Bugünden 1930'a 5.353.758 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

18 MART1995 CUMARTESİ CUMHURİYET SAYFA KULTUR 15 SanatçıkathıılarclaııüçCANAN BEYKAL 8 Mart Dünya KadınlarGünü nedeniyle bu tarihten itibaren birhaftasüreyleçeşitlietkinlik- ler gerçekleştirildi. Bunlann arasından üç sergiyi seçiyorum. Ikisi 1940-50 ortamında erkek meslektaşlannın içinde kadın olarak varlıklannı kanıtlamış iki sanatçımızın sergisi. üçünciisü ise Yıldız Teknik Ünıversitesı Sabancı Sanat Merkezi'nde on sanatçı kadının başka kadinlara saygılanyla işaretlenmiş yapıt- lannın sergisidir. Yapı Kredi Bankası Kazım Taşkent Sanat Galensi'nde bır katalogla sunulan Eren Eyübog- hı sergisi, D Grubu içinde sanat- Tomur Atagök'ün 'Hak AsatÜzerine Notlar' adh yapıa. sonra da İ936'da bu aşkın peşi- ne takılıp Türkiye'ye gelen Er- nestin Letoni. Eren Eyüboğlu olur. Yazgısı Türkiye'de Kala- mış'ta Bedri Rahmı ile birlikte kurduklan stüdyo evlerinde sonlanır. Bu sergi onun bu ülkede, bır Türk sanatçısı olarak gerçekleş- tirdigi yapıtlannı sunuyor. Çün- kü bu resimlere baktığımda ne Türk resminin 1940-50 orta- mında temeli atılmış bazı dü- şüncelerinden ne de Bedri Rah- mı"nin ortaya attığı ilkelerden farklı, yabancı bır tutum görü- yorum. Aynı sevgıyi; Anado- lu'ya. kilime. yazmaya. basma- ya. denıze. çınarlara, köy kahve- lerine. minik evlere, tepelere, Bodrum'a, Bursa'ya. İstanbul'a, Kalamış ve Fenerbahçe"ye ve maviye sıcak, buralı bakışa takılanlan bu- luyorum. Eren Eyüboglu, ne- yi sevdıyse onu yaptı- ğını söyler. Hiç şikâ- yet etmediğini de be- lırtir. Onun resimleri- ni izlerken gerçekten de ufak bir başkaldın- nın, azıcık bir piş- manlığın izini bile gö- remiyorum. Yürekle- rinin aynı tempoda atışı gıbı ortak ılgile- re çevrilen gözler, du- yuşlar, teknikler ve sevgiler bir hayatı ör- düğü gibı sanatlannı da örmüş sanki. Ben- ce belki pek ince bir göz, ufak farklan be- lırgin kılabilecektir. Ama temelde ortak çı kadın olarak kendini kanıtla- mış. Türkiye'yi vatanı olarak se- çip benimsemiş ve Türk sanat tarihıne adını yazdırmış olan Rumen asıllı bir kadının yaşa- mını sunmaktadır. Ahmet Ham- dı'Tanpınar'ın sözleriyle "Sryah ve erguvani renklerin içinde bir tavus gibi süzülen bu güzel ka- dın" Romanya'dan Paris'e, Andre Lhote Atölyesi'ne resım çalışmaya gelen Ernostin Leto- ni'dir. Rumen kıa Türkiye'de Ernestin, bir yıl sonra aynı atölyeye resim öğrenımi ıçin ge- lecek olan karayağız bir Türk genci olan Bedri Rahmi'ye tu- rulur ve dil bılmeksızin anlaşa- rak Paris'te bir aşk geliştirir, duygu ve düşünceleri. ilkeleri benimsemiş iki kişiden oluşan tek bir ortaklık söz konusudur. Bu resimlere baktığımda piş- manlığın olmadığı gibi özlemin de bulunmadığını görüyorum. Romanya'yı özleyen Ernestin adlı kızın izini sürmeye kalktı- gımda bulabileceğimi umut et- tığım her şey beni yine buraya, bu ülkeye ve bu ülkenin sanatı- na gönderiyor. Birgeçmişi silip sankı yaşamının Türkiye'ye Bedri Rahmi için geldiğinde başladığını gönülden, yakın- maksızın kabul etmiş bir Eren Eyüboğlu ile karşılaşıyorum. Bu denii tek olabilmenin ve ay- nı zamanda kendini kişi olarak koruyabilmenin herşeye karşm •Eren EyüboğhTolarak kalabil- menin ne kerte zor olduğunu da Eren Eyüboğlu'nun 'Pazara Gidenler' adlı taUosu. düşünüyorum. Bu sergı. güzel bir Rumen kızın Türkıye'ye ge- lerek ülkesinı, adını degiştırip yenı bir kimrrk edınmesının ve yaşamının sonuna kadar bu ül- kede üretken olabılmesınin il- ginç hikâyesıni de bir kez daha düşündürttüğü için zamanında açılmış anlamlı bir sergidır. Ka- dın Eserleri Kütüphanesi'nde ise 'Sanatın Yorgun SavaşçısT başlığıyla açılan bir başka sa- natçı kadınımızın sergisi yer alı- yor. Çocukluğumdan itibaren tanıdıgım Maide Arel'ın sergisi, kendisınin göremedıği, belki de haberdar bile olamadığı bir ser- gi. Çünkü Maide Arel. şu sıra- lar çok hasta. Güleç vüzlü. son derece na- zik, gerçek bir sanatçı ruhu ta- şıyan Maide Arel de tıpkı Eren Eyüboglu gibi yaşamını sanatla çevırrhiş \e bir başka sanatçı adamı sevmiş, onun yaşamının rotasında yolunu çizmekten ya- kınmamış, pişmanlıklara yer vermemiş bir sanatçı kadınımız- dır. Elinde sürekli birdemetçiçek varmış gibı belleğımde yer et- miş olan Maide Arel'in pıyano- da bize 'Für Elize'yi çalışını hâ- lâ anımsıyorum, eşı Şemsi Arel ile birlikte balkonlannda oturur- larken benim gelışimi daha yo- îuri başmdayken görduklerinde o sevecen bakışlannı ve bana il- tifatkârtakılmalannı daanımsı- Bolşoy'da sinirler gerginKühür Senisi- Rusyada re- form hareketlerinin yarattığı ; kanşıklık, Bolşoy Tiyatrosu'nu daetkisialtınaaldı. RusyaDev- ' let Başkanı Boris Veltsin, bir de- ğişim hareketi başlatmış ve Bolşoy "un başınâ müdür olarak Vladiinir Kokonin'ı getirmıştı Kokonın'ın koreograf YuriGri- goro*iç"le olan sürtüşmesi so- nucu, Grigoroviç, görevinden istifa edince Bolşoy Bale Top- luluğu'nun on iki dansçısı da bunu protesto etmek için 10 mart günü "Romeo ve Juliet" balesinde dans etmeyi reddet- mişlerdı. Bu arada. Yeltsin'ın. Kokonin'i görevden aldığı: an- cak bu görevin iptal edilmedi- ği ve iki hafta içinde yeni ata- malann gerçekleştirileceği be- lirtiliyor. Protesto^ gerçekleştiren dansçılar. izleyicilere toplulu- ğun 68 yaşındaki koreografı Yuri Grigoroviç'in istifa etme- si nedeniyle, 'kalplerinin kınl- dığını ve bunahma girdiklerini' söylemişlerdi. Gngoroviç, Devlet Başkanı Boris Yeltsin'in, dansçılann ve şarkıcılann birbirleriyle daha çok rekabet edebilmelenni sağ- layacağı düşüncesiyle geçen eylül ayında Bolşoy'da başlattı- ğı reform hareketlerini onayla- mıyordu. Yeltsin'in anlaşmalan feshe- dip Bolşoy'u yönetmeleri için BoJşoy Balesi 1989 yılında İstanbul'da Atatürk Kültür Merkezi'de Türk izieyicisiyle buluştu. 15 kişilik yeni bir genel kunıl oluşturmak istemesi, tiyatroya 1946'da Stalin tarafindan veri- len özel konumu ortadan kaldı- racak. Stalin, topluluğun ekonomik güçlük çekmemesi için birta- kım ayrıcalıklar ve ek ödenek- ler sağlamıştı. Yeltsin'in emriyle iki yıl ön- ce Bolşoy'a genel müdür olarak atanan ve dün yine Yeltsin'in emriyle görevden alınan Vladi- mir Kokonin, "Tiyatro, baskıcı dönemde durağanhğın ve den- genin temsü edildiği yer obnuş- tu. Sanatçılar, bulunduklan rne\ kidc uzun süre kalabilivor- lardTdemişti.u Bolşo>'un>apı- sı. baskıcı rejimle uyum halin- de>di, ama şimdi bütün işle\1ni yttirdL" Topluluğun başdansçıların- dan N'ina Anan>aşvili. sürege- len tartışmalardan ve insanla- nn birbirine çamur atmasından bıktığını belirtiyor: "Bolşov'un ihtişamı git gide yok oluyor. Sü- rekli toplantılar yapıyor \e gre- ve gidi>oruz. Ama yaklaşık 10 yıldır sanatsal konuian tartış- mak üzere tek bir kez bile bir araya gelmedik." Üzmanlar, bır zamaniar dün- ya opera ve bale dünyasının övüncü olan Bolşoy'un, pazar ekonomisinin katı gerçekleri ve bürokratlar yüzünden New York, Pans ve Londra'daki ba- le merkezlerin gerisinde kaldı- ğını söylüyorlar. Sorunlardan biri, Sovyet sis- temi dağılmayabaşlayınca Bol- şoy yıldızlannın, daha çok pa- ra kazanabılmek ıçin ABD'ye kaçmışolmalan. Bu sanatçılar, ülkelerine yalnız bir iki ay için gen dönüyorlar. Uzun vadelı. yaşam boyu gü- vence sağlayan anlaşmalar ye- rine; geçıci ve kısa süreli anlaş- malar yapılmasının nedenlerin- den biri bu. Bu anlaşmalar, yıl- dızlar için kolaylık yaratırken topluluğun durumunu güçleşti- riyor. Bu arada. göstenye çık- mayı reddeden 11 sanatçı hak- kında da dava açıldı. Dün gö- revden alınan Kokonin, Mos- kova'da Echo radyosuna yaptı- ğı bir konuşmada. eylem yapan sanatçılann işten atılmadıklan- nı. yalnızca geçici bir süre için açığa alındıklarını söyiemiş ve "Halka, sanata ya da tiyatraya saygı duvmayı bilmeyen üısan- lar. suçlan cezalandınlmadıkça izleyki önüne çıkamazlar" de- mişti. Kokonin aynca. eyleme katılan 65 sanatçtdan yalnızca on ikisi hakkında soruşturma başlatıldığını belirtmişti. 7 . A N K A R A U L U S L A R A R A S I F İ L M F E S T İ V A L İ Duvar, 12 yıl sonra gösterimde CUMHUR CANBAZOĞLU Cannes 83 'te gösterilen Du- var (Le Mur) uzun yıllar sonra Ankara seyircisinin önüne çıkı- yor. Yıbnaz Güney'in ölmeden önce yönettıği son film olan Du- var, Türkiye'de ilk kez Anka- ra'da sinemaseverlere ulaşıyor. - Duvar,birçokbakjmdanşans- sız bir fılm. Öncelikle Yol gibi bir başyapıttan sonra, bizzat kendisi kameranın ardına geç- miş olan Yılmaz Güney'den ay- nı kaliteyi bekledi uluslararası sinema çevreleri. YoTdan önce yalnız 1979'da Sürü'yü izleyebılmişti Batı. Yol'da yeni keşfettiği Güney'den aynı çarpıcı etkiyi yaratacak fılm talep edilmişti. Fransa Kültür BakanlığVndan sağladığı parayla Fransa'da bir "Türk hapishanesi" kurmuştu Güney. Oyuncular tamamdı ama, dış çekimlere fazla açıla- mayacaktı; çünkü Fransa'daydı. Oysa Yol, Anadolu'nun zengin görüntüleri arasında çekilmiş, yaşayan bır filmdi. Güney, hapishane gerçeginin dozunu fazla tutarak belgesel ni- telikli görüntülerin üzenne git- mışti. Batılı sınemasever şaşkın- dı, bu "yeni usta"dan şiirsel an- latımlı film beklerken ortaya Türk hapishanelerindeki boğu- cu, umutsuz, sadist havayı anla- tan, hapiste bir daha cezalandı- rılan insanlann gerçeklerini yansıtan biryapıtla karşılaşmış- tı. Eleştırmenler bu "sürpriz"i nasıl degerlendirecekJennj bile- medıler. Kötü şeyleryazmadılar ama. methiye de düzmediler. Duvar, Yılmaz Güney'in So- ba. Pencere Camı ve tki Ekmek İstiyoruzadlı romanını anımsa- tıyor. Ankara Kapalı Ceza- evi'nın çocuklara aynlmış ko- guşunda, yani süb> an koğuşun- da Arap, Şaban, Allah, Aziz, Uzun gibi çocuklar gardiyan baskısı altında yaşıyorlar. yaşa- maya çalışıyorlar. Film iki bölümden oluşuyor. îlk bölümde Günev, çevreyi an- latmakla meşgul; çarpıcı yüzler ve statik görüntüler arasında ha- pishane yaşamını tanıyoruz. Ikıncı bölümde çocuklann in- sanca yaşam şartlanna kavuş- mak ıçin başlattıklan isyanla film hareketleniyor, kamera hız- lanıyor. dar mekân sorunu kay- boluyor. Yol'un başansından hemen sonra çekımlerine geçilen Du- var'da Yılmaz Güney, filme bu adı vererek kısa ve öz şekılde insanca yaşamın duvann ardın- da kaldığını vurguladı. Duvann yarattığı isyan, firar. protesto, fitne de sonuçsuz çözümlerdi; her şey sonuçta duvara takılıp kalıyordu. Filmın adı kısa. içe- rigi uzun olacaktı; ama pek ol- madı... Duvar'ın Ankara "da 121 daki- kalık kopyası göstenlecek. yorum. lçimi bir sevinç anısı doldururken Maide Arel'in ser- gisini göremeyişine üzülüyo- rum. Eren Eyüboglu ile aynı dö- nemlerde, sanatçılığın Türki- ye'de sevdirilmeye ve oturtul- maya çabalandıgı bir dönemde yurtıçi ve yurtdışında sürdür- dükleri zorlu, ama umutlu bir gelecek düşüyle katlanılır olan yaşamlannı nasıl sanatla çerçe- velediklerini düşünüyorum da bu iki sanatçı kadıntmıza üret- tikleri her şey ıçin aynı cinsten ve aynı meslekten olmam nede- niyle bir kez daha teşekkür edi- yorum. Bilıyorum kı sanat tari- hi yeniden yazılacak ve sanatçı kadınlann ne kerte zor yaşam koşullanna ve hele sanatlannı - bunca güçlü sanatçı eşlennın varlığına karşm .vazgeçmeksi- zin- sürdürmeye katlanmış oluş- lannın hakkı verilecektir elbet- te. Bu, bellek oluşturmayla mümkündür ancak. Ve bellek oluşturmanın, kadının sanatçı olarak kımlığını aramasının ılk adımı da bir sergiyle atılmış bu- lunuyor On kadına saygı Yıldız Teknik Üniversitesi Sabancı Sanat Merkezi'nde İlkkrden Bir Kesit' adlı fotoğ- raf belgesellenyle oluşturulmuş sergının bır tamamlayıcısı ola- rak sunulan ve 40 sanatçı kadı- nın, 10 kadına saygısını ileten •lzler' adlı sergı, boşluğa yazıl- mış her tümceyi; tarihe yazmak üzere kendı kimliklerini araştı- rarak, sorgulayarak ve kafalara yazarak bır sergiyle, 10 sanat yapıtıyla gündeme getiriyor. Tomur Atagök'ün düzenledi- ğı sergıde Füsun Onureliyle yo- rumlanan Atatürk'ün annesı Zübe\dc Hanım görkemli bır koltuk üstüne serilmış işlemeli bir örtü ile selamlanırken Nur Koçak eliyle CahideSonku ala- bıldigıne melankolik, uçucu, ağ- lamaklı, olağanüstü bir güzellik sergiliyor. Hak Arpacıoğlu, 'Cözdekini Gören Sevgi' adını verdiği Işıl Alatlı'ya adadığı çalışmasında ekspresyonist bir pentür ortaya koyarken Hale Tenger, bugün de yaşadığımız gerçekleri: 1914 Türkiyesi'nde dile getiren bir halk kadınının NedimeSari'nın ağzından, beyaz işlemeli çeyız örtüsü gibi bır kumaşa yazdıgı 'Zamanla Telakkiler Değişiyor' adlı bir dergi yazısından sunu- yor. CandeğerFurrun. seramik- çi Füreya Koral'ın çamuru kav- ramış ellerini ölümsüzleştirir- ken Şükriye Dikmen'ın Aliye Berger'i konu alan bir portresi, kocaman gözleriyle bize bakı- yor. Yeni bir bellek oluşturmak Gülsüm Karamustafa, Os- manlı kadın soyağacında yer alan adlan asetat kutular içinde sunulan tek bir çiçekmişçesine. kınlgan bır yerleştirmeyle su- narken aynı kınlgan yapısından dolayı genç yaşta Paris'te yitir- diğimız Hale Asafın hayatı üze- rine notlannı Tomur Atagök; in- ce, zarif bir duyarlılıkla bır du- var panosuna dönüştürüyor. Canan Beykal, daha önce 1993 yılında Arkeoloji Müze- si'nde yer alan 'Çaglar Boyu Kadın' adlı sergiler dizisinin bir uzantısı olan 'Cumhuriyetten Günümüze Kadın Sanatçılar' başlıklı sergisi için tasarladığı 'Mihri'nin Sütunu' adlı çalış- masıyla Türk resim sanatının olağanüstü ve efsanev i bir ka- dın sanatçısına hayranlığı ya- nında. saygısını da ona adadığı bir sütunla dile getiriyor. Mihri Hanım, bu sütunun üzerinde bir taşbebek tarafindan simgeleniyor ve kendi portre- sindeki kadınlar gibi giyinmiş ve ona benzeyen bir halde ser- giyi oİduğu kadar. açtığı yolda başanyla ilerleyen sanatçı ka- dınlan da durmadan dönerek iz- liyor. Sonunda sanatçı kadınlar, kendi belleklerini oluşturmanın gereğini duydular ve sanat tari- hini yeniden yazacaklar, yeni oluştunılan belleği dikkate al- madan doğru bir sanat tarihi yazmış olmayacaklar. Duvar, Güne>'in son filmi. Festivalde Bugün Kavaklıdere Sineması: 'Özel Bir Gün' (10.00) 'Marmotte Ailesi'(12.15),'Bir Halk Düşmanı' (15.00), 'Duvar' (19.00)/Söyleşi(Attila Dorsay), Bosna (Bernard- HenriLevy (21.30), 'Beyaz Gece'(24.00) Megapol Sineması: *Woyzeck' (10.00) 'ABce'(12.l5),'Ük Aşk' (15.00), 'Vengeç Sepeti' (17.00).'SavaşBitti'(21.30), 'Beyaz Gece'(24.00) Fransız Kültür Merkezi: Uluslararası Canlandırma Filmleri Yanşması (12.00, 13.00, 15.00, 16.30) Alman Kültür Merkezi: 'Portreler' (12.00)/Soyleşi T.C.Ziraat Bankası Kültür Merkezi: 'Babam Askerde' (13.00, 16.00). DUŞUNCEYE SAYGI MEMET FUAT Kadın Polis Bugün gene tipografiden söz edecektik, ama araya bir kadın polis girdi. Gazıosmanpaşa'daki utanç verici olayla- nn arasmdan kucağında bir çocukla çıkıp bu erkekler dün- yasının rezilliklerinden gelecege doğru uzaklaşan bir ka- dın polis... Şair şöyle diyordu: dünyayı çocuklara verelım bir günlük de olsa öğrensın dünya arkadaşlığı Bu güzel bir düş, gelecege güven... Ama, yıllar yıllar ön- ce, bambaşka bir dünyadan, bambaşka bir şair de, "Ço- cuktur babası insanın" demişti. Çocuklar büyüyor... Çağdaş uygarlığı benimsemeyen islam ülkelerinde, nerdeyse on yaşlarında büyümüş sayı- lan oğlanlarla kızlar, hangı kültür ortamında olursa olsun, ayn da buyutülseler birlikte de büyütülseler, ister istemez erkekleıie kadınlara dönuşüyorlar. Ama bütün külturlerde degişmeyen bir gerçek var: So- nunda dünya erkeklerin denetimine veriliyor. Araya onemlı görevlerle kadınlar girseler de, bunlann er- kekleşmiş kadınlar olmalan, erkekler gıbı düşünen, erkek- ler gıbı davranan, erkeklerin dünyasına ayak uydurabilen kadınlar olmalan gerekıyor. Yoksa elının hamuruyla, ya da çapasıyla, ya da bebek- lerınin beziyle, yaşamın bütün yükünü taşırken parmak kal- dıranlara kımsenın söz vermeye gönlü yok. Onlar kadın duyarlıklanyla otursunlar evlerinde, dağlar- da, sokaklarda karşı karşıya getirilıp kurşunlanan çocuk- larına ağlasınlar, yas tutsunlar... Kanşmasınlar bılmediklerı ışlere... Evet, böyle düşünülüyor... Benim gördüğüm, saptadığım ise şu: Bu dünyayı erkek- ler yönettiğı kadar, yakındığımız olumsuzluklann hiçbiri so- na ermeyecektir. Çünkü hepsinin kaynağı erkek duyarlığı- dır. Bedensel güce verılen önemdir. Her konuda şıddettin başköşeye oturtulmasıdır. Yüzyıllardır bu dünyayı erkekler yönetiyor. Başbuğlar, hanlar, krallar, imparatorlar, cumhurreislerı, başbakanlar, peygamberler, papalar, rahipler, ımamlar, hep erkek. Yö- neticiler arasına kadınlar gırdiğinde de hemen çevrelerini erkekler alıp onlardakı kadın duyarlığını yok ediyorlar. Tıpkı dınler gibı, yerleşik yönetim mantığı da erkek du- yarlığının her şeyi sanp sarmalamasını büyük bir kolaylık- la sağlıyor. Bakıyorsunuz. yönetımde bır kadın var, ama du- yarlık erkek duyarlığı... Erkek duyarlığıyla vanlan, vanlabilecek yer ise artık iyi- ce belli, yüzyıllardır degışik oyuncularla hep aynı oyun oy- nanıyor. Şiddet, savaş, yağma. sömürü, baskı, yalan, al- datmaca, bölünme, çatışma, ışsızlik, açlık, kıyım, ölüm... Bu acımasızlığa nasıl son verılecek? Şunu yaşayarak öğrendik: Nedeni ne olursa olsun, er- kekler hıç duralamadan ınsanlara kurşun sıkabiliyorlar. Demek kı, o kurşunlarla başkalarında yaratacaklan acı- yı düşlemeye yeteneklerı yok. Neden yok? Erkeklerin çocuk sahibı olmalan çok kolay... "Niye bu kadar çok çocuk yapıyorsunuz?" sorusuna bir köylünün verdiği ünlü yanıt bunu açıkça deyimliyor: "Bi- zim başka eğlencemiz yok ki, beyım!" Çocuk sahibi olmanın erkekler ıçin bır eglenceyle baş- layıp bittiğini kımse soyleyemez, ama onlar bır çocuğun ne demek olduğunu hiçbir zaman kadınlar gibi derınden an- layıp değerlendiremiyoriar. Gaziosmanpaşa'da tabanca seslerinin arasından kuca- ğında bir çocukla çıkıp gelen polisı ben önce erkek san- mıştım. Kadın oldunu görünce, yıllardır yaşadığım utanç- lara bir yenisı daha eklendı... Şöyle demek geliyor içimden: Dünyayı kadınlara verelım Bir günlüğüne değil ama bütünlüğüne... Onat Kutlar Bulgar basınında • Kültür S*nisi - Bulganstan'ın haftalık gazetesı "Balkanlar'da Bugün". 27 ocak tanhli sayısında Onat Kutlar'ın ölümünü "Demokratik Türkıye Onat Kutlar'ı kaybetti" başlığıyla du>-urdu. Simeon Radaykov'un yazdığı yazıda Kutlar'ın çok sevilen bir kişi. ender yetişen bır sanatçı olduğu ve gazetemızdekı pazar yazılannın büyük ilgiyle okunduğu belirtılıyor. Onat Kutlar'ın Türk smemasına katkılanna da değinılirken. onun pek çok sanatçının yetişmesinde emeği olduğu. bugün bu sanatçılann Türk kültürünü ayakta rutan ısımler olduğu dile getiriliyor. 14 ocakta Istanbullular'ın ona karşı son görevlerini yerine getirdiklerinin belirtıldiği yazıda Şükran Kurdakûrun Kutlar'ın cenaze töreninde yaptığı konuşmadan da bir alıntı yer alıyor Muhammet Şengöz, yılm karftatürcüsü • Kültür Servisi -Kankarür Vakfı. Muhammet Şengöz'u vılın kankatürcüsü seçti. Mahmut Tali Öngören. Metin tnceoğlu, Vecdi Sayar. Ömer Tuncer, M. llhan llik. H. Haluk Ünsal ve Nezih Danyal'dan oluşan seçicı kurul. özgün çizgileri. geçen yıl ve bu yıl yaptığı başanlı karikatür çalışmalan ve aldığı ödülleri gözönüne alarak Muhammet Şengöz'u "yılm karikatürcüsü" unvanınadeğergördü. Karikatür Vakfı. Muhammet Şengöz'e. kendi karikatürlerinden oluşan albümü bastınp armağan edecek. Şengöz, armağanını Türk kankatürünün 125. yılı olan bu yıl. ılk kez 19-23 mayıs tarihleri arasında düzenlenecek Uluslararası Ankara Karikatür Festivali sırasında yapılacak olan törenle alacak. Enuğurun resim sergisi sürüyor • Kültür Servisi - Oral Enuğur'un resım sergisi. Casa Pera Art Galerisi'nde sürüyor. tstanbul doğumlu olan sanatçı. 1959-1960 yıllan arasında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü'nü bitirdi. Üç yıl kadar Paris'te resim üzerine incelemeler yapan Enuğur, karma sergilere katıldı. Oral Enuğur'un resim sergisi 2 nisana kada'raçık kalacak. (Koca Ağa Sok. No:I4 Beyoğlu, Ekipler Amirliği yanı). ATtLLA COŞKUN UĞUR MUMCU CİNAYETİ Uğur Mumcu'yu kim ya da kimler öldürdü? Amaçlan neydi?.. Cinayetin soruşturması ne ölçüde ciddi yürütülüyor? Mumcu cinayetinin ûzerindeki esrar perdesi kaldırılabilecek ve katilleryakalanabilecek mi?.. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve ilgili kuruluşlan, bu cinayeti aydınlatmaya gerçekten kararlı mı? Atilla Coşkun'un titiz bir araştırma ve inceleme sonucunda hazırladığı bu yapıtı, Uğnr Mumcu cinayetini çeşitli boyutlarıyla kamuoyunun gündemine getiriyor. oynanan oyunlara dikkat çekiyor. 180.000 TL cemrn vayınevi^# KuçLikparmatckapı Ipek Sokağı No 11 80060 Taksınvlsi Tel 2430550• 2432023• fob 244 1533 Ödcmrli gönderemijonız. Lütfen ederi kadar posta pulu göndcriniz.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog