Bugünden 1930'a 5,502,890 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 13 OCAK 1995 CUMA OLAYLAR VE GORUŞLER Siz hiç bir nehrin... MELtH CEVDET ANDAY G azetelerin kültür say- falannı merakla oku- rum; yeni şiir kitapla- rı, yeni romanlar, oyunlar beni ılgilendi- rir. Bunun gibi TV'lerde güzel sanatlara aynlan saat- lerin de izleyicisiyimdir. Sanat-düşün alanında neler olup bıttiğinin en azın- dan habçrini almak bile ilgimi canlı tutmaya yeter. Bu alandaki etkinlikleri topluca görmenin bir yaran da genel eğilim- lerin topiuca algılanışı ve bu eğilim- ler içinde ne gibi kişisel çizgiler belir- diğini sezınlemektir. Ama bunun ger- çekleştirilmesi için medya nesnel ol- maya önem vermeli. bizi alışılmış ta- nıtma söyleminden uzak tutmaya bakmalıdır. Yoksa kültür tanıtımı. diş macunu reklamtna dönüşebilir, göste- rilen her kitap. her resim, o türün en iyisi olup çtkar. Bunu saglamak için medya uzman kişileri araya sokuyor, ya da yaratıcı- yı konuşturuyor. Bundan iyisi olamaz diyeceksiniz. bence de öyle; ancak yaratıcının alçakgönüllü. tanıtıcının ise anlaşılır olmasını istemek, hakkı- mızdır sanırım. Yaratıcı, alçakgönüllülüğünü az ko- nuşarak, tanıtıcı ise anlaşılırlığı. en- tellige düşmemekle gerçekleştirir. Yazık ki tersine örneklerle sık sık karşılaşıyoruz: Yaratıcı, yapıtı üzerine çok uzun konuşuyor ve tanıtıcı, her- kes anlamasın diye olacak, anlaşılma- sı olanaksız bir biçime sokuyor sözü- nü. Doğrusu böyle bir konuşmayı. böyle bir yazıyı taklit etmek kolay değildir, ama birdeneyelim: "Yabancılaşmanın insanda ve top- lumdaki sos>o-politik paradigmalan- nı yansıttığı kadar. çözümün çözüm- süzle girdiği trajik düellonun, çeiişki- leri sürekli etkisi altinda tutan karma- şasını sınıfsal ilişkiler prizmasından vansıtıp algılama platformuna getir- mekk imgelemin asal motorunu başat kılan bir yaklaşımla maddeyi kişileşti- rerek ilginç parametrelere varan bu kitap-." Böyle bir tanıtmayı okuduktan ya da dinledikten sonra, "Pfcki, öyte ol- sun!" demekten başka yapılacak şey kalmıyor. Yaratıcının, kendi yapıtını tanıtma- sına gelince... Burada çok başka so- runlar ortaya çıkıyor. 1- Yaratıcı kendi işini anlatabilir mi? , ; - ; Daha önemlisi: 2- Yaratıcı kendi işini anlatmalı mı? Bugünlerde Arjantinli yazar Jorge Luis Borges'in iki kıtabını okudum. Bunlardan biri "Yedi Gece" adını ta- şıyor; ikincisi, "Borges ile Söyleşi". Alber Sabanoğlu'nun Richard Bur- gin'den dilimize çevirdiğı "Borges ile Söyle$lTI den yazıma. konumuzla ya- kından ilgili bir parçayı aktarmak istı- yorum. "Borges - Size şunu smlemek isti\o- rum: İnsanlarda edebhat duvgusu hiç yok. Bu yiizden bir edebiyat parçası hoşlanna gitse, hemen karmaşık ne- denler aramaya kmuhıyorbr. 'lyi bir şiır oldugu için veya iigimi çeken bir hikâye olduğu için. okurken kendimi unutup içindeki kişileri düşündüğüm için seviyorum' diyecekJerine. içinde gerçek kınntılan, semboller, olmayan neden-sonuç ilişkileri arama>a başlı- yorlar. 'Hikâyenizi beğendik. ama ne demek istiyorsunuz bu hikâyeyle?' diye sonıyorlar. Yanrt şu: 'Hiçbir şey demek istemedim. Anlatmak istedi- gim sadece hikâyenin kendisiydi. Eğer daha da yalın bir biçimde, daha basit sözcüklerle anlatabilseydım. inanın ki öyle yapardım.' Hikâyenin kendisi zaten kendi gerçeğidir, değil mi? Ama insanlar bunu kabul etmi- vor, yazarlann gizii amaçlan olduğu- na inanryorlar. lnsanlann çoğu -bunu kendi kendilerine veya başkalarına söylememekle birlikte- edebiyatın Ezop'un nıasalları tiirü ya/ılardan oluştuğunu sanıyorlar. Onlara göre her yazı bir gerçeği kanıtlamak ama- cıyla yazılmış, sadece yarattığı kişilere veya belirli bir konuya dınduğu ilgi- den dolayı yazılmış olamaz. İnsanlar her türtü edebiyat yapıtının arkasında bir tür ders anyorlar." Borges'in bu sözlerine katıldıgımı belirttikten sonra diyeceğim ki, şair- lerin, yazarlann çoğu da ek açıklama- lar yaparak okurun bu kuruntusunu beslemektedirler. O zaman ne oluyor, okur okuduğu ile yetinmedigi için, okudugunun tadını alamıyor ve boy- lece edebiyat bir bilmece olup çıkı- yor. Ressamlarla müzikçiler bu bakım- dan daha rahattırlar.. diyeceğim, ama diyemiyorum. Onlara da soruyor- lar**Ne demek istediniz?" diye. Pirandello'nun bir hikâyesi vardır; bir ressam sergi açacaktır, ama bu tür sorularla karşılaşacağını düşündükçe sıkılmaktadır. Bir arkadaşı ona şu ögütte bulunur: - Öyle sorular soran olursa,u Siz hiç bir nehrin aktiğını gördünüz mü" de onlara. Ressam öyle yapar ve rahata ka- vuştuktan başka daha çoğunu elde eder: O saçma sapan yanıt, resimler- den daha çok hayranlık uyandırmıştır. Uzun açıklamalara kalkmaktansa. yukardakine benzer kısa sözler hazır- lamalı yazar ya da sanatçı. Şımdi şakayı bırakıp diyeceğiz ki, açıklama yapıta hiçbir şey ekleme- dikten başka. yaratıcısını da güç du- rumda bırakır. çünkü yapıtın eksik ol- duğu kuşkusunu uyandınr. Birmedı: biz bu açıklama geieneği- ni sürdürdükçe, okurun, sanat merak- lısının tembelliği de sürüp gidecektir, "Nasıl otsa sorup öğrenirim ya" tem- belligıdirbu. Okuru, sanat meraklısını, yapıtla baş başa kalmaya alıştırmalıyız. ARADABIR YAVUZ GOR EmekliElçi Hisse-i Şaibeli Tulûat Kumpanyaları... Tulûat kumpanyaları, eskiden Direklerarası'ndaydı. Şimdileri, ekranlararası'nda "icra-ı faaliyet" eylemekte- dir. Aktörler, stüdyolara gelmeden önçe, hileli fotoğraflar, uydurma belgeler ve iğreti bir tebessümle silahlanıp sonra ortaya çıkmaktadır. Diyatoglar, "Kimin daha fazla şaibeli olduğunu" kanıtlamak amacı ile dinleyip seyre- denlerin akıl, bilgi ve mantığını kesinlikle kaale almayan savlan sıralamak ve bunu yaparken de karşı tarafın sö- zünü sürekli keserek, kamerayı üstüne çekmek yöntemi ile sürüyor. Bu tulûat karmaşasını idare etmeye çalışan kişi, bir ötekine, bir berikine, "Siz susun! Siz konuşun!" gibisin- den girişimlerde bulunuyorsa da iğreti uygarlık gösterileri ile başlayan bu Opera-Buffa, bir süre sonra bağırıp, ça- ğırmaya dönüşüyor ve herkesin gerçek yüzü veya yüz- süzlüğü sırıtmaya başlıyor ekranda... Aralarında ise iyi niyetle katılmış olan bir avuç kişinin sesi sedası, bir süre sonra bu "çamur atma" kakofoni- sinde işitilmez oluyor. Şükür ki perde aralarında, deterjanlar, karamelalar, seks uzmanlan, liberal meşrepli hanımlar, sizi ihya etme- ye hazır bankalar, cilt bakımına gerekli tereyağları, güzel- ce hazırlanmış cennet taamlan ve daha ne ararsanız çar- şıda, ekranda peydah olup, tulûat faslı bir süre erteleni- yor. Sonra, tekrar başlıyor bu "Aporiya" cümbüşü ve bir VVagner operasından beter, uzayıp, uzayıp gidiyor, sa- bahın erken saatlerine kadar... "Efendim! Beğenmiyorsanız bu 'show'u, 'zap' ediniz!" denebilir. Edelim, edelim ama, bu tuluâtın verdiği mazo- şist zevki inkâra olanak var mı? Toplumun içine düşmüş olduğu, inanılmaz boyutlara ulaşmış bu yozlaşma tablo- sunu, ibret ve dehşetle izlemeyi sürdürüyorsunuz. Tulûatta rol alan, başaktörlerin dışında kalan ve ülke- nin gerçek halkını yansıtan, hetâl süt emmiş, iyi niyetli ve ülkesini, karşılık beklemeden seven insanlar da var ora- da... Ve işte bu gerçek insanlar, işi büsbütün üzücü bir hale getiriyor. Bu insanlann, yanlannda oturan, racon kesen, "önemli" (!) kişilerce uğratıldıkları umutsuzluk ve ihanet tablosuna layık olmadıklarını acı acı düşünüyorsunuz. Bir dostum: "Yahu.. galiba Pompei'nin son günlerini yaşıyomz... "dedi. Pompei, korkunç bir depremin toprağa gömdüğü bir rezaletler kenti idi. Richter Ölçeği'nin son kertesi olan 10 dereceli hiçbir deprem, toplumumuzda görijlen ve Hisse-i Şaibeli Tulû- at kumpanyalannın aktörleri ile her gün ekrana gelen bu yozlaşma kadar etkili ve yıkıcı olamaz. Tann, beterinden korusun... ı Istanbul Kültür ve Sanat Vakfı ; Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, ONAT KUTLAR'ı • yitirmenin derin acısı içindeyiz. ÎSTANBUL KÜLTÜR VE SANAT VAKFI £ £ Değerli dostumuz, ağabeyimiz .# . ^ ^ *i,'£"^ OnatKutlan * - - kaybetmenin üzüntüsü içindeyiz. O'nu hep sevdik, hiçbir zaman unutmayacağız. Yakınlarının, arkadaşlarının, Türkiye'nin başı sağolsun. A j a n s U l t r a Sevgili . ONAT KUTLAR Sevgili YASEMİN CEBENOYAN Yüregim yanıyor... SIDIKA SU VEFAT Alkazar Sineması'nı sinemaseverlere yeniden kazandıran, kurucumuz, ortağımız, çok değerli varlığımız, Sayın ONAT KUTLAR'ı yitirmenin sonsuz acısı içindeyiz. Ailesine ve tüm kültür camiasına başsağlığı dileriz. Alkazar Sinema Merkezi PENCERE Laî,İsrafi1n "SUP'UDeğUir... Laftan korkuyoruz.. Sözden ürküyoruz.. Nükteden, yergiden, espriden ödümüz kopuyor, ağzı- mızdan çıkacak laf, sanki israfil'in "sı/r"udur, bir üfledin mi kıyamet kopacak... • "•>». £ '. ' Birisi çıkıp dese ki: - TC mahvoldu, parçalanıyor, Anadolu'nun güneyinde Kürtdevletikurulmalı.. .--... ^ ,;=-•• Neolur?.. *- Kıyamet mikopar?.. ^Ç Bu sözler zaten söyleniyor, uzaydaki uydulardan yer- yüzüne yansıyor; televizyonlarda, radyolarda, gazete- lerde her Allahın günü yineleniyor. -~ •- Birisi çıkıp dese ki: - Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet günahtır, Türkiye Darül harp'f/r, şeriat devleti kurulacaktır, laik cumhuri- yetin sonu gelmiştir.. Neolur?.. - >• -» * -.„. - --- -• Kıyamet mi kopar?.. Bu sözler de zaten söyleniyor; devlet, kendi eliyle kur- duğu imam okullarında kırk yıldan beri laikliğin altını oyuyor; şeriatın coğrafyası, Avrupa'dan başlıyor, bir milyar nüfuslu islam dünyasına yayılıyor. Bizim DGM'lerin eli kolu, ne şeriatçılığa yetişebilir, ne de Kürtçülüğe... • İnançlar arasında dünyanın en güzel inancı Aleviliktir, Bektaşiliktir; eşi menendi yoktur; dünyaya güleç bakar; ham sofuluktan uzak, hoşgörülü. kadınlara saygılı bir dünya görüşüdür. Çoğu din, kadını aşağılar. Hıristiyanlık nice yüzyıl kadına cadı gibi baktı. Katolik, Protestan ya da Ortodoks fark etmez!.. Müslümanlıkta Sünnilik kadını ikinci sınıf insan saydı; ama, Alevilikte kadının yeri öteki inançlardan çok daha değişik, insan- cıl... Osmanlı şeyhülislamı, Aleviler için ölüm fetvaları çı- kardı; Anadolu'nun yobazları, Alevi'den hınç almak için aşağılık bir iftirayı yaydılar: "Aleviler mum söndü ayini yaparlar; ana, baba, ço- cuklar birbirleriyle yatarlar.." Kadına saygı gösteren, kadına insan diye bakan bir inançtan gocunan yobazların kara rftirası nereden kay- naklanıyor... Açık seçik değil mi!.. Ancak televizyonda bu iftirayı güldürüye çevirmek için gereksiz bir espri ya- pan sunucu Güner Ümtt'e kimse suçluluk fermanı çıka- ramaz; çünkü bu yaklaşım Aleviliğe yakışmaz, Bektaşili- ğin yanından geçmez; sunucu Güner Ümit, özür diledik- ten sonra, Alevi, oturup bu arkadaşla bir rakı içer, gerçeği anlatır, dost olur. Alevilikte insanlık dostluktur. • Sözden, laftan, yergiden korkanların ülkesinde, top- lum, bir kibrit çaksan patlayacak noktaya geldi; yüzde 150 enflasyonun yarattığı ortamda Türkiye, benzin dö- külmüş bir coğrafyaya dönüştü, bir kıvılcıma bakıyor... Ne olacak?.. Anadolu'da bağımsız Kürt devleti mi kurulacakmış.. Zor kurulur. Şeriat geliyormuş.. Zorgelir. ' " ' ! Ancak laftan, sözden, fikirden, yergiden, nükteden, espriden korkup da yazıdan çiziden ürkersek, hiç şakası yok, hepsi başımızagelir... Laf, İsrafil'in "sur"u değildir. t. Öğretmenimiz, ağabeyimiz - lyi insan ONAT KUTLAR'ı Yitirmenin büyük acısını yaşıyoruz. Tüm dostlann başı sağolsun. ANADOLU ÜNİVERSİTESt tLETİŞİM BİLİMLERİ FAKÜLTESİ • * * VEFAT Kurucu üyelerimizden Değerli Dostumuz Sayın ONAT KUTLAR'ı • kaybettik. Ailesine ve tüm aydınlanmıza başsağlığı dileriz. TÜSES Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasal Araştırıııalar Vakfi ~, ¥ , - VEFAT Ortağımız, Genel Müdürümüz ve yönetim kurulu üyemiz Sevgili ONAT KUTLAR'] yitirdik. Cenazesi 14 Ocak 1995 (yann) öğle namazını müteakip Teşvikiye Camii'nden kaldınlacaktır. tFA Istanbul Filnı Ajansı
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog