Bugünden 1930'a 5,438,865 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 17OCAKİ995SALI OLAYLAR VE GÖRÜŞLER Üniversite öğrencisine açık mektup Ben, üniversitede tanık olduklanm hakkında ipuçlan vermek istedim; değerlendirilmesi, eleştirilerimin benimsenmesi ya da reddi sana kalıyor. Prof. Dr. SALtH ÖZBARAN Dokuzeylül Üniversitesi, Buca Eğitim Fakiiltesi D okuzeylül Üniversite- si'ne bağlı Buca Eği- tim Fakültesi'nde, 18 Kasım 1992 günü öğ- rencilerın uymaiarı gereken yönetmeliği hatırlatmak amacıyla yapılan bir top- lantiya katılan üniversiteye yeni adı- mını atmış bir öğrenci, tanık oldukla- rına ve dinlediklerine çok üzülmüş, s.aşırmış ve ardından. çıkardiklan bir duvar gazetesinde, NVilhelm Reich'ın bir kitabından esinlenerek şunlan yaz- mış. 'Dinle Kiiçük Adam' başlığı al- tında: "Hani okulumuz yöneticileri ile ta- nısma toplantımız vardı. Okul hakkın- da bilgiler verilip sorunlarımı/ dinle- necek, çözüm yolları araştırılacaktı. Sen oradaydın. Sorgusuz sualsizdin her zamanki gibi.... Senden farklı olanlar da vardı orada. Anlatilanları diniedikten sonra. onlar da düştincele- rini açıklamak istediler. sorunlannı aktarmaya çabaladılar. Birisi bölük pörçük söylemeye çalıstı düşüneeleri- ni. Çiinkü söziine sürekli müdahale edflfyor, bir ölçnde konuşrurulmamay a çalısılıyordu. Sonra bir diğeri söz hak- kı istedi— Sana soruidu: Arkadaşuıın konuşmasınt istiyor musun?' 'Konuş- masın' diye eüni yukanya kaldırdın..." Bir üniversite öğrencisinin yüreğini yakan bu olayın yaşandığı salonda ben de vardım. 1980"li yıllarda üni- versiteye zerk edilen yeni kanın. öğ- renci damarlannda da hızla dolaştığı- nı. çok somut biçimde görmüştüm. Üst düzeydeki yöneticiierin. kürsü tutmuş 'höcalar'ın en tepedekiler adı- n& yeşcrttikleri eleştiri kısıtlamaya. görüş açıklama yasağına öğrencilerin de katıldıklanna, şoke olurcasına. ta- nık olmuştum. Çoğuniuğunuzun, çok büyük bir çoğunluğunuzun, kimliksiz gruplar halinde derslerini dinlediğiniz 20-30 (haftada yirmi-otuz!) saat ders yorgu- nu ve kendilerini yinelemekten öteye gitmeyen hocalarınızın tutturduğu ve yutturduğu satırlar ya da bellettiği metinler ile evrensel (üniversal) bo- yutlan yakalamanızın düş durumuna getirildiği ortamda; bir-iki yıldır uy- gulanan gece öğretimiyle de yüklen- diğı onca dersin ardından (20-30 saati 30-40'lara doğru tırmandırarak) ka- zanmayı düşündüğü üç-beş kuruş ek ders vkretinin çekicıliğiyle yaratılmak istenen doldur boşalt anlayışı içinde, üniversite yaşamımız ne anlam taşıyor acaba9 Sen. üniversite öğrencisi dostum. kendi kendine hiç sorduğun oluyor mu, sakin kafayla doldurduğun (daha açık bir deyişle işgal ettiğin) yerin so- rumluluguyla? "Ne öğreniyorum, ne inceleyebiliyorum, neyi tartışabiliyo- rum?" diye geçirdiğin günlerin mu- hasebesini yapabiliyor musun'? Uy- durma bir binaya. politik gerekçelerle sıkıştınlmış; uzman, kıtap. araç gereç- ten yoksun, üniversite ortamını hiç mı hiç soluyamayan. ama sana üniversite olarak sunulan görüntüden ne yakala- yabıliyorum dıye bir sorun oldu mu? Ya da lisede öğretilenlerin yetersizliği paradigmasına dayanarak aldığın özel dersler. dershanelcr için harcadığın milyonların karşılığını. kürsüyü tut- muş öğretim elemanından. yönetime getirirmiş yönlendiricıden görebildin mi acaba? Sana bir şeyler öğretmek ıçin karşı- na dikilen "hoca'ya soru sorabilecek. onun söylediklerine ilişkin yorum ya- pabilecek. belkt itiraz edebilecek dü- zeye gelebilmek için kendmi hiç zor- ladm mı? Alanınla ilgili ve toplumsal. politik. kültüret konularda kitap. ma- kale okuyor musun? Kürsüyü tutmuş kişiyi. mutlak egemen. söylediklerine sorgusuz inanılan kimse mi sanıyor- sun? 1980'li yıllann yarattığı 'medre- se ripi'ne kolaylıkla uyum mu sağla- dın? 'Medya' ile sorumsuzca ateşlen- dirilmiş kafanı sorguladığın oluyor mu?.. Şıkıdımlı şarkıların eğlenceli. ama sorumsuz hayatı senin üniversite- nin somut sorunlannı görmeni engel- ledi mi? Katıldığın fakülte ya da yük- sekokulda bulamadığın ilgiyi. kapında bekleyip sana aş ve bannak \aat eden tarikat erbabında mı buldun? Üniversitenin tarihçesine. hiç ol- mazsa son 15-20 yılına göz atabilecek zamanın, bir o kadar merakın oldu mu acaba? Ben sana bir kıyaslama ile an- latayım istersen; üniversitenin geçmi- şini, tarihçiliğimin esinlendirdiği bi- linçle kiştsel deneyimlerimin dürtü- süyle. Onaltincı yiizyıl Osmanlı dünyasına eleştirici yaklaşımlarıyla dikkat çek- miş olan Gtlibolulu Mustafa Âli, med- reselerin nasıl bozulduğunu, bilgi dü- zeyinin neden geriledigini dile getirir- ken padişah hocalannın oğullarının beürii öğrenim aşamalannı geçmeden. medrese eğitimi görmeden, beşikte iken mülazım (asistan) okiuklannı, söz söyletneye güçleri yettiğinde müderris- lik (profesöriük), buluğ çağına ulaşbk- lannda önemli kadılık (y argıçlık) mev- kilerine atandıklannı dile getirmiş; bi- raz daha büyüdüklerinde de yani tt- raşları geldiğinde, beş yüz akçe ile mevleviyete (müderrisliğin en vüksek katına) atandıklannı yazmıştır. Böyle okuyup yazma bilmeden. kitap kanş- tınp deney yapmadan, akademik evre- leri geçm'eden. daha açık bir deyişle btlgisiz okluklan hakle de> let kapısın- da. ancak bilginlerin dotdurması gere- ken yerlere geçip oturanlara 'btşik uleması' denmiştir. . işte genç arkadas,ım, 1980'li yıllar- daki bozulmuşlugunu sayfalarca an- latsam dahı yansıtamayacağımı sandı- gım üniversitelerimizin yukandaki sa- tırlarda saklı, dört yüz yıl öncesinden gelen ve ufak tefek farîdarla karşımı- za çıkanlan durumu. Nc ondokuzuncu yüzyılın Darülfünunu ne de cumhuri- yet Türkiyesi'nın özerk üniversite ça- balan. Yüzyıllann biriktırdiği ve ge- liştirdigi bir olguyu sıfırlama cesareti- ni gösterip Gelibolulu Mustafa Âli dönemine sürükleyen cüretkârlık. Kestirme yollann bahijettiği rütbe- lere stgınmış. hELzımsızlığın lütfettiği unvanlara sanlmış 'hocalar" böyle çı- kıp geldiler kar^ına. Bir üst makamına hoş görünebilmek için "Evet efen- dim"parolasına yapışan yöneticiler. akıl verdiler sana, hep saygı ve itaat bekleyerek. Ve sonunda, ögrenciler adına konuşmak isteyen bir öğrenci- nin konuşma istegini, ne söyleyecegi- ni bilmeden. engellemek isteyen arka- daşını. arkadaşlarını yarattın; düşün- cesini söylemeyi arzu eden bir öğren- cinin konu^masına dayanamayacak ve konuşmaması için eüni havaya kaldı- rabilecek kadar ileri (daha dogrusu geri) girtin. Şunu çok iyi bilmelisin ki çalısarak. didinerek, hafta sonlannı feda ederek. ve bir yığın para harcayarak geldiğin üniversite. sana vaat edilen, sıradan bir Batı ülkesinde görünen üniversite değil. 1980'li yıllann polıtikalarında yıpranmış, kötüleşmiş bu kurumu düştügü durumdan kurtarmak için, YÖK Yasası'nı çagdas. bir yasaya dö- nüştürmek ıçin. kollan sıvayan ve ha- len hükümeti ellerinde bulunduranlar, sorunlarına sırt çevirmiş durumdalar; üniversite için \erdikleri bütün sözleri unuttular; sı\asal amaçlarla açtınlan üniversite veya fakülteleri eskilerine benzettiler; demokraside daha iddialı olduğumuzu sandığımız son yıllarda, en azından Batı'ya demokrat bir yüz gösterme çabasıyla birbirimizi kandır- dığımız bu günlerde kitapsız. labora- tuvarsız. ortamsız yüksekögretimı ya- rattılar. Senin yüz yüze geldiğin profesör- ler. doçentler, öğretim görevlileri vb yeni yeni oluşan temelsiz, ama kutsal geleneklerini yaratma yolundalar. Gerçekten. senin güdülcnen (yörflen- dirilen) bilincin. öyle taşlaşma süreci- ne \ardı ki bir şeyler söylemek iste- yen. tartışmak. görüs.mek isteyen ar- kadaşın. hocalannın ve yöneticilerinin gözünde 'potansiyel tehdit' gibi gö- rünmeye başladı. Övülüyorsunuz. ama sizden korkuluyor; özendiriliyor- sunuz, ama en'gellerden kurtulamıyor- sunuz; konuşuluyorsunuz. ama konuş- turulmuyorsunuz. Ne yapmayı düşü- nüyorsun, üniversite arsasını doldu- ran. dershanelerden feyz alıp gelmiş. ögrenci kardeşım? Bütün bu soruları ve uyanlan ne- den meslektaşlarıma yöneltmiyorum; seni karşıma almış sorguluyorum, pek dc yumuşak olmayan bir anlatımla? Yukanda anlattıklarım sana yeterince ipucu \eri>or sanıyorum. inan ki umudumu onlara değil. sana bağla- mak istiyorum. bir çeyrek yüzyıllık süreç içinde tanık olduğum üniversite hocalığı \e yönet\c\liğı bende, üniver- siter potansiyelın. sizin katkılannızla, sorgulamanızla, beklentilerinizle. bu- lunduğunuz yerin sizde yarattığı hayal kırıklığının hesabını sorabilmenizle geri gelebilecegi inancını iyice ycrleş- tirdi. Bu inancın. üniversite gençligi- nin içine düs,ürüldüğü karanlıktan çık- masına çok yardımcı olacagım düşü- nüyorum. Oyle düsünüyorum. çünkü hükümet \e YÖK senin gibilerin sayılannı art- tırmak için elinden geleni yapıyor: so- kakta kalmanı(') ıstemiyor. 'nitelik değil, nkefik' uğruna istif ediyor du- varlar arasına. Batfdan, komşu ülke- lerden bulup getirdiği okullaşma oranlarını yakalama peşine düşüyor güya. Hep bununla övünüyor. Ama ne pahasına! Üçer kişilik sıralara oturtup yetiştirdiği ya da yeşerttiği 'beşik ute- ması'nın -öğretim elemanlan dernek- lerinin kimi zaman yaptıklan uyanlar bir tarafa, kendi sorunlannı dıle getir- me cesaretini dahi gösteremeyen, gös- termeyen sözde bilginlenn- 1980'li ve 1990'îı yıllann kazandırdığı bilimsel- likle, akademisyenlikle. önlerindeki eskimiş notlan nakşettiriyor kafanıza. Anadolu'ya böyle yayıyor bilimi llim yayma cemiyetlerini aratmayacak nı- telikte!.. Değerli(!) hocalannız da var elbet- te. Onlara da dikkat et aziz dostum! Kimileri çok liberaldir onlann, burun- larından kıl aldırmazlar: eski solcu- luklannın ya da Maoculuklannın piş- manlıklannı yaşayarak toplumsal ey- lemlere kızarlar. Her seyi bilirler, Ba- tfdan, önce sosyalistliği ögrenmişler- dir. ama bireyselliklerinin tadına da varmışlar sonradan; artık her şeyin 'elit'i ilgilendirir onlann çoğunu; vit- rinlerde Batı mallannın bulunmasın- dan memnundurlar. Şeriattan korkar- lar, ama 1920'li, 1930'lu yıllarda arar- lar tüm geri kalmışlığımızı. Laikliğin tüm tadını çıkanrlar, an- cak 1994'te işletemediğimiz demok- ratik sistemin hatasını son 70 yıla, da- ha doğru bir deyişle cumhunyetin ılk on yılına fatura ederler. Bilimselliği şeriat paradigmasıyla törpülemeye ça- lışanlan demokrat sayanlar vardır ara- iarmda; sivil örgütlenmenin lüks bi- çimlerine ınanırlar, umutlan ışadam- lanndadır. Söylenecek daha pek çok şey, tanıtılacak daha nice *hoca'(!)lar var. ama onlan da bir başka yazıya bı- rakalım. Sonuç: İyi hocalann da var elbette. Doğrusu onlann ne kadar iyi, yararlı olabilecekleri üstüne spekülasyon yapmak istemiyorum Övgüye gerek- sinimi yok herhalde. üniversitenin so- rumluluğunu kavrayarak karşına gel- miş bir öğretim elemanının; karşına yönetici olarak da çıkabilen bir öğ- retim üyesinin. Ben, üniversitede tanık olduklanm hakkında ipuçlan vefmek istedim; değerlendirilmesi, eleştirilerimin benimsenmesi ya da reddı sana kalıyor. ARADABIR Dr. ALPER AKÇAM Toplumcu Sanatın Ruhuıta Fatiha mı? lnsan yapımız, kültürümüz, ilgi alanlarımız 12 Eylül 1980 sonrası görünebilir değişiklikler yaşadı. Insanın top- luma yabancılaşması, kültüre, sanata yabancılaşmasını, böylece insanı insan yapan özejliklerin gerilemesini izli- yoruz. işsizlik, pahalılık, politik çözümsüzlük ve din sö- mürüsû sokaktaki insanı şaşkınlığa. karamsarlığa itele- mekte. Altmış milyonu geçen kalabalığımtzın satın aldığı gün- lük gazete sayısı iki milyonu buîmuyor. Gazetelerin ço- ğunluğu da kuponlan için alınan; kanlı, abartmalı, yalan yanlış haberler uçuran; doyumsuz cinsel duyguian gıdık- layan, şöyle bir göz gezdirilip atıliverecek cinsten şeyler. Kitap basım ve satışlan ise son aylardaki kıpırdanmaya karşın gülünç denecek ölçüde küçük sayılarda dolaşıyor. Giderek bedensel gereksinimlerini karşılamaktan öte amacı olmayan ınsanlardan oluşan bir toplum halıne geli- yoruz. "Dürüstlük" "özveri" gibi kavramlar "enayilik"le eş tutulur oldu. Batan bankalar, yurtdışına kaçınlan trilyonlar. en yetkili yerlerden patlak veren vurgun ve yolsuzluk olaylan... Bu kanşıklık içinde, topluma kurtancı olarak din bezir- gânlan çıkıyor ve gün geçtikçe artan sayıda yandaş bulu- yoriar. Mekkeli Kureyşliler'in göstermelik Müsiümanlığını anımsatan çıkarcılar bir yandan vatandaşın dine bağlılığı- nı oya çevirmeye çalışırken bir yandan da ekonomik ve siyasal seçenek (attematif) olabiliyorlar. Attmış milyonun bunalımı ne yazık ki aydınlanmızı da kavramış durumda. Sokaktaki yozlaşmayı (dejenerasyo- nu) haklı kılacak bir yığın neden sayılabilir belki. Asıl üzü- cü olan, aklı başında. aydın geçınen, yazar geçınen in- sanların durumudur. Alıp okuyorsunuz çok beğenilen. çok sattığı söylenen, ödül kazanmış bir yapıtı. Kapağını açar açmaz buram buram kişicil bunalım kokusu, soyut. okura ne verdiği anlaşılamayan karmaşık anlatımlar, ala- bildiğine duygusallık. Kişicil düşler evrenini de dolaşan, belli "entel" çevrelerden öteyi görmeyen, göremeyen ba- kış açılan... Hamamda şarkı söyler gibi bir avuç kamı tok, sırtı pek bunalimlı insana soyut duygusallıklar satıyoruz. "Sosyalist Blok"un çöküşüyle birlikte sanat ve edebi- yatımız yaşadığı toplumla selamı sabahı kesme yolunda. Insanlar ezilmez, sömürülmez, kandırılmaz oldu; her şey yerli yennde de bir tek aşk ve düş sorunlarımız kaldi sarv ki. Çogu yazanmızı ve onlan tartan eleştirmenlerimizi so- kaktaki, tarladaki, fabrikadaki, aç, işsiz gezenimiz, insanı- mız ilgilendirmiyor artık. Topluma bilinç, aydınlık taşıya- bilme, yazdığıyla okuyucuya ışık verebilme kaygısı tarihin çöp sepetine atılması gereken bir "özlem "dir şimdi. Bir de yakınırlar arkasından, alıp okumuyortar diye... Adam, yiyecek ekmek için para bulamıyor be kardeşim, senin bunalım öyküne, soyut düşler romanına nasıl para ayır- sın, niye zaman ayırsın? Sen onun yaşamına, sıkıntısına ilgisizken; senin romantizmin, soyut duygusallığın onu ni- ye ilgilendirsin? Sanat ve edebiyat çevremizle halk arasındaki uçurum giderek büyüyor. Halkın içinden kopup gelmiş ülkücü (idealist) yazarları- mızın, örnegin Köy Enstıtüsü çıkışlı aydıplanmızın bu top- luma kazandırdıklan unutulmamalıdır. Özellikle de yaşa- dığımız bu günler, geçım sıkıntısı içindeki, çözümsüzlük ıçindeki insanımızın aydınlanmaya, uyandınlmaya ekmek kadar, su kadar gereksinimi var. Halk yığınlan, kapağtnı açınca kendini görebileceği anlatımların özlemi içerisin- dedir. Toplumdan kopuk, yaşamdan kopuk sanat, belirli bir aydın çevreye seslenen soyutluklar ve bu dogrultuda gelişen "moda", ekmek isteyen halkapasta yemeyi öne- ren kraliçe davranışından farklı değildir. Bir kıpırdanma gerek artık, bir silkinme, bir diriliş. Aydı- nımız üzerindeki ölü toprağını atmak zorundadır. Yaşam sürüyor ve köprülerin altından akan sularla beraber halk yığınlan siyaset ve din bezirgânlanriın denizıne sürüklenı- yor. Zaman çok geç olmadan insanımıza, gerçeğimıze in- mek zorundayız. Sanat ve edebiyatın yeri entel barlan, içkili ahbap çavuş meclisleri değil; halkın gönlü, yüregi olmahdir. Sırat Köprüsü Onat Kutlar, sallantıh dar bir köprüden geçti. Sevgiyle örülüydü bu köprii. Yıkjlmadı. Aşağıdaki derin vadiye yolcusunu bırakmadı. Onat bir küçük oyun yaptı. Iki tarafı eğimli bu köprünün en yüksek yerinden gökyüzüne kanatlanıverdi. ERHAN KARAESMEN G öklere uçuşundan üç gün önceydi. Amerikan Bris- tol'daki bir duruklamanın karmaşık izlenimleri içinde Onat Kutlar için o anda iç- ten fırlayan agıtımsı birkaç satır yazmıştım. O loş. donuk hastane kori- dorlannın; orada bekleşenlerin. telefon yağ- dıranlann, hicranı içlerinde hapsederek uzaktan sürekli düşünen Onat dostlannın gönül ışırmasıyla adeta aydınlanıp ıhndığın- dan &öz ediyordum. Sonra şunlan söylüyor- dum. "._Oysa, beklevişlerin en gergini cerejtın ediyor, orada. Berbat çağrışımlara, drama- rik kurgulara yol veren karmaşık düşünce- kr kol geziyor olabilirdi: 'Bir terör evlemi ki insanhk dışılığının ötesinde vahim bir top- lumsal bo) ut taşıyor. Bu. en büyük kentin en göbeğinde can gü>enliği kalmadığının açık- ça ilanıdır. O sevimli, değerii Vasenıin'in ya- nı sıra on kişi daha ölebilirdi. Ne kahpe dün- ya ve ne sahipsiz memk'ket. Onat'a ne ola- cak şimdi. Lime lime bir dalak, pan;alanmış bir omurilik, çalışır çalışmaz böbrekler, her gün biri patla>an kan pıhtıları. Kalkacak mı a\ağa? Ne zaman? Bu nasıl bir kritik kırkse- kizsaat ki geçmek bilmiyor? Felç riski mi; ha- ni azalmıştı... Bitkisel yaşam mı? Nereden çıkh. yok. »lanıaz. Devlet yetkilikri, önemli (!) kişiler uğrayıp gecmiş okun diyor. Ne ka- dar alaycı bir utanma/lık. Toplum zrvanadan çıkarken neredey diniz, bey ler.' Ama ne oluyor. Gerilmiyor insanlar. Din- ginlik içinde umutia b«kliyortar. Onat'a yö- nelmiş o yoğun se\gi \ar ya; ferah bir gönül aviusundaki o içten buluşma var ya. Kaçınıt- maz bir hiiznii, vakur bir metaneteçe\ irmiş. Ben Ankara'dan sadece bir günlüğüne eri- şebildim Amerikan Bristol koridoıianna. Oradaki herkesle birlikte derinlemesine du- >'umsadtğun şu oldu: 'Onat Kutlar'a hiçbir şeycikler olmayacak. Bu denli karıksız bir sevgiçemberiyle kusatılmış bir adama doğa- nın bilinen ve bilinmeyen güçleri kötü bir şey yapabilemez." Onat, icerilerde bir yerlerde ulaşılamayan bir yoğun bakım çadırında, aşağıdaki bekle- yişin mctanetini, karaıiılığın kendiliğinden oluşuvermiş sevgi \e dayanışma korosunu duyumsuyordur. Sessiz bir müzik; ama gö- nöllerdeki nakaratı çok net 'Vermeyeceğiz seni, arkadaş." Sonra öbür dizeler geliyor: 'Doktor bilinci yennde diyor. Düşünüyorsun öyleyse. Daha yapacak ne kadar çok işin ol- duğunu hesaphyorsundur. Duyarlı bilgeli- ğinden çevrene daha ne lezzetler dagıtman gerektiğini de kestiriyorsundur. Düşün Onat. Bunlan düşün. Aşağıdaki sevgi halkasının anlamlı yogiınluğunu duyumsa. Düşündük- çedirenmeyede\am ediyorsun, zaten. ,\z da- ha dayan bedostum. Kritikgünler.saatler bu kez gerçekten sona eriyor. Sen ki. ozan dos- tun çok tatlı söyleyişiyle, Gazi Ay ıntap'ü soy - lu bir yanş atısın. Çok yanş geçirdin. Çok he- yecan yaşadın, yaşattın. Haydi be Onat, son düzlüktesin artık. Az kakiı. Haydi, haydi—~ Haydi... Hay... Ay... Ve yukanlardaay ışı- ğı ile kucaklaştı Onat. Doğanın bilinen bi- linmeyen güçleri o yogun sevgi çembenni bile dinlemedi. Yenildi Onat, ilk kez bir ya- nş kaybettı. Hepyenildik. Derin üzüntümüz bu yenilgiden eelmiyor sadece. Katillereye- nildik. Toplumu, devleti, ülkeyi bu acınaklı hale getiren haınlere yenildik. Tarihin en sarsak politik iktidannın, en gariban muhalefetin. en soytan medyasının. tüketime tapınan du- yarsız sürülerin oluşturduğu gafıllerordusu- na yenildik. Bu, çok koyuyor adama. Onat Kutlar, sallantıh dar bir köprüden geçti. Sevgiyle örülüydü bu köprii. Yıkıl- madı. Aşağıdaki derin vadiye yolcusunu bı- rakmadı. Onat bir küçük oyun yaptı. Iki ta- rafı eğimli bu köprünün en yüksek. yerinden gökyüzüne kanatlanıverdi. Oysa, hainler. ay - mazlar, hokkabazlar, nemanlar, kararlı cahil- ler. ısrarlı kültür düşmanlan. katiller yirtık çuvallann içine tıkışmış yuvarlana tekerle- ne Sırat Köprüsü'ne doğru yaklaşıyorlar. Ya- lazlı alevlerde kül olmak da var ise bu ge- çişte, dökülürken kayalara çarpıp felçli kal- mak da var, bitkisel yaşama girmek de var. Ayılın bre gafitler. Sırat Köprüsü'ne iyı- ce yaklaştınız. 07.00-08.30 Sabahın Ilk Işıklan 08.30-09.30 Basmda Haber 09.30-11.00 Sabahın İlk Işıklan-Devarn 11.00-13.00 Güneşli Dakikabr 13.00-15.00 Aiışveriş Sepeti 15.00-18.00 FaxKlab 18.00-20 00 Müzikli Dakikalar 20.00-24.00 istetcler (Sevgi Çağlayanı) 24.00-07.00 Gecenin Sesi Haber Saatleri: 10.45-11.45-12.45 16.45-18.45-20.45-24.00 Değerii insan, şair, yazar ve kültür adamı ONAT KUTLAR'ı yitirmenin sonsuz acısını yaşıyoruz. Ailesine, yakınlanna ve tüm sevenlerine başsağhğı dileriz. BtRKÎYE AİLESÎ Romanlannız ve Ansiklopedileriniz yerinizden ahmr. Tel:5540804 Pasaportumu kaybettim. Hükümsüzdür. HIZJR Y1LMAZ SALI 08.00 Sabahın Nağmeleri 11.00 Enstrümantal 11.30 Sevgi Bahçesi 14.00 Gültteste 17.00 Sevdiğiniz Sesler, Sevdiğiniz Şarkılar 18.00 Fasıl 19.00 Unutulmayan Sesler 20.00 SeçmeEserler 23.00 Sevilen Şarkılar *1 PENCERE İsJamı BJImek 1 Ne Demek?.. Yenibir laf çıktı: "islamı bilmek!.." Nedemeko?.. Televizyonlarda, medyada, açık oturumlarda Islam adına ahkâm kesenler türedi. Bir zamanlar 'Marksolog' geçinenler vardı, şimdi de, tövbe estağfurullah, 'islamo- tog'lar mı ortaya çıktı?.. Maşallah bilmedikleri yok, Müs- Iümanlık bunlardan soruluyor. • Eski Ortaköy'de, Bektaşi Babası, kilisenin papazıyla çok dostmuş. yedikleri içtikleri ayrı gitmezmiş. Gel za- man git zaman, papaz hastalanmış, ağırlaşmış, son ne- fesini verecek!.. Bektaşiye haber iletmişler, Baba Erenler kalkmış, pa- pazın evine varmış... Papaz, Baba Erenleri karşısında görünce konuşmaya çabalamış, dudakları kıpırdıyor; ama, Bektaşi hemen eliyle adamcağızın ağzını kapatmış... Çevredekiler: - Baba Erenler ne yapıyorsun?.. Bektaşi: - Sen 5u herge/eyı kırk yıldır tanırım, şimdi bir kelime-i şahadet getirir. doğru cennete gider; biz bu yolda yaya kalırız... Öykü, Müslümanlığın nasıl bir din olduğunu da vurgu- luyor. Islam tümüyle bir vicdan işi!.. Kelime-i şahadet getirdin mi Müslümansın, bu iş için Hıristiyanlıktaki gibi kilisenin turnikesinden geçmeye gerek yok... Bir inanç sorunu Müslümanlık!.. • Peki, inancı nasıl ölçeceksin?.. Metreyle mi, okkayla mı, kiloylamı?.. Bu işin arşını endazesi yok!.. İnanç ölçülemez. Hiç kimsenin vicdanına iskandil sarkıtamazsın, Allah ile kul arasındaki ilişkinin ruhsal okyanusunda kim yel- ken açabilir?.. Kilise papazı gibi, hücrede, Müslümanın benliğindeki günahları çıkartmaya mı kalkışacaksın?.. Kim daha iyi Müslüman?.. Nereden bileceksin?.. Allah tarafından sana bir yetki mi verilmiş ki kulu sorgudan sualden geçireceksin?.. Sen islamı ne kadar biliyorsun ki karşındakinden hesap soracaksın?.. Hem bilmek ayrı şey.. İnanç ayn.. Kim islam konusunda bir şeyler bildiğini sanarak şişi- niyorsa, bilin ki cahildir. 1400 yıllık bir tarih sürecinde yayılıp gelişmiş islami- yeti, bilimsel yaklaşımla değerlendirmek gerekiyorsa, bir kimse ancak bu işin bir dalında uzmanlaşabilir. tslam hukuku başlıbaşınabirderya!.. Aşılmışdaolsa, bu huku- kun her bir dalında yetkiyle konuşabilmek kolay mı?.. Yüzlerce yıldan beri medreselerde tartışılıp duran nice soruna, bin bir çözüm önerilmiştir. Kara kaplı kitaplar- daki karınca dualarının içinden çıkmak olanaksızdır. Din ve hukuk konularında verilen fetvaların ise haddi hesabı yoktur. Bu fetvaların birbirleriyle çelişkileri açılmaz bir kördüğüm oluşturur; üstelik islamda fetvanın da bağla- yıcı niteliği varsayılamaz. Kim İslamı bilebilir?.. Bir kul Müslümanlıkta nedir ki, oturup öteki kullara ah- kâm kesecek?.. 'Ruhban' sözcüğü rahibin çoğuludur; Osmanlı'da yok-' tu; ama, CumhuriyetTürkiyesi'nde bir ruhban sınıfı olu- şuyor; bunlar islamı tekellerine alıp politikaya alet ede- rek siyasal iktidara tırmanmaya çalışıyortar, koltuk hır- sıyla sağa sola İslamiyet adına babalanıyorlar... Yok böyle şey... Ütkemizde İslamı siyasete bulaştırtp kendi çıkarları için kullananlar mı Müslüman?.. Yoksa İslamı bir vicdan işi sayıp alçakgönülle özümseyen mi Müslüman?.. İsjamın temsilcisi kılığına bürünerek seçmenlerin kar- şısında Müslümanlık taslayan kişi, din adına sahtecilik yapan çıkarcıdan başkası olamaz. BAŞSAGLIGI Türk sinema dünyasının sayılı eleştirmenlerinden, Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin her dönemde fahri danışmanı, birçok kültürel,sanatsal etkinliklerin fikir babası. yeri doldurulamaz yazar, şair, sinema adamı ONAT KTJTLAR'ıkahrolası teröre kurban verdik. Acımız sonsuzdur. Türk toplumunun başı sağolsun. ANTALYA ALTIN PORTAKAL KÜLTÜR VE SANAT VAKFI VE FESTtVAL \TRÜTME KURULU BAŞKANLIĞI İLAN T.C. BÜNYAN KADASTRO MAHKEMESİ'NDEN DosyaNo: 1992/1290 Davacı Hazine vekili Av. Betül Özkan tarafından davab Mah- mut Polat. Haa ve Ahınet Polat mirasçılan aleyhine mahkememize açılan kadastro tespitine itiraz davasırun yapdan duruşmasının veri- len ara karan gereğince: Davalı mirasçılanndan Emine Ali, Cmmehan İsa, Nesibe, Meh- met Emine, Nergül, Yahya, Emsal, Fatma, Ayşe Mahmut, Fedakar, Ahmet ve Ayşe Polat tüm aramalara rağmen tebligata yarar açık ad- resleri tespit edilemediğinden adı geçenlere dava dilekçesi ve duruşma günü tebliğ edilememiştir. Mahkememizde yargılaması devam eden Samağıreköyü Uzungü- ney me\ kiinde 117 ada, 2 parsel saynlı taşınmaza ilişkin ibraz etmek istedikleri belgeleri. duruşmanın bırakıldığı 29 3,1995 günü mahke- memize ibraz etmesi ya da kendilerini bir vekille temsil ettirmesi, aksi halde davanın yokluklannda devam edeceğj ve karar verileceği husu- su, dava dilekçesi yerine kaim olmak üzere ilanen tebliğ olunur. Basm: 1884 Haber Saatleri: 11.00-12.00-13.00-17.00-18.00-19.00-21.00 Bizim musiKimiz. SATILIKMA2DA Sahibinden 323 Sedan, 1993 model, koyu gri, metalik boya, full aksesuar, orijinal klimalı. 34.500 kilometrede, çoktemiz. Tel: (0216)-35717 20-369 24 06
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog