Bugünden 1930'a 5,502,890 adet makale



Katalog


«
»

24OCAK1995SALI CUMHURİYET SAYFA HABERLER Der Spiegel dergisine yazdığı yazı nedeniyle Istanbul DGM'ye çıkanlan Yaşar Kemal tutuksuz yargılanacak Yaşar Kemal ifade verdiİstanbu! Haber Servisi - Al- manya'da yayımlanan 'Der Spi- egeP dergisine yazdığı yazı nede- niyle dün, tutuklanması istemiy- le Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne çıkanlan yazar Yaşar Kemal. tutuksuz yargılan- mak üzere serbest bırakıldı Ya- şar Kemal, yaklaşık 2 saat kaldı- gı DGM'den çıkışta. "Mahkeme oltırsa kimin mahkûm olacağı beili olmaz. Ya Türkiye Cumhu- Yaşar Kemal'e destek Suça katıbııa çağrısı tstanbul Haber Servisi - ts- tanbul Devlet Güvenlik Mahke- mesi'nce ifadesi alınan Yaşar Kemal'e destek vermek ıçın bah- çede toplanan aydınlar. herkesı "düşünce suçuna ortak olmay a" davet ettı "Aynı soze veya yazıy a topluca imza atarak' suç' a kaol- raa" çağnsı yapılarak bır metın imzaya açıldı. tstanbul DGM'nin bahçesin- de toplanan ve Yaşar Kemal'e destek veren grubun sözcüsü sa- natçı Şanar Yurdatapan ılk ola- rak "Düşünce Suçu'na Karşı Gi- rişim Çağnsı" başlıklı bır metın okudu. Sözlenne "Yaşar Kemal hakta mı haksız mı" dıye başla- yan sanatçı Şanar Yurdatapan'ın okuduğu çağnda, özellikle aydın kamuoyunun günlerdır bu konu- yu tartıştığı belırtıldi. Yurdatapan, atılacak en somut adımın "Aynı söze veya yaaya topluca imza atarak'suç'a kanJ- mak" olduğunu belırttı. riyeti mahkûm olur ya da ben. Ben mahkûm olursam da Türki- ye Cumhuriyeti iyice mahkûm olur, insanhğın yüzüne baka- maz" dedı. Yazann avukatlan, açılacak davada Yaşar Kemal'ın Türk Ceza Yasası'nın I25'inci maddesi uyannca "bölücülük" suçlamasıyla ıdam cezası iste- mıyle yargtlanabıleceğını söyle- dıler. DGM Savcısı İsaGeyikıse Yaşar Kemal'ın. Terörle Müca- dele Yasası'nın 8'inci maddesi- nin 1 'ınci fıkrası gereğince, 2 ila 5 yıl ağır hapis ve 50 mılyon li- radan 100 milyon lıraya kadar ağır para cezası ıstemiyle yargı- lanmasını talepedeceklenni söy- ledi. tfade \ermek üzere dün 10.30"da DGM'ye çağnlan ya- zar Yaşar Kemal'in gelişınden önce, DGM bahçesinde çok sa- yıda aydın Yaşar Kemal'e destek vermek üzere toplandı. Yaşar Kemal, DGM'ye Zülfü Livaneli, Orhan Pamuk ile avukatlan En- ver Nalbant \e Erkan Pekmezci eşlığınde geldı. Alkışjarla karşı- lanan Yaşar Kemal, hapse girer- se ne yazacağı sorusuna, "Ken- di hayatımı yazacağun. İçinde bu- lunduğum durumu yazacağım. Dahaneyazayımrl yanıtını verdi. İHD Istanbul Şube Başkanı Avu- kat Ercan Kanar ıle çok sayıda avukatın da hazır bulunduğu DGM'de, Yaşar Kemal, ifadesi alınmaküzeresavcı İsaGeyik'ın odasına alındı. Der Spıegel'deki yazısıyla il- gili olarak savcı Isa Geyik tara- fından ifadesi alınan Yaşar Ke- mal, daha sonra "tutuklanmasr istemiyle tstanbul 5 No'lu DGM Yedek Hâkimlığı'ne gönderildi Bu arada Yaşar Kemal hâkım önüne çıkmadan önce Akrüel dergisindeki bir yazı ile ilgili ola- DGM bahçesinde çok sayıda aydın Yaşar KemaJ'e destek vermek üzere toplandı. Yaşar Kemal, DGM'ye Zülfü Livaneli, Orhan Pamukveavukatian eşliğinde geldi. Çok sayıda >erlive)abancıbasınmensubudaduruşma>ıizledL(FotoğYaf: KAAN SACANAK) rak savcı Uğur Saldoğan'a da ıfade verdı. Yaşar Kemal, daha sonra"tu- tuklama" istemiyle mahkeme önüne çıktı. Yaşar Kemal"ın sor- gulanmasından sonra mahkeme, savcılığın tutuklama ıstemını reddeti. Bunun üzerine av^ıkatla- nylabirlıkte DGM'den aynlmak ısteyen Yaşar Kemal, savcı Isa Geyik'in talimatı üzerine DGM Karakolu'na alındı. Avukatlann başvurusu üzerine, savcı îsa Ge- yik'in nöbetçi hâkimin karanna itiraz ettiği, bu itiraz üzerine nö- betçi mahkemenin vereceği ka- rann beklendiği ögrenildı. DGM binasından çıkışta ce\ - resi gazetecılerle sanlan Yaşar Kemal, ifadesıni alan savcıya "Sizin yerinizde olsaydım bu so- nışturmayı açmazdım" dediği- ni, ancak yanıt alamadıgını be- lirtti. Öğleden sonra savcının itira- zını görüşen nöbetçi mahkeme. Yaşar Kemal'in tutuksuz yargı- lanmasına karar verdi. Ünlü ya- zann avukatlanndan Rasim Öz. duruşma sonrasında yaptığı açıklamada, açılacak davada Ya- şar Kemal'in Türk Ceza Yasa- sı'nın 125'inci maddesıne göre 'idam' istemiyle yargılanabile- ceğini belirtti. Savcı Isa Geyık ise Terörle Mücadele Yasasrnın ılgılı maddesi uyannca bırkaç gün içinde dava açılacağını sö> - ledi. TMY'nin 8'incı madde- si'nin 1 'inci fıkrası şöyle: -Hangi yöntem, maksat ve dü- şünceyle olursa olsun. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ülkesi ve milletiyle bölünme/ bütünlü- ğünii bozmayı hedefalan yazılı ve sözlü propaganda ile toplantı, gösteri ve yürüyüş yapılamaz. Yapanlar hakkında 2 vıldan 5 yı- la kadar ağır hapis ve 50 milyon liradan 100 milyon liraya kadar ağır para cezası hükmolunur." İZLENİMLER 'Milyonlarca okurum var yeryüzünde' CELALBAŞLANGIÇ Istanbul Devlet Güvenlik Mahkeme- si'nınbeyazparmaklıklı.ağırdemirka- pısı "trank"diye kapanıyor. Önünde, onlarca kamera, teyp, fotoğ- raf makinesı var. Derair kapıdan dışanya çıkan adamın yüz çizgıleri, granıtten yapılmış bir büst kadar sert. Abartmadan, üzerine fazla basmadan. ama çok da net olan bir tüm- ce söylüyor DGM'nın önündekı adam : "Benim mUyonlarca okurum var yer- yüzünde-"' Türkiye'de kaç kişı onca gazetecının, onca televızyoncunun, onca aydının, teyplerin, kameralann, fotoğraf maki- nelerinin karşısına geçip göğsünü gere gere "Benim milyonlarca okurum var yervüzünde" diyebilir? Örneğin bir emniyet müdürü "Me- murlan coplatıp, üzerlerine kurt köpek- lerini saldırtmamı yeryüzünde milyon- larca insan havranükla izkdi" diyebilir mi ? Yoksa bir savcı mı diyebilir "Dü- şünceyi suç sayan iddianamemi yeryü- zünde milyonlarca kişi begeniyle oku- du." DGM'nın kapısının önüne çıkan bir hakım mı dıyebilır "Düşünceyi suç sayıp sanığı mahkûm eden karanmı yer- yüzünde milyonlarca kişi ayakta alkışla- dıT Bır devlet görevlısı diyebilir mi ki "Faili mechul cinayetler cenneti duru- muna gelen ülkemizde yaptıklanmızı yeryüzünde milyonlarca kişi imrenerek izlryor". Sosyal demokrat bır partinın lideri mı söyleyebılir "tçinde bulundu- ğumuz durumu yeryüzündeki milyon- larca sosyal demokrat büyük bir övgüy- le karşıliyor." Yoksa bır başbakan mı söyleyebılir "'Türkiye'ye yaşattığunız kan ve ateş çemberine yeryüzündeki milyonlarca insan özeniyor." Belki de bir cumhurbaşkanı söyleye- bilir "Işte konuşan Türkiye, işte yasak- sız Türkiye. işte şeffaf karakollar. işte yeryüzünde bizi beğenen milyonlarca in- san. Düşün pesime_" Elbette hiçbıri söyleyemez. Bunu, göğsünü gere gere söyleyebi- lecek bir iki kişinin en başında gelir Ya- şar Kemal: " Benim milyonlarca okurum var yer- yüzünde.." ..ve o milyonlarca okurunun bir avuç kadan dün tstanbul DGM'nin önündey- dı. tfade vermek ıçin geldiğinde alkış- larla karşılandı Yaşar Kemal. Sonra bir kapıdan çıkıp DGM Savcılığf na gıtti. Bir saat kadar sürdü bekleyiş. Dışanda bekleyenler "Hapse atdırsam iki roman daha yazanm içeride" diyen Yaşar Ke- mal için espri yapıyorlardı • "Herhalde romanını savcılıkta yaz- maya başladı." Meğer o sırada iki ıfade birden ven- yormuş Yaşar Kemal. Bin Der Spi- egel 'de çıkan yazısı ıçin ıkincısı de bu yazının geniş bir özetini yayımladığın- dan dolayı toplatılan Aktüel dergısi ıçin. Savcılıktan çıkıp, nöbetçi hakimlıge doğru gidiyordu Yaşar Kemal, tstanbul DGM'nin bahçesinde bekleyenlerin al- kışlan arasında. Hem de savcının tutuk- lanması istemiyle... Bahçede bekleşen yazarlar, sanatçı- lar, sinemacılar, sendikacılar, sivil top- lum örgütlerinin yöneticilen de boş dur- mamışlardı bu arada. tstanbul DGM'nin önünde kağıtlar, dosyalar, imzalar havada uçuşuyordu neredeyse. Bir yandan Şanar Yurdatapan "Dü- şünce suçu'na karşı girişim çağnsrnı okuyordu. Yurdatapan'ın okuduğu çağ- nya göre herkes "düşünce suçu!?"yü- zünden hakkında soruşturma ya da da- va açılan, mahkûm olan kışılenn yanın- da "Aym söze veya yazıya topluca imza atarak 'suç!'."a kanlacak"tı. Dığer yandan, çıkacak olan bir kita- bı "yayma" olarak ımzalıyordu, aydın- lar, sanatçılar... Bu kıtapta "mahkûm olan" metınler, konuşmalar yer alıyor- du. Kitabı "yayıncı" olarak ımzalamak için metinlerde yer alan düşüncelere de katılmak gerekmiyordu. Ünlü Fransız düşünürü Vohaire'ın sözünü benimse- mekyeterlıydı: "Söylediklerinizin hiçbirinde sizinle aym düşüncede değilim. Ancak onlan söyleme hakkınızı ölünceye değin savu- nacağun." Türkiye de tam bu durumdaydı. Ege- men ideolojinin dışındaki düşüncelerin ifade edilebilmesi için insanlann hayat- lannı ortaya koyması gerekiyordu ya da en azından özgürlüklerini... Düşüncelerinden dolayı, düşündük- lenni yazdığından dolayı dün Yaşar Ke- mal'in ifade vermek için gittiğı tstanbul DGM'nin bahçesi, bir anda düşünce öz- gürlüğüne pranga vuran yasalara, anla- yışlara karşı bir savaşım platformuna dönüştü. Aslında sorgulanan Yaşar Ke- mal'in düşüncelen değildı. Dün Istan- bul DGM'nin bahçesinde yargılanıp mahkûm olan. düşüneni, yazanı hapse atan. düşündüklerini söyiedığı için in- sanlan cezaevine tıkan bir anlayış ve o anlayışın sonucu ortaya çıkan anayasa ve yasa maddeleriydi. İki yargılama vardı dün Istanbul DGM'de Biri Yaşar Kemal"diveoçok- tan akJanmıştı. Diğeri düşünce özgürlü- ğünün düşmanlanydı ve onlar da çok- tan mahkûm olmuştu. Onun için Yaşar Kemal Istanbul DGM'nin beyaz parmaklıklı ağır demır kapısının önünde, onlarca gazetecıye, televizyoncuya, aydına, kameraya. tey- be, objektife baka baka söylüyordu : "Kimin mahkûm olacağı belli ot- maz_" Çünkü onlann "yeryüzünde milyon- larca okunı" yokru ARAYIg TOKTAMIŞ Geride Kalan Boşluk Bugün 24 Ocak 1995. Uğur Mumcu'nun öldürülmesi- nin üzerinden tam iki yıl geçmiş.Ne kadar hızlı geçiyorza- man. Fakültedeki odamdaki panoya, o günlerin gazetelerin- den kestığım kimı çarpıcı fotoğraflan iliştirmiştim. Çoğu- nun kâğıdı yıprandı ve sarardı. Ama fotograflar hâlâ çar- pıcı. İşte genç bir kadın, hınçla yumruklarını sıkmış ve ka- tıla katıla ağlıyor. Kolkola girmış bir sıra genç adam. Çogunun yumrukla- n sıkılı ve gözleri yaşlı. Belli ki slogan atıyorlar. Babasının omuzlarında minik bir çocuk. iyice sanp sar- malamışlar. Ve eldivenli elinde bir kırmızı karanfil. Ve yüksek bir yerden alındığı anlaşılan kuşbakışı bir fo- toğraf. Bir kum yığınına benzeyen korkunç bir kalabalık... Eşi ve çocuklan mutlaka başka duygular içindedirler, ama ne kadar hızlı geçti zaman... Geçen yıl yaptığımız anma toplantılannı anımsıyorum. Yaşamımdaki en zor konuşmalardan biriydi. Elim ayağım kesilmişti. İnsan istediği kadar deneyimli olsun. Bir nok- ta geliyor, tıkanıyor. Cümle kurmakta, düşüncesini dile getirmekte zorlanıyor. Uğur'un öldürülmesi, Türkıye'de kendini 'Kemalist' ola- rak tanımlayan ve Atatürkçülüğün savaşımını sıcak bır bı- çimde sürdüren insanlara hareketlilik aetirdi. Ortaçağ ka- ranlığına karşı, aydınlanmayı savunan;lslam şeriatına kar- şı, laik cumhuriyeti savunan; insanlan 'kul' olarak görmek isteyen anlayışa karşı, ınsanlan 'vatandaş-yurttaş' olarak görmek ısteyenler, bu cinayetle derin bir biçimde yaralan- dılar ve sarsıldılar. Ve bu 'sarsıntı' insanlan harekete ge- çirdi. Belli bır değerler sıstemi yıllardan beri kemirilmekteydi. İnsanlann ınançları, değerleri ve beklentilerı allak bullak edilmişti. Onur, erdem, özveri vb. gibi kavramlan neredey- se 'çağdışı' kavramlar olarak sunuluyordu topluma. Za- ten bu kavramlan dile getirenlere de çoğu kez 'dinozor' vb. gibi srfatlar yakıştınlıyordu. Solun sloganlan Demirel'lerın, Erbakan'lann dillerin- deydi. Kitleler neye inanacaklannı, neye güveneceklerini bilemiyorlardı. Ve Uğur Mumcu, böyle bir ortamda dürüst- lüğün, erdemin, Kemalizmin, inancın ve yurtseverliğin se- si idi. Susturdular. Ama Uğur öyle bir biçimde sustu ki; sus- ması, onu susturanlar için variığından daha büyük birteh- dit oldu. Kendinın de dile getırmiş olduğu gıbı, "Herpar- çasından yuzlerce, binlerce Uğur doğdu." Gençler, ay- dınlar ve toplumun tüm yurtsever kesimleri, Uğur'un sa- vunduğu düşünceler etrafında kümelenmeye başladılar. Acaba kım susturdu Uğur'u? Bilemiyorum. Elbette ki- mi tahminler yürütüyorum kafamda. Ama bunlan dile ge- tirmek ıstemiyorum. Çok ürkütücü tahminler bunlar. Eğer bunlar doğruysa, bizler bir satranç oyunundaki piyonlar kadar bıle öneme sahip değıliz. Eğer bunlar doğruysa, biz bu savaşımı şimdıden yitirdik demektır. Tahmınlerimi dile getirmek istemiyorum. Ama şu kada- rını söyleyeyım kı; aydınlatılamayan her cinayette devle- tin 'sorumluluğu' vardır. Hatta kimi zaman; devletin bir uzantısının, bır parmağının 'payı' vardır. Bunun aksini dü- şünmek bile mümkün değıldir. Uğur susturuldu Biraz yukarda, Uğur'un her parçasından yuzlerce, bin- lerce Uğur'un doğduğunu söyledim. Doğrudur. Heyecan olarak, mücadele azmi olarak ve mücadeleci olarak; yuz- lerce, binlerce Uğur doğdu. Ama Uğur'un boşluğu doldu- rulabildi mi? Hayır. Gerçekten Uğur Mumcu'dan genye büyük bir boşluk kaldı. Bu boşluk da 'araştırmacı köşe yazariığı.' Basınımızda (her nasılsa) çok değerli ve genç araştır- macı gazeteciler var elbette. Ve güzel araştırmalar yapı- yoriar. Patronlannın ekonomik tekerleklerine taş koyma- dığı sürece yayımlıyoriar. Gene çok güzel şeyler yazan, güzel analızler yapan kö- şe yazarlarımız da var. Kimi zaman 'liboş' falan diye dal- ga geçsek de, mutlaka çoğu kez toplum açısından öğre- tıci şeyler kaleme alıyorlar. Ama bu iki özelhğı birleştiren bir Uğur Mumcu yok ar- tık. Uğur'a kıyanlar, ne tür beklentiler içindeydiler bilemiyo- ruz. Ama ortaya çıkan boşluk, kolayına dolmayacak gibi görünüyor. Hiroşima Fonu'nun 1994 yılı ödülü törenle Aziz Nesin ve Muhammed Talbi'ye verildi TürkiyeAziz Nesin y le onur duyduGÜRHAN UÇKAN STOCKHOLM - Geçen pazar günü, Saray'ın karşısındakı ünlü Grand Ho- tel'in yanındaki Ulusal Müze'nin tanhsel yapısında gerçekleşen görkemli törende Aziz Nesin'le bir kez daha gurur duyduk. Biz orada çoğu gazeteci bir avuç Türki- yeliydik, ama salonu son koltuğuna dek dolduranlann hemen tümü, tsveç'in sanat ve bilim dünyasının önde gelen kişileriy - diler. Yazanmızı ayakta alkışlarken du- rum bir kez daha 'Aziz Nesin'likti. Çün- kü yazanmızı, ileri yaşına. yol yorgunlu- ğuna bakmadan -kendi sözleriyle- "gö- züm iyi görmüy or, ama pek güzel" bır ka- dın polis havaalanmda. AvTupa Birliği'ne üye olmayan ülkelerden gelen yolculann alındığı kapıda tepeden tırnağa aramış, bagajını açmış ve bır de giriş formu dol- durtmuştu. Kendisinin elindeki davetiye- yi göstermesi, geliş nedenini söylemesi genç görevhyi hiç etkilememişti. Ertesı gün ise aynı yolcuyu; yazarlar, sanatçılar, büyükelçiler ve bilimadamlan ayakta al- kışlıyorlardı... Stockholm ve Paris'te Isveçli yazar Edha Morris ile onun Amerikalı eşi ya- zar Ira Morris'ın vasiyeti üzerine 1991 yı- lından ben Hiroşima Fonu tarafından "Kümırel daOarda banşı güçlendirici ça- kşmalar yapan" kişılere verilen ödülün 1994'teki sahipleri, Aziz Nesin ile Tunus- lu tarih profesörü Muhammed Talbiıdı. Bu nedenle yayımlanan bıldınde, " Yahu- di, Müslüman, Hıristiyan ve Hindu kök- tendincUiğinin dünya banşı için ciddi bir tehlike oluşturduğu" yer alıyor ve 1994'un odullennın, "Müslümandünya- da; banş, göriiş belirtme özgüıiüğü, hoş- görii ve karşüıklı saygı ilkeierini korumak, fanatizme ve terorizme karşı çıkmak için uğraş veren iki kişiye verildiği" yer alıyor. Tesüme Nesrin'in sürprizi Ulusal Müze'de pazar günü öğleden sonra yapılan ödül törenine izleyici ola- rak katılanlar arasında, Tiınus ve Türki- ye'nin Stockholm'deki büyükelçıleri, UNESCO'da önemli görev sahibi ve Olof Pahne'nin eşi Lisbet Palme, tanınmış ya- zarlar ve bilimadamlanyla Mihri BeDi ile eşi de vardı. Bu arada, tören başlamadan önce Bangladeşlı yazar Teslime Nesrin de geldi. Ülkesindeki köktendincilerin he- def tahtası olarak gösterdikleri kadın ya- zar, ödül sahiplerini uzun süre alkışladı. Törenın açılış konuşmasmı, Hiroşima Fonu'nun yönetim kurulu başkanı Prof. Christopher Toll yaptı. Ödüllenn amacı- nı anlatan ve Nesin ile Talbi'yi kısaca ta- nıtan Toll'un konuşmasından sonra Al- man yazar Günter \Vallraff, uzun bir ko- nuşma yaparak Aziz Nesin'i yakmdan ta- • Aziz Nesin ve Tunuslu tarih profesörü Muhammed Talbi için Stockholm'de yapılan görkemli ödül törenine, Günter Wallraff, Olof Palme'nin eşi Lisbet Palme ve birçok tanınmış kişi katıhrken, Bangladeşli yazar Teslime Nesrinde ansızın gelerek sürpriz yaptı. • Ödülle ilgili yayımlanan bildiride, 'Yahudi, Müslüman, Hıristiyan ve Hindu köktendinciliğinin dünya banşı için ciddi bir tehlike oluşturduğu'yer alıyor ve 1994 ödüllerinin, 'Müslüman dünyada; banş, görüş belirtme özgürlüğü, hoşgörü ve karşılıklı saygı ilkeierini korumak, fanatizme ve terorizme karşı çıkmak için uğraş veren iki kişiye verildiği' yer alıyor. nıttı. VVallraff, Almanca yaptığı ve Da- gens Nyheter gazetesinın kültür redaksi- yonu şefi Arne Ruth tarafindan tsveççe- ye çevrilen konuşmasında, yazanmızın yazarlık serüveninin nasıl başladığını, bundan ötürü başına gelenleri anlattıktan sonra sözlerine şöyle devam ettı: "Eğer Türldye'de çok sayıda Aziz Ne- sin olsaydı. demokrasi yerleşirdi ve kök- tendincilerin hiçbir şansı kalmazdL („.) Aziz Nesin; 5 yıl hapiste yatarak, 200'den fazla davada sanık sandahyesine oturarak, sayısız sorgulamadan geçerek, bürokrasi- ye karşı çıkarak. cahillikle, rüşvetle sava- şarak hoşgöriisüzlüğe. nrsatçılığa ve fa- natizme karşı durarak kendini kanrtla- mıştır. Yazmadıgı bir yazmın 'suçunu' üzerine alarak 16 ay hapis yatmış ve bun- dan onur duymuştur. Nesin, 'Ülkemdeki her onurlu yazar, hapse girrruştir; benim neslimden ilericı, toplumcu her yazar. devlet tarafından zararlı kişiler olarak gö- rülmüştür' der: Bunun nedeni. hükümet- lerin halktan kopmuş olması. halkı karan- hkta tutmasKİır.- Devieşen 'kûçük' insan Nesin ıle Talbi'ye birer diploma, hey- kelcik ve 30 bın dolarlık çekten oluşan ödülleri, Prof. Christopher Toll tarafin- dan alkışlarla verildi. Salonda patlayan flaşlar, yerlerinden öne gelıp çılgına alkış- layan halk, görülecek bir manzaraydı. Aziz Nesin gıbı ufak tefek olan Talbi, iki "küçük" insanın nasıl devleştiğinin sim- gesiydi. Bu mutlu andan sonra sıra ödül sahiplerinin konuşmalanna geldi. Aziz Nesin. "biri dinsel inancı olan. öteki de ol- mayan; ama fanatizme karşı olmakta bu- luşan iki insana aym anda vcribnesinin"bu ödülün değennı özellikle arttırdıgını vur- guladı Aziz Nesin, aynen Günter Wall- raff'ın da dedıği gibi dinsel fanatizmin son örneğınin. Bosna-Hersek'teki Sırplar ve lakayt Batı tarafindan gösterildiğini di- le getırdi, Kuveyt çıkartmasıyla aradaki farkın son derece üzücü olduğunu söyle- dı. Nesin aynca; Filistin'de, Hindulann cami yaktığı Hmdistan'da, toplu halde in- tihar eden tarikat üyelerinin bulunduğu Isviçre'de de dinsel fanatizmin görüldü- ğünü anımsattı. Aziz Nesin, "inanç taşı- ma/taşunama" özgürlüğünün herkesın hakkı olduğunu, ama bu özgürlüğun, ay- nı görüşte olmayanlara baskı yapma hak- kını vermediğini söyledi ve dine inanma- yanlann, ateıstlerin içinde de fanatıklerin olduğunu dile getirdi. Nesin, insanlann içinde yaşadıklan tek dünya olduğunu, birbirimizle kardeş olmasaİc bile. ıyi ge- çinmek zorunda olduğumuzu vurguladık- tan sonra, yeni projesi olan uluslararası özellikte bir "anti-fundamentalist'' kon- feransı bir kez daha anlattı ve sıv il örgüt- lerden bu konuda yardım istedi. S A L I T O P L A N T I L A R I EĞİTİM VE GELENEK TURKIYE'YI YONETEN OKULLAR: HARP AKADEMİLERİ-HARBİYE-KULELİ Yöneten Erdal Batmaz Konusmacılar Kemal Gökçe, Mustafa Turunçoğlu, Kemal Yavuz 24 Ocak 1995 Saat: 18.30 YAPI KRHDI K Ü L T Ü R M i; R K E Z I Yapı Kredi Sermet Çlfter Kütüphanesi Tstıklâl Caddesı 285 Beyogiu 80050 Istanbul Telefon: (212) 252 47 00/441 - 245 20 41 Salı Toplantıları'nı. ısteyen herkes ucretsız olarak izleyebilır. YAPI KREDİ
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog