Bugünden 1930'a 5,503,614 adet makale



Katalog


«
»

27OCAK1995CUMA CUMHURİYET SAYFA KULTUR 15 SUNGU ÇAPAN Coppola'nın iki yıl önceki Drakula'sından sonra Vampir filmleri, şimdi yeniden gözde! Vampir ıısulü, illv ısınşta aşk Kühür Servisi - Sömestr tatilınin devam ettiği şu günlerde lstanbul sinemalannda çocuklara yönelik fılmlergöstenmde. Bunlardan biri de her şeyin mümkün olduğu bir düş dünyasında geçen 'Masallar Prensi*. Joe Johnston'ın yonettigı fîlmde, ailesi ve çe\Tesinin süreldi koruduğu. bu yüzden özgûvenini yitirmiş bırçocuk olan Rıchard'ın babası tarafından ufak tefek ışlen görmek üzere dışan göndenlince. korkunç bir fırtınada, kocaman ve korkunç bir dünyada tek başına kalması konu ediliyor. Kitaplann ve yazılmış sözcüklerin koruyucusu Masallann Prensi. Rıchard'ı riiyasında bıle görmedıgı yerlere götûrmeye hazırdır. Filmde başlıca rollen Macaulay Culkin, Christopher Lloyd. Ed Begley ve Mel Harris paylaşıyor. Bir diğer film, yönetmenlığıni Duvvayne Dunham'ın üstlendiği. ikisı köpek, bıri kedi üç evcil hayvanın sahiplen tarafından emanet bırakılmalanyla başlayan bir serüveni konu eden 'Yuvaya Dönüş". Kendı aralannda konuşarak anlaşan bu kahramanlann önünde hıç alışık olmadıklan acımasız doğa koşullannın ve vahşı hayvanlann hüküm sürdüğü aşılmaz daglar uzanmaktadır. Bu üç hayvanın çıktıklan bu çetm yolculuktaki en büyük desteklen, sahiplerine karşı besledıkleri sevgi, sadakat, baglılık duygulanyla, aralanndaki dayanışmadır. Filmde. çocuklarla hayvanlar arasındaki güçlü bagın da altı çıziliyor. Agnieszka Holiand'ın yönertıgı 'Gizü Bahçe' ise her yaştan izleyıciye hitap eden bir film. Frances Hodgson'm yüzyılın başında yazdıgı öyküden sınemaya aktanlan filmde, yalnız üç çocugun yaşamlan ve kişiliklen, aralannda bir dostluğun başlamasıyla ve kılitli bir gızlı bahçeyi yeniden yaşama döndürmelenyle değişıyor Bu bahçe onlann sığınaklan oluyor. Filmde başlıca rolleri Kate Maberty, Heydon Provree, Andrew Knott, Maggie Smith velreneJacob üstlenıyor. Yırmı bırincı yüzyılın artık ka- pımızı çaldıgı günümüzde, tekno- lojı ve bilgı-iletışım çağının göl- gesının düştüğü 199O'lı yıllarda. San Francıscolu genç bır gazete- cı (Christian Slater)ezgin, bezgın ve kınlgan bır vampırle mülakat yapıyor. Yaşayan ölü olarak yüz- yıllan de\ırmış, mıtolojının Olımpos Dagı'nı mesken tutmuş antık tannlan gıbı, ölümsüzlüge ermış, havat koleksıyoncusu, ebe- dı bır kan ıçıçı olan, 'kötü' Lestat Lıoncourt (Tom Cnıise) tarafın- dan, 1791" ın bır Nevv Orleans ge- cesınde vampıre dönüştürülerek 'karanhğadoğan', yakışıkJı. genç vampir Louıs, dünyanın dört bu- cağına yayılmış. çok uzun yaşa- mını anlatıyor bınncı tekıl şahıs ağızdan, bu ınanılması güç müla- katta. Kansıyla küçük kızını yıtır- mış, Louısıanalı çıftlik sahıbı. genç. melankolık Louıs Poınte Du Lac (Brad Pitt), 'aşk, ihtiras, acı, pişmanlık. hüzün ve edilgenliğin iç içegeçtiği' 'şımdıhk sadece 204 yıllık ömrünü hıkâve ediyor, iki saatlığıne. Bır yaşayan ölünün güncesınden seçılmış geriye dö- nüşler'le, finalde boynunu sıvn dişlerine teslim edeceğı. korkunç, ama zarif Lestat'm yenı kapatma- sı olacak genç gazetecıye ve gıde- rek kırmızıyla sıyahın ağır bastı- ğı, göz boyayıcı, kafa kanştırıcı. modern bır korku ve \ampır öy- küsıi çeşıtlemesının gotık labı- rentlenne doğru çekecegı bız se- yırcilere (Bu arada 16 yaş sının konmuş fılmin kan tutan sınema- severlen bir haylı rahaisız edece- ğını belırtelım.) Louıs'nın güzel- lığıne, 'ük ısınşta' vurulan Les- tat' ın sunduğu ıkı seçenekten. Fa- ust'van bırtercıhle. sıradan ölüm- lü hayatı reddederek, hastalık, yaşlanma, fızıksel kınşma ve ölü- mün yer almadıgı. ölümsüz ve sonsuz vampir yaşamını yeğleyen Louıs'nın anlatımıyla nakledıyor öyküsünü film. İnsansı vampir öyküsü... Ne var ki ölümsuzlüğün bedelı altında ezılen insansı vampir Lo- uis, asla pişmanlık duymamayı öğrenmış, genelde 'kötü olmayı' 1 bırgörüş meselesı olarak haylı ge- nış algılayan hocası -kocası. san lepıska saçlı, çapkın, sapık ve züppe, deneyımlı vampır-Les- tat'ın bütün yönlendırmelenne ve etkısine karşın, taşıdıgı ınsan ru- hunu, duygu dolu yüreğını sıltp atamıyor bır türlü. Tutkusuna bütünüyle teslim ol- duğu ustasının kılavuzluğunda ayak bastıgı karanlıklar dünyası- na ve ölümsüzler âlemıne bıraz avkın (daha doğrusu insansı) ka- çan, zorakı vampir kahramanımı- zın melankohsıne ılaç olsun diye, büyümüş de küçülmüş ıfadelı, cın gıbı, çok bılmış, küçük bır kız ço- cuğunu, melegımsi (bır tek kanat- lan eksik adeta) Claudıa'yı da (se- naryo yazanAnne Rke'ın 5 yaşın- da kan kansennden ölmüş kızın- dan esınlenilmiş bu karakten, us- ta oyunculara taş çıkartan bır be- cenyle canlandınyorçocuk yıldız Kirsten Dunst^erçekten) vampı- re dönüştürüyor Lestat efendı çok geçmeden. Lestat-Louis beraber- lığinm 'meyvesi', asla büyüyeme- yecegi ve sonsuza dek çocuk ka- lacagı ıçın, Lestat'a da Louıs'ye VampİHe GÖrÜŞme (Interview with the Vampire) Yönetmen: Neil Jordan / Senaryo: Anne Rice (Yazann aynı adlı romanından) Kamera: Philippe Rousselot / Müzik: Elliot Goldenthal / Oyuncular: Tom Cruise, Brad Pitt, Antonio Banderas, Christian Slater, Stephen Rea, Kirsten Dunst, Laure Marsac, Indra Ove /1994 ABD (WB). (Beyoğlu Fitaş, Şişli Kent Kadıköy Ocak, Maslak Mövenpick, Altunizade Capitol, Erenköy Apollon, Çemberlitaş Şafak, Bakırköy Avşar, Ataköy Prestij sinemalannda. dm versıyonu olarak nitelenen, fantastık romanlanyla son dö- nemde ıyıce popülerleşmış yazar Anne Rice.l 976da 'Bir Vampirin Güncesi'adlı sen romanlarının ıl- de lanetler yagdınyor Küçük Claudia'nın da katılı- mıyla üçlü vampır aılemız, Ame- rika'dan kalkıp Avrupa'ya deplas- mana çıkıyorlar derken. Pans'te Louıs'ye sulanan. eskı topraktan. soy lu ve seçkın Armand'la (Anto- nio Banderas), Fransız vampir Santıago (Stephen Rea) gıbı Avnı- palı kan ıçıcıler de devreye gınyor bu arada. Ve kuşkusuz yann. öbür gün gerçekleştınlecek olan, öy- küyü sürdürecek bir dev am filmı- ne yeştl ışık yakan bır fınalle nok- talanıyor, bol kanlı, ıhtıraslı bu modern vampir üsrün yapımı... Nosferatu'dan günümüze... Fantastik sinemanm, korku ve dehşet türünün en venmlı uzantı- lanndan sayılan vampir fılmleri. yedınci sanatın başlangıcından ben ılgı görmüş. seyircı çekmış bır yan tür, sessız dönemden bu- güne dek. Alman dışavurumculu- l ' g ğunun başyapıtı, ünlü 'Nosferatu' klasıgınden günümüzün 'Inno- cent Blood-Masum Kan 1 ya da 'WolT gıbı gışe fılmlenne İcadar. türün yıllar vılı demırbaş malze- mesı ola gelmış vampir öykülen. 1992'de Coppola'nın yaptığı "Bram Stoker'den Drakula'' fıl- mmın beklenmedık başansı üstü- ne Hollyvvood'un ılgı alanına gır- mıştı yeniden. Günümüzde best- seller listelennın gedıklısı halme gelen. vaktıyle takma ımzalarla porno. sado-mazo romanlar da yayımlamış, Stephen King'ın ka- kı olan 'Interview with the Vam- pire'ıyla dıkkatı çekmıştı. Sıne- maya uyarlanması 17 yıldır yılan hıkâyesıne dönmüş, yıllarca ya- pımcıların çekmecelennde unu- rulmuş 'Vampirle Görüşme' se- naryosuna, Coppola'nın 'Draku- la'sı sayesınde yeniden el atılmca, Hollywood usulü kotanlmış. de- koru, kostümü. makyajı v e ağır at- mosferıyle oldukça gösterışlı, kanlı ve yüksek bütçelı bır vam- pir edebiyatı uyarlaması çıkmış ortaya. Özelhkle 1980'lerin kült ımge- sı olagelen azgın vampir kahra- manı Lestat sayesinde ünlenen Anne Rıce, 'Vampir Lestat' (1985), 'Lanetiiler Kraliçesi' (1986) ve 'Vücut Hırsıa' (1992) adlı kitaplanyla sürdürüp tamam- ladı 'Vampirin Güncesi' adlı sen romanlannı, Rıce'ın "birçeşitKa- tofik suçluluk ve cinsel ahiaksızbk üstüne' odaklanan 'Vampirle Gö- rüşme' romanı, bırbirlennden ala- bildığine farklı karakterler olarak. karşıtiann çekıcıliğinı ömekleyen Lestat-Louis (eşcınsel) ılışkısı çerçevesinde gelişiyor. Kaybettı- ği kızının 'eviat acısıyla' oturup yazdığı romanma özvaşamsal öğeler katmadan da edemeyen Anne Rıce, aslında ınancını yitı- rip acı çekmeyı bızzat ısteyen, ah- lakı ıkılem ıçınde kalakalmış, pa- sıf yakışıklı Louıs'nın de kendısı. 'Ağlatan Oyun'la başan kaza- nınca tekrar Hollyvvood'un yolu- nu tutup bu ıddıalı vampir filmı- ne soyunan, trlandalı yönetmen Neil Jordan, türün bıldik kalıpla- nnı, belirgın bır humor'la tersıne çevırıyor Vampir kahramanlan- mızm görüntülen, aynaya yansı- vor, sarmısaktan ya da haçtan fı- lan hiç etkilenmıyorlar örneğın. Kalbe kazık çakarak vampir öl- dürmekse palavra! Vampirle görûşme Gün ışıgmdan kaçıp sınemaya, karanlık salona gıden (programda Murnau'nun sessız klasıgı 'Sun- rise^afak'la 1988 yapımı 'Tequ- ila Sunrise' var), tavuk, yılan ve fare kanıyla ıhtıyacını görüp ın- sanlara ılışmeyen, yumuşak Lo- uıs'nın gölgesı bıle var! Düşünce- leri okuyan ve kötüyü daha zevk- lı bulan Lestat rolündeki 'mazbut, temiz, dd çocuk 'Tom Cruise'un çabalan görmezden gelınecek gı- bı değılse de, ustasına ruhunu su- nan Louıs'yı oynayan Brad Pitt'ın yetenekleri bir haylı sınırlı dogru- su. Günümüzde çaödaş toplumun gıtgıde 'keskinleşen çelişkileri içinde öne çıkan güç ilişkisinin nıe- taforu" olduğu ılen surulebılecek vampırlik olayını, pahalı. zengin bır Hollyvvood üstün yapımının renkli cılasıyla önümüze süren 'Vampirle Görüşme',yönetmen Neil Jordan'ın kanyeri bakımın- dan 'The Crying Game'ı mumla aratan bır çalışma. Ağır aksak, öz- nellıkten de yoksun bır üslup tut- tûran"Jordan, aslında 'güçhınnn (vampınn) kendi kötülüğünü \e çaresizliğini, güçsüz kurbanıyla paylaşmasından başka bir şey ol- mayan' vampırlik öyküsüne, kafa kanştıncı bır tarzda yaklaşırken, Sightand Sound dergısınde belır- tıldığı gıbı, Lestat'la Louıs (ve kü- çük Claudıa) arasındaki ilışkının doğru dürüst adını koymaktan da kaçınıyor her nedense, vampırle- nn cınselligi yoktur teranesinın ardına sığmarak. Romanın ve senaryonun yaza- n Anne Rıce'ın övgülenne katıl- mak pek olası değil sonuçta. An- cak bu türün ıflah olmaz tıryakı- lenne ya da Tom Cruıse-Brad Pitt gıbı parlak Hollyvvood yakışıklı- lanna tutkun seyırcıye salık ven- lecek cınsten, çarpık ve dennlik- siz, ama albenisı yennde, göste- nşlı ve gözalıcı bır üstün yapım 'Vampirie Görüşme.' Bızce bu vampirle görüşmesenız de»olur.. Seri halde cinayet işleyen ev kadını olur mu? Beiah Aime (Serial Mom) Yönetmen ve senaryo: John Waters ' Kamera: Robert M. Stevens / Müzik: Basil Poledouris / Oyuncular: Kathleen Turner. Sam Waterston. Ricki Lake. Matthevv Lillard, Mink Stole 11994 ABD (WB-Film Pop) Beyoğlu Beyoğlu ve Harbiye As sinemalannda. llk bakışta hamarat. sevecen, saygılı, kusursuz bir evkadını Beverly Suthpin (Kathleen Turner). Sevgi dolu bır eş. kendi halınde sıradan dişçi ko- cası (Sam Waterston) için Erkek delısı, hafifçe tombik kızı ya da (Quentın Taranrıno gibi) videocu- da çalışan. uçuk korku fılmleri tutkunu, genç og- luna habire börekler. çörekler, yemekler yaparak yedirip içiren, kol kanat geren, tam bir anaç tavuk. Günümüz Amerikan toplumundan, tıpik ortadırek aile kadını olarak karşımıza gelen Kathleen Tur- ner'ın gıderek sen halde cinayetler işleyen soguk- kanlı bır katıle dönüşümünü görüntüleyen "Belah Anne-SerialMom'' güldürüsü, bizde pek tanınma- yan Amerikalı yazar-yönetmen John V^âters'ın, za- man zaman ırici, tıksindinci de olabilen, sivn kara mizahını sergileyen, matrak bir eglencelik. Yüreği hilik dolu Beverty'nin kurbanlan Baltımore'da yaşayan, 4 kişılik, sıradan Amen- kan aılesinın temel dıreğı olan. elinden her ış ge- len, çocuklanna. kocasına çok düşkün anne Be- verly, bütünenerjisinı. aılebıreylerinı kötüdurum- da bırakanlan, önceden planlayıp tasarlamaksızın, akla-hayale gelmedık yollardan bir bir öldürmeye vennce birtakım esrarengiz cinayetler peşpeşe bir- binni ızliyoraile çevresinde. Dogal olarak kısa sü- rede bütün kuşkulan üstünde toplayan 'serial kffl- ler' Beverly. gitgide çogalan her öldürme eylemi- nin sonrasında, sanki dızgınlennden boşanıyor, onu sınırlayan kısıtlamalardan kurtulup özgürleşiyor bir sürelığine. Pısınk kocasıyla sevişırken yen gö- ğü ınletiyor örneğin, oğlunun (Matthew Lillard) derrslenne yetennce çalışmayıp başansız oldugunu söylemekten başka günahı olmayan matematik ög- retmenini arabasıyla, son derece sakın ve dehşeten- giz bir şekılde. ezıp öldürmesinin ardından. Adeta içgüdüsel olarak ailesıne, yasalara zarar gelmesıni örılemek amacıyla cinayetler işleyen. yüreği iyilik dolu Beverly'nın kurbanlan, ögretmemn peşi sıra, kızını terk edıp başkasıyla çıkmaya başlayan, arka- "Belah Annc"de, "AteşB Vücudar", "Güllerin Savaşı", "Prizziierin Onuru" ya da "Ptggy Sue* gibi filmlerden hatııianacak, dünün çekici >ildızlan Kathleen Turner'la, Suzanne Somers. dan cığeri bır şömine kanştıncısı demir çubukla şiş- lerup çıkanlarak tuvalette öldürdüğü delikanh, di- şinin dolgusu düştugü ıçın kocasının hafta sonun- da çalışmasına sebep olan. yaşlı bınyle cadaloz ka- nsı, oğlunun çalıştığı v ideo dükkânından aldıgı ka- setlen başa sarmadan lade eden, köpeğıne ayakla- nm yalatmaktan zevk alan. ekran tıryakisi bir bur- juva kadın. vb.'nden ibaret uzun bir liste oluşturâ- caktır gıderek. Tuvaletten çıkarken suyu çekmedi- nız ya da emnıyet kemerinı bağlamadan direksiyon GÖSTERİMDEKİ FİLMLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ •• • • • ••• • • Aslan Kral/ The Lion King Bebek Firarda/ Baby's Day Out/ Patrick R. Johnson Belalı Anne/ Serial Mom/ John VVaters Gecenin Rengi/ Color of Night/ Richard Rush Maske/ The Mask/ Charles Russel! Richıe Rıch/ Donald Petrie Ruhların Evı/ The House of the Spirits/ Bille August Uç Renk: Beyaz/ Krzysztof Kieslovvskı Uçü Birarada/ Threesome/ Andrevv Bergman Vampirle Görüşme/ Intervievv with the Vampire/ N. Jordan başına geçiyorsanız yandınız, aman tonton ev ka- dını Beverly'ye görünmeyin. Kasap çengelinden cinayet aletine dönüşmüş, yaglı bir kuzu budu, sı- radan bir makas ya da pencereden kurbanın üstü- ne fırlatılan bır klima c.hazı. vb. olabıliyor. Be- verly'nin bırbirinden ilginç öldürücü sılahlan. Bü- tün bu cınayetlerin işlendigi sahnelerde perdeyi kaplayan John Waters'ın kara mızahına, sıvri ve keskın hıcvıne kesinlıkle ılgısiz kalmayan seyirci de, zorunlu olarak agzına iliştirdiği gülücüklerle, sürekli müstehzi, seyrermek durumunda kalıyor. " Belah Anne"yi. 1970'lerin başından itibaren eşcinsellere. 'dön- me'lere, 'marjınal'lere ve sokak kültürüne kame- rasını çev irdiğı. yerleşik sisteme ve düzene eleştı- rel bakışlar fırlatan, bagımsız. neşeli, özgün ve yer- gıci filmleriyle sivnlmış, yazar-yönetmen John Waters, ilk kez geçen yıl Cannes Festivah'nde gös- tenlen bu son filmiyle, şimdilik eskiye oranla, da- ha durmuş-oturmuş, olgunlaşmış ve farkh bir sine- macı ızlenimi uyandınyor. Çok sevüen bir halk kahramanı Gerçi yer yer tabanca gibi bir kara mizah örne- ği nıteligi kazanan, yer yer absürd ve çılgınca bir parodi boyutlanna ulaşan "Serial Mom" büyük bir başyapıt olmasa da. en azından medya eleştirisi ko- nusunda şu geçen haftalann olay-filmi, OİKıerSto- ne'un şamatalı, şıddetlı kan gösterisi "'NaturalBonı Killers-Doğuştan Katiller"den çok daha oturaklı ve saygın bir yergi kuşkusuz. John VVaters'ın öz- gün sinemasını "PbKester", "Hairsprey" ya da "CryBaby"gibı filmlerindenbiliptanıyanmerak- lısı ıçin, hiç de bir sürpriz degil"Belalı Anne". Üs- telik \VUliam Burroughs'un yakıştırmasıyla, 'Çöp- lüğün Papası' nıtelemesini gerçekten hak eden, kı- mılennce 'sinir' bulunup değen verilmeyen bu ba- ğımsız sınema ustasının, küçük bütçesini kat kat aşan çaptaki ıronisinı ıçeren "BeJah Anne* > sını, Be- yoglu Beyoğlu Sınemasf nın yenılenmış koltukla- nnda seyretmek de oldukça keyıfli doğrusu Sonun- da yakayı ele verip mahkemelere çıkarak medya- nın yeni yıldızı ve çok sevılen bir halk kahramam halıne getınlıveren mazbut ev kadını-sevecen an- ne Beverly Suthpin rolündeki, yanaklan sarkmış, poposu büyümüş Kathleen Tumer'ın oyunuysa tek kelimeyle görkemlı. Sömestır tatılıne uygun fılm- lerin cırit attığı bu haftanın bizce en iyisi, John Wa- ters'ı tanıtıp sevdırecek nitelıktekı "Belah Anne" güldürüsü özetle. Kaçırmayın. YEDIRENK UGUR KOKDEN Dağlarca'ya Çiçekler Küttür Bakanlığı'nca her yıl verilen "Kültür ve Sanat Bü- yük ödülü"nün bu yılki sahibi Fazıl Hüsnü Dağlarca. Büyük şairimiz, geçen yıl sekseninci yaşını doldurmuş- tu. Bakanlığın bu gecikmiş ödülü, aslında, heryönden sa- hibini bulmuş sayılır. Dağlarca, bir şairi şair yapan gerçek özün sağlam bir karakter olduğuna ınanıyordu. Ayrıca, "karaktersiz şiir de olmaz" dıyordu. Ona göre şiirin ana- yurdu, şiinn doğduğu yer 'insan'Ğ\. Nice şiire imzasını atan şair, sınırlannı belirtmekten çe- kinmemişti. "Insan ne yapsa, neyazsa, ne kadar kitap ya- yımlasa, yaptığı iş bir büyük önsözden başka nedir?" Belki, Dağlarca'ya sayısız ödül verilse bile hepsinin or- tak gerekçesi tek başına bu söz olabilir. Vaktiyle, Orhan Burian, onun için "Pythia" demişti. Delphoi'nin başrahibesi, kâhin Pythia. Kırtsal buhurdanın etkisiyle yan kendınden geçmiş bir durumda, hiç kimse- ye benzemeyen sözler söyleyen bir Dağlarca. "O, şairtik hilâtını Nâzım Hikmet'ten daha büyük bir alçakgönüllülük ve daha büyük azametle giymiş tek şairdir" diyordu Buri- an, 1946'da. Gerçi, o yıllar, Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın birinci dönemi- nin (1935-45) sona erdiğı zaman dilimiydi. Yalın ve des- tansı bir dille gerçekleştırdıği verim: Havaya Çızilen Dün- ya, Çocuk ve Allah, Daha, Çakınn Destanı ve Taş Devri. Askerlıkten ayrılmış bıle olsa, silahını bırakmış değildi. En büyük sılahı da akıl duyariığıydı. "Ben askerim, Türk- çeyi askeherimden öğrendim " demişti. Şiirini de bir kann- ca gibi, deli bir böcek gibi Sıvas'tan ya da Erzurum'dan kalkıp Izmir'e ulaşan genç askerlerin çocukça özlemlerin- den, bakışlarından, sonsuza açılmış hayretlerinden çekip çıkanyordu. Belirli bir geçış sürecinin ardından, 1955'ten başlayıp gü- nümüze ulaşan yeni dönemının boy verdiğine tanık olu- ruz. Artık, şiiri koklayarak bulmaktadır şair -kendi terimle- riyle. Öte yandan, Dağlarca, "Karşı-Dağlarca"y\ doğur- muştur sanki. "Insan, ancak öğretilerden dışan çıktığı za- man şiıryazabilir" der. Ona göre "Şairter, önce doğaya kar- şı, sonra topluma karşı 'Hayır!, diyen insanlardır." "Usla, yürekle büyümüş gündüzler geceye karşı." O halde, Dağlarca'nın gözünde "sözcük, insan başkal- dınsının ta kendisıydi." "Karşı yaşamak" da buydu zaten onun kafasında. Kültür Bakanlığı'nın ödülünden önce, devlet ona hiç yak- laşmadı mı? Elbet, yaklaştı; zaman zaman aradı büyük şa- iri. Sözgelimi, Asılmış isımli şıiri Varlık'ta yayımlandığı za- man. Suçlandı, sonra aklandı. Bu, Dağlarca'ya 1949'da hak görülmüş "devlet" ödülüydü. Arkasından, Aksaray'da açtığı kitapçı dükkânı dönemin- de cama yapıştırdığı duvar şiirleri nedeniyle birbirini izle- yen uzun süreli soruşturmalar, toplama kararlan, mühür- lemeler geldı. Üzünçlerie yaldızlanmış, süslenmiş, yeni bir ödül. Doğal ki 12 Mart günlerinde, askerlerin eski bir askere hak gördüğü "ödül"u de unutmamalı. Dağlarca'nın on beş askeriik yılı içinde edindiği, parasını ödediği, evde bulun- durma ruhsatını taşıdığı "Kınkkale" için Sağmalcılar Ce- zaevi'nde geçırmek zorunda kaldığı on beş tutuklu gün ödülü. Son olarak -dileyelim, son olsun artık!- Ankara Birinci Ağır Ceza Mahkemesi'ndekı yargılanma. Tüm dergısinde yayımlanan, Türk askerlerınin Amerikan helalarını temizle- mesine karşı çıkan, Ikili Antlaşmalar'ın yükledığı bu zorun- luluktan yakınan şiirinin yargılanması, suçlanması süreci. Yaşamın zengin karmaşası kptnde, nasıl şiirler belirli bk parçayı oluşturmaktaysa birbirini izleyen yıllar içinde ken- dini gösteren "devlet ödülleri" de aynı bütünün bir başka parçası. Dağlarca şiirinin büyüleyici özü, yaşadığı zamanın olan- ca nirengı noktasını birer zengin kabartma gibi kendisine özgü öğelere dönüştürerek Türkçe söze yeni anlamlar ka- zandırdı, kazandırmakta. Uygarlık öncesi bir hava, birtat, sanki onun şiirini şimdiden bir çeşit klasıklik duygusuyla sanp sarmalıyor. "Kişi yaşamının bir biriyle ılişkisiz ya da uzaktan ilişkili panltıları"n\ konu edinen, büyük Divan şaınnin en çok kul- landığı aruz ölçüsüyle yazılmış Şeyh Galib'e Çiçekler (1986) gibi Dağlarca'ya da gönül ve ömür dolusu çiçek- ler!.. Çünkü nasibine sonsuzluklar kanştı, yüreğindeki nurdan. Foiklorik kadın başları ve resim sergisi • Kühür Servisi - Bahkesırlı sanatçı kan-koca Tülin Aksu ve Dr. Yalçın Aksu'nun sergısı. bugün Akbank Bahanye Sanat Galensi AA Salonu'nda açılıvor. Sergıde Tülın Aksu'nun foiklorik kadın başlan ve Dr Yalçın Aksu'nun. bugüne kadar çeşitli ödüller kazanan ve kendi buluşu olan guaj. suluboya ve akrilık boya kullanarak yarattığı eserlen sergilenecek. Sanatçı çıft. bugüne kadar açtıklan sergilerde çeşitli odüller kazandılar. Ayşe Cesup'un resim sergisi açılıyor • Kültür Servisi - Ressam Ayşe Cesur'un sergısı. bugun saat 17.00"de. Bakırköy Beledıye Tiyatrolan Yunus Emre Kültür Merkezı'nde açılıyor. Tablolannda genellıkle dogum. büyüme, beslenme ve insanın doğadaki yeri gibi konulan işleyen Cesur, ele aldığı konulannı dızı tuval ve resim uzennde gelıştiriyor. Cesur'un resim sergısı, 20 şubata kadar açık kalacak. KONFERANS ÜNİVERSİTE OLMALI MI? OLMAMALI MI? Konuşmacı Prof. Dr. Metin Bara Tarıh- 28 Ocak 1995 Cumartesı Saat 15 00 Yer: Galena Konferans Salonu, 4 kat Çağdaş Yaşamı Destekleme Demeği Bakırköy Şubesi Tei. 543 67 09 Program Sunuş: Nur Sağlamer Teşekkür Torenr Derneğımıze yapmış olduklan katkılardan dolayı Ataköy Resim Atötyesi ressamlanna teşekkür. Konferans ÇAĞLA TADI Necdet Tezcan'ın doğa, öğretmenlik, çocuk şiirleri.. Türk Kütüphaneciler Derneği Edirne Şubesi Yayınları NE YAZIYOR BU KADEVLAR Mehmet Aydın, Osmanlıdan günümüze örnekleriyle kadın yazar ve şairlerimizi tanıtıyor. îlke Khabevi Yayınları - ANKARA
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog