Bugünden 1930'a 5,459,226 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 3ARALIK1995PAZAR 14 KULTUR Dim bitmedL, yarm da nostaljik G erçekten 'kendisi gibi' yazıyor Memet Baydur. 'Hüznü gülmeceyle damıtan bir tiyatro ozanı'. Müthiş gözlemci. En acı, en dokunulmaz olan, en tabu şeylere cesaretle. korkunç bir alaycılıkla, fütursuz, gözü kara yaklaşmak çok hoşuna gidiyor. Onun için dünyada en kutsal şey, iki insanın anlaşabilmesı ama dürüstçe. Savunulan şeyle yaşanan hayat arasındaki büyük uçurumlardan nefret ediyor. oyunlanmın konularının da çok değişik alanlarda, birbirine benzemeyen konumlarda filizlendiğini söylerler. Ben de hep aynı cevabı veriyorum. Bir fresko, bir mozaik söz konusu. Bütün yazdıklanmda kendimi anlatmaya çalışıyorum. Benim yaşadığım, 1950-95 arasındaki Türkiye çıkıyor ortaya ister istemez; yani benim Türkiyem... HANDANŞENKÖKEN Gerçekten 'kendisi gibi' yazıyor. 'Hüz- nü gülmeceyle damıtan bir tiyatro ozanı1 . Müthiş gözlemci. En acı, en dokunulmaz olan. en tabu şeylere cesaretle, korkunç biralaycılıkla. fütursuz. gözü kara yaklaş- mak çok hoşuna gidiyor. Onun için dün- yadtfen kutsal şey, iki insanın anlaşabil- mesi ama dürüstçe. Savunulan şeyle ya- şanan hayat arasındaki büyük uçurumlar- dan nefret ediyor. Yazıyla yaşamı özdeşleşmiş. 24 saat yazdığını düşünüyor. onda yoğunlaşıyor. düşlerinde bile. Öyunlar(bugüne dek sa- yısı 24'e ulaşmış). hikâyeler. denemeler yazıyor. bir roman üstüne çalışıyor. çevi- riler yapıyor. Bundan hiç yılgınlık. yor- gunluk duyınuyor. Çünkü yazmak, işi. Sadece çok okumak ve sürekli bununla yaşamak gerek. o kadar... Uzun yıllardır yurtdışında yaşıyor. Ama hiçb'ir zaman kendini Türkiye'den ayrı düşünmeden. Yazdıklannın Londra, Paris, Madrid ya da Nairobitle yazılma- sı hiçbir şeyi değiştirmiyor. Türkiye'nin 80'li yıllanndan Baydurca birbakış açısı getiriyortiyatromuza: kendi Türkiyesini. Memet Baydur'un oyunlarını okumanın ayrı bir tadı var. Özellikle parantez içi açıklamalar oyunla ve yazann kendisiy- le ilgili ilginç.eğlendirici ipuçları veriyor okura. O da öncelikle okunması için yaz- dığı edebiyat ınetinleri olarak görüyor oyunlarını. (Memet Baydur'uanlayabil- mek. Baydur tiyatrosununtadınavarabil- mek için oyunlarının ve Ayşegül Yük- sel'in 'Eleştirmen Eskiten Bir Oyun Ya- zarı'başlıklt yazısının okunması gereki- yor bence.) Yazdıklarında güldürücü olan çekici ama "bir yerlerde kalarak ve uğraşarak, inatçı u' gülümser, iyimser ve muhalif olanlar"ın varlığını duyumsatan bir se- vecenlik ve umut da var. Yaşama da, oyuna da sadece zekâyla bakmayı seviyor. Oyununun genel prova- sını izlerken de sanki hiç ilgisi yokmuş- casına 'ivi bir seyircT gibi izliyor. 'kendi yazdığını unutarak'. Tiyatronun büyüsü birazcıkonugerektiriyor onun için. "Çok önemsemiyonım yazdığımı, okumuyor- sanı eğer. Seyrediyorsam, insanlann yap- tıklan benim için daha önemli." Istediği 'tiyatro'nun öne çıkması. Hiç- bir zaman yazar tiyatrosundan yana de- ğil, hep oyuncu, yönetmen tiyatrosundan yana. Sahnede gördüğüoyunu kendi yaz- dığından daha çok seviyor. Bu nedenle Istanbul Devlet Tiyatrosu'ndan sahnele- nen. Osman Wöber'in yönettiği "Kam- yon~adlı oyununu çok keyifle seyrediyor Memet Baydur. Gerçekten çok beğendi- ğini vurguluyor. Herseyredişinde yeni bir şey öğreniyor oyun yazarlığında. "Benti- yatroyu hep hirlikte yapılan bir şey olarak görüyorum. Dola\ısıyla 'Kamyon' gibi çok sevdiğim bir yapımda. yönetmenden oyunculara kadar hiç kimsenin emeğini, benim metnimin altına süpürmeye niye- tim yok. Seyrederken. benim yazdığım- dan daha iyi olduğunu düşündüuı hep. Can Gûrzap'ın yönettiği 'Yangın Yerinde Orkideler', Müşfik Kenter'in sahneye koyduğu 'Yalnızlığın Oyuncaklan'da be- nim yazdığımdan daha iyiydi beHd." "KadınIstasyonu"nu Marsilya'da ken- di sahneye koyduğunda ise çok zorlan- mış. Şizoid bir durum. kişilik yanlması yaşanmış: daha çok yazar kimliği ortaya çıkmış. Çok acımasızca yaklaşmış kendi yazdığı metne. Usta oyuncular. teknik kadro ve iyi bir bütçeyle sahnelenmiş oyun. iyi bir şey çıkmış ortaya ama Me- met Baydur yönetmenliğin ne denli zor olduğunu düşünmüş. iş bittiğinde. Çün- kü yazmak. "o kadar zor bir şey değil." Sanat bir doyum alanı değil ve yazmak da kolay bir iş. Baydur'a göre. Sık sık yine- lediği gibi 'sanat kolay. hayat zor'. Niçin mi yazıyor1 Yeni sorular bulmak, bu so- rulardan başka sorulara ulaşabilmek için. "Yanıt vermek değil benim işim. Yanıtı bulduk, o halde yan gelip yatalım -öyle bir şey yok. Acaba burdan nereye gidilir, on- dan sonra da daha başka ne yapılır? Bir soru hep başka bir soruvu. o da on tane, bin'tane soruyu beraberinde getiriyor." Görüntülerden yola çıkıyor Ama bu sorulardan değil, görüntüler- den yola çıkarak yazıyor Baydur. (Bir ga- zetede okuduğu Türk mafyasının 'renk- li" isimlerinden tnci Baba ile söyleşide, inci Baba'nın kütüphanesinin önünde elinde bir kafatasıyla görüntüsü "Yeşil Pa- pağan Limited'ı. ya da aracıyla uzayda yitip giden bir kozmonot hakkında ansik- lopedidenedindiğıbilgiyle VladimirKo- marov'u yazdığı gibi.) Görüntüler soru- ları getiriyor aklına. Böyle olmasaydı. belki daha kolay olabilirdi işi - Türkiye"de her sanat dalında, başan kazanan kimi iş- lere sırtını dayayanlar gibi: "Cumhuri- yet Kızı"ndan sonra "Cumhuriyet Kızı 2"yi yazarak belki, ya da "Düdüklüde Kıynıalı Bamya'yı televizyon dizisi ha- line getirerek... Ama. bunlara karşı çıka- rak. başarı kazanan oyunlanndan sonra. sözgelimi "Düdiiklüde Kıymalı Bam- ya'dan sonra "Vladimir Komarov"u, ardından da "Kamyon"u yazmış. "Hiç bir yerde duraklamay ı, onu başan haline dönüştürmeyi, devamını yazmayı sevmi- yorum. Aklımda eliıni sokmadığım, kale- mimi daldırmadığım yüz tane konu var." Yazmak yaşamında hep var olmuş: Ya- zı yazmayı öğrenir öğrenmez öyküler yazmaya başlamış, 16-17 yaşlannda da hergenç gibi şiir yazmış -âşıkolurolmaz. Ama çok kısa sürmüş bu dönem. Oyun yazmayı o değil, "oyun yazmak onu" seç- miş. tlk gençlik yıllannda Güner Sümer ile dostluğu. Ankara Sanat Tiyatrosu'nun parlak yılları çok etkilemiş onu. Oyun yazmaya başjaması ise otuz yaşlanna rastlıyor; kafasında yıllardır biriken mal- zeme, ancak oyun formunda yazılabili- yor. 1970-80 arasındaki 10 yıllık dönemi yazarak geçiren Baydur. 1980 tarihli ilk oyunu "limon"da aydınlara. "Cumhu- riyet Kızı"nda daha da aydınlara. "Yan- gın Yerinde Orkideler"de lumpenlere, "Düdüklüde Kımyalı Bamya"da ev kadı- nı lumpenlere. "MaskeliSüvarTde sanat sevicilerine, "Kamyon"da yerinden yur- dundan edilmiş köylülere bakıyor. Bugün karşı sayfada yer alan Penaltı köşesinde Louis Malle'den söz ederken. aslında bir bakıma kendini de anlatıyor Memet Baydur. (Önce o yazıyı okumak- ta yarar var.)Louis Malle gibi 'birbirine benzemez 1 oyunlan yazan, 'apayn biün- mezlere yelken açan işleri yapan' Memet Baydur'un da oyunlannın ortak noktası 'kendisi'. Nasıl oluyor bu? "Zor oluyor çok. İnsanın 17-18 yaşla- nnda ben yazar olacağım, sadece yazı ya- zacağım, başka hiç bir şey yapmayacağım ve kendi kimliğimi bu mesleğin üzerine kuracagım diye karar vermesi kolay bir şey değil.Oyunlanmın konularının daçok değişik alanlarda. birbirine benzemeyen konumlarda fılizlendiğini söylerler. Ben de hep aynı cevabı veriyorum. Bir fresko, bir mozaik so/konusu. Bütün bu yazdık- lanmda kendimi anlatmaya çalışıyorum. Benim yaşadığım. 1950-95 arasındaki Türkiye çıkıyor ortaya ister istemez; yani benim Türkiyem»." Şiyanürtü dondurmanın üstündeki kiraz tanesi gibi Memet Baydur'un bir araya getirdıği mozaik. bir Türkiye haritası. Bu haritanı n içinde, kimilerine ayrıksı gelse de - Türk- çe yazılmış olduklarından - "Vladimir Komarov" ve "Tensing"gibi oyunlann da yeri var. Oyunlarının teker teker yargı- lanmasının yanlış olduğunu vurguluyor Baydur: "Hepsi birleştiği zaman ortaya çıkacak manzara belki can sıkıcı olabiHr, belki sinûiendirici olabilir. ama hepsinin birbûieriyle bağlantıları var, yani bir res- min parçalan bunlar." Cansıkıcı olabilir ama, insan çok sıkıl- sa da aynı anda çok büyük zevk alabilir. seyrettiği. gördüğü şeyden. "Cânımsıkı- larak çok se\ diğim bir sürü şe> se\ rettim hayatımda." Bir de 'benim burada ne işim var, bunu niye seyrediyorum. niye okuyorum' diyedüşünülebilirkibu ıkin- cisi. çok daha kötü bir duygu ona göre. Ama, kimseyi"eğlendirmek için bulun- muyor dünyada." Oyunlarının eğlendiri- ci bÖlümleri ise. "siyanüriü dondurmanın üstündeki kiraz tanesi gibi." Memet Bay- dur'un dünyasına gırebilmek için. oyun- lan kadar. Türkçeye çevirdiği Max .\ubun "Örnek Suçlar" kitabı da önem- li bir ipucu. Ölümle dalga geçen. ölümü ti'ye alan. ölüme nanik yapan bir güldes- te bu kitap. Mahkeme tutanaklanna bir kulak röntgencisi gibi yaklaşan Max Aub, birbiri ardına sıraladığı "cinayet incile- ri"yle okuru. yaşamın güzelliği yanında ölümün gülünçlüğü üstüne düşünmeye ve keyif almaya çağırıyor. "En acı, en doku- nulmaz olan. en tabu şeylere müthiş birce- sarette. korkunç bir alaycılıkla, fütursuz, gözükara yaklaşmak benim çok hoşuma gidiyor." 1983 ile 1993 arasındayaşamının on yılını kenarından köşesinden işgal eden. hiç yanmdan ayırmadığı bu kitabı çevirmesinin nedeni kitapla "büyük bir akrabalık. kan, göz bağı" kurması. Kat- lana katlana giden bir akrabalık bu: Max Aub, Luis Bunuel'in arkadaşlanndan bi- ri. Bunuel. Baydur'un en sevdiği yönet- menlerden. Sinema da büyük aşkı; Afri- ka'da bulunduğu sıralar. 1982- 1986 yıl- ları arasında Kenya Toplu Iletişim Ensti- tüsü'nde Sinema Tarihi dersleri verdi. Memet Baydur'un oyunlarının belke- miğini "ironi, karamizah" oluşturuyor. Bu. çok eleştirelmiş gibi görünen tavrın altında. aslında olup biteni daha iyi anla- ma isteği yatıyor. İroni de bu anlama ko- laylığını sağlayan birçözücü. Cenaze ınerasimleri. ödül törenleri. ha- \aalanlannda devlet başkanlarının birbi- rini karşılaması ona hep gülünç geliyor. En acı durumlarda bile gerçek anlamda komik bir durumu görmeye başlıyor. Bu. 'bir hastalık belki'. Herkesin çok mutlu olduğu. sev indiği anlarda da çok hüzün- lü. çok can sıkıcı durumlar gördüğü gi- bi."Ama bunlan görmezsen. bu meslekte bannmana ya da kalıcı olnıana imkan yok bence." Yazdıklarını okuduğu zaman kendi iro- nisinin 'çok iizücü bir şey' olduğunu dü- şünüyor. "O, tabü okuşanda. karşı taraf- ta nasıl yansıyor bilmiyorunı. Bazen van- yor anlatmak istediğim, bazen de varmı- yor. Meslegimin riskleri™" Oyunlarının 'iletişimsizlik' üzerine ku- ruluolduğundan söz ediliyor ancak "sah- neye özgü gerçekliği" yaratan Baydur'un "sıradışı"ov un kişilerı bir noktada bulu- şuyorlar... Savunulanla yaşanan hayat arasındaki uçurumlar "Bu. benim özlemim aslında. Ben, in- sanlann önce sözle. sonra tenle, sonra be- nim aklıma bile gelmeyen binlerce başka yolla anlaşabilmeleri tarafinda> ım. Benim için dünyada en kutsal şey, iki insanın an- laşabilmesidir. Dotayısıyla hep haberleş- meden yanaokium hayatım boy unca. Hep onun için sözün gücüne inandını. Onun için söze dayanan, keiimeyeda>-anan oyun- laryazıyorum." Ama onun için. asıl ileti- şimsizlik: anlaştığı halde bırbirlerinin ku- yusunu kazan insanlar arasında. "Beni asıl ilgilendiren de o. Yoksa ortahkta bü- yük bir anlaşmazlık da yok. O kadar bü- yük bir hile var ki. herkes birbirini biliyor, "herkes o> unun ne olduğunu biliyor. her- kes sözün ne anlama geldiğini biliyor. Ge- ce yastığu kafasını koy duğu zaman, uyu- madan be~, dakika önce kendinin sahte- kâr, rezil. \.ılancı olduğunu biliyor ama ertesi sabah hiçbir şey olmamış gibi oy na- may a de\ am ediyor. Bunun adı iletişimsiz- lik değil. başka bir şey. Onun adını koyma- ya çalışıyorum. Belki bir 1 ? tane daha oyun yazarsam bir çizgi çıkacak ortaya." Yaramazlık yapmak. "bu boktan kü- çük burjuvazinin bumuna bir şey sok- mak. hoşlanmadığı bir kokuyu yüzüne. gözüne, her şeyine \urmak" her zaman çok hoşuna gidiyor. Bu küçük burjuvazi- nin içinde bizim yeni zenginler yok sade- ce. sanatçılarımız. yazarlanmız, çizerle- rimiz de var. (Memet Baydur'un oyunla- William Klein, fotoğraflannda New York'un gerçeklerini gösteriyor 6 Bana mi bakıyorsun sen?! 9 Kültür Senisi - Amerikalı fotoğrafçı WUliam Ktein. 1928 yılında orta sınıf bir Y'ahudi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi ve Manhattan'ın batı yakasında, oldukça hırgürlü bir mahallede büyüdü. Olay çıkarmaya her an meraklı lrlandalı ve ttalyan çeteleriyie doluydu içine doğduğu ortam ve Klein, çocukluğunda başını derde sokmamak için kimsenin işine burnunu sokmadı. "Etraftaolup bitenleri görmezlikten gelmek, en iyisiydi" diyor sanatçı. Ancak. görmezlikten gelmek bir yana, yaşamını, New York'un sokaklanna çevirdiği objektifiyle bu renkli kentin en ilginç. en gerçekçi fotoğraflannı çekmekle geçirdi sonunda. "Olaylara kanşmak" için. birılerine gözünü dikip bakmanın yettiği bir kentte. gözlerini etrafında olup biten her şeye dikip baktı Klein ve bunu sanata dönüştürdü. Amerikan ordusuna katılıp iki yılını Avrupa'da geçiren ünlü fotoğrafçı. daha sonra Paris'te ünlü ressam Fernand Leger'nin atölyesinde resim egitimi gördü. Fotoğrafçılığa daha sonra başlayan Klein'ın sanatında. tıpkı Fernand Leger gibi, kent yaşamının geometrik panltılanna duyulan tutku gözlenir. 1956 yılında New York fotoğraflannı bir araya getirdigi "New York Ividir" adlı bırkıtap yayımlayan William Kleinın fotoğraf makinesi, sanki canlanıyor. bu çılgın kentin harala gürele haline uyum sağhyordu. Klein'ın bir diğer özelîiği. gerçeklerle oyun oynamasıydı: Düğün törenlerini ayaklanma gibi. protesto yürüyüşlerini bir düğün törenı gibi fotoğrafladığı olurdu. Ancak New York gerçeğini vermekte her zaman başan lıydı. \Villiam Klein'ın söz konusu kitabı. yeni fotoğraflar ve Kleinın yazdığı birönsözle birlikte şu sıralar yenıden yayımlandı. Klein. kitabındaki fotoğralann sırasının çok önemli olduğunu söyleyerek. kitaba. "bir fılm gibi"bakılmasını ıstiyor. Bu açıdan bakıldığmda, Klein'ı. New York'a tutkun bir başka sanatçıyla karşılaştırmak mümkün: Ünlü yönetmen Martin Scorsese... Scorsese'nin "'Taksi Şoförü" filminin unutul maz repliği- "Bana mı bakıyorsun sen?!"- Klein'ı anlatmak için kullanabilecek en özet ifade. Çünkü Klein., fotoğrafını çektiğı kişilere hiçbir zaman objektife bakmamalarını söylemedi. Klein'ın fotoğralarında. Ne\v York insanlarıyla gözgöze gelir insan. William Klein'ın en ünlü fotoğrafında, küçük birçocuk. elindeki oyuncak tabancayı objektife doğrultmuştur. flk bakışta, çocugun suratındaki öfkeli ifade, işte dedirtir insana, on yıl sonra muhtemelen cüzdanımı çaldıracağım gençlerden birısi bu. New York'ta suç oranının yükselişini konu alan afişlerde de kullanılan bu fotoğraf. aslında Kleinın otoportresi olarak da görülebilir: İşte. on yıl sonranın hırsızı değil. ama eline fotoğraf makinası alıp kendini Nevv York sokaklanna vuracak birçocuk daha... "Ben, insanlann önce sözle, sonra tenle. sonra benim aklıma bile gelmeyen binlerce başka yolla anlaşabilmeleri tarafmdavım. Benim için dünyada en kutsal şey. iki insanın anlaşabilmesidir. Dolay ısıyla hep haberieşmeden yana oldum hayatım boyıınca. Hep onun için sözün gücüne inandım. Onun için söze dayanan. keiimeye dayanan oyunlar yazıyorum." (Fot'o£raf:ALt ARlF"ERSEN) nnı okuyanlara ve izleyenlere uyarı; pa- rantez içi açıklamalara ve oyun kişileri- nin isimlerine dikkat!) "Ben hep yaşadı- ğıyla, sö> lediği şey ler arasında mesafe olan insanlardan nefret ettim. Çünkü çok bü- yük şeyler söyleniyor,çok küçükşeyler ya- şanıyor. Savunulan şeyle yaşanan hayat arasında çok büyük uçurumlar var. Bu sahtekâriığın üzerine yürüdüğün zaman çok gülünç şeyler çıkıyor ortava. Birebir kesim benim için çok önemli. İyi bir terzi olmak gerekiyorhayatta, özeSiklede insan kendini kesip biçerken..." (Belki de iyi bir doktor da olmak gerekiyor?..) Bütün oyunlannda "grotesk" öğeleri. daha önemli birşeyi; "lirikolanı"örtmek için kullanıyor. Çağımızda bu linsizm ar- tık naif olarak da adlandınlabilirama Me- met Baydur. Shakespeare'den Çehov'a. Melih Cevdet Andaydan Oktay Rifafa. Güner Sümer"den Oğuz Atay'a. yani sev- diği bütün oyun yazarlannda gördüğü bir şeyin peşinden koşuyor: hüzünlü olanı gülünçle örtmek. Bütün yazdığı şeyler içinde güldürücü olan onu çekiyor, ko- mik olan değil. tçinde binlerce plak olan bir evde do- gan Memet Baydur'un günlük yaşamının vazgeçilmezöğelerınden bin müzik. Mü- ziksız anı yok. Oyunlannda da çok önem- li bir yer tutuyor. (Müzik. ışık. dekor ve kostüm. Bunlar bu oyunun en önemli öğe- leridir. Onlar çok. çok iyi olmayacaksa oyun oynanmasa da o\ur.Yangw Yerinde ÖrkiJeler.) Sadece bir müzik için 60-100 sayfalık oyun yazacak kadar önemli. Caz, çok sevdiği bir müzik türii aynca doğaç- lama tutkusunun da bir başka nedeni. İki uçu açıkür zamanın-. Zamanı bir baskı aracı olarak görme- mek gerekiyor. Memet Baydur'a göre 'iki ucu açıktır zamanın'."Dünü ve yarını ben, hep bugün de duyabiliyorum. Öy- le bir enayice bir inancım var. Bitmiş bir şey değil dün benim için, yarın da çok nostaljik baktığım bir şey." (- Nos- talji bitti! Geleceğe duyduğumuz nostal- ji hariç! - Neydi o eski gelecekler? Kutu Kııtu) (Her jeıe rağmen zamanın saatler- le ölçülmesine nireğim ehermiyor bir tiir- lü. Gerçek bivAfrikah gibiyağmuıiaria da ölçemivorum zamanı. Duvar saatleriyle yağmuriann arasında kalan insanlann vaptığmı vapıvoruın ben de. Köpeklerimle ölçüvonım zamanı. Gözün Kahverengi Suyu) "Llkemizin yakın tarihine bakarsak, hangi sınıftan olursa olsun, insanlar için zaman ezici bir olguya dönüşmekte. Bu- nun birinci nedeni yitiklik duygusu. İkin- ci ve daha ağırlıklı nedeni ise son yıllarda gittikçe artan kadercilik akımlan ile in- sanlann zaman kulvarlannda boşu boşu- na koştuklanna inanmalan. Benim için- se, zaman yakalanması değil, anlaşılması gereken bir şey." Söylediğiyle yaptığı arasındaki uçuru- mu kısaltmak istiyor."Kolay adanabih'r bir yer olsun o arahk, çünkü öbür türlü düşmeye başlıyor insan." Kendini ne ka- dar açık anlatabilirse o kadar iyi. Bütün saygı duyduğu insanlar da bunu yapıyor Homeros'tan bugüne dek. Yapı Kredi Ya- ymlan'ndançıkan ilköykü kitabı "Gözün Kahverengi Suyu" da hayattan insanın içine kaçan sessizliğin öyküleri'ni içe- riyor. Diyaloga değil. iç diyaloga yasla- nan metinler olduğu için. "çok daha ka- natlanıp gidebiliyor insan."(... Superman ııçmııvordu, hiçbir zaman uçmamıştı ama bu delikanlı ve ben ve Türkiyeli Arap Adil, mimar Cihaı Bey, ressam AH Arif, aslrono! Komarov, büyücü O'thiongo. kaçak viski imai eden Fîanagan ve marijuanayı biîvük tencerelerdekaynatıppekmezknamınage- tiren Belçikah büyücü doktor Bernaırl ve Pinochet nin işkence zindanlanndan iki yıl anası ağludıktan sonra Isveç te kalmayı reddedip Brejne\' iıı Moskova sınagiden ve bir iki vıl sonra orudan da ko\vlan seıgili dostıım Carlos ve bahçıvan Goya, bizler uçabilinlik. Yalnızbu işin tehıiği neydi? Su- perman gibi uçmak kolaydı aynca ona ııç- mak denemezdi. Öyle babam da uçardı. 'Afrika' öyküsünden). KOŞEBENT ENİS BATUR Briç Aymazları İçin Türk okuru, Mark Horkheimer'ı özellikle Orhan Koçak'ın çevirdiği ve dört dörtlük bir önsözle sun- duğu, Metis yayını "Akıl Tutulması" ile tanıdı: Frank- furt Okulu'nun yöneticisi, Adorno'nun yoldaşt bu düşünür, "EleştirelKuram"ın kılavuzu, Mancsonra- sı diyalektik felsefenin önde gelen temsilcilerinder. biriydi. Bir süredir, iki ciltten oluşan (ilki "Eleştirel Notlar" başlığını taşıyordu) felsefı günlüğünün ikinci cildini okuyorum. "Günbatımı" adını verdiği, irili ufaklı dü- şünce alıştırmaları üzerine kurulu bu kitabın bir de alt başlığı var: Almanya Notlart, 1926-1931. Bu iki tarih, hemen insanın aklına iki başka tarih getiriyor: 1934-1945. Öyle bir döneme öyle bir dö- nem-öncesinden bakış ki, daha gerilere gidip Max VVeber'in (henüz 1919'dayız) haberci kimliğini mi ("Avnıpa'ya kutup gecesl çökmek üzere") düşün- mek daha yerinde bir davranış olur, yoksa 1995'e ge- lip yanna bakmak mı, işin içinden çıkılamıyor. Bir tek şey belli: Dünün Almanyası'ndan söz eden Horkhe- imer, bugünün Türkiyesi'ne bakıyor. Yarının Türkiye- si'ne. "Günbatımı "nın gözlem ufku, farklı sınıflann birey- lerinin tavır ve duruşlarına dayanıyor; en çok da bur- juvaziyi didiklediği görülüyor düşünürün. Gerçi Tür- kiye'de hâlâ bir burjuvazi olup olmadığı, oluşup oluş- madığı yollu yaygın bir şüphe var, ama orta halliler- den, orta hallicene olanlardan, orta halliden hallice- nelerden ve ortanın hayli üstünde hallicenelerden söz edebiliriz pekâlâ. Bir ekonomik düzey mi söz konusu burada. yalnızca? Hayır Horkheimer, belli bir ekonomik düzeye oturan bireylerin etik. siyasal ana- tomilerini belirleyen özelliklere de dikkat çekiyor. "Belli bir bireyin ekonomik durumu, onun dostluk- larını da yönlendirir", diyor bir yerde. "Büyük toprak sahiplerinin haşin davranışları, vicdani kötülüklerin- den kaynaklanmaz", diyor bir başka yerde: "Uygar insanlaha karşılaştıkça daha aşağı bir konumda ol- duklannı anlayıp bilinçlerinin dibinde bir noktada pek az şey bildiklerini, yapabildiklerini ve oldukları- nı kavradıklan için kabalaşırlar." Canalıcı bir başka gözlem: "Bu toplumsal düzenin utanç verici olması birkaç kişinin durumunun iyi olmasıyla değil, pek çok kişinin durumunun kötü olmasıyla bağlantılıdır, oysa herkesin durumu iyi olabilirdi. Onu mahkûm ediyorsak zenginler olduğu için değil, bunca kapa- siteye karşın fakirterolduğu içindir. Bu, bilinçlenn ya- lan ile genel bir zehirlenmeye uğramasına ve söz ko- nusu düzenin yıkılmasına götürüyor bizi." Falcı degildi Horkheimer, bakıyor, görüyor ve dü- şünüyordu. Uyarılannı Nazizm öncesi Almanyası'nda bir avuç insan dinlemiş miydi? Nasıl dinlesindi ki burjuvalar, alabildiğine meşguldü zihinleri. "Briç" başlıkh bir metinde, "ciddi, kendinden emin, teknik üstünlük sahibi, hızlı karar verebilen" büyük burju- vaların briç oynarken gösterdikleri müthiş perfor- mansın önemli toplumsal sorunlar konuşulduğunda tam bir budalalığa dönüşmesinden dem vururken olacaklann ana nedenine parmak basmıştır. Türkiye, bir dönemeçte, kan ağlıyor. Siyasetçileri, işadamları, akademisyenleri. bürokratlan, kültür adamlan, büyük esnafı-ortalama hallisi ve ortalama- üstü hallisi gidişin neresindedir? Bu soruyu, özellik- le de daha üst düzeyde konuma (ama gelirieri açı- sından, ama sorumlulukları açısından) yerleşmiş, olayların seyrini az ya da çok denetleyebilecek, hat- ta değiştirebilecek noktalarda bulunan küçük ve bü- yük burjuvaları düşünerek soruyorum. Çekişme ve yanşmanın üslubu, boyutlan; kişisel maddi çıkarların değerler sistemini hiçe sayan bir. açgözlülük içinde her şeye egemen oluşu; gündelik sözümonafelsefelerin evrensel kazanımlardan uzak- laşılmasına yol açması; dengesizliğin büyüme hızı... Türkiye'yi gitgide dik biryokuştan aşağı frenleri pat- lamış sürüklemeye başlamışken biz ne yapıyoruz? Horkheimer'ın "Günbatımı", toplumsal kıyametin arifesinde burjuvaların ne ölçüde edilgin. adam sen- deci, genellikle de sağır kaldıklarını kanıtlayan göz- lemlerle dolu. Yokuş aşağı, frenler patlamış: Bir de arkadan itmek şart mıdır? Hâmiş: Bu hafta mâfiş. Nesnelerin nostaljik yolculuğu Kültür Servisi- Nazmi Yılmaz, 6-28 arahk tarihlerı arasında Atatürk Kitaplığf nda açacağı kişisel sergisiyle bir yıl aradan sonra izleyicisiyle yeniden buluşuyor. Yılmaz, yeni çalışmalannda daha öncekilerde olduğu gibi yağlı boya. akrilik ve pastelin kullanımına farklı boyutlarkazandınyor. Sanatçı. insana ait yaşanabilen ne varsa sözel dile gereksinim duymadan izleyicisiyle yoğun bir bağ kuruyor. Koleksiyon AŞ'den iki müzayede Kültür Senisi- Koleksiyon A$, yarın "Halı. Kilim ve Tekstil' müzayedesi ile "Ântika ve Sanat Eserleri' müzayedesi düzenliyor. Istanbul Princess Otel'de saat 11.00'de düzenlenecek halı. kilim ve tekstil müzayedesinde 179 parça satışa sunulacak. Müzayedede ilgi görmesi beklenen 'Hereke Ipek Halı' ve 'Tebnz Ipek Halı" 400 milyon, 'Uşak Halısı" ise 200 milyon TL'den satışa sunulacak. Saat 14.00'teki müzayede de ise antika eserler ve Bruni, Osman Hamdi. Halıl Paşa, Diyarbakırlı Tahsin gibi ressamların yapıtlan satışa sunuluyor. Kimi parçalann teklif yöntemi ile satışa çık'anlacağı müzayedede Bruni'nin "Mitolojik" adlı 1836 tarihli yapıtıyla (3.8 milyar), ! .5 milyardan satışa sunulacak Osmanîı Miğferi müzayedenin dikkat çekici parçalan arasında yer alıyor. 1. Karadeniz Kısa Film Festivali Kültür Servisi- Kısa filmin gelişmesine yardımcı olmak. bu alanda yapılan çalışmalan geniş izleyici kitlelerine ulaştırmak amacıyla Klas TV Samsun \e Akdeniz Sinema Grubu'nun işbirliğiyle 1. Karadeniz Kısa Film Festivali düzenlenecek. 23- 31 Mart 1996 tarihleri arasında Samsun'da gerçekleştirilecek festival kapsamında çeşitli ülkelerin ve Türkiye kısa filmlerinin yer aldığı kısa film gösterileri; ulusal kısa film yanşması, ulusal kısa film öykü yanşması. sinema konulu resim ve karikatür yanşmalan, öğrencilere yönelik 'Sinema ve Ulusal Kültür' konulu kompozisyon yanşması ile açık oturum ve paneller düzenlenecek. Festival yürütme ve yazışma adresi: Klas TV 19 Mavıs mah. Talimhane cad. no:46 Samsun. İZMİR 9. ASLİYE HUKUK HÂKİMLİĞİ'NDEN EsasNo: 1995.623 Davacı Emine Gevgıli vs. vekili tarafından davalı Hü- seyin Gevgili ve arkadaşlan aleyhine açılan tazminat da- vasında davalı Hüseyin Gevgili'nin bilinen Izmir Yeni- şehir Gaziler Cad. Batı İş Merkezi No. 367 adresine çı- karılan davetıye bila tebliğ iade edilmiş olup. zabıtaca ye- ni adresi bulunamadıöından gazete ile ılan yapılmasma karar verilmekle davalı Hüseyin Gevgili'nin 18.12.1995 günü saat 10.30'daki duruşmaya bizzat gelmesi veya ken- disini bir vekille temsil ettirmesi. aksi takdirde yokluğun- da karar verileceği da\ a dilekçesi yerine kaim olmak üze- re ilan olunur. Basın: 58859
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog