Bugünden 1930'a 5,431,920 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 7 ARALIK 1995 PERŞEMBE 14 KULTUR Aydan Mürtezaoğlu, ilk bakişta keşfedilemeyecek olan 'îsimsiz' başhklı çalışmasıyla, Istanbul'un coğrafi özellikleri üzerinde düşündüğünü ve bienalin temel kavramlanna yetkin bir gönderme yaptığmı düşündürüyor (solda). Ayşe Erkmen'in Antrepo'nun her iki katından da izlenebilen 'VVertheim ACUU' isimli çalışması (sağda) bienalin en güçlü işlerinden biri olarak ağırhğını uzun süre duyumsatacaktır. fld kdanm arasmdald 'geçiş yeıiNECMİ SÖNMEZ UlUSl»R»R«SI ISMNIU1 İBİENAL llk ki- ş i s e 1 sergisi- ni bu y ' • Taksim Sanat Galensf nde "Tour/ delto- ur" başlığı altında açan Aydan Mürtezaoğlu (1 % 11 Antrepo'nun ıçınde, oldukça kolav görülebile- cek bir verde olmasına karşın. ılk bakışta keşfedilemeyecek olan ça- lışmasıyla. Istanbul'un coğrafi özellikleri üzerinde düşündüğünü \e bienalin temel kavramlanna yetkin bir gönderme yaptıgını dü- şündürüyor. Alptckin ıle Morris'in kamyo- nunu geçtıkten sonra bir eşik ara- sına ıki şeffaf plesıglasla yerleştır- diğı çalışmasında sanatçı. Istan- bulun haritasını çizmış. Boğazi- çı'nın geçtiğı bölüm, izleyıcilerin bu şeffaf kapılan ıterek bienalin öbür kısımlanna geçtıği bir tür ka- pı aörevıni üstlenmış. fkı kıtanın buluştuğu yer olan Istanbul'u bir tür "gecjşyeri", kül- türel kımlıklenn buluştuğu, kay- naştığı bir nokta olarak yorumla- yan bu çalışmanın bir tür hatırlat- ma yapmaktan çok. kullanım amaçlı bırözelliği vardı. Açılış gecesınde davetlıler. bu şeffaf kapının arkasında itiş tıkış bekletildiler. Oldukça geniş olan eşik. üst üste gelen ızleyıcılerle birlikte bir tür "sınır noktası" gi- bı dolmaya başladı. Her an kınl- dı. kırılacak diye heyecanla izle- dığım şeffaf kapılar. belkı yüzler- ce sanatsevere onlann farkında ol- madan eşlık etti. Mürtezaoğ- lu'nun bu çalışması, kendısınin, "bekleme,geçiş,dıınna~gıbı kav- ramlar üzerinde yoğunlaştırdığı ka\ramsal eğılımlennin aldığı en somut formlardan bırini oluştur- duğu içın önemli. Geçen mayıs ayında Ankara'da açılan "Gar Sergisi'"nde de sanatçı bekleme salonunun ortasına, bekleyenler arasındakı sağır diyaloğu son de- rece açık bıçimde gösteren beton kolonu, tahtalan \e demirlerıyle yerleştirmişti. O çalışmasıyla bir- • Ayşe Erkmen normalde sadece kapısı kapalıyken çahnan bu asansörü, kapılannı ardına dek açık şekilde çalıştırarak son derece minimalist bir tavırla. ancak dikkatli bir izleyicinin anlayabileceği bir "kullanım degişikliği"nin altını çiziyor. Aydan Mürtezaoğlu. bir eşik arasına iki şeffaf plesiglasla yerleştirdiği çalışmasında iki kıtanın buluştuğu yer olan tstanbuTun haritasını çizmiş. likte düşünüldügunde bıenal işi- nın taşıdiğı yüklü tansiyon daha açık olarak görülebıliyor. Mürtezaoğlu. '•yöndmenin'*. fiziksel olarak gıt-gelin önemli bir rol oynadığı bu çalışmasında, İs- tanbul'un kurulduğundan berı, farklı cografyalara ınsan. bilgi. sa- nat. kültür yollayan özellıklerinı. günümüz estetığinin vazgeçilmez malzemesi olan plastık kökenlı bir madde ile yorumlayarak hem kav- ramlara hem de bu kavramlara uy- gun malzeme seçimine önem ver- diğıni düşündürüyor. İzleyıcilerin bu kapılann özelliklenni mutlaka keşfetmesı gerekmemekte. Her iki kıta arasında eşsız yol- culuklara çıktığını anlayamayan vapur yolculan gıbi Mürtezaoğlu da hem gelip geçene hem de du- rup düşünene farklı çağnşımlar getiren bir çalışma gerçekİeştir- miş. Ayşe Erkmen, mekâmn fonksiyonlannı irdeliyor 1950'lerde yapılan Antrepo bi- nalannda o döneme göre ileri tek- nolojının ürünü olan Alman VVert- heim marka asansörler kullanıl- mış. Kimı eski apartmanlarda ha- len kullanılmakta olan bu asansör markası Ayşe Erkmen'in (1949) bienal çalışmasının sergilendıği yer olarak ılk bakışta bır sanat ese- ri ıçın alışılmadık. garip bir izle- nim bırakıyor. Çalışmalannda mekân kavramını kullanış mantı- gına göre yorumlamayı deneye- rek mümkün oldugunca fark edil- meyecek bir müdahale ile amacı- na ulaşmayı tercih eden Erk- men'in bu çalışması Antrepo'nun her iki katından da izlenebilıyor. Asansörün içini tıpkı bir kontey- nır gıbi metal malzeme ıle kapla- tan sanatçı. her beş dakikada bir yukanya ve aşağıya inen bir me- kanizmayla ilk bakışta kinetik bir çalışma gerçekleştirmişe benzi- yor. Ancak bu bildığimız anlamıy- îa kinetik sanatın sınıriannda'de- ğerlendirilemeyecek olan bir iş. Mekânlann fbnksıyonlan Erk- men'in önemli birçıkış noktasını oluşturuyor. Antrepo'nun rıhtım tarafındaki balkonu. gemilerden çıkanlan konteynırlann vınçlerle konulduğu ilk yerdir. Yani gemi- den boşaltılan yük. bu balkonlar- dan başlayıp mekânın tamamına yayılan raylann üzennde kaydın- larak belırli bölümlere götürü- lüyor ya da asansör yardımıyla aşağıdaki kata indirihyor. Sanatçı asansörün gerçek görevi olan kon- teynır taşıma amacına müdahale etmeksızin bu fonksıvonu tekrar işler hale getirmeyi tercih etmiş. Mimannı özellikleri açısından de- ğerlendirildiğinde sanatçı bu ça- lışmasında asansörün amacınm yük taşımak, depolama sırasında kolaylık sağlamak olduğunun al- tını çiziyor. Asansörün metaforik olarak göndermede bulunduğu bir kav- ram ya da sembol yok. Erkmen normalde sadece kapısı kapalıy- ken çalınan bu asansörü. kaprfan- nı ardına dek açık şekilde çalıştı- rarak son derece minimalist birta- vırla, ancak dikkatli bir izleyicinin anlayabileceği bir "kuDannndeği- şikliği^nin altını çiziyor. Asansö- rün içini kaplayan metal plakalar her ne kadar bir konteynın andır- sa da sanatçı burada normal bir konteynınn görünmeyen yanını, yani içini izleyiciye soyutlaturuş bir şekilde sunarak var olan nesne ile onun görünmeyen yüzünü eşit ağırlıkla kullanmayı başarmakta- dır. Erkmen'in bu çalışması biena- lin en güçlü işlerinden bin olarak ağırhğını uzun süre duyum- satacaktır. 'Ashnda i anlaüyorıız' Kent Oyunculan'ndan 'postkomünisf komedi Kültür Servisi- Kent Oyunculan. Refik Erduran'ın •'Ramiz ile Jüİide" adlı oyunu- nu 13 aralık tarihınden itıbaren Kenter Ti- yatrosu'nda sahnelemeye başlayacak. Vıldız Kenter (Jülide). Müşfık Kenter (Ramız). Şükran Giingör (Hayatıl ve Öz- lem Çaknıan "ın (Nur) rol aldıİdan dört kı- şilik oyunun yönetmenlıgini Mehmet Bir- kiye yapıyor. "Ramiz ik Jülide"nın dekor- lannı Nurullah Tuncer. müzığını Babiir Tongur. kostümlerinı ise Çolpan tlhan ha- zırladı. Romantık bır komedi olanoyun, in- san ilışkılennı alaycı ama umutlu bir açıdan ele alıyor, Sovyetler'ın çöküşü sonrasında- ki ruhsal dağınıklığa gerçekçı yaklaşımıy- la dikkat çekiyor. "Ramiz ile Jiilide n de yaşananlann, bir noktadan sonra komık hatta absürd bir du- rum aldığını belirten Mehmet Birkıye, "Ya- şadığımız postmodernist çağın özellikleri, gerek seks yıldızı Jülide'nin. gerekse değer- leriyüzündençokşev kavbetmişveartıkha- yata boşvermiş Ramiz'in kişüiğine de yansı- yor. Ovunu sahnelerken. öziine müdahale etmeden, yazann bize göstermiş oiduğu sı- nıriar içinde yaratKibğumzı kullajidık" dı- yor. Seyircıler. postmodernist bir yaklaşımla sahnelenen oyunda, bir zamanlann ünlü fut- bolcusu Ramiz ile yine bir dönemın ünlü seks yıldızı Jülide'nın 900'lü hatlar ıçin çe- kilen kliplenni, sahneye kurulan büyük boy ekrandan izleyebilecekler. Bakırköy Belediye Tiyatrosu yanşmasın- da 100 oyun arasından oybirliğiyle Büyük ödül'edeğergörülen u RamizUeJülide"ye ilişkin yazar Refik Erduran ise şunlan söy- lüyor: "Toplumculuğun kökeninde hem ro- mantizm vardır, hem realizm. İnsanın daha hızb insanlaşması özlemi yanlış bir ülkede ters uygulama batagına saplandı diye türii- müze gelişme yollannın tıkanmadığını hay- kırmak, tiim aydınlann göre\idir günümüz- de. Bunu en etkili biçimde yapabilecek sa- nat dallan ise sinema ve rivatrodur. Konuya gerekli ustaca yorumu getirebilecek Kent O> uncuları gibi bir topluluğun, bu çabaya katılışını $e>inçle karşılıyorum..." • Şehir Tiyatrolan'nın yeni oyunu. Tolstoy'un öyküsünden Mark Rozovsky'nin oyunlaştırdığı "Bir Atın ÖyküsiTnü Taner Barlas sahneye koyuyor. DUYGL DURGLfN "Atım. Benim, benimki. Bu sözcüklcr hep ha\atımı beüriemiştir. Anlamı şudur: lnsanlar bir şevlerden söz ederlerken hep "benım. be- nimkı' sözcüklerini kullan- ma>a ba\ ılırlar. Bir de arala- nnda bir karara vBrmıştar- dır. belirti bir şey için ancak bir kişi benım' sözcüğünû kullanabilir. En mutlu varsa- >ılan insan. en çok şeye "be- nım' diyebilen insandır. İçin- de hiç >aşamadığı halde 'evım' diven,üstündehiçyü- rümediği halde "topragım' diyen. halkına zarar \erdiği halde 'halkım' diven insan- lar vardır... Insan konuşması üstüne anlamadığım çok şev var.Özellikkde 'sevaı' keü- mesi". Şehır Tı\atrolarf nda 13 aralıktan başlayarak sahnele- necek. sezonun yeni oyunla- nndan Tolştoy'dan uyarlanan 'Bir Atın Övküsü'nün kahra- manı "Alaca YeJ' konuşuvor. Soylu atların yaşadığı bır ha- rada. 'alaca' olarak dünyaya gelmiş; rengınden ve dıgerle- rine benzemezligınden ötürü soylu atlarca horgörülen. dış- lanan 'aykın' bır at 'Alaca Yd'. Dışlanmışlığının bede- lini de canıyla ödüyor. Mark Rozovskv 'nin oyun- laştırdığı 'Bir Âtın Öykü- sü"nü sahneye koyan Taner Barias, bu öyküden önce de hayvanlardan yola çıkarak ınsanı anlatan ovunlar sahne- Taner Barlas geçen \ıl a\nı çizgideki 'Martı* ile Kaf- ka'nın 'Değişim'ini sahnelemişti. lemış bır yönetmen. Aynı za- manda bırpantomim sanatçı- sı olan Barlas'ın geçen yıl- larda sahnelenen 'Martı' \e Kafka'nın •Degişim'ı bu çız- gınin belırgin örneklen. Bar- las, hayvanlardan yola çıkma nedeninı şöyleanlatıyor:"Se- yirciye bir hayvan övkiisü sunduğumuzda.oö\kü içeri- sinde neyi anlatabilccegimizi düşündük. Ha\>an unsuıia- nnı kullanarak bir şevler an- latmanın sanatsal anlamda daha etkili oiduğunu düşünü- vomm. Hiçbir zaman at ol- maya çahşmıyoruz. sadece atın belli karakteristiklerini alıp onu yansılamak büriin yaptıgımız. Çünkü burada biröykü anlaüyomz." Barlas, bu oyunda da beden dilinı olabıldiğince ön plana çıkar- mak için diyaloglan en az dü- zeyde tuttuğunu söylü- yor."lnsan bedeni ile uğraş- mak cazip gelivt)r. Tı>arroda beden dili ile birşeyler anlat- manın çokdaha etkili. çok da- ha gerekli oiduğu inancında- \ ım. tnsan bedenine. insan se- sine ağııiık kazandırmaya ça- lışıvorum. Çünkü beden dili, konuşma dilinden daha yet- kin." Barlas "a göre ne kadar görkemli. güçlü. başanlı olsa da dığer soylu atlardan biri olmadığı içın 'avkın' bir at 'Alaca Yel'. Alaca olmasın- dan gelen bir mahkümıyet ıçensınde bır tür 'yargısız in- faz' kurbanı. Aykırılığı yü- zünden de yok ediliyor. Alaca'nın öyküsü yanında bir prensin yaşamı da anlao- lıyor oyunda. Hatta gıderek atın ve prensin yaşam öykü- len ıç ıçe geçerek bır bütün oluyor. Barlas a göre, "anta- nJan: attan çok. o simgtden yola çıkarak insan". Prensı de Alaca Yel'ı bekleyen türden bırsonbekhyor. "ŞaiLşöhret uçtu 0tti; prestij denen şey tö- kendi. Şu an bin rubieye raz»- \ını. Bir/amanlar koşucubir atun vardı, safkan, iğdiş, ata- ca.Ne attı o_ Adı Alaca'VtPSt. Ben verdim btı adı ona." Oyunda Murat Coşktfütr ve Bennn Yüdınmlar başrol- lerde. Diger oyuncularla bir- likte uzunca bir süre bcden ve doğaçlama çalışmaJan. at- lan dogal ortamlannda ince- lemek gibi hazırhktar yap- mışlar. Sonuç olarak seyİTciye Wt atı değil, onun öyküsünü sun- duklannı belirtıyorlar. 'Toistoy'un Yaşamı' adlı yapıtın yazan Romain Rol- İand'a göre Tolstoy, bu öykü- yü 1865-1885 gibı uzun bir zaman dilımı ıçensinde yaz- mış. Ünlü yazann dogaya, in- sana, olayiara bakışındaki degişimlen. bir anlamda Tolstoy'un yaşam çizgisini de görmek olası 'Bir Atm Öyküsü'nde. Bir Atın öyküsü. deneysel tiyatro ömeklennden biri olarak seyırcı karşısına çık- maya hazırlanıyor. Peki ne- den deneysel tiyatro? "De- neyseltiyatro,ovTina.oyuncu- ya. yönermene büvük dogur- ma olanaklan veriyor. Bu ge- niş boyurJar içerisinde birlik- te kotanlacak bir ürün vardı elimizde. Farklı boyurlara gi- debikcek türden bir zengin- liği vardı bu ovunun. Sanınm bu cazibe beni bu oyunu sah- nelemeye itti" diyor Bar- las.: "Simgesel değil, gerçekçi davrandık. çünkü aslında bte insanı anlanvoruz." "Gergedan'laşma"da bireyin zavallılaşması sorgulanıyor Kültür Servisi- Stüdyo Oyuncuları 15 aralıkta Nişantaşı'ndaki kendi sahnesin- de Şahika Tekand'ın yazıp yönettiği "Gergedan'laşma" oyunuyla perdelerini açıyor. Dekorlarını EsatTekand'ın yaptı- ği 27 kişilik oyunda Şahika Tekand, Meh- met Atak, Cem Bender, Deniz Atamtürk, Ayşe Toiga, Murat Ergun. Banu Fotocan, Kıvanç Ergun. Gökmen Tokgöz, Sevtap lnseL Nurdan Gür. Hilal Karakaş, Sedat Kalkavan, Sertaç Canbolat, Nurgül Uluş. Karin Yereçyan gıbi oyuncular rol alıyor. "Gergedan'laşraa" klasik tiyatro kalıp- lannın dışında, tam tersine tiyatronun ka- bul görmüş pek çok unsurunu yerle bir eden bir oyun. Üslupsuzluğun bir mana- da üslup oiduğu oyun, bir yandan alabil- diğine matrak bir görüntü çızerken, aynı anda fazlasıyla düşündürücü de. "Gerge- dajı'laşma"da sistem içındekı birey ve bu bireyin sistem içinde başarmak için çır- pındıkça. birey olma özelliğini kaybedip zavallılaşması sorgulanıyor. Oyunda ka- rakter ya da tıpier yok: Sadece 'sistem içindeki insan' ve bunu oynayan 'oyuncu' var. yani seyrettiğiniz oyuncuyu bir fab- rika ya da devlet dairesıne girmeye çalı- şan işçi Ali olarak da. bir holdingin yöne- tim kurulu başkanlığına oynayan müdür Murat olarak da seyredebilirsıniz. 1988'den bu yana oyunculuk sanatında 'yeni'yi arayan Stüdyo Oyunculan'nın "Gergedan'laşma"da kullandığı. perfor- matif oyunculuk da çalışmalar sonucu ge- linen bir yer. u Gergedan'laşma''nın oyoın metni bü- yük ölçüde ready-made. Tiyatro dışı pek çok metin patch-vvork biçimınde biraraya getirilmiş. Oyun anlatıcı ve koro dışında. "Seksek". "Yay", "SiHndir". Tekeriek". "LastikJer". "Köşekapmaca". "Denge" ve "Berange" başhklı sekiz epizoddan oluşuyor. Ve epizodlar boyunca. oyuncu- lar teatral bir dekor olmayan çeşıtli alet- lerle kondüsyon gerektiren bir mücadele veriyorlar. Sonuç olarak "Gergedan'laşma" sis- tem üzenne, Beckett'le akraba ama doğ- rudan bu coğrafyanın kültüründen yola çıkan ve biraz da tiyatro mirasının unsur parçalannı arsızca kullanırken, bu miras- la gene arsızca dalga geçen bır oyun Boğaziçi gitar dinleyecek Kültür Servisi- Boğaziçi Üniversite- si Mezunlan Derneğinin (BÜMED) onuncu kuruluş yıldönümünde düzen- lediği 1. Boğaziçi Uluslararası Gitar Festivali 15-16-17 aralık tarihlerinde üniversıte kampusundaki Büyiik Top- lantı Salonu'nda gerçekleştirile- cek.ttalya'dan Cark> Domeniconi. Ar- jantm'den Rkardo Moreno ve Juan Fa- lu. tspanya'dan Marco Socias. Brezil- ya'dan Toninho Ramos \e Türkiye 'den Hüsrev tsfendiyaroğlu'nun katılacağı festivalde Latin Amerika ağırlıklı bir progTam izlenecek. Üç gün boyunca 1350 müziksevere seslenecek olan Bo- ğaziçi Uluslararası Gitar Festivali'nin biletleri beş yüz bin ve 300 bin TL.'den (ögrenci) satılacak ve kombine bilet uygulanmayacak. Bıletler Vakkora- ma'nın Rumeli.Taksim, Akmerkez, Suadiye şubelerinde ve BÜMED'de satışa sunulacak. Türkiye'de çok ıyi ta- nınan. Koyun Baba ve Gitar ve Bağla- ma Konçertosu gibı Anadolu kaynak- lı bestelennı dünyaya taşıyan Carlo Domeniconi ile genç yaşına karşın La- tin Amerika'nın usta gitarcılan arası- na girmeyi başaran Ricardo Moyano festivalın ağır topları. Müjdat Gezen Sanat Merkezi 'nde dersler veren Hüs- rev tsfendiyaroğlu, yine Paris'te üni- versite düzeyinde ögrenci yetiştiren Toninho Ramos, Arjantin folklorunu modernize edip dünyaya taşıyan Juan Falu, bir başka öğretim görevlisi Mar- co Socias çağdaş gitar yorumunun hangi boyutlara ulaştığı konusunda ör- nekler verecekler. Festivalin bizce al- tının çizilmesi gereken özelligi sapta- nan programına karşın sanatçılann iç- lerinden geldiği gibi ikili. üçlü, dörtlü gruplar halinde doğaçlama çalacakia- nnı ve klasik repertuvarlann dışmata- şacaklannı daha baştan açıklamalan. Derneğin merkezinde yapılan basm toplantısında Murat Buket (Yeni Tür- kü) Türkiye'de gıtara olan aşın ılginin daha ileri boyutlara taşınması amacıy- la gitar üzerine bir festival yaşatmayı planladıklannı. kendi soundumuza çok uygun olan bu çalgının eğitimini gö- renlerin sayılannın her geçen gün art- tığinı belirtti. Festivalde yer alan tek Türk sanatçı Hüsrev İsfendiyaroğhı da ülkemizde gençlerin polifonik müziği gitar yoluyla öğrendiklerini. bu potan- siyelin seçkin bir festivalle en iyi şekil- de desteklenebıleceğinı ekledi. IŞILDAKVE YELPAZE ATtLLA BİRKİYE Soylu ve Çalışkan f AZBE Çalrşlar'ı geçen salı günü yitirdik. YıHardır di- rendiği hastalıga yenik düştü. Yüreğimizde onanlamaz bir acı...Gökyüzünden bir yıldız kaydı. 1995 yılı ne çok sonsuz aynlık getirdH Bir kez daha e/ sıkışamamanın aynlığı. • Aziz Çalışlar, Türkiye'deki Marksist estetik üzeri^ ne çalışma yapanlann öncülerindendi. Yapıtlannı, ku- ram ve uygulama olmak üzere iki ana başlıkta topla- mak olanaklıdır. Bu iki başlıgın yanısıra iki eksen var- dır Tiyatro ve estetik. Tiyatro ve estetik. Bu çalışma- lar da kendi içinde, sözlük, anstklopedı, derleme, uyariama, çevin ve makale olarak çeşitlenir. Aziz Çalışlar'tn çalışmalarındaki disiplın hıç kuşku- suz ki onun. yaşama bakışıyla çakışır. Çalışma alan- lannı hep çok bilinçh seçmiştir. Gireceği alanın üze- nnde düşünüp kaynaklan tarayıp, hangi kaynaklardan hangı biçimde yararlanacağını saptayıp, ışe öyle so- yunmuştur. YıHardır hastalıkla boğuşmasına karşın, hiçbir za- man çalışmayı, üretmeyi bırakmamış, kitap oluştur- mak onun için asla savsaklanamayacak bir "iş" ol- muştur. Aziz Çalışlar yaprtlarıyla, özellikle 1980 sonrasında- kj edebiyatçı kuşağın büyük bir bölümünün estetik an- layışını etkılediğı gibi; öteki kuşaklarla ve anlayışlaıia da tartışma zeminleri oluşturmuştur. Bu tartışma hep yeni bir şeyin, -kuram, yöntem, teknik vb.- üretilme- si doğrultusundadır. Kitaplan hem sayıca çoktur hem de kapsamlıdır. • Berna Moran, SabahattnÂli'nın ünlü roman kah- ramanı Kuyucaklı Yusuf için "Soylu Vahşi" tanımını ya- par. Aziz Çalışlar için de "Soylu" tanımını yapmak bence yanlış olmaz. O soylu ve çalışkandır. Buradakı soyluluk, karşınızda gördüğünüz insanm sizinle olan ilişkisinin tanımıdır bir bakıma. Hümanist bir bakışın ve ince zekâsının ürünü olan espri anlayışıyla, kibarlığıyla, oluşturduğu atmosfer oldukça özgündür. Çok saygı duyar, çok yakın dost olabilirsiniz. Belki de'en güzeli, sizi meyhanede iki tek atmaya götürdüğünde, kitaplığınızdakı o devasa ça- lışmalan onun için hiçbir ayncalık ifade etmez. Belki soyluluk buradadır. Yani afrası tafrası yoktut Son yıllarda Ankara ve Bodrum'da yaşadığı için Is- tanbul'da Aziz Çalışlar'ı kitap fuannda, festivallerde görmek olanaklrydı. Bir kültür kişisi olarak böylesine etkinlikleri hiç kaçırmaz ve seçerek izlerdi. Karşılaştığınızda kesinlikle biryerlere davet ederek bir şeyler ikram ederdi. Sanki Ankara'dan gelen o de- ğil de sizdiniz. Son kuşak bir Istanbul beyefendisi ola- rak bu konukseverlik, kişiliğinin aynlmaz bir parçasıy7 dızaten... Genç yaşta hastalıga yakalanmas), -her ne üretmeyi sürdürmüşse de- kuşkusuz çalışmalannı sekteye uğratmıştı. Olümü de kültür yaşamımız için önemli bir kayıptır. Aziz Çalışlar gibi düşün insanları kolay kolay yetişmiyor. Üretecek çok şeylen olduğu- nu bilmek insanı daha da kahrediyor... Toplumumuzda. özellikle de son yıllarda hiçbir şe- yin değeri bilinmediği gibi Aziz Çalışlar'ın da bilinme- mişti. Sanat ve edebiyat çevresi onu her zaman önem- semiştir ama, toplumun büyük, hem de çok büyük bir kısmı ne yazık ki Aziz Çalışlar gibı değerterden haber- siz kalmış; haberli olmanın farkında bile olamamıştır. Aslında söylenecek çok şey yok. O gerçek bir ay- dındır; gerçek bir değerdir ve biz o değeri, o kibar ve aydınlık insanı yitirdik. Önemli olan, Aziz ÇSBfşter'ın değerinin hiç olmazsa ölümünden sonra bilinmesidir. Olanaklı mı? Dostlannın, yakınlannın, meslektaşla^- nnın onu sevgi. saygı ve takdirie anacağı kesin. Ya- prtlanndan yararianacağımız, gözardı edemeyecegi- miz açıkça ortada. Peki ya bız kaç kişiyiz? Belki de soruyu şöyle sormak gerekır: Aziz ÇalışJar gibi insanlar bu ülkede kaç kişi? . ^ Insanın darakjığı anlar olur- son zamanlarda ne çofc oluyor-: çaresizliğin suskunluğunu yaşarsınız. İfade yeteneksizliği gibi gözükeruşey boğazınızdaki aa ve- ren bir düğümdür. Ölüm sonrasında, edilgenliğin kahredici duygusun- dan kurtulamazsınız. Geride anılar kalır. Anılarsa, kendimizi avutmaktan başka bir şeye yarar mı? Nâzrnı Hikmet anıtı açılıyor • ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Kültür Bakanlıği'nın heykeltıraş Sait Rüstem'e yaptırdığı dünyaca ünlü ozan Nâzım Hikmet'in anıtı. Atatürk Kültür Merkezi (AKM) alanında yerini ahyor. "Rüzgâra Karşı Yürüyen Adam"adlı heykel, ozanın 35-40 yaşlanndaki durumunu betimliyor. Kültür Bakanı Fikri Sağlar, cumartesi günü açılışı yapılacak anıta ilişkin dün yaptığı yazıîı açıklamada, Nâzım Hikmet'i Türk dilinin en büyük ustalanndan ' biri olarak nitelendirdi. Daha önceki bakanhğı döneminde Nâzım'ın kitaplannı kütüphanelerde okurlara sunduklannı kaydeden Sağlar. bakanlığinm ozanın yaşamını konu edınen fılmlere destek sağladığını bildirdi. 3 petre 20 santim yüksekliğindeki heykelin kaidesine, Nâzım Hikmet Ran'ın doğum ve ölüm tarihleri yazıldı. Cumartesi günü saat 11.30'da yapılacak açılış töreninde Kültür Bakanhğı Devlet Çoksesli Korosu, Nâzım'ın "Memleketim" adlı şiirinden bestelenen birparçayı seslendirecek. 1. Uhıslararası CRR Plyano Festlvalfnde bugün • Kültür Servisi-1. Uluslararası Cemal Reşit Rey Piyano Festivali'nde bugün saat 19.30'da Jean Marc Luisada Haydn, Schumann ve Chopin'in yapıtlanndan oluşan bir repertuvarla müzikseverlerin karşısında olacak. Kuşağının en ilginç piyanistleri arasında sayılan sanatçı romantik repertuvara getirdiği üstün yorurnlarla dikkat çekiyor. Festivalde yann Japon piyanist Hiromi Okada, saat 19.30'da birkonser verecek. Tokyo Toho Gauken Müzik Okulu'ndan en yüksek dereceyle mezun olan sanatçı Japonya'da her yıl en iyi Chopin yorumcusuna verilen 'Chopin Society of Japan Prize' ödülünün sahibi oldu. Okada, Schubert ve Lizst'in yapıtlannı yorumlayacak. Çalışlar'ın 'liyatro Ansiklopedisi' • Kültür Servisi- Kültür Bakanhğı, kısa bir süre önce yitirdiğimiz kültür ve düşün adamı Aziz Çalışlar'ın 'Tiyatro Ansiklopedisi' adlı yapıtını yayımlayacak. Kültür Bakanı Fikri Sağlar. yaptıği yazılı açıklamada, bu girişimlerinin, nitelikli bir çalışmayı okurlara sunmanm yani sıra Türk kültürel yaşamına çok değerli katkılarda bulunan Çalışlar'ın anjsına bir saygı anlamını da taşıdığını belirtti. Çalışlar'ın yapıtı bu ay içerisinde yayımlanacak. İFSAK Kısa Rlm Yarışması • Kühür Servisi- lFSAK'ın düzenlediği. bu yıl 17'ncisi gerçekleştırilen yanşmaya katılım 31 Aralık 1995 günü son buluyor. 20 dakikayı aşmayan sinema ve video filmlerinin katılabileceği bu yanşmaya Ocak 1995 tarihinden sonra gerçekleştirilmiş çalışmalar kabul ediliyor. Ödül alan filmler4-9 Man 1995 tanhlennde lstanbul'da gerçekleştirilecek olan '8. Uluslararası Kısa Film Günleri'nde Türkiye'yi temsil edecek. Aynntılı bılgi ve katılım formu içüı tel; 252 57 00.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog