Bugünden 1930'a 5,504,049 adet makale



Katalog


«
»

21 OCAK 1995 CUMARTESİ CUMHURİYET SAYFA KÜLTÜR 15 Yönetmen Fehmi Gerçeker, Türk kültüründen, Türk tarihinden bazı isimleri dünyaya tanıtmayı amaçlıyor Fikret Mualla'nın yaşamı fîlm oluyorASU MARO "Tiirk kültüründen, Türk tarihinden bazı kişileri dünyaya tanıtmak istiyo- nım. Bu yüzden "de çauşmalanm daha çokdışanya dönük." Bu sözlerin sahi- bi. yaşamım Amerika'da sürdiiren, yap- tığı belgeseller ve televizyon program- lanyla adından sıkça söz ettiren yönet- men Fehmi Gerçeker. Bugünlerde üze- rinde çalıştığı yeni projesı için Türki- ye"de bulunan Gerçeker'in daha önce Piri Reis'le ilgili çektıgı film Amen- ka'da okullarda gösteriliyor. Yönetme- nin yeni ele aldıgı kişi, sanatı ve çalkan- tılı yaşamıyla dikkatleri üzerine çeken ressam Fikret Mualla. Fehmi Gerçeker, uzun bir süredir gündeminde yer alan filmle ilgili son gelişmelerden ve mart ayında çekecegi belgeselden söz etti bize. Ama daha ön- ce geçen yıl tasarladığı Uluğ Bey filmi- nın neden gerçekleşemedigini açıkladı: Geçen yılın Uluğ Bey yılı olması ne- deniyle bir projemiz vardı. Birleşmiş Milletler'le görüşmüştüm. Sekiz ülke- nin başkentinde özel gösterim yapıla- caktı. Ama zamanı çok önemliydi. Be- ni aralıkta aramışlardı ve hemen Türki- ye'ye gelip Kültür Bakanı'yla görüş- müştüm. Çok olumlu bakıp yardım edi- leceğini bildirmışlerdi. Ben de bunun üzerine Amerika'ya gi- dıp Burt Lancaster ve Antony Quinn ile görüşmüştüm seslendirilmesi için. Ancak bekledik, bir şey çıkmadı. Ben martta başlayamadıgımız için filmın yetişmeyecegini belirttim ve böylece çok degerli noktalara gidecek bir proje kaidı. - Şimdi ağıriık Fikret Mualla fılminin çalışmalannda mı? Evet. bunun için ağustosta Paris'e git- tim Orada biryapımcı banaevinı açtı. Bu evde daha önce Costa Gavras da, çe- şitli ülkelerden başka yönetmenler de kalmış. Iki buçuk ay boyunca Fikret Mualla'yla ilgili herkesle görüştüm. Sonra Cenevreye 'Petit Palais' müzesı- ne gittim. Bu yüzyılın en iyi resimleri- nin toplandıgı bu müzede 20-22 tane de Fikret Mualla var. Müdürüyle konuş- tum; bana bütün olanaklannı açtı; slayt- larverdi. Sonra buraya gelip araştırma- lanmı yaptım; Fikret Mualla'nın öldü- ğü eve gittim güneyde. Burada onu ta- nıyanlarla konuştum; hepsinden çok bü- yük destek gördüm. - Film bir ortak yapım mı olacak? • 1996 ilkbahannda çekilmesi planlanan filmin bütçesi 3 milyon dolar. Fransa, Almanya, Türkiye ortak yapımı olacak film; Berlin'de başlıyor ve geri dönüşlerle yaşamı aktanlıyor. Fikret Mualla'nın yaşam öyküsüne Fehmi Gerçeker'in eklediği düşsel bölümler de var. Fehmi Gerçeker, Fikret Mualla üzerine çalışırken, filmin bütçesi için de göriişmeleri sürdürüvor. Evet; Fransa, Almanya, Türkiye ortak yapımı olacak. Fransa Kültür Bakanlı- ğı da Paris'in 1940'lannı 50'lerini gös- tereceği için filmi destekliyorlar. Euri- mages ile görüştiik. Türkiye"de de bazı yapımevleri hazır Fakat aldığım bilgi- lere göre Eurimages'ten ciddı olarak alı- nan yardımlar, kimi ülkelerde filmin ya- pımına aktif olarak katılmayan, sadece ismıni venp parayı alan şirkelere git- mış. Eurimages bundan biraz çekiniyor. Strasbourg"a gıderek bu konuyu ayrın- tılı olarak konuştum. Bunun çok ciddı şekilde yapılması gerekıyor. Ben de Türkiye-Almanya-Fransa'da gerçek fir- malann. gerçek ortak yapıma girmesi şeklınde ıstıyorum fılmi. Eurimages çok degerli buldu filmi ve sinopsisimiz var. şimdi senaryo yazılıyor. - Senarvavu kim vazrvor? Fransa'da oldukça ünlü bir senaryo yazanyla anlaştık. Birlikte çalışmalan- mız oldu ama şu anda kendisı Louis Malle'in Maıiene Dietrich üzerine yap- maktaolduğu film ıçın çalışıyor. Senar- yo için Türkiye de, Fransada ve Alman- yada birlikte çahştığım insanlar \ar. Filmde Fikret Mualla'nın yaşam öykü- süne benim ilave ettigim hayali bölüm- ler var. Berlin'de başlıyor, sonra gerı dö- nüşlerle yaşamını takip ediyoruz. - Çekimler için bir tarih beliriediniz mi? Şu anda düşündügüm çekim tarihı 96 ilkbahan. Filmin bütçesi 3 milyon do- lar. Bu paranın toplanması gerekıyor. Bazı koleksıyoncularbenimle temas ha- lindeler. Bu film çıkmca 10 bın. 20 bın dolar olan tablolann 150.200 bin dola- ra çıkacagını düşünüyorlar. Hatta Pa- ris'teki bir koleksiyoncu çok yakından takip edıyor ve Fikret Mualla toplama- ya başladı. 'Senaryon belli bir noktaya gelsin, tekrar konuşalım; yatınm yapa- biliriz filme" dıyorlar. - Film hangi dilde çekilecek? Olaylar hangı ülkede geçiyorsa o ül- kenin dili konuşulacak. Yani Ingilizce, Almanca. Türkçe ve Fransızca. Ameri- ka'dan ilgilenenler oldu projeyle ama tam Amerikan filmi havasına girer di- ye ben tamamen kapadım o kapılan. Amerika da sadece dagitım anlaşması- nı yaptım. Seventh Art Distribution ad- lı firma tarafından dağıtımı yapılacak. - Televizyon kanallanndan da ilgi var mı? Evet. Örneğin Fransa'daki Arte ka- nalı. ıkı geceye bölünmüş bir program haline getirmemi önerdi. Fakat ben bir televizyon filmi değil sinema filmi yap- mak istiyorum. -Oyuncu olarak Bob Hoskins'i düsü- nüyordunuz. Kendisiyle konuştunu/. mu? Evet, sinopsisi gönderdik ama *Se- naryoyu görevim' demiş. Belli olmaz, hiçduyulmamışbirilerideolabilir. Mu- alla'nın Beriin Konservatuvarı'nda okurkcn aşk yaşadıgı Marlcne Dietrich rolü için de Uma Thurman'ı düşünü- yordum. ama Louis Malle'in filminde Mariene Dietrich'i oynayacakmış. Şu anda senaryo önemlı benım ıçın. oyun- culara daha sonra karar vercccğım. - Bu arada Türkiye'de mart ayında bir bdgesel gerçekleştireceksiniz~ Evet, Istanbul'da Ajans 21 dıye bir firmanın "Tarikattar*1 projesi var. 12 tanebirersaatlik film. Yurtdışı için. İlk bölüm olan "Mevleviler''ı benım yönet- memi önerdiler. Bu arada Amerikada da PBS yine 12 bölümden oluşan bir İs- lam projesinin bırbölümünü yönetme- mı istemişti. Tam bunları düşünürken bu teklifle karşılaştım. Şimdi bu ikisini birleştirmeyi düşünüyorum. Galata Mevlevihanesi'nde ve Konya'da çeki- lecek. Montajını da burada yapacağım. Müziğini KutsiErguneryapacak. Talat Halmantekstı yazacak. Piri Reısgibi bu konuyu da okullara sokmak için goru^- meleryapmayı düşünüyorum. - Filmleriniz neden Türkiye'dc izlene- miyor? TRT, Piri Reis'i göstermek ıstiyor; geçen hazirandan beri daha sonuçlan- madı. Türkiye "de bazı şeyler uzun za- man alıyor. Amerika'da Mevlana">ı ni- sanda televizyona sundugum anda ekım programına girer. Karar ve satın alım çok önemli. Televizyon yöneticılerinın o atiklikte olması gerekiyor. - Sizin bir de çok ünlü sinemacılan konuk ettiginiz '"Behınd the Camera" program ınız var. Onlara uzun süredir ara verdiniz, devam etmeyi düşünüyor musunuz? Evet, Roman Polanski ile görüştüm. Ön çalışmaları tamamlandı. Sanırım onu da Paris'te çekccegiz. Aynca sine- manın yüzüncü yılı dolayısıyla George Lucas'ın başkanlıgında bir Amcnkan "Sinematek'ı kuruluyor Los Angeles'ta. "Behind the Camera"lan da ıstedıler, ben de kabul ettım. Bütün bölümler Sınematek'e gidecek. Bu arada sanat kanalı da tekrar televizyonda göster- meye başladı. Tiyatro ocak sayısı çıktı Kültür Servisi- Tiyatro dergisinin ocak sayısırçda 'Dramaturgi ve Tiyatromuz' ele aJınıyor. 'Dramaturgi' dosyasında Esen Çamurdan'ın 'Dramaturgi', H. Şevket Ataseven'ın •Dramaturgi ve Göstergebilimsel Anlamlama', Zehra İpşiroğlu'nun 'Vbrumlama ve Tartışma Korkusu". Hülya Nutku'nun 'Tiyatromuz Dramaturgu Gündemine İvedilikk Almalıdır' başlıklı yazılan yer alıyor. Bu sayıda yer alan Emre Koyuncuoğlu'nun, Şehir Tiyatrolan'nda sahnelenecek 'Faust'un dekor ve kostümünü üstlenen ressam ve tiyatro yönetmeni Joseph Szajna"yla. Fakiye Ozsoysal Ça\ uş'un 'Shakespeare'serü\ eni üzenne Işıl Kasapoğlu'yla. Hasibe Kalkan'ın. sahneye koydugu 'Aslolan Hayattır' oyunu üzerine Macit Koper'le yaptığı söyleşilerin yanı sıra N'edim Saban'ın kendisiyle yaptıgı 'sivri dilli bir söjleşi" okunabilir. Dergının bu sayısında yer alan vazılar arasında Handan SaJta'nın 'Yeşü Papağan Limited', Yavuz Pekman'ın 'Gogol'ün Pahosundan Çıkanlar', Süreyya Karacabey'in "Korku'dan "Önikinci Gece'ye", Emre Koyuncuoglu'nun '._Final«.\ Semra Ekşioğlu Özden'in 'Tensing'başhklı eleştiri yazılannın yanı sıra Kerem Kurdoğlu'nun 'Tivatronun Bir Geteceği Var mı'başlıklı yazısı bulunuyor. Türkeş'e ödiile sanatçılardan tepki AZMİ KARAVELt Film Sanayii ve Tüm Sa- natçılar Güçlendirme Vakfı (Film-San) tarafından "sa- nata katkılanndan" dolayı MHP Genel Başkanı Al- parslan Türkeş'e "sanat mansiyonu" ödülü verilme- sı sanatçılar ve çeşitli örgüt- ler tarafından tepkiyle karşı- landı. Türkeş'in, tören sıra- sında kendisine plaket veren Cüneyt Arkın'a yöneltti- ğı "Kılıçla tüm o numanuan nasıi japnörsunuz?" soru- Füsun Demirel k jp suna Arkın'ın "Her Türk bir akınddır" y an ıtını v ermesi de sanat çe\ relerı tara- fından eleştırildi. MüjdatGezen konuyla ilgili ola- rak "Biz güldürecegiz, onlar film yapacak. Cüneyt ağabey ekmeğimizleo>nu> : or*' dedi. Çagdaş Sinema Oyunculan Derneğı (ÇASOD) Genel Başkanı Füsun Demirel. Türkeş'e ödül ve- nlmiş olmasının kendileri açısından hıçbir şey ifa- de etmediğıni söyledı. Demirel. "Bu konudayorum yapmay ı. hatta düşünmey i dahi anlamsız ve değer- siz buluyorum. Film-San sanatçılann ve emekçile- rin temsilcisi değildir. Türkiye'de sanatla ilgili her akşam plaket \c ödül töreni düzenlenebilir, bu du- rum alkışlanabilir \a da tepki gösterilebilir. Bizim için hiçbir şey ifade etmeyen bu ödül alana da vere- ne de hayıriı olsun!~dedi. Tank Akan, Film-San'ın büyük bir sahtekarlık yaptığını belirterek vakfın hiçbir şekilde sanatçı- lan temsil edemeyecegını söyledi. Tank Akan Halil Ergün Müjdat Gezen Akan, Türkeş'e \enlen "sanat mansiyonu" ödü- lü üzerine şunlan söyledi: "Film-San yöneticileri açıklamalannda tüm sine- ma sanatçılannı kapsa\ an bir vakıf olduklannı öne sürerek sahtekarlık yapı\oıiar. Film-San ile sinema- cılann bü>ük bir bölümünün ilgisi yokrur ve onla- nn siyasi görüşleri bizleri ilgilendirmez, Ümit Ut- ku'nun kişiliğinin nasıl olduğunu sanat çevreleri çok iyi bilirler. l tku'nun kendi çıkarian için çalış- malarda bulundugu ortaya çıkmıştır. Film-San hiç- bir şekilde bizleri temsil edemez." Halil Ergün, 30 vıllık sanat hayatı boyunca "sa- natçılann sosyal güvenceye kavuşmaları için TBMM'ye önerge \ermesi" nedeniyle ödül \eril- digi açıklanan Türfceş'm sanata herhangı birkatkı- sını görmedığıni söyledi. Ergün, "Eğerverilenödül son yasayla ilgiliyse bu durum bir hak değil görev- dir ve ödül almayı gerektirmez. Sanatın sorunlan Kemal Bilbaşar'm güncelliği... çok daha kanşık M' karmaşıkrır. Ancak böyle bir vakıf var ve istedtgi ödülü verebilir'* dıye konuştu. Ergün. Cüneyt Arkın'ın **Her Türk bir akıncı- dır"sözleri içindeşudegerlendirmeyiyaptı: u Böy- le demeçler ashnda çok iyi oluyor. Herkesin safını ve hayatı nasıl algıladıgı yavaş >avaş ortaya çıkıyor.*' Kenan Evren'e de hukuk profesöriüğü verilmişti Müjdat Gezen, Ümit Utku'nun başkanı oldugu bir vakıfta Alparslan Türkeş'e ödül verilmiş olma- sını son derece dogal karşıladıgını söyledi. Gezen. "Ne olacak, bu ülke Kenan Evren'e de hukuk pro- fesöriüğü vermişti. Bu ödüller çıkar çe>relerinin primîeridlr" dedi. Müjdat Gezen. Cüneyt Arkın'ın sözlerini ise şöyleyorumladı: "Biz güldürecegiz, onlar film >a- pacaklar. Cüneyt ağabey ekmeği- mizle oynuyor. Bu sözİer ancak eski Gırgır dergisinde yer alabi- lecek nitelikte." SENNUR SEZER "Kemal BUbaşar. Cumhuriyet dönemi hikâye ve romanında, üç Kemaller'in (Kemal Tahir, Orhan KemaL Yaşar Kemal) arasında gölgede kalmış bir dördüncü Kemal sa> ılmaktadır." Cevdet Kudret'ın bu yargısının başında Bılbaşar'ın "İlk romanım 1943 yılında yaymladığı, roman türündeki çaiışmalannı 1960'tan sonra yoğunlaştırdığı, en ünlü eseri Cemo'nun 7. baskıya ulaşöğT bilgıleri de vardır. Bılbaşar'ını 1910-21 Ocak 1983), "gölgede kalışı", işledıgı konulann. güncel olsa da. üstünde pek fazla durmadığımız sorunlar oluşuyta açıklanabilir. Bilbaşar, öykü ve romanlannda, genellikle kasaba ortamını irdeler. Seçtigı dönemler toplumsal kaynaşma dönemleridir. Yeşil Gölge'de 1946 yılı Karadeniz bölgesi, Cemo ve Memo'da, Şeyh Sait Isyanı da unutulmadan 1925- 1938 yıllan arası Doğu Anadolu anlatılır. Toplum yasayışı. ekonomik yapı ve folklor araştırmalan yapılan. olaylar yaşayanlardan dinlenerek saptanan bölgelerin. romancı gözüyle irdelenip anlatımı. okurun yorulmamasını gözetir. Yerel renkler, gelenekçi bir anlatış. halköykücülügünden yararlanma. hiciv Kema) Bilbaşar'ın anlatımının ögeleridir. Kemal Bilbaşar'ın, kahramanlannı baglı bulunduklan toplumsal ve ekonomik ilışkiler arasında göstermesi. siyasetçilenn temsilcilerinın kasabalardakı durumunu yargılaması. ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak için girişilen düzenleri sergilemesi onun anlattıklarının güncel kalmasını sağlar. Ancak bu güncellik, belkı de Kemal Bilbaşar'ın yaşamı boyunca sürdürdüğü alçakgönüllü tutum. belli bir grubun sözcüsü olmaktansa vicdanın sözcüsü olmayı seçişi yüzünden gölgede kalmıştır. Selim Ileri. Bilbaşar'ın öykülenndeki \ıcdan öğesıni şöyle yorumlar. "Dünya romanının ana konusuydu. Bugün elimizde bu çalışmanın yalnızca ilk romanı var: Kölelık Dönemeci. Osmanlı Imparatorluğu'nun, Kafkaslar'dan güç almak isteyişinin ekonomik ve toplumsal nedenleri üzerine yapılan araştırma ve ıncelemeler, roman dizısi tamamlanamadan kaldı. Kemal Bilbaşar'ın öykü ve romanlannda yaşanmış deneylenn ızı. • 22 Ocak 1983'te yitirdiğimiz Kemal Bilbaşar'ın, kahramalannı bağlı bulunduklan toplumsal ve ekonomik ilişkiler arasında göstermesi, siyasetçilenn temsilcilerinin kasabalardakı durumunu yargılaması, ne bahasına olursa olsun iktidarda kalmak için girişilen düzenleri sergilemesi onun anlattıklannın güncel kalmasını sağlar. görüşünde vicdana aynlmış önemli bir yer var. Kaygılaria yiiklü insanlann \icdan sesi, vurgunculardan çok daha insanca. Halk kavramının en olumlu yönü vicdan sesinde toplanıyor. İleriye yönelik bir ka\ganın tek >e vazgeçilmez dayanagL.. Bilbaşar, sevgi \e sevecenligin yerieşebilmesi için kavgayı da gerekli görüyor.'" Kemal Bilbaşar, tarıh konulannı işlerken de toplumsal ilışkılen gözden kaçırmamaya özen gösterırdı. Osmanlı Imparatorluğu'nun ılgisının Kafkaslara yönelişi, onun "Çöken Dama Pa\anda" başlıgıyla toplanabılecek bir dızı yakın geçmışımizı bugüne bağlar. Okurunu. kendisiyle hesaplaşmaya çağıran yazar. döneminin kurumlanyla hesaplaşmaktan kaçınmamıştır. Üstten bir bakışla. Bilbaşar'ın yeterince değerlendirildigi ve ödüllendırildiği söylencbılır: Cemo romanı ile Türk Dıl Kurumu Roman ödülü (1967) ve Yeşil Golge ile May Roman Ödülü (1968). Onun yazarlığının yaklaşık otuzuncu vılında aldıgı bu ödülleri, kendi anlattığı ^u olayın ışığında deöerlendirmek gerckır' "Yeşil Gölge, Cumhuriyet dönemi toplum yaşantımızın 1946'larda Karadeni/. bölgesinden alınmış bir kesintidir. Roman bir yandan halkçı geçinen, yozmuş bir iktidann küçük-kasaba temsilcilerini, onların kurduklan soygun dü/enini. kirli işlcrini. gaddarca tertiplerini. işbaşında kalmak için cina\etten bile çekinmediklerini ortaya koy makta; öte >andan Atatürk devrinde sinmiş, gizlenmiş gerici güçlerin -ağalann, eşrafın ve şeriatçı takımının- yeni kurulan partiyi iktidara getirmek için nasıl el ele verdiklerini, nasıl hazıriandıklannı (._) anlatmaktadır. Veşil Gölge, („) 1945te Kadırga adıyla oyun olarak yanklı, CHP'nin oyun yartşmasına katıldı. Jüri, Kadırga'yı ikinci ödüle layık gördü. Ne var ki parri sorumlulan. toplumcu yazariığımı muhaliflikle yonımlavarak bu ödülü iptal ettik-r." Yazar. ödülü ıptal edilen bu oyunu, yenıden ve roman olarak yazacak, bir başka ödül alacaktır. Kemal Bilbaşar'ın güncelligini hiç yitirmeyen biröyküsü de Kaymaklı Tavukgögsü'dür. Bir memurun. oğlunun sıradan görünebilecek bir ısteğini, bir muhallebicıye gitmck ıstegini anlatan bu öyküyü memur isteklerinın yürüyüşü vc boykotlarla dıle getinlmeye çalışıldığı güniimüzde, herkese öııerinm. Bütün öykü antolojilerinde bulup okuyabilirler. Özellikle Ce\det Kudret'ın Türk Edebiyatında Hikayc ve Roman adlı incelcmesini salık veririm. O eserde Bilbaşar'ın başka öykülcriyle romanından bolümlcr dc yer alıyor. Bilbaşar'ın roman vc öykülerının yeni ba.sımları mı? Yok ki... Sanat adına utanç verici Türkiye Sinema Emekçileri Sendıkası Genel Başkanı Nec- mettin Çobanoğlu. Türkeş'e "sanat mansiyonu" ödülü vcril- mesini utanç verici olarak nite- lendirdi. Çobanoğlu yaptığı açıklama- da şunlan söyledi: "Kendi siya- si çıkarian uğru na sosyal rant el- de etmek amacıvla bir grup sa- natçıyı plaket alışverişlerinde. onlann acil sorunlannı kendile- rine rozet yapmay a çalışmak sa- nat adma. sinemamız adına uta- nılacak tablolardır. DİSK ve Sine-Sen'inde görüş- leri etrafında hazırianan sanat emekçilerinin ayn bir sosyal gü- venlik şemsiyesi altında toplan- ması amacını taşıyan Sanatçılar Sosyal Güvenlik Kanunu'nun bir an önce yasallaşması için adım atmayanlann, gerçekçi vc kahcı çöTÜmü görme/den gelen- lerin, vnsa için uğraştığımız, si- gortasız çalışnıa'kampanvalan düzenledigimiz bir dönemde alel acalc bir maddeük teklif ha/ırla- yarak Meclis'ten havada kalan bir yasa dcğişikliğini çıkartmak, hele hcle basında ve telev izyonda vitrin görüntüler yaratmak iste- meteri övünülecek iskrdt'n değil- dir. Çözüm aylardır TBMM'de bekleyen sanat emekçilerini ilgi- lendircn vv önemli \asnl dü/en- lemekri içcrendört tcmclvasa- yı çıkartnıaktırJ" DU3UNCEYE SAYGI MEMET FUAT "Ne... Ne" Bağlacı Kullantlışı üzerinde yıllarca tartışılmış olan "ne... ne "bağ- lacı bugün de yazarlan düşündürüyor. Kestirmeden giden katı kuralcılar bu bağlacın ana görevi olumsuzluk oldugu için, "Bulunduklan tümcelerin yüklemleri olumlu olmalı- dır", deyip çıkıyorlar işin içinden. Mtıharrem Ergin Türk Dil Bilgisi (IÜ Edebiyat Fakülte- si, 2. basım, 1962) adlı kitabmda bu konuya pek önem ver- memiş: "Ne... ne edatı 'hiç biri' rfadesiyle menfılik edatı du- rumunda oldugu için bulundugu cümlede fiil umumi- yetle müsbet olur: Ne beni ne seni gördü misalinde ol- duğu gibi. Fakat rnenfi de kullanılmaktadır." (s. 334) Görüldüğü gıbi, yazar tartışmada yan tutmaktan kaçını- yor. "Umumiyetle", dıyor... Doğru ya da yanlış diye nitele- meden. "Fakat menfi de kullanılmaktadır", diyor... Tahir Nejat Gencan ıse Dılbilgisi (Türk Dil Kurumu, 1966) adlı kitabmda "ne... ne" bağlacına beş sayfa ayır- mış. Tartışmalara değiniyor. örnekler vererek geniş açıkla- malar yapıyor. (ss. 299-303). Bu kıtaptan yararianarak konuyu özetlemeye çalışalım. Önce tartışmalar, görüşler: En ünlü tartışma Ebüzziya Tevfik Beyile Ahmet Mithat Efendi arasında geçmış. Ebüzziya makalelerle hızını alamayınca Ne adlı bir kıtap yayımlamış. Ahmet Mithat Efendi ıse aynı konuda kendi- sine karşı çıkan başka bir yazarı da araya katarak şöyle yanıt vermiş: "Ne senın, ne de onun kitabı işe yaramaz." Recaizade Ekrem Talim-i Edeo/yaf'ında bu konuyu uzun uzun ıncelemış, ama kesın bir kurala varamamış. Muallim Naci "yerıne göre" ıkı söyleyişin de doğru ol- duğunu ılerı sürmüş. Falih Rıfkı Atay, "Bu zevke bağlı bir iştir", demiş. Tahir Nejat Gencan ıse örnekler üzerinde çalışarak "ne... ne" bağlacmın bulundugu tümcelerdeki yüklemle- rın hangı durumlarda olumlu, hangı durumlarda olumsuz kullanıldığını şöyle saptıyor: 1. "Ne... ne" bağlacmın her bıri ayrı bir bağımsız öner- mede ise; (Örnek: ne ölüye ağlar, ne diriye güler). 2. ikinci bağımsız önermentn yüklemi düşmüşse; (Örnek: Ne şiş yansın, ne kebap). 3. Bırinci bağımsız önermenin yüklemi düşmüşse: (Örnek: Ne öldüğünü, ne unduğunu ister). 4. Aynı tümcede "ne... ne"lerle bağlanan öğeler yükle- meyakınsa. (Örnek: Mutluluk ne ünde, neparada, ne eğlencede, ne de köşesine çekilmededir). Bu dört durumda, orneklerde görüldüğü gibi, yüklemler olumlu kullanılır. Buna karşılık: 1. Bir tümcede "ne... ne"ler1e bağlanan öğeler, yüklerrı- den uzaksa, araya başka öğeler girmtşse; (Ömek: Ne okuldaki öğretmenler, ne ben, bütün çaba- lanmıza karşın, ona doğru dürüst okuyup yazmayı öğre- temiyorduk). 2. Yüklem "ne... ne'ierden önce gelmişse; (Örnek: Açılmaz ne biryüz, ne bir pencere). 3. "Ne... ne" bağlacmın bulundugu önermenin yüklemi koşullu ise; (örnek: Ne sen, ne ben işe karışmasaydık). 4. "/Ve... ne"lerie bağlanan öğelerin yüklemi, çekimli fi- il değil de, fiilimsilerse; (Örnek: Ne kitabı, ne defteri bulamayınca kızdı). 5. Yüklemden önce, olumsuzluğu pekıştiron bir zarf, bir tümleç ya da arasoz varsa; (örnek: Bugün ne bahçeye. ne sokağa hiç çıkmadım). 6. "Ne... ne"lerin bağladığı öğelerden sonra bir durak- lama olursa; öğelerden bıri belırtme vurgusu ya da tonuy- la canlandınlmak istenirse, "ne... ne"ler olumsuzluk anla- mından, yanı asıl görevinden sıyrılarak "de... de"bağ\aç- ları yerine kullanıldığı için. Bu altı durumda yüklemler olumsuz kullanılır. Tahir Nejat Gencan kuralları kendi koymuyor, örneklerin üzerinde çalışarak dılden çıkarıyor. Dilı yaratan, işleyenler de konuşanlar, yazanlar... Yani bilerek bilmeyerek bunlara uymaktayız... Peki tartışma neden sürüp gidıyor? Kanımca. "ne... ne"lerle bağlanan öğeler yükleme ya- kın mı, uzak mı, bunda anlaşamıyoruz. Kuralı basite ındi- renler. "ne... ne"lertümceye olumsuzluk anlamı kattığına göre yüklemler olumlu kalmalıdırgörüşünesımsıkısanlan- lar, bağlaçla yüklem arasındaki uzaklık yakınlık durumunu sezemez oluyorlar. Ashnda bu sezginin bir kuralı yok. Recaizade Ekrem'in işi konuşana, yazana bırakması da, Falih Rıfkı Atay'ın, "Bu zevke bağlı bırıştir", demesı de bundan. Nâmık Kemal, "Ne şarkta, ne garpta devleti hudud-u tabiıyesinin haricine çıkarmadı", diyor. Yakup Kadri, "Bir rejım. ya örgenleşmiş bir sınıfa, ya- da halkın lyice belırii tabakalanna dayanmaz. ..sane yaşa- mak, ne devam etmek, ne de -pek tabiîolarak- başan sağ- lamak imkânını bulabilir", diyor. Size göre bırincisi yanlış, ikincisi doğru olabilir. Bana gö- re ikisı de doğru. Nâmık Kemal'in tümcesi "çıkardı" dıye bitirilse, kural adına zorlanır, yadırganırdı. Yakup Kadri'nin tümcesi "bulamaz" diye bitirilebilirdı, ama "bulamayabilir" pek uygun düşmüyor. Yazıda "en sıcakyasa" anlamın duralamadan, ikinci bir okumaya gerek duyulmadan algılanmasıdır. lyisi mı bu konuda birbırimizın ışine karışmayalım, her- kes kendi dil sezgısine, kendi dıl beğenisıne göre davran- sın... Poe'nun mezarındaki ziyaretçi •Kültür Servisi - Karanlık \e korkunç övkülerin yazan Edgar Allan Poe'nun mczanna. eeçtiğiıniz günlerde. üç tane beyaz giil \e yanm şişe Fransız konyagı bırakan yabancının kim oldugu b'ılınmiyor. 19 ocak 1809'da doğan Poe. 1849da ölnıüştü. Kim oldugu bilınmeyen ziyaretçınin de. yazann doğumgününü kutlamak amacıyla 46 yıllık bırgelenegi sürdürdüğü sanılıvor Mezara bırakılan üç tane beyaz gülün. Baltinıore mezarlığında yatan Poe'yu. annesını ve karısını temsil ettiğıne inanılıyor. ama yanm şişe konvak hakkında herhangi biryorum yapılmıyor. Ömen Asım Aksoy Roman Ödülü •kültür Servisi-Yazın dünvasının ünlü ısımlerinden "Ömer Asım Aksoy" anısına roman ödülü düzenleniyor. Dil Derneğı vc Ömcr Asım Akso>'un aıloi tarafından düzcnlenen yanşmaya. 1994 yılında yayınlanmış romanlar katılabilecek. Ödül. 26 Eylül 1995'te. Dil Bayramı'nda vcnlecek. Birincı gclen roınancıya 40 milyon TL para ödiilünün venlecegi vanşmanın seçicı kurulunda Tahsin Yücel, Konur Ertop. Emin Özdemir. Şemsettin Ünlü ve Ayla Baraz yeralıvorlar Yanşmaya son katılma tarihi. 31 mayıs 1995. 'Özgün Seferad Müziği' •Kültür Servisi - "Eresya Sefaradi" toplulugu. yann saat 19.30'da. Ceınal Reşit Rey Konser Salonu'nda bir konser verecck. (,'KKİIL Vakfı yarannu düzcnlenen konserde "Özgün Seferad Mu/ıği" Miıuılacak. Konser biletlerı. CEKÜL \.ıktVnd;ııı. Yakkorama mağazalarından ve CRR Konser Salonu'iHİan L-clınılcbılır.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog