Bugünden 1930'a 5,502,732 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 8OCAK1995PAZAR 12 DIZIYAZI Necmettin Erbakan özgeçmişini anlatırken, gereksiz aynntılarla gerçeği gizler gibidir... Atatürkçü babarun, 'zeki' oğlu Tarih 18 Amlık 1994. giinler- den pazar... TBMM'nin değışık yerlerineasılmışelektnmiksaatle- re bakıp kesın olarak saatı belirle- mekolanaksız Çünkü hersaat, bir başka zamanı gösterivor. Kimi 13.55. kimi 14.00. kimi 14.04. ki- mi de 14.15'te.. TBMM Genel Kurulu öğle ye- nteğinın surkmasına karşın, so- nınlar yumağı Dışişleri Bakanlı- ğı 1995 yılı bütçesıni görüşmeyi sürdürüyor. Kendisini saat 14. (X) te Briiksel 'e götürecek ıtça- ğa göreayarianuş Dışişleri Baka- nı ve Başbakan Yardımcısı l'ekili Murat Karayalçm hıcursuz Baş- kan Kamer Genç, güriiltiLsüz pa- tırtısız kazava uğratmadan Dışiş- leri Bakanlığı bütçesinı geçırebıl- menin dikkat ve titizlığı ıçınde. Sı- ra sorulara gelivor.. TBMM Genel Kurulu çalışma- lannın TRT 3 'ten naklen yayım- lannıası, ekrunda göriinebilmek için Dışişleri Bakanı na soruyö- neltecek millenekillen arasmda saklanamayan bir varışı sergili- yor... Oturum Başkanı SHP Tunceli Millenekili Kamer Genç. sırada- kı SHP Erzincan Millenekili Mustafa Kul'a. "Buyurun Kul, buyurun efendim " dıvor Kul. "Sayın Başkan, aractlığı- nızla Sayın Dışişleri Bakanımı- za dört soru yöneltmek istiyo- rum. Bosna-Hersek 'egösterilen yardımlar konusunda..." RP sı- raları dalgalanırken, laf atmalar oluvor. Fakat Kul. sürdüriivor ko- nuşmasmı: "... Dışişleri Bakanlığı'nın bilgisi dahilinde göçmenlerden sorumlu devlet bakanlığı eliyle ve Kızılay aracılığı ile Bosna- Hersek 'e gönderilen yardımlar konusunda... (Laf atmalar yo- ğunlaşıyor... Kürsüye doğruyürii- megırişımlert .)... Kızılay aracı- lığı ile gönderilen yardımlar, Boşnak Müslümanlara mıgidi- yor, yoksa birtakım çevrelerin iddia ettiği gibi Sırplar, Hırvat- lar ve Boşnaklar arasmda üçe mi bölünüyor? " Kul. cümlesını tamamlayamı- \w ve TBMM Genel Kurulu kan- şıyor. Başkan Kamer Genç. RP lı Kemalettin Göktaş Başkanlık Dı- vanı na çıkıp üzenne yürüyünce. bir yanilan koltuğundan kalkıp kaçmaya çalışırken hir\ amlan du "Birdakikaarkadaşlar... Birda- kika.. "gibıgelişıgitelşeylers<>\ - lüvor. RP'li Lütfü Esengün ıL Ömer Faruk Ekinci, SHP lı Mw> tafa Kul'ıı yumruklarken. kür\u- nünönünde birbirlennegıren mil- lenekillen. bir yumak olıışturu- voıiar. • • • Aklımıza önce 'Gümüş Motor rezaleti'. 148 kilo altın. kurban derileri üzenneoynanan oyunlar ve Er- bakan'ın kanlı-kansız iktidar üzenne söylediklen gelıyor... Sonra taa gerile- re, 20 yıl öncesine dönüyor ve 1974 yı- lı Eylülü'nün 25'ini anımsıyoruz.. (*) Tanhı Başbakanlık bınasinın sol ya- nındakı kapıdan girip merdivenlerı çı- kıyoruz. Sagtaraftaki Bakanlar Kurulu Salonu önünden geçip uzun koridoru boydan boya yürüyerek Dışişleri Ba- kanlığı'nı Başbakanlık'tanayıran kapı- nın solundakı 'Başbakan Yardımctsı" ta- belası asılı kapıyı vuruyoruz. Küçücük bırodayasıkıştırılmışOzel Kalem Mü- dürlüğü'nden derinlemesine uzanan bir odaya geçiyoruz. lnsana sankı her an yere düşecekmış hissi veren eğretı te- bessümü ile Erbakan. ilenlerden gelip bizi ayakta karşılıyor. Telefonda, kendısi ile ilgili. zihınlerı kurcalayan soruları cevaplandırmayı kabul ettiği ıçin masanın üzenne teybi koyup düğmesıne basıyor ve soruyoruz: "Kısaca yaşamöykünflzü anlatır mı- sınız?" Necdet Onur kimdir? 1934 yılında Balıkesır'de doğdu. 1953 yıhnda Manisa Lısesı'ni bitirdikten sonra hem çalışıp, hem de yüksek öğrenim yapmak amacıyla Ankara'ya geldi ve hukuk fakültesine gırdı. O yıllarda gazetecılığe başlayan Onur, çalışma koşullan yüzünden hukuk fakültesinden aynlmak zorunda kaldı. Ancak 1970'li \ ıllarda Basın Yayın Yiiksek Okulu'nu bıtırdi. Çeşitli gazete. dergi ve ajanslarda muhabirlik, yazı işlen müdürlüğü ve patronluk yaptı. Gazetecilik yaşamı süresince hakkında açılan 45 davada yargılanan Necdet Onur, ikı kez tutuklanıp cezaevinde yattı. Hakkında açılan basın davalarından yalnızca bırinde. başkasınin yazdığı bir yazıdan dolayı yazuşlen müdürü olarak bir yıl hapıs ve üç ay sürgün cezası aldı Atatürkçü bir cumhuriyet memunınun çocuğu olan Necmettin Erbakan, çocukluk lanndan itibaren, babasından farklı bir vol izie\ecektir. •"Adalet mülkün temelidir" düşüncesini her zaman savunan Ağır Ceza Reisi Mehmet Sabri Efendi, kendisini tanıyanların ifadesiyle, "Cumhuriyetçi ve Atatürkçüdür." Nitekim NecmettirTden sonra dünyaya gelen oğluna da gururla Kemalettin adını vermiştir. •Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanının üçüncü yılında cıbıl kafası, yusyuvarlak yüzüyle Kamer Hanım ilk çocuğu NecmettinM doğurmuştur. Necmettin'in doğumu, Mehmet Sabri Efendi ile Kamer Hanım'ın birlikteliklerini perçinleyip güçlendirmiş, Necmettin'i sırasıyla Kemalettin, Akgün ve Atıfefin doğumlan izlemiştir. •Mehmet Sabri Efendi'nin ikinci eşi Kamer Hanım'ın "medar-ı iftihar" oğlu Necmettin, öteki kardeşlerinden farklıdır. Ramazanlarda oruç ve teraviyi kaçırmayan Necmettin, zekası ile hayal gücünü yanştırması yüzünden aile bireylerini zaman zaman şaşırtmıştır. Necmettin Erbakan, TBMM albü- mündeki özgeçmişini. gereksız aynntı içınde sankı kaybetmek ıstıvor gibı ge- lıyor bize. Çünkü bıldıklerımız ile Er- bakan'ın anlattıklan arasında önemlı farklılıkların yanında. önemlı boşluk- lar olduğunu görüyoruz. Çünku bızım uzun araştırmalardan sonra çıkardığı- mız Necmettin Erbakan'ın geçmışiyle yaşamöyküsü şöyle: Erzurum Istınaf Mahkemesı Müdde- mmumisi Mehmet Sabri Efendi. kendı halınde, görevıne bağlı. küçuklerine sevgi.büyüklerınesaygıyıcsırgemeyen bir zat-ı muhteremdır. İlk anda donuk ızlenimi vermesıne karşın. dostluğa ve arkadaşlığa verdığı önem nedeniyle karşısmdakilere kendisini sevdırmesi- ni bılen Mehmet Sabrı Efendi. aym za- manda yakışıklıdır da. Mehmet Sabri Efendi. sankı dünva- da çöpçatanlıkla görev lendırıldıklerıne ınananlara dert olmuştur. \\\e zıyaret- lennde. soz Mehmet Sabrı Efendi den açıldığında. zıhınlerden evlenme çağı- na gelmış tüm kızlar sıralanıp içlennden bınnın münasıp gorülmesı sankı gele- nek olmuştur. Çöpçatanlar. sonunda muratlarına erer ve Korukçular"ın kızı Sabire Ha- nım'ı. Mehmet Sabn Efendıye müna- sıp görürler. Sabire Hanım. kendi halın- de. dal gibi. bir güzel hanım kızdır. Sa- btre Hanım da ev ışlenne yardımın dı- şında kalan zamanlarında dığer genç kızlar gibı çeyiz düzen ve de hayaller kuran bırkızcağızdır. Söz kesılmış. mendıl venlmiş. nişan \e nikah dcrken. Sabire Hanım ile Meh- met Sabri Efendi *dün\ae\Tne gırmış- lerdir. Sabire Hanım'ı. ilk kez gerdek geccsı gören Mehmet Sabn Efendının nıutlu. fakat kısa evlılık vaşamı basjar Mutlu evlılık. Nızamettın"ın dünyaya gelişı ile bir başka havayabürunmüş ve Sabire Hanım. oğluna nınnıler söyler- ken ikıncı oğullan da koşup dünyaya gelmiştir. Yuvanındördüncü ferdineyi- ne Kozanoğullarrnınatalarındanbırad verılıp 'Selahattin'denılnıiştır. Mehmet Sabri ile Sabıre'nin iki oğullan ile ya- şadıklan mutluluğu. patlayan Binnci Dünya Savaşi gölgelemekte gecikme- mıştır. Osmanlı ordularının çeşıtlı cep- helerde bozguna uğradıkları haberleri Erzurum'a ulaşirken. Mehmet Sabn Efendi. Ruslann günün bırinde Erzu- rum'a da saldırabıleceklerını açıktan dı- le getirmeve başlamıştır. Ve Rus ordu- larının Doğu Anadolu'vu ışgali ile bır- likte bölgeden Batı"ya göç de başlamış- tır At arabasi. kağnı. merkep ne bulur- sa Erzurum'u terk edenlerın arasına Mehmet Sabn Efendi de aılesını alarak katılmıştır Göç zordur. felakettir. Sabi- re Hanım hastalanıp yatağa düşmüş ve gerıdeıkı yetımoğul bırakıpahretegöç etmiştır. Mehmet Sabri Efendi. artık ıkı ye- tımle ortada kalmış bır genç dul adam- dır. Yine çöpçatanlar. Mehmet Sabrı Efendi yı baş-göz etmek ıçın seferber olmuşlardır. . Mehmet Sabn Efen- dı'nın. Sabire HanıırTı unutması ola- naksızdır. ama ikı vetım vavrunun hatı- rına Kamer Hanım'la evlenme- ye razı olup "Ölenle ölünmez ki_."kuralına uymuştur. Kamer Hanım, Nizamettın ve Selahattın'ın kafalarında 'övey ana' imajı yaratmamak ıçın bü- yük çabalarharcamıştır. Türkiye Cumhunyetf nin ilanının üçüncü yılında cıbıl kafası, yusyuvarlak yüzüyle Kamer Hanım ilk çocu- ğu Necmettın'ı doğurmuştur. Necmettın'ıp doğumu, Mehmet Sabn Efendi ile Kamer Ha- nım'ın birlikteliklerini perçınle- yip güçlendirmış. Necmettın'i sırasTvla Kemalettin, Akgün ve Atıfet'ın doğumları izlemiştir. Mehmet Sabrı Efendi. kendisini tanıyanlann ifadesiyle cumhun- yetçi ve de Atatürkçüdür. Nıte- kım. Necmettın'den sonra dün- yaya gelen oğluna da gururla Ke- malettin adını vermiştir. Ağır Ceza Reisliğf ne yükse- len Mehmet Sabrı Efendi. daima "Adalet mülkün temeMdir"ın sa- vunucusu olmuş, çocuklanna za- manı ve yerı denk düştüğünde, aılc efradına "Sakın unutmava- sıniA Bizim atalanmız Kozano- gullan'dır" demıştır. Uzaklardan kopup gelen Ko- zanogullan. Sis bölgesini vatan seçıp yerleşmişlerdir. Kozano- ğullan'nın bılinen ilk ataları 'Hacr ve Topal Ağa' kardeşler- dır. Topal Ağa'nın oğlu Yusuf. Sıs kasabasındaki 'Divanoğulla- n Kethüdalıgı'nı yıkarak bölge- yı egemenlığı altına almış ve yö- reye 'Kozan' adını vermiştır. Za- man ıçınde, 'Yeğen'adını alan topluluk, Kozan'ı 'Doğu' ve 'Ba- b' dıye ikiye ayırmayı çıkarlan- na uygun bulmuştur. Batı Kozan Ağası Çadırcı Mehmet, bölgeyı üjgalden kurtarmak için gelen Osmanlı Paşası Kıbnslı Meh- met' yönetımindeki kuvvetleri bozguna uğratmıştır. Fakat, 1865 te Derviş ve Cevdet Paşa komutasındaki Fırka-i Islahiye karşısında Kozanoğulları yenik düşmüş ve lıderleri Yusuf Ağa da ölmüştür. Bu yenılgıden sonra Kozanoğullan Konya, Sıvas ve Kayserı yörelerine göç edip da- ğılmışlardır. Osmanlı Hükümeti, Kozanoğullarfnı önce Istan- bul'a. ardından da Rumeli'ye zorla ıskân etmiştır. Yenıden Mehmet Sabn Efen- di 'ye döndüğümüzde. doktor ol- malannı çok istedıği oğullan Ni- zamettin ile Selahattin'ı gözyaş- lanyla Istanbul'a uğurladığını ve 'Erbakan' soyadını aldığını gö- rüyoruz. 1942lerde büyük oğlu Dr. Nızamettin Erbakan ı evlen- dirip mürüvvetını gördükten kı- sa bir süre sonra. baba Erbakan da hayata gözlenni yummuştur. Dört çocukla kadın başına ka- lan Kamer Hantm. saçını süpür- ge ederken evın erkeği de Necmettin ol- muştur. Çünkü baba öldükten sonra ıkı ağabey. hayat yolunda tek başlanna yü- rümeyı seçmişlerdir. Kamer Hanım. gerçekten ıvı olduğu kadar başanlı bır annedır. Çünkü Kamer Hanım'ın dişın- den tırnağından arttırdıkları ile Niza- mettın cildıye profesörü. Selahattin göz profesörü. Kemalettin diş tabıbı olmuş. Kamer Hanım'ın medar-ı iftihar oğlu Necmettin de bildığinız gibidir Necmettin, öteki kardeşlerı ile fark- lılıklan nedeniyle aile ve çevresındekı- lerın ılgı odağı olmuştur... Ramazanlar- da oruç ve terav iyı kaçırmayan Necmet- tin, zekası ile hayal gücünü yanştırma- sı yüzünden aile bireylerini zaman za- man şaşırtmıştır. (*) 'Erbakan Dosyası' - Necdet Onur, M Yavınevi. 1974. Yanıı: Sanayilc^nıv luırckctiııüı <!<>- ııüııı ııoklusı: Giiıııü.» Motor ÇALIŞANLARIN SORULARI SORUNLARI / YIL^L4Z ŞİPAL Memurlukta geçen sürenin kıdem tazminatı SORL Bir ikrisadi kamu kuruluşunda memur olarak çalışmak ta iken. bizi işci statüsüne gecirdiler. Ozelleştirmenin gün- demegclmesiv le, emekliolmaya hak kazananları da emek- liyese\kettiler. Kıdem tazminatlarımız ödenirken, memurlukta ge- çen süreler için tazminat ödemesi vapılmayacağı bil- dirildi. Oysa benim memurlukta 15\ılım geçti. Veben bu 15 yıl için ne emekli ikramiyesi nede kıdem tazmi- natı alabiliyorum. Yasal hakkım yok mudur? V'arsa kıdem tazminatım nasıl hesaplanacak? (E.O.) YANIT: işYasası'nın kıdem tazmınatına ılişkin 14. maddesıbu konuda açık ve seçiktir. -T.C. Emekli Sandığı Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kanununa veya yalnız Sosyal Sigortalar Kanunu'na tabi olarak sadece aynı ya da değişik kamu kuruluşlannda geçen hizmet sürelerinin birieşti- rilmesi suretiy ie Sosya) Sigortalar Kanunu' na göre yaşlılıkveya ma- lullük aylığına ya da toptan ödemeye hak kazanan işçive, bu kamu kuruluşlannda geçirdiği hizmet sürelerinin toplamı iizerinden son kamu kuruluşu işvereninee kıdem tazminatı ödenir. Yukarıda belirtilen kamu kuruluşlannda işçinin akdinin ev- velce bu maddeye göre kıdem tazminatı ödenmesini gerektir- meyecek şekilde sona ermesi suretiyle geçen hizmet süreleri kı- dem tazminatının hesabında dikkate alınmaz." Konuyla ılgılı yargı kararları da tnemurluktan işçıliğegeçirilen- lere. memunyette geçen çalışma süreleri için kıdem tazminatı öden- mesı gerektığı yönündedir. Memurluktan işçiliğe geçenlere, memunyette geçen hizmet sü- reler için kıdem tazmınatı ödenmesi gerektığı tartışmasızdır. Na- sıl ve neye göre hesaplanacağı ise yargı \e Sayıştay kararlannda açıklanmiştır. Malıve Bakanlığı da bu yaruı ve Sayıştay kararları doğrultusunda 8 Kasım 1978 günlü 115542-2033'34537-33 sayı- lı genelgesını çıkarmıştır Bu genelgeye göre (*) "(...) T.C. Emekli Sandığı iştirakçisi olarak herhangi bir ku- ruluşta bir süre görev yaptıktan sonra ay nı \e\ a başka bir kamu ku- ruluşunda işçi statüsüne geçenlerden Sosyal Sigortalar Kanunu'na göre yaşlılık \eya malullük aylığına ya da toptan ödemeye hak ka- zananlara, 147? sayılı İş Kanunu'nun 14'üncü maddesini değişti- ren 1927 sayılı kanunun 1 'inci maddesi hükmü gereğince ödenecek kıdem tazminatının T.C. Emekli Sandığı'na tabi olarak geçen kıs- mının. bu statüden ay nlma tarihindeki derece ve kademe esas alın- mak suretiyle yaşlılık veya malullük aylığinın haştangıç tarihinde T.C. Emekİi Sandığı Kanunu'nun yürürlükteki hükümlerine göre emeklilik ikramiyesi için öngörülen miktardan fazla olmayacak şe- kildehesaplaması gerektiği hakkında Sayıştay Cenel Kurulu'nca ah- nan, 31.1.1977 tarih ve esas no: 1977/4,*karâr No: 3877/1 sayılı ka- rara bakanlığımızca da katılınmaktadır." Yargı \e Sayıştay kararlan ile Malıye Bakanlığı genelgesi uya- nnca. memurlukta geçen görev sürcniz için. memurluktan ayrıldı- ğınız tarihteki derece ve kademenız esas alınarak, günümüz kat- sayılarına göre hesaplanacak emekli ikramiyesi tutarının. size kı- dem tazminatı olarak ödenmesi gerekır. (*) Kavnak. Osman Usta, Kıdem Tazminatı-1994 sayfa: 439 BAKIRKÖY 5. SLLH HUKUK MAHKEMESl Muhbır Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından küçük Deniz Oktar'a vasi tayini için açılan davanın yapılan açık yargı laması sonunda: Davanın kabulü ile halen velayet altında bulunmadığı anlaşılan Is tanbul ili Yalova ilçesi. Kocadere Köyü, cilt 031- 01, sayfa 99 ve kütük sıra no 69"da rfüfusa kayıtlı ve halen lstanbul Haznedar, Posta Cad. Namik Kemal Sokak. No: 16. D: 5. Güngören adresinde ikamet eden Salih ve Sevim kızı 9.8.1986 doğumlu Deniz Oktar'ın vesayet altına alınmasına ve kendısıne aynı yer ve hanede nüfusa kayıtlı keza aynı yerde makim halası Halım ve Fatma kızı 1968 doğumlu Hatice Ok tar'ın TMK'nin 354. maddesi gereğince vasi olarak nasp ve tayinine 25.11.1994 tarihlı celsede karar ver- ilmiştir. llan olunur. 28.12.1994 Basın: 1383 MARMARtS ASLİYE HUKUK >lAHKEMEStNDEN 1994 36 Davacı Umet Yıldırım vekılı Av. Nurtekın Seymen tarafından davalılar Semıha Eloğlu. Orhan Eloğlu. Ahmet Eloğlu ve Halıt Eloğ lu alevhıne açılan tapu ıptalı ve tescılı dasasının mahkeme- mızde yapı lan açık yargılamasında verılen ara kararı gereğince; davalılar Semı ha Eloğlu. Orhan Eloğlu. Ahmet Eloğlu ve Halit Eloğlu'nun bütün aramalara rağmen teblıgata elverışlı adresi bu- lunamadığından ılanen teblıgat yapılmasına karar verılmıştir. Yukanda esas nunıarası vazılı dosyanın duruşırıası 6.4.1995 günü saat 9"dur. 7201 sayılı Teblıgat Ya.sasının 28 \e 29. maddeleri uyannca duruş ma gününün ılanen teblığıne. aynı vasanın 31 maddesi uyannca ıla nın yayımlandığı tarihten itibaren 15 gün ıçerısinde teblıgatın vapıl nıış savılmasına, davalıların belirtilen günde ken- disini bır vekılle temsıl ettınnesı. mazeret bıldırmeden duru>ma- ya gelmedıüı takdırde vokluğunda yargılama şapılacağı ve karar verıleceğı hususu ılanen teblığ olunur. 22 12.1^94. Basın: 726 tLAN DÜZtÇİ ASLİYE HUKUK HÂKİMLİĞtNDEN DosyaEsasNo. 1994/39 Duruşma günü- 23.2.1995 Davacı Zeynep Ağca tarafından davah Erol Ağca aleyhi- ne şiddetli geçımsizlik nedeniyle açılan davanın yapılan açık yargılamasında: Davalı Durdu Mehmet oğlu. 1957 doğumlu Erol Ağca. Düziçi il çesı Karşıyaka Mahallesf nden olup, tüm aramala- ra rağmen adresı tespit edilemedığı vc duruşma günü ile dava dılekçesı teblığ edileme dığınden adı geçen davalının duruşma günü olan 23.2.1995 günü saat 10.00'da mahke- memızde bızzat veya kendinı vekılle temsil ettırmesi. aksi halde yargılamaya devam olunacağı ve karar verileceği teb- ligat yerine kaim olnıak üzere ılan olunur. 3.10.1994. Basın: 755 ANKARA NOTLARI MUSTAFA EKMEKÇt Çekil! Süleyman Bey'in Çankaya'da verdiği yeni yıl kokteyline, ge- çen yıt Yeni Karamürsel'den aldığım smokini giyip gittim. Eşim de uzun etek satın aldı. Bakalım kımlen görecektik? Kokteyiin ikinci günüydü. Hem de ana-baba günu. Ust katta saat 19.00'a gelsın dıye bekleşırken sıkıldım. Soguk terler dökmeye başla- dım. Aldoğan telaşlanmıştı: - Aşağı inetım, dedı, orası hem serin hem de böyle boğucu deâil. fndik. Ginş katı. Bu kez gelenlerin kimine selam vermek, sık sık ayağa kalkmak gerekiyor. Bu sırada Naim Süleymanoğlu gelmez mı? Onunla Azerbaycan'da biriıkteydık. Naım, halterci olduğundan, başkalannın da halter çalışıp çalışmadığını yok- luyordu. Pazularımı sıktı, Bakü'de: - Abi, sen halter çalışmışsın dedi. - Yok, çahşmadım, ama ortaokul sıra/annda babamın ftnnın- da çok hamur yoğurdum. Pazularım ondan gelişmıştir. Naım, yanımıza oturunca, ilgı odağı olduk. Bir bayan uzak- tan geldi, Naım'e: - Sizı öpebılirmiyim dedi. öptü. Bıze bır şey yapmadı. Az son- ra Naım çıktı yukan... Yüregınden sayn olanlar ıçın soguk ter iyi değildir. Içıme, Sü- merbank'ın yün fanılelennden gıymiştım. Eşım: - Tuvalete gır, yün fanileyı çıkarya da eve dönelim, diyordu. Oraya bır uzanıp yatsam iyı olacak, ancak daha çok dikkati çekeceğız. O da olmaz. Dılaltı ilacımı aldım. Bunu llhan Sel- çuk'tan ögrenmiştim. Bir süre yanımızda oturan Hasan Me- tin: - Sen yukanya çıkayırn, kapılar açılınca size haber vereyim, dedi. o da gıtti Hasan Metın, smokin filan giymemış, günlük kahverengıgiysisıylegelmiştı. °/Afenn"dedimiçimden. Protes- to dedığin böyle olur.. 1978-79 yıllanndaydı. Cumhurbaşkanı Korutürk böyle bir kokteyl vermıştı. Çağrıda, erkeklerıçin "momingsuıt" giysi ko- şulu getırilmıştı. Ecevit Başbakandı, ama böyte bır gıysisi yok- tu. Cumhurbaşkanı'ndan nca etti: - Benim gıysim yok, koyu renk bir giysıyle gelebılir miyim, diye. Ona izin çıkmıştı. "Moming suit" Ingilizlerin giydiğı bir gıysiydi, Atatürk döne- mi giysısı. O zaman Senato Dışışlen Komısyonu Başkanı olan Ziya Gö- kalp Mülayim. böyle bir gıysıyı bulabilmek ıçın çok uğraştı. Brt pazanna gittı, yok yok. En sonunda ona: - Bunu olsa olsa operada ya da tiyatroda bulabilırsiniz, de- diler. Tiyatro Genel Müdürü Cüneyt Gökçer'e başvurdu. On- davardı. "/VfyFawLady"de,otürbırgıysı ilesahnedeoynuyor- du. Mülayim, o giysıyle Çankaya'ya gıttı. Art<adaşlan hayran kal- dılar. Ecevit dönemınin Dışişleri Bakanlanndan Gündüz Ök- çiin'le ölümünden önce, o geceyı konuşuyorduk. Sordum: - Giysıyı sız bulabıldinızmi? Bakın, Ziya Gökalp Mülayim bul- muş! - İyi ama, düşüyordu! - Ne düşüyordu? - Pantolonu düşüyordu! Süleyman Bey'in çağnsında, askerier için "mess dress"ko- şulu konmuştu. Paşalar buna 'jymuşlardı. Süleyman Bey, on- lan darbe marbe yapmasınlar diye, bayram çocuğuna mı çe- vırmek istemıştı ne? Buna karşın astsubaylar "mess dress"\e değıl, günlük giysılenyle gelmışlerdı. Yer yer sıkmabaş bayan- lar vardı. Eee, Süleyman Bey'in kokteyiı bu, cami avlusundatak- ke gıyen ilk Başbakan degil mıydı? Mes-şalvarla da gelen olur- saşaşmamalı. öyle ya! Tansu Çiller de geçtı... Onümüzden geçenlen seyrederken sıkıntılarım geçer gibi ol- du. Süleyman Bey, çoktaaan "kabullere" başlamıştı. Kuyruğa girdik. Biz geçerken: - YeniyılınızkutluolsunSayın Ekmekçideö\. Nazmryanım'ın da elıni sıkıp.geçtik. Ayten'le Cüneyt Gökçer'lerın ellerini da- ha beklerken sıkmıştık. Kültür Bakanı Timurçin Savaş, sanat- çılarla konuşuyordu. Herkesın "Nörı Kantar" dıye bıldıği Tekin Akmansoy'la tokalaştık. Özay Gönlüm'le de öyle. Ali Sirmert, Mine ile istanbul'dan gelmışler: Ufuk Güldemiroyle. Halit Kı- vanç: - Yav, Ali Kırca'dan ne istıyorsun dedi, iyi çocuktur o. Alı Kırca'yı ben de çok severim. Dürüst, iyi bir arkadaştır. Uğur Mumcu onun ıçin: - Bızım devrimci Ali derdi Ah'nın, eleştınlenmden dolayı üzulmesini istemem. O, bizim kardeşımız. Ama yozlaşan basının uzgöreç'in (televizyonun) içinde enyıp gitmesıni istemem. En büyük şanssızlığı, gittikçe naylonlaşan Günerilerle bir arada olması. Orada, hemen her- kes "gosten "den başka şey duşunmuyor. Yalan yanlış, mılyon- lan uyutmayaçalışıyor... "Yeni Yüzyıl" gazetesınde, 6 ocak cu- ma günkü yazısı güzeldı Ali Kırca'nın. Başlığı "Kutuiar Açılın- ca". Bu açılan "Mersın" uçağındakı "karakutu" olmalı. Ali Kır- ca. geçmışı kurcalıyor, 197O'lı yılları; hepimiz için karanlık yılla- n. Şöyle bitıyor yazısı Kırca'nın: "Bir de kılıç çıktı kutuların arasından... Oğlum, Ne işe yaradığmı' sordu... 'Bilmiyorum' dedım, 'Hıç kullanmadım..." Alı Kırca'ya bır dost öğüdu- Her şeyin en iyisi bızdedir, dü- şüncesi yanlıştır. Güneri'ler, Tercümanda böyle derlerdı, Gü- neş'te böyle derlerdı. Sabah'ta boyle diyorlar! atv'de böyle di- yorlar. Yann Cumhuriyet'e gelseler, onun ıçın de öyle derier. Her gün "show" yapmak ınsanı yıpratır! Gözlerim Metin Toker'ı aradı kokteylde, yoktu. Süleyman Bey'ı son günlerde en iyi eleştırenlerden, değeriendirenlerden- di. Kendisine sordum, böyle toplantılara hiç çağnlmazmış. Ki- mileri gibi "Beni nıye çağırmıyorsunuz" diye sızlanmıyormuş! Hoş, benı de yazar dıye değıl, Çağdaş Gazeteciler Demeği'nin Genel Başkanı dıye çağınyorlar... Tam çıkacağımız sırada, baktık Tansu Çiller gelıyor. Eşı Ozer Uçuran Çiller arkasından ikı koluyla korumaya almış. Doğru- su iyi koruyor! Çiller'le burun buruna geldiğımız sırada koşuşanlar bağnşı- yoıîar: - Efendim birresim çekilelim! Çiller, "Olur, çekilelım"deö\. Burun burunayız ya, takıldım: - Çekilelim, denmez. "Çekilmek" istifa etmek demektir. Bi- ri, Başbakan Hasan Saka'ya "Çekil" dıye telgraf çekmiş. Ha- san Saka, "Çekildım. seksen kilo geldim" karşılığını vermiş. Bir fıkra yazarı da Saka'ya "Çok hafıfmişsiniz!" diye yazmıştı. Çil- ler, fıkrayı bılmem anladı mı.. ama çok güldü... BULMACA 1 2 3 4 5 SOLDAN SAĞA: 1/ Norveç'ten tüm dün- yaya yayılmış. ale\ bi- çıminde saçları olan oyuncak bebek... Halk dilinde "dert. hastalık" anlamında kullanılan sözcük. 2/Bir ılimiz... Bır yazının kısaltılmiş biçimi. 3/ Ses.. Ressam sehpası. 4/ Meyve kuru- su... Kum falı. 5/ Man- tık. 6/ Hafif kadifemsı bir görünüş kazandınl- mış sığır derisı .. Şen- lıklerde caddelere kurulan süslü kemer. 7/ tyisini kötüsünden ayır- mak. ayıklamak... Baryum ele- mentinin sımgesi. 8/ Danışma ku- rulu... Edremıt Körfezi kıyısında turistik bir yöre. 9/"Ak sakallı bir hoca ' Hiç bilmez ki hal nice '— vermesin hacca / Bir gönül yıkar ise" (Yunus Emre)... Tatsız tuzsuz yıyecekler ıçin kullanılan sözcük. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Sinema ve tiyatroda teknik us- talıkla yapılan hıle... Dışa vuran sevinç. 2/Tırpana balığına ve- nlen başka ad. . ilimler. 3/ Kimyada basit şekerlere verilen ad... Yemışinden turşu yapılan, çaliya benzer bir bitki. 4/ Kokmuş hayvan ölüsü... Sıcak bölgelerde yetişen ve meyvesi ekşilik vermek ıçin yemeklere katılan bir ağaç. 5/ Eğrılmekte olan yün. keten gibi şeylerin tutturulduğu çatal değnek. 6/ Sığırlara dadanan bır sınek.. Büyük savaş davulu. II Ululuk... Eski Mı- sır'da güneş tanrısı. 8/ "Gören bizi sanır ' Usludan yeğdir delımiz" (Muhyı)... Akla ve gerçeğe aykın. 9/ Kınk kemikleri bır arada tutmak amacıyla kullanılan tahta gibi düz nesne... İnanılan düşünce.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog