Bugünden 1930'a 5,503,932 adet makale



Katalog


«
»

25 OCAK1995 ÇARŞAMBA CUMHURİYET SAYFA KULTUR 15 ÎDSO'dan Debussy-Ravel programıEVİN İLYASOĞLU Polonyalı şef TadeuszStnıga- la, yıllardır orkestralanmızı yö- neten en önemli konuk şeflerden biridir. Orkestradan aynı eseri kaç kez dinlemış olsak da Stru- gala'nın çalıştırdığı hafta mutla- ka yenı bir pınltı, yeni renkler duyartz. Ve kuşkusuz nice solis- timiz onun eşliğınde çalabilmek için can atar. Keşke koşullar el verse de Strugala gibi değerli bır şefi mevsim boyunca biraz daha sık konuk edebilsek. Sanatçı, bu hafta sonu tstanbul Devlet Sen- fonı Orkestrasi'nda Debussy ve Ravel gibi yirmınci yüzyıl başın- dan iki Fransız bestecinin yapıt- lannı yönetti. _ Debussy'ninBirKırPerisinin Öğleden Sonrasına Prelüd baş- hklı ızlenımcı çızgılerle ışlenmiş orkestra yapıtı lDSO'nun cu- martesı konsennin en seçkın ese- riydi. Tahta üflemelilerin berrak renklen, yaylı çalgılann sundu- ğu tül perdesi izlenimı, yapıtın başmdan sonuna tüm orkestra- ran bütünlüğü ıçınde kopmayan bıratmosferyaratılmıştı. Maçka Maden Fakültesi'nın G - Amfi- si'nde akustiğin el verdiği ölçü- de 'rafine' seslerle dınledık. Bir Kır Perisinin Öğleden Sonrasına Prelüd başlıklı orkestra ,yapı- tı,Mallanne'nin 1875'te yazd\ğı dizelere dayalıdır. Bu şur. 1876'da ressam Manet'nın re- simlenyle yayımlanmıştır. Bo- ulez'ın 'Yeni miiziğin temel taş- ianndan biri" olarak nıtelediği bu y apıtta düi? dünyasının duyar- lı. buğulu ortamı yansır. Stepha- ne Mallarme'nin şıın, bırorman perisinin erotık düşlenni anlatır Debussy bu şıinn uyandırdığı ız- lenımle, hem kır pensinin yaz sı- cağındaki uykulu ortamını yan- sıtmış hem de şıirin yapısını mü- ziğe aktarmıştır: Giriş \e sonuç- taki düşünceli, uykulu hava. or- Izlenimcilik nedir? Müzikte tlenımcilik ahmının simgesi olan Debussy'nın Prelüdü'nıV dinlerken tlenimcıligin mibık dfınyasındaki yerine bir göz atalım dedik: Resimde ondokıcımcu yûzyıl sonlannda nesnelen kavramdan sıvınp anîık görüntü ızlenimini veren tzknimciük, müzikte de yirminci yüzyıl baslannda etkinlesiı: Monet, Degas, YVhistler ve Renoir gibi izlenimci ressamlann su damlacıklannm ya da bir sis perdesinin ardmdan sunduklan görüntülerin etkisiyle Debussy, RaveL, Faure vb. gibi bestecüer müzikte de benzer bır teknık olıışturdular Bır öyküyü. nesneyı doğrudan betimlemek (tasvir etmek) yerine onun bellekie bıraktığı buğulufclenımıduyururlar. Teknik olarak akoıiann behrsızlik anlatan venı birleşımlerı, egzotık diziler veyoğun kmmatik doku. müzikte izlenimci araçlar olmuştur. hlenimci miiziğin atnacı bır öykü anlatmak değıldir. Yapıta venlen başlığa göre bir ortam yaratmak, bir duyguyu uvandırmak peşindedir. Besteci. özgürce duygulanmak, duyduğunu bağımsızca müziğe aktarmak ve ımgelenn sımrsız boşluğunda dolaşabılmek özlemındedir Tıpki izlenimci ressamlann dar stüdyolan bımhp. tuvallerini kır ortasına taşıyamk smırsızlık aramaları gibi Edebiyat dalmda ise bu arayışm başlıca öncüsiı Marcel Proust'n/r Bir br manzarasmm yazarda uyandırdığı ızlenımi betimlerken ressamm tablosuna ışık ve renkieri aktarması gibi bir tekniğı edebıyata uyariar Ressam, ısığın özünü kavramak için onu parçacıklara böler. Müzikte izlenimci tekniği işleyen bestecüer de sesı oluşturan öğeleri temele indirgeyıp. akoriart parçalavarak, yeni bır çözümlemeye giderler. Debussy 'bötünmüş dörtlü' tekniği ile en küçük ses titreşimine dek vanrken resımdekı fragmantasvon teknigine koşut biryöntem ızler. izlenimci alamda ressamm safrenk arayışı, bestecinin safses, tam ses (lonjuste) arayışına koşuttur. Edebiyatta ise Flaubert'/o tam sözcüğü'anny/ sanat dallan arasında bu dönemdekı ethleşimi sergıler tabölümdekı tutkuludoku, şiinn anlatım temposuna eşıttir. Flüt. arabesk üslupta, kroma- tık bır dızi ıle Tır Tannsı Fa- unus'u simgeleyen temalan ça- lar. Faunus, Roma mıtolojisınin en eski tannlanndan bıri olarak bilinir. Sonradan Yunan mıtolo- jisindeki Kır Tannsı Pan'a ben- zetilmıştir. Onca romantik ortamda De- bussy'nin bu öncü atılımı nere- deyse yedincı yüzyıldan beri sü- regelen armonık ilişkilerin bır- leştiricı niteliğine son vermiş, yeni yüzyıla yenı bır müzik dili- nin kapılannı açmıştır. Fokine'ın koregrafisınde bale olarak ilk kez Diaghilev kumpanyası tara- fından 1912'de Pans'te sahne- lenmış ve Faunus rolünü Ni- jinsky oynamıştır Strugala yönetimindeki or- kestra daha sonra Ravel'in Ispan- yol müziğı etkısinde iki yapıtını, Sol Majör Piyano Konçerto- su'nu ve ünlü Bolero'sunu sun- du. Konçertoda piyanist Yeşim Gökalp'i dinledik. 1966doğum- lu piyanistımız iki yıl önce dın- lediğımize göre biraz daha yol katetmiş.. Yorumculann kendile- rine özgü üsluba erişmeleri za- man alan bır mesele. Bu üsluba varana kadar teknik zorluklar ye- nılse de tuşlann ötesinde bir yer- lerde gızlenen bestecinin karak- terini yakalamak, her müzik ça- ğının kendıne özgü deyişini sın- dırmek gibi evrelergeçiliyor. Ra- vel'in konçertosundaki tılsım. yeni bır çağa başlamanın coşku- sunda: cazdan yararlanmasında; gizemli ispanyol şarkısında ve pınltılar dolu, net bir artıkülas- yon gerektiren piyano yazısında yatıyor. Önümüzdekı yıllarda Yeşım Gökalp'i bu evreleri aş- mış bır piyanist olarak dinleme- yı dıleriz. Müzik tanhınde baştan sona ses düzeyinın tıımanarak doruğa erdiği 'en büyük crescendo' ola- rak bilinen Bolero, konsenn son yapıtıydı. lyı çalındığı zaman bellı bir ivmeye kaptırmanın ver- dığı trans hali ile keyıflı bır ya- pıt Bolero. Ancak üfleme ve vur- ma çalgılann kesın tempoyu dengelemesi; sololann temiz ve müzıkal olması; küçücük bir kı- vılcımla başlayıp doruklara tır- manan ses düzeyıni her çalgı grubunun aynı derecede yüksel- tebılrne hünen bu yapıtın gerek- çeleri. lDSO'nun koşullan, or- kestra üyelennın mekân değisjk- liği nedenıyle bezgin olması ve yetennce çalışma zamanı olma- yışı belli kı artık icrayı da lyice etkilemeye başladı. Stamitz Dörtiüsü Cemal Reşit Rey Salonu'nun Oda Müziğı dızılen arasındayer alan Stamitz Dörtlüsü'nün kon- sen, bır dısıplınlı çalışma örne- ğiydı. Oda müziğı yapmanın en önemli hüneri olan bir arada so- luk alıp veren ve birbirinı çok iyi dinleyerek çalan, seçkin bir top- luluk. Özellikle Janacekve Sme- tana dörtlüleri gibi her zaman duymaya alışık olmadığımız ya- pıtlarda son derece etkileyıci bir yorum ortaya koydular. Bu top- luluğu önümüzdekı yıllarda da dinlemeyi umanz. ABD'de başardı bir Türk balerin N.RANAEVCtM Atatürk Türkıyesı'ni dünyaya başanyla tanıtan bale sanatçılan, sayı ve niteİık bakımından hiç de azımsanmayacak bır yer tutuyorlar. Işte bu başarılı sanatçılanmızdan bın bu hafta lstanbul'da EHsa Mon- te Dans Topluluğu ıle bırhkte dansedecek Bu sanat dalını seçışının ilginç öyküsünü Zejnep Tanbav'ın kendisınden öğrendık Çocukluk dönemını ya\ aş yavaş. gende bırakmak- ta olan yaramaz ve mahcup bır kızvocuğu kerdisını bale dersine götürmek ısteyen annesıne. aglayarak karşı koymak ıstemıştı. Bütün yakınmalanna rağ- men, saçlan sıkıca topuz yapıldı ve Ankara'dakı Ku- ğuBaleOkulu'nagötürüldü- "Oidukçahasarıbirkız- dım. Arkadaşlanmla macera olsun di\e gizli gizü se- farethanenin bahçesine girerdik. O çocuklar beıû saçlanm topuz>apıl- mış. cici kız kılıgında görecek diye ödüm kopmuştu. Ama bale dersi- ne girer girmez düşüncelerim ta- mamen degişti. hemen o anda ba- lerin olma}a karar \erdim.~ ba aldılar. Aynca Ahin Aile>, Cteu'land Bale w San Francisco Bale okullanndan burslar kazandım._ Ahin Aile\ kısa bir süre önce Lluslararası tstan- bul Festivali'ne katılmış. İstanbul'u unutamamıştı. Benim Türk olduğumu öğrenince son derece ilgilen- di. Beni bemen Alv ın Aıley 3" grubuna profesyonel dansçı olarak almak istedi. Ama o günlerde New Nbrk'ta >eşil kart almam çok 2»rdu. Galiba. ben de hemen moderne geçmek istemedim. point givmek, klasik bate yaptnak isti>ordum.*" Ne» York'ta bır Türlt-balennın yeşıl kart alması zor olsa bıle Zeynep. Mınnesota'da o kadar da zor- lanmamış ve 1983 yılında Minnesota Dance Theat- re'da solıst olarak dans etmeye başlamış. Kısa süre sonra da başdansçı olmuş. Hem klasik. hem çağdaş. baleeserlennındansedıldığı butopluluktaLmceHo- olmuştu. Galiba hocalık içimde varmış. bu işi her za- man yaparnuşcasına, hiç zorlanmadım.'" Türkiye'ye geri dönmekte kararü Geçırdigı sakatlıktan sonra klasik baleye gen dö- nemeyeceğıni anlayan Zeynep Tanbay için en çekı- cı çözüm modem danstı, kuşkusuz. Bu alanda uz- manlaşmış olan bütün topluluklar New York'ta yer aldığından. bu şehre yerleşmiş ve modern topluluk- lann derslenne gırmeye başlamış. Bır gün Paul Ta>- lor'ın okulunda bırders sırasında Paul Ta> lor onu ya- nına çağırmış. "Bana çok özel bir fiziğim olduğunu sö>ledive kendi okulunda burslu olarak okuma\ı ka- buledipedemeşeceğimi sordu. Ben 27 yaşımda>ım di- ye itiraz edeceküldunı, ama modernde>aş konusu çok daha esnek. 1.5 \ıl Paul Ta>lor'da çahştım. A>iu za- etmeden önce onlart uzun uzun ele^tirdim. Şu anda hâlâ 1. ve 2. sınıflara ders vcri\orum. Orada büyük sınıflar. küçüklerin derslenne isterlerse girebilirler. Benim dersİerimedeson sınıflardan gelen çoko)u>or." Zeynep Tanbay, bir gün mutlaka Türkıye'ye gen dönmekte kararlı: "Bazen Türkive'ye gefip okul aç- mak, koregraf olarak topluluk kurmak gibi ha>aller kuruyorum. Biliyorum. ekonomik açıdan bu bir ha- yaL Ama insan bildiğini aktarmak istiyor. Hayalkri- mi kesinlikle Amerika'da gerçekleştirraem. Orada bir bale okuluna, bir toplııluğa daha gereksinim yok. burada >ar."Hazır Turkıyeve gelmı^ken bazı gın- şımlerde bulunan Zeynep Tanbay, önümüzdekı haf- talarda son derece sevındıncı çalışmalar yapacak. Önce Ankara'da Modern Dans Topluluğu'nda üç haf- talık bır l worksbop*gerçekleştırecek ve onlann tem- ğ aıulanm voktu Kuğu Bale Okulu, Ankara'da kon&ervatuvar öğrenc\sı olmavan gençlere de bale eğitimı alma şan- sınm yaratılması bakımından önemli bır dönemın başlangıcını belırlemıştı Zeynep Tanbay'ın sa- natsever annesı ve babası gıbı pek çok velı, çocuğunun genel kültürü- nün gelışmesı ıçın bale ve piyano eğıtımını gereklı görüyordu. Ozel- lıkle, dönemın bale sanatçılanndan Suna Uğur, Zeynep"tekı yeteneğı keşfettıkten sonra bale okulunun yolunu tutmak, Zeynep için artık kaçınılmaz olmuştu. Zeynep Tan- bay, orta ve lıse eğitımmı Fransız Kültür Merkezı'nm Fransız Lıse- sı'nde gördü. 12.5 yaşında haftada bır gün gıtmeye başladığı bale derslen. hocalan Tenasüp Onat v e Sait Sökmen'ın de teşv ık etmesıyle Elisa Monte Dans Topluluğu\la dans eden Zeynep Tanbay; Modern Dans Topluluğu ile de Ankara'da bir workshop gerçeldeştirecek. gıttıkçe sıklaştı. 15 yaşında^ artık ulton. Balanchine, Glen Tetley gibi koregraflann daher gün bale dersı alıyordu. Duygulannı şöyle anla- tiyor."Diğer arkadaslanm benden çok daha küçük yasta baleye başladıklan için geç başlamış olmaktan çok utaıurdım. Onlar çocukluk yaşlannda \nkara Dev let Balesi'nin bazı gösterilerinde sahneye bile çık- nuşlardı. benim gurur duyacağım buna benzer anı- lanm yoktu. Bu konu açıldıgında. hep başka yerlere bakar. bir an önce konunun değişmesini dilerdim.- Bu günlerde baleye çok erken başlamak eskisi kadar önemsenmiyor. Bence 10yaş,gelismis \e bilinçliolmak bakımından çok uygun." Okuia kabul edilmemiş Zeynep Tanbay 'ın yaşamındakı belirleyicı olaylar- dan bın de Sulamith Messerer'ın Kuğu Bale Oku- lu'nda bale derslen vermeye baş- laması olmuş. Madam Messerer. Zeynep'in mutlaka balenn olması gerektığıne öyle inanmış kı, Ame- ricanBaUetTheatre'ın okuluna ho- ca olduğu zaman, annesıne bır mektup yazarak kızını mutlaka Amenka'dakı bu okula getırmesı ıçın ısrar ermış:"'Bence bu aşama- da babam, ağzımın payını alayim diye gjtmeme destek oldu. Vani. oraya gidince bale sanaünın dünya çapındaki boyutlaruu kmrayarak gerçek dışı hayaDerden kurtulaca- gımı düşünmüşrü... Zatcn Türki- ye'deki sanatçüann birçoğu, asla balerin olamayacak kadar uzun boy lu olduğumu iddia ediyorlardı. Kısacası Madam Messerer, beni Amerika'ya çağırarak hayaumın akı^nı değiştirdi." Ne yazık kı, o zaman 19 yaşında olan Zeynep, ya- şı büyük olduğu ıçın ABT okulu- na kabul edilmemiş. Ama Amen- kaMa okuilar ve seçenekler çok. Joflrey BakOkulu'na yapılan baş- vuruolumlukarşılanmış. "Hocala- nm Tenasüp Onat ve Sait Sök- men'in bana ne kadar sağlam bir temel kazandırdıklannı orada an- btdım. Kısa zamanda beni ileri gru- eserlennde rol almış. Zeynep Tanbay" ın kanyennde- kı bu başanlı dönem ayağındakı üzücü bır sakatlık dolayısıyla umulmadık bır anda kesıntıye uğramış: "Birbuçuk yıl kadar sahneden uzak kalmak bana son derece zor geldi. San Francisco'da küçük bir top- lulukta point giymemek şartıyla yeniden dansetme- ye başladım. Oameliyattan sonra, bir daha hiçbir za- man parmak ucunda dansermedim." Bu sakatlık. Zeynep" ın bır yeteneğını daha keşfetmesı ıçın bır fır- sat yaratmış. Berkeley Ballet Theatre'da bale hocası bulmak ıçın açılan sınava katılmış ve başanlı olmuş Zeynep Tanbay, dansçılığmın yanı sıra 1986 yılından ben ders de venyor: "Ben çok kolay hoca oldum. Dansçı olarak kendimi kabul ettirmem çok daha zor manda Martha Graham'da bir sertifika programını bitirdim. Bir yandan da birkaç koregrafın eserinde dans ediyordum, çok yorucu bir dönemdi! Bu çaba- lann sonucunda Martha Graham'ın hem toplulu- ğunda dans etmeye, hem de okulunda ders vermeye başladım. Önceleri. bu topluluğa kabul edildiğinı için gerçekten çok gurur duydum, ama oradaki yönetim şekli kesinlikle hoşuma girmedi. Sırf Martha Gra- ham'da dansediyorum diye bazı ilkelerimden ödün vermek istemedim ve aynîdım. Bence oradaki sorun. Graham'ın yerini dolduramayan, onu taklit eden yö- netkilerdi. Her soylenenin harfiyen yerine getirilme- sini bekliyoriardı. Bu anlayış. sanatçı kişiliğe uymaz. Daha sonra yönetimde değişikük oldu. Dian Gray 'in ısranyla hocaolarak geri döndüm. Ama bunu kabul sıllerinde koreografısi kendisme ait olan bır soloyu dansedecek. Daha sonra. tstanbul'da Mımar Sinan Üniversite- sı Bale Bölümü'nde iki hafta ders verecek. Bale eği- tımmde dansçılann özellikle pasıf olmak ve katı dı- sıplıne boyun egmek ıçın yetıştınldığine dıkkat çe- ken sanatçımız, günümüzde bu anlayışın yavaş ya- vaş değışmekte olduğuna ınanıyor. Türkıye'de de Amenka'dakı gıbı bale sanatçılannın sendika kurma- sını ve kendı hakları ıçın mücadele etmeyi başarma- sını dıliyor. "Devamlı çocuk muamelesi gören insan- lann gerçekten sanatçı olması çok zor" dıyen Zeynep Tanbay'a hak vermemek elde değıl. Senı CRR Kon- ser Salonu'nda Elısa Monte ile bırhkte sergileyece- ğin göstende gururla izleyeceğiz Zeynep! Tiyatro Tiyatro dergisi 5. yılındaKültür Servisi- Tiyatro Tiyatro dergisi beşıncı yılına gınyor. Hiçbir kurum ya da kuruluşa bağlı olmaksızın dört yıldır duzenli olarak yayımlanan dergi, beşinci yılmı tspanya'dan ozel olarak davet ettiği Yllana Komedi Grubu'nun gösterileriyle kutlayacak. Efes Pilsen, Başak Sigorta, İspanya Konsoloslugu, Iberia Havayollan ve The Marmara'nın katkılanyla. topluluk 1-2 şubat tarihlerinde Devlet Tiyatrosu Taksim Sahnesı'nde iki özel gösten sunacak Meltenı CumbuPun sunacağı ılk gecede, dergının beşinci yılı nedenıyle hazırladığı ve bundan böyle her yıl düzenlı olarak Türk tiyatrosuna katkılanndan dolayı bır kişi ya da kuruma vermeyı tasarladığı teşekkür plaketleri de sahiplerini bulacak. Şubat 95 sayısı ile 46. sayıya ulaşan, yıllardır tanıtım ve haber ağırlıklı bir yayın politikası sürdüren Tiyatro Tiyatro dergisi, sezon başından itibaren bu unsurlan, inceleme, eleştıri ve kuramsal yazılarla da destekleyerek daha kapsamlı bir tiyatro dergisi niteliğine kavuştu. Genel yayın yönetmenliğini Dikmen Gürün Uçarer'in üstlendıği dergının yönetıcileri hedeflennin tiyatro dünyasına yeni yazarlar ve eleştirmenler kazandırmak. bu alana sürekli olarak katkıda bulunmak olduğunu belırtıyorlar. Dergının beşıncı yıl kutlamalan kapsamında izlemc olanağı bulacağınrfız Yllana Komedi Grubu'nun 'Muu!' adlı oyunu, geçen yıl Istanbul Tiyatro Festivali'nde büyük beğeni kazanmıştı. Topluluk bu kez Avrupa'nın önde gelen tüm festivallerinde sergilediği 'Glub! Glub!' yenı bıroyunla ızleyıci karşısma çıkacak. Bu oyunda. beş denızcinın bir çölde yaşadığı serüvenler konu ediliyor. Henüz çok genç bir topluluk olan Yllana, ilk oyunu 'Muuu!' ıle kısa süre önce Edinburg Fringe Festivali'nde büyük bır çıkış yaptı ve 'muhteşem gençler' olarak ünlenerek, dünyanın belli başlı festivallerinde çağnlı olarak yer almaya başladı. Altı kişiden oluşan Yllana Komedi Grubu. anlatım aracı olarak büyük ölçüde pantomımı kullanıyor DUŞUNCEYE SAYGI MEMET FUAT Çok Satmak Geçenlerde Hilmi Yavuz ıle Duygu Asena'nın televiz- yonda yaptıklan bır söyleşiyı ızlerken, yazarlığa yeni baş- ladığım yıllarda yazdığım bir yazıya Ataç'tan gelen yanıtı anımsadım. 1952'nin Haziran ayıydı. Nerdeyse 43 yıl olu- yor. Bugün de aynı konunun tartışılması ilginç. Anlaşılan bazı konular ne kadar tartışılsa bır çözüme bağlanamıyor. O zaman televizyon yok. Sanatçılar yaprtlannı gazetele- re versinler mi, vermesinler mi, onu tartışıyoruz. Dergılerin en kabadayısı 2500 satmakta, gazeteler ise 100.000... Evet, yanlış okumadınız, yüz bin... Ben sanatçılann yapıtlarını gazetelerde yayımlamalann- dan yanayım: "Birisi için, 'İyi yazardır' dediler mi, 'Ne kadar satılıyor yapıtlan?' diye sonıyorum. Siz belki beğenmediniz, ben pek beğeniyorum bu ölçütü. Bır deneyelim ısterseniz: Esat Mahmut Karakurt deyin bilmeyen gazete okuyu- cusu yok. Sait Faik deyın üniversiteli genç bilmiyor. De- mek ki Esat Mahmut'un, biryazar olarak, Sait Faik'e üs- tün olan bir yanı var. Halk onu okuyor, Refik Halid'/ oku- yor, Peride Celâl'/ okuyor. Biliyonjm, şimdi dudak büke- cek, 'Hangi halk!' diyeceksiniz. 'Liseli kızlar okuyor onla- n.' Keşke öyle olsa. Hem şu liseli kızlar niçin iyi sanatçıla- nn yapıtlannt okumazlar acaba?" (Unutulmuş Yazılar, s. 21) Böyle bır çıkış yapılır da Nurullah Ataç durur mu, he- men yanıtı gelmışti: "Biryazann okuhannı sayalım, çokluğun birüstünlük ol- duğunu kabul edelım, ama yalnız bugün okuyanlan değil, dün okuyanlarla yann okuyacak olanlan da sayalım." Söyledığı çok doğru, ama benim yazarlan, özellikle de toplumsalcı yazarlan kışkırtmak isteyen ölçütümü ortadan kaldınyor. Şöyle yanıtlamıştım: "Bu öyle bır ölçüt ki, hanı bütün öbür ölçütleri ıçine alır. Bir yapıtın yanna kalması, eskimemesi, yüzyıllar boyunca okunması... Benim dediğim başka şey. Çoğunluğun ho- şuna gıtmek ustünlüktür, birçok ölçüt arasında bu da önemli bir ölçüttür, diyorum." (Agy, s. 36) Gelelim kırk üç yıl sonrasına: Kitle iletişim araçlarının böylesine güçlendiği, sıradan sanatçılann bile rekîamcılık yoluyla en yüksekyeriere otur- tulabildiği günümüzde de geçerli olabilir mi bu çok satma ölçütü? Ataç'ın ölçütü başka, o her zaman geçerli... Benim savunduğum çok satma ölçütü ise belki bugün de geçerli, ama sanınm eskisi kadar önemli değil... Bugün kitle iletişim araçlannın destegiyle yapıtlan çok satılan yazarlar, ya da en yüksek yerlere oturtulan sanat- çılar buna elbette seviniyorlardır. Ne var ki içlerinde bir yerde bir kuşku, bir burukluk, nerdeyse bir utanç da taşı- yorlar gibi geliyor bana. Hani biraz üstlerine gitseniz özür dileyecekler. Çünkü çok satmanın ötesinde, hiç sarsılmayan başka ölçütler de var yazarlan değerlendiren. Beğenilmenın sar- hoşluğu içinde de olsa, alttan atta kestirır insan o ölçütle- re göre yennin neresi olduğunu. Kendisınden daha değer- li gördüğü yazarlan aşan bir ilgiyle karşılandığında, bunun sıkıntısını yaşaması doğaldır. Olgun bir insansa yapacağı özeleştirilerle başkaların- dan gelecek tepkıleri önceden karşılayarak bir hoşgörü ha- vası yaratabılir, değılse büsbutün gerginleşıp sanat çevre- leriyle iplerinı koparır. Öbürölçütlenn geçerli olmadığı alan- lara kaçar. Sinema sanatını düşünün: Kitle iletişim araçları en yük- sek yerlere gerçekten çok değerli oyunculan çıkardıklan gibi, aptal sanşınları da çıkarabilıyorlar. Günümüzdeki yozlaşma içinde bile çok satma ölçütü- nü bir yana bırakmak gerektiğine inanmıyorum. Bu da öl- çütler içinde bır ölçüt. Iş öbür ölçütleri iyi işletebilmekte... 07.00-08 30 Sabahın İlk Işıkları 08.30-09 30 Basında Haber 09 30-11 00 Sabahın İlk Işıkları-Devam 1İ.00-13.00 Güneşlı Dakıkalar 13.00-17.00 At Yarışlan (Naklen Yayın) 17.00-20 00 Müzik Kurdu 20.00-24.00 Istekler (Sevgı Çağlayanı) 24.00-07 00 Gecenın Sesi Haber Saatleri: 10.45-11 45-12.45 16.45-18 45-20.45-24.00 FM £7.7 ÇARŞAMBA 08 00 Sabahın Nağmeleri 17.00 Sevdiğinız Sesler, Sevdiğıniz Şarkılar 11.00 Enströmantal 18.00 Fasıl 11.30 Sevgı Bahçesi 19.00 Unutulmayan Sesler 14.00 Gûldeste 20.00 SeçmeEserler 23.00 Sevilen Şarkılar Haber Saatleri: 11 00-12 00-13.00-17.00-18 00-19 00-21 00 , 3İZÜK WUSİKİWİZ.JL. * ^ ~V lill '* " ' " _ * ' * — GİZ KOKAN SUSKUNLUK Mehmet Başaran 30 000(KDV ıçınde) Çıığtld} Yın ınlun TiırktıcıığıCıul 39-41 Caçaloğlu-httmM Ödemeli gönderibnez
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog