Bugünden 1930'a 5,419,547 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 12ARALIK1995SALI 14 KULTUR Önceki gün sona eren 4. Uluslararası İstanbul Bienali sanatseverlerden yoğun ilgi gördü Ham kurtla dans sona erttiCANAN BEYKAL 10 kasımdaaçılan istanbul Bienali. 10 aralık pazar günü sona erdi. Kısacık birzaman süresince İstanbul bır bienal daha yaşamış oldu. Gerçekten yaşadı mı, yoksa yetennce görülemedı mi? lyi mi oldu. yoksa kö- tü mü? Dogru muydu. değil mıydi? Bütün bu tartış- malar beni güzel bir sanat şölenı izlemenin vermiş ol- dugukeyifyanındahiç ilgilendirmedi doğrusu. Birbı- enal yapıldı. dünya sanat merkezlerindek' bu sanatçı- lan görebilmekten yoksun bir ülke sanatçısı için on- ları buraya getırmenin lüksü yaşandı ve bir aylık gör- sel şölen İstanbul da son derece canlı sanat etkinlikle- nnin. sergilerinın de gerçekleşmesinın yolunu açmış oldu. Ana merkez antrepoyu yazı dizimin en son bölümü olarak ele almayı kararlaştırmıştım. Istanbul'un 'Ar- mory Show'u oİan antrepo: kalabalık katılımıyla. ilk kez adlannı duydugumuz, yapıtlannı gördügümûz sa- natçılanyla Istanbul'unçoksesliligine.çok renkliligi- ne. çok kımliklilıgine uygun bır görünüm sunuyordu. Bu açıdan pek çok kişi bienali 'Lçüncii Dünya ülke- leri bienali' olmakla suçluyordu. Ama Üçüncü Dünya ülkelerı de bu dünyaya ait degil miydi? Açıkça belirt- meliyim kı antrepoda benı en etkileyen görünüm bu çok kimliklilikti. Her ne kadar Doğulu sanatçılan. Ba- tı ülkelerinden aktarmayla tanımış olsak bile. yine de Türk sanatçılannın kendi konumlannt belirleyebilme- leri açısından son derece başanlı bir buluşma gerçek- leştirilmiştir antrepoda. Antrepoya gitmeden önce merak ettıgim ve yakın- dan çalışmalannı görecegim için heyecanlandığım bıl- dik adlar vardı. Örnegin iik kez 1974 yılında Paris'te işlerini gördügüm Ben Vautier. Lawrence Weiner, Ro- semarie Trockel, Sigmar Polke. Bruce Nauman. Nam JunePaik veözellikle AlfredoJaarözel seçkimde da- ha önceden yer almışlardı. Ama antrepoyu merak ederken heyecanlanmama neden olan bir başka konu daha vardı; burada 1. Genç Etkinlik sırasında tanıdıgım dört genç sanatçımız ye- nı ışlenni sunuyoriardı. Murat lşık. Arzu Çakır, Esra Ersen ve Fatma Binnaz Akman: "Sınırlar ve Otesi' başlıklı 1. Genç Etkinlik'te kendilenni göstermişler- dı ve bienal kataloğunda bir cümleye sıgdırılmış sa- nat yaşamlannın önemlı aşamasıni gerçekleştirecek- lerdi şimdi. Rene Block'un 'Genç bienalin en genç sa- natçılan' olarak niteledıgi bu dört sanatçımız, neredey- se bienal müdavimi olarak nitelendirılen bazı Türk sa- natçılannın yanında hem bizlere. hem de bienal küra- törü Rene Block'a yepyeni seçenekler sunmuş olu- yorlardı. Bu denlı gençlerin bienal gibi önemlı bir et- kinlıkte yer almış olmalarını yadırgayanlar oldu. an- cak asıl yadırganması gereken bu güne kadar hiçbir ki- şınin sanat yaşamlannın basında gençlere ve hatta bu gençleri bir araya getirdigimiz etkinlige göstermedık- leri duyarlıgı Rene Blockun göstermiş olmasıydı Bence bu yenı adlann bienale seçilmiş olması bu yıl- ki bıenalde önem kazanan bazı kavramlan dogruluyor- du. Merkez kırma. Dogu\eBatı ikilemininanlamsız- lığı. bılınenın yanında bilinmeyenin keşfi. paradoksal görüntü ıçindeki dünyanın kültürel. siyasal. düşünsel trafigi gibi. Bu yılki bienal. genelde beyaz Batılı-er- kek ve şöhretli olanda odaklanan bir kimliğe öncelik veren dıger bienallerden farklı olarak Doğulu kadın. renkli ve bilınmeyen ya da az bılinene eşıt öncelik hakkı veriyordu. Dört genç sanatçımız da bu kimlik- le uyum saglıyordu bir anlamda. Antreponun konumu. işlevi ve mimarisı açısından mekân-yapıt arasında diyalog kurmaya özen göster- mış bazı sanatçılan bünyesine katmakla bırlikte bura- sı mekânsal anlamda sanatçılar için bır hain kurt ol- maya aday degildi Lıman kenti lstanbul'un işleve ağırlık \ eren bu kimliksiz binası bazı sanatçılan bu an- lamda yönlendirmişti elbette. ama burada sanatçılar. ne Aya Irinı. ne Yerebatan Sarnıcrndaki gibi zorlana- caklan. bir mekân problematiğiyle karşı karşıya gel- meyeceklerdi. Burası bence sanatçının kendi yapıtı dışmda ona yeni bir problem çıkarmayan tarafsız, ve- rici bir mekândı. Hiçbir kimligi olmamast ve sanatla ilgiü bir işlev yüklenmemiş oluşu da sanatçılar için bır kolaylık saglıyordu. Ghada Amer "*Utü yapan kadın 1992 Arzu Çakjr "Lzdüşümü 1993" Istendigi gibi bölünebilir. mımarisine zarar verilme- yen her türlü ekleme yapılabilir. girintisınden çıkıntı- sından ve hatta orada var olandan yararlanılabilırdi. Çagdaş bir sanatçıya. çağdaş teknolojik malzemesine ve bugünün sanat yapıtının sunu bıçimıne son derece uygundu. Kuşkusuz Rene Block'un anlayışına da uy- gun bir depoydu. Burada gördügüm kadanyla mekâ- nınkimligıkimliksızligi hiçbir sanatçıya sorunçıkar- mamıştı ve hiçbir yapıt da buraya aykırı kaçmamıştı. Burada diğer merkezlerdekinin tersine sadece sanat- çı ve yapıt konuşuyordu, mekân onlara altlık göre\i görüyordu. tarafsız biçimde. Bu nedenle. burada hain kurttan iz bile yoktu. Biz de sanat yapıtlarını paradok- sal tuhaflıklann tuzaklanndan kurtulduklan için sade- ce 'kendikri için' izlemek kolaylığını yaşadık. Özel seçkıme Mısırlı sanatçı Ghada Amer'in Do- ğulu bir kadın olarak söylemini. Batı'nın tu\al resmi geleneği içinde son derece anlamlı. ekonomık ve al- çakgönüllü bır tarzda çözmüş olması nedeniyle alıyo- rum. Doğulu bir kadın için dikiş dikmek desteklenen ve hatta bilinmesi zorunlu olan bir şeydir. Ghada Amer. tuval üzerine iplik ve iğneyi kullanarak fısıltıy- la söylenen söylemini dikiyor. Bu bienal. kadın sanat- çılann radikal söylemlerine de yer vermesi bakımın- dan sanırım ilginç bırgösterge sundu. Dogu Batı. be- yaz renkli. üst/alt kavramlanna kadın'erkek aynmı- nın da anlamsızlıgını. birinın diğerine üstünlüğünün bir kör dövüsü olabilırligini kattı. Bu bienaldeki sa- natçılar. tarafsız olarak yansıtılacaksa eger Türkçe kul- lanılarak yansıtılmalı. Çünkü Türkçede cins ayrımı yoktur. Türkçe bence cinsiyetsız bir dıldir. Kadın ve erkek sanatçıya sadece 'O' diyebilinz, çünkü: 'O' ise ne erkek. ne kadını imler. 'O' sadece 'öteki'ni imler. Öteki ise tıpkı "Dogu ile Batı arasında hareket ha- linde olmak' gibi ben ve bızden. o ve onlara uzanan bir hareketi göstenr. Ben. ötekinın aynadaki ımajıdır. Öteki. bana ve 'ben'olana anlam katandır. ben olma- sam öteki de olmayacak olandır. Bir kadın sanatçı oldu- gunu söylemesem. ayırdı- na varamayacağımız ve benim antrepodaki seç- kimde baş sıraya koydu- gunı Abigail Lanc başka dillerde belki 'she' ya da 'elle' olarak geçecektir. Ama Türkçede sadece "O" olarak geçecegınden. benim dilimde cinsiyetinden arındırılmış bu sanatçı. antrepodaki içinde sıradan du- var kâgıdıyla kaplanmış bir oda sunuyor. Yerden bit- me bir köpek size anlamsız bakar odanın içinde. Son- ra tuhaf bir duyguyla ve yapıtın henüz admı bile oku- madan burasının size gizli bir mesaj ilettiginin farkı- na vanrsınız. Sonra duvar kâgıdı motiflerinin. aslında kafanızda duvar kâgıtlarınm genelde şu beylik çiçek motıfleriyle bezenmış oldugu şartlanmışlığıyla kan lekelerini çiçek motiflen olaral. gördüğünüzü anlarsı- nız. Bu bir dehşet sahnesidir ve buna tanık olan bir tek köpek. size bu gizli mesajı iletmektedir. Gözünüzün önünde birden tanık olmadıgınız şiddet sahnelerinin seslerı. görüntülen. hatta yüzîeri bile canlanır, tıpkı bır Murat Işık "İmkânsız 1995" film öyküsü izler gibisinizdir. Sessiz bir olayın. ger- çekte olmayan gizli tanıgı Abigail Lane. bir cinayet sahnesini anlatır burada. Bir sıradan odanın gizli per- desıni aralar ve sizı buna dahil eder. Oysa biz her gün bir sürü cinayete tanık oluyoruz. Bunlar açıkta yapıldıgı için mi giz dolu olmuyor- lar? Birden bu dehşet sahnesini size sevimli gösıere- ni. ölümün tüm sevimsizliğine karşın nasıl haz duy- gumuza seslenebildigini ve sanatın böylesi bir yükü nasıl estetik olarak kaldırabildiğini sorgulamaya baş- larsınız. Ilk gördüğümde kafamda bir sürü estetik so- ruyla çıkmama neden olan bu yapıt. ikinci ve hatta üçüncü kez antrepoyu gezdiğimde de aynı sanatsal so- ruları sorduruvordu. Cumhuriyet dönemi aydınlarmdan Selim Nüzhet Gerçek 50. ölüm yıldönümünde kültür alanındaki çalışmalanyla anılıyor Nadir yetişen, soyu tükenen aydmlardan HİLMİZAFERŞAHİN Selim NüzhetGerçek(1891 -1945). cum- huriyet dönemının ilk yıllannın coşkusu- nu, yapıtlanna. araştıımalanna, inceleme- lenne üretkenligiyle taşıyan düşün. sanat ve kültür ınsanlanmızdan biridır. Tiyatro. sinema, basın tarihi. matbaacılık. taşbas- macılığı. kütüphanecilik konusunda yapıt- lan. yazılan olan Gerçek. çeşitli alanlara ilişkin seçkiler hazırlamış ve derlemeler yapmıştır. Belki de bu nedenden. Rauf Mutluay onu "gazete-dergi sa\talannda sessiz duran nice deneme-eleştiri-sovleşi- fıkrayazısr ile "Köpriilü'nünaçtığıyolda, edebiyat tarihimizin ka> nak kişileriyle eser- lerini ışığa çıkarma yolunda birçok bilinç- li emek" (1) arasında sayar... Türk Gazeteciliği. Türk Matbaacılıgı. Türk TaşbasmacüığL Türk Temaşası, TV yatro Bilgisi. Tiyatro Tarihi-Y'unan ve La- tin Tnatrosu, Atalarsozü, onun sanat-kül- tür yaşamımıza katkılannı gözleyebilece- gimiz çalışmalardan bazılan. Çeviri ve uyarlamaları. gazete yazılan. eleştirileri bunlara eklenince. gününün birçok aydı- nında gözlenen çok vönlülüğüyle çıkar karşımıza. 1891 yılında dogan Selim Nüzhet Ger- çek, ilk edebiyat dergilerimizden olan "Ha- zine-iEvrak'n ın kurucusu Mahmut CelaJet- tin Be\'in oğludur. 1910 yılında Galatasa- ray Lisesini bitirdı. Cenevre Üniversite- si"ndekiögrenımininardındanyurdadöne- rekdegişikokullardaögretmenlikyaptı. ti- yatro başta olmak üzere. sanat-kültür ya- şamımıza ilişkin gazete ve dergilere yazı- laryazdı. 1922 yılında. kısa bir süre Darül- bedayi'de (Şehir Tiyatrolan) yönetıcilik yaptı. 1934 yılında Basma Yazı ve Resim- İeri Derleme Müdürlügü'nün kurulmasını sağladı. tlen, Yeni Sabah. Akşam, Ulus. Yedigün. Perde ve Sahne. Türk Tiyatrosu gibi dergi ve gazetelerde yazı. eleştıri. in- celeme ve derlemeleri yayımlandı. Yazınımızın önemli adlanndan Abdül- hak Şinasi Hisar'ın kardeşi olan Selim Nüzhet Gerçek'in yapıtlanna ve çalışma- lanna yansıyan düşünce. cumhuriyetin ilk yıllanndaki çağdaşlaşma. Batı'ya yöneliş ve ulusçu egilimlerle biçimlenir. Batıya ve çağdaşlıga yüzünü dönen yeni Türkı- ye'nin. ulusçu düşüncenin ışıgmda gele- negine bilimsel bir gözle bakmasının. ye- niden tanıma çabasının öncü ınsanlann- dandır. Gerçek, "milletimiz için bir Röne- sans de\'ri"olarak tanımladığı o yıllardaki çabayı şu sözleriyle açıklıyor: "Bugünkü inkilap gelecek nesillerin göz- lerinetam manası.>legörünecek veonlarya- nn bugünkü hareketin manasını daha i>i anlayacaktır. Biz yalnız bu inkılabın simdi- ye kadar geçirdiğimiz inkılaplann en mü- himi olduğunu ka\ rar \e ona can ve gönül- den hizmet edersek. vazifemizi yapmış olu- ruz."(2) Onun cumhuriyetin ilk yıllannın atılım- cı duygu ve düşüncesiyle biçimlenen çok yönlülügü. "güzel sanatiann bütün şubele- rinden faydalanan" (3) diye tanımladığı ti- yatro konusunda ayn bir anlam taşır. Çok yönlü birikinıini. tiyatro araştırmalarında çok yönlü kullanır. Tiyatro konusunda yap- tıgı tarihsel çalışmalarya da derlemelerin. toplumbilimsel bir gözle incelendigi he- men fark edilir. Çünkü ona söre "Birtiyat- roeseri tabiatıyk yazridığı devrin hususiyel- lerini. güzelliklerini, çirkinliklerini seyirci- lerin önüne sermelidir." (4) Ancak genel olarak bakıldıgında. Ger- çek'in çalışmalanndaki genel özellik. ak- tarmacılıktır. Aslında o yıllarda. bu anla- yış birçok alanda yaygın bir yaklaşım ve çalışma biçimi oldu. Ulusal ve uluslarara- sı degerler. >argılar. uygulamalaraktarma- cılık yoluyla karşılaştmlıyor ve degerlen- dinlme olanağına kavuşturulmuş oluyor- du. Gerçek'in bu aktarma biçimindeki yak- laşımı. elde edilen bilgileri günlük yaşamın içine sokma, kullanma. güncel değerini or- taya koyma ve yeniden degerlendiıme kay- gusuyla iç ıçedir. Günlük yazılannda ele aldığı konuyu. çok yönlü bilgi verme ile biçirnİendirmesi bu yüzden olsa gerek... Bugün anık, Yaşar Nabi Navir'ın "O aramızda nadir yetişen \c gitgide sa>ılan azalan birsovdandı" (5) dedıği Selim Nüz- het Gerçek'in ürünlerverdiği konulara iliş- kin. daha kapsamlı çahşmalar bilim; sanat ve düşün insanlanmızca yapıldı. Ancak unutulmaması gereken. o ve onun gibıler cumhuriyet düşüncesınin ışıgında. dünya- va ve kendimize bakmanın. decerlenmizi ortaya çıkaımanın, değerlendırmenın. uluslaşma sürecimize sanat. kültür ve dü- şün adına katkıda bulunmanın kapısını ara- larnışlardı. Ülkemizin veulusumuzun çagdaşlaşma sürecindeki araştırmacı. incelemeci azlıgı düşünüldügünde, Gerçek"in yaptıklan azımsanacak gibi degil. 12 Aralık 1945 gü- nü yitirdigimız Selim Nüzhet Gerçek'i, ölümünün e'linci yılında saygıyla anıyo- ruz. (1) Rauf Mutluay, 50 Yıhn Türk Edebi- >aö, istanbul. Türkıye tş Bankası Kültür Yayınlan. 1973. s. 695 (2) Selim Nüzhet Gerçek, Türk Matba- acılığı. İstanbul. Müteferrika Matbaası. 1939. s. 8-9 (3) Selim Nüzhet Gerçek. "Tiyatronun Kanunlan-Tiyatronun Tarifi-Otuz Altı Mevzu". Tiyatro Bilgisi, İstanbul. Türkiye Yayınevı. 1944, s. 12 (4) Selim Nüzhet Gerçek. "Piyeslerın Taksimatı-Perde ve Tablo". a.g.e. s. 68 (5) Yaşar Nabi Nayır. •'Selim Nüzhet'in Ardından1 ', Varlık. Sayı: 300-301. istan- bul. 1-15 Ocak 1946,5. 173 'Kubbealtı' ziyarete ayıkh Kültür Bakanı Fikri Sağlar diin Topkapı Sarayı ''Kubbealtı". '"Adalet Kulesi" ve "Hekimbaşı Odasfnı törenle açtı. FI(Fotoğraf: ERZADE ERTEM) Kültür Senisi - Kültür Bakanı Fikri Sağiar. Topkapı Sarayı, -Kubbealtı", "Adalet Kulesi" ve "Hekimbaşı Odası"nı düzenlenen törenle ziyarete açtı. istanbul Valisi Rıdvan Yenişen'in de katıldığı açılışta Sağlar. bakanlık görevine geldigi günden başlayarak ulusal kültürümüzü evrensel kültürle birleştirecek çağdaş biranlayışı yerleştirmenin çabası içinde olduğunu anlattı. Bu çabalann temelinde ülkemizin geniş bir coğrafyaya yayılmış tüm kültürel değerlenni kucaklayacak bir anlayış olduğunu söyleyen Sağlar. "Bu anlavış aynızamanda millivetçiligi, ülkesini \e insanlannı sevmenin tekelini elinde bulundurduğunu zannedenlere verilen bir vanıttır" dedi. Ülkemizden kaçırılan Aydınoğlu Mehmet Bey Camii'nin minber kapılannı da. Rodos'tan kaçınlan Kuran-ı Kerim'i de. Karun Hazinelerini de. Girlandlı Lahti de bu anlayışla ülkemize kazandırdıklannı söyleyen Sağlar. görev yaptığı süre içinde. Topkapı Sarayı'nın. ülkenin en önemli kültürel miraslarının sergilendiği bir mekân. bir müze olarak, en çok önem verdikleri yerlerden biri olduğunu belirtti. 1991 "den beri Topkapı Sarayı'nda yaptıklan düzenlemeleri anlatan Sağlar, restorasyon çalışmaları 5 yıl önce başlatılan Kubbealtı Divan-ı Hümayun. Adalet Kulesi ve Hekimbaşı odalan için toplam 31 milyar 160 milyon TL harcandığını söyledi. Kubbealtı Divan-ı Hümayun: Kanuni döneminde yapılan. Osmanlı devlet işlerinin görüldüğü, sadrazam huzurunda "elçi kabulü' törenleri ve diğer devlet törenlerinin yapıldıgı bir salon. Adalet Kulesi ise Fatih Sultan Mehmet tarafından sarayı temsil eden bir kule-köşk olarak yapılmış Hekimbaşı Odası da Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptınlmış. Bireczane bulunan odada envantere kavıtlı 175 eser bulunuyor. Sağlar. konuşmasında. Başbakan Tansu Çiller'i \e "KüHıirden tasarruf eden" zihniyeti de eleştirdi. Kültürel gelişme olmadan ekonomik ve demokratik gelişmenin sağlanamayacağını belirten Sağlar. 1996bütçesinde Kültür Bakanlıgfnın payını binde dört'e düşüren bu anlayış yüzünden kültür varlıklannın "Vllah'a emanet" hale geldiğini söyledi. MehterTakımf nın marşlarının ardından yapılan açılıştan sonra. Nevzad Atlığyönetimindeki koro küçük bir konser verdi. YAZI ODASI SELİM İLERİ Sanat Neye Yarar? Yanlış bir başlıkoldu galiba. 'Kitap Neye Yarar?'ola- bilirdi. Ya da: Hayatta Edebiyat Neye Yarar? Ya da: Sanat Hayata Anlam Katabılir mi?.. Bunların hepsi olabilirdi. Öyleyse: Yanlış değilse bile, eksik bir baş- lık oldu. Sanat: Hayatı incetttiği için. Kitap: Çünkü bilimsel bilgiyi kitaptan edinebiliriz. Yazılı kültür kalıcılığıyla belleğimizin unutkanlığını giderebilir. Edebiyat: Haya- tın bütün yönsemelerine açılıyor. Anlam: Anlam bu- günkü hayatımızın en büyük gereksinimi... Ve konu: Kim dergisinin Aralık 1995 sayısında bir-' birini izleyen, ilginç iki yazı yer alıyor. ilkinde "Eşcin- sellere rağbet artıyor!" deniyor: Züleyha Güvener Taksim, Beyoğlu çevresinden ürkünç, sarsıcı izlenim- ler derlemiş. Ikincı yazıyı kaleme getiren Hülya Yıldı- rım, "Cinsellik hâlâ yaşanamıyor!" ünlemini kondur- muş. Kısacası 'mahrem', 'tabulu'\k\ konu. Eskiler. mahrem diyoıiardı. Mahrem denince, konu örtbas edilmiş oluyor. yıkıcı çağıltı iç dünyada sürü- yordu. Günümüzde tabular kınlmaya çalışılıyor. He- nüz sanatın sağlayacağı yordamdan uzak duruyoruz. insanın dramına eğilme sorununda öteden beri edil- gin kalan birtoplumdayaşıyoruz. Sağırduyarlıkbiröl- çüt gibi her an karşımıza çıkabilir. Kim'dekı yazılar da sağırduyarlığın ne derin, ne çık-. mazlı acılar yaratmakta olduğunu bir kez daha göz- ler önüne sermekte. Cinsellıkten açık açık konuşmak, değişik dünya görüşlerine bağlı 'egemen' çevrelerce daima kösteklenmiştir. llerici Tevfik Fikret, bir kadının cinsel yalnızlığından söz açmış Halid Ziya'yı kemıkleşmiş ahlak anlayışı- na davet ediyor: Aşk-t Memnu'dakt yaşlı kocalı, do- yumsuz Bihter'in, gerçek hayatta böylesi evliliklerle çökkün kadınlara iyi bir ders verdiğini. ibret örneği ol- duğunu söylüyordu. Kocasında bulamadığını genç Behlül'de arayan Bihter, okuyanlar hatırlayacak, ca- nına kıyar. Daveti kabul eden Halid Ziya. o kadar et- kileyici Bihter'in karşısında kemküm edecektir. Tam doksan beş yıl önce. Bu sorun doksan beş yıl boyun- ca bir daha konuşulmaz, gündeme getirilmez. tartı-- şılmaz. ' Hülya Yıldırım diyor ki: "Cinsellik konusunda ina- nılmaz derecede güçlü, toplum, çevre ve aile baskı- sı var. Hâlâ yirmi, otuz sene önceki tabular geçerli. Aile içinde cinsellik hıç konuşulmuyor, anne ve baba arasında da cinsellik olmadığı var sayılıyor." Aşk-ı Memnu örneğine dönersek. sorunu, konuyu, olguyu yüz yıldan beri konuşmadığımız saptanabilir. Çoeukluğumda çok sık işittiğim bir 'cinsi sapık' sö- zü vardı. Şimdi pek kullamlmıyor, başka deyişlere kap- tırdı yerini. Bununla birlikte neyin ne anlam taşıdığını, sapkınlığın. sapmanın ne olduğunu. kimde olduğunu, yoksa herkeste mi olduğunu hâlâ çözebılmış değiliz. Gramofon Hâlâ Çalıyor'öa mutsuz öyküsünü anlat- maya çalıştığım Anna Karenina tavırlı bir hanım. bü- tün çocukluğumun tek idolüydu. Aile ve eş-dost çev- remize bakılırsa. bu hanım, benim sonradan tanıdıgım Anna Karenina değil. düpedüz 'orospu'ydu. Yalnız ; cinselliğe değıl, büyük aşklara da düşman yaşandı... Sorun ölümcül... ' Oysa sorun ölümcül. Cinsel hayatın. sevgi ve tut-', kunun yönsemelen toplumsai kimliğimize etkiyor. Fre-, ud'u yadsıyanlar bile bunu kabul ediyor artık. İlkel ba-' kış açısının insanı ne ke<1eye 'düşürdüğünü' görmez-' den gelmek ahlakı korumak olmuyor. ahlak konusun- daki müthış bilgisizliğimizi kanıtlıyor. Ben Delı miyim? Dolayısıyla savcı önüne çıkartılan j ustalar. ustası Hüseyin Rahmi eserine şu notu düş- \ müştür "Sermet'/n madam Fedrona'da ne gibi an-, laksızlıkla heveslerini yatıştırdığı ve çocuğun ruhun-, daki hastalık ve bu düşkünlüğe nasıl tutulduğu bura-, da tamamıyla anlatılacaktı. Ahlaka aykınlıkla fennin sı- nın henüz bizde ayrılmamış olduğu için müddeiumu-' milikbuna izin vermiyor. Fakat yaranın gizlenmesi ve- ya ortaya serilmesinden meydana gelecek fayda ve- ya zararı bilen kimselehn vicdanlarına havale ede- rim." Semnet eşcinsel eğilimdir. Hüseyin Rahmi çapında biryazar. eğilımden söz açarken 'ahlaksızlık'. 'hasta- lık', 'düşkünlük' demek durumunda bırakılmaktadır. Tıpkı Bihter'in nitelendirilişi gibi. Modern fen zavallı Bihter'le zavallı Sermet'e bugün kişisel haklarını iade etmeye çalışıyor. Züleyha Güvener'in saptayımıyla 1995 Türkiye- si'nden birgörünüm: "Karaköygenelevindeikibuçuk yıl çalıştım. Günde kırk ellı kişiyle oluyordum. Mese- la adam geliyor, pala bıyıklı, kadın elbisesi, kadın kü- lodu giyiyor. Ayda birkere geien birmüşterim var. kır- mızı sabahlığımı giyiyor, ayakkabılanmın altını yalıyor. Bize homo diyoriar, ama ona erkek!" Kimin ne olduğu mu önemli, insan dramı mı? Sanat eseri, şiirden heykele, romandan sinemaya, resimden tiyatroya, hayatı inceltiyor. Sanat eserine kavuşabilmiş toplumlarda yukandaki alıntının müthiş yıkımı hiç olmasa 7nsan/"'anlamla donanıyor. Bize gelince: ak saçlı Hüseyin Rahmi 'müddeiu- mumi'y\e yüz yüze gelmiş. Giz ve çözüm Attilâ llhan'ın büyük ütopyasında: "Ömrümüzü bir suç gibi ayariamadık mı! ağır bir hü- küm giyer gibi öleceğiz." Ömürlerıni bir suç gibi ayarlamayanlar top- lumumuzu yıkmaya devam ediyorlar, cinsellikten siyasete... İsmet Küntay Tiyatro Ödülleri • Kültür Servisi - 1994-95 İsmet Künta) Tiyatro Ödüllen. perşembe akşamı saat 19.30'da istanbul Devlet Tiyatrolan'nın Atatürk Kültür Merkezı Oda Tiyatrosu'nda gösterime sundugu Melih Cevdet Andayın • "Içerdekıler" adlı oyununun gala gösteriminden önce sahiplerine \enlecek. Hayati Asılyazıcı. Sıbel Aslan. Dogan Koloğlu. Nadide Küntay ve Sevgi Sanh'nın oluşturduğu seçici kurulunu oluşturduğu ismet Küntay Tiyatro Ödülü sonuçlanna göre. geçtıgimiz dönemin en iyi oyun yazarı ödülü. Ti\atro Stüdyosu'nun sahnelediğı. Turgay Nar'ın "Çöplük" adlı oyununa. en iyi yönetmen ödülü Şehir Tiyatrolan nca sahnelenen Haldun Tanerın • "Gözlenmi Kaparım Vazifemi Yaparım" oyunundaki , çalışmasıyla Savaş Dinçele. en iyi erkek o> uncu ödülü Turgay Nar'ın Tiyatro Stüdyosu'nda sahnelenen "Çöplük" oyunundaki rolleriyle Haluk Bilginer \e Ahmet Lğurlu'ya. en iyi kadın oyuncu ödûlü İstanbul De\ let Tıyatrolan'nca sahnelenen Kenan Işık'ın "Olmayan Kadın" oyunundaki rolüyle Gönen Bozbey'e . verildi. ı Sinemanın 100. Yılı Sergisi' • Kültür Semsi - Kadıköy As Sinemasında "Sinemanın 100. Yılı" başlıklı bir seraı düzenlendi. Burçak E\ren ve Sertaç Kayserilioglu'nun koleksıyonlanndan oluşan sergide Türk sınemasmın geçmişine ilişkin eski Türkçe ilanlar. eski biletler. 1930'ların filmleriyle ilgili siyah- beyaz fotoğraflar. gazete ilanları yer alıyor. Sınemaseverlenn beğenisini kazanan sergi cuma gününe dek açık kalacak. Cihan Demirci'den yeni kitaplar • Kültür Servisi- Mızah yazarı Cıhan Demirci'nın 7. kitabı "lyiler Cinnete Gider' adlı kitabı Papirüs Yayınlan'ndan çıktı. Demirci'nin 'Kendi Kendinıle Konuşmalar Dizisi'ndekı 2. kitap olan 'lyiler Cinnete Gider'de olaylar hepımızin çok yakınında olan bır mahallede yani Cinnet Mahallesinde geçıyor. "Yıllardır ünlem peşinde koşan' Cıhan Demırcı bu kitabını kaybettiğimiz tüm akıllılanmızın anısına Azız Nesin'e adamış Demirci'nin hıcıv ağırlıklı şiirlerinden oluşan ilk kitabı "Ç'kışlar Arka Kapıdan' ise ilk basımından tam 10 yıl sonra genişletilmiş 2. basımıyla okurlara ulaşıyor.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog