Bugünden 1930'a 5,502,563 adet makale



Katalog


«
»

8 OCAK 1995 PAZAR CUMHURİYET SAYFA KULTUR 15 GUNDEMDEKI KONU: ONAT KUTLAR Herkesîn kaybettiği tek oyun -£sta. stanbul'da henüz, yeni bir sokağı ya da alanı keşfetmenin, her gün önünden geçtiğimiz bı- nanın ön cephesine gözlerimizi kaldırdığımızda yeni süslemeler ve aynntılar fark etmenin hem münîkün olduğu hem de insana keyif verdiği yıllardı. Bakışlan- mızı çevirdigimiz her köşeye 'eyvah berbat haie getirmiş- ler'çığlığıyla unutmaya çalışma- dığımız yıllar. Galata; tıpkı Eyüp, Balat, Kanlıca, Kumkapı gibi tutkunu olduğum semtlerden biriydi. Üs- telik işyerim de oradaydı. Kule- dibi'nde. Öğrencilik yıllanmda kısa süre kalıp bayıldığım Ceno- va'nın Galata adını taşıyan dara- cık sokaklannı hatırlatan, çık- mazlar, merdivenler, gizli geçit- lerle dolu bu semti hemen her gün yeniden keşfederdim. Kimi günler yalnız dolaşıt- dım. Teutonya'nın yokuşunda, Saint George'un barok merdi- venlennde. Kımi günler ise ya- nımda bir dostum olurdu. Ya ka- dim dostum Giovanni Scogna- millo ya da onun bana tanıştırdı- ği piyanocu CardeUa'nın dünya- largüzeli kızı Thea.Thea'yı Sa- int Pierr e ve Paul Kilisesi'nin da- racık gırişine götürürdüm. Ora- da duvardaki mezar kitabeleri arasında onun Cenevizli atalan- nın ismini arardık. En çok da Voyvoda Cadde- si'ne paralel Eskibanka Soka- ğı'nın başındaki Saint Pierre Ha- nı'na giderdim. Orada iki yakı- nımın atölyeleri vardı. Şemsettin Sabri ve Nurettin Nabi beylerin. Biri neon lambalan üretirdi, öbü- rü ise sinema developman ve baskı makineleri. Kot pantolon- lardan döküm parçalara kadar binbirçeşitmalın üretildiği atöl- yelerin ocak isiyle, gres yağıyla kararmış koridorlannın arkaya açılan pencerelerinden Saint Pi- erre ve Paul Kilisesi'nin avlusu görünürdü. Org sesi ve mermer döşeli ku- yunun dibinden geçen beyaz har- maniyeli rahipler. Saint Pierre Hanı'nın koridor- lannın ve atölyelerinin, bu pek hoş ve gizemli hava ile bir ilgisi yoktu elbette. Sonuna kadar açıl- mış radyolardan "Bugün 19 VT- etkongöldürülmüştür"haberlen ya da oyun havalan duyulur, rad- yo ve kaset sesleri toma ve çekiç gürültüleri arasında kaybolurdu. Ama gene de ilginç şeyler keş- federdim. Bir gün, sonradan Comte de Saint-Prieste'ye ait oldugunu öğ- rendigım asalet arması, bir baş- ka gün yuvarlak, harikulade bir pencere. Ama en büyük keşfım, bugün herkesin bildiği ünlü Fransız şa- iri Andre Chenier ile ilgili kita- be oldu. Saint Pierre Hanı'nın cephesinde mermer bir kitabede şusözler yazıhydı: Andre Chenier Naqvit Dans Cette Maison Le 30 October 1762 (Andre Chenier 30 Ekim 1762% bu evde doğdu.) Çok sonralan seçkin adamı profesör Semavi Eyice'nin olağanüstü makalesinden bu evin o ev olmadığını, Saint Pier- re Hanı'nın, Chenier'nin doğdu- ğu ve daha sonra yıkılan evin ye- rine yapıldığını öğrendim. Ama bu gerçek, bir başka gerçeği, ya- ni adını hem devrim hem de şiir tarihinde çok duyduğumuz And- re Chenier'nin "orada" doğmuş olduğu gerçeğini ortadan kaldır- mıyordu. Fransız "Aydınlanmaçağı"nın ünlü ismi büyük Fransız devri- minin önce Jacobin, sonra ılım- lı kahramanlan arasında yer alan ve 'Büyük Terörde, Robespier- re'in düşüşünden üç gün önce 25 Temmuz 1794'te giyotinle kafa- sı kesilen, hakkında kitaplar ya- zılmış, operalar bestelenmiş fi- gûrü: Andre Chenier "Galata. que mes yeux dsira- ient ds longtemps carc'estlaqu'une,Grecqueen son jeune printemps BeUe.au litdiunepoux,nouris- son de la France me fit naitre Français, sous le mur de Byzance." "Çok uzun süredir gözlerimin özkdiği Galata yaşamının bahannda bir Yu- nanlı kız, işte orada çok güzeldi. Fransa'nın evladı bir kocanın yatağında Bir Fransız oiarak doğurmuş beni Bizans surian alnnda." Değen ölümünden çok sonra anlaşıldığı gibi. birçok şiiri de sonradan bulunan ve yayımlanan Andre Chenıer'nin dağınık "Ete- gje'leri arasında yer alan bu sa- tıriar, onun KJasık Yunan uygar- lığına olan hayranlığını da gizli- ce yansıhr. klasik Yunan ve Roma uygar- lıklanna olan tutkusu, annesinin R«xn kökenli oldugunu vurgula- • "Terör"ün anlamı ve kapsamı, onu kullanana göre değişmez. Giyotinin bıçağı, kutsal kralı, vatansever ve bozul- maz Robespierre'i, hayalci ozan Chenier'i, serseri Sans-Cu- lotte'lardan birini ya da hain Isviçreliyi aynı umursamazhkla keser. Tıpkı Güneydoğu Anadolu'da şiddetin gencecik asker- leri, küçük çocuklan ve Kürt gençlerini aynı umursamazlıkla yok ettiği gibi. Hiçbir şiddette kazanan yoktur. bilim • Andre Chenier'nin öldürülmesiyle ilgili söylenceler vardır. Bunlardan birine göre ünlü şair kafasını demirin arahğına koymadan önce bağırmış: "Bu kafada bir şeyler vardı!.." Evet. Her öldürülenle bir evren yok edilir. Hiçbir kutsal amaç, hiçbir ideoloji, hiçbir "hak", hiçbir öfke, hiçbir yetki doğrula- maz öldürmeyi. Kralın ve soylulann gaddar köpekleri kadar halkın temsilcileri, dağlılar da düşünmelidir bunu. maya itmiştir onu. Bu ne kadar doğru, pek bilin- miyor. Ben, Chenier'nin büyü- kannesi Elizabeth Petri Lhoma- ca'nın ismıyle gene o yıllarda karşılastım. Türkiye ve Anadolu uygarlıklan konusunda Gabriel veMantrangibi müthış bılgi sa- hibi olan Robert Boulanger'in yayımladığı ilk "Guide Blue; lunjuie" kitabının 1969'daki baskısında şu satırlar vardı: "Daha sonra biraz ileride Kartçınar Sokağı başlar. Sokak- ta solda ise Saint George Kilisesi yer alır. Kuruluşu Ste.trene'e ka- dar uzanan (MS.800) bu çok es- ki kinsenin ortastnda bir ayazma yer alır. Gene bu yapırun alanı içinde iki Fransız Büyükelçisi ile Andre Chenier'nin büyükanne- si Elizabeth Petri Lhomaca'nın mezarları bulunmaktadır." Andre Chenier'nin annesinin mi, yoksa büyükannesinin mi, is- mi Elizabeth Lhomaca,şimdı ol- dukça kanşık. Çünkü Prof. Eyi- ce, annesinin isminin Elizabeth oldugunu Saint Pierre et Paul Ki- lisesi kayıtlanndan çıkarabiliyor. Aynca ailenin Sakız Adası'ndan geldiğini, Ortodoks değil. Kato- lik oldugunu da Saint Marie Dra- peris Kilisesi kayıtlanndan bulu- yor. Öyleyse şimdi, tıpk\ Cheni- er'nin doğdugu ev konusundaki bilgi gibi. annesinin mezan ko- nusundaki bilgi de düzeltilmeli. Hep düşünüyorum; şu sıkışık ve sıcak günler bir geçsin, serin eylül günleri bir gelsin, birkaç günümü ayıracağınv. Beyoğ- lu'nda Saint Marie Draperis'e (Demir Özlü'nün kitaplannı okuyanlar bu kiliseyi iyi tanır- lar) Saint George'a, Saint Pierre et Paul'e gideceğım. Elimde, Freety'nin 'Strolling an İstan- bul'u, Murat Belge'nin rehberi, Semavi Eyice'nin yazılan ile iyi- ce inceleyeceğim. İyi güz günleri gelince. Yani eylül. Biliyorsunuz eylülün ilk haftasında tüm dünyada banş kutlanıyor. Bir an için mezarlan ve kilise- leri bırakıp yaşama dönelim. Şiirlerini okudukça hep dü- şünmüşümdür: Chenier iyi şair mi, kötü şair mi? Fransız şiir ta- rihi içinde yer alan büyük ozan- lardan VUTon ve Ronsard'ı çok beğenirim. Belki de Türkçede bir zamanlar yapılmış çok başa- nlı çevirilerinden ötürü. Chenier'nin şiirleriyle pek öy- le tanışmadım. Önce devrimci kişiliği ile sonra hakkındaki ope- ra ile en son şiirleri ile. Büyük Grek-Latin hayranlığı, bu kültür- lere ait bilgi birikimi, klasik me- • Geçen yıhn son günü bir simgedir. : Doksan beşe doğru bir ^bornba patladı. Birçok insan gibi Onat Kutlar da kendisiyle, zamanla Olan randevusunar gidemedi. Oysa, zaman ayarlı , bomba çoktan " duruyordu orada. ; Önce gözlüklerimizi i sileürn. Bakın, i bile göremiyoruz! Zaman ayarlı bombaZEKİCOŞKUN Arumsadığım ilk yeni yıl selamı bir diriliş çağnsı gibi gelmişti. 12 yıl öncesinin dondurucu kış günlennde kederli de olsa sıcak, ışıl ışıl bir bahar gülümseyişi... Sonuncusu ise bomba şaşkmhğıyla, gürültüsüyle geldı, "Doksan Beşe Dogru". • • • tlkinde "Balyoz" ve Özgürlük" kıskacmdaydık. O sıralar biz "civciv'Mer, çil yavrusu gibi dağılmıştık. Ya da ortalıktan el- ayak çekmiştik. "Kaldığımız evler ve yurtlar, okullanmız, gittiğimiz kantinler ve lokaller, yaşadığımız kent, ülke" tekin değildi. Sanki "büyük bir forum" alanı gibi gördüğümüz ve yaşadığımız yeryüzünün kapılan kapatılmıştı bize. Sinemalannkı de. "Balyoz"un şıddeti hüküm sürüyordu ve "özgürlük"le ilintili her şey yasaklanmıştı. Sürgün edılmiştik hayattan. Ele geçirilenlerimiz de geçirilemeyenlerimız de tutsaktı. Yeraltına geçerek varlığııu korumaya çalışan bir avuç mümin gibiydik. Maslak'ta, penceresi Sanyer'e, ötelere bakan bir odadaydım. Hacı Osman Bayın işhanlan, lüks oteller, okullar, şunlar bunlarla dolmamıştı daha. Yamaçlarda karlar görünüyordu. Milliyet Sanat'taki " 'Balyoz' ve 'Özgürlük' "yazısı yeni yıl muştusu gibi, bir dost mektubu gibi çıkagelmişti. Birkaç kez okudum. Dogrudan bana, bize sesleniyordu. "Bahan simgeleyen kuşlar gibiydıniz" tümcesiyle başlıyor, bızi anlatıyor ve hayıflanarak noktalanıyordu: "Neredesiniz?" Akşam, o sıralar çok sık görüştüğüm -belki de birbinmize sığındığımız- bir arkadaşımdaydım. Hemen dergiyı açtım. Mektubu bır kez de ona okudum. O sırada telefon çaldı. Ev sahibi arkadaşım telefonu açtı, selam sabah sözlerinden sonra sustu. Karşı tarafı dınliyordu. Epey sonra, "Haberim var, şimdi seninki okudu aynı yazıyı" dedi. Eminim Balyoz ve Özgürlük çevresinde telefonla, yazıyla, sözle yüzlerce buluşma yaşandı o günlerde. • • • "Şehir Artık Bizim Değil", 1993'ün 24 Eylülü'nde yazmışım. "Şehirden çıkışımızı -daha doğrusu sürülüşümüzü- ilk o yazmıştı galiba" diye başlıyor, Balyoz ve Özgürlük'ü anıyordum. O tarihte şehir henüz resmen düşmemişti; "Refah devri" başlamamıştı. Ama "balyoz" sisteme artık bütünüyle içselleşmiş, bizleri, bize ait olanlar silinmişti. Ortaköy, Beyoğlu ve diğer adacıklarda "folklorik" görüntüler-yaşama alanlan oluşturarak koca Konstantiyye'yi biz bize kutsuyorduk. Bilenler biliyor, görenler görüyordu: Şehir Artık Bizım Degil'di. Biz şehirden hoşnut değildik, şehir bizden... Balyoz ve Özgürlük'ü anlamadan neyi, nerede kaybettiğimizi göremeyeceğiz, çözemeyeceğız gibi gelmiş demek bana, 93 Eylülü'nde. 94 Martı'nda şehir düştü; Refah geldi. Azınhk ve "tehlikeli nifak" oluşumuz tescıllendi. Bir yanda "çağ dönüşümü"; "iki binli yıllar" teraneleri yükseliyordu. Eylül 1994'te "95'e Dogru" başlıkh bır yazı kaleme almışım. Rehberim tabii ki Tevfık Fikret; "Bir devT-i şeamet..." Düşünsel kırlenmeden söz edıyordum. Diyordum ki "tki binli yıllar söylemı bayat... Hep dünün lanetlenmesi, yannın methıyesi yapıldı. lkı bınler düşünden önce bugüne bakahm." Meger, benim kekeme bir dille söylemeye calıştıklanm aynı başlıkla, onun kalemınde hamur olacakmış. 1 Ocak günü Cumhuriyet'te yayımlanan'Doksan Beşe Doğru' yazısı da, tıpkı Balyoz ve Özgürlük gibi bır dost mektubuydu, yeni yılda ışıl ışıl, sıcak bir merhabaydı. Sesi, yazıdan önce patlayan bombanın gürültüsüne kanşsa da diyordu ki, "Dünya üstüne bır şeyler söyleyebilmek için önce gözlüklerimizi silmeliyiz. Yoksa, değil iki binli yıllan, 'doksan beş' üstüne bile hiçbir şey söyleyemeyiz." • • • Doksan beş üstüne hıçbir şey söyleyemeyiz. Şunu mu demek istiyordu o yazı: Eğer "başkaldın"yı göze almazsanız. eğer esarete rağmen onu görmezden gelip "özgürlük". "yenilik", "dönüşüm" teraneleriyle sahte yannlar düşlerseniz, şehrin göbeğinde patlayan bombalan da duymazsınız, görmezsiniz. Bır tunst gibi yaşarsınız kendi toprağınızda. (Yoksa Pierre Loti'nin 1877 yüını Eyüp'ten, Haliç sırtlanndan karşılayan mektubunu 1995'i karşılarken anmak neden gereksin?) Bu şehre gönül vermiş bir "yabancı" gibi kalırsmız, "iki kişiliği aynı anda yaşıyor" olursunuz. Kaldı ki yaşadığı yerin düşünsel-ruhsal iklimiyle (MüslümanlıkJa) İcendi kimliğini tam birleştiremeyen, "iki kişiliği aynı anda yaşayan" Pierre Loti ömeğindekı levanten ses de artık kaybolmuştur. Doksan Beşe Doğru. Çünkü derin bir kirlilik sarmıştır ufku. Şehir görünmez. Göstencıler. göstergeler; "ayna" kirlidir. "Bir şizofreni alaru"ndayızdır. Zamanın göstergesi sayılan takvime dek artık tam bir yarılma yaşamamız yaratıyor belki de "şizofreni alanı"nı. Resmi düzlemde yeni bir yıhn başlangıcı sayılan gün, zaman ve onun karşılamş biçimı, fıili düzlemde bir küfür gibi algılanıyor. Ve fıili gerçek, fıili güç kendisinin katılmadığı, reddettiği takvimi, zamanı ve ona uyanlan siliyor, yıruyor, imha ediyor. Geçen yıhn son günü bir simgedir. Doksan beşe doğru bir bomba patladı. Birçok insan gibi Onat Kutlar da kendisiyle, zamanla olan randevusuna gidemedi. Oysa, zaman ayarlı bomba çoktan duruyordu ortada. Önce gözlüklerimizi silelım. Bakın, bugünü bile göremiyoruz! tinlere yaptığı çok sayıda gön- derme, bir parça uzaklaştırdı be- ni bu şiırden. Fazlabilgiç geldi. Yazdığı 'Bucolique'lerde, 'Elegie'lerde, Vergflus'un çok sevdiğim 'Ovidius'un lezzetini bulmak kolay değil. Ama gene de Istanbul'la bizim Galata'da bir evde doğup otuz iki yaşında kafası giyotinle kesilerek öldürü- len bu genç ve yakışıklı şair be- nim için hep çekici bir isim ola- rak kaldı. Onun Saint Lazarre Hapisha- nesi'nde, idamından birkaç gün önce Suvee tarafından yapılan portresine bakıyorum. Hafıf dö- külmüş saçlanna, kemikli profi- line rağmen hoş bir adam. Göz- leri uzak ve karanhk bir hayale dahp gitmiş. Eli koltuğun kıyı- sında zarifbir biçimde bükülmüş ama biraz yorgun. Oysa dostlan onu ve kardeşi Marie^Ioseph'i o yıllann Paris salonlannı varlıklan ve zekâla- nyla ışıtan, heyecanlı, neşeli, du- yarlı gençler oiarak anlatıyorlar. O salonlarla Saint-Lazarre Hapishanesi arasında ne geçti? Terör. Şu hemen her gün, günde bir çok kez duyduğumuz basit söz- cük: Terör. Hanı bir zamanlar radyodan her gün duyduğumuz ve bize da- ha çok bir tür sinek ya da böcek gibi sözü edilen Vietkong'a ben- zer bir yaratık: Terörist. "Bugün 24 terörist ölü oiarak ele geçiriML." Sözcükler ve tarihler, Latince bir sözcük olup büyük korku, dehşet anlamına gelen *^erör"ün kitaptaki özel yerini 'Büyük Fransız Devrimi'nin belli bir dö- neminde kazandığını belirtiyor- lar. Aydınlanma Çağı'nın ilk ışık- lanyla Voltaire'in, Diderot'nun, Rousseau nun kitaplanyla Ame- rikan Anayasası'nın rüzgânyla özgürlük, İcardeşlik, eşitlik ilke- leriyle tarih sahnesinde büyük firtınalarestiren Jacobenlerin bir gün gelip Fransa'nın milli birlik ve beraberliğini,'MUli Selamet Komitesi'nin gücünü, ihtilalin meşruiyetini kabul ettirebilmek için yani kutsal amaçlar uğruna başvurduklan şiddet dönemi. Sonuç: Onbinlercesi giyotinde olmak üzere öldürülen yüzbin- lerce genç insan. u Ey ölüm! Bekkyebilirsin! Hadigit, Uzaklaş! Git, avut başka yürekleri; utancın, korkunun solgun umutsuzluğun kemir- diği Benim için yemyeşil henüz Pan'ın çayırlan, dipdiri henüz aşk öpücükleri, şarkılann perisi! öünek istemiyonun henüz, iş- te o kadar!-" Saint-Lazarre Hapishane- si'nde bir zamanlar birlikte oldu- ğu arkadaşlannın elinden ölümü beklerken, bir başka genç tutsak kadın, Fleury Düşesi Aimee de Coigny için yazdığı bu satırlar, gerçekte Andre Chenier'nin kendisi için de duyduklari idi. Ama 25 Temmuz 1794 günü kafası, giyotinin soğuk bıçağıy- la kesilerek kanlı bir top gibi ta- rihin sepetine düştü. Onu giyotine gönderen Robes- pierre ve arkadaşlan ise sadece iki gün sonra aynı kanlı yazgı ile noktaladılar yaşamlannı. "Terör"ün anlamı ve kapsa- mı, onu kullanana göre değiş- mez. Giyotinin bıçağı, kutsal kralı, vatansever ve bozulmaz Robespierre'i, hayalci ozan Che- nier'yi, serseri Sans-Culotte'lar- dan birinin ya da hain Isviçreli- yi aynı umursamazlıkla keser. Tıpkı Güneydoğu Anadolu'da şiddetin gencecik askerleri. kü- çük çocuklan ve Kürt gençleri- ni aynı umursamazlıkla yok etti- ği gibi. Hiçbir şiddette kazanan yok- tur. Herkesin birden kaybettiği tek oyundur terör. Korkunç bir oyundur. Andre Chenier'nin öldürül- mesiyle ilgili söylenceler vardır. Bunlardan birine göre ünlü şair kafasını demirin arahğına koy- madan önce bağırmış: "Bu kafada bir şeyler vardıL" Evet. Her öldürüİenle bir ev- ren yok edilir. Hiçbir kutsal amaç, hiçbir ide- oloji, hiçbir "hak", hiçbir öfke. hiçbir yetki doğrulamaz öldür- meyi. Kralın ve soylulann gaddar köpekleri kadar halkın temsilci- leri. 'dağta'lar da düşünmeödir- ler bunu. Günlerdir çıkıp lstanbul'un sessiz ve eski sokaklannı dolaş- mak istiyorum. Hava ağır ağır serinliyor. Ey- lül geliyor. İyi güz günleri. Ba- nş. Ama çıkamıyorum. Nereye yürüsem ayağıma kan bulaşıyor. Terör içindeyim. (28AĞUSTOS1994 TARİHLt YAZISI) PENALTI MEMET BAYDUR Yılbaşlarında Onat Kutlar Yılbaşının güzel bir tarafı var mı? Bence var. Sürekli yi- nelenerek tekrarlanması. Hepimiz biliyoruz, işte on iki ay sonra bir yılbaşı daha gelecek, ondan 365 gün sonra bir yılbaşı daha. Istesek de böyle bu, istemesek de. Abdül- basit Abamüslim Akıncıbey'\er istese de böyle, istemese de. Gelen yılbaşı hiçbir zaman gidenin benzeri olmaz el- bette. Olmamalı. Durduğumuz yerde sayardık yoksa akan giden zaman içinde yek dü se cihar diyerek. Yılbaşılar hep gelir gıder. sürekli yinelenir bu, yenilenerek. Onat Kutlar'ın ve yanındaki genç arkadaşın başına ge- lenleri çok uzaklarda duyunca cız etti yüreğim. Bir Onat Kutlar1 !, hayatını, yaprtlannı düşündüm; bir de o bombayı patlatan Abdülbasit Abamüslim Akıncıbey'lerin dünyası- nı. Aydınlıktan yanadır Onat Kutlar, bildiği tek karanhk, si- nema salonlannın karanlığıdır. O bombayı ayağının dibine bırakan insan dahil herkesin daha iyi, daha güleryüzlü, da- ha mutlu olmasını ister Onat Kutlar. Kimsenin dünyası ka- rarmasın ister. Bu memleketin yüz akı bir aydınhk insan. Uzun zamandır aynı sayfayı paylaşıyoruz pazar günleri Cumhuriyet'te. Hep keyifle gülümseyerek okuyorum, ka- ramsar satırlannın arasında bilge, görmüş geçirmiş bir in- sanın kekremsi mizahını, iyimseriiğini sezerek. Kısa za- manda iyileşip dönsün masasının başına. Bilirim nasıl ol- sa kararmaz sol memesinin altındaki cevher, birbinmize tu- tunur beraber yürürüz! • • • Ankara civannda (biliyorsunuz elbet, Ankara: Türkiye Cumhuriyeti'nin başkentidir) Sincan kasabasının beledi- ye başkanı yılbaşından önce bir açıklama yaparak başka- nı olduğu kasabada yılbaşının ışıklarla, vitrin süsleriyle, eğlencelerle kutlanmasını yasakladı. Yeni yılı ışıkla, süsle, eğlenerek karşılamak yasak orada. Hiçbir cumhuriyet sav- cısı bu haben bir ihbar oiarak kabullenip soruşturma baş- lattı mı bilmıyorum. Diyelim ben bir eczacıyım. Eczanemin vitrinine otuz kırk ampul koydum, bir de çam ağaçlannın üstüne kar benzeri pamuklar serpilmiş bir kış manzarası. Şimdi.. bir Abdülbasit Abamüslim Akıncıbey olmaz dedi diye düğmeyi çevirip söndürecek miyim ışığı? Hukuk gu- guksa ışık söner. • • • Mümtaz Soysal, taa Yirmi Kasım 1994 günü yazdı Hür- riyet'te. 'Refah Korkusu' başlıkh yazıdan söz ediyorum. Korkunun unsurtanndan, çelişkilerinden ve artış etken- lerinden daha önemli olan, korkuyu yaratan durumun or- taya çıkış nedenleridir. Oysa onun üsründe ancafc şimdi, ateş bacayı sardıktan ve yumurta kapıya dayandıktan son- ra duruluyor." Böyle yazmıştı Mümtaz Hoca haklı oiarak. Son on beş yıhn ekonomi politikalan, küreselleşme adına, bır koyup üç alma adına yutturulan ilkel kalkınma reçete- lerinin, toplumu darmadağın edip bir kurtlar sofrasına dö- nüştürmesi, çürümenin iç işlerinden milli eğitime kadar toplumun her üstüne titrenmesi gereken katına yayılma- sı, hem Refah korkusunun hem de Refah başarısının ne- deni değil midir? Ne korkmak gerekiyor, ne de yılmak. Ne de elbette Cem Boyner'in partisel örgütünü destekle- mek. Yılbaşı geliyor on iki ay sonra. Her zamanki gibi ay- nı yılbaşı, ama her zamanki gibi bütün diğerlerine benze- meyen bir yılbaşı. Şimdiden Sincan kasabasındaki insan kardeşlerimin 1996 yılbaşını kutluyorum. • • • Ali Sirmen, çok severek okuduğum Milliyet yazılannın 30 Aralık 1994 tarihli olanında, 'Sona Doğru' adlı yazısında, yani Onat Kutlar'ı yaralayan bomba patlamadan bir gün önce ne yazmış? "Hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki eko- nomik bakımdan da çok güç geçecek olan 1995'te bu olaylar daha da yoğunlaşacak, saldınlar günlük olaylar haline dönüşerek daha geniş kitleleri hedef alacaktır. (...) Hiç kimse kendini aldatmasın, Türkiye'de neyasamada, ne yürütmede, ne de yargıda demokrasiyi konıma bilin- ci, isteği ve gücü vardır." Sevgili Ali Sirmen'e katılmamak, aklı başında bir insan için mümkün müdür? Çarpık olanın bir örgütten, bir gruptan, bır inançtan değil; yasama-yü- rütme-yargılama biçiminden geldiğini anlamak için din te- rörünü başlatan kişilerin hapislerinde barış davası gönül- lüsü oiarak yıllarca yatmak mı gerekiyor? • • • Yılbaşının güzel bir tarafı var mı? Bence var. Insanlar ev- lerde, lokantalarda, barlarda toplanıp eğlenirler. Içkiler içi- lir, yemekler yenir, dostluklar tazelenir. Her yılbaşı, çocuk- su bir başlagıçtır bir bakıma. Işık daha fazladır, eğlence da- ha fazladır, olmayan bir şeyin başlangıcı kutlanır yılbaşla- rında. Ama bence yılbaşının en güzel tarafı bir süre sonra yine gelecek olmasıdır. Her şeyi engelleyebileceğinizi dü- şünebilirsiniz ama yeni bir yıhn gelmesini engelleyemez- siniz. Kötü başladı bu yıl. İyi gideceğine ilişkin bir işaret de yok şimdilik. Ama şu gelecek yılbaşı var ya, ya da ondan son- ra gelecek olanı... Nice yeni yıllara Onat Kutlar! O, yaşam savaşı veriyor, biz ne yapıyoruz? OZANCEYHUN 10 Eylül 1988 tarihinde "Ytf- maz Güney'e Ozgürlük" kam- panj'asını başlatanlar arasında yer alıp. o dönemde sadece cesur olanlann Türkıyeden kalkıp Al- manya'ya gelerek destekledikle- ri bu kampauyayı organize eder- ken tanıdıgım konuğumuz Onat Kutlar. şu anda Amerikan Bnstol Hastanesi'nde yaşam kavgası vermekte. O günlerde Onat Kutlar'dan çok şey öğrendim. En zor koşul- larda bile soğukkanlı ve olgun tavn ile çok kişiye örnek olan Onat Kutlar, birçok kişinın istis- mar etmek istediğı Yılmaz Gü- ney'in sinemasını da gecelere ka- tılan bınlerce insana anlatmaya çalıştı ve bence başanlı da oldu. Günümüzde, günlük yasamın bir parçası sayılan böyle bir olay o günlerde gerçekten "her baba- \igklin hara" değıldı. İşte böyle bir tt baba>igit'' Onat Kutlar. Türkiye'de din adına başka emeller peşinde koşanlann Türki- ye'yı lran'a ya da Cezayir'e ben- zetmek için ellerinden geleni yap- tıklan ve bir Diyanet Tşlen Baş- karu'nın "jilbaşıeğlencesigünan- ür" diye fetva verebilecek kadar küstahlaşabildığı bu günlerde Onat Kutlar'ın oturmakta olduğu birpastaneye kahpece bomba yer- leştirip. suçsuz bir kadının ve yı- ne tek suçu orada oturuyor olmak olan Onat Kutlar'ın yaşamı ile oy- nayan zorbalar, Türkiye'de de- mokrasi ıstemediklerini açıkça belli ediyorlar. Sıvas'ta sadece ve sadece yobazlığa karşı olduklan için yakılarak öldürülen insanla- nn ölmesme neden olanlara ceza verirken bile Aziz Nesin'i kışkır- tıcılıkla suçlayan hâkimlerin, ona karşı dava açmayı bir marifet sa- yan başsavcılann, yılbaşını kutla- mak isteyen insanlara bunu ya- saklamaya çalışan zihniyete kar- şı tavır almayan tüm devlet gö- revlilerinin. Türkiye'nin Ceza- yir'e benzetılmesı çabalanna, po- litık çıkarlan uğruna göz yuman tüm politikacılann daha ne kadar kayıtsız kalacaklarını çok merak edıyorum. "Hoşgörü Yıh" ilan edilen 1995 yılının ilk gününde ben. biz, tüm henüz saldırıya uğ- ramamış demokrasi yanlılanna sormadan edemıyorum: "Biz ne yapıyoruz?" Bugün Onat Kutlar. yann yine bir başka değerli dos- tumuz; buna daha ne kadar izin vereceğiz? Her zaman hep diyalogdan ya- na ve "hoşgörü" kavTamına çok değer veren biri oiarak, bızlerden hoşgörü bekledığıni söyleyip de aynı hoşgörüyü başkalanna gös- termeyenlere karşı demokrasinin ve hukuk dev letınin sunduğu tüm olanaklann kullanılarak tavır alınmasından yanayım. Onat Kut- lar gibi "çok hoşgörünün uygula- nabildiği bir demokrasiye" ina- nan kışıleri kahpece hedef alanla- nn ve onlann destekleyicilennm "hoşgörü" lafmı ağızlarına alma- ya haklannın bile olmadığına ar- tık sonuna kadar inanıyorum. Eleştiriye tahammülü olmayan. savunduklan konular hakkında bile yeterince bilgısi olmayan ca- hıllerin demokrasiyi kullanarak demokrasiyi yıkmaya çalıştıklan- nı gördüğüm için Almanya'daki "çok hoşgörülü" çizgim ile ilgili oiarak bir özeleştiri yapmam gerektiğinı de itiraf ediyorum. Onat Kutlar bir kez daha bana bir ders verdi.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog