Bugünden 1930'a 5,498,464 adet makale



Katalog


«
»

4 TEMMUZ 1991 * * * * Mesut Yılmaz'ı Dinlerken.. (Baftarafi 1. Sayfada) ülmaz: Çîrkîn muhalefet ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) Başbakan Mesut Yılmaz, güvenoylaması görüşmelerinde "genel seçimleri normal süresine kadar bekletmek gibi katı bir noktada olmadıklannı" belirterek seçim tarihine ilişkin önerilerini eylül ayında yeni yasama döneminin başladığında Meclis gündemine getireceklerini açıkladı. Yılmaz, "seçimi polemik konusu yapmaktan çıkaracaklanm" vurgulayarak partiler arasında uzlaşma sağlanması halinde, anayasa ve seçim yasasında değişiklik yapılabileceğini söyledi. Yılmaz, Cumhurbaşkanı Turgut Özal iie ANAP hükümetleri arasında "kendine özgü bir ilişki" olduğunu kaydetti ve "Sayın Cumhurbaşkanı ile olan ilişkilerimizi, anayasanın lafzına ve ruhuna uygun olarak icra sorumluluğunun bizde olduğunun bilincinde yürüteceğiz" diye konuştu. Yılmaz, Meclis'te hükümet programı görüşülürken ANAP Grup Başkanvekili Raşit Daldal'ın ANAP hükümetlerinin icraatlarını öven konuşmasından sonra kürsüye gelirken ANAP milletvekilleri ayakta alkışladı. Bu sırada kuiiste oturan Yddınm Akbulut ve arkadaşları Yılmaz'ın konuşmaya başlamasından sonra içeri girdiler. Yılmaz, sözlerinin başında muhalefet liderlerine teşekkür etti. ANAP'ın kuruluşundaki en önemli ilkelerin sevgi, uzlaşma ve hoşgörü olduğunu belirten Yılmaz, "Hiçbir komplekse kapılmadan, neticede yaptığımızın bir kamu hizmeti olduğu bilinci içinde, bu hizmeti muhalefet liderlerine de sunmaya gayret ederiz" dedi. Muhalefet liderleriyle yapıcı bir diyalog arzusu içinde olduklarını vurgulayan Yılmaz, bu konuda bir endişesi olduğunu belirterek şunları söyledi: "Bu endisem, Sayın Demirel'den kaynaklanıyor. Bildiğiniz gibi kendileri zaman zaman küsmeyi severler. Uzun yıllar Sayın Ecevit ile küsmüşlerdi. Daha sonra Sayın Evren ile küstüler. Şimdi de Sayın Özal ile küstüler. Sanıyorum özellikle eski makamına kim oturursa ona küsmektedirler." Yılmaz'ın bu sözlerini ANAP'lılar coşkuyla alkışlarken, DYP'liler itiraz ettiler. Bir DYP'li milletvekili "Terbiyesiz" diye bağırdı. Akbulut ve arkadaşları, DYP'liler ve Yılmazcı ANAP'lılar arasındaki tartışmayı sessizce izlemekle yetindiler. Yılmaz, muhalefet liderlerinin, ilttidarın hedeflerine ulaşamayacağına olan düşuncelerinde samimi olduklarına inandığını vurgulayarak bunun ANAP ile muhalefet arasındaki anlayış farkından kaynaklandığını söyledi. Yılmaz, ANAP'ın, 8 yıllık iktidan döneminde tabulan yıkarak hayal edilemeyecek şeyleri gerçekleştirdiğini, muhalefetin bunlan yeni kabul etme noktasına geldiğini savundu. "Bize yönelttikleri eleştiriler, sadece eşyanın tabiatı icabıdır" diyen Yılmaz, İnönü'nün "Bu hükümet, ANAP hükümetlerinin devamıdır" sözlerini anımsatarak şunu söyledi: "Ben kendisini rahatlatmak isterim, endişe etmesine hiç mahal yoktur. Huzurunuzda açık seçik ifade ediyorum. Evet, biz ANAP hükümetlerinin devamıyız. Ve üstelik Sayın İnönü'nün başında bulunduğu partide olmayan bir şeyin kendi kendisini yenileme kabiliyetinin üriinüyüz." kadaşları katılınca Erdem de kendisini gülmekten alıkoyamadı. Kıbrıs konusunda muhalefetin dile getirdiği endişelere gerek olmadığım, Kıbrıs'ın milli bir mesele ve Türkiye'nin namusu olduğunu anlatan Yılmaz, Kıbrıs'ta neyin olabileceğinin, neyin olamayacağmın netleştiğini söyledi. Yılmaz, daha sonra Cumhurbaşkanıyla hükümet ve ANAP ilişkileri konusunda eleştirileri yarutladı. Özal ile ANAP hükümetleri arasındaki ilişkinin, hükümetin başında kim olursa olsun "kendine özgü bir ilişki" olduğunu bildiren Yılmaz, bu konuda şunları söyledi: "Bu ilişkiyi sizin kolay kolay anlayamayacağınızı kabul ediyorum. Bu ilişkiyi en sert biçimde burada dile getiren Sayın Demirel, uzun yıllar başbakanlık yapmış, fakat hiç sivil kökenli bir cumhurbaşkanı ile çalışamamıştır. Sayın Özal, Sayın Celal Bayar'dan sonra ilk sivil kökenli cumhurbaşkanıdır. Muhalefeti ilgilendiren, icranın sorutnluluğudur. İcranın sorumluluğunu üstlenmiş hükümetin denetimidir. Cumhurbaşkanı ile münasebetler bizim sonımluluğumuzdadır. Anayasa ile tam bir uygunluk içinde götürmek, benim sorumluluğumdadır. Sayın Cumhurbaşkanıyla ilişkilerimizi anayasanın ruhuna ve lafzına uygun olarak icranın sorumluluğunun bizde olduğu bilinci içinde yürüteceğiz. Ama Sayın Özal ANAP'ın kurucusudur, bizim doğal liderimizdir. İcrai sorumluluğumuzu yerine getirirken kendisinin bilgisinden, deneyiminden yararlanacagız. Bu konuda sizin sahip olamadığınız bir imtiyaza sahibiz, ama icranın tüm sorumluluğunu biz üstleneceğiz." Yılmaz, İstanbul Bayram Gazetesi'nde Genelkurmay Başkanını "muhtıracılıkla" itham eden bir haber yayımlandığını hatırlatarak Süleyman Demirel'in bunun üzerine "Ağzınızı burnunuzu dağıtmsdan çekin gidin" biçiminde demeçler verdiğini söyledi ve konuşmasını DYP'lilerin itirazları arasında şöyle tamamladı: "Bu nasıl demokrasi anlayışıdır? Bu nasıl demokrasi havariliğidir. İktidar olmak hırsıyla demokratik kunımlan zedelemeye değer mi? Yassıada ve Zincirbozanlara kendisine dokunmadığı sürece karşı çıkacağı anlaşılan bu zihniyet, Sayın Cumhurbaşkamnın eÜni sıkmamaktan, Saddam'la öpüşmekt«a dcANAP'ı duşman ilan etmekten de daha tehlikeli değil mi? Böyle bir muhalefete hırçın, kavgacı, çirkin muhalefete milletimiz razı değildir. Bu davranışınız sadece bu yüce çatıya, TBMM'ye zarar verir, buna da hakkımz yoktur." HABERLERİN DEVAMI CUMHURİYET/17 leri çizgiyie böyle bir suçlamayı hak etmiş değillerdi. Ayrıca dün Başbakan konuşurken muhalefet sıralarından yapılan sataşmalar da öyle yadırganacak ölçülere varmamıştı. 0 yüzden Başbakan Yılmaz'ın dünkü konuşmasının finali bize göre yersiz kaçtı. Oysa konuşmasına hiç de böyle bir hava içinde başlamamıştı. Uzlaşma, hoşgörü ve diyalog sözcüklerini vurguladıktan sonra DYP lideri Demirel'e yönelik olarak şöyle dedi: "Demokrasimizde küsme illetini kaldırmak için her türlü direnci göstereceğim." Konuşmasına böylesine yumuşak, serinkanlı bir üslupla başlayan Sayın Yılmaz'ın, aradan geçen bir saat içinde muhalefete öylesine ağır biçimde saldırmasına akıl erdirmek kolay değil. Yapıcı bir diyaloğu içtenlikle amaçlayanlann, bunu mümkün kılabilecek üsluba ve sinir sağlamlığına da ihtiyaçları vardır. • Başbakan Yılmaz'ın konuşmasına gayet rahat, sesini hiç yükseltmeden ve kürsüye hâkim biçimde başladığı söylenebilir. Başlangıçta kendisini dinletmesini de başardı. Ancak daha sonra, özellikle sıra ekonomik konulara geldiğinde konuşması dağılmaya yüz tuttu, kesik kesik bir havaya girdi. Genel Kurul salonunda ilgi de böylece azaldı. Konuşmasının girişinde muhalefete dönük olarak şu noktaların altını çizdi: • Demirel'i "d/ya/og"dan sürekli kaçmış, öfkeli bir siyaset adamı olarak çizdi. • Kendilerini genç, muhalefeti ihtiyar o\arak nitelemeye özen gösterdi. • SHP için "kendi kendini yenileme kabiliyeti olmayan bir parti" deyimini kullandı. • Yine SHP konusunda "belediyeleri yönetmekten aciz bir parti" vurgulamasını yaptı. • Buna karşılık ANAP, "tabulan yıkabilen, kendini yenileyebilen, genç bir parti" idi. Bu temalar, Mesut Yılmaz'ın önümüzdeki dönemde muhalefete karşı izleyeceği stratejinin ipuçlarını veriyordu. • ANAP Genel Başkanı ve Başbakan Yılmaz'ın, Cumhurbaşkanı Özal'la kendisini iyice özdeş kılarak muhalefeti fazlasıyla memnun ettigi söylenebilir. Mesut Yılmaz'ın, Özal'la arasına nüanslı bir mesafe bile koymaktan bu denli kaçınması ve ona tümüyle sahip çıkması, bir bakıma, genel başkanlığa adaylığını açıklarken yapmış olduğu konuşmanın da gerisinde kalan bir tavırdır. Ayrıca bu bakış açısının Sayın Yılmaz'ın siyasal kariyerine yarayacağı da çok kuşkuludur. Cumhurbaşkanı özal'ın parti ve hükümetle ilişkileri açısından anayasaya aykırı tutumunu görmezlikten gelen, buna en ufak bir eleştiri gethmeyen ve "Cumhurbaşkanı Özal'la Anavatan ilişkileri kendine özgü bir ilişkidir. Sizin anlayabilemeyeceğiniz bir ilişkidir" diyebilen Başbakan'ın bu yaklaşımı, hukuk ve yasa devleti açısından son derece sakıncalıdır. Muhalefet liderleri Sayın inönü'yle Sayın Demirel'in bu konudaki eleştirileri haklıdır. Sayın Özal baştan beri anayasa ihlali içindedir. Sayın Yılmaz'ın, Demirel'e dönük olarak, "Siz hiç sivil kökenli cumhurbaşkanı ile çalışmadınız. Bayar'dan beri ilk sivil kökenli Cumhurbaşkanı Özal'dır" diyerek, Demirel'in eleştirilerini bu tür bir kıskançlığa bağlamaya kalkışması doğrusu inandırıcı olamadı. Bir siyaset adamının asker değil de sivil kökenli olması, onun ille de demokrasi ve hukuk devletinden yana olması sonucunu doğurmuyor. • Bir ara konuşmasına, konferans verircesine bir hava içinde devam etti Mesut Yılmaz. Türkiye'nin "yapısal bir değişimi yaşadığı"n\, "bunun sancısız olamadığı"ru belirtti ve "Tencere edebiyatıyla bunlar aşılamaz" dedi. Genel olarak yerinde sözlerdi. Gerçekten ülkemizin bazı temel sorunlarının kısa sürede aşılması için sihirii reçeteler yoktur. Ancak buniarı söyleyen bir başbakandı. Ve bu başbakan, sekiz yıllık bir partinin iktidarına tümüyle sahip çıkıyordu. Ve bu iktidar, örneğin enflasyonu yüzde 30'larda devralıp, yüzde 10'a indirme sözü verip yüzde 60'lara tırmandırmıştı. Onun için böyle bir iktidarın başı, böylesi açıklamalarla sekiz yılın siyasal sorumluluğundan herhalde sıyrılamazdı. Önümüzdeki seçim döneminde muhalefet partileri bunu Sayın Yılmaz'a sürekli anımsatacaklardır. • Seçim ne zaman? Gelecek kasım ayında mı? 1992 nisan, mayısında mı? Yoksa 1992 eylül ayında mı? Muhalefet liderleri bir an önce "sandık!" dediler. Mesut Yılmaz da seçimin erkene alınabileceğini açıkladı. Ne kadar erken? Kasım mı, 92 ilkbaharı mı? Buna iktidar olarak eylül ayı başında Meclis açıldığında karar vermiş olacaklardı. Bununla birlikte seçim yasası ve anayasa değişiklikleri için muhalefete dönük uzlaşma arayışına gireceklerdi. Seçim sistemi, 18 yaş, yurtdışındakilerin oy kullanmaları vs. konularda. * Türkiye'nin gerçekten bir an önce seçime gereksinmesi var. Dün Meclis'in cansız, pırıltıdan yoksun havasına bakınca bir kez daha seçim zamanının gelip çattığını düşündük. Halkla parlamento arasındaki kopukluğun giderilmesine demokrasinin de kesin ihtiyacı var. Tıp 'sağlıksız' tir. Bu kadar öğrenciye öğretim üyesi yetişemiyor" dedi. Oysa übba giriş yapan öğrenciler için mutlaka özendirici bir jGülçin An gibi program uygulanması gerekibabası doktor yor. Ama biz tıpta nasıl kullaolan Engin mlacağını bilmesek de fızikteki JDursun da ivmeye kadar girdik. Bu teorik jmesleği isteyeve hiçbir çekiciligi olmayan jrek seçtiğini dersler nedeniyle ilk üç yüım belirtti. Batılı çok sıkıcı geçti. Daha o zamanülkelerde uylar fakülteye girdiğime pişman gulandığı gibi olmaya başladım. Oysa o sıkıcı Türkiyede de program yerine fiziğin tıpla ilişkisini anlatan dersler verilebflir aile hekımliği ve koruyucu hekimlik, geliştirildiği takdirde di." TUS önünde yığılmalann azala" Osman Fazho cağını kaydeden Dursun, "Bu gulları İstan uygulama aynı zamanda üniverbullu. 23 yaşm site hastanelerinde hasta birikjda. Fazhoğul mesini de önleyecek. Dolayısıyjları, karşılaştı la eğitimin daha nitelikli olmajğı sorunlara sım sağlayacak. Bu uygulamaikarşın tıp mes da şikâyeti olan kişi önce praleğini çok sev tisyen hekimlerin istihdam edidiğini belirte leceği aile hekimlerine başvura/rek "Ben bu cak, böylece secilmiş vakalann seçimi yaparken doktorların üniversite hastanelerine göndemilyonlar kazanan,rahatyaşa rilmesi sağlanacak. Böyle bir yan, insanlar tarafından saygıy uygulama getirilirse ben şahsen la karşılanan kişiler olduğunu kendimi TUS sınavına girmek sanıyordum. O dönem gördük zorunda hissetmem" dedi. lerimiz böyleydi, ama altı yıllık Mansur Kurt eğitimden sonra o doktorların ise zorunlu hizgenel toplamın sadece yüzde metin kaldın10'unu oiuşturan şanstı insanlar larak genç heolduğunu, bizleri ise uzmanhk kimlerin doğuv Sinavini tyTanam^ıiıgınnT tak,jya gitmesinin dirde 'doktor' büe sayılmayan , cazip hale getipratisyen hekimliğin beklediğirümesini ve bu ni kavradım" diyor. uygulamada ise gönüllülere Türkiye'de toplam 23 tıp fa öncelik verilmesini öneriyor. kültesi her yü beş bin yeni mezun veriyor. Bunlardan ise an Durumu ve ortamından memcak yüzde sekizi uzmanlık sına nun olan pratisyenlerin insanlavım "kazanabüiyor." Geçen yıl ra daha iyi hizmet vereceğini be12 bin yeni mezun hekimin gir lirten Kurt, şu anki uygulamadiği tıpta uzmanlık sınavında da doğuda çalışan pratisyen he(TUS) uzmanlık eğitimini sağla kimlerin araç gereç yetersizliği yabilen doktor sayısı yalnızca nedeniyle kendisine başvuran 800. Genç doktorlar bu sayının hastalan, hastanelere sevk eden geçen nisan ayında bin 600'e çı bir "sevk memuru" gibi çalışkanldığmı, ancak bu sayının bi mak zorunda kaldıklannı söyle TUS önündeki yığılmalan gi lüyor. deremediğini belirtiyorlar. Balo duzenleme ve albüm çıkarma amaayla bir komite TUS önünde oiuşturan genç hekimler, bu yığılmalann en önemli nedeni arada yeni mezunlar arasında nin tıp fakülte bir de anket yapmışlar. Anketlerine kapasite teki "tekrar aynı okula girer lerinin üzerin miydiniz" sorusu karşısında de öğrenci alm mezunlann yüzde 40'ının kararmasından kay sız olması, yüzde 20'sinin başnaklandığını ka fakülteleri tercih etmesi, yüzbelirten yeni de 10'unun ise ticaretle uğraşmezun Gülçin An ise bu duru mak istemesi dikkat çekiyor. mun yetkin pratisyen hekim yeSorunlannı dile getiren genç fiştirilememesine de yol açtığı doktorlardan Serhan Sevim ve nı ifade etti. "Mezun olanlaı Mansur Kurt çocuk, Gülçin An arasında yapbğımız bir ankettc dahiüye, Engin Dursun kulak öğrencilerin yüzde 35'i kendisi burun boğaz, Osman Fazlıoğulni şahsen tanıyan bir öğretim ları ise kadın doğumda ihtisas üyesi adını veremedi" diyen An yapmak istiyor. Kendilerine "Çok sıkı bir ilişki gerektiren başvuranlann sadece yüzde seöğretim üyesiöğrenci arasında kizinin aJındığı TUS sınavında ki kopukiuğa bu iyi bir örnek başanlar diliyoruz. (Baştarafı 1. Sayfada) GENÇ DOKTORLAR Seçim tarihi Yılmaz, daha sonra seçim konusunda şu görüşleri dile getirdi: "Seçim talebiniz var. Hayret ettim, bugün bunu çok kuvvetli vurgulamadınız. Önemli değil. Açık seçik söyleyeceğim, seçimlere 1.5 seneden az bir zaman var. Normal süresi. Ama biz normal süresine kadar seçimleri bekletmek gibi katı, sabit bir noktada değiliz. Seçimlerin ülke yararını ön planda tutarak bu konuda yapılmasını en uygun gördüğümüz tarihe ilişkin önerimizi Meclis yasama dönemine başlar başlamaz huzurunuza getireceğiz." Yılmaz konuşmasını şöyle sürdürdü: "Sayın İnönü, seçim kanununda yapılması gereken bazı değişikliklerden bahsetti. Belki seçimlerle ilgili olarak anayasada da bazı değişiklikler yapılması zarureti ortaya çıkabilir. Eğer partiler arasında bu konuda uzlaşma arzuları olursa anayasada da değişiklik yapma yoluna gidebiliriz. Seçim kanununda da bir değişiklik yapma zarureti ortaya çıkabilir. Bu değişiklikleri belki öngörülen süre içinde tamamlayabiliriz. Ama seçimlerin Türkiye açısından en uygun olan tarihte ve siyasi partilerimizin mümkün olan en geniş uzlaşması çerçevesinde belirleyeceğimiz bir tarihte yapılabilmesi için Sayın İnönü'nün ifade ettiği gibi yurtdışındaki işcilerimizin katılması amacı da dahil olmak üzere, bu konuyu Türkiye'de partiler arasında bir polemik konusu olmaktan, demokrasimizi yıpratan, ona yara veren bir kurum olmaktan çıkaracak şekilde çözümlemek kararlılığındayız." Muhalefet sıralarından Yılmaz'a enflasyon ve işsizlik konularıyla ilgili laf atılınca Başkan Erdem, "Lütfen arkadaşlar, hatibin sözunü kesmeyin, bu sorduğunuz, tereddüt ettiğiniz şeyleri 5 dakika sonra açıklayacak" diye müdahale etti. Erdem'in bu sözleri muhalefet sıralarında gülüşmelere yol açtı. Gülüşmelere Akbulut ve ar Inönü: Htikümetîn nesi yeni? ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) SHP Genel Başkanı Erdal tnönii hükümet programını "iktidara veda programı" diye niteleyerek "Enflasyonu diişiirme sözü bile verilmiyor ve asıl beklenti olan seçimden hiç söz sdilmiyor" dedi. Programda SHP'nin ortaya koyduğu bazı îörüşlerin yer aldığını söyleyen Inönü, bunun "inandıncı olmaiığını", tutarlılık göstermediğini ve Akbulut hükümetinin Drogramından daha geri oldu|unu söyledi. İnönü, ara seçim r'apmayan iktidann "yapacagı sn iyi şeyin bir an evvel genel se;ime gitmek olduğunu" vur;uladı. Inönü, "Dil alışkanlığı ile yeni hükümet' diyoruz. Bu hü<ümetin nesi yenidir?" sorusu le başladığı konuşmasında, 'Niçin yeni bir hükümet kurulnasına ihtiyaç duyulmuştur? vieclis'te okuduğu programı iinlerken herkesin ilk aklına geen bu sorulara bir cevap verilnesini bekledim, ama bu nok:aya hiçbir açıklık getirilmedi" iedi. Inönü, muhalefetin ve izellikle kendi partisinden miletvekillerinin alkışlarla karşılalan konuşmasında, ekonomik akamlara, iç ve dış politikada<i sorunlara ağırlık verdi. SHP ideri özetle şu noktalar üzerinie durdu: "• Hükümetin değişmesine ı'ol açan nedenler, muhalefetin vieclis'te yıllardır dile getirdiği ledenler. Başka bir şey değil. son aylarda verilen çeşitli gen•orularda ele alınan olaylardır. \ma bunlann hiçbiri Meclis'tevi iktidar partisi çoğunlugu ta•afından ciddiye alınmadı, hepsi »özardı edildi. • Hükümet programı Türki/e'nin bugünkü gerçeğini hiçbir .ekilde yansıtmıyor. Bu bir \NAP hükümeti. Öteki ANAP ıükümetlerinden ne farkı oldu;unu söyleyemiyor. • ANAP hükümetleri progamlannda çiftçimize söyledikerinin hep tersini yaptılar. Driinlere verdikleri fiyatlar de.amlı enflasyonun aJtında kaidı. • Çalışma hayatımız bugün )üyük bir bunalıma girmektelir. tşsizlik sürekli artarken 100 jinlerce işçiyi kapsayan topluözleşme görüşmeleri uyuşmazık aşamasındadır. Büyük sıkıntı çindeki bu işçilerin alacağı 133 nilyarı bulmaktadır. Hükümet )rogramında bu duruma hiç deîinilmiyor, bu bunalımın nasıl mleneceği, aşılacağı anlatılmır or. Bunun altında, anayasada:i, yasalardaki çağdışı ya da ekik düzenlemeler var. Işsizlik si;ortası getirmeden, keyfi işten ıkarmalara karşı bir yasal güence getirmeden nasıl gelişmişik hedefine varabilirsiniz? • Bu hükümet programının alışma hayatına yaklaşımı denokratik ölçülere vunılduğunla, Akbulut hükümetinin programından daha geri görünmektedir. Memurlar kaygı ilş maaş artışlarını bekliyorlar. Kaygı ile çünkü vaat edilen yüzde 20lik bir artıştır. Bugün hiçbir anlam ifade etmez. Biz parti olarak personel rejimini bugünkü yamalı bohça halinden kurtaracak yeni bir duzenleme hazırlıyoruz. • Hükümet programında hiç değinilmeyen bir konu da yolsuzluklar. Örneğin daha geçenlerde verdiğimiz gensoruda, Toplu Konut İdaresi'nin içinde çalıştığı kendi mülkünü satıp, başka bir binayı daha yüksek bir fıyatla sınırlı bir süre için kiralamıştı. Yeni hükümet eski hükümetin bu işlemini yolsuzIuk iddialan karşısında durdurmaya yönelirken eski hükümet üyelerinin de yeni hükümet üyelerinin geçmişte karıştığı yolsuzluk iddialartnın araştınlmasını istediklerini öğreniyoruz. Bu kargaşayı aynı takımın içinden çıkmış insanlar, yeni hükümet oldular diye nasıl çözerler? • Bunu ancak milli irade ile oluşacak yeni bir meclis, yeni bir iktidar çözer. Zaten demokrasiyi totaliter rejimlerden ayıran en önemli özellik de budur. Bir özel televizyon firması korsan yayın yapıyor. Bütün özel girişimcilere eşit rekabet hakkı tanıyalım dedik, hiçbirini yapmadılar. Anlaşılan maksat belirli bir firmayı kayırmak. Dünyada ilk toplum örgütlenmeleri, site devletleri ya da başka devlet şekilleri ortaya çıktığı günlerden beri bilinen bir marifeti, birkaç kişiyi zengin etmek için, yeni girişimlere atılarak ekonomi alanında ilerlemek isteyen gençlerimize örnek diye gösteriyorlar. • ANAP hükümetleri programlarında değişmeyen temel ekonomik hedefler yer almaktadır. Aradan 8 yıl gibi uzun bir süre geçmesine rağmen bu hedeflerin hiçbirisi gerçekleşememiştir. Taahhütlere ve sözleşmeye u\Tnamanın bedeli iktidardan düşürülmektir. ANAP demokratik sese kulak vermemekte ve bu bedeli ödemeye yanaşmamaktadır. ANAP iktidan hükümetleri değiştirerek ve makyaj tazeleyerek sorunu geçiştirmekte ve yerine getirilmemiş taahhütleri tekrar tekrar ısıtarak halkın önüne koymaktadır." İnönü, daha sonra önceki programlarda "Alternatifimiz yok" diyenlerin enflasyonu programlarına almadıklarını belirterek "Enflasyonun yüzde 20lerin altında seyreder halde tutulması kaçınılmazdır," tespitlerini yapan Sayın Pakdemirli, ekonominin dümenini eline geçirdikten sonra kendisinin büyük katkılarıyla hazırlanan programda birdenbire bu sorunu unutuvermiş görünüyor. Şimdi böyle bir program inandıncı olabilir mi?" dedi. İnönü, programda yer alan, Denizcilik Bakanlığı, vergilendirilmemiş alanlardan vergi almak, hayat standardı uygulamasını ıslah etmek gibi politikaların kendi hazırlıkları "Maliye ve Vergi Politikaları" adlı rapordan alındığını da vurgularken Maliye Bakanı Adnan Kahveci'nin bir süre önce "Vergi reformuna ihtiyaç yok" dediğini de anımsattı. SHP lideri, "Şimdi bu program inandıncı olabilir mi?" diye sordu ve özetle şu noktalar üzerinde durdu: "• Eğer dış ticaret açığınız geçen yıl olduğu gibi 9.5 milyar dolar ise konvertibiliteye geçemezsiniz. Geçerseniz, paramzın dışandaki değeri birden sıfıra iner. Programda tekeller kaldınlmış deniyor. Herhalde hükümet tütün tekelinden söz ediyor. Anlaşılan ANAP devlet tekelini kaJdırmayı tekelleri kaldırma zannetmektedir. • Tasarruflar teşvik edilmiş, halkın tasarmflan yeni yatınmlara kaynak olmuştur deniliyor. Hangi halk tasarrufu? Hangi yatırımlar? Halk geçim derdinde, bir de tasarruf mu yapabilecek. Faiz pastası yüksek değere sahip hesaplara gitmektedi. • Yeni düzenlemeler ekonomide tek başldığı sağlamaya yetmeyecektir. Ekonomi bir önceki hükümet döneminde üç başlı iken önümüzdeki günlerde iki başlı olmaya aday görünmektedir. Çankaya'nın müdahalesi geçmişte olduğu gibi her an gündemde olabilir." Yılmaz hükümetini bekleyen diğer sorunları da şöyle sıraladı: Sağlık hizmeti konusunda yaşanan facialar, özürlü ve sakat vatandaşlann sorunların, YÖK, aile planlaması... İnönü, dış politikanın ulusal iradenin kontrolünden çıktığını vurguladıktan sonra, kasım 1991 tarihine kadar yapılması gereken ara seçim için bir işaretin gözükmediğini belinti ve konuşmasını şu görüşlerle tamamladı: "Genel seçimlere bir yıl kala ara seçim yapıiamaz hükmünden yararlanılarak kasım 1992'den öncesi için genel seçim karan alınarak bir hilei şeriye yoluyla bu anayasa engelinin aşılmak istendigi şeklinde tahminler yapılıyor. Aslında milletvekili ara seçimi çoktan yapümış olmalıydı. Vapılmamasının kusuru dogrudan doğnıya ANAP iktidarınındır. Buraya kadar bekledikten sonra bence şimdi en iyi yapılacak şey bir an önce genel seçim takvimini ilan etmektedir. Geçmişte de hiçbir seçim dönemi dört yılı aşraamıştır. Kasım 1991'de dört yıl dolmuş oluyor. ANAP'ın yeni hükümetinin görevine başlarken ülkenin ve halkın bu kadar açıkça yararına olduğu belli olan bir açıklamayı yapma fırsatını kaçırmayacağını umarım." Çözüın sandıkta (Baştarafı I. Sayfada) havası verildi, genç kafalar, genç fikirler denildi. Ama bunu ne hükümet programında ne de konuşmada görebildik" dedi. Mesut Yılmaz ise Akbulut'un bu sözlerinin hatırlatılması üzerine, "Onlann tutumlan beni ilgilendirmiyor" karşılığını verdı. Yılmaz'ın muhalefete sert ifadelerle çatması aynı şekilde tepki almasına neden oldu. Yılmaz hükümet programını savunmaktan çok muhalefetin eleştirilerine yanıt vermeyi ve özellikle Demirerin geçmiş dönemde söylediklerini anımsatmayı yeğledi. SHP lideri İnönü, görüşmelerin tamamlanmasından sonra Yılmaz'ın "SHP yenileşemez " yolundaki sözlerine, "demagojik" diye yamt verdi. İnönü, Yılmaz'ın konuşmasının diğer ANAP'lıların konuşmasmdan hiçbir farkı olmadığım savıınarak "Sayın Özal'ın çıkarttığı sözleri tekrar ediyoriar. Sorulara cevap veremiyor. Onun yerine mukabil sorular soruyorlar ya da geçmiş hükümetleri suçluyorlar, böylelikle vakit geçiriliyor" dedi. tnönü, Yılmaz'ın enflasyon, tanm, sanayi gibi sorunlar yanında uzmanhk alam olan dış politika konusunda kendisinin yönelttiği sorulara yanıt vermediğini de vurgularken "Olumlu göriinen tek nokta seçimi kabul etmesiydi. Zaten bu konuda da anayasal zorunluluk var" diye konuştu. İnönü, "Ama sizin istediğiniz tarihten daha sonra olacak gibi" biçimindeki anımsatmaya ise "O belli değil" yamtını verdi. İnönü, Yılmaz'ı "digerterinden farklı ise" Cumhurbaşkam Turgut özal'ın TBMM'ye gelerek ANAP'lı milletvekilleriyle görüşmesini, birlikte çalışmasım engellemeye çağırdı. DYP Genel Başkam Süleyman Demirel, Başbakan Mesut Yılmaz'ın konuşmasını tamamlamasından sonra gazetecilerin isteği üzerine yaptığı değerlendirmede, "Pariamentoyu 40 senedir takip ediyorum, bu kadar kötü bir konuşma duymadım. Bu kadar Türkiye sonınlanndan uzak ve demokratik prosedür ve gerçeği hiç anlamannş bir başbakan görmedim ve nihayet demokrasinin aynlmaz parçası olan muhalefeti 'çirkin muhalefet' diye daha ilk konuşmasında karalayabUen bir hükümet başkanı konuşması hiç dinlemedim" dedi. Laf atan milletvekillerine karşı "çirkin muhalefet" sözcükleriyle tepki verilmesini eleştiren ve "Biz çıktığımız zaman da laf aöyoriar" diye Demirel, Mesut Yılmaz'ın DYP liderinin darbe söylentilerine karşılık "Agızları burunları kınlmadan gitsinler" dediği yolundaki iddiasını da şöyle cevapladı: "Bu Umamen tahriftir. Benim Bayram Gazetesi'nde çıkan yazılar üzerine verilmiş hiçbir beyanım yok. Ben çok evvel söyledim o sözleri. Hiçbir ilgisi yok. Ben zaten 10 gündür konuşmuyorum. Gazeteciler de şahittir bu duruma." di. Israrlar üzerine Demirel ve İnönü'nün işçi, köylü ve memurların sorunlannı vurguladıklanm belirten Akbulut, "Bizimki de konuşmasında işin prensibi üzerinde durdu. Bu prensiplerin işçi, memur, köylü vatandaş için ne manaya geldiğini anlatsa daha iyi olurdu. Teorik olmaktan ziyade bunun ne şekilde yansıyacağını söylemesi gerekirdi" diye konuştu. Güvenoylamasındaki konuşmaların vatandaş için önemine dikkat çeken Akbulut, "Bu konuşmada algılanan müspet olursa, destek, ümit ve güven artıyor. Olumsuz olunca da tersi oluyor" derken bu konuşmaya ilişkin değerlendirmesinin güvenoylamasındaki tavrıyla ilgisi olmadığmı kaydetti. Akbulut, gazetecilerin *'Başbakan bu konuşması ile size ve kamuoyuna güven verebildi mi?" sorusuna da "Hükümet bizim hükümetimiz, parti bizim partimiz" karşılığını verdi. OK'EffAKBAL EVET/HAYIR (Baştarafı 2. Sayfada) de çağrılarına giderim. Uzaktan tanımak yetiyor. ANAP iktidarının üst yerierindeki kişileri yakından görmek, tanımak için bir istek duymuyorum. Doğrusu ilginç bulduğum bir kişi yok. Başta Bay Turgut Özal... Ne var ki Yıldırım Bey'le bir kez Haldun Taner ödül törenlerinde karşılaştım. Kendisini konuşmak için kürsüye çağırdım. Bu arada iki üç söz etmek fırsatını buldum. Yıldırım Akbulut sevimli bir insan. İçi dışı bir dediklerimizden. Bilinen anlamda politikacı değil. Olamıyor. Olamayacak da! Taşra avukatı' 'hal müdürü' diye horlandığı zamanlarda bile açık açık konuşmadı mı? "Gençtim, evlenmiştim, bir işe girmem gerekliydi, Erzincan İktisat Müdürü oldum. Bu arada hal müdür'üğü de üstümdeydi." Taşra avukatı olmak, hal müdürlüğü görevinde bulunmak ayıp mıdır? Ekmeğini dürüst biçimde kazanan her kişi saygıya değer. TYS Genel Başkanı olarak Akbulut'a üç kez telgrafla başvurdum. Birinde gözaltına alınan iki yazar arkadaşla ilgilenmesi için, öbürlerinde de pasaport işlemleri uzadıkça uzayan belki de verilmeyecek olan iki yazar arkadaşın durumunu duyurmak için... Sayın Akbulut bu üç başvuruyu da olumlu biçimde karşılamış, gereğini yerine getirmiştir. Bakıyorum, son haftalarda hemen her yazar arkadaş Akbulut'la eğlenir gibi. Haksız da değiller, Öyle ya, Akbulut başbakanlığı sırasında Çankaya konuğu Özal Bey'in her dediğini benimsedi, ne istediyse yerine getirdi. Muhalefetin haklı çıkışlanna, Bay Özal'la ilgili bütün eleştirilere şiddetle karşı koydu. ANAP'ın son kongresi sonuçlanana kadar Özal'ın yanındaydı, daha doğrusu Özal'ın çizgisindeydi. Seçimde yenik düştükten sonra gerçekleri görmeye başlaması elbette ki şaşırtıcı oldu. Bence bu kadar ağır eleştiriyle, yergiyle, hafifçe alayla karşılaşmayı hak etmemiş sayılamaz. Başbakanlığı sırasında Özal Bey'in buyruklarından bir tekine olsun direnebilseydi bugün Özal'a yönelttiği ağır eleştiriierinde çok daha haklı olurdu. Akbulut parti birliğini korumak için mi, yoksa koltuğunda ancak Özal'a bağlı kalınarak oturabilecegini bildiğinden mi sustu, her şeyi sineye çekti. Bizim Ahmet Tan'la yaptığı konuşmayı okudunuz mu? İktidar partisinin eski başbakanı neler söylüyor bir buçuk yıl katlandığı eski genel başkanı için? Şimdiye dek böyle bir duruma tanık olmarnıştık. Kongrede azınlığa düşmüş bir başbakanın kendi partisinin cumhurbaşkanına 'otursun oturduğu yerde' dediğini hiç duymadık! Demek Akbulut bir buçuk yıl Bay Özal'dan neler çekmiş, ne acılar, ne utanç verici işlere katlanmış! Tepkisinin 'gürleme' diye tanımlanması içte biriken birtakım acıların dışa taşmasıdır. Akbulut, ANAP kongresi delegelerinden yüzde 49'unun güvenoyunu almış. Yılmaz ise yüzde 51'ini... Özal'ı, Bayan Özal'ı, terzisi, bilmem nesi Akbulut'a karşı çıkmışlar, ama yine de yüzde 49 oy almasını engelleyememişler. Bu, Akbulut adına bir başarı sayılır. ANAP'ta böyle bir güç gösterisi ile ilk kez karşılaşıyoruz. ANAP ister istemez cökecek, ilk genel seçimin sonuçları az çok şimdiden belli. Belki de Akbulut ve en destekçisi Namık Kemal Bey yeni bir siyasal oluşum hazırlığındadır. Er geç yıkılacak bir ANAP'tan erkenden kopmanın kendi yarariarına olacağını mı düşünmektedirler? Kimbilir? Siyasal partilerimiz bir türlü kendi içlerinde bir sağlam düzen kuramıyorlar. SHP'si, DYP'si, şimdi de ANAP'ı... Cuma günü yapılacak güvenoylaması bütün bu varsayımların ne denli gerçek olacağını gösterecek. ANAP ikiye, üçe mi bölünecek, 'dört eğilim'i bir araya getiren o ünlü '83 Ruhu' düş olup uçacağa benziyor. Böyle bir eylemin başında yer alan Akbulut'u küçümsemek yanlış olacaktır. Kimi zaman yenilgiler, kişiyi olgunlaştırır, eski kişiliğinden kendini kurtarmasına neden olur. Bekleyelim göreiim. Akbulut'tan değerlendirme Mesut Yılmaz'ın konuşmasmdan sonra genel kuruldan çıkan Akbulut, önce gazetecilerin sorulanna yamt vermek isteme Özal'dan Vet cephesi'ne (Baştarafı 1. Sayfada) "İki kesimlilik. iki toplumluluk, politik eşitlik bir de Türkiye'nin garantörlüğü değişecek şeyler değil. İki kesimlilik, iki toplumluluk ve politik eşitlik 649 sayılı kararda var. Genel Sekreter'in beyanlarında da açık şekilde yer alıyor. Rumların bunu kabul etmeme konusu benim kanaatime göre mümkün değil. Kabul etmeyeceğiz diye bir şey bahis konusu olamaz. Türkiye'nin etkin garantisinden de biz vazgeçmeyiz." ABD Başkanı Bush'un Kıbrıs konusunda sorunun çözümü için Türkiye'ye baskı yaptığı yolundaki savları dile getiren bir gazeteciye Özal, "Bush bu kadar konusu varken gelip bununla mı uğraşacak? Biz Camp David'de bile bu konuyu fazla konuşmadık. Maalesef yazmak isteyenler hep böyle palavra yazıyorlar. Bazen üzülüyorum. Bush'un başında o kadar dert var ki. Kendi iç meseleleri her şeyden daha önemli. Körfez ve Irak meselesi de var" yanıtını verdi. Kıbrıs konusunun 28 senedir sürdüğünü vurgulayan Özal, "Herkes biliyor ki bu konu son 78 senede rayına girdi. Daha önce hiç rayında değildi. 649 sayılı karar bizim için önemli bir dayanaktır" dedi. ANAP İstanbul 1 Başkanı 1 Semra Özal ise İstanbul il örgütünü modern, çalışan bir örgüte dönüştürdükten sonra il başkanlığını bırakacağını açıkladı. Başka politik bir görevi ve bakanlığı kesinlikle istemediğini belirten Semra Özal, "İstanbul Belediye Başkanlığını düşünebilirim" diye konuştu. Cumhurbaşkanı Özal ise konuşma sırasında "Sen bakan ol. Onlar da hanedan diye yazsınlar" deyince Semra Özal, "Nasıl olsa yazıyoriar. Oysa benim çocuklanmın devletle hiçbir ilgisi yok. Yabancı şirketlerie çalışıyorlar" dedi. Gökova Körfezi Okluk koyunda tatillerini geçiren Özallar, dün gazetecilerin kurufasulye ile öğle yemeği davetini kabul ederek 13.15'te gazetecilerin toplu olarak bulunduğu koya geldiler. Özallar burada öğle yemeğinden sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayıp yeniden konukeyine döndüler. Cumhurbaşkanı Özal tatiline ara vererek güvenoylaması için uçakla Ankara'ya gidecek. Özal'ın güvenoylamasının ardından yeniden Okluk koyundaki tatilini sürdüreceği, 8 temmuz günü BM Genel Sekreteri Perez de Cuellar'la görüşeceği, tatilini 15 temmuza kadar sürdüreceği bildirildi.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog