Bugünden 1930'a 5,431,190 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

Cumhuriyet Sahıbı Cumhurıyet Matbaacılık ve Gazetecılık Turk Anonım Şırketı adına BerİD >adi • Murahhas Ü>e Emine Lşaklıgil 0 Genel Yayın Müdüru: Hasan Cemal, Yazı tşlerı Müduru Okaj Gönensin 0 Haber Merkezı Müduru Yalçın Bajer, Sa>fa Duzenı Yönetmem. Ali Acar • Temsılaler ANKARA Ahmel Tan, tZMIR Hikmet Ç«tink«ya, ADANA Çetin Yigenoglu 1,, Pohlıka CeU) Başlangif, isMnbul Haberlen Şnay Kalkın. Ekonomı Menü Tamer, Dış Haberler Ergun Balcı. Iş-Sendıka Şukren KtKncı. Kulıur Cdal Lsıer. Eğılım Geoca) Şaylan, Yun Haberlen Nccfkt Dogan. Spor Danijmanı AMulkıdır tacdnu, Dızı ^azılar Kertm (.«lışkan. Ajaşnrma Şahin Alpay, Djzeltmc Abdnllak VIZKI 0 Koordınatör Mnnet Koruban 0 Malı tşlcr Erol Erkot 0 Muhaseb* Bulenl Vener 0 Buıçe-Planlama Se»gı Osmanbc^ogtu 0 Reklam. Aj^c Tonuı 0 ldare Husoın Gıırer 0 Işletme ÖiMİer Çelık 0 Bılgı-Işlem Naıl İnal 0 Personel Sergi Boslancıoglıı Yayın Kuruij Başkan İlhan Selçuk, Okla) Akbal. Yalçın Bayer, Hasan Ctmal. Hıkmtl Çelmkaya, Okaj Gonensm, Ugur Mamcu, Alı Sırmen, Ahnet Tan Basan ve Yavan Cumhunya Matbaacılık ve Gazetecılık T A-Ş. Turkocağı C^d 39 '41 Cağaloğlu 34334 lst PK 246 tstanbul Tel 512 05 05 (20 haı), THra: 22246, Fax (1) 526 60 72 0 Burolar Ankara: Zıya GökaJp Blv lnkılap S. No 19/4, Tel 133 11 41-47, Teloı 42344, Fax (4) 133 05 65 0 Izmır H Zjya Blv 1352 S. 2 '3, Tel 13 12 30, Telot 52359, Fax. (51) 19 53 60 0 Adaaa: Inönü Cad 119 S No 1 Kat 1, Tel 19 37 52 (4 hat), Teloc 62155, Fax (71) 19 25 78 TAKVİM: 30 EYLÜL 1991 Imsak: 5.27 Guneş. 6 52 öğle: 12.59 tkindi: 16.17 Akşam: 18.56 Yatsı: 20.16 Ünlü cazcı Miles Davis 65 yaşında öldil 'Cümleleri 3 hep hatırlanacak... Troıııpet artık konuşmayacakSADETTtN DAVRAN Malibu kumsalındaki ev ka- ranlık. Bay Davis oldu. Kumsal ıssız. Dalgalar irileşıyor. Bir çift, atla geçti. Dalgalar kumdaki nal izlerini hızla yok etti. Ahşap dö- şemeli teraslannda oturan zen- gin ve unlu kadınlar şallanna daha sıkı sanldılar. Bay Davis de geçen bahara kadar terasın- da oturur, okyanusresimleriya- pardı. Nank bir komşuydu. New York'ta da evi vardı, ama orada da pek oturacak zamanı yoktu. New Orleans'a, Londra- ya, Paris'e, Nice'e, tstanbul'a, Tokyo'ya konserler vermeye gi- derdi. Sahnede sınlsıklam olur- du. Sesi kısıktı. Telefona hiç çık- mazdı. Los Angeles'ta Santa Monica Hastanesi'nde "ex" ol- du. Yapüacak hiçbir şey yoktu. Tanı: Şiddetli zatürree. Bay Davis'in odası hastanenin arlca bahçesındeki sedir ağaçla- nna bakıyordu. Gözlerini kapadı. Kırk yıl ön- cesine, bir başka kentin bir baş- ka su kenarına gitti. Seine kıyı- sında yanında Juliette Greco ile yürüyordu. öpuştüler. Bir daha. Sonra akşamüstü Sartre ile adı çok bilinen bir kahvede buluş- tular. Sartre, "Siz niye evlenmi- yorsunuz?" dedi. Nisandı. Bay Davis ise âşık. Ama evlenmedı- ler. Bir keresinde de yapımcı Marcel Romano onu Orly'de karşıladı. Ona genç Louıs Mal- le*in yeni çektiği filminden söz etti: "Asceoseur pour L'echefaud" (tdam Sehpası). Başrollerde Jeanne Morean ve Jean-Louis Trintignant. Bir iki gece sonra çalıştığı kulüp St. Germain'den gece yansından epey sonra çıktılar. Stûdyoya gittiler. Film bir yandan seyrc- dilirken Bay Davis muzi|i yaz- mıştı bile. Malle'in filmı "kara fi)m"di. Bay Davis'in müziği de öyle Sedir ağaçlan kararmaya baş- ladı. Bay Davis son kez gözlerini açtı. Yeniden kapadı. Bu kez yi- ne Paris'te, Valois Sokağı'nda- ki Fransız Kültür BakanlığYnın tören salonuna gitti. Vakit öğle sonu idi. Aylardan, geçen tem- muz. Fransız hükümeti Bay Da- vis'e Legion d'Honneur veriyor- du. Bay Davis'in bazı yakınlan da töreni izliyorlardı. "Ascense- ur pour L'echefaud"un rnuziği- ni birlikte yaptıklan ünlu Fran- sız piyanist Rene Utreger ile göz göze geldiler. Bay Davis'in çok ender denetıminden çıkan göz- yaşlanndan biri lacivert smoki- ninin saten yakasından aşağı yu- varlandı. Sedir ağaçlan amk görünmü- yordu. Hemşıre jaluzileri indirdi. Bu sıralarda okyanusun kar- şı kıyısında bazı ince uzun par- maklar pikaba 'So Wh>t" koy- dular. Bay Davis'in bir vakitler en çok kullandıği iki sözcüktu burılar. Daha sonra da en unlü bestelerinden birine bu adı ver- mişti: "Ne Olmuş Yani?" Aslında o kadar çok şey ol- muştu ki... MÜZtK DÜN?ASI DAVtSİ UĞURLUYOR THıymadığımız şeyler çaldı' Kusağının en ünlü trompetçisi olarak bilinen Miles Davis için Jazz ansiklopedisinin yazarı Leonard Feather "Onun tek bir ilkesi vardı: Hep ilerle, dün yaptığını bugün tekrarlama" diyor. ŞEBNEM ATİYAS NEW YORK — Miles Davis, New York'a geldikten kısa bir süre sonra 1950'lerin başlann- da uyuşturucu alışkanhğı nede- niyle çalışmalarına ara vermek zonında kaldı. Atlantic Re- cords'ın kuruculanndan Nasu- hi Ertegön, Davis'in iyileşmek amacıyla babasının çiftliğine ka- pandığı karanhk yıllann hikâye- sirü yakından bilenlerden biriy- di. Davis tam üç yıb trompet çal- madan geçirdikten sonra Erte- gün ve davulcu Max Roach ile birlikte California'ya gitti. Ağız kaslannın çalma alışkanlığını yi- tirmesinden ötüril Californıa'da uzunca bir süre gece kulüplerin- de başka isimlerle çalarak para kazandı. Ertegün, Davis'in o zaman- dan beri çalışından tam mem- nun olmadığını söylerdi. New York'a tekrar geri dönduğunde surekli yenilik arayan ve gelişti- ren Davis, çeşitli jazz ünluleri- nin katıldığı toplaîıtılarda anıl- dı. Kusağının en ünlü trompet- çisi olarak bilinen Davis ıçin Jazz ansiklopedisinin yazan Le- onard Feather, "Onun tek bir il- kesi vardı. Hep ilerle. Dün yap- üfııu bugun tekrariama" diyor. Miles'in en yakın arkadaşla- nndan biri Max Roach, "Her şeyi anlamh bir hale getirmeyi çok iyi becerirdi Davis. Mbzik- te hiç dunıp usanmayan bir ha- li vardı. Surekli bir arayış içindeydi" şeklinde anlatıyor Davis'i. Henuz çok genç bir trompet- çi iken Miles Davis'i St. Louis'- de ilk "Jam Session"lara getiren Oark Terrj, şunları söyluyor: "Iromperte hiç calmmamış miızik parçalannı caldı. Bunlar duymadığımız türden şeylerdi." Genellikle sahnede "Sofuk, uzak, hatta terbiyesizce" davra- nışlarına rağmen Miles Davis'i tanıyanlar, onun çok cana ya- kın, sıcak ve samimi olduğunu anlatır. Nitekim Terry, Davis'in bu yanını "Genellikle soğuk, tatsız biri gibi görünur. Benden uzak durun mesajını verir. ama astanda son derece sıcakkanlıdır. Bu ilk goruntü aşıldığında çok yakın bir insanla karşılaşdır" sözleriyle dile getiriyor. Davis'e New York ve St. Lou- ıs'de cenaze töreni yapılacak. Müzisyenler, Davis'i "Yeni bir uyan>a dek Miles'i çalmaya de- vam edeceğiz" sloganıyla uğur- layacak. PORTRE MİLES DA VIS Miles Davis, konserler sırasında müMge dönüşür, trompetini ikna eder, ona söyleyebilecegi her şeji soyletirdi. 13'ünde trompete başladı önceki gün ABD'nin Los Angeles kentinde ölen Miles Davis, 25 Mayıs 1926'da Illinois eyaletınin Alton kentinde dunyaya gelmişti. Birçok siyah müzısyenin tersine orta sınıf olanaklanna kavuşmuş bir ailenin çocuğu olan Miles Davis, trompete 13'ünde başlamış, unlu Juilliard Müzık Okulu'nda okumuş, kısa sürede yeni modernizme yönelmişti. Çalış stiliyle birçok trompetçiyi etkileyen Davis, modern cazın üç ayrı evresinin başlangıcında, önde gelen yenilıkçi müzikçilerden oluşturduğu topluluklarla yeni eğilimleri billurlaştıran plaklar yaptr. GU Evans, Gerry Mulligan ve Lee KoniU'le 1949'da yaptığı "Birth of the Coll"; Bill Evans ve John Coltrane'le 19S9'da gerçekleştirdiği "Kind of Blue"; Joe Zawinul ve VVayne Shorter'la 1%9'da yaptığı "Bitches Brew". Bu albümler, 1950'lerde "cool jazz" uslubunun, 1960'larda modal yaklaşımıann, 1970'lerde "jazz-rock" anlayışının kurallarını koyan çalışmalar oldu. Pıyanoda Herbie Hancock, basta Ron Carter, davulda Tony Williams, saksofonda Wayne Shorter, trompette Miles Davis'ten oluşan 1960'ların Davis Beşlisi ise caz tarihıne geçti. 1970'lerde eroin bağımlılığından kurtulmak için büyük bir savaşım veren Davis'in 1980'de Newport Festivali'nde verdiği konser, ünlü muzisyenin yeniden doğuşu oldu. 1985'te 'Tutu' albümuyle en büyuk tecimsel başarısını elde eden Davis, son olarak 1988'de "Amandla"yı çıkarmıştı. 3 kez evlenen ve 4 çocuk babası olan Davis için hem New York'ta hem de buyüduğu yer olan East Saint Louis'te cenaze törenleri düzenlenecek. Miles Davisyinelemekten değil, yenilemekten yana oldu, gelecek dünyalara ses seferleri düzenledi Müziğiyle yaşamını birlikte doğaçladıYAVUZ BAYDAR STOCKHOLM — Bekleni- yordu. Hastaydı. Değümiş gibiy- di ama. Son ana kadar meydan olnıdu, sahte kokulu her şeye. Gücünü dürüstlüğünde buldu. ölüm meleğine en korkulu an- lannı yaşattı. Tann, herhalde pişman bugün. Muzisyenler, muzikseverler: Eksik yaşayacaksınız artık. Mi- les Davis öldü. Trompet artık nefes almıyor. Zaman, artık hüznü içine atacak. Cazdan geldi. Ama cazcı ol- makla yetinmedi. Genç, yeni, denenmemiş, alışılmamış, doğ- mamış, tepeden bakılan, küçük görulen, devrimci bulunan, uçuk görulen her şeyi kucakla- dı. Müziğiyle yaşamını birlikte doğaçladı. Yinelemekten değil, yenilemekten yana oldu. Muzik kulturunde üst ile alt arasmda- ki duvarı yıktı. Gelecek yüzyı- lın ses dunyalanna seferler du- zenledi. Son 50 yıla biçün ve an- lam veren üç beş kişiden biriy- di. İstanbul konserini arumsıyor musunuz? Benim belleğimde 1987 yazında ttalya'da Perugia 1 da verdiği konser var. Sıcak bir gece. Stadyum. 40 bin kişi, tek bir kulak. Pınl pınl samanyolu- nun, Sirius'un, Andromeda'nın altında, gezegenimizdeki varolu- şun boşluğunu, geciciliğini; de- rin, aşıünası olanaksız melanko- lisini söylemesi için iki büklum, trompetini ikna etmeye çalışan Miles. Üç saat boyunca muziği renk- ten renge sokan, söylenebilecek her seyi söyleyen, söyleten Mi- les. Bir kez muziğe dönüşunce, eskı halini almakta guçluk çeken Miles. Bizlere anlam kazandıran Miles. lşte, gezegenin donüşünu ko- lay kılan 65 yıldan bazı kesitler. Kendisi anlatıyor: "Dinle. Hayatta -tabiı giyinikken- en büyuk duyguyu, 1944'te St. Louis'de Diz (Gılles- pie) ile Bird'ü (Parker) ilk kez dinlediğimde tatüm. 18 yaşın- daydım, Lincoln High School- dan yeni mezun olmuştum... Ne bu yahu, dedim kendi kendime. Ne kadar acayip bir hikâyeydi bu böyle!.. Charlie Parker, Dizzy Gillespie, Gene Ammons, Buddy Anderson, Lucky Thompson ve Art Blakey bir grupta, arada B. de var: Billy Eckstine Anamı bellediler. Vu- cuduma sızdı muzik. Butun duymak ıstediğım de buydu!' "Dizzy'ye bir gun, yahu ho- cam, diye sordum, neden senın gıbi çalamıyorum? Benim gibi çalıyorsun, dedi; ama bir oktav aşağıdan çalıyorsun. Akorları çalıyorsun. Dızzy otodidakttır, ama muzikte her şeyi bilır. Her seyi pes işittiğüni söyleyince an- ladım, çunkü tizleri işitmiyor- dum, anladın mı? Şimdi işitıyo- mm, ama o zaman yoktu öyle bir şey. Bu konuşmadan sonra bir zaman geçti, bir gun bir so- lodan sonra Dizzy dedi kı; Mi- les, kuvvetlisin şimdi, parmak- lann da daha sıkı... Daha tız ça- lıyorum demek istiyordu. Bakın, muzik stil ile ilgilidir. Eğer Frank Sinatra ile çalarsam, onun söyleyişi gibi çalmak ya da söyleyişini tamamlayıcı biçimde çalmak zorundayım. Frank ile tam gaz gidemezsin. Cumle tek- Sidney Bechet ile birlikte Paris Caz Şenliği'nin yıldızı olduk. Burada Jean-Paal Sartre, Pab- lo Picasso ve Juliette Greco ile tanıştım. Öyle duyguları haya- tımda bir daha tatmadım. Bel- kı daha önce Diz ile Bird'u ilk dinlediğimde ve Bronx'ta Dizzy'nin orkestrasında çalar- ken aynı duyguyu tatmıstım. Ama bu farklıydı. Muzik değil- di bu, hayatla ilgjliydi. Juliette Greco ile aşk yaşamaya başla- dık. Provalarda karşüaşmıştık ilk kez. Geliyor, sessizce dinli- yordu. Ünlu biri mıydi, hiç bıl- miyordum. Uzun siyah saçları, Miles Davis Gençlerle çalmamın nedenlerinden biri, yaşlı cazcılann tembel, değişmeye gelemeyen kişiler olmalan. Bunlar 'aman yerinden kımıldama' diyen eleştirmenleri dinlerler. Çünkü eleştirmen takımı da tembel. Yaşlı müzisyenler, camekân altındaki muze eşyalan gibi guvenlik içinde, anlaşüması kolay müzikleriyle kalır, o yorgun zınltıyı çalıp dururlar. Ben onlardan değilün. Yaratmak istiyorsan degiştirmek zorundasm. Hayat bir serüven ve meydan okumadır. niğinı Frank'in, Nat King Colei un, hatta Orson Welles'ın cüm- le tekniğınden öğrendim. Butun bu saydığım herifler müzikte bir cumleyi ya da konuşurken bir cumleyi öyle bir söylerler ki or- talığın anasını bellerler;' "1949 başlannda Tadd (Da- meron) ile Paris'e bir grup gö- turdük... Bu ulkeye ilk kez gidi- yordum ve hayata bakışım bu yolculukla değişti. Paris'te yaşa- maya bayıldım, insanların bana karşı davranışına da. Grupta benle Tadd'den başka Kennj Clarke, James Moody ve Fran- sız basçı Pierre Michelot vardı. minik, guzel yuzüyle orada oturması yetiyordu. Çok fark- lıydı ve farklı bir biçimde hare- ket ediyordu. Birisıne sordum: Kim bu, di- ye. Ne istiyorsun, diye cevap ver- di. Ne demek ne istiyorum, ta- nışmak istiyorum, dedim. Yahu, işte o varoluşçulardan biri dedi. Bunun uzerine, şimdi sen s et bu zırıltıyı, dedim. Neciymiş be- ni ilgilendirmez. Çok guzel bir kadın, buluşmak istiyorum. Kimse tamştırmayınca da bir gün sahneden işaret parmağımla gel diye işaret ettim. Biraz ko- nuşunca, erkekleri sevmediğıni, ama benden hoşlandığını söyle- di. O andan itibaren surekli be- raber olduk... Juliette'le Seine kıyısında yürüyuşler yapardık, el ele. öpüşur, göz göze gelir, bi- raz daha yurür, yine öpüşurduk. Bir büyüydu sanki, evet, sankı ipnotize olmuştum, transtay- dım. Daha önce böyle bir şey başıma gelmemişti. Juliette Gre- co ile buluşuncaya kadar muzik her şeyimdi; o bana, müzikten başka bir şeyin, bır insanın na- sü sevileceğini öğretti. Âşık olduğum ük kacun oydu. Guzel bir insandı. tngılizce bil- miyordu. Fransızca bümiyor- dum. Işaretlerle anlaşıyorduk; gözlerle, parmaklarla. Böyle an- laşınca karşındaki insanın içten olup olmadığını hemen anhyor- sun. "Gençlerle çalmamın neden- lerinden biri, yaşlı cazcılann tembel, değişmeye gelemeyen ki- şiler olmalan. Bunlar, aman ye- rinden kımıldama, diyen eleştir- menleri dinlerler. Eleştirmenler onu seviyor çünku. Eleştirmen takımı da tembel. Farkh muzi- ği anlamaya çalışmazlar. Yaşlı müzisyenler, camekân altındaki müze eşyalan gibi guvenlik için- de, anlaşılması kolay müzikle- riyle kalır, o yorgun zırıltıyı ça- hp dururlar. Ondan sonra da sa- ğa sola koşuşturup 'elektronik çalgılar müziği, geleneği mahvediyor' diye zırlar dururlar. Valla, ben onlardan bin değilim; ne Bird ne Trane ne Sonny Rol- lins ne de Duke böyle davrandı. Bebop, yenilikti, evrim demek- ti. Sessizce durup, aman guven- liğim bozulmasın demek değil. Yaratmak istiyorum diye ortalı- çıkmışsan, değiştiımek zo- rundasın. Hayat bir serüven ve meydan okumadır!' Her zamankı gibi ölüm ka- zandı. "Birth Of The Cool", "Sketches Of Spain", "Kind Of Blue", "ESP", "Sorcerer", "Ne- fertiti", "In a Silent Way", "Bitc- hes Brew" ve "Tntu"nun bas ak- torü, yüzyılımızın muzik sihir- baa, aramızdan aynlırken geze- genimizden bir parçayı da bera- berinde alıp götürdu. Ses rehbe- rimize güveniyorduk. Bundan sonrası hayh şupheli. Ispanyol vizesi 1 ekimde • İSTANBUL (tÜHA) — lspanya'nm, Türk vatandaşlanna vize uygulamasma 1 ekim tarihinde başlayacağı açıklandı. Ispanya Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan büdiride Ispanya'da 90 gunden daha az kalacak ya da transit geçecek Türk vatandaşlanna 1 ekimden itıbaren vıze zorunluluğu getirildiği kaydedildi. Bıldınde, AT ulkelerinde oturan Türk vatandaşlannın ise 30 günden daha az süre tspanya'da kalmak ya da transit gecmek için vize zotunluluğu bulunmadığı belirtildi. Hbbi cihazlar demode • LZMİR (AA) — Türkiye'de sağlık kumluşlannda teşhis ve tedavide kullanılan ve "can makineleri" olarak nitelendirilen önemli elektronik tıbbi cihazlann yanlışlara yol açmaması için iyi yetişmiş teknısyenlerce kullanılması gerektiği bildınldi. Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. ömer Harmanaoğlu, teşhis ve tedavide önemli rolü olan elektronik aletlerin teknolojıdeki hızlı değişim dolayısıyla bozulmaya zaman kalmadan demode olduğunu soyledi. "Yanlış bir komut, bu aletin sağlıklı sonuç vermesini etkileyeebilir" diyen Harmancıoğlu, bu yuzden sağlık teknisyeni kadrolan oluşturulmasını ve elemanlann eğitilmesini önerdi. Oltutaşı tehlikede • ERZURLTVİ (AA) — Erzurum ll Kültür Mudürü Bilal Ungan, oltutaşımn mevcut ocaklardan bilinçli biçimde çıkanlmadığmı belirterek "Bu değerli madenimiz giderek azahyor" dedi. Ungan, Doğu Anadolu bölgesine gelen yerli ve yabancı nıristlerin büyük ilgisini çeken oltutaşımn çıkanldığı ocakların tükenme noktasına geldiğini, bölgenin "siyah inci"si olarak nitelendirilen bu madenin yok olmaması için zaman geçirilmeden acü önlemler almması gerektığini bildırdı. Oltu ilçesindeki maden ocaklanndan geçmiş yıllarda fazla miktarda oltutaşı çıkanldığını hatırlatan Ungan, madenin azalması yuzunden taşm daha da değer kazandığını ve fıyatının arttığmı söyledi. Dinazor aranıyor • İZMİR (AA) — Ege Üniversitesi Fen Fakultesi Dekanhğı'na bağlı olan Tabiat Tarihi Muzesi, Ege Üniversitesi Rektörluğü'ne bağlanarak Tabiat Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi olarak statü değiştirdi. Merkezin yeryuzünde nesilleri tukenen canh türleri konusunda bilimsel araştınnalar yapacağı ve insanlarda çevre koruma bilincinin oluşmasımn amaçlanacağı bildirildi. Araştırma Merkezi Mudürü Prof. Dr. Nimet öktem, ilk işlerinin bir dinazor iskeleti edinmek olduğunu belirterek "Nesh tukenen canh türlerini araştırarak bunlarm iskeletlerini halka göstereceğiz. Böylece insanlara canlı türlerinin yok olabileceftini anlatacağız" dedi. 39YILLIK GÜVENCE.•••• Demirbank'ta Mevduatımz 39 yıldır Türk ulusuna hizmet veren bir bankanm, hem de yüksek getiri ile, Demirbank'ın guveiHesindedir. DEMİRBANK ounler dı
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog