Bugünden 1930'a 5,415,297 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 10 ARALIK 1995 PAZAR 14 KULTUR Birçok dîmyada bîrdenyaşyorıız AHl ANTMEN Bir bienal daha yaşandı... Ne denli canlı bır süreç oldu bu? Bu sorunun >a- nıtı. bienalin sergı mekanlan Antrepo. Aya İrini ve Yerebatan Sarnıcı'ndakı ser- gilerin yanı sıra. tstanbul sanat ortamın- da son bir aydır yaşanan canlılıkla ölçü- lebılir belki lstanbul"da, kente doğu ile batı arasında bir köprü kurma işlev i v ük- leyerek farklı kimlıklerden sanatçıîann biraraya gelmesı ve bır buluşma-tanış- ma-tartışma-diyalog ortamı yaratma dü- şüncesi çerçevesınde. bienalde gündeme gelen konulan irdeleyen ve 'resmen' ol- masa da bu sürece katılan sanatçılar var. Canan Beykal ın Kare Sanat Galen- si'nde yer alan "Bana Geldiğin Veri An- taf başlıklı sergısi. bu kapsamda deger- lendirilebilir. Canan Beykal'ın sergisinin ana tema- sı, yabancılann birbirleriyle tanışma sü- recinin başında kaçınılmaz olarak ılk başvurduklan o klişe dizeden oluşuyor: Banageldığm verianlat... Nişantaşı'nda- kı galerinın camekanından neon ışıkla- nyla sokağa yansıyan bu soru, dışarda- kı kışıyı önce galeri mekanının içine çe- kıyor, sonra daha da bir içen: Neresı. in- sanın geldigi yer? Dogdugu yer mı? Ya- şadığı yer mi? Konuştugu dil mi? Ana dı- li mi? Bizler kımiz? Ötekiler kim'\ . Beykal'ın başlattığı bu sorgulama sü- reci. galeri mekanı içinde yer alan kışı- sel antropolojilerle desteklenıyor: Me- kan. hem *bizden olmayan' hem de (rnuhtemelen) *tanıdık olmayan' yaban- cılann, vesıkalık fotoğraflanndan bakan yüzleri ve tekbırparşümen kağıdına sıg- dırdıklan (nereden geldiklerine dair» ki- şısel tarihlenyle dolu. Hepsı. kendi dil- lennde yazılmış. Kımısi, resımlerle des- teklemiş yazdıklannı. kimisı. geldiği yerle özdeşleşmış görüntüleri kullanmış. Bu denli çok ınsan yüzüne bırer birer ba- kmca, fotoğraflar birbirine kanşıyor. Farklı kimliklerden. farklı kültürlerden, farklı ülkelerden, farklı dillerden. farklı renklerden bır sürü vüz, birbirine benze- meye, belirsizleşmeye. bulanıklaşmaya ve yüzlerden birtürlü vazgeçemeyen ün- lü sanatçı Chrisrian Boltanski'nın ışle- rindeoldugugıbı. •ölmeye'başlıyor. Me- tinlerse. vesıkalık fotograflarla kurulan o akrabalığı yok ediyor. Beykal'e göre. kişinin kımligını belırleyen. ıdan ve sı- yasi sınırlann. ırkının. renginın ötesinde. dili. "DiLkişinin bütün gecmişini.tarihi- ni ve kültürünü belirlivor. Bu vüzden de onun kimliğini oluşturan tek özelliğin. di- Holduğunudüşünüyonım.'" Beykal. ser- gide ses kayıtİarı da kullanıyor. Farklı diller. farklı sesler. geldikleri yen anla- tıyorlar sanatçıya. Ancak Beykal. sergı- de ancak bir gölge gibi yer alıyor. çoğu sergisinde olduğu gibi olayı 'dışar- Sergide Canan BeykaL, bulunduğu konumdan, dışanya \e kendine göre "öteki olana" bakıvor. dan'ızlıyormuşçasına. bır üçüncü göz olarak. varlıgını 'hissettiriyor' yalnızca. Sanattan öncelikle İmgeyi' ardından 'kendini' kaldırmaya calışıyor Beykal. Varlığı, öteki sergılerde oldugu gibi bu sergide de belli belirsiz görünüyor ki bu- nun oluşum sürecı de serginın temel ol- masa da yan izleklerınden bın belkı: Tüm bu ınsanlan biraraya getıren o 'rast- lantı'unsuru Birbirine yabancı olan tüm bu ınsanlan biraraya getıren ana neden. hepsınin Beykal'ı tanımış. Beykal'ın da hepsini tanımış olması. lpince bır bağ. gözle görülmeyen bır zincir sözkonusu hepsinin arasında. Birbirlerinden uzak- lar bütün bu insanlar, dilleri. kültürleri. geçmışleri, tarihleri. yüzleri ayn. ama aralarındaki mesafe belki de o denli uzak bir mesafe değil? Öte yandan. farklılıklan yok ermek ye- rine. ortaya çıkaran ve çokseslilıkten. çokkültürlülükten yana bir sergi. "Bana Geldiğin Yeri Anlat." Beykal.bulundu- ğu konumdan. dışanya ve kendine göre "öteki olana" bakıyor. Sergide yer alan yabancıların çoğunlugunun 'batılı' ol- ması daönemlı. Canan Beykal. Batı'nın. batılı olmayanlarda haklı birkuşku uyan- dıran özeleştıri sürecinde gündeme ge- tirdiği 'ötekf kavramıyla ınceden ince- ye dalga geçerek ılişkileri tersine çeviri- yor ve bu kez Batılıyı "öteki" yerine koy- muş oluyor. "Benim için bunlar öteki ol- muş oluyor. ama bunun bile çok değişken- lik getirebilecegini düşünüyorum. Yani doğu dediğimiz zaman. fizik olarak, ta- sanm olarak düşündüğümüz zaman do- ğu diye bir olay yok ashnda. kolombus. doğu>a gidi>orum diye batiya gitmişti. CaHfornia'nin en batı ucu. en nihayet do- ğuya bakıyor. Ötekinin yeri belirsiz. Ye- rini belirleyen hiçbir şey yok. Bu tabü çok hoş bir şey. O zaman bu gibi aynmların anlamsızlığı çıkıyor ortaya." Ancak tabıı. "bu aynmlar vok demek. ashnda, bu ay- nmlar var demek anlamına geHyor." Ba- tı'nın aynmlan 'tanımak'yerine "sindir- meyi'seçen maskeli hoşgörüsü konusun- da ise, Beykal. "Her kültürün dünya içinde insan adına evrensel boyutlarda çok şeyler kattıklannı gözönünde bulun- durursak. o zaman bu aynmlann onla- nn, siyasi. idari ırksal vs. konulannda degiL yalnızca düşüncelerinin farklı ol- masından kav naklandığını söy leyebiliriz. İnsanlann yarattığı her dil. her kültür bir farklılık jarahyor ama bunlan birer aynm olarak görmek \erine tarih kat- manlarını zenginleştirici ögeler olarak görmemiz gerekiyormuş gibi gelivor ba- na. YanL farklılıklar var. evet. ama bu farklılıkların hirbirlerine üstünlügü yok diye düşünmek gerektiği kanısındayım" dıyor. Canan Beykal'ın "Bana Geldiğin Ye- ri Anlat*'başlıklı sergisinin aklagetırdı- gı ve tartışmaya açtıgı bir dığer soru da. üçüncü dünya ülkelerinin ya da 'öteki' olarak nitelendırilen. batı piyasasında ve sanat ortamında yer almayan sanatçıîa- nn yapıtlan tartışılırken sık sık gündeme gelen. "Kimin. kimin için" konuşabileceği meselesı. Sık sık sorulan so- rular var- Afrıka kökenli Amenkalı yönetmen Spike Lee'ye göre. örneğin. ">1al- colm X" filmini. kendısın- den başkası yönetemezdi ve zaten yönetmemeliydi. Uluslararası lstanbul Biena- li içın Türkiye'de bulunan Ilya Kabakov da aynı düşün- cedeydi: Rusya'yı. ancak bir Rus sanatçı anlatmalıydı, Kabako\ 'a göre. Canan Beykal. bu soruna, kendini 'olayın dışında tututarak' ve sergisine seçtigi herkese kendi sözünü \e sesini vererek yaklaşıyor. "belgeci" birtavırla farklı kimlikleri salt "gündeme getirme- yi' seçıyor. onlar adına konuşmak yeri- ne... Sergisinde yer alan Tanzanyalı bir doktorla ilgıli anlattığı ilginç bir nokta: -...Tan/anya, bizinı için çok uzak bir yer. Mesela bir Korc \a da Japonya bile o ka- dar uzak gelmiyor hize. Şimdi o Tanzan- \alı"va bizinı batılı gibi göründügümüzü de gözönünde bulundurduğumuz za- man, bizlerin orada daha önce yaşayanan şeylereduyarlılığımızla, onun duyarlılığı arasında çok büyük bir fark oluyor. Ör- neğin. onun ailesinde, köle ticaretinde da- ğrtım şefliğini >apmış bir kişinin varol- muşolmasi— Onun bu olava bakış açısıy- la, bu olayın yükiinü yok edebilmek için doktoriuğu seçmişolmasıyla bizim bakış açımızda çok büyük bir fark var tabü. Onun bu gerçeği nornıal karşılaması da- ha da olanaksız ve karşı çıktığında da da- ha derinden karşı çıkıyor tabü." "Bana Geldiğin Yeri Anlat"sergisini, ashnda Canan Beykal'ın. Claude Levi- Straussun "Huzünlü Tropikler" kita- bından yaptığı bir alıntı anlatıyor. tüm boyutlanyla: "Insan, kendi çevresi için- de dünya degişrirdikçe. daha önce işgal et- tiği ve daha sonra işgal edeceği konumla- n kendisivk birlikte taşıyor. İnsan av'nı anda \e her >erde bövle. O. cephe halin- de ilerleyen ve her an bir aşamalar topla- mını >inele\en bir kalabalık. Çünkü bir- çok dünyada birden yaşıyoruz. Bunlann her biri içinde yer alandan daha gerçek ama kendisini kuşatandan daha yalan- dır." N Â Z I M H İ K M E T Tabu ve efsane ATAOL BEHRAMOĞLU Nâzım Hikmetefsanesi. onun çok genç bir şairken yazdıgı. daha ilk şiırleriyle başlamıştı. Istanbul'un işgal altında bulunduğu yıllarda "AğaCamii" ve "Kırk Haramilerin Esiri". efsane bır genç şairin. inanılmaz bır enerjıyle dolu, çarpıcı ımgeler ve benzetmelerle örülü yurtseverce şiirlen elden ele dolaşıyordu. İlk özgür koşuk örnekleri. "Yalnayak", "Güneşi İçenlerin Türküsü", "Veni Sanat", bir orkestra gürleyişiyle efsaneyi büyüttü. Bunlar çagdaş Türk şiırinde, özde ve biçimde muazzam bır ileri atılışın da ilk örnekleriydi. Anadolu'ya geçiş. Rus devrimine katılış. toplumsal bağlanış ve ilk hapislik deneyleri, şiirinin yanı sıra yaşamının çevresınde de gitgıde büyüyen efsanenın nedenleriydi. 1920"li ve 30'lu yıllar Türkıyesı'nın yazınsal ve toplumsal yaşammda Nâzım Hikmet efsanesinin benzersiz bir yeri vardır. Sonra tabu dönemi başladı... "Gece Gelen TdgraP, "Sesini Kaybeden Şehir". yaşamı ve şiiri üstünde giderek artan yasaklamalar ve baskılar... 1938 tutuklaması. efsanenın kederli notalarla. acılı tonlarla daha da yoğunlaşarak sünnesinın yanı sıra, tabu doneminde de bir dönüm noktası oldu. Şurlerinin basılması, okunması ve hatta adının yüksek sesle telaffuz edilmesi yasaklanmıştı. 1950 sonrası, Nâzım Hikmet'in şiin ve vaşamı çevresindeki tabu ve efsanenin, belki de hıçbir çağdaşı için olmadığı kadar çelişkilerle, karşıtlıklarla, aynı ölçüde büyük hayranlıklar ve düşmanlıklarla derinleşerek sürdüğü bir dönem oldu. Tabu sanki asılması mümkün olmayacak kadar kingrenleşmış, efsane, çeşitli ve karşıt versiyonlar kizanmıştı... 1 -»60'h yıllann hemen bişlannda. "Yön" dergisinin cesur bir çıkışrt la tabu. bir ucundan yıkıldı. Bunu "Kuvayi Millive Destanı", lırik şıırler ve bütün görkemıyle "Memleketimden İnsan Manzaralan"nın yayınlan izledi. Türkiye'nin yazınsal ve toplumsal yaşamına açılan Nâzım Hikmet pencerelerinden. temız havalar doldu. Şiirimız. insana ve dünyaya bakı^ımız. derinden etkilendi. Tabuyu sürdürmek ısteyenler. temiz havadan tedirgın olarak karşıt çabalanndan vazgeçmediler: fakat tabu yıkılmaya başlamiijtı bır kere... Efsane ise, bu kez gerçeklerden daha çok beslenerek büyümesini sürdürdü... Çünkü gerçekler. onu daha doğru. daha insanca bir ışıkta görmemizi saglıyordu. . \'e o, bu çagı. çağımızı. en doğru. en insanca yaşamayı başarmış, en seçkin insanlanmızdan. belkı de onların. yazgısı en büyük ve trajık olanıydı... 9Âralık 1995... Ankâra'ya kar serpiştirivor... Şimdi Atatürk Kültür Merkezi"nın. çeşitli sanat kuruluşlannın bulunduğu Hıpodrom alanında. Nâzım Hikmet anıtının açılışındayız.. Büyük bir olay bu. Bır mucıze. Fakat nıce emeklerle. nıce özverilerle. nice çabalarla gerçekleştirılmış bir mucıze... Azerbaycanlı yontucu Sait Rüstem'in emeğıyle vükselen Nâzım Hikmet anıtı önünde (büyük şainmizın bu ılk anıtı önünde) alçakgönüllüce. fakat haklı bir gururla konuşan Kültür Bakanı Fikri Sağlar'ı ve onun kişiliğinde bu mucizenin nice adsız emekçisinı vürekten alkışlıyoruz... Yıllar önce bir cezaev inde yattıgı Ankara'da bugün anıtının yükselmesi. Nâzım Hikmet'ın adı çevresinde hâlâ varlığını sürdürmekte direnen tabunun tümüyle yok olmasında büyük bir dönüm noktasıdır... Fakat o, hiç kuşkusuz ki ve çok haklı olarak adıyla ve yaşamıyla bir büyük efsane olmayı sürdürecektır... ISMET SOYLER (1961 -...) Özgürlük ve demokrasi mücadelesine İlerici Gençler Derneği saflannda katıldı. Diyarbakır Cezaevi'nde yıllarca süren insanlık ve onur kavgası... Kutlu-Sargın davasının sayısız duruşmasının özverili dayanışmacısı 24 Aralık seçimlerinde halklann özgür ve kardeşçe bir arada yaşadığı demokratik Türkiye'yi kurmak için oluşturulan Emek-Banş-Özgürlük Bloku'nun heyecanlı ve coşkulu savunucusu... İstanburun merkezinde çarpık düzenin çarpık kentleşmesinin sonucu olan talihsiz bir kazada, belki de cinayette yaşamını yitiren sıcak bir dost... Seni unutmayacağız. Ü Ü ÜİSMAİL SÜRÜCÜ Cenaze için irtibat telefonu: 593 59 92 İSMET SOYLER Bu yaptığın en kötü şakaydı. Hayır! Bunu kabullenemem. EŞİNrDÜDU ISMET SOYLER (1961-...) Belki en özverili yoldaşımız, tartışmasız en candan arkadaşımızdın. Yaşamın vicdanı olsa senden aynlamazdı. Biz senden aynlmayacak, seni unutmayacağız! ARKADAŞLARIN Yaşamak, dostluk. mücadele. Her yerde Hem de tepeden tırnağa... Dolu dolu. Işte bu İSMET SOYLER Sensizliğe yüreğimiz nasıl dayansın? Ölümün adı da, gerçeği de kalleş. Mehmet NACİ SUMELİ Sevgili dostum Ağız dolusu gülüşünle hep bizimle olacaksın. HÜSEYİN ÇAKIR KOŞEBENT ENİS BATUR İlk Noktaya Yolculuk Pek çok kişı gibi ben de neyin nereden geldiğıni, "ilk nokta"y\, kelimelerın ve deyimlerin kökenini me- rak ederim. Merakımın artmasında da doyuma ulaş- masında da, yakın çevremdeki bilim adamı. tarihçi dostlarımın payı vardır. Milli Eğitim Bakanlığı'nın, cumhurıyetin ilk doneminde, 'Eğitim Bakanlığı' adı- nı taşıdığını söyledi bır tarihçi arkadaşım, geçenler- de, zihnim oradan buraya hızla bir sürü akıntıyı kat etti bunu duyduğumda. Bazı "ilk nokta"!argerçek midır rivayet mi, pek an- laşılmaz ya, bu o kaclar da onemli değildır: Duyar- ken dinlerken de, anlatırken aktanrken de haz alınz. Sözgelimi "marmelat" hikâyesı: Mary Stuart hasta yatarken, mutfaktaki Fransız ahçı, ona iyi gelir umu- duyla bır tür şekerli meyve ezmesi icat etme telaşı ıçindeymiş güya. "Ne yapıyorsun?" diye soranlara da, "Marıe malade, Marie malade" (Mary hasta) dı- yesiymiş. Marmelat böyle ortaya çıkmış sözüm ona. "Ilk nokta" bazen kaybolur, unutulur, hatta yer de- ğiştirir. Kültür tarihiyle, sanatla yakından uğraşan bi- rine üniü "Less ıs more" (Azla daha çok) degişımin kime ait olduğunu soracak olursanız, geçen yüzyı- lın süslemeci sanatına karşı çıkan, yalınlığı işinde esas alan bır mımarın, Mies van der Rohe'nin adı- nı verecektir. Genel kanı o yönde oluşmuştur ger- çekten de. O kadar kı ünlü mimann mezar taşında bile bu veciz söze yer verilmiştir. "Less is more" sözünü benımseyen başka çağ- daşlanmız da vardı: Gropius, Loos, Brancusi, Gi- acometti hemen akla gelenler. Oysa bu özdeyış ne onlara, ne de Mıes van der Rohe'ye aitmiş! Bunu, Amenkalı romancı John Barth'ın yenı çıkan dene- me kıtabı "FurtherFrıdays "dekı bır dıpnottan ögren- dim: "Less ıs more" deyışinı, ılk kez 1855'te yayım- lanan "Erkekler ve Kadınlar" başlıklı kitabındaki "Andrea del Sarto" adlı şiirınde Robert Brovvning kullanmış. Şıiri bulupokudum hemen. Brovvning ne dedığıni bilerek kullanıyor o sözü, üstelik şiir bır res- samla ılgilı. Peki John Barth kendi mı bulmuş bu kay- nağı, hayır: Ona birtanıdığı göstermiş! Nereden ne- reye işte. Şüphesiz, bütün bunlar "Less ıs more"u, onu ger- çekten kalıcı ve etkilı biçimde devreye sokan Mies van der Rohe'den kopartmaya yetmez. Sözle adam öylesine kaynaşmıştır artık. Gene de Brovvning'ın payını da yabana atmayalım diyorum ben: Şairlere hiç degilse ınsaf hakkı tanınmalı. Bazı "ilk nokta"iar neredeyse dogal gibi görünür insana: Ezelden beri öylecene var olduğunu sanırız oşeylerin, kelimelenn, kullanışlann. Örneğin Mede- ni Hukuk'ta kavram olarak büyük önem taşıyan, gündelik yaşamımızın vazgeçilmez parçası 'eş' söz- cüğünü. yasalara geçiren Ebulula Mardin'mış. Eş, hem çok güzel bir sözcük, hem de hukuk bağlamın- da eşi bulunmaz bır karşılık bence. Türk Dil Kurumu, 1963'te "Ataç'ınSözcüklen"ad- lı bir kitap yayımlamıştı. Yeni kuşaklar, "ilk nokta " açı- sından Ataç'a neler borçlu olduklarını bilmiyorlar: "Aksülamel" yerine "tepki", "kabiliyet" yerine "ye- tenek", "şuur" yerine "bilinç", "mücerret" yerine "soyut" demelerini sağlayan yolu açanların önünde kim vardı, bunu öğrenmek yük getinmez sanıyorum. "Ilk nokta"ya gitmenın yararı bilirkişilik taslamayı kolaylaştırmasıylasınırlanmamalı. Bağlamı görmek, bağlamında görüp değerlendirmek, beklenmedik açılımlar getirebilır insana, yepyenı bir boyuta ula- şılması olanağı doğabıttr. Daha önce de değınmiştim: Hipokrates'in çok sevilen. kullanılan "Sanat uzun, hayat kısa" (Ars lon- ga. Vıta brevis) sözünün motto haline gelirken kır- pıldığını yıllar sonra öğrenmenin ezikliğiyle özgün metnin peşine takıldıydım. Karşılaştığım bütün - cümle benim ufkumu hepten değiştirdi: "Hayat kı- sa, yapılacak ış çok, yapmak için fırsat seyrek çı- kar" diyordu bu büyük hekim-düşünür. "ilknokta"ya ulaşmam, beni altı yıldır üzerinde çalıştığım bır kita- bı yazmaya yönelten ana etmen oldu. Ğze yolculuk her zaman heyecan verir. Hamiş: Sizi gürültüleri, pislikleri mütecavız tavır- lan ile durmadan rahatsız eden komşulannız ıtina ile iptal edilir. AVRl PA FİLMLERİ . FESTİVALİ'NDE BUGÜN Fitaş 5 : 12.00: Per>ona ingmar Bergman: 15.00: Dönek.Kazimıer Kutz. Nesnelerin Sesi'Patnck Le Goff: 18.00: Paul Bo\vles-Yanm Ay'Irene Von Alberti. Üçgea'Erica Russell; 21.15: Nice Üzerine Devam'A. Kierostami. Delil Godfrey Reggıo. Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi: 11.00: Yeni Dalga Sonrası Andre Techıne Laurent Pernn. Yeni Dalga Kendini Anlatıyor Robert Valey: 13.15: Shakespeare Öyküleri: Beğendığıniz GibiAlexei Karayev. Hamlet/Natalia Orlova, Hırçın Kız'Aida Zıablikova. Kış Masalı/Stanislav Sokolov. Macbeth'"Nikolai Serebriakov. AVRUPA FİLMLERİ FESTİ\ ALİ^NDE YARJN ' Fitaş 5 : 12.00: Keçı Boynuzu Nıkolai Volev, Ben Büyüyünce Babam Polıs OlacakVincent Monnet; 15.00: Bir Yaz Gecesi Gülümsemeleri< İngmar Bergman : 18.00:Küçük Korkular.Tonino De Bernandi, Marc ChagalL Anılea Lubıenıecka: 21.15: Her ^•enı Sabah için Sana Teşekkür Ederim-Milan Steindler. AteşkesEmmenuel Paulın. Fransız Kültür Merkezi: 14.00: Ölümcül DüşlerPatrıck Malakian. Ashnda Aydaki İlk İnsan Oydu'Torben Skjödt Jensen, Eşsiz Mücevherat'Olivıer Doran. Cezaevi'Mirona Tatu, Bilardo Lubomir Benes. Alacakaranlık Aşkı Riho L'nt. MerhabaJonas Raeber. Yumurta' Pierre Bouchon: 16.30: Ada Guido Manulı: 19.00: İşlev 3 Artı 1 Bynke Maiboll. Prag'Kassandra Wellendorf. Günther/Johannes Rosenberger, Ütü Valsi Ruth Louz, İki Ya Da Üc Şe\ Armando Ceste. Ana Istasyon/Bodo VVerner Lang. Küçük Diktatör'Radu Lean. ElenaHelen Underwood Gelecek Sefer Her Şey Daha tyı Olacak Rıck Minnıch. Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi: 13.15: Kısaca Wenders: Aynı Oyuncu Yine Atıyor. Silver Cirv. Alabama. Polis Fılmi. Fethi Kopuz anısına konser Kültür Servisi - Kopuz Oda Orkestrası bu yıl 10 ekim günü yıtirdığımiz Fethi Kopuz anısına bır konser verecek. Perşembe günü saat 15.30'da Marmara Onıversıtesi. Göztepe Kampusu. Müzik Egitimi Bölümü Konser Salonu'nda venlecek konserde, Kopuz Oda Orkestrası. Mozart. Handel. Bach gibi bestecılenn yapıtlannı seslendirecek.Konser günü Kopuz'un hayatıyla ilgili bır pano hazırlanacak. Kopuz hakkında bır konuşma yapılacak. Aynı konser. pazar günü saat 16.00'da AKM Büyük Salon'da Kütüphanecıler Dernegi Vakfı yaranna tekrarlanacak.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog