeni günümüzü ateşe veriyor. Çok yıllar var ki, Re- şat Nuri'nin "anlattığı" akşam güneşleri için gözyaşı dök- müyor, merhamet hissiyle dolup taşmıyoruz. Belki bu yüzden hiçbir ülkümüz yok. Belki artık annelerimiz bizim için dua etmiyorlar. Hüt ve arp konserî • Kültür Senisi - Koşuyolu'ndaki Adile Sultan Kasn'nda bugün müzikseverlere bir flüt ve arp konseri sunulacak. Flütçü Güneş Ural Eseryel ve arpist Fatmagü] Ergün Keşkek'in katılacağı konser, saat 20.30'da başlayacak. (339 29 03). Ayhan Köprülü'nün resim sergisi • AiNKAR\ (ANKA) -Ayhan Köprülü'nün resim sergisi, Ankara Gürpınar Sanat Galerisi'nde açıldı. Resim çalışmalanna 1953 yılında Madrid'de başlayan Ayhan Köprülü, ünlü Ispanyol ressam Pedro de Matheu'yla üç yıl çalıştı. Prado Resim ve Heykel Müzesi'nde üç yıl klasik eserlerden kopyalar yaparak incelemelerde bulunan ve Ankara Sanatçılar Derneği'nin üyesi olan sanatçı, bugüne dek sekiz kişisel sergi açtı. Ayhan Köprülü'nün resim sergisi 10 nisana kadar görülebilir. Tiyatrol Sanatevi'nde üç söyleşi • Kültür Servisi -Tiyatrol Sanatevınde bugün saat 19.00'da Toron Karacaoğlu. "80 Sonrası Türk Tiyatrosu" konulu bir söyleşi gerçekleştirecek. Perşembe günü saat 19.00'da Ferhat Kentel, "Siyasi Islam ve Yeni Oluşan Kimlikler" konusunu ele alacak. Necla Işık'ın "Edebiyatta ve Sanatta Geleceğini Hazırlayan Kadın" konulu söyleşisi de cuma günü saat 19.00'da gerçekleşecek. (369 50 15) Ibpgut Çeviker'in ilk öykü kitabı • Kültür Servisi -Karikatür tarihçisi Turgut Çeviker'in ilk öykü kitabı olan "Hayal", tris Yayınlan tarafindan yayımlandı. 1980'li yıllardan başlayarak öykülerini "Türkiye Yazılan", "Oluşum", "Sesimiz", "Edebiyat Cephesi", "Dönemeç" ve "Çarşamba Kitabı"nda yayımlayan Çeviker'in ilk derlemesi "Hayal", "Lermontov'u Ben Oldürmedim", "Kanama", "Kalbim Yüzünle Dolsun". " Yalpa" ve "Herhangi Bir Adam Değil" başhgını taşıyan altı öyküden oluşuyor. Arka kapak yazısını Onat Kutlar'ın yazdığı kitabm tasanmını Bülent Erkmen gerçekleştirmiş. Bilkent Festivali'nde bugün Bruno Peltre (piyano) resitali (Bach, Busoni. Beethoven,Liszt/21.15de Bilkent Konser Salonu'nda)
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog