Bugünden 1930'a 5,503,278 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 31 OCAK1995SAU 10 DİZİYAZI Devlerdekurban ediürTelefondaki adamın sesi hiddetin bü- tüntonlannıtaşıyordu- "Mademkidev- let bizi yok etmek istiyor, biz de elde si- lah, savaşarak ölürüz". Bunu, üstüne basa basa birkaç kez söylemişti. Sade- ce bu sözleri duyan. telefondaki orta yaşlı adamın, silahlı siyası örgüt lideri olduğunu düşünebilirdi. Oysa adı Hüseyin Baybasindi Haf- talık bir derginin ve haftada bir yayım- lanan TV haber programlanndan biri- nin taktığı adla. "Türk Escobar'ı" Hü- seyin Baybaşin. Kendi deyişiyle 1989 yılına kadar yasadışı işlere girmiş. Tür- kiye'de ve Avrupa'da hapishanelerde yiatarak bunun bedelini ödemiş ve son d6rt yılda namuslu bir işadamı olarak çalışmaya başlamıştı. Elbette ki bunlar kendi anlatımlan. înanmak veya inan- raamak, dinleyenin isteğine bağlı. Ama odiyor ki: . "Hapisten çıkıp bu işleri bıraktıktan sonra polis beni rahat bırakmadı. 'Sen eroin işi yap. biz de payımızı alalım' di- ye beni sürekli sıkıştırdı. Bu işler böyle gider zaten. Malı kaldırır. satarsın. Po- lis de, herkes de pa>inı alır, kimse ağn- nı açmaz. Mesela son ola\ da Kısmetim- I'L, Lucky-S'i daha rahat geçirmek için batırddar. Ceminin mürettebat tarann- dan batınldığı sövleniyor, ama top mer- misiyle batırdılar. Gelelim diğer tarafa. Devİet bizi, PKK'ye yardım etmekle suçluyor. O>sa PKK dahaiki ay önce be- nim Ğüneydoğu'daki iş makinelerimi yaktL Akrabalanmı vurdu. Ben de on- lara, 'bu şaptığınız yanlış bir şey. ben de size vuracağımdiye haber gönder- dim. Bir yandan devlet\nruyor,bir \an- dan PKK. Biz de yok olmamak için el- de silah, savaşarak ölmeyi tercih ede- rte." 'Sen eroin işi yap, biz de payımızı alırız* Behçet Cantürk'ün 14Ocak 1994te öldürülmesinden birkaç gün sonra tele- fonla görüştüğümüz Hüseyin Bayba- şin'in. özellikle "Hapisten çıkıp bu iş- leri bıraktıktan sonra polis beni rahat bırakmadı. "Sen eroin işı yap, biz de pa- yımızı alalım" diye beni sürekli sıkıştır- dı. Malı kaldınr, satarsın. Polis de her- kes de payını alır, kimse ağzuıı açmaz" sözleri önem taşıyor. Baybaşin, açıkça. polisi uyuşturucu işinin ortağı olmakla suçluyor. Olabilir mi?ûnümüzde5-l 1 Aralık 1991 tarih- li Aktüel dergisi var. Prof. Dr. Doğu Er- gü'in dergiye verdigı demeç aynen şöy- le: "Avrupa polisinde tstanbul'un ke- sinlikle elden çıktığı kanaari yaygın... Gteçen yılın sonlarında (1990 sonlan) Cenevre'de Avrupa Güvenliği toplantı- sına katildım. Orada üst düzey bir In- terpolyetkilisibana İstanbulda polıs- le suç örgütlen arasında işbirliği var. Bunu kendilerine söylüyonız, işbirliği- mizi yitiriyoruz. Onun için Hsan-ı mü- nasiple üst makamlara bunu iletirseniz seviniriz' dedL." Korkunç, değil mi? Yine 1992 yılın- daki gazete başlıklannda. "Türkiye'de en biiyük kokain operas>t>nunu gerçek- leştirerek 800 gram kokaini ek geçiren dört Narkotik Şube elemanı pasifgörev- lere atandı. Kokain sanığı ünlüleri, ts- tanbul Emniyet Müdürü Hamdi Arda- h'nın oğlu Avukat Atilla Ardalı savun- muştu..." sözlen yer alıyordu. Türkiye'de böyle işler olmaz Hem. 1980'lerin başlannda Zahit Av- cıbaşıoğlu adlı bir polis müdürü büyük mıktarda uyuşturucu maddeyle yaka- lanmamış mıydı? Yakalanmasaydı han- gi göreve getiriliyordu, biliyor musu- nuz? Narkotik Şube Müdürlüğü'ne... Troçkist yazar Ernest Mandel. 1924'te New York polis şefi Joseph A. VVarren'ın haftada 20 bin dolar aldığı- nj, onun halefı Grover A. Whalen"ın İS£ 1926'dan itibaren bu rakamı 50 bın dolara yükselttığım, Hong Kong polis örgütünde 12 yıl görev yapan bir dedek- tifin 7 milyon dolar servet bıriktirdiğı- ni yazıyor. Siz bakmayın Baybaşin'e, Avnıpapolisine. Ernest Mandel' inyaz- dıklanna. Türkiye'de böyle işler olmaz. Neyse. Biz gelelim yıne yeraltı dünya- sından porrrelere. olaylara, ilışkilere... Hüseyin Baybaşin, işte böyle konu- şan bir adam. Babası Mehmet Şerif Baybaşin de uyuşturucu madde kaçak- çüığından yargılanmıs,, hüküm giymiş. Avrupa'daki cezaevlerini tanımış biri. Kardeşi Şirin Baybaşin'ın adı da aynı işlerde geçti. Lice'nin. Cantürkler'den sonra ikinci büyük ailesinin bir numa- ralı adı Hüseyin Baybaşin'i bunlan söy- lemeye iten neden nevdi? Ocak 1994'te ünlü baba Behçet Can- türk ve şoförü Recep Kuzucu, bilinme- yen -kişiler tarafından. bilinmeyen bir sebeple öldürüldüler. Bu esrarengız ci- nayet Baybaşin'i ayağa kaldırdı. Elin- deki 20 bın dolarlık süper mobil tele- fonla her dakika birilerini aradı. Cınayetüçnedenlekendisiniilgılen- •Türk Escobar'ı" lakaplı Hüseyin Baybaşin anlatıyor: "Hapisten çıkıp bu işleri bıraktıktan sonra polis beni rahat bırakmadı. 'Sen eroin işi yap, biz de payımızı alalım' diye beni sürekli sıkıştırdı. Bu işler böyle gider zaten. Malı kaldırır, satarsın. Polis de, herkes de payını alır, kimse ağzını açmaz. Mesela son olayda Kısmetim-Vi, Lucky-S'i daha rahat geçirmek için batırdılar." •Ocak 1994'te ünlü baba Behçet Cantürk ve şoförü öldürüldü. Bu esrarengiz cinayet Baybaşin'i ayağa kaldırdı. Cinayet üç nedenle kendisini ilgilendiriyordu. Birinci neden, hemşerisi ve akrabası olmasıydı. İkinci neden, aynı 'âlem'in adamıydı ikisi de. Üçüncü nedense, birilerinin 'Behçet'i Hüseyin vurdu' diye söylenti çıkarmasıydı. Bu üçüncü neden çok tehlikeliydi. T<!f " Ünlü baba Behçet Cantürk'ün cenazesine, DEP Şırnak Milletvekili Orhan Doğan gibi tanınmış siyasetçiler de katılrmştı. Kaçak işadamı Kemal Horzum'un, resmi plakalı araçlarla nasıl rahatça dolaşabildiğini Behçet Cantürk bile anlayamamıştı. dinyordu. Binnci neden. hemşensı ve akrabası olmasıydı. İkinci neden, aynı "âlem'''in adamıydı ıkısı de. Üçüncü nedense, birilerinin "Behçet'i Hüseyin vurdu" diye söylenti çıkarmasıydı. Bu üçüncü neden çok tehlikeliydi. Can- türkler'le Baybaşinler bırbirine girebi- lirdi. Gırerse de her iki taraf için de çok kötü olurdu Gerçi Baybaşin. "Ben öldürülsey- dim. Cantürk ailesi Behçet için üzüldü- ğü kadar beninv için de üzülürdü" di- yordu, ama her ikisinin de çok yakının- dakı bir tanık. ikisinin arasının pek de öyle sıcak olmadığmı söylüyordu: u tki yıl önce, Nevruzgecesi vardı. Sa- hilde büyük bir restoranda kutlanıyor- du. Behçet'le Hüseyin birbirine yakın iki ayrı masada oturuyorlardı. Hüseyin, bağıra bağıra konuşuyor, kahkahalar atıyordu. Bu, Behçet'i çok rahatsız etti. Törelere, kurallara göre Hüseyin'in, Behçet'in orada olduğunu hesaba kata- rak da\ ranması. böyle yapmaması ge- rekiyordu. Behçet bir ara Hüseyin'e müdahaleşi bile düşündü. \ azgecirdik." Sadece bu olay bile, Cantürk'le Bay- başin arasındaki hiyerarşik ilişkiyi or- taya koyuyordu. Behçet Cantürk, âle- min en büyüğü idi. "Alem" bu yüzden paniğe kapıldı. En büyüğe reva görülen ölüm buysa, bunu re\a görenin büyük- lüğü kım bilir nasıl bir şeydi? Behçet Cantürk 14 Ocak 1994 günü ölü bulundu. Bıraz genye dönüp. neden öldürüldüğüne ilişkin sorulann bir bö- lümüne yanıt aramaya çalışalım. Tarih, 3 Ocak 1994. Hakkâri Yüksekova'da iki kişi, kafalanna sıkılan birer kurşun- la öldürüldü. Öldürülenler için kimse PKK'li demedi. Bir kan davası veya aşiret cmayeti olarak da tanımlanmadı bu olay. llginç karşılandı. Çünkü öldü- rülenler, Behçet Cantürk'ün mali ko- nularda en gü\endiği iki adamıydı. Ki- milerine göre de bu iki kişi Cantürk'ün kuryeleriydi. 150 milyonluk gözaltı Tarih yine 3 Ocak 1994. Yaklaşıkbir aydır Caddebostan'daki bürosuna uğ- ramayan Cantürk, birkaç arkadaşı ve adamıyla birlikte ilk kez bürosuna gir- di Oturdular. Henüz birer çay içmeye zaman bulamamışlardı ki polis büroyu bastı. Cantürk. Kadıköy Emniyet Amir- liği'ne götürüldü. Yanındaki adamla- nndan ikisinde ruhsatsız silah bulun- muştu. Amirlıkte Canrürk'e hiç bir şey sorulmadı. Bir saat kadar tutulan Beh- çet Cantürk, serbestbırakıldı. Adamla- n ve arkadaşlan da... Kimse bu gözaltına bir anlam vere- medi. Cantürk, daha sonra konuştuğu yakınlanna,u 150 mihonum gjttio olay- da" diyordu. Nereye gitmişti 150 mil- yonu? Neyi kastediyordu? Anlaşılama- dı... Cantürk, çok İcarmaşık ilişkilerin adamıydı. Tanıyanlara göre, cin gibiy- di. Ankara'da, Tunalı Hilmi Cadde- si'ndebiryeri vardı. Hastane veyaokul yapımı için arsayı, Cumhurbaşkam De- tnirel'in kardeşi Hacı Ali Demirel isti- yordu. 1992'nin son ayıydı. Cantürk. Anka- ra'da, Demireller'in bürosundan çıkmı- yordu. Burada Yahya Kemal Demirel ile de arkadaş oldu. Ve bir kişiyle da- ha... Kemal Horzum'la. Horzum'la dostlugu Horzum'un kaçaklığında baş- ladı. Kendisi bunca yıl kanşık işlerle uğraşmıştı. Horzum'un, kaçak olduğu sırada nasıl olup da resmi plakalı araç- larla dolaşabildiğini hiç anlayamadı. Bu olayı yakınlanna hayretler içinde anlattı. Resmi araçlann kimlere ait ol- duğunu hiç öğrenemedi. 1993'ün ekim ayında Lice'nin yerle bir edılmesi sırasında çok sayıda akra- basını kaybetti. Lice'nin camisınde, çarşısında Cantürkler'in parası vardı. Hepsı yıkıldı, yerle bir edildi. Cantürk, bunun kendısıne bir u> an olarak yapıl- dığinı düşündü. Sonra cıddi bir uyan geldi. Kasım sonlanydı. Kürt aristok- rasisinin önde gelen aılelerinden Içka- leler'in. sosyete dünyasında tanınan ka- dını Nadire İçkale. Behçet Cantürk'le görüştü. Birtoplantıda, TansuÇilter'in, PKK'ye yardım yapan işadamlannın listesinin ellerinde olduğunu. aralann- da Cantürk'ün de yer aldığını söyledi- ğini ve "Cantürk işini bitireceğim r ' de- diğini anlattı. Aynı günlerde HBB teievizyon kana- lında bir PKK itirafçısmın Cantürk'ten söz etmesi işin tuzu biberi oldu. Can- türk. yakın bir arkadaşının deyişiyle ar- tık tam bir paranoyanın içine düşmüş- tü. Özgür Gündem gazetesine ortaklı- ğmın bılinmesini de, kendisinın orta- dan kaldınlması için bir neden olduğu- nu düşünüyordu. Bu ortaklığın garip olan yanı şuydu: En az üç dört arkada- şı, "Sen niye girdin bu işeT 'sorusuna Cantürk'ten, "Bırakyahu, bildiğingibi değü" yanıtını almışlardı. Böyle kar- maşık bir ortam içinde, 14 Ocak 1993 günü Behçet Cantürk'ün kafasına bir kurşun sıkıldı. Ölümünden sonra ortalığı saran bir rivayet daha da önem kazandı. Ne di- yordu Baybaşin? Batınlan gemide ero- in falan yoktu, diyordu. Rivayet de bu yönde. Uyuşturucuyu satan tranh, 3 ton eroinin Kısmetim-1 gemisine yüklen- diğini gördü. Gemi yola çıktıktan son- ra. bir yerde uyuşturucu gemiden alın- dı. Yaklaşık 15 trilyon lira tutan uyuş- turucu parası üçe bölündü. Paylardan birinı Behçet Cantürk aldı. Diğeri, adı henüz dillerde dolaşmayan, ancaktak- ma adlarla gezdiği belirtilen bir kişinin oldu. Ya üçüncü pay... Üçüncü pay ne oldu? YARIN: Suç ve ceza İLAN T.C. BÜNYAN KADASTRO MAHKEMESİ'NDEN DosyaNo: 1992'682 Davacı Hazine vekili Av. Betül Özkan tarafından davalı Lütfi Ekinci aleyhine mahkemem- ize açılan kadastro tespitine itiraz davası nın yapılan duruşmasmda verilen ara karan gereğınce: Davalı mirasçılanndan Dursun. Halil. Şerife. Mehmet Ekınci"nin tüm aramalara rağmen tebligata yarar açık adresi tespit edilemedi ğinden adı geçenlere dava dilekçesı ve duruşma gûnü tebliğ edileme miştir. Mahkememizde yargılaması devam eden Samağır Köyü. Malkaya mevkiinde 103 ada, 22 parsel sayılı taşınmaza ilişkin ibraz etmek iste dikleri belgeleri duruşmanın bırakıldığı 15.2.1995 günü mahkememi ze ibraz ermeleri ya da kendilerinı bir vekılle temsil ettirmeleri, aksi halde davanın yokluklannda devam edeceği ve karar venleceği husu su dava dilekçesi yerine kaim olmak üzere ilanen tebliğ olunur. Basın: 3436 ILAN T.C. BÜNYAN KADASTRO MAHKEMESİ'NDEN DosyaNo: 1992/896 Davacı Hazine vekili Av. Betül Özkan tarafından davalı Hacı Ekinci aleyhine mahkemem- ize açılan kadastro tespitine itiraz davası nın yapılan duruşmasmda verilen ara karan gereğince: Davalı mirasçılanndan Eşe Ekinci, Yüksel Ekinci, Mustafa Ekin cı, Ümit Ekinci'nin tüm aramalara rağmen tebligata yarar açık adresi tespit edilemediğinden adı geçenlere dava dilekçesi ve duruşma günü tebliğ edilememiştir. Mahkememizde yargılaması devam eden Samağır Köyü Berdilik mevkiinde 111 ada, 29 parsel sayılı taşınmaza ilişkin ibraz etmek iste dikleri belgeleri duruşmanın bırakıldığı 15.2.1995 günü mahkememi ze ibraz etmelen ya da kendilerini bir vekille temsil ettirmeleri, aksi halde davanın yokluklannda devam edeceği ve karar venleceği husu su dava dilekçesi yenne kaım olmak üzere ilanen tebliğ olunur. Basın: 3429 ANKARA NOTLARI MUSTAFA EKMEKÇİ Yücel Kanpolat'la Söyleşi: (2) Köpekleri Uyutmak Zordu... Prof. Yücel Kanpolat'ı dinliyorum. Araya girmemeye çalı- şıyorum. O, buluşunu anlatmadan önce, ağnları anlatıyor; da- yanılmaz ağrılan... - Yüz ağnsı veya kanserli bir saynnın (hastanın) ağnsı. Ya- ni gece, on beş dakikalık ağnsız uyku için, her şeyini verme- ye hazır insanlar var. Servetini, konfonınu, hatta belli fonksi- yonlannı vermeye veya kaybetmeye hazır insanlar var, sırf ağn gitsin diye. İşte, bu tür ağrılan eğer biz ilaçla ya da diğer yardtmcı yöntemlerle ortadan kaldıramıyorsak, o zaman cer- rahiye başvuruyoruz. Ağn cerrahisi, bu dindirilemeyen ağn tiplehnde gündeme gelen birgrvp saynya (hastaya) kullanılan bir cerrahi yöntem- lergrubudur. Bunun için neieryapabiliyoruz? Yaptığımız ge- neide üç şey var. Ya, ağnyı taşıyan yolu; bu yot etraftaki sinirlerden başlıyor, sonra bu siniher omuriliğe giriyor; sonra omurilikte, bu ağn- yı taşıyan yollar, özel demetler halinde kablolar gibi omurilik- ten beyne değin ulaşıyor; işte biz, bu ağnyı taşıyan şistemi herhangi bir yerde harap edersek, ağn yukanya, yani beyne ulaşamadığı için ortadan kaldınlmış oluyor. Bu cerrahi yön- temlerden biri. İkincigrup, ağnyı taşıyan sistemi herhangi bir biçimde uya- rılar ile meşgul ederseniz; yani kanştınyoruz biraz, stimülas- yon (uyarma) diyoruz. Bu uyarma işlemi genellikle elektrik enerjisiyle yapıldığı için elektrikli stimülasyon diyoruz. Elekt- rik akımını belli birsinirgrubuna veriyorsunuz, orada, birmeş- guliyet yaratıyor, hatlar meşgul olduğu için de ağnlı uyanlar yukanya, yani beyne ulaşmıyor. Üçüncü yöntemler grubu ise, ağnyı ortadan kaldırabilmek için, belli bazı narkotik ilaçlan, morfın gibi doğoıdan sinir sis- temine vermek şeklinde oluyor. Insana ağız yoluyla ilaç ver- mek yerine, Hacı enjeksiyonla verdiğimizde ilacın etkisinin daha çabuk ve kuvvetli olduğunu bilıyoruz. İşte sinir sistemi- ne etkin ilaçlan özel implanilar (implant, pompa ve boru siş- teminden oluşuyor, Türkçe karşılığıyla aktarmak) aracılığı ile vermekle ilacın veya belli bir dokunun salgısının sinir siste- mine doğrudan etkisıni şağlamış oiuyomz. Bu uygulamalar günümüzde henüz morfin grubu ilaçlann özel pompalar ara- cılığıyla sinirsisteminin belli bölgelerine verilmesi şeklinde uy- gulanıyor. Bu pompa sistemi yardımıyla daha düşük doz ağ- n kesici ile daha uzun süreli ve daha etkin ağn kontrolü müm- kün olabiliyor. İşte, ağn cerrahisinin dayandığt temel felsefe budur. Ya ağ- nyı taşıyan sistemi harap edersiniz, ya ağnyı taşıyan sisteme belli uyanlaryaparak sistemi meşgul edip ağnnın algılanma- sını engellersiniz, ya da birpompa ve boru sistemiyle sinir sis- teminde ağnyı kontrol edecek ilaçlan sisteme doğrudan ak- tanrsınız. Şimdi, bizim çahştığımız alan, ağnyı taşıyan sistemi harap etmeye yönelik uygulamalaha ilgili. - Peki, oraya nasıl geldiniz? - Evet, bu nasıl oldu? 1969 yılında, ben daha iki yıllık asis- tan iken, hocam Nurhan Avman. kendisi gerçekten çok de- ğerti bir bilimadamı idi, eğitimini Amehka'da tamamlamış. Aynca eğitimini çok iyi yerlerde tamamlamakla kalmamış, Haryard'da 1 yıl araştırmacı olarak çalışmış, ufku çok geniş bir insan. Benden, John Fox diye birAmerikalı araştırmacı- nın birçaltşmasını incelememi istemişti. Ben ağn c'errahisiy- le ilgili bu çalışmayı inceledim. Sonra bu işin, fizikle ilgili kıs- mının çok önemli olduğunu görerek biyofizik bölümünde Zi- ya Güner Hoca 'ya gittim. Biyofizik laboratuvannda Ziya Gü- ner Hoca'dan ağnyı taşıyan sistemi harap etmek için kullan- dığımız elektrik enerjisinin, hangi alanlarda, nasıl kullanılabi- leceğini öğrenmeye başladım. Önce, laboratuvar koşullann- da bir dizi çalışma yaptık. Sonra, o günün koşullannda hay- van deneylerine başiadık. - Hangi hayvanlar? - Köpekler! O günün koşullannda Türkiye'de bir cerrahi kli- niğinde hayvan deneylenyapmak gerçekten zordu. Ama, bi- zim kliniğimizde Dr. Avman'ın çabalanyla kurulmuş biraraş- tırma laboratuvan vardı. - 1969'da? - 1969'larda. Hayvanlan sokaktan bulurduk, onlan labora- tuvara taşımak, hele uyutmak, müthiş birsorundu. Çünkü kö- pek uyutma konusunda deneyimimiz yoktu. Bu aynca bir uz- manlık işi idi ve deneyim gerektiriyordu. önce bu uyutma işi- ni epey zoriukla öğrendik. Sonra da deneylen, yani ameliyat- lan gerçekleştirdik. Ameliyattan sonra, o hayvanlara bakmak büyük birsorundu. Ama, biz bu sorunlara bulaşmakla zaman içerisinde hem konuyu öğrenmeye, hem de geliştirmeye baş- lamıştık. Ben uzman olduktan sonra, bu konuya ilgım nede- niyle, klinikte bu alanda çalışmam, klinik öğretim üyeleri ta- rafından bana önerildı. Normal sinir cerrahlığına (nöroşırurji- ye) ek olarak; bunlann içerisinde de en çok sinir sisteminde iğne elektrotlar aracılığı ile ağn cerrahisi uygulamalan yap- maya yönlendim. Yani, şimdi siz sinir dokusu ve omuhliği veya beynin belli alanlannı harap edebilirsiniz. Bu harabiyet eskiden nasıl ya- pılıyordu? O kısmı açarak yapılıyordu. Yani açık cerrahi yön- temlerle yapılıyordu. Sonra sinir sisteminin belli alanlanna ığ- ne elektrotlararacılığı ile ulaşma yöntemleh geliştirildi. Elekt- rotla utaşılan bölgede elektrik enerjisiyle harabiyet yaparak istediğimiz amaca artık ulaşabiliyoruz. Bu elektrot sistemiy- le ulaşma işleminde röntgenyardımıyla görüntülemeyapıyor- duk. - Filmini alıyorsunuz... - Evet. Uygulama sırasında film alıyorsunuz. Filmde iğne- nizin, elektrotunuzun nerede olduğunu görüyorsunuz. Buna ek; uyan yaparak iğnenizin veya elektrotunuzun bulunduğu yerin sizin istediğiniz alan olup olmadığmı da sınayabiliyor (test edebiliyorsunuz). Bunlar sayn (hasta) uyanıkken yapılı- yor, saynlan uyutmuyorsunuz... Çünkü hastanın fonksiyonla- nnı uygulama öncesi ve sonrası test etmeniz gerekıyor. Ve bunlar, bir dizi yöntemler grubu olarak vardı ve biz bu yöntemleri klinik uygulamaya sokmaya çalıştık. Bunlann ilki- ni yapan, Ankara Universitesi Tıp Fakültesi Sinir Cenrahisi Kliniği'dirveProf. Nurhan Avman önderliğinde Prof. Ertekin Arasıl ve Mete Saveren tarafından gerçekleştirilmiştir. BULMACA 1 2 3 4 5 6 SOLDAN SAĞA: 1/ II. Abdülhamit döne- minde Ingiltere'den sa- tın alınan ünlü Osmanlı savaş gemisi. II Üzeri dal ve hasırla örtülmüş kulübe... Su. 3/ Üzenn- den kolayhkla kayılabi- len. 4/ tki sopa ile çalı- nan küçük davul. 5/ Ka- rakter... Bir soru sözü... Yapısına girdiği sözcü- ğe olumsuz anlam ka- tan bir önek. 6/ Nişasta- lı tanelerin suyla kayna- tılarak bulamaç kıvamına getiril- miş durumu... 1944'te Bandırma yakınlannda batan Türk yolcu ge- misi. 7/ Peygamberlen Hud'u din- lemedikleri için Tanrı tarafından yok edilen kavim... Bir nota... Bölmeli göçebe çadın. 8/ Ham petrollerin bitmiş ürünlere dönüş- türüldüğü fabrika. 9/ Üzerine yazı yazılan tabaklanmış ceylan de"ri- si... Postapaketi. YUKARTOAN AŞAĞIYA: 1' Anadolu'nun bazı yörelerinde gelin alayına ve alayda bulu- nanlara verilen ad. 2/ Kanşık renkli... Radyo dalgalannm yan- kısını alarak cisimlerin yerini ve uzaklığını saptayan aygıt. 3/ Yakıldığında renkli ışıklar saçan havai fişek... Bir nota. 4/ Ki- ra... Hatay ilinde bir göl ve ova. 5/ Yağ tavası... Yabanıl hayvan bannağı. 6/ Bir yerde oturma... Birleşme çizgisi. II Neptünyum elementinın simgesi... Bir tür deniz taşımacılığı. 8/ Ilaç... "Ve yalnız kalmada bir yaza râm olan sahil / Uçuşmada gökyüzün- de bir sürü — " ' (Orhan Veli). 9/ Askeri donanımın madeni bö- lümlerini temizlemede kullanılan üstübeç, alkol ve sabun kan- şımı madde. , —* \
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog