Bugünden 1930'a 5,499,814 adet makale



Katalog


«
»

CUMHURÎYET/2 OLAYLAR VE GÖRÜŞLER nedeni bu süresizliktir. Kaldı ki, süre konmaması, tabii senatör olan eski MBK üyelerinin aleyhine olmuştur. Onlardan birçoğu ekonomik bakımdan kendikrini güvencede sanıp oturacak bir ev bile edinmeyi düşünmedikleri için, görevleri sona erince çok güç duruma düşmüşlerdir. Eski bir yazımda belirtmiş olduğum gibi, onlar maddi çıkar edinme hırsından uzak kalmış, kaya gibi sağlam, tertemiz insanlardı. Ülkemiz için artık bir fazlahk olduğu anlaşılan Senato 1982 Anayasası ile kaldınlınca içinde ayn bir fazlahk olarak görülen tabii senatörlük kurumu da sona ermiş oldu. • •• 27 Mayıs Anayasası'ndaki bir fazlahk da onun geçici dördüncü maddesinin ikinci fıkrasıydı. Bu fıkra şöyledir: "27 Mayıs 1960 tarihinden itibaren Kurucu Meclis'in toptandıgı 6 Ocak 1961 tarihine kadar yasama yetkisini ve yürütme görevini Türk Milîeti adına kullanmış bulunan Milli Birlik Komitesi'nin ve devrim hükümetlerinin karar ve tasarruflanndan ve bunların idarece veya yetkili kılınan organ ve mercilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında cezai veya mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla hertaangi bir yargı merciine başvurulamaz." Görülüyor ki, bu fıkra bir 'sorumsuzluk kurah'm içermektedir. O tarihte gerekli görülen ve benim de olumlu oy verdiğim bu fıkradaki kural ne yazık ki, sonraki askeri faşist darbelerde örnek olarak alınmış, özelhkle 12 Eylül 1980 darbesinden sonra buna benzer bir kural 1982 Anayasası'na da yerleştirilmiştir. 1961'de artık Siİahlı Kuvvetler'in yeni bir müdahalesi olmayacağı varsayımından hareket edilerek konulmuş olan bu fıkranın Türk politika yaşamı için ne denli büyük bir tehlike oluşturduğunu, kabul edildiği sırada kimse fark etmemişti. Bunun ileride örnek olarak alınacağını kimse düşUnmedi. Doğrusunu söylemek gerekirse yukarıki fıkranın anayasaya konulmasına gerek yoktu. Çünkü MBK üyeleri tabii senatör olarak parlamentoda yer almış olduklan için onlann yasama dokunulmazhklan vardı. öteki devrim tasarnıflan için ise kişileri sorumlu tutmak kimsenin hatınndan geçmezdi. Kısacası, 'sorumsuzluk' fıkrasının 1961 Anayasası'nda bir fazlahk (hem de uzun süreli saatli bomba gibi bir fazlahk) olduğu, ne yazık ki çok geçmeden ortaya çıkmışür. Bu anayasadaki birkaç önemli eksiklige de kısaca değinmek istiyorum: 27 Mayıs Anayasası'mn 95. maddesi, cumhurbaşkanının parlamento üyeleri arasından Uye tam sayısının Uçte iki çoğunluğu ile seçileceği, ilk iki oylamada bu coğunluk sağlanamazsa, salt çoğunlukla yetinileceği kuralım koymuştu; ancak oylar dağılıp da salt çoğunluğun sağlanamaması durumunda seçimin nasıl bir çözüme bağlanacağı belirtilmemişti. TBMM başkanının seçiminde de buna benzer bir kural vardı. Bu kurallar konulurken partilerarası karşıthk ve inatlaşmalar yüzünden, gerek cumhurbaşkanının gerek Meclis başkanının uzun aylar boyunca seçilemeyeceği ve böylece politika yaşamının neredeyse kilitlenebileceği göz önüne alınmamıştı; abnmamıştı, çünkü uygar ülkelerin partilerarası ve parlamenter geleneklerinde yazıhnamış bir 'centilmenlik anlaşması' vardır, parlamento başkanı ve cumhurbaşkanı çoğunluk partisi üyeleri arasından seçüir. Böyle bir 'görünmez anlaşma' bizde uygulanmamış, bu yüzden 12 Eylül 1980 öncesinde aylarca süren turlara karşm cumhurbaşkanı seçilemediği için devlet uzun süre başsız kalarak cumhurbaşkanhğı görevi vekâletle yerine getirilmişti. Bu dunım 12 Eylül darbecilerince, darbe gerekçeleri arasında gösterihniştir. Bu nedenle gerek cumhurbaşkanının, gerekse Mechs başkanının seçiminde "salt çoğunlukla da sonuç alınamazsa en çok oy alan üye seçilir" biçiminde bir fıkranın konulması gerekirdi. Bu bir eksiküktir. Yazıyı bitirirken şunu da eklemek isterim: 1961 Anayasası'nın 53. maddesinde "Devlet (...) iktisadi ve sosyal amaçlara ulaşma ödevlerini, ancak (...) mali kaynaklannın yeteriiligi ötçüsünde yerine getirir" denilmektedir. Böyle olunca devleti yönetenler "mali kaynaklar yetmiyor" bahanesiyle devletin ekonomik ve sosyal ödevlerini yerine getirmemek için yasal bir dayanak bulmuş olurlar. Nitekim öyle de olmuş, özellikle 1965'ten sonra iktidarda bulunan sağ partiler devletin 27 Mayıs Anayasası ile yüklendiği ekonomik ve sosyal ödevlerini yerine getirmemişler ve bu yüzden toplumsal huzursuzluklara neden ohnuşlardır. Kanımca ya bu 53. maddeyi tamamlamak ya da anayasaya hiç koymamak gerekirdi. Bunun konulmasını Temsilciler Meclisi'nde özellikle Cumhuriyet Halk Partili üyeler savunmuşlardı; çünkü ilk seçimlerde iktidara geleceklerini umduklan için devletin ekonomik ve sosyal haklar bakımından bireylere karşı olan ödevlerini yerine getirmede güçlüğe uğramamayı düşünüyorlardı. Oysa onlar 1961 yıhndan sonra da hiçbir seçimde tek başlarına iktidara gelemediler; 1965 seçhnlerinde iktidarı ele geçiren Adalet Partisi ise bu maddeye dayanarak İktisadi ve Sosyal Hak ve ödevler bölümünü işletmedi. 21TEMMUZ 1991 VII Tabii Senatttrlük ve Otesâ HIFZI VELDET VELİDEDEOĞLU Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu'nca hanrlanan anayasa tasansı, bu Meclis'te ve Milli Birlik Komitesi'nde ayn ayn görüşülüp kabul edildikten sonra, Kurucu Meclis halinde toplanan bu iki kanat tarafından 27 Mayıs 1961 tarihinde kabul edildi. Halkoylamasmda da yüzde altmış oranında kabul oyu alarak yürürlüğe girdi. 27 Mayıs Anayasası'ndaki Senato kanadı icinde Milli Birlik Komitesi üyelerine "Tabii Senatör" olarak yer verilmesi ve bu görevin bir süreye bağlanmaması sonradan büyük tartışma ve eleştirilere yol açmıştı. Bu düzenlemenin hangi kaynaktan geldiği benim içtn bugün bile hâlâ merak konusudur. Belki de kimi Milli Birlik Komitesi üyelerinin Istanbul Komisyonu Başkanı rahmetli Sıddık Sami Onar ile görüşmeleri sonucunda böyle bir duşünce oluşmuştur. Çünkü Komisyon'da MBK üyelerinin doğal senatör olarak parlamentoda yer almalannı ilk öneren Onar oldu. Hiçbirimiz bu öneriye karşı çıkmadık. O dönemdeki iç durumu bilmeyenler, bunu garipseyebilirler. Şu noktayı belirtmek isterim ki, askerlerin bir an önce yönetimden çekilmesini, sivil politika yaşamına geçilmesini bütüri halk ve başta Cumhuriyet Halk Partisi olmak üzere bütün partiler sabırsızlıkla bekliyordu. Basındaki istek ve eğilim de bu doğrultudaydı. Milli Birlik Komitesi üyelerinin tümünün bu düzenlemeyi büyük bir istekle bekledikleri söylenemez. Yakından tarudığun Cemal Madanoğlu ve Osman Köksal 'Senato tabii üyeliği'ni içlerine sindiremeyen MBK üyelerindendir. Ben, Temsilciler Meclisi üyesi bulunduğum sırada Ankara'da Meclis binasına yakın Bulvar Palas Oteli'nin en üst kaünda sürekli olarak tuttuğum küçük bir odada kalıyordum. Ailece Istanbul'dan Ankara'ya gelmek hem külfetli hem de çocukların öğrenimleri bakımından sakıncalı olduğu için bu çözümü bulmuştum. Anayasa tasansı Kurucu Meclis'ce görüşülüp kabul edildikten hemen sonra hastalanıp otel odasında tedavi görmeye baslamıştım. Bunu duyan Madanoğlu ve Köksal hatır sormaya geldiler. Hoş beşten sonra, "Hocam, tabii senatörlük bize ters düşüyor; Kurucu Meclis'in görevi bitince kıtalanmıza dönmek ve şimdiye kadarki gibi asker olarak hizmet etmek istiyoruz. Siz buna ne dersiniz" diye sordular. Ben hiç duraksamadan, "Bu askeri müdahaJe anayasanın ihlali ve Demokrat Parti'nin meşruluğunu yitirmesi yüzünden oldu; bir daha böyle durumun oluşmaması için MBK üyeleri olarak parlamento içinde, yeni anayasanın korunması bakımından görev almanız daha doğru olur düşüncesindeyim" dedim. Sözlerim pek doyurucu olmamış olacak ki, sustular. Nitekim 1%1 temmuzundaki seçimlerden sonra parlamentonun toplanması üzerinden bir süre geçince her ikisi de tabii senatörlükten çekildiler, askerlikten de emekli oldular. Burada daha önceki tarihte geçen bir anımı da belirtmek isterim: Henüz MBK'de iç darbe olmamış, bu komitenin 14 üyesi ülke dışına, elçiliklere müsavir olarak, zoraki görevlere atanıp uzaklaştınlmamışlardı. Bir akşam, Ankara Palas'ta Istanbul Anayasa Komisyonu üyeleri onuruna verilen bir yemekte MBK üyelerinden Binbaşı Orhan Erkanlı bir ara yanıma gelip oturdu; kısa bir konuşmadan sonra: "Hocam, bu anayasa kabul edildikten sonra biz üç arkadaş Anıt Kabir'e gidip, görevimizi yapmış olmanın huzuru içinde intihar edeceğiz, çünkü artık ordudaki görevlerimize dönemeyiz, asker emeklisi olarak yasayamayız" (öteki iki arkadaşının adlarını söylemedi). Şaşırdım: "Nasıl olur, sizler görevinizi yaptımz, ordu içinde kalmasanız bile başka yerlerde ülke için hayırlı işler yapabilirsiniz" dedim. (Bu konuşmanın yapıldığı tarihte henüz MBK üyelerinin tabii senatörlüğü söz konusu değildi). Herkes gibi Orhan Erkanlı da bu yemekte birkaç kadeh alkol almıştı. Onun etkisiyle bir an için böyle bir melankoliye saplandığuıı düşündüm. Kendisinin Istanbul Komisyonu'nun benim dışımdaki üyelerinden bir başkası ile de o akşam böyle bir görüşme yaptığını, eğer yapmışsa bu tabii senatörlük fikrinin rahmetli Sıddık Sami Onar'a böyle bir konuşma sonunda gelip gelmediğini bilemiyorum. Her ne olursa olsun parlamentoda yer alan MBK grubu üyelerinin, görevde kaldıklan sürece bütün yasa tasarıları Uzerinde çok ciddi çalıştıklan, olumlu öneriler getirdikleri TBMM Zabıt Ceridesi sayfalannda görülür. Bu sözlerimle ömürboyu doğal senatörlük kurumunu savunduğutn sarulmasın. Az yukarıda belirttiğim gibi, bu kurum o dönemdeki toplumsal ve politik koşullar nedeniyle anayasaya zorunlu olarak sokulmuştur. O döneme göre doğaldır; doğal olmayan bir nokta varsa o da tabii senatörlüğün, örneğin on yıl gibi bir süreye bağlanmayıp, süresiz olmasıydı. Işte bu kurumun anayasada fazlalık olarak görUlmesinin baş PENCERE Savaş Bitmedi.. General Clausevvitz, Prusya ordusuna on iki yaşında girmiş, çekirdekten asker... Ünlü özdeyişi: "Savaş politikanın başka araçlarla sürdürülmesidirf' Yalnız sağcılar değil, solcular da Prusyalı generale hayrandırlar. Marks, Engels, Lenin başta geliyor. Clausevvitz hiçbir öğretiyi yeğlemez; savaş kuramında teknik gelişmeleri aşan temel kurallan saptamaya çalışır. Lenin, generalin ünlü özdeyişini tersine çevirmişti: "Politika savaşın devamıdır" • Savaş ile politika bu kadar harman oldu mu orduların zaman ve mekân içinde değişimi de gündeme giriyor. Amerika'nın gudümündeki çoğu Üçüncü Oünya ülkesinde orduların kendi yurtlarını tekelci sermaye hesabına gözetim altında tutan silahlı güce dönüşmesi çağımızın bilinen gerçeği değil mi? Ne var ki Bat'daki ordulann da bir zamanlar anavatanda emekçi halka karşı kullanılan silahlı örgüt niteliğinde epey iş görduğü unutulmasın. Paul Lafargue'ın "Tembellik Hakkı" adlı küçük kitabını (Telos Yayınları, Çeviren: Vedat Günyol) okurken şu satırların altını kırmızı kalemle çizdim: "1831'de Lyon işçileh Va kurşuna dizin ya da iş verirf diye ayaklandı, 1871 f&dereleri de ayaklanma eylemlenne 'iş dmrimi' adını verdiler. Tüm burjuva zevklerine ve her türiü tembelliğe son vermeye çalışan bu kıyıcı öfke seline karşı kapitalistler, yalnızca acımasız bir bastırma eylemiyle yanıt verebiliyorlardı. Ama şunu biliyorlardı ki devrimci patlamalan bastırabildilerse de proleteryanın aylak ve karnı toklar sınıfına çalışma zorunluluğu getirmek gibi saçma düşüncelerini o akıl almaz kıyımlannın kanında boğamayacaklardı. Bu beladan yakayı sıyırmak için dört bir yanlanna, sıkıntılara yol açan bir verimsizlik içinde besledikleri muhafız biriiklerini, polisleri, yargıçlan ve zindanalan topladıklannı da biliyorlardı. Bugünkü ordulann niteliği üzerine yanılgıya düşülemez artık. Bunlar yalnız 'iç düşmanı' bastırmak için sürekli hazır tutulmaktadır. öcy/oce, Paris ve Lyon kaleleri, kenti yabancılara karşı korumak için değil, ayaklandığı zaman iç düşmanı cezalandırmak amacıyla yaptınlmışlardır. Ve su götürmez bir örnek verilmek istenirse Beİçika qrdusunu, hani şu bolluk ülkesi Be/çikefnın ordusunu ele alalım: Ûlkenin tarafsızlığı, Avrupa devleOerince güvence altına alınmışbr. Bununla birtikte ordusu, nüfusuna oranla en güçlü ordulardan ö/ridir. Yiğit Beİçika ordusunun savaş alanlan Bohnage ve Chaıieroi olaylandır. Beİçika subaylan kılıçlannı silahsız madencileıie isçilerin kanına bulayıp apoletier kazanıyoriar. Avrupa uluslannın ulusal ordulan yok, paralı askeheri var. Bunlar, kapitalistteri, 10 saatlik maden işçiliğine ya da dokumacılığa mahkum etmek isteyen halkın öfkesine karşı koruyortar" (Sayfa 43, 44) Avrupa'nın "s/v/7 toplumu" sermaye birikimini askerin gozetimi altında gerçekleştirdi. Ne var ki Paul Lafargue'ın yasadığı dönemde (19'uncu yüzyıl) Avrupa ordularını yalnız sermaye sınıfının içe dönük muhafız gücü gibi nitelemek biraz haksızlık olur. Silahlı kuvvetler denizaşırı ülkelerde sömürgeciliğin ve emperyalizmin yürütülmesini sağlamışlardır; hem içe, hem dışa dönük siyasetin vurucu gücüdür ordular... • Ortadoğu'da Körfez savaşı yaşanırken General Clausevvitz'in kuralı işliyor mu? ABD'nin Irak'taki savaşı hem "teknoloji şaheseri" idi hem de hukuk açısından Birieşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararına dayanıyordu. Ama çağdaş bilince sahip her insan, olayın perde arkasındaki gerekcesini düşündükçe, vicdanında bir tedirginlik duyuyordu. Bir petrol savaşı yaşanıyor muydu? Akaryakıt kaynaklarını denetlemek ve fiyatların saptanmasını Batı'nın tekelinde tutmak siyaseti, savaşla sürdürülüyordu. İşin ilginç yanı, bu politikayı bölgede hangi araçlaria devam ettireceğini yerinde görmek için Bush Türkiye'ye gelmiştir. Savaş daha bitmedi... S SURECEK Can Dostumuz ve Meslektaşımız OKTMAKBAL EVET/HAYIR BULANCAX KADASTRO HÂKİMLİĞİ'NDEN Dosya No: 1988/75 E. 1991/53 K. Davacı Orman ldaresi ve Cafer Kınltaş tarafından davalılar Mehmet Akdag ve arkadaşları aleyhine açümış olan Bulancak ilçesi Erdoğan köyünün 16291630 parsel sayüı taşınmazların tespitinin iptali ve tescili davasının mahkememizde yapılan 7.5.1991 günlü duruşmasında davacı Cafer Kızıltaş yönünden davaıunreddine,dava konusu Bulancak İlçesi Erdoğan Köyü 1629 ve 1630 parsel sayılı taşınmazlann tespit gibi tesciline dair karar verilmiş olmakla; Bu davanın davalılanndan olan Bulancak ilçesi Erdoğan koyunden Bilal kızı Sebiha Ünye, Bilal kızj Nesiya Akdağ, Mahraut oglu Hüseyin Köse, Bilal kızı Liman Kaba, Bilal kızı Ruhiye Kaba, Bilal oglu Alaettin Akdağ, Bilal oglu Hayrettin Akdağ, Bilal oğlu Tevfık Kaba, Halil oglu Kenan Akdağ, HaUl kızı Nebahat Uzundere, Suleyman kızı Zeliha Akdağ, Hasan kızı Ayşe Akdağ, ldris kızı Nimet Bulduk, Halil kızı Ayşe Yümaz, Halil kızı Raife Yılmaz, Halil kızı Şerife Ergun, Halil oğlu Sabri Akdağ, Halil oglu Dursun Akdağ, Halil kızı Saime Yılmaz, tdris oğlu Mahmut Akdağ, Hasan kızı Emine Akdağ ve Hasan kızı Huriye Fevzioğlu'nun adreslerinin meçbul olduğu ve dava dilekçeleri ve mahkeme karan ilanen tebliğ edildiğinden mahkememizden verilen 7.5.1991 tarih ve 1988/751991/53 karar sayüı ilamla davanın reddine ve tespit gibi tesciline dair karar davacı Orman tdaresi tarafından temyiz edilmiş olup HUMK'nın değişik 433. maddesi gereği davalılara ilanen tebliğ olunur. GIDA MÜHENDİSİ Cumhurtıaşkanı Suç İşlerse... "Terorizmle Mücadele Kanunu, bilimsel açıdan 'ilginç' bir yasadır. önemli özelliklerinden biri de bu yasanın 'Hıyaneti Vataniye Kanunu'nu kaldırmış olmasıdır. Bu husus sessizce yapılmış, kamuoyunda ilgi çekmemesine dikkat edilmiştir." Prof. Dr. Faruk Erem böyle yazıyor. Hıyaneti Vataniye Kanunu'nun kaldınlması gerçekien de gözlerden kaçmıştır ya da bilerek kaçırılmıştır. Anayasanın 105/3 maddesine göre 'Cumhurbaşkanı vatana ihanetten dolayı TBMM üye sayısının en az üçte birinin teklifi üzerine üye tam sayısının en az döffie üçünün vereceği kararla suçlandırılır." Sayın Erem, cumhuriyetle yönetilen bütün yabancı anayasalarda benzer hukümlerin yer aldığım söylüyor ve İtalyan Anayasası'ndan örnek veriyor: "Cumhurbaşkanı yaptığı işlemlerden sorumlu değildir. Yalnız vatana ihanetinden ve anayasayı ihlalden sorumludur." Terör Kanunu, 'Hıyaneti Vataniye Kanunu'nu kaldırmış. Oysa anayasada açık hüküm var Şimdi ortaya bir boşluk çıkmış oluyor. Prof. Erem'in sorduğu şu: Terörle mücadele isteğinin vatan ihaneti ile ilgisi var mı?" Erem, 15 Temmuz 1960 tarihli Resmi Gazete'de 'Adalet Divanı'na sevk kararında şöyle yazıldığını söylüyor: "Anayasa sadece devlet başkanlığının hıyaneti vataniye halinin ne olduğunu belirtmemiştir. Anayasamızda kullanılan hıyaneti vataniye tabiri teknik manada muayyen bir suçun adını ifade etmeyip muhtelif kanunlarımızda mevcut birçok suçu ihtiva eden genel bir terimdir. Bu boşluğun bir unutma veya ihmaJden ileri geldiğini düşünmek mümkün değildir. Kanun koyucu, cumhurbaşkanının vatan hıyaneti halinden ve böylece vatan ihaneti suçundan sorumlu olduğu esasını vaz ederken bu suçu tavsif ve tayin ve suça verilecek cezayı tespit etmekten kaçınmıştır." Cumhurbaşkanının hangi davranışı, hangi tutumu Vatana ihanettir?' Anayasa bunu açıklamıyor, takdiri yargıçlara bırakıyor. Prof. Erem şöyle diyor: "Cumhurbaşkanının sorumsuz olduğu, bütün kararlarından ötürü başbakan ve ilgili bakanların sorumlu tutulacağı, cumhurbaşkanının yalnız vatana ihanetten sorumlu tutulacağı anayasanın 105. maddesi hükmüdür. Eğer bu sorumluluk kalkmış olursa Türkiye, cumhuriyet olmaktan çıkar, krallık ya da padişahlık haline gelir." Artık bir cumhurbaşkanı Vatana ihanet' sayılan bir suç işlerse anayasanın 105/3 maddesine göre TBMM'nin en az dörtte üçünün karanyla görevinden alınamayacaktır. Çünkü Vatan İhanet Kanunu yürürlükten kaldırılmış, yerine cumhurbaşkanının durumunu kapsamayan Terörle Mücadele Yasası getirilmiştir. Anayasa ile yeni yasa arasında bir tutarsızlık söz konusudur. Ceza hukuku alanında büyük yetki sahibi Prof. Dr. Faruk Erem yayımladığı bir kitapçıkta bu durumun yanlışlığını belirtmekten kendini alamamış. Yazısının sonunda diyor ki: "Terör kanununun gerekçesi, Hıyaneti Vataniye Kanunu'nun kaldınlması gereği özgürlükierin sağlanması olarak gösterilmiş ise de anayasal zorunluk savsaklanmıştır. Bizce Vatana İhanet Kanunu kaldırılırken anayasada gösterilen Vatana ihanet' teriminden ne anlaşılacağmı gösteren hükümleri açıklayan yasa yapılmalıydı. Sadece kanunu kaldırmak yeterli değildir, sakıncalıdır." Erem'in deyişiyle 'ilginç' bir yasa olan Terörle Mücadele Kanunu, Hıyaneti Vataniye Kanunu'nun yerini alamaz. Aldı mı, bir cumhurbaşkanına vatana ihanet suçlaması getirilemez. Bu bir ayrıntı gibi görünüyor. Ama Erem'in dediği gibi, 'ilginç' bir anlam taşıyor... MELAHAT BÜYÜKKAPLAN1 kaybetmenin üzüntüsü içinde "ÖLÜM A D I N KALLEŞ O L S U N " diyoruz. ARKADAŞLARI ADEN'A MUKADDES ŞAMHJOCLU. FERHAN BAYKAL, NtLGÜN KOCA, ALİ KOCA, SÜRE\\A KALKAN, SÜLEYMAN ATAKÜL, OSMA> DOĞRUOI, ŞEVKET AKES. ŞAFAK AKEN, ADNAN COŞKUN 1.U96517.7.1991 BÜYÜKŞEHİR'deki A tipi kooperatif hissemi acele devrediyorum. Tel.: 375 02 22 İLAN ÇORLU ASLİYE HUKUK HÂKİMLİĞt'NDEN Esas No: 1989/1134 Karar No: 1990/669 Davacı Betaş Bonı Hatlan ile Petrol Taşıma A.Ş. tarafından davalılar F. Gülseren Baysal, Selahattin Gökhan, Rukiye Turkay, Bekir özden, Namık Güler, 1. Levent Lokman, Sacide Lokman, Metin Çiftlikçi ve muşterekleri aleyhine 2942 sayılı yasanın 16'ncı maddesi gereğince açılmış bulunan tescil davasının yapılan açık yargılaması sonunda: Yukanda isimleri yaalı bulunan davahlann tebligata yarar açık adresleri tespit edilemediğinden dava dilekçesi kendilerine ilan yolu ile tebbğ edilmiş olup davalılar duruşmaya gelmedikleri gibi vekil de göndermediklerinden yargılama yokluklarında devam edilmiş ve M. Ereğlisi Sultan Köyu 1518 parsel sayılı taşınmazın 2942 sayılı yasanın 16'ncı maddesi gereğince davacı adına tesciline karar verilmiştir. tşbu ilanın yayını tarihinden 15 gün sonra yukarıda isimlere yazılı bulunan davalılara tebliğ edilmiş sayüacağı ve yasal suresi içerisinde temyiz yoluna başvurulmadığı takdirde kesinleseceği hususu davalılara karar yerine kaim olmak uzere ilanen tebliğ olunur. Basm: 48407 Nüfuz cüzdanımı kaybettim. Geçersizdir. MAHMUT ÇETİN Sağlığınız için Süper Pastörize Saf Süt için. Çoğumuz sokak sütçüsü'nden alınan süt'ün Tetra Pak, süt gibi çok önemli bir besini en doğal ve saf olduğuna ve evde bozacak unsurlar olan hava, ısı, ışık ve zararlı kaynatmakla da, içindeki zararlı maddeleri maddelerden koruyan ve uzun süre öldürdüğümüze ınanırız. dayanmasını sağlayan bir ambalajlama sistemidir Gerçek bunun tam tersidir. Süt, sağlıksız Zararlı bakterileri yok edip, içindeki protein, koşullarda ve açıkta satıldığında insan vitamin ve mineral maddeleri koruyan sağlığı için büyük tehlike yaratır. Ayrıca, bu Süper Pastörizasyon (UHT) sistemı ile tür süt, kaynatıldığında, zararlı maddeler ışlenen, hiç bir katkı maddesi konmadan • ölmeyebilir ve süt'ün besin değerı azalır. uzun ömürlü olması için Tetra Pak kutularında satılan saf süt, ıçilecek süttür. Sağlığına önem verenler için. V E F AT Şirketimizin kuruluşunda görev almış, uzun yıllar birlikte çalıştığımız mesai arkadaşımız Muğla eski milletvekillerinden SADI Z. PEKIN kaybetmiş bulunuyoruz. Ailesine. dost ve arkadaşlarına başsağlığı dileriz. Allah rahmet eylesin. KOÇTUĞ DENİZCİLİK İŞLETMESİ Bu tur sutlerı, ıçmdekı proteın ve vıtammlerı oldurmemek ıçın, kaynatmadan ıçebılırsınız Istersenız, hafıf ısıtın Kutuyu açtıktan sonra, süt'u buzdolabına koyun ve birkaç gün içinde ıçın Sut hava ile temasa geçtığınde, havadakı baktenler nedeniyle bozulur Kalitesi, tadı ve tüm besin değeri ile. Saf Süt. Katkısız Süt. Süper Pastörize ve Uzun Ömürlü. Tetra Pak kutularında. TP05
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog