Bugünden 1930'a 5,499,529 adet makale



Katalog


«
»

-12 OCAK1995 PERŞEMBE CUMHURİYET SAYFA KULTUR 15 UYGARLIKLARIN IZINDE OKTAYEKİNCt Surlar, Ayasofya ve çağdaş uygarhk... 1995 yılına Istanbul'un surla- nnı "gözden çıkararak" giren Refah Partisi Genel Başkan Yar- duncısı Ofuzhan Asiltürk,geçen hafta HBB televızyonundakı "Yüksek Tansiyon" programın- da bu düşüncesine açıklık getir- • mek olanağını buldu. "Önceük- i k kendi milli kültünimüzü koru- ', nudıytz, Bizans kalıntılarına mil- ; yarlar harcamak yunlışOr" dıyen ; Asiltürk"ün yine surlarla ilgili "yıkun gerekçesi" ise doğrusu çok çarpıcıydı: , "Surlann büyük bir bölümü ! mezbeielik. Orada her türlü ka- ; nun dtşı işyapıhyor. At, eşek mez- ; bahasına bile dönüşmüş durum- • da. Bu mezbeleliği yıkıp yerine \ yeşil alan yapılsa fena mı olur?" ; Programın "anlayışlı" tartış- '< macısı Mehmet Barlas, böylesi 1 bir gerekçeyı salt Osmanlı döne- ! minde surlara gösterilen saygı ve ! özenden örnekler vererek yanıt- J larken, örneğin yine böyle birge- ; rekçeyle "Süle>Tnaniye ve Zey- î rek'teki tarihi Ösmanh evleri ve ! sokaklannın" da bugünkü mez- Jbelelık hallerinden ötürü yıkıla- ;bileceğını Asiltürk'e anımsata- j rnadı. Benzerşekılde, Refah Par- [tisi kurmayının "Hâkim kültür ' bizimkidir, diğerieri yabancıdır" îşekhndekı göruşü de "genelde ! doğru" kabul edilip buna hak ve- ',rilirken,temelde "asıltehlikenin" ışte bu "aynm- ; ahk" olduğu da açıklıkla v urgulanamadı. Bu top- ; raklarda ve özellikle lstanbul 'da. tarihın çeşıtlı dö- ' nemlerinde yaratılan ve "birbirlerine esin kayna- ! ğı obn" zengin kültürlerin, kökenı ne olursa olsun, ! çağdaş bir toplumda artık "eş saygınlıkta" görül- ! mesi gerektiği anlatılamadı. '• Ashnda bu farklı. ama "birbirterinden hep bir ! şeyler öğrenmiş olan" kültürlerin artık tümüyle ', "bizinı mirasımız" olduğu ve bu ortak değerlerin ; binlerce yıllık birikımine sahip çıkarak "uygarn- ] gmuzıgefiştinne" olanağını bulabileceğimizi Asil- I türk'e kabul ettirebilmek doğrusu pek kolay da de- ' ğildi. Nitekim bir yandan "milli kültür" derken i öbür yandan "dinsel kimliği" ulus bılincinden da- ha önde tutan ve bu nedenle de temelde "milli ol- ! mayan" bir anlayışın, yine aynı programda örnek | verdiği Ayasofya hakkındakı düşünceleri de yanıt- sızkaldı. Asiltürk," Bizanssuriannaböylesinesa- ' hip çıkanlar, Ayasofya için (ibadete açılması için) neden gayret gösterrniyorlar" diye soru da sora- rak sürdürdüğü tartışmasında, farklı kültürlerin , yarattıklan yapıtlara "evrensel bir saygı" ile yak- îaşmayı "uhısalsonımluluk" sayan, yani "milli bir Jgörev" kabul eden cumhuriyet uygarhgımızı da tyine yabancılara hizmet etmek şeklinde yorum- 1 luyordu.. ^ ^ ^ ^ ^ Ayasofya'nın derinltği ' Bütün bu tartışmalarda, "uygarolmanın turnu- • sol kâğtdı" gerçekten Ayasofyadır. Başka bir de- yişle günümüzde Ayasofya'ya bakış açısı, kültü- !rel mirasın çağdaş uygarlık açısından taşıdığı an- ! lam ve önem konusunda da düşüncelerin berrak- , laşmasına eşsiz bir olanak sağlıyor. Çünkü yine Is- ıtanbul surlan, sonuç olarak, "İslamibirişlevi"be!- • ki taşımıyor. Ama Ayasofya, tanh içınde hem ki- lise hem de cami olarak farklı din ve kültürlere hiz- met etmiş bir anıt olma niteliğiyle Istanbul'un "uygarhk kimliğinin" tanımlanmasında kuşkusuz en güçlü sımgelerden birini oluşturuyor. Evet. Ayasofya, cami mi olsun yoksa müze ola- rak mı kalsın? Oğuzhan Asiltürk'ün surlarla ilgili "niyetleri" içensinde bile yine değinmeden geçemediği bu yıllanmış soruyu yanıtlayabilmek için, hiç üşen- meden tam "1600 yü" öncesıne gitmek gerekiyor. Bu tarihsel derinliğin "ilk 1000 yilını" kapsayan "Bizans u>garlığı"nın, ardından "500 yüa" yakın "Osmanlı uy garüğı"nın ve son "70 yıhnı" belirle- yen "cumhuriyet uygarlıgı"nın da yine 1600 yıl- lık serüven içensinde "Ayasofya ve insanhk" için ne anIama geldiğini irdelemek gerekiyor. Ülkemizin önde gelen Bizans tarihi uzmanlann- dan Prof. Semavi Eyke,ilk yapıldığı yıllarda "Me- gak Ekklesia" (Büyük Kilise) olarak anılan bu mimarlık gösterisıni "Bizans sanatının en büyük , eseri" olarak tanımhyor. Buradakı "büyük" nıte- lemesi ise, salt kütle ve görkeminden değil, mi- marlık, mühendislik ve "estetik" zengınliği bakı- Yaratan Bizans'tı, yaşatan Osmanlı oldu, cumhuriyet isekoruyacak... Eğer Refah Partisi 1994 yeret seçimkrinde bdecfiye yönetimine geimeseydi, İstanbul halkı suriann restore edilmiş, bu şeklini hiç kuşkusuz hâlâ göremeyecektL. mından taşıdığı üstün sanat ve beceri düzeyinden kaynaklanıyor. Ashnda, bundan yaklaşık 1600 yıl önce, bugün gördügümüz Ayasofya'nın yerinde başka bir yapı vardı. Bizans tmparatoru Constan- thıs'un yaptrrdığı bu ilk kilise, üstü "ahşap çatüı" olarak 360 yılında tamamlanmıştı. 400"lu yıllann başlannda çıkan bir ayaklanma sırasında y anarak ağır hasar gören bu yapıyı II. Teodosios onararak 415 yılında yeniden ibadete açtı. Ne var ki aradan 100 yıi geçtikten sonra, bu kez 532 yılında çıkan bir başka ayaklanma, ikinci yapının da yanıp ya- kılmasına neden oldu. Bugün hayranlıkla izlediğimiz "mtıhtesem kub- befi'* Ayasofya ise işte o ikinci kez yanan ahşap çatılı kilisenin yerine, 530'lu yıllarda inşa edilen yapıdır. Imparator I. lustinianos'un Güney Egeli GALERI • ATÖLYE BAŞAK SIGORTA SANAT GALERİSİ HALDUN NAZİKER RESİM SERGİSİ HOcak-8Şubatl995 Şehit Adem Yavuz Sok. 12 Kızılay/ ANKARA Başak Sıgorta Sanat Galensı, Başak Sigorta'run bır kültür hızmetıdir iki mimara, Miletoslu Isidorosile Tralleslı (Aydın- lı) Antemios'a yaptırdığı Ayasofya, beş yilda inşa edilerek 537 yılında yeniden hizmete açıldı. İç süslemelerinin tamamlanması ise tam 40 yü sür- dü. 100 kişilik usta kadrosu ve 10 bin amelenin ça- lışmasıyla yaratılan Ayasofya'nın mimarlık ve mühendislik sanatı açısından "uygaruk tarihine yöo veren" en önemli özelliği, hiç kuşkusuz onca geniş ve yüksek mşa edilebilen kubbesıdir. Yine Semavi Eyice'nin beliıttiğine göre, Ayasofya'ya yüzlerce yıl "en kutsal yapı" olarak bakılmasının bir nedenı de "30 metre"yı aşkın çapı ve yerden "55 roetre"ye dek tırmanan yüksekliğiyle. bu dev kubbenın ancak "insanüstügüçter" tarafından ya- ratılabileceği düşüncesidir. Ayasofya ya da Hıristiyan dinindeki adıyla "A>ia Sofia", 1453'te Fatih'in Istanbul'u alması- na dek, yaklaşık 900 yıl Bizans'ın hem sımgesi hem de övünç kaynağı oldu. Bu uzun dönemde, birçok yangm ve deprem geçırdı. Bazılannda. özellikle kubbesi büyük hasar gördü ve yeniden onanldı. Örneğin 989 yılındaki depremde öylesi- ne yıkılmıştı ki Tiridat adlı bır Ermeni mimann denetiminde, ancak altı yilda yeniden ayağa kal- dınlabilmişti. 1200'lü yıllann başındaki "Haçlıis- tüası" yıllannda yağmalanıp tahrip edilmesinden sonra ise yeniden Bizans'a geçmesiyle birlikte 293 89 78 (3HAT) BULUNMAZ RESİM A T Ö L Y E S İ Her Yaştan Insana Resim Eğitlml 1300'lü yıllann başlannda ancak onanlabilmiş, yapıyı ayakta tutan payandalan inşa edilmişti Denebılir ki Ayasofya'nın ilk 900 yıllık yasa- mı, yani kilise olarak hizmet verdiği Bizans uy- garlığı dönemi, bu muhteşem yapının "yüzlerce yıl" ayakta durabılmesı ıçın gerçekten "insanûs- tü" denilebılecek çabalarla yazılmıştır. Osmanlı bu "kutsal mabedi" bır "insanhk mirası" olarak devralırken, Bizans'ın son dönemlerindeki güç- süzlüğünün de etkisiyle Ayasofya, yine oldukça harap ve "bakıma muhtaç" dunımdaydı... Osmanh'nın Ayasofya'ya olan yaklaşımı, kuş- kusuz Fatih'in "sanata ve kültüre olan saygısı" ile biçimlenmiştir. Istanbul'a gınlır gınlmez, hemen Ayasofya'ya giden Fatih, kuşatma süresince uzak- tan hayranlıkla izlediği bu görkemli yapının kub- • lstanbul surlannı 'yabancı kültür' diyerek gözden çıkaran bir anlayışın, aynı kültürün en görkemli abidesi olan Ayasofya'ya 'cami olması koşuluyla' sahip çıkması, düşünsel tutarsızlığın yani sıra insanlığa karşı da sevgisizliğin bir göstergesi olmuyor mu? besine çıkar. Ve ardından hocası Akşemsettin'in önderliğinde saf durularak ilk cuma namazı da bu "mabette" kılınır. Ayasofya'nın bakım giderleri- ni karşılamak için birçok mülkü de "vakfeden" Fa- tih, Bizans belgelerinden yararlanarak binanın ta- rihini de belgeletir Aynca 62 kişilik bir de "gö- revli kadro" kurarak binanın temızliğine ve ona- nmına ayınr. Ahşap bırminareyle de "camidöne- minin" ilk basit mimari müdahalesıni yapar. Ayasofya'nın, cumhuriyet dönemine dek süren yaklaşık 470 yıllık "Osmanlı uygarhğı" çağı, Fa- tih'in bu anlayışına koşut olarak hep onun büyük- lüğüne ve özellikle mimarisine "saygı" ile geçtı. II. Beyazıt dönemınde eklenen "tuğla minaresi", MinıarSinan'ın duyarlılığını ve ustahğını taşıyan "Bab-ı Hûmayun" kesimındekı mınare, II. Se- lim'in aynı yönde eklettiği "yrvH minare" ve IIL Muratdöneminde tamamlanan dördüncü minare, bınaya sadece "cami işlevi" verecek şekilde değil, aynı anda yapısal özelliklenni koruyacak ve hat- ta "güçlendirecek 1 ' şekilde de inşa edildiler. Kö- keninde bır "Bizans yapıü" olmasına ve "Hıristi- yan uygarhğının iirunü" olarak nam salmasına rağmen, Osmanh'nın bu yapıyı "sahiplenmesi" öylesine geniş bir ilgiyle sürdü ki fetihler sırasın- da Avrupa'dan getirilen birçok değerli eşya, genel- lıkle Ayasofya'ya armağan edildi ve son dönem- lere kadar Istanbul'un "gözbebegi" olarak sürek- li bakıldı ve onanldı. Dahası, avlusu ve çevresi pa- dişahlann ve "ulemanın" türbelenyle donatıldı. Hıristiyan kültürü açısından, Ayasofya'nın en önemli bir diğer özellıgı ise kuşkusuz iç mekân- lardaki dinsel tasvirleri içeren zengin mozaikleri- dir. Bunlann üzerlerinin fetihten sonra kapatılma- sı da aslında özgün kültürüne bir saldm olarak yo- rumlanamaz. Çünkü başlangıçta tahrip edilme- mişler, sadece "Jslamiyetin kurallan" gereğince, cami olarak kullanıldığı için "üzerieri kapatümış- ö". Bunlann tümüyle örtülmesi ise 18. yüzyılın or- talannda gcrçekleşti. Asıl "tahribatın" da, 19. yüzyılda Ayasofya'da görev yapan bekçılerin, mo- zaikleri söküp yabancılara satmaya başlamasıyla ortaya çıktığı biliniyor. Osmanh'nın son dönem- lerindeki ekonomık ve sosyal çöküntü, Ayasof- ya'ya olan saygının da körelmesine yol açmış, ba- kımstzlık ve talan bu "kutsal emaneti" yıpratma- ya başlamıştı. En ciddi tehlike ise "emperyaüstit- tjfakm" tstanbul'u işgali sırasında yaşanmış, işgal- ci güçlerin burayı kilise olarak kullanmalanna kar- şı çıkan "dinci çevreler", Kurtuluş Savaşımıza des- tek verip Istanbul'u ve Ayasofya'yı bir an önce kurtarmak yerine. "binayı bombalayarak yok et- meye" niyetlenmişlerdi. Neyse ki yüzlerce yıllık Osmanlı geleneğine de ters düşen bu yobaz giri- şim gerçekleşemeden tstanbul. Kuvayi Müliveci- lerin eline geçti ve böylece Ayasofya'yı da bu kez "çağdaş uygarhga" kazandıranlar, cumhunyetı ku- ran devrimcı güçleroldular... ^ve çağdaş uygarhk! Cumhuriyet hükümeti, 1932 yılında, ABD'li Bi- zans uzmanı Whittennore'y e mozaikleri yeniden gün ışığına çıkarması için izin verdi. Yobazlar bu- na da tepki gösterdiler ve karşı çıktılar. Ne var kı artık Türkiye, tarih ve bilime saygılı bir yönetime sahipti ve cumhuriyetin kültür aniayışı, Ayasof- ya'nın, "1600 yıttıkbir geçmişin tanığı olarak"ko- runmasıydı. Işte bu aniayış içensinde, Ataturk'ün isteğı üzerine 24 Kasm 1934 tarihlı Bakanlar Ku- rulu karanyla Ayasofya "müze" haline getirildi. Böylece tarihindekı "üçüncü" uygarlık dönemı- ni, bütün kültürlere "eş saygmhkta" yaklaşan ve kendisini "insanhğın ortak mirası" olarak onurlan- dıran, cumhunyetle birlikte yaşanmaya başladı. Şimdi. işte böylesine zengin bir kültürel biriki- me sahip olan bir başy apıtı, i.S. 300'lerden bu ya- na gelen "tarihsel süreklfliğinden" koparmaya, ku- cak açtığı tüm sevgilen "birlikte yaşadığı" şu emeklilik ve dinlenme döneminde onun "huzuru- nu bozmaya" kımsenın hakkı olmasa gerek. §Bu nedenle Ayasofya, ne artık Bizans'ın 1000 yıllık klisesi ne de Osmanh'nın 500 yıllık camisidir. O, dile kolay, tam 1600 yılın "bilge tamğTve her yö- nüyle eşsiz bir uygarlık müzesidir. Tıpkı tstanbul surlannın da artık salt Bizans'a ya da ona bakan ve onaran Osmanlı'ya ait değil, bütün bir insanlığa ait evrensel kültür mirası ola- rak "tarihsel sayguıüğınr korudugu gibi... ^ > . . . Güzel Sanatlara Hazırlık Eğitiml Tel : 251 60 90-513 74 31 B MAÇKA SANAT GALEtiS ALÎYE "Gravûrler" 10-28Ocak 1995 EytamCad No 31/AUaçkırtST. Tel: (0-21?) 240 80 23 Resim Şergisi 3 Ocak-26Öcak '95 Tfirkiy* İf Bankası Parmakkapı Sanat Oalarisi B«yo#u4«t. T«l: 244 20 21 EMIN ÇİZENEL Galeri Nev Maçka Cd 33/B 231 67 63 ADKAN ÇOKERMinimallor ve Varyasyonlar Sergı 21 OCAK 1995 tanhıne kadar uzatılmıştır. GALERİB •37 N O DANS î MÜZİK Y EĞLENCX ÖGRENCİ GÜNLERİNDE Haftanm KotnJdan gujvennde zarunluıha Uafen 516 69 80'doı hstakr dtparmamnı araynmz Ttyaao ^iTM»ır No 2S Bayud 34490 Mtltnâ t TURKEY TatacMra (90)212 516 89 90 (» ***) TMu (90) 212 516 6B M TM 229» TPH ODAK NOKTASI AHMET CEMAL Üniversiteler ve Önyargılar... Son zamanlarda, üniversıtelerimize eleştırel yaklaşımın yapıcı olduğu söylenebilir mı? Bu kurumlanmıza eleştiri adı altında yöneltılenler, bilginın, yerine gereğince getirilmiş bir bilgi edinme yükümünün rehbeıiığinde ilerteyen bir aklın ürünleri midir, yoksa daha çok, kurumlaşma düşüncesine henüz yabancı olan yüzeysel çıkarımlar mıdır? Eğer ikinci olasılık söz konusu ise o zaman, özellikle Türkiye gibi bir ülkede üniversitelere yaklaşımımızın, sakıncalıdan da öte, çok, ama çok tehlikeli olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu bağlamda son zamanlardaki en tehlikeli belirtilerden biri, ünıversıtelerden söz edilirken "Anadolu üniversitele- ri" ya da "Anadolu'dakı üniversiteler" dıye yeni bir kate- gori (!) oluşturmaya yönelık girışimlerdir. Gerçi bu girişim, görünüşte kimi üniversite yönetımlerinin çeşitli bakımlar- dan aksayan yanlannı gözler önüne sermeyı ve eleştirme- yi amaçlamaktadır, ama gerçekte yapılan, epey uzun za- mandır yaygın bır tutumu, başka deyişle nıteliğine ve cid- diyetine bakmaksızın her konuyu günlük politika malze- mesine dönüştürme diye özetleyebileceğımiz bir tutumu, üniversiteler düzleminde de vurgulamaktan başka bir şey değildır. lstanbul, Ankara ve Izmir'in dışında kurulmuş ve kurul- makta olan üniversitelenn elbet kendilerine özgü sorunla- n olabilir, üstelik iktidarlann, broşür, afış ya da eşarp dağı- tırcasına, hemen her kent ve kasaba alanında yörelere üni- versite vaatlerinde bulunmalan nedeniyle üniversite denen kuaım, gerçekten ayağa düşürülmüş olabilir. Ama bu du- rum, başta basınımız olmak üzere, başka çevrelerin de ay- nı düzeysızlığe katılmalan dıye bir yükümlülüğü berabe- nnde getiremez, getirmemelidir. Ne var ki, geçenlerde de- ğerli şairimiz ve yazarımız Attila llhan'ın da çok doğru olarak belirttiği gibi, bundan otuz-kırk yıl öncesine göre çok daha ileride olması gereken basın ve habercılik anlayışı, hâlâ -ve üstelik geçmışinde çoğu kez örneğı bulunmayan!- pespayelikler sergilediğinden, üniversitelere nesnel bir yaklaşımın örneklenne de çok ender rastlanabilmektedir. Anadolu'daki üniversıtelerden söz etme gereğini, yalnız- ca aksaklıklar ve olumsuzluklar nedeniyle duymak, buna karşılık yine Anadolu'daki kımi ünıversıtelerimızde gerçek- leştirilen ya da gerçekleştirılme aşamasına ğiren, büyük kentlerdeki üniversitelerimizin kimileri için de örnek niteli- ği taşryabilecek atılımlardan hiç söz etmemek; olumsuz- luklann yani sıra böyle atılımlar da yapılıyor olabilir mi di- ye bir merak hiç duymamak, 'yerinde gidip görme' diye bir çabayı aklının kenanndan bile geçınmeyip bu bağlam- da hep kulaktan dolma, sözde bılgilerie yetinmek, bunlar ve benzerieri, acaba 'olması gereken' bir eleştiri ve değer- lendtrme an'ayışıntn örnekleri sayılabilir mi? Yanıt açık: Elbet olamaz. Böylesi, ancak ucuzculuk di- ye nitelendirilebilir. Ve ülkemizde ucuzculuğun bu türü, ne yazık ki en bulaşıcı hastalıklarla yanşabilecek bır tempo- da yaygınlaşmıştır. ömeğin, üniversrtelerdeki vakıflarla il- gili yolsuzluk iddialan söz konusu olur, medya derhal ko- nuya, sanki bütün üniversite vakrflarında bugüne kadar yol- suzluktan başka bir şey yapılmamış gibi yaklaşır. Üstelik böyie bır yaklaşımı -açılan soruşturmatarın sonucunu bek- lemeksizin- bir kesin yargı niteliğiyle kamuoyuna benım- setmek için elinden geteni yapar. Buna karşılık, örneğin "Acaba bütün vakıflar böyle midir", "Üniversitelere, yal- nızca devlet bütçesiyle gerçekleştiritmesi düşünüleme- yecek katkılarda bulunmuş vakrflar da var mıdır" gibi so- rulart sormak, bu sorulann yanıtlannı yerinde araştırma zahmetine girmek, böylece tarihimızde çok uzun ve par- lak bir geleceğin taşıyıcısı olan vakıf kurumunun, olası ak- saklıkların düzeltilmesi koşuluyla üniversıtelerimiz için de çok yararlı olabileceğı gibi yapıcı bir sonuca ulaşmak, ay- nı medyalann medyalık anlayışlannda henüz yeri bulunma- yan birtutumdur... Bir yandan her yıl "Ûniversitelerimize başyuran gençle- rimiz dışanda kalıyor!" çığlıklanylayeri göğü inletmek, böy- lece de üniversiteleri -en azından bu düzeyde de olsa!- önemsemek, öte yandan büyük kent ya da 'payitaht' üni- versiteleri -Anadolu üniversiteleri dıye yapay bir ayrıma gi- dip ancak Osmanh'nın çöküş dönemınde en acımasız ör- neklenne rastlanan bır aynmcılığı yeniden hortlatarak ay- nı kurumlara leke ve gölge düşürmek- böylesi, habercilik ya da eleştirellik değil, ancak kara cahillık diye adlandırı- labilecek bir tutumdur ve bu kötülüğün bedelini ne yazık ki yine ona hedef olan kurumlar ödemektedir. Kafalarında üniversiteli olamayanlara hıçbir makamın ve payenin üniversiteler üzerine yazma ve konuşma hakkını veremeyeceğini, venmemesı gerektiğini sanınm bir ilke ola- rak benimsememiz gerekiyor... Plyale Madra'nın resim sergisi • Kültür Servisi -Grafik sanatçısı Piyale Madra, bugün saat 18.00'de Kadın Eserleri Kütüphanesı"nde bır sergı açıyor. 1954 yılında Ankara'da doğan sanatçı, eğıtimıne bir süre Fransa'da devam ettikten sonra yurda döndü ve DGSA Uygulamalı Endüstn Sanatları Yüksekokulu'nun grafik bölümünden mezun oldu. 1982 yılında Milliyet gazetesınde çızdiği 'Piknik' adlı çizgi romanla sesini duyuran ve bir yıl sonra Cumhuriyet gazetesine geçerek 1992 yılına kadar Pıknik'ı çızmeye orada devam eden Madra, 1993 yılında ltalya'da 5. Kadın Çızerler Biyenali'ne katıldı. Sanatçı, halen Cosmopolitan dergisinde 'Kadınlar ve Kadınlar' çızgi romanını çızmektedir. Fransız besteci Louise Gaste öldü • PARlS (AA)- 1956 yılında, eşiyle birlikte yazdığı Pour Toi' (Senın İçin) adlı bestesi Ingılizce 'Feelıngs' olarak bilinen Fransız besteci Louise Gaste, Paris'teki evinde. 88 yaşında öldü. Kanser olduğu belirtilen 'Loulou' takma adlı besteci. binden fazla yapıta imza atmış. şarkılan Yves Montand, Frank Sinatra, Johnny Mathis gibi şöhretler tarafından seslendirilmişti. Fransa'da cumhurbaşkanlığına aday olan ve Gaste'in eşi, şarkıcı ve oyuncu Line Renaud tarafından da desteklenen Paris Belediye Başkanı Jacques Chirac, Gaste için, 'Fransız müzığınin bütün dünyada ışıldamasını sağladı' dedi. Musevi Bestekarlar' • Kültür Servisi - Özay Sanönder'in resim sergisi, bugün saat 19.00'da verilecek bir kokteylle ENKA Rönesans Galen Bar'da açılıyor. Kokteylden sonra, barda yer alacak bır başka etkinlik de Özgür Anca'nın saat 19.45'te vereceği gitar konseri. Etkinlikler, yann da Hakan Ulu ve Cihan Sayın'ın, saat 20.00'de 'Türk Musikismde Musevi Bestekarlar' konulu dinletisiyle sürecek. (274 25 40/ 714) Sami Güner Fotoğral Yamşması sonuçlan açfclandi • BURSA (A^\)- Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından. ünlü fotoğraf sanatçısı Sami Güner anısına geleneksel olarak düzenlenen fotoğraf yanşması sonuçlandı Renklı baskı ûalında birincılığe de|er eser bulunamadı. Bu dalda ıkincıliği Yıldıray Inan, üçüncülüğü Mesut Öztürk kazandı. Mansıyonlan Fatma Akalın, Haluk Gülmez, Coşkun Günal, Timurtaş Onan, Ibrahim Zaman ve Ömür Altınçizme aldı. Sami Güner Fotoğrafçılık Özel Ödülü de Faruk Ertunç'a verıldi. Saydam dalında birinciliği Ibrahim Zaman, ikinciliği Yakup Kütük, üçüncülüğü de Resul Baştuğ kazandı. Mansıyonlar; Fatih Özenbaş, Sadık Demıröz ve Altuğ Oymak'a verildi. Ibrahim Zaman, aynı zamanda, bu dalda verilen Sami Güner Fotoğrafçılık Özel Ödülü'nü de kazandı. Yanşmada dereceye giren fotoğraf sanatçılanna ödüllen, 20 şubatta düzenlenecek bir törenle verilecek.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog