Bugünden 1930'a 5,504,049 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 27OCAK1995CUMA 14 KULTUR Onat Kutlar'ın dostlan, 59. doğum gününde Alkazar Sineması'ndaydı Yıldızı hiç sönmeyen bir efsane /zLENİMLER İyi ki doğdun Onat AVDIN ENGtN Merhaba Onat; Öncekigün, evet evet, senin doğum gününde, Alka- zardaydık Kimler mi vardı ? Soru mu bu şimdi ? Hemen herkes ora- daydı. Olmasıgereken ve orada bu- lunma onurunu haketmiş herkes... Gelemeyenler, inan gerçekten gele- medikleri için orada değillerdi. Ör- neğin Yaşar\(Kemal) Ağabey. DGM savcısıyla mı buluşacakmış ne... tyi bir doğum günü şenliği oldu Onat. Tadı, buruk tadı, hâlâ dama- ğımızda. Yazar arkadaşlardan se- ninle "hukuku " en eski olanlarsah- nede "yazar " seni anlathlar. Sonra sinemacılar geldı. Onlar da "sınemacı " senı. Şu bi- zim Adanalı, Alı Özgentürk tutup "Sela 'nın Meyhanesi "nden söz et- mez mi ? Evet. evet "Rahyı açıksat- ttğı için hzdığımız Sela "nın meyha- nesinden... Alkazar 'ın halkonunday- dım. Bir baktım gözlerim dolmuş. Haydaaaaaa anılar, am kesitlen gözyaşlanndan hızlı akmaya başla- dılar. Frankfurt 'ta. ayazpaşanın kol- gezdiği o Orta Avrupa kentinde el- ma şekeri yalayarak ızlenen sirk ör- neğin. Ben bir siyasi göçmen. sen, senin deyiminle bir "müebbet göçmen ". Yapdacağın en iyisini yapıp gittiği- miz sirk Küçücük çocukların ara- sında ikı koca herif lkisi de kel. Son- ra Rus patyaçonun çocuklara öğü- dü: - Ağlarsanız gözyaşt akar. Göz- yaşı akarsa bovalar akar. Öyleyse dilınizle üst damağınızı gtdtklayın. Baktmız kesmedi gözyaşlannızı, ıs- lıkçalın. Böyle, şimdi yaptığımgibi, ses çıkarmâdan ıshk çalm. Bıçakgi- bi kesilir gözyaslan.. Anımsadın mı iki kişi ıshk çalar gibiyapışımızı ve sonra da herkesin bize bakmasına yol açan kahkaha- nı: - Ulan yaptığımız saçma Aydın. Ağlamıyoruz ki ıshk çalalım. Önceki akşam, Alkazar'da, taaa balkonda, balkonun en arkalarında genedenedim, habıreıshkçaldım. I- ıhL. Ya Şopov bizi kandırmış va... Yani kesmedi. Zeynep Oralsinema- cılardan sonra Zülfii Livaneli 'yi ça- ğırdı sahneye. "Ay bu adam gene kendi reklamım mı yapacak? " diye homurdananlar oldu. Livaneli ya- nılttı onlan. Hiç enstrüman kullan- madan, tok bir sesle ve pek duygu- lu, türküsöyledi: "Yiğidimaslanım" dedi, "Yiğidim aslanım burda yatı- yor". Gene ıslık çalmayı denedim. Bak Onat, inan banao Şopovyalancımn telaymis. Sonra baktım bir ara Sezen Aksu çıktı sahneye. Ne ağlamaklı. ne ke- yifli, öyle, dümdüz, yalın bir sesle. "Şarkı söylemeye geldim" dedi. "Onat için şarh söylemeye.." Atil- la Özdemiroğlu keman çalmayagel- miş, Levent Yüksel gitar. Orhan Topçuoglu da vurmah bir saz kul- landı. tki şarkı söylediler. Şu "FM'lerde duymadığımız türden, "Haftanın Hitîeri" arasına girme- yen türden iki şarh. Sesstce indiler sonra sahneden. Çokgüzel oldu canım doğum gü- nün Onat, çokşanh oldu. Yani inan- mayacaksın ama konuşanıyla, söy- leyeniyle, dinleyeniyle, seyredeniyle pek güzel kuüadık doğum gününü. Hatta az biraz hskandım mı ne ? Kentin hatta ülkenin en seçkin ay- dınlan neredeyse eksiksiz doğum günündeydi oğlum. Nastl hskan- mam!.. Annen de konuştu. Fıstık ağaçla- nnın gölgesinde ve portakal çiçeği kokan bahçelerde geçen çocuklu- ğundan sözetti. Sonra gene ıshk çal- ma çabası, gene Şopov... İyi kidoğdun Onat. Doğumgünün kuilu oldu. Kültür Servisi - "Bizi anan son kişi hayatta oldukça yaşamay a devam edeceğjz." 25 ocak, bombalı saldın sonucu aramızdan aynlan Onat Kut- lar'ın doğum günüydü ve dostlan, Jean-Paul Sartre'ın yukandaki söz- lerinı doğrularcasına biraradaydılar. Onat Kutlar da yazdıklanyla sinema- ya ve Türk sanat dünyasına katkıla- nyla yüreklerde bıraktığı derin izler- le capcanlı oradaydı. Gecenin sunuculuğunu üstlenen ZeynepOnü bu programı hazırlarken hep gülümsemeye çahştıklannı, an- cak bunun çok zor olduğunu belirte- rek ilk sözü yazann annesine verdi. Kutlar'ın portakal bahçelen içinde bir evde doğduğunu, çok güzel bir çocukluk geçirdiğini anlatan annesi, oğlunun tüm sevenlerine teşekkür ederken sahnede arkadaşlan Adatet Ağaoğiu, Füruzan, Cevat Çapan. Fe- rit Edgü ve Fethi Naci yerlerini aldı- lar. Adalet Ağaoğiu, Kutlar'ın PabJo Nenıda'dan alıntıladığı "Yörgunum İnsan Olmaktan" sözüne şu yanıtı verdi: "An Onat, sen yorgun oisaydın ne işin vardı o akşam Taksim'de? Ve sen yorgun oisaydın, biz bu akşam burada toplanır mıydık? tyi ki ara- mızdasın." "Türkiye öyle bir yer oldu ki, yal- nız ölümler bizi bir araya getiriyor" diyen Fethi Naci ise yazann "Bahar İsyancıdır" adlı kitabı için yazdığı yazıdan bir bölüm okudu. Füruzan, sözlerine, "İnanılmazdeğerlibirya- zan kaybettik" diye başladı, ama "Kav bettik" demek istemiyordu: "Sürekliliği sağlayabiliriz, onu tekrar tekrar okuyarakT Ardından Işık Yenersu'nun sesi kapladı salonu. Onat Kutlar'ın şiiriy- di okuduğu; "Bir Soru".» "Ne kakü, ne kaMı bizden geriye". "Çok şey kaldı" diye söz aldı Ce- vat Çapan: "Kalan şeyler yaşayabile- cek şeyler. Onat'la birlikte olduğu- muz yıllarda bizim hayatımızı hep zenginleştirdi. güzelleştirdL insanlaş- tırdı. Şiiıîeri Fransızcaya çevrildiğin- de dinieyenlerin tüv leri ürperdi. Şiir- de yarattığı güzellikler bütün yazdık- lannda. yaşadıklannda ortaya (,'ikj- yor. Guzellik, kalıcı bir güzeink." Onu hep gülen yüzüyle hatırlamak isteyen Ferit Edgü ise Onat Kutlar'ın Kemanını kaybedip une Sezen Aksu, Onat KuÜar için şarkı söyledi; Ali Özgentürk, Erden KıraJ, Ömer Kavur ve Vecdi Sayar onu anlaitı. yapıtını, "yanm kalmış bir yapıt" olarak nitelendirdi' "Ama unurma- mak gerekir kl ilk gençliğinden beri ha> ranük duyduğu Kafka'nın yapıb da yanm kalinış bir yapıttar." Demir Özlii'nün sesi ise çok uzak- lardan, taa Paris'ten bir mektup ile gelmişti. "Onat'a rastlayan bomba parçalan, hepimizin ölüm ilanıdır. Arok kayb«decek bir şey kalmamış- nr." Yazar dostlan yerlerine geçerken, Zülfu Livaneli yüreklere işleyen şar- kısı "Yiğidiın Asianunn ı söyledi. Zeynep Oral ise hep onun sözleriyle sesleniyordu dostlanna. Denemele- rinden, öykülerinden parçalar oku- yordu. Daha sonra Kutlar'ın sinema- cı dostlan aldılar sözü ve bu kez si- nemacı yönünü anlattılar onun. Ömer Kavur, her işinde ona danıştı- ğını söyledi: "Onat'la ilk sinema ça- lışmasını gerçekleştirme onurunu ben yaşadım. Onat onca bilgi dona- nımına rağmen. onca kühüıiü, zeki ounasına rağmen sade ohnayı secmiş- tL Gösterişten uzak, yahn, çok erdem- B bir kişiligi vardı. Önu hepimiz çok özleyeceğiz. Eğer onu yaşatmak isti- yorsak, düşüncelerini, ilkelerini _so- nuna kadar savunmauyız.r> Ali Öz- gentürk için ise "yüdıa hiç sönmeyen bir efsane"ydi Onat Kutlar: "Paüat- tığı büyük bir kahkahanm sonunda ondan gizli bir şey ögrendiğinizi his- sederdiniz, gizli bir şey öğrendiğini de. Hem gizli bir öğretmen hem de gjzli bir öğrenciydi. Bu alcak bomba, Türkiye'in en âltın beyinli, en ahm kalpli insanlanndan birini yok etti. Türkiye. daha da yoksullaşü." Rutkay Aziz bir öyküsüyle andı Onat Kutlar ı. Erden KıraL "Onat, istinat duvarımızd]"dıvordu: "Onu uzaktan yakından tanıyan herkesi çok etkiledi. Onat, şiir gibi adamdu Katiilerinin bulunacağını sanmıyo- rum. Bulunsa da Onat faiü meçhul cinayete kurban gHti. Çünkü Onat efsane oldu." Vecdi Sayar ise "Tek başına bir si- vil toplum örgütüydü" dedi ve ekle- di: "Belki yanm kalmış bir yapıttı, a- ma önemli bir yapıtb. .\rkasuıdan he- pimiz güzel sözJer söylevebiliriz. A- ma bunun fazla bir faydası yok. Onat bizden şunu beküyor: Onun savun- duğu degerlere sahip çıkalım." Isa Çelik de Onat Kutlar'a ilişkın bir dia gösterisi hazırlamıştı. Ama daha önce Sezen Aksu sahneye çıka- rak; Orhan Topçuoglu, Levent Yük- sel ve Atilla Özdemiroğlu eşliğınde ı- ki şarkı söyledi. Onat Kutlar'ın çok sevdiği "Kavaklar" ve Sezen Ak- su'nun içinden gelen "MasaP. Ali Özgentürk, "Onun kendini ya- karakyaşayan sanatçılar kavminden olduğunudüşünürdüm~demıştı Se- zen Akiu da öyle... "Işığa uçar tüm pervaneler / Ateşe giderken ne şa- haneler." kavuştu Kültür Servisi - Onaltı yaşındaki kemancı \anessa- Mae Nichoison, 200 bin poundluk (yaklaşık 13 milyar TL) kemanı çalındıktan sonra, günümüzün en ünlü genç klasik müzikçilerinden biri haline geldi. 1761 yılı yapımı Guadagnini kemanının çalınmasıyla ilgili haberler verilirken; yan Taylandh, yan Singapurlu sanatçı, keman çalarken televizyonda görününce bir anda üne kavuştu. Vanessa-Mae de duruma uygun bir açıklama yaparak kemanının yalnızca bir antika olmadığını. onunla arasmda, özel bir ilişki olduğunu söyledi: Vaşamı aşan bir olgu "Gremlinler fibnindeki şirin ve komik varatıklardan esinlenerek kemamma Gismo adını venmiştim. Kemanımın çalındıgı sabah, sanki evcil hayvanun ölmuş gibi hissettim." Nicholson'ın bağlı olduğu ajansın yetkilileri. çaluıan kemanın satılmasını engellemek için, müzayede salonlan ve aracılarla ilişkiye geçtı. Yapılan açıklamalarda, Nicholsonın Bach'ın Toccata ve Füg'ünü yorumladıgı EMf plak şirketi tarafindan yayımlanan 'singk'ından söz edilmesı. Nicholson'a, kendisini tanıyan bir avuç klasik müziksever dışmda da pek çok hayTan kazandırdı. Genç sanatçının yeteneği ise tartışılmıyor. Kraliyet Müzik Okulu'nun eski yöneticisi Mkhael Gough Matthevvs'a göre o."üpkı Mozart ve Mendelssohn gibi, yaşuıı aşan bir olgunluğa sahip". İstanbul Devlet Tiyatrosu, Behiç Ak'ın 'Bina' adlı oyununu Birim Tiyatro'da sahneliyor Kamksannuş işlev karmaşası..•GAMZE VAR1M Bir bina düşünün... Spor salonu olarak ınşa edilmiş olsun. Ancak iki yöneticisinin ıcraatlan dogrultusunda akşamlan burada düğünler yapılsın, pinpon oyunu sırasında kaybolan top- lar daha sonra havuzda bulunsun. gra- fıkerler köfte yapsın. telefonlara gü- nün bellı saatlerinde radyo ve telev iz- yon kanallan kanşsın, soyunma oda- lannın bir kısmı iptal ediürken bir IÜS- mı isteyene kıralansın, oturma salo- nu, insanlar sabahtan akşama dek otu- ruyorlardıve kilıtli tutulsun. kitaplık. herkes doluşup bir şeylerokuyor. öğ- rencilerödevlenni yapmaya gidiyor- lar diye kapatılsın. tuvaletler iptal edilsin, klozetler sökülüp içlen dol- durularak taburelere dönüştürülsün. Kısacası, bir bınantn, mesleklerin, mekânlann ve eşyalann, hemen her şeyin işlevinin başka bir şeye dönüş- türüldüğü bir karmaşayla karşı karşı- ya olalım. Üstelik bütün bu işlev kar- maşasj, binanın miman dişında her- kes tarafindan doğal karşılansın... Gazetemiz çizerlerinden Behiç Ak'ın Kültür Bakanlığı tarafindan açılan yanşmada ödül alan ilk oyunu 'Bina'dan söz ediyoruz. Ak, böyle bi- nalann içinde çok bulunmuş, yöneri- cilenyle karşılaşmış. Bu oyun belki de bütün o binalann bıleşkesi. "So- nuçta ortaya bir mekân kullanımıyla, bir mekânı oluşrurmak ve gelişitir- mekle ilgili, insanlann oluşturmadığı, kendi kendinc oluşan ve hiçbir biçim- de (am olarak tanımlanamavan bir anlavış çıkıyor. O anlayişı sergilemeye çalışOm" dıyor Ak. Behiç Ak, oyundaki tek tasanmcı- Kültür Bakanugı'run Oyun Yanşması'nda ödül alan 'Bina'yı Özgür Yahm yönetti. (DEVRİM BARAN) nın, bıkıp usanmadan binanın asıl iş- levini yineleyipdurduğu için konfor- mist gibi görünen mimar olduğunu vurguluyor. Açmaza giren bina, belir- siz bir yazgıya doğru gidiyor. Yöne- ticileri bu yüzden miman çağınp. onu ikna ermeye çalışıyorlar. Ama neye ikna ermek ıstediklerini onlar da bil- miyorlar. Ak, "Birilerini hiç bilmedi- ğimiz bir duruma ikna ermeye çaüş- ma atmosferini belki bazen biz de va- şıyonız. Oyun şöyle bir hale dönfişü- yon Sanki miman ikna ederlerse, o- lay hallolacak gibi. tşlevi kaybolmuş binada başka bir rür işlev var aslında. Hayat onu bir şekilde doldunnuş" dı- yor. İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafin- dan sahnelenen oyunun yönetmenı Özgür Yahm. Bu oyunla ilk yönet- menlik denemesini gerçekleştiren Ya- hm. 'Bina'yı aşın defonnasyona uğ- ramaktan dolayı işlevini ve anlamını yitirrniş, ne olduğu artık belli olma- yan bir mekân olarak düşündüklerini behrtiyor: "Bir deformasjon varsa ortada, vaşamın her boyutuna geçi- yor. Bu ovunda beni en çok ilgilendi- ren şey, insanlann bu deformasvon içinde nasıl yer akhklan, bunu nasıl kaıuksadıklan ve kanıksadıklan şeyi kendilerine göre nasıl rasvonauze et- tikleri, oyun kişisi olarak nasıl tepki- ler gosterdikleri. Ben bunlan sahne üzerinde bir hayata dönüştürmeyeça- hşüm". Bu deformasyonu kanıksayama- yanlar bir pürüz olarak kalıyorlar. Oyundaki tek pürüz de mımar. Çün- kü yapılan icraatlann doğru olmadı- ğını söyleyen tek kişi o. 'Bina'yla herhangi bir şey simge- lemeye çalışmadıklannı belirten Ya- lım'a göre, yaşam çeşitli yönlendir- melerle, biriİerinin verdiği kararlarla birtakım yollara giriyor. Bu yollan da insanlar bir süre sonra kanıksayıp "Evet, hayat bn" diyorlar. Yaşamda pek çok şeye para açısından bakıldı- ğında, her şey kolayca ekonomik fay- da getirecek şekle dönüştürülebiliyor. Ama bu süreçte pek çok şey anlamı- nı yiririyor. 'Bu tek boyutlulaşma in- sanı epev yoksullaşanyor. Pek çok an- lamı. hatta yaşama sevincini ortadan kakurabilivor. Fakat bütün bunlann olabilmesi için insanlann bunu kamk- saması gerivor. Bu kabullenme benim için bu oyunda daha önenıliv di" dıyor Yalım. ' Ona göre kültürün içinde belli bir yeri olan, belli bir amaçla var olagel- miş bir yanını, tek boyutlu bir bakış açısıyla başka işlevlere çekmek aynı zamanda kültürün o boyutunu yok et- mek demek. Türkiye'nin ekonomisi sıkışık diye tutup operanın bütçesi- nin şak diye kesilmesini örnek olarak gösteriyor buna. Oyıında Taner BirseL Zafer Algöz, Ayşe Tunabov lu. Yeşim Kızuçec, tştar Gökseven. Nihat tleri, Levent Oktem, Alper Develioğlu, Vala Önangüt ve Fuat Onan rol alıyor. 'Bina'' bir ekip çalışması sonucu ortaya çıkmış. Gerçek yanlan olan absürd bir oyun'Bina', Behiç Ak'ın pek çok mekânla ve o mekânlar üzeri- ne düşünen insanlann düşün- celeriyle ilgili günlüğüne yaz- dığı notlardan, uzun süre bellı düşüncelenn bazı şeyleri da- yatması sonucu oluşmuş. 12- 13 yıldır oyun yazmaya çalışan Ak, "Bina ilk defa başardığunı düşündüğüm bir oyun oldu" diyor. - Oyundaki Bina'v ı artık ku- rumlan işlemez hale gelmiş, bü- tün sistemleri çökmüş bir top- lumun küçük c\reniolarak dü- şünebilir mijiz? Aslında bir şeyi sembolize etmek için yazılmış bir tekst değil, ama isteyen böyle birta- kım sonuçlar çıkarabilir. Bu tekst kendini anlatmak için ya- zıldı. Bunun çağnşımlan bir- çok insanda farklı olacaktır. - 'Bina'nın iki yöneticisi aşa- ğı yukan aynı şevleri söylüyor- lar. Diyaloglan birbirini ta- mamlıyor. Sanki ikiye bölün- müş tek Idşi gibiler.- Bırbırlerini desteklemeye çalışan insanlar onlar. O yüz- • Türkiye'de gerçeklerden yola çıktığında insan zaten absürd bir şey yakalamış oluyor. Çok gerçekçi insanlar bana Türkiye'de son derece sürrealist gelmişlerdir. Ama onlann fikirlerini başka ülkelere taşıdığıruzda katı gerçekçi fikirlerdir. Ister istemez fondaki renge göre sizin attığınız renk değerleniyor. Fonda yeşil varsa, attığınız kırmızınm bambaşka bir anlamı var. Eğer fon pembeyse kırmızınm anlamı değişiyor birdenbire. den kendi kimlikleri yokmuş gibi davjanıyorlar. Ama oyun- da izlediğim zaman öyle olma- dığını gördüm. Çok temel şey- ler, ancak yazılabilir, onun dı- şındakiler realizasyon sırasın- da ortaya çıkacaktır. Ayııı diya- loglan kuran iki insan, iki fark- lı kişilik olabilir. Birbirleriyle konuştuklan zaman kendi kim- liklerini konuşuyorlar. Ama oyunun geri kalanında Mi- mar'la konuşuyorlar. Ona kar- şı blok bir kişilik oynayarak, kendi kimlikleri yokmuş gibi davranıyorlar. -Mimar'a nasıl bir işlev yük- lediniz? Mimar, son derece basit bir gerçeği savunuyor. Bir spor sa- lonu, bir yüzme havuzu ve pin- pon masalan var. Doğal olarak öyle olması gerektiğini düşü- nüyor. Fakat hiçbir şeyi değış- tirme gücü yok. - Sonunda Mimar'a pes etti- rryorsunuz? Ben ettirmiyorum. Başka bir ilişki sistemi içinde buluyor kendini ve bu ilişki sistemi içinde devam ediyor. Oyun bit- miyor aslında. - Kurumlarla bir ahp vere- mediginiz var mı? Kurum sözcügünün ıçeriği- nı boşalttığınızda, birtakım in- san ilişkilerinden oluşuyor. Bizde, belki bütün dünyada da eğilim, o ilişkilen gözardı edip o kurumun işlevlerini ön plana çıkannaktır. Bence insanlann ilişkilen bir kurumu belirliyor ve kurumsal olan, gerçek olan o kurumun işlevinden çok, içindeki kurumsallaşmış, belki bir başka düzeyde anlaşılabi- lecek insan ilişkileri. Onlarla dalga geçen bir oyun belki bu. Yani bir mekân içindeki altüst ilişkileri, bir mekânı ele geçir- me, bir başkasının hakkını al- ma veya bir yerde bellı bir sta- tüko kurmak, başkasına göre avantajlı duruma geçmek için belli ittifaklar kurma çabası... - Çizgi karakterleriniz, ken- dikrini çok iyi çözümlemiş ve çok iyi ifade eden kişiler. Oyu- nunuzdaki karakterieri ise pek tanıyamıyoruz. Kendi üzerlerine konuşmu- yorlar. Çizdiğim karakterlerin bir kısmı, kendi üzerlenne ko- nuştuklan için. yani espri ba- zen kendi üzerlerine konuşma- lardan oluştuğu için onlan ta- nıdığımızı varsayıyoruz. Oyu- nun çizdiklerimle birbakış açı- sı olarak belki bir ilişkisi var. Ama temelde pek bir ilişkisi yok. - Oyunun bir yerinde bina- nın iki yöneticisi. salt insanlann ayaklan alışsın diye kitaplığa gjdip hiç hoşlanmadıklan pek çok yapıo okuduklanm anlaö- yorlar. Olumlu bir amaca, yü- rekten inanmaksızın hizmet ediyorlar... Bu, bir şeyin tadını alarak yapıp insanlara anlatmak yeri- ne, insanlan değıştirme fıkri- nin, hayatın kendisinin önünde gitmesi. Bizim toplumun ilginç özelliklerinden biri. Belli in- sanlann motivasyonlan hep böyle inanç ağırlıkJı ve karşı- sındaki değiştirmek, ama ken- disini değiştirmemek üzerine kurulu. - Oyunda bir de saplanulan olan kişiler var. Bir binayı işlevsizleştirme- ye başladığınız zaman, başka bir tür lculvarda, başka tür in- sanlar tarafindan o mekân dol- duruluyor. Oyunun sonu, o tür insanlann gelip aslında binayı bir şekilde ele geçireceğim gösteriyor. Tek saplantısı ho- moseksüel olmadığını iddia et- mek olan bir adam var. Çok yaşlı bir adam, devridaim ma- kinesini buldugunu düşünüyor. Sonuçta, saplantılanrun ötesin- de onlann geldiği bir mekân orası. O mekânda bir hayat var ve o hayata geliyorlar. -Onlann saplantılan vüzün- den bir ara bir sağıriar diyalo- ğu çıkıyor ortaya_ Oradaki hayatta anlaşmak önemli değil. Hiç kimsenin an- latılanı dinlemek veya bir şey anlatmak zorunda kalmadığı bir hayat. Ama o da bir hayat. Bunu sadece sergilemek is- tedim. Kurucular Kurulu Başkanı Leyla Gencer Kültür Servisi - tstanbul Kültür ve Sanat Vakfi, yenitaşındığı Beyoğ- lu Istiklâl Caddesi'ndeki binasında ilk basın toplantısını gerçekleştirdi. tstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Şakir Eczacıba- şı ve Genel Müdür Melih Fereli'nin kahlımıyla gerçekleşen toplantıda, dü- zenlenecek festivaller ve yeni uygulamalar üzerine bilgi verildi. Toplan- tıda; tstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Kurucular Kurulu'nun son toplantı- sında Şakir Eczacıbaşı'nın Yönetim Kurulu karanyla getirdiği öneri üze- rine vakfın kurucular kurulu başkanlığına oybirliğiyle dünyaca ünlü Türk sopranosu Leyla Gencer'in seçildigi açıklandı. Toplantıda aynca; 14. Uluslararası İstanbul Film Festivah'nin 1-16 nisan, 7 Uluslararası tstan- bul Tiyatro Festivali'nin 22 mayıs - 4 hazıran. 23. Uluslararası tstanbul Müzik Festivali'nin 20 hazıran - 16 temmuz. 2. Uluslararası İstanbul Caz Festivali'nin 1-15 temmuz, 4. Uluslararası İstanbul Bienali'nin ise 16 Ekim - 9 Aralık 1995 tarihleri arasında gerçekleştirileceği belirtildi. 1994 Nisanı'ndan bu yana çalışmaları etkileyen olumsuz ekonomik koşullara karşın nıte- PORTRE / LEYLA GENCER liğinden ödün ver- meksizin etkınlikleri- ni sürdüren vakfın 1995 yıh İstanbul fes- tivalleri için öngörü- len bütçesi 8 milyon dolar. Bu yıl Kültür Bakanlığfnın vakfa katkısı ise yüzde beşi oluşturuyor. Vakfın bütçesi içinde en bü- yük payı sponsor ku- ruluşlardan elde edi- len gelir oluşturuyor. Bu nedenle İstanbul Kültür ve Sanat Vak- fı, 1995 yılı sponsor- luk programında da önemli yenilikler ya- parak vakıf bünyesin- de, Ömür Boz- kurt'un başkanlığına atandığı Sponsorluk Yönetmeliği progra- mını oluşturdu. Ku- rumsal sponsorluk, festival sponsorluğu, bölüm ve gösteri sponsorluğu katego- rilerinden oluşan sponsorluk programı- nın yanı sıra geçen yıl başlatılan İstanbul festivalleri "Destek Programı Üyeliği'' bu yıl da sürdürülecek. Toplantıda konu- şan Şakir Eczacıbaşı, 23 yıl boyunca vakfın başkanlığını yapan Nejat Eczacıbaşı'nın ardından, bir yıl son- ra trajik bir biçımde Onat Kutlar'ı kaybetmenin acısını yaşadıklannı belirtti. Onat Kutlar'ın çok sevecen bir insan olduğunu. onunla 20 yıl birlikte çahştığını dile ge- tiren Eczacıbaşı; "O, toplumuna katluda bulunan bir kişiydi En büyük korkusu terördü. Herkesin kaybettiği tek oyunun terör olduğunu söyler- di. Terör içinde olduğunu dile getirirdi. Ve terör onu aramızdan aldı. Onun gibileri bırakın Türkiye'yi, dünyada da çok zor yetişir, bu yüzden onu çok arayacağız'' dedi. Istanbul'u bir kültür başkenti haline getirmeyi amaçladıklannı söyle- yen Eczacıbaşı, İstanbul'un çeşitli uygarlıklann bir arada yaşayabildiği- nin en güzel kanıtı olduğunu vurguladı. Her kurumun festivalleri destek- lemesi gerektiğine inandıklannı söyleyen Eczacıbaşı, düzenledikleri et- kinliklerin özel kuruluşlann yardımıyla yaşayacağına ve böylece özerk kalabileceklerine değindi. Melih Fereli de, festivallerin Türkiye'nin tanıtımı için çok önemli ol- duğunu söyledi. Yabancı basında da festivallerin, Türkiye'nin yüz akı olarak değerlendirildigini vurgulayan Fereli, medyanın sürekli vakfın ya- nında yer almasınmın kendilen için çok önemli olduğunu belirtti. Callas. Sutherland ve CabaOe ile beraber "Donizetti Rönesansı"nı gerçekleştiren dört sopranodan biri olan Leyla Gencer bugün sadece Donizetti rolleri ile değil, aynı zamanda Bellini, Rossini ve Verdi rolleri ile de genç nesle örnek gösterilen bir Dıva. Dünyanın en ünlü opera evi olan Milano La Scala Tiyatrosu nda sahneye çıkan ve bu başansını tam 25 yıl sürdüren ünlü Diva, yarattığı Donizetti kişilikleri ile opera dünyasının sayılı isirnleri arasına girdi. La Scala'da Callas'tan sonra Norma operasını söyleme başansını gösteren ve başta ünlü şef Arturo Toseanini'nin eşi olmak üzere ayakta alkışlanan sanatçı, sadece ltalyan bel canto repertuvannı değil, aynı zamanda Mozart'ın ünlü soprano partilerini de yorumladı.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog