Bugünden 1930'a 5,439,797 adet makale



Katalog


«
»

20 EYLÜL 1991 * * * * HABERLERİN DEVAMI CUMHURİYET/19 Arahk Ihtilali'nden Ozal'a (Baftarafı 1. Sayfada) di?.. Az ileride görkemli bir taş bina. Stalin dö- nemi mimarismin o tipik örneklerinden. Ru- men Komünist Partisi Merkez Komitesi bu- rada çalışmış yıllar yılı... O balkona bakıyorum; Çavuşesku'nun halkın karşısma son kez çıktığı balkona... 22 Arahk 1989 sabahı. ' Temeşvar'daki katliamın haberleri Bük- reş'e ulaşır. Büyük bir kafabalık toplanır Ko- münist Partisi'nin önünde. Çavuşesku bu balkona çıkar. Mer diktatö- rün klasik taktiğine başvurur: Temeşvar kat- liamını 'kışkırtıcılar'ın üstüne yıkar. Gerilimin dorukta olduğu sessiz kalabalık önce tepki vermez. Bir türlü üstlerinden ata- madıklan korkunun egemenlığinden söz edi- lebilir hâlâ. İlk 'yun!' sesi, yaşlı bir kadının ağzindan fırlar. Onun bu hayk/rışı, çakan bir kıvrlcım olur: — Kahrolsun diktatörlük! — übertate! (Özgürlük) Aralık İhtilali başlamıştır artık. Bıraz daha yüruyoruz. Çatışmalar az ılerıdeki kubbelı ünıversite kitaplığtyla U/usal Sanat Müzesi'nin bulun- duğu bölgede yoğunlaşır. Cânım kitaplık tü- müyle yanmış. Sanat Müzesi'yle birlikte şim- di restore ediliyor. Başkanlık Sarayı... 22 aralık gecesınin en kritik saatlerinde ih- tilalcilere katılan tanklar tarafından top ate- şine tutulmuş... İşte, on birinci katında ıhtılal planlarının ya- pıldığı radyotelevızyon binası. Üst katların- daki mermı izleri hâlâ silinmemiş Buradaki çatışmaların ne denli şiddetlı olduğu, çevre binalarda göze çarpan mermı delikleri ve yı- kıntılardan belli oluyor. Ihtilalın karargâhı olan on birinci kat sü- rekli kurşun yağmuruna tutulmuş. O karta ih- tilal planlarında son rötuşları yapanların ba- şında bugünün Cumhurbaşkanı lon lliescu ile Başbakanı Petre Roman da var. Magero Bulvarı'nın sonundaki Ünıversite Meydanı... Yağmur çiselemeye devam ediyor, ama güneş de bulutlardan bir anda sıyrıldı. Meydanın ortasındakı yuvarlak havuzun çevresinde kızlı erkekli genç insanlar. Kımı- leri blue-jean'li, uzunca saç'lı. Teyplerinden rock müzıği dinleyenler de var. Bir köşede mermerden bir put. Dibinde iki- üç tane beyaz mum yakılmış. Üstünde de bir yazı: "21-22 Aralık 1989 tarıhlerınde bu mey- danda ölenlerın anısına..." Az ötede, kara bir duvara bembeyaz yağ- lıboyayla üç sözcük yazılmjş yan yana: Tianenmen Meydanı... Özgürlük...' İşte bu meydanda, 21-22 ve 23 Aralık 1989 günlerı barikatlar kurmuş gençler. Çavuşes- ku'nun Securıtate ajanlarıyla çarpışmışlar. Sonra Magero Bulvan'ndan Merkez Komi- tesi bınasına doğru yürüyüşe geçmişler. Sa- ray Meydanfnda toplanmış herkes. Bir helikopter gözükmüş Merkez Komite- si bınasının üstunde. Birkaç kişiyi alıp hızla havalanmış, gözden yitip gitmiş. Haber bir anda dalgaJandırmış Saray Mey- -dant'ndakı kitleyi: — Çavuşesku kaçmış! Petre Roman, Çavuşesku'nun yuhalandığı bu balkonda görünmüş o sırada: "Yurttaşlar" diye konuşmuş ilk ke2, "Dik- tatör yok artık, kaçtı. Özgürüz." 1989 aralık ayında tarihin yazıldığı o bal- kona ve meydana bir kez daha bakarken yaşlı kadının sözleri kulağımda çınhyordu: "Ah, ne günlerdı onlar..." • İhtilal Meydanı'ndan Bükreş Oteli'ne doğ- ru yürürken insanın dikkatini en çok gazete ve dergi satan tezgâhların bolluğu çekiyor. Baskı ve kâğıt kalitesi lyı olmayan, az say- falı bir sürü dergı ve gazete. ihtilal sonrası yayıncılık alanında tam bir patlama yaşanmış. 1500 tane birbirınden farkh gazete ve dergi çıkıyor bugün Roman- ya'da. Yalnız bu alanda da yaşanmamış patlama. Siyaset sahnesinde de bundan farkfı bir du- rum yok. Öyle anlaşılıyor kı her önüne ge- len bir parti kurmuş. Tam 96 partı yerden mantar bıter gibı ku- rulmuş. Bunun ancak 16'sı bugun parlamen- toda temsil ediliyor. Ötekıler barajı aşama- yıp parlamento dışı kalmışlar. llginç olan bir nokta da şu: Tek bir ideolojiyi, Marksızm-Leninizm'i bir toplumda geçerli kılmak için, 40 yıl boyun- ca diktasını kurmuş bir parti, 40 yıl sonra devrildiğinde, o toplumda 1500 dergi ve ga- zeteyte 96 parti bir anda yaşama geçebilmiş- se, yalnız bu durum bile, o ıdeolojiyle birlik- te onu temsil eden partıyle rejimın ne denli kö'ksüz ofduğunu, ne denli etkisiz kaldığını ve tarıhe ne denli ters düştüğünü gostermez mi? Kuşkusuz öyle. * Bır geçış döneminı yaşıyor Romanya bu- gün. Aralık Ihtilali'nin heyecanlı günleri ar- tık tarih olmuş gıbı. Özellikle ekonominin katı gerçekleri kapıyı çalıyor. Işsizlik, enflasyon, geçim sıkmtısı, düşuk ücretler, yüksek fıyatlar, üretim cephesindeki kaos... Bunlann tümünü görmek ve hissetmek içın Bükreş caddelerinde şöyle bir tur atmak yeterli. Piyasa ekonomisi ve çoğulcu demokrasi... Yeni rejimin bu ıki temel hedefinın her yer- de sürekli yınelendiğine tanık olduk. Roman- ya 'dünyaya açılacak' ve 'yeni Avrupa'nın bir parçası olacak... Bu da sürekli kulağımıza çalınan hedeflerinden biriydi yeni yönetimin. Özal onuruna verdiği yemekte Cumhur- başkanı lliescu şöyle dedı: "Artık komünist sıstemden ve eski totali- ter yapılardan kesinlikle vazgeçildi. Geri dö- nüş yok. Sıyasal çoğulculuk esastır. Geçiş dönemine özgü tüm güçlüklere karşın hukuk devletinin temel kurumiarı oluşturulmuştur. Değişık alanlarda 100'ü aşkın yeni yasa ka- bul edildi. Yeni anayasa için de çalışmaiar kurucu mecliste son aşamasına geldi." Dun sabah dolu tribünlere oynadı Cum- hurbaşkanı Özal! Ankara'da, 1 eylül gunkü TBMM gibı ya- rısı boş değıldi Rumen parlamentosunun... Tarıhi parlamento bınasının genel kurul salonu, çepeçevre ıki kat balkonları ve loca- ları doluydu. Kordiplomatik de yerini almıştı Özal'ı dinlemek için. Birkaç kez kesilerek ayakta alkışlandı ko- nuşması. Türkıye'de son 11 yılda yaşandığı vurgulanan 'ekonomik mucize'nın 'miman'. 'ustası' ılan edildi Senato Başkanı tarafın- dan. Özal konuşmasında pıyasayla demokrasi- nin erdemlerinı saydı, yer yer ders verırce- sıne. Piyasa ekonomısine geçiş sürecıni ya- şayan Romanya'nın Türk modeli'nı örnek al- masını tavsiye etiı onlara. Sonra da Ekonomik İncelemeler Akademı- si'nde kendısine törenle cüppe giydirildı ve fahri ekonomi doktorasına da layık görüldü. Çok memnundu Sayın Özal. Yüzünde gülücükler açıyordu. "Galiba kıymeti yurtdışında biliniyor" de- di bir meslektaşımız törenden çıkarken. Ne dersiniz?.. Ktirt sorununu demokrasi çözer Fehmî Koru: Mektubu gördüm ANKARA (Cumhuriyet Bü- rosu)— Cumhurbaşkanı Turgut Özal'tn 1983'te genel seçünleri kazandıktan sonra ABD'nin Ankara Büyükelçisi Strausz Hu- PKK baskım Cizrelde l'i polis 5 yaralı CİZRE (Cumhuriyet) — Ciz- re ilçe merkezine dün gece roke- tatarlı saldırı düzenleyen PKK militanlan, güvenlik güçleriyie 40 dakika süreyle çaüştılar. 4 si- vil ve 1 polis çatışma sırasmda ağır yaralandı. Saat 21.34'te ilçe merkezinde özellikle güvenlik güçlerinin bu- lunduğu binalara çeşitli yönler- ien yoğun bir silahlı saldin baş- adı. Teröristlerin 10 kadar ro- cetatar kullandığı saldin sırasın- ia, Özel tim mensuplarının loj- nan olarak kullandıkJan Kerem Dtel, Emniyet Amirliği, Merkez ^arşı Karakolu, jandarma bir- ikleri ve lojmanlan ile evini po- islere kiraya verdiği belirtilen ıir yurttaşm konutu hedef aün- •ı. Kalabalık bir grup halinde aldında buJunan PKK militan- ırına Emniyet Amirliği, Mer- ez Çarşı Karakolu ve kayma- amJjk konutundan, MG-3 ve i-3 türü silahlarla karşılık ve- ldiği bildirildi. 22.15'e kadar ralıksız süren çatişma sırasın- a Cizre semalanna, çok sayı- ı işaretfişeğive izli mermi atıl- ı. İlçe merkezinde elektrikler sildi. Çatışmalann Nusaybin )lu ûzerindeki Terminal ve Şe- tlik mevkilerinde yoğunlaştı- belirtildi. Cizre Devlet Hastanesi'nde r görevli, dunımu ağır olan 4 nl ve 1 polisin Diyarbakır Dic- Üniversitesi Hastanesi'ne mderildiğini söyledi. Yetkili- ', olayla ilgiü aynntılı bilgi rmediler. Silah seslerinin ke- mesinden sonra Cizre sokak- ında panzerlerin dolaştığı gö- Idü. Teröristlerin gecenin ka- ıhğından yararlanarak kaç- lan, ilçede geniş güvenlik ön- ıleri ahndığı kaydedildi. pe'a yazdığı one sürulen "şuk- ran mektubu"nun sahte olup ol- madığı tartı$ması dün de devam etti. Zaman gazetesinde Taha füvanç imzasıyla "Kulis" köşe- sini yazan gazeteci Fehmi Koru mektubu kendisinin de gördü- ğünü ve çevirisini orijinali ile karşılaştırdığını söyledi. Özal'ın açtığı 5 milyarlık tazminat da- vası 8 kasımda başlayacak. Koru'nun dünkü "Knlis" ya- ası ise olaya yeni bir boyut ka- zandırdı. Koru, mektubu kendi- sinin de gördüğünü belirterek özetle şu noktaları vurguladı: "Ben geçen haziran ayı başla- nnda Muammer \aşar'ın belge- yi ek geçinnek üzere tstanbul'a Maç bileti (Baştarafı Sporda) rinci yannın son dakikalannda Hasan'dan bekJenmedik bir gol geliyor. Stadyuma ağır bir hü- zün çöküyor. Seyirciler her şe- ye şüphe ve kızgınlıkla bakıyor- lar. Kesin inandıklan bir şey var, o da hakemin homoseksü- el olduğu. Ikinci yanda Fener atağa geçiyor. Sahalar değiştiği için Bakırköyspor sahasını da- ha iyi görebiliyoruz. Bu arada Ahmet Suphi devamlı küfür yi- yor. Fenerbahçe hızlanıyor ve rakip kaleye seri paslarla atak- lar yapıyorlar. Karşılıklı kısa paslaşmalardan sonra top içeri- de. Ikinci gol... Soruyoruz, atan Aykut. Seyirciler çılgınca sevi- niyorlar. Kısa bir koşuşturma- gittiğioden beri olayın içinde- yim. Aldıktan sonra belgeyi In- gilizcesinden okudum. Yapıian Türkce tercürneji aslına uygun- lnk bakımından inceledim. Ay- nca dognüagundan enun olmâk üzere ABD'de siirdünilen araş- tınnalara da bir tarafından bu- laştım. Benim WüshiııgtoD'da gazefe> cilik yapmakta olan bir dostum var. Ona lekfon açara biiyiikeici Hupe ile göriişmesini sagladıra. O sırada tatilde olan Hupe'u ikinci aramada bulabildi. Hu- pe'un o dost gazeteci>e Bo>le bir mektubun varlıgı konusun- da bir şey diyemem, varsa 25-50 yıl sonra acıklanır'dedigindefi de ilk baberdar olanlardanım." dan sonra Fener'in üçüncü go- lü. Gene Aykut atmış. Biraz sonra seyirciler birden ayağa fır- lıyorlar ve sessizce yerlerine otu- ruyorlar. Çıt yok... Durum 3-2... Sonra tekrar Fener atağı ve Ümit 4. golü atıyor. Maçın sonlanna yaklaşıyoruz. Babaia- nyla gelmiş çocuklar oyuncula- ra "geri zekâlı patlatsana" di- ye bağınyorlar. Bir düdük sesi, maç bitiyor. Jki kadın gittiğimiz için önce tedirgindik. Fakat hiç rahatsız edilmedik. Bu beni çok sevindirdi. Yalnız maç çıkışı du- varlara ve demirlere hiç sürtün- memeye dikkat ettim. Milyar- larca liranın kazanıldığı bu stad- yumun inanılmaz derecede pis- lik ve çöp içerisinde olması be- ni çok şaşırttı. (Baştarafı 1. Sayfada) SHP'nin "Güneydoğu'ya de- mokrasi ve ekonomik refah gö- türerek Kıirt sorunu denen in- sanhk sorununu çözeceğini" an- latan Inönu, "Ancak aynı ana- dili konuşan herkesin aynı çatı altında toplanması diye bir ku- ral yoktur. Bu lurancılık yakla- şımındaki gibi, Turkler için de KurtJer için de gündeme geldi- ğinde gerçek dışı bir özJemdir" diye konuştu. Inönü, Türkiye'yi ABD'nin politikalannı yüriiten devlet gö- rünümünden kurtaracaklannı belirterek "Hiçbir devletin o devlet süper güç de olsa düraen- suyunda politika >apma>acağız. ABD ile daha sağlam temeller- de dostluk sürdureceğiz" dedi. Inönü'ye yöneltiğimiz sorular ve yanıtlan şöyle: — HEP'le yaptıgınız isbirtigi, DSP lideri Ecevit tarafından sert biçimde eleştiriliyor. Ecevit, si- n "bölucülüğe hizraet etmekle" suçiuyor. HEP'le anlaşmanızın nedenlerini, bu gelişmenin iç ve dış politika açısından Kttrt so- rnnuna nasıl etki yapacagını an- latır mısınız? İNÖrVÜ — Bu konu çok yan- lış değerlendiriliyor. Sayın Ece- vit haksız suçlamalar yöneltiyor. öncelikle bizün HEP'le girdiği- miz ilişki, bir seçim ittifakı de- ğildir. Bir disiplin olayı sonun- da, sonradan HEP'i kuran arka- daşlanmızın SHP dışında kal- ması gibi talihsiz bir durum doğmuştu. Bu talihsizlik sanki Kürt kökenli siyasetçilerin fîkir- lerini söyleyebilmek için ayn bir partide bulunmaları gerekirmiş gibi, yanlış bir anlayışa yol aç- tı. Oysa ülkenin bütünlüğü için- de, kökeni ve olursa olsun siya- setçiler tek bir parti çatısı altın- da bir araya gelebilirler. Bu Türkiye Cumhuriyeti tarihinde her zaman böyleydi. Biz şimdi, talihsizliğin yarattığı yanlışı dü- zeltmeye çalışıyoruz. Bu bir yu- vaya dönüştür. Partimiz, bu bir- likle oy mu kazanır, oy mu kay- beder onu düsünmüyoruz. Bu birlik, ayn bir Kürt partisi şart- tır izlenimini oıtadan kaldınyor. Seçimden sonra da devam ede- cek olan bu birleşmeyle, ulusal birliği korumaya yönelik hareket ediyoruz. Böyle bir demokratik yaklaşım olmadıkça ülke bütün- lüğü korunamaz. Ecevit'in bu- nu anJamak istememesi çok Üzücüdür. Ecevit, bunu görmek istemeyerek oportünist bir dav- ranışla oy almaya yönelik pro- paganda gayreti içindedir. Bizim konumumuz gayeı kesindir. Biz, Kun sorununun demokraii ıçınde çözüme kavuşturacağız. Anlaş- mazlıkların getirdiği tortuyu te- mizle>r eceğiz. Anadilde konuş- ma, şarkı söyleme hakkını, folk- lorik geleneği yasatma hakkını güvenceye alacağiz. Kürtçe ko- nusunda çocukiara asla baskı yapılamaz. Anadilini konuşma baskısı kimseye yapılamaz. Ama Türkçeyle dünyaya açılma ve resmi işleri konusunda da anla- yış birliği sağlayacağız. — Kürt sorununda hem ulu- sal bem uluslararası boyutta çö- züm çizgisi nereden geçiyor? tNÖNÜ — Biz Güneydoğu sorununu bölgeye demokrasi ve ekonomik refah götürerek çöze- ceğiz. Burada ekonomik açıdan yaşayabilir, komşu ülkelere ihra- cat yapabilir merkezler kuraca- ğız. Dış politika boyutuna gelin- ce, Kürtler, Türkiye'nin yanı sı- ra Irak, Iran, Suriye"de de yaşı- yorlar. Ama bu dağınıklık sade- ce Kürtlere mahsus değil. Aynı anadüin farkh lehçelerini konu- şan Türk kökenliler de pek çok devlette yaşıyorlar. Tarihsel ne- denlerle aynı anadili konuşan insanlann ayn Ulkelerde yaşa- masını doğal kabul etmek gere- kir. Turancılık gibi naif yakla- şımlar dış poütikada sağlam bir ilke değildir. Bu Türkler için de Kürtler için de gündeme geldi- ğinde gerçek dışı bir ozlemdir. Mesele bulundukları ülkede, in- sanlann mutlu olacaklan hare- ketlere yönelmektir. Irak'taki Kürtlerle ilişkileri de Irak'ın top- rak bütünlüğünü ve bir arada barış içinde yaşamalannı özen- direcek bir çerçevede tutmak zx>- rundayız. Bu çerçeve dışına çı- kılması, Ulkeler arası barışa hiz- met eden bir şey değildir. — ANAP'ın dış politikası, ABD ile ilişkilerde yeni bir dö- nem acılmasına neden oldu. Ge- linen noktayı nasıl değerlendiri- yorsunuz ve SHP olarak ABD ile ilişkilerin yuriitülmesinde al- ternatif yaklaşımınız nedir? tNÖNÜ — ANAP'ın dış po- litikası başlangıçta geleneksel çizgideyken özellikle son dö- nemde Körfez kriziyle birlikte özal'ın egemenliği altına girdi. Bu gayet oportünist bir çizgidir. ABD tek süper güçtür, o zaman ne pahasına olursa olsun onun yanında yer almaktan büyük ya- rar sağlarız mantığıdır. Bush'la iyi ilişkiler kurarsam, ben de partim de bundan yarar sağlar biçimindeki oportünizmdir. Ne yazık ki Dışişleri Bakanlığı'nın bütün karşı çıkma çabalarına rağmen bundan kurtulabilmiş değiliz. Körfez krizinde yürüt- tükleri politika, bizi tüm dünya- ya ABD'nin politikalannı yürii- ten devlet olarak tanıttı. Biz, Türkiye'yi bu durumdan kurta- racağız. Kendı çıkarlanmızı gö- zetirken ABD ile eşit devletler ol- duğumuzu mutlaka hissettirece- ğiz. ABD'nin istediği bir şeye karşı çıkmak dostluğumuzu bo- zar sanıyorlar. Bazen işimize gelmezse, biz de hayır diyebil- meliyiz. Oysa ANAP, ABD- Türkiye ilişkilerini bir tarafın gereksiz ödünler verdiği bir ba- ğımhlık haline soktu. Eskiden biz Savunma ve Ekonomik Iş- birliği Anlaşması'nı (SEİA) pa- zarlık fırsatı olarak değerlendi- rir, ABD ile ilişkilerimizdeki Er- meni tasansı gibi sıkmtüan, bi- ze yükselen gereksiz yükleri gi- dermeye çalışırdık. Şimdi tam tersidir. Ama SEİA bize yeni yükler getirmeden, yeni ödünler vermeden sessiz sedasız uzata- lım havası vardır. Dışişleri Ba- kanlığı'nın değerli bürokratlan "yeni ödünlerden ülkeyi pazar- lığa girmeyerek lcurtannaya" ça- hşıyorlar. Bir şey isteyemiyonız. Aman onlar bizden yeni bir şey istemesin diyoruz. Kendimizi dostumuza karşı savunur duru- ma düştük. Biz, hiçbir devletin, o devlet tek süper güç de olsa dümensuyunda politika yürüt- meyeceğiz. ABD ile daha sağ- lam temellerde dostluk sürdure- ceğiz. — Başkan Busbun "Kıbns sorunu seçimden önce çözülsün" diyen mektubu ve bu konuda gelinen aşama konusun- da ne düşünüvorsunuz? Sizin Kıbns politikanız nedir? İNÖNÜ — Ben Saym Denk- taş'ın son önerilerini hayranlık- la okudum. İşte gördünüz, 4'lü zirve önerisini ortaya attılar. Ama hiçbir sonuç alınamadı. Çünkü meselenin çözümü asıl ikiü düzeydedir. Denktaş'ın or- tak parlamento toplanvlan, ikili görüşmeler, Pile*de bin kişilik federal birlik deneyimi gibi öne- rileri son derece gerçekçidir. Bu ikili öneriler kabul edilirse, 4'lü zirveye falan gerek kalmadan sorun çözülür. Çözümü gerçek- leştirmek esas olarak ABD'nin değil BM'nin ve adadaki top- lumlann görevidir. Biz, Denk- taş'ın son önerilerine tam bir destek veriyoruz. GOZLEM UGURMUMCU Cumhurbaşkanı Ö/al'a fahri doklorluk \erildi. (Kotograf: AA) (Baştarafı 1. Sayfada) rimiz tarafından varlıkları saptanamayan şirketler adına dü- zenlenen faturalar ve bu faturalar üzerinde Birand'ın elin- den çıktığı polis ekspertiz raporu ile saptanan el yazılan ve çok sayıda tahrif edilmiş, fatura ile uçak bileti var. Bu dos- yanın Ankara Cumhuriyet Bassavcılığı'na gönderilmesine hiç kimse engel olamaz. Geciktiren, suç işler. O kadar. Bunları bir yana bırakıyoruz. Konunun bir başka özelliği daha var. Konunun bu yanını da Birand, dünkü açıklaması ile gündeme getirdi. Ne diyor Birand? — TRTnin kendi rakamlanna göre 1985-90 yıllan arasın- da toplam 54 adet 32. Gün için (özel diziler, beigeseiler ve 32. Gün hariç) 1 milyar TL. harcanmıştır. Böylece herprog- ramın yaklaşık 20 milyon TL. civannda maliyeti olmaktadır. Aynı dönemde, dış harcaması olmayan tek mekânda 2 oyun- cuyla çekilen 50 dakikalık bir dramın TRTye ortalama mali- yeti ise yaklaşık 50 milyon TL'dir. Bu öiçü, 32. Gün'e yapıian harcamalann ne denli makul ve mûtevazı olduğunu açıkça göstermektedir. Yani harcamalarda bir abartma olmadiğı or- tadadır. Gerçek hiç de Birand'ın ileri sürdüğü gibi değildir. Birand'ın TRT ile imzaladığı '32. Gün Program Vnpım Söz- teşmesi'nin 3. maddesi şöyledir: — Kurum, yapımcıya, her aya ait program karşılığında net 65 bin Amerikan Doları banka döviz satış kuru karşılığı Türk Urası ödemeyı kabul ve taahhüt eder. 65 bin Amerikan Dolan'nın dünkü banka döviz satış ku- ru üzerinden Türk Lirası karşılığı 303 milyon 30 bin TL'dir. Birand'a bir tek "32. Gün programı" için ödenen para 65 bin dolar karşılığı Türk Lirası'dır; program başına 20 mil- yon TL. değildir. Aynı maddede, her program için Birand'a bu para "avans' olarak ödeniyor. Ödenen bu avans, 'TRT ve vergi mevzuatı' gereğince sunulacak faturalar ile programın yayınından ön- ce "programın yayın günündeki karşılığı döviz satış kuru üzerinden" hesaplanıyor. Sözleşmenin 15. maddesıne göre bir programın "yurtiçi ve dışı ağırlıklı" olup olmadığına da TRT, 'tek taraflı' olarak kendisi karar veriyor. Program, 'yurtdışı ağırlıklı' ise bu durumda Birand'a - 20 milyon TL. değil - 65 bin dolar karşılığı Türk Lirası ödeni- yor. Eğer program 'yurtiçi ağırlıklı' sayılıyorsa, bu durumda da para bir yıl önceki sözleşmeye göre ödeniyor. Ne diyor Birand? —:.. Dış harcaması olmayan, tek mekânda iki oyuncuyla çekilen 50 dakikalık bir dramanın TRTye maliyeti ise yakla- şık 50 milyon TL'dir. Birand'a Cumhurbaşkanı Özal ile Körfez krizi nedeniyle 7 Ocak 1991 günü '32. Gün' programında yaptığı görüşme için ne kadar para ödenmiş biliyor musunuz? 220 milyon 897 bin 768 TL. TRT Haber Dairesi Başkanı İhsan Öztamer, Birand'ın Özal ile yaptığı görüşmenin "Özal'ın çağnlması. stüdyo im- kânlarından yararlanılarak ve başkanlığın arşiv görüntüleri ilave edilerek" yapıldığını; bu nedenlerle programın 'yurtdı- şı ağırlıklı' olmadığını belirterek 65 bin doların ödenmesine karşı çıkmış. Bunun üzerine konu, TRT Başhukuk Müşa- virliği'nce ele alınmış. Başhukuk Müşavirliği, 22 Mart 1991 günü 'Müşavirler Kurulu' olarak toplanmış ve programın yurt- içi ya da dışı ağırlıklı olup olmadığ;nın nesnel ölçülerie sap- tanması gerektığini bildiren bir karar almıştır. TRT, tek taraflı olarak bu yetkiye sahip, Haber Dairesi Baş- kanlığı da Birand'ın özal ile görüşmesini, haklı olarak 'yurt- dışı ağırlıklı' görmüyor. Konunun burada kapanması gerekmez mi? Gerekir, ama bayır. TRT Genel Müdürü Erdem, TRT Başhukuk Müşavir- liği'nin görüşünü soruyor. Bununla da yetinmıyor. Sözleş- menin tartışmalı hükmü 16 Nisan 1991 gün ve 1991/110 sa- yılı yönetim kurulu kararı ile değiştirilerek Birand'la Özal ile yaptığı 45 dakikalık tek mekânlı ve iki oyunculu' diye tanım- lanacak bir program karşılığı 220 milyon 897 bin 768 TL'nin ödenmesi için sözleşmenin 15. maddesi değiştiriliyor. Değişiklık metnını de Yönetim Kurulu Üyesi Prof.Dr. Er- sin Çamoğlu kaleme alıyor. Kim bu Prof. Çamoğlu? özal ailesınin özel avukatı. Nasıl değiştiriliyor sözleşme maddesi? Şöyle: — Programın yurtiçi veya yurtdışı sorun ağıriMı olduğu tek taraflı olarak kurum tarafından değerlendirilecek ve yurtdışı sorunların ağırlıklı olduğu program için 1990 yılı yapım söz- leşmesi hükümleri tatbik edilecektir. Böylece, Prof. Çamoğlu, sözleşmedeki 'yurtdışı ağırlıklı' sözcüklerini büyük bir hukukçu hüneri ile 'yurtdışı sorun ağırlıklı' diye değiştirip, Birand'a Özal ile yaptığı 45 dakika- lık tek mekânlı ve iki oyunculu' program için 65 bin dolar karşılığı 220 milyon 897 bin 768 TL. ödenmesini sağlıyor. Bu yolla, Birand'a Özal ile konuştuğu her dakika için 4 milyon 908 bin TL. ödeniyor! 32. Gün için ödenen paraların, Birand'ın deyişi ile "Ne denli makul ve mütavazı olduğu açıkça görülüyor.".. Ve hu- kuk adına ne çamlar devrilerek odendiği de... (Baştarafi 1. Sayfada) venlik önlemleri altında geldiği Romanya Parlamentosu'ndaki konuşmasında şunları söyledi: "SizJer 21 Aralık 1989 günü imkânsız gibi görünen tarihi bir oiayı cesaret ve fedakârukla ger- çekleştirdiniz. Hürriyet ve de- mokrasiye susamış, köklü siya- si ve ekonomik degişiklikleri gerçekleştinneye karar vermiş bir halkın temsikilerini Türk milleti adına bu tarihi hüviyeti- nizle selamlıyonım." Sözleri alkışlarla kesilen Özal, "Türk annlık temsUcilerinin de bu çaö aJtında bulunmalan par- lamentonuza çağdaş bir anlam kazandırmaktadır" dedi. Türk halkmın Romanya'da- ki devrimi desteklediğini belir- ten özal, 'Aralık Devrimi'nin iki ülkenin ilişkilerinin gelişmesi açısından uygun koşullar yarat- tığını belirtti. Özal, daha sonra serbest pi- yasa ekonomisine geçişin kolay olmadığını, ama zorluklardan yılmamak gerektığini kaydede- rek Türkiye'nin bu konuda Ro- manya'ya elinden gelen yardımı yapacajını söyledi. Cumhurbaş- kanı Ozal, "Uygulamamızda karşılaş.bğımız tek önemli prob- lem, enflasyon olmuştur. Ancak serbest piyasa ekonomisine ge- çiş amacıyla gerçekleştirilen transformasyon siirecinde enf- lasyonist baskılarla karşılaşmak kaçınılmazdır" dedi. Özal, Türkiye'deki yapısal değişiklik- lerden söz ederken GAP'ı da ör- nek verdi. özal, konuşmasırun son bölümünde Avrupa'da ya- şanan değişimleri hiçbir gücün geriye gönderemeyeceğini belir- terek şöyle konuştu: "Jnsanlann hüm'yet ve refab içinde, hukukun teminatı altın- da yaşamalannı amaçlayan de- mokrasiye yönelik süreci hiçbir güç tersine çeviremeyecektir. Çtinkü bu sürecin kaynağı in- sanlann hür iradeleridir. Doğu Avrupa'da başlayan reformla- nn kararlılıkla sürdürtilmesi, zaman zaman ortaya çıkabile- cek ters akıntılann üstesinden gelmenin de en etkili yoludur." Cumhurbaşkanı Özal'a Ro- manya Ekonomik Etütler Aka- demisi'nde altı profesorün ona- yıyla fahri doktor unvanı veril- di. özal, fahri doktora törenin- de yaptığı konuşmada da Ro- manya ekonomisindeki radikal dönüşümleri görmekten duydu- ğu mutluluğu dile getirdi. Özal, Türkiye'nin 1970'Ierde ekonomik sorunlanrun inanıl- maz boyutlara ulaştığını, o dö- nemdeki ihracatta gelirlerinin petrol ithalatını karşılamaya İ Ö ğ Ü t l e r İ İş Bankası sözleşmeyi durdurdu Birand'ın reklam programı askıda yetmediğini ve Türkiye'nin kre- dibilitesinin hemen hemen sıfı- ra yaklaştığını anlattı. özal, "Sanayi, gerekli hammadde ve gerekli yedek parçayı bile ithal edemez dummdaydı. Pek çok alanda kısıntı, sigara, içki gibi bazı mallarda kaçakçılık ve ka- raborsa yaygınlaşmıştı" dedi. özal, bu dönemde yıllık enflas- yon hızıııın üç haneli rakamla- ra ulaşarak yüzde 120'yi aştığı- nı ve Türkiye'nin tam bir çökü- şün eşiğine geldiğini ifade etti. özal sözleririi şöyle sürdürdü: "1980 sonrasında ise bütün ekonomik yapı ve politikalar ye- niden ele alındı. Özelleştirme kampanyası hızlandınldı. Kamu sektöründeki büyük işletmelerin özelleştirilmesine agıriık verili- yor. Türkiye'de 1980 sonrasın- da fiyat konirolleri kaldınldı. tthalat liberalize edildi, kotalar ve bazı gümriik vergileri düşü- rüldü. 1980-1990 arasında Türkiye'nin büynme hın birçok Avrupa ülkesindekine yakla$a- rak yılda ortalama yüzde 5.3 düzeyinde gerçekleşti." Türkiye, Romanya, Bulgaris- tan ve SSCB arasındaki işbirli- ği konusuna da değinen özal, bu çerçevede Romanya'nın ak- tif bir politika izleyebüeceğini de belirtti. UGURMUMCU Öğrencilerin en zor dersi (Baftarafı l. Sayfada) fı"nda, Türk dili, tarih, mate- matik, fen bılgisi, Almanca, beden eğitimi ve coğrafya or- tak ve zorunlu dersler. İkinci yabancı dil ve ileri fen bilgisi de seçmeli dersler. "Türkçe- matematik sınıfı"nda ise ta- rih, matematik, fen bilgisi, Al- manca, beden eğitimi, coğrafya, din kültürü ve ahlak bilgisi, mil- li güvenlik, inkılap tarihi ve Atatürkçülük ortak ve zorunlu dersler. İkinci yabana dil seç- meli ders. Bu seçmeli dersler de okul tarafından öğrencilerin ve velikrin istekleri, öğrencilerin kapasiteleri göz önüne alınarak belirleniyor. Bu okulun öğrencileri, lise ikinci smıfta ders seçmeye baş- layacaklar, başanlı olamadıkla- rı dersleri değiştirebilecekler. Istanbul Erkek Lisesi öğren- cilerinden bazılanyla yeni sistem üzerine görüstük. Sistem, küni- ne göre "iyi", kimine göre "es- kisi daha iyiydi", kimine göre "iyi göriinüyor, ama acısı son- ra çıkacak", kimine göre de "sistemin ne olduğunu görmek için yaşamak gerek.1 ' Öğrenci- lere "Sistemi biraz anlatabilir misiniz" diye soruyoruz. Hep- si gülüyor, yanıtlan: "Biz bir anlayabüsek, anlatması kolay." Bunun espri olduğunu biraz sonraki konuşmalanndan anla- dığımız bu "parlak" öğrenciler, sistemi büyük ölçüde kavramış- lar ve kararlarını "aşağı yukan" vermişler. Ancak anla- yamadıkları nokta, "okullann- daki uygulamanın gazetelerde okuduklarmdan çok farkh ol- ması." Olayın bir de "veli cephesi" var. Yeni sistemde "önemli rol" oynayan anne ve babalar, yan- lış bir adım atmamak, çocukla- rına yardımcı olabilmek için ders geçme ve kredi sistemini anlamaya çalışıyorlar. Istanbul Lisesi Mudüru ve öğretmenlerı de bir toplantı düzenleyerek ve- Iilere sistemi anlattılar, sorula- rını yanıtladılar. Okul müdürü Mabir Yeğmen, toplantıda ve- lilere şunları söyledi: "Ülkemiz için çok yeni bir sistem. Birçok bilinmezi, soru işareti var. Okulumuz için bu sistem önşarttı. Yüzde 100 ba- şarüı olacagız demiyorum, ama en iyiyi yapmaya çaİısacagız. Li- se, 5 dönemde de bitirUebilecek. Öğrencilerimizin yüzde 90'ının 2.5 yılda mezun olacağma ina- nıyorum. Biz ders seçiml yapar- ken ötrencilerimizin kapasitesi- ni, sizin istekierinizi göz önüne alarak çinicilik, serdmik gibi derslere iltifat etmedik. Sistem SMifta kalmayı ortadan kaldın- yor." ANKARA — Türkiye-Iş Bankası, gazeteci-yazar M. Ali Birand'ın yapımcılığını üstlendi- ği 2 milyar liralık reklam filmi sözleşmesini imza aşamasında durdurdu. Banka üst düzey yet- küilerinden alman bilgiye göre genel müdürlük, Birand hakkın- da TRT Teftiş Kurulu'nun so- ruşturma raporu ile başlayan sü- recin bitimine kadar dosyayı "beklemeye" aldı. Genel müdür- lüğun bu karan Birand'a bildi- rildi. Teftiş kurulu soruşturma ra- porundan sonra 32. Gün haber programı ile ilgili harcamalar konusunda açılacak kamu dava- sı sonuçlanıncaya kadar sözleş- me imzalanmayacak. M. Ali Birand, İş Bankası Ge- nel Müdürlüğü ile Cumhuriyet- in kuruluşundan bu yana dün- ya ve Türkiye'de önemli siyasal olaylar ile dünya ve Türkiye'de yaşanan magazin özellikli olay- lan konu alan bir reklam prog- ramı ön anlaşması yapmış; söz- leşme imzaya açılmıştı. Sözleşmenin geçen hafta im- zalanması beklenmekteydi. Yeni sözleşmeler M. Ali Birand tarafından ha- zırlanması planlanan 12 Mart belgeseli ile ilgili sözleşme, Bi- rand'ın kayınbiraderi Karacan Yayınları sahiplennden Ali Ka- racan tarafından TRT'ye öneril- di. Yapıian ön görüşmeler so- nunda Karacan Yayınları tara- fından haarlanan sözleşme TRT Genel Müdürlüğii'ne verildi. 473 bin Amerikan Dolarhk (yaklaşık 2 milyar 205 milyon TL) tahmini bütçeli program sözleşmesi, "olayda adı geçen kisilerin bugünkü pozisyonlan" gerekçe gosterilerek reddedildi. TRT ve Milliyet gazetesinin or- taklaşa gerçekleştirecekleri programın 30-40'ar dakikalık 8-10 bölümden oluşması düşü- nüldü. Karacan Yayınları, "Altın YiDar" ve "Esld Toprak" adlı iki program daha önerdi. Altın Yıl- lar için program başına 17.550 dolar, Eski Toprak için de prog- ram başına 11.500 dolar isteni- yor. Birand için sözleşme 7 Ocak 1991 günü 32. de Cumhurbaşkanı Özal ile program yapan Birand'a, 45 da- kikalık görüşme için 240 milyon 897 bin 768 TL öngörüldü. TRT Haber Dairesi Başkanı Mehmet Öztamer, bu görüşmenin "yurt- dışı ağırhklı program" olmadı- ğı gerekçesi ile ödeme yapmadı. Haber Dairesi Başkanı'nın bu itirazı üzerine Genel Müdür Ke- rira Aydın Erdem, TRT Başhu- kuk Müşavirliği'ne görüş sordu. Müşavirler Kuruiu'nun göruşü alındıktan sonra Birand ile TRT arasında imzaianan sözleşmenin 15. maddesi yönetim kurulu üyesi Prof. Ersin Çamoglu'nun kaleme aldığı metin ile değişti- rilerek Birand'a 220 milyon 248 bin 768 bin lira ödendi. Mesut Yılmaz başbakanlığa atandıktan hemen sonra Bi- rand'a yapıian ödemelere karşı çıkan Haber Dairesi Başkanı Mehmet Öztamer, görevinden alındı. Özal-Birand görüşmesi için ödenecek para ile ilgili sözleşme hükmünü değiştiren metni kale- me alan TRT Yönetim Kurulu üyesi ticaret hukuku profesö- rü Ersin Çamoğlu, özal ailesi- nin de özel avukathgını yapıyor.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog