Bugünden 1930'a 5,492,155 adet makale



Katalog


«
»

16 OCAK 1995 PAZARTESİ CUMHUBİYET t * SAYFA KULTUR 15 Uluslararası Nâzım Hikmet Şiir Ödülü'nün ilk sahibi, dünya şiirinin büyük ustalanndan Adonis: v insanhğa sımsıkı bağlıchrPELİNÖZER "Dünyadaki tüm şairier benim dostumdur. Çünkii büyük şairler, diğerlerini de etkilemiştir. Şair, aynı zamanda biige, düşiinür ve ozandır. Beıt kendi şiirim üzerine konuşmayı sevmem. Kendimi her zaman bu işe yerö başlamış bir öğrenci gibi hissederim, sürekli yeni şeyler peşinde koşanın. Heniiz yolun başındayım." Arap ve dünya şiirinin en büyük ustalanndan Adonis, şiirlerinden tanıdığımız dingin ve yalın söylemiyle bir yandan kişiliğinin ipuçlannı veren, bir yandan da yapıt ve yaratıcı arasındaki dengenin büyüsünü aktaran sözcüklerle konuşmaya başlıyor. Yüksek sesle değil; şiirlerinde olduğu gibi bir bilgenin içten gelen. içe işleyen yumuşak ses tonuyla, her fazlalığı ayıklayarak sürdürüyor sözlerini. Düşünce ve şiir arasinda aynm yapmıyor. Ve şiirin ölümü güzelleştireceğine inanıyor: "Şür sevmeyen sen / Bilesin guzel olmayacak ölümün." ' l luslararası Nâznn Hikmet Şiir Ödülü'nün ılk sahıbı Adonıs'ın 'anavatanı şiir'. Her konuşmasında. şiirin evrenselliği ve gücüne dikkati çekıyor. Aşk ve ölüm var olduğu sürece şiirin yaşayacağına inanıyor. - Nâzım Hikmet'in şiir coğrafyanızdaki yerinden söz edebilir misiniz? Nâzım Hıkmet'le 35 yıl önce Beyrut'ta tanıştım. Bu. ilk ve son karşılaşmamız oldu. Bir süre sonra, onunla aynı ayda dogdugumuzu ögrendim. Ülkelerimizle ilgili gerçeğimiz dışında. bir yıldızın Nâzım Hikmet'le aramızdaki uyumda biretkisi oldu mu bilmiyorum. Ancak, yeryüzünü aydınlatan pek çok yıldızın ışıgında birleştigimizden eminim. Nâz\m Hikmet'in şiirini uzun yıllar önce tanıdım. Onun tüm yapıtlan Arapçaya çevrildi, bu yüzden Fransızcadan önce ana dilimde okuma şansım oldu. Şiirini çok beğeniyorum. Adımın onunla birlikte anılması ve yüksek şiir otoriteleri tarafından bu ödüle değer görülmem de benim için büyük bir gurur. - Efsaneyle bağlantı kurarak, Adonis adına ö/el bir anlam yükkdiğinizi söy leyebilir miyiz? Adonis adıni almam tamamen tesadüfen oldu. Bu adı neden seçtigimi tam olarak açıklayamam. Sonralan bu adın anlammı fark ettiğımde ben de çok sembolik olduğunu. Adonis'in şiir düşüncesını, aşk ve yaşam, ınsan ile ınsan arasındaki ılişkiyi sembolik olarak çok iyi açıkladığını düşündüm. Bu adı aldıgımda 15 yaşında çelimsiz bir çocuktum. Şıirlenmi yayımlamayı her seferinde reddeden bir dergiye Adonis adıyla gönderdığim şıirler, birdenbire yayımlanmaya başladı. Hatta bir seferinde ilk sayfada yayımladılar şiirimi. Şiirin üzerine de Adonis adlı kişinin dergiye gelmesini istediklerini yazdılar. Ben fakir, kısa boylu, çelimsiz bir köylü çocuğu olarak. hırpani giysiler içinde dergiye gittiğimde kimseyi Adonis olduğuma inandıramadım. - Kökleşmiş geleneğe karşı ciddi ADONİS'İN ARAP MASALINIANDIRAN YAŞAMI Arap kültürünü çok yakından tanıyan, Arap klasiklerini küçük yaşta ezberleyen Adonis'in yaşamı da bir Arap masalını an- dınyor: I4yaşında, ülkeyi tanımak için birgezi- ye çıkan Cumhurbaşkanı Şükrü El Ktıv- vetli'nin huzurunda kendi şiirini okuma- sıyla başlamış Ali Ahmad Said Esber adlı yoksul köylü çocuğun serüveni. Cumhur- başkanı, şiiri çok begenmiş ve küçük çocu- ğun alnını öperek ona "DUe benden ne di- lersen" demiş. Çocuk, "Okumak istiyo- rum" demiş ve Lataika'da bir devlet oku- luna kayıt olmuş. Ve 12 yıllık okulu 5 yıl- da bitirmiş. 1930 yılında Suriye'de dogan Ali Ahmad Said Esber, 1950'de Şam Universitesi'ne girer ve edebiyat diploması alır. Gazetecı- lik yapar, iki yıllık askerlik hizmetinin bir yılı politik nedeıılerden dolayı hapiste ge- çer. 1956 yılında üniversite arkadaşı Kha- lida ıle evlenir ve iki kızlan olur. Beyrut'a gider ve ardından Lübnan vatandaşlığına eeçerler. " Adonis, I957'de Yusuf al- Khal ile bir- likte El Şiir Toplulugu'nuveüçaylık El Şi- ir dergisıni kurar. Topluluk. gerçeküstücü- ler benzeri bir bildiri yayımlar ve çagdaş Arap şiirinin gelenekten bagımsız olarak özgürlüğünü ilan eder. Topluluk, 1964'te dagılır. dergı kapanır. Adonis bu sırada "İlk Şiirler" (1957) ve -Rüzgârda Yapraklar" (1958) adlı kitap- lannı yayımlar. 1960-61 yıllan arasında Fransız hükümetinin burslusu olarak Fran- sa'ya gider ve üçüncü kitabı "Şamlı IVIih- yar'ın ŞarkılarTnı yazmaya başlar. 1964'te Arap Şiırı Antolojisi'nın ilk cıldıni yayım- lar. 1965'te dördüncü kitabı "Gecenin ve Cündfizün Memleketlerinde Değişimlerin veCöçün KitabTnı yayımlar. 1968 te Ma- vaqıf adlı dergıyi kurar ve yönetir. 1970 y11ında "Güller ve Küller Arasında Zaman" adlı kitabı yayımlanır. 1971 "de Beyrut Lübnan Universitesi'ne profesör olarak atanır. Syria- Lebanon Avvard of the International Poetry Forum ödülü için Amenka'ya gider ve "New York'a Mezar" adlı kitabını yazar. 1973'te Beyrut Saint- Joseph Üniversitesi'nde doktorasını ta- mamlar, 1980-81 yıllannda Yeni Sorbon- ne Üniversitesi'nde konuk profesör olarak ders verir. 1984'te Fransa Kültür Bakanlığı tarafın- dan "Officierdes Arts et des Lettres" unva- nına değer görülür. 1985 yılında George- town Üniversitesi'ne konuk profesör olarak çağnlır. Fransa'ya döndûgünde Centre In- ternational des Lettres'den burs alarak Pa- ris'e yerleşir. Arap şiirinin dünya şiiriyle tanışmasın- da, gelenekten bagımsız bir şiirin yaratıl- masında öncülük eden Adonis, "Insanın iki annesi olmaz" diyor. Şiirleri ile henüz Türkçeye çevrilmeyen denemelerini Arapça yazmayı sürdürüyor. Yaklaşık on yıldır Paris'te yaşayan Adonis, bugünlerde Cenevre Üniversitesi 'nde Arap kültürü üzerine ders veriyor. Kitaplan yabancıdillerdedeyayımlanan ve Nobel Ödülü'neaday gösterilen Adonis; yakında yayımlanacak olan "Soleil Se- cond" adlı kitabında aşktan ve deneyimle- rinden söz ettığini söylüyor. Türk okurlar ise onu, "Nevv York'a Me- zar"(Varlık Yayınlan, Çev: Özdemirİnce). "Ktıdamalar''(Gölge Yayınlan, Çev: Nec- la Işık) ve "Dallann Güncesi" (BDS Yayın- lan, Çev: Necla Işık) adlı kitaplanndan ta- nıyor. anlamamızı sağlar. Önemli olan her zaman için; sözcük ile nesne, insan ile insan ve insan ile dünya arasında yeni ilişkiler kurmak. - 'Kutlamalar' adlı kitabınızda yer alan bir şiirinizde " Düşten maddeye geçmek ıçın köprülerim var benim" diyorsunuz. Şürini/de düşsel otanla 'gerçek' olan nıadde her zaman yan yana dunıyor. Yaşamımızda bazı anlar vardır. Onlan mantıkh bir biçimde çözümleyebilmek oldukça zordur. Ornegin âşık olunduğunda yaşanan kendinden geçme hali, yalnızca kısa bir andır. O esrime anında insan, yaşıyor mu, ölü mü fark edemez. Buna 'orgazm' da diyemeyiz. O anda her şey birbiriyle kaynaşır. Bu sırada her şey bir düşe dönüşür. Düş de o zaman gerçeklık bulur. - Mtstisizme yakın bir şair olarak, şiirde müzikaliteye önemli bir yer veriyorsunuz. Bu baglamda, Arap kültürünün şüıierinize yansıdığını söyleyebiliriz. Arap kültürünü çok yakından tanıyorum. Ancak bu kültüre ulaşmak için geriye dönmüyorum. Tam tersine bu kültürü genişletmeye, yeni ufuklar açmaya çalışıyorum. Böylece daha evrensel ve daha insani bir kültüre ulaşacağımızı düşünüyorum. Mistisizmi de dinsel bir mercekte görmüyorum. Dinsel bakış açısı tamamıyla farklı. - Şiirin işlevlerinden biri de 'adı olmayan nesnelerden' söz etmek olabilir mi? A Asıl adı Ali Ahmad Sait Esber oian Adonis şiirin anavatanı olduğunu söylüyor. (Fotoğraflar: DEVRİM BARAN) eleştiriler gerircn devrimci bir şair olarak. geçmişiyle birlikte değeıiendirdiğinizde Arap şiirinin bugünü üzerine görüşlerinizi açıklar mısınız? Genel olarak şıınn gelişiminden söz etmek olanaksız. Herhangi bir şairin şiiridir söz konusu olan. Gerçekten var olan şiir değil, şairlerdir. Bu anlamda. bir peygamber gibi, şiir üzerine eleştiriler yapmak yanlıştır. Ancak kişisel olarak Arap şiirinde devrimci bir hareket olduğunu, bunun özellikle ıfade bıçimi ve şiirin yapısında gerçekleştiğini söyleyebilirim. Bu hareketin başanya ulaşması içinse bana göre henüz çok erken. Beklemek ve görmek lazım. Ancak çok iyı şairler olduğunu da biliyorum - Paris'te yaşayan Suriye asdlı bir Lübnan vatandaşı olarak şiirde evrensellik ve çeviri üzerine ne düşünüyorsunuz? Benim vatanım Arap dılı. anavatanım ise şiirdır. Şiirde evrensellik sorunu yalnızca dille ilgili değildir. Bu şiirin sorunudur. Küçük bir köyde yaşayarak da ev rensel olabilirsiniz. En büyük yaratım, evrenselliği de yaratan insanın bakışıdır. Farklı bakış açılannı tanımak. ancak çeviri aracılığıyla olacağından. çağdaş kültürümuz için çeviri vazgeçilmezdir. Çeviri sayesinde kültürler arasında bir köprü kurulur. bir alışveriş doğar. - İnsan nıhuna seslenen, son derece yalın \e cıplak olan şiirlerinizde karanbktaki ışığı bulmaya çalıştığınızı ve okurlarınızı bu zoriu yokuloğa davet ertiğiniri söy leyebilir miyiz? Bana göre şiirin işi. insanlara zaten bildikleri şeyleri söylemek değil. onlara bugüne dek hiç söylenmemiş sözler söylemek. Bilinmeyende, dünyanın dığer yüzünde yolculuğa çıkmayı denemek gerek. Bu yolculugu gerçekte yapılan yolculukla kanştırmamalıyız. Yatay düzlemde yapılan bir yolculuk, derinlemesine yapacağımız yolculuklarda bizim için yararlı olacaktır. Biz nesneleri yalnızca bıze göründükleri şekılde algılıyoruz. Göriintünün ötesini de algılayabilmekgerekli. Birşeyi tanımak o kadar kolay değil. Bu durumda insani nasıl tanıyabilirsiniz? Her zaman için daha uzağa gıtmenin yollannı aramak lazım. - Şiirinizdeki doğa ve insan Uişkisini açıklar mısınız? Doğayı olduğu gibi değil. varoluşu simgeleyen biçimiyle ele alıyorum. Olaylara onlann açısından yaklaşmak insani, yaşamı ve dünyayı daha iyi .ncak ölümün ve aşkırı yok olduğunu düşünebildiğimiz gün, şiirin cenazesini kaldınnz. Şiir, insanlığa sımsıkı bağlıdır. Büyük şiir, her zaman var olacaktır. Bilim ve teknoloji hiçbir şey söyleyemez. Bizim en son sığmağımız, aşk gibi şiirdir de. Aşk ve şiir birbirine sımsıkı bağlıdır. J Şiir. şair, şiir yazmak adlandınlmıştır. Nesnelere aynı adlan veremezsiniz. Ancak nesneler arasında yeni ilişkiler kurabilırsiniz. Böylece bu nesnelere yeni adlar vermiş olursunuz. Bu. yeni bir bakış açısını da beraberinde getirir Yeni bir ad, yeni bir bakış açısı demektır. Şiir bu yüzden sürekli yenilenir. Yeni adlar koymak, dil ve nesne. insan ve insan arasında yeni ilişkiler yaratmaktır. - Bugününü değerlendirerek baktığınızda şiirin geleceği için umtıtlu musunuz? Şıır, belki de nıcelik olarak, yani yatay düzlemde gücünü yitirmiştir, ancak derinlemesine bir nitelik kazandığını söyleyebilinz. Şiir okuyan kişiler, çok zor beğenir. Bu da şiirin gelişimi açısından olumludur. Teknik. insanın kendisıyle olan ilişkisinde arayı açan bir etken oluyor. ama hiçbir zaman teknoloji şiiri öldüremez. Çünkü şiir, insanın en temel denevimidir. Ölümünden üç yıl sonra 'keşfedilen' Angela Carter'ın kitaplan yeniden basılıyor Büyüleyici öykü yazarmm dönüşüKültür Servisi - Ölümünün üzerinden üç yıl geçtikten sonra. Angela Carter yeniden keşfedıli- yor» yayıne\leri yapıtlannı yeniden basıyor ve öğ- renciler onuaraştırmalanna konu yapıyorlar. Gar- ter* ın ilk edıtörlerinden Paul Barker. The Sunday Revievv'dakı yazısında, yazann geç gelen şöhreti- nın kökenlerini araştınyor. Tam birperi masalı, ama çocuklannıza anlat- mak isteyeceklerinizden biri değil. Genç kız, ku- zeyde, sevg-li büyükannesiyle yaşamaktadır. Akıl- lıdır, ama şı>mandır (arkadaşlan ona 'fiçı' derler). Annesiyle nineye döndükten sonra, zayıflamaya karar verir. ierslennde başansız olur ve batıya ka- çar. Yazma>a başlar. Kötü. ama karşı konulmaz er- keklerin elne düşen. güzel genç kızlar hakkında hoş ve ahlatsız öyküler yazar. Ama şöhret yavaş yavaş gelecektir. Yolcglugı çıkar, heryeri dolaşır. Yeniden güne- ye döner. oiya yerleşir. bir çocuk doğurur v e gö- riinüşünü br kez daha değiştirir, sanki büyü yap- mış gibi, aıra bu kez kendi isteğiyle. Simsiyah saç- lan beyazlar. yeniyetmelikten büyükanneliğe yol ali r ve açıkıöz cin akıllı büyücüye dönüşür. Artık daha ılımlı öyküler yazar. Ama hâlâ, hak ettiği gerçek ünekavuşamamıştır. Ölümünden sonra kitaplan tükendi Zamansı: ölümü, herkesi anıden gözyaşlanna bogar. Yaşadığı süre içinde karşılaşmadıği övgü- ler alır eleîirmenlerden ve ölümünü izleyen üç gûıı içindeiitaplan tükenir. Ingiliz üniversiteleri- nir> kampiilannda, en çok okunan çagdaş yazar halıne gelr Son hastalıgı sırasında bitirdiği son öyküsü 80oin satar. Artık şöhrete kavuşmuştur. A m a şöhretn, büyünün, hiçbir şe> ın değiştireme- yeceği b\r srçek vardır: Angela Carter ölmüştür. ~Bununjercekleşmesi için ölmesi gerekivordu" di>or yazıısal mirasçısı Susannah Clapp. 'Çir- kinden Sanşına' adlı ye- ni kitabında Carter'ın yapıtlannı ele alan Ma- rina VVarner, "Ölüsev i- cilik popüler hale getdi" diyor. Diğerleri de onu, yine ölümünden sonra ünlenen Sylvia Plath'la karşılaştınyorlar Ama yayıncısı Carmen Cal- 10, durumu tek bir cüm- leyle açıklıyor: "Zama- nı geünişti." Carter. yal- nızca kurgusal yazında değil. birçok şeyde. za- manından ilerdeydi. Charies Lamb'den ge- len en küçük imayı bile def eden, mücevher gi- bi işlenmiş gotik stiliy- le çağımızın en iyi de- neme yazarlanndan bi- riydi. Yabanıl bir ınce- likle yazdı. Angela Carter, 1940'ta doğdu. Bedava süt. portakal suyu ve mo- rina balıgı yagıyla beslendiği bir çocukluk geçir- di. Aynı zamanda, lngiliz tanhinde Amerıka'nın etkisinin yoğunlaşmaya başladığı dönemin çocu- ğuydu. Hollyvvood fiimlerine hayrandı. Babası ga- zetecilik yapıyordu. "Gazeteciler, tamamen ken- diierine özgü meraklı bir sıradışılığa sahipler"di- ye yazmış ve sonra. belki dc kendi gazetecilıgıni de düşünerek eklemişti: "Zalen, var olmanın tek yolu dışlanmaktır." Protestan çalışma ahlakına de- rınden bağhydı. bazen hiç bcklenmedık şekiller- de. "Yalnızca kendisi için var olan güzel sanatlar, iktidarsızlığının son aşamasına gelmiş demektir." Pornografi de yapacak işi olan sanattı Carter'a göre. Angela Carter, as- la bir partiye bağlı kal- madı. "Yeteri kadar dogmarik olmadığı için feministlerin de saldın- sına uğradı" diyor Su- sannah Clapp. 1988'de Nevv York Eyalet Üni- versitesi'nde ders verir- ken kadın çalışmalan bölümü tarafından boy- kot edildi. Yeniden yazdığı peri masallannda. (özellikle KanlıOda). ortalıkkan içinde kalabıhr. ama yi- ne de prenses prensle evlenip mutlu yaşayabi- lir. Romanlarında, teca- vüz olağan olaylardan biridir ve köktenci fe- ministlerin tercih ettiği gibi erkeklerle kadınlar arasındaki ılişkinin temel doğasının bir tanımı de- ğildir. Carter'ın 'Aşk' adlı romanının kadın kah- ramanı Annabel, pornografık fotoğraflarda gördü- gü kadınlann 'donuk, beyaz,hareketsiz' yüzlerini örnek alır. Annabel'in güç gösterisine döniîştür- düğü se\ işmelerinden biri, 'karşıhklı tecavüz' ola- rak tanımlanır. Annabel'in sevgilisi Lee, dahayaş- lı bir kadını baştan çıkanr ve bunu 'The Guardi- an'daki kadın sayfasıyla yatma'ya benzetir. Artık hiçbir şey kııtsal değildir. Feminizm bile. Carter. her zaman öndeydi. Peri masallannı oku- yup onlardan ilk etkılendıği zaman. çocuk sağlı- ğı uznıanlannın. 'gercek' olmadıklannı söyleyc- rek masallan dışlaması. olağan bir durum değıl- di. Carter'ın masallan daha değişik; antolojilere bile girdi. (Öyle bile olsa, şehir okullannda. ço- cuklar sıklıkla onlara başka bir dünyanın kapıla- nnı açan ve merak uyandıran şeyler yerine. katı ahlak kurallannı içeren, gerçekçi ve kederli öykü- lerle besleniyorlar.) Carter, cinsel yönden tuhaf öykülerini yazdığında. kitapçılar kadın yazarların pornografik kitaplannı satmaya alışkın değildi. (Özgürlük bu muydu?) Tıpkı Freud gibi. "Kadın- lar ne istiyor" sorusunun yanıtlandınlmasını çok güç buluyordu Carter. JaneEyre'deki Bay Roches- ter'ın 17. yüzyılın en dile düşınüş şairiyle aynı adı taşımasının bir raslanti olmadığını düşünüyordu. Güzel. 'çirkin'de ne bulmuştu? Kullandığı dil ve imgeler kalıyor akdda Kitaplan ustalıkla yazılmış göz alıcı yapıtlar. "Kitaplarda 'doğal' olan hemen hemen hiçbir şey yok" diyor Lorna Sage. Kişiler ya da konuşmalar değil de Carter'ın kullandığı dil ve imgeler kalı- yorakılda. Bir kadın. biradamın üstüne atlayarak ona tecavüz edıyor, 'çubuğa geçirilen halka' gibi. Denemeleri kuşgibi insanın aklından uçuyor.ama romanlannı bir oturuşta okuyup bitırmek olanak- sız. Tıpkı'Rafael öncesi'resimler gıbı çok renklı. York'taki konferansa katılan ve Carter çev irisi ya- pan Romanyalı birdelege, onun romanlannı 'na- kış'a benzetmişti. Sanınm, Angela bundan hoşla- nırdı. O, en keskin iğnelennden bazılannı denemele- ri için sakladı. Dönüp de onlan okuduğumda; gö- züm, dergilerdeki kadın resimlerının imgelerini araştırdığı 'Yüzdeki Yara'ya takılıyor. "Kırmızı rujunyenidendoğuşu"diyorCarter 1975'te, **ben- ce. her şeyden öte, kadınlann güzellik anlayışlarv- nın geçici olduğunu gösteriyor." Sanınm. kırmızı ruj yeniden aramızda. BUAŞAMADA ŞÜKRAN KURDAKUL Onat Kutlar da Yaşıyor Siz de Yaşıyorsunuz.. işgal ordularının kol gezdıği istanbul'da, onurunu da yi- tiren Osmanlı devletinin şeyhülislam efendisi, verdtği fet- vada, Ulusal Kurtuluş Savaşı öncülerinin "katlinivacip"gö- rürken bir gerçeğin ayırdında değildi: Anadolu insani yaşıyordu henüz. Sırtında tâşıdığı "ceberrut"devlete karşın. Mumu sönmeye yüz tutmuş hilafet kurumuna, sakalının titremesinden ürken işbıriikçi şeytıülislama karşın. Bilmez miyiz, toplumsal sıçramaların ıçeriğinde öncüler- le bütünleşen güçler vardır. Bu ortak birikim yeninin varlı- ğını kanıtlar eskimiş olanın karşısında. Mütareke yıllarında toplumsal sıçramanın dinamosu ba- ğımsızlık bilincıydi. Gizilgücü Anadolu insani. Hükümetler, partiler, devletler eskir. Bu gerçek eskimez. ihanet şebekelen teknolojiyi de yanına alarak usumuzun yaratma olanaklannı gerı işletmeye çalışır, kimi beyinleri yı- kanmışları götürebilir aramızdan. Ama varlığını yenileye tamamlaya sürdüren Anadolu ger- çeğimizin niteligini değıştıremezler. Hıyanetin yedi sülalesi yaşam suyunu kurutamaz Ana- dolu ağacının. Özgürtüğümüzdür, ulusal bağımsızlık bilincimizdir, kar- deş sofralarımızın direnç silahıdır o ağaç çünkü. Yüzlerce yılın damıta damıta günümüze ulaştırdığı kül- tür mirasımızın simgesıdır. Güzelim Onat Kutlar bu en haklı mirasın bayrak yarış- çılanndan biri olduğu için kıyılması büyük acı veriyor. Yazmaya başladığı 1950'li yıllardan itibaren çağdaş hü- manızmanın iki ana öğesı olan sevginin, hoşgörünün sa- bırlı ustalanndan biriydi Onat Kutlar. Sevginin ustasıydı. Çünkü insanoğlunun yaratma gucüne ınanıyordu. Hoşgörünün ustasıydı. Hoşgörünün özünü belirleyen bilımsel düşünceye, ay- dınlığa inanıyordu. Öykünün, şiirin, düzyazının, sinemanın, güzelliğin usta- sıydı. Bu nitelikleri, ulusal kültürümüzün çağdaş vazgeçilmez- lerinden biri olma düzeyine yükseltti Onat Kutlar'ımızı. içimiz sızlıyor. Uğur Mumcu'lann, Bahriye Üçok'lann, Muammer Ak- soy'ların. Musa Anter'lerin, Turan Dursun'ların, Sıvas mazlumlarının yüreğimizden koparıldıkları günlerin acısıy- la yandığımız gibi. Dağlartmızda yiten evlatlarımıza ağıt yakiığımız gecele- rimizdekı gibi. Soruyorum: Aynalarına bakarken gözlerinin kuytularında söne kal- mış, sermayenin iktidarlara tâşıdığı kılıt adamlar, hanfen- diler mi yaşama geçırecek çağdaş hümanizmayı. Bizim insanımız mı.. Belki, dar boğazlardayız, evet... Evet, yaşaya düşüne bulduğumuz doğrulan çarpıtmak isteyen dogmacılar. çıkarcılar, politika esnafı, ben benci'ler kol geziyor ülkemızde. Anadolu insani yaşıyor ama. Gaziantepli Onat Kutlar da yaştyor. Siz de yaşıyorsunuz. Uygarlık savaşımında bir adım geri çekilmek var mı.. DYO'dan ödüllü sanatçıfar sergisi • İSTANBUL (UBA)- DYO 26. Resim Yanşması'nda özgün ba.skı dalında ödül kazanan Ayşen Gürel Macaroğlu ile Bilgehan Uzuner'm yapıtlan Yaşar Sanat Galerisı'nde scrgilenecek. Devlet Tatbikı Guzel Sanatiar Akademısı'nden mezun olan ve halen çalışmalannı Flonda Atlantic Ünıversitesı'nde sürdüren Macaroğlu. Cıtybank'ın "Dünyada Ban^" konulu yanşmasında binncılik kazandı. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramık Bölümü'nden mezun olan diğer sanatçımız Bilgehan Uzuner de yapıtlannı Japonya. Italya. Yugoslavya ve Fransa'da sergiledi ve yanşmalı sergılerden toplam 14 ödül kazandı. Yaşar Sanat Galerisi'ndeki sergi 31 ocak gününc kadar görülebilır. Dünya Basın Fotograf Yarışması • AMSTERDAM (UBA)- Mcrkezı Amstcrdamda bulunan Dünya Basın Fotograf Vakfı, 38. Dünya Basın Fotograf Yarışması'nı düzenliyor Yarışmaya Türkiye'den de fotoğrat vınatçılarının katılması ıstendi. Yarışma. genel haber. spot haber, habere konu olan insanlar. günlük yaşam. bilim vc teknoloji. doğa ve çevre. sanat ve spor konularında yapılacak. Son katılma tarıhı 31 ocak olan yarışma ıçın başvuru formu ve bılgı içeren broşür. Basın Yayın ve Enforma>yon Genel Müdürlüğü'nden saglanabılir Türk piyanistin başarısı • NEWYORK(AA)-21 yasındakı Türk pıyanist Fazıl Say. Nevv York'ta düzcnlenen "genç konscr solıstlcrı" yarnmasiiHİa finale kaldı. Fınalleryarın yapılacak. Say. 15 ülkeden 55 genç sanatçının katıldığı ve Almanya'nın Leipzıg kentınde düzenlenen yarışmada. ABD'deki yansmaya Avrupa kıtasını lemsılen kaiılmaya hak kazanan üç sanatçı arasında yeralmıştı. FinaMer. yann Kautırnunn Konser Salonu'nda yapılacak \e başarılı olan sanatçılar. "Genç Konser Sanatçılan" adlı kurulur tarafından müzik dünyasına takdim edilecekler. Bu sanatçıların klasik müzik alanında dünya çapında üne kavuşmaları olasılığının yük>ek olduğu belirtıliyor Tanyerli için Tango gecesi • İSTANBUL(AA)- 1994'te yıtırdiğımiz, Türkçe tangoların ölümsüz sesi Şecaattin Tanyerli. Pera Palas Oteli'nde yann akşam düzenlenecek "tango gecesi" ile anılacak. Tango eşliğinde dans gösterilerinin de yapılacağı geceye. aralarında Engin Ege, Nezahat Onnaner, İncı Çayırlı'nın da bulunduğıı çok sayıda sanatçı katılacak. TRT İstanbul sanatçılannın önderliğinde düzenlenen geceden elde edılecek gelir, Tanyerlinın mezannın yapılması için ailcsine venlecek. "Bir tenıs topu, koşan bir çocuk, bir gözyaşı bile Jegiliz" Hoşgeldin Mert ONAT Tatar! 12.1.1995 Selma - Erol TATAR Basketbol yazarı arkadaşlarımızdan Ayhan Güner baba oldu. Ayhan - Mihriye Güner çiftini kutlar, EMÎRHAN adını verdikleri oğullarına ömür boyu sağlık ve mutluluk dileriz. Cumhuriyet Spor Servisi Çalışanlan
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog