Bugünden 1930'a 5,500,162 adet makale



Katalog


«
»

CUMHURIYET/10 r A / A K IAZJLLAK1 21 1EMMUZ 1991 Cinayetler Bir arada yaşamak ve güvensizlik gösteriye dönüşüyor NtLGÜN CERRAHOĞLU ze atmışlardı. Koskoca Akdeniz ROMA Italyanlar cinayet haberlerini çok seviyor. "Corriere deüa Sera", "Repubblica" gibi en ciddi gazeteler bu ülkede zaten bulvar basını yok cinayet haberlerine her gün mutlaka bir ya da iki sayfa yer ayınyor. ttalyanlann "cronaca nera" adını verdilderi cinayet haberleri değme polisiye roman yazarlarını kıskandıracak bir özen ve üslupla yazılıyor. Cinayet haberi, "Seks manyagı tecaviiz etti ve genç kadını boğdu" gibi kalıplaşmış, tek düze tümcelerle ifade edilmiyor. Gazeteler, atmosferi, "canavarın" \e kurbanın nüanslı kisiliğini, cinayete neden olabilecek gudüleri varsa cesedi keşfedenlerin tepkisini, cinayet üzerindeki çeşitli varsayımlan uzun uzun anlatıyor. Nitekim ülkenin en iyi gazetecileri, bu "cronaca" sayfalarından yetişerek çıkıyorlar. Aynca bu sayfalar ttalyan toplumunun anasını oluşturuyor. örneğin 50'li, 60'h yılların fakir Italyası'nda cereyan eden aşk ve tutku cinayetlerine eskisi gibi pek rastlanmıyor. 90'ların İtalyası'ndaki cinayetler daha sofistike. kazan, Italyan polisi kepçe katillerin kovalaması bütün bir yazı aldı. Kaptanla tayfası egzotik Fas sahillerinde saptanana dek Italyan kamuoyu nefesini tutarak olayı izledü' Geçen yazın cinayeti daha esrarengizdi. Roma'nın nemli, tropik sıcaklarla uyuştuğu bir ağustos gününde Simonetta Cesaroni adlı 25 yaşındaki alımlı bir sekreter tek başına çalıştığı ofiste öldürüldu. Bir gun sonra tatile çıkmayı planlayan sekreterin çalıştığı binadaki hemen herkes çoktan tatile çıkmış dolayısıyla da katili gören olmamıştı. Cesedi, akşam kardeşinin eve gelmediğini görup merak eden abla buldu. Simonetta, mektup açmak için kullanılan bir bıçakla 29 yerinden bıçaklanmıştı. Bu vahşet ltalyada şok yarattı ama katil bulunamadı. Romadan Püe'den Pile, Kıbrıs'ta KKTC ile Kıbrıs Rum Kesimi arasında tampon bir köy. Köyde Türkler ve Rumlar bir arada yaşıyor, ancak güvensizlik iki tarafı da kemiriyor. Bir yabancı için Pile, gerçekliğin dışında görülüyor. BM Genel Sekreteri Cuellar'ın, "Adada şu anki sorun güvensizlik" sözü anımsandığında gerçeklik aslında Pile'de yaşıyor. rış Gücü askeri, dürbünle yukanlara bakıyor. Yukarıda KKTC mevzileri var. Askerin sağ tarafı, İngiliz Dikelya Üssu. Sonra, dönüp meydana bakan iki kahvehaneye doğru bir göz atıyor. Pile, sıcağın ve kuşkunun etkisinde. Meydana bakan iki kahvehaneden birinde Türkler, diğerinde Rumlar gölgeye sığınıp sıcağın etkisini azaltmaya çalışıyorlar. Turk kahvesinin verandasında dört beş kişi var. İçeride, Atatürk'ün, Ecevit'in fotoğrafları ve bir de manyetoludan bozma bir telefon. Köy sanki yaşamıyor. Fellini'nin İtalyan mekânlı filmlerini anımsatan sahneler. Kimse konuşmuyor. Sokaklar boş. Kahvehaneden görünen evlerin balkonlarında tek tuk kadınlar seçiliyor. FATİH M. YILMAZ PİLE Kuşku, güvensizliğin türevidir. Güvensizlik, butun hatlarıyla geçmişle belirlenmiştir. Kuşku, net çizgilerle görülmese bile uzaklığı da beraberinde getirir. Artık, gulumsemelerin arkasına "Ne zaman" sorusunun sıkıştmldığı anın ızduşumleri yaşama düşmüştür. Bir köy. Adı: Pile. Yer: Kıbrıs. Nüfusu: 1150. Etnik dağılımı: Yiizde 75 Rum, yüzde 25 Tiirk. Yönetim yapısı: BM Barış Giiciı gözetiminde iki başlı muhtarlık. Ekonomisi: Ticaret ve tanm. Konumu: KKTC ile Kıbns Rum kesimi arasında tampon bölge. Köy meydanında, uzun bir kule. Bir BM Ba Oturanların kol saatlerinin tiktakları duyulacak gibi. Varlığımız, kuşkunun hükümranlığuıı daha da arttırıyor. Kasvetli oir hava var. Sandalyesinde oturan ve kuledeki BM askerine bakan ihtiyar, gözleriyle şöyle bir bakıp, varlığımıza es geçiyor. Binalann arasından Larnaka gözüküyor. İhtiyann yanına gidip konuşmaya çalışıyoruz. Adı: Mustafa Çiftçioğlu. îşi: Çiftçi. Boş zamanlarını Rumlardan kuşkulanarak geçiriyor. Özel zevki: Rumlara giivenmemek. "Neden" diye sorduğumuzda, BM bayrağının çekili olduğu kuleyi göstererek "Güven duygusu, 28 yıl ööce bu kulenin dibine gömiildii" diyor ve ekliyor: "Bu konuda konuşmak istemiyonım." Pile, BM ile varılan anlaşmalar gereği, Türklerin de Rumların da üniformalı olarak dolaşamayacakları bir yer. Ancak sokakta ayağı postallı, altında haki pantolon, üzerinde tişört olan birini görüyoruz. Mustafa Çiftçioğlu, "Bizimkilerden" diyor. Çiftçioğlu'na bizimle karşıdaki Rum kahvesine gelip gelmeyeceğini soruyoruz: "Gitmem ama sizin için giderim" diyor. 25 metrelik uzaklığı, sanki yarım saatte yürüyoruz. Rum kahvehanesinin merdivenlerini tırmanıyoruz. Burası daha kalabalık. Duvarlarda, ünlü EOKA'cı Grivas'ın eski Kıb rıs Cumhurbaşkanı Makarios'un fotoğraflarını, Yunan bayraklannı görüyoruz. Tip olarak Türk kahvehanesindekilerin simetriklerini seçiyoruz. Çiftçioğlu bizi bir Rumla tanıştınyor. Adı: Esteban. İşi: Köy ormanının bekcüigi. Boş zamanlarında kadın hayalleri kuruyor. Özel zevki: tstanbul'a gitmeyi düşlemek. Türkleri sevdiğini söylüyor. Çiftçioğlu, nasıl Rumca konuşuyorsa o da Türkçe konuşuyor. Türklere güvenip güvenmediğini sorduğumuzda, "Rumlar kadar degil" diyor. Çiftçioğlu ile Esteban, sanki ydlardır aynı köyde yaşamıyor gibi birbirlerine uzaklar. Ikisinin de konuşurken yalmzca dudakları gülüyor. Kuşku, "Ne zaman" sorusunun sıkıştmldığı anın izdüşümleriyle aralarında dolaşıyor. Rum kahvehanesinden çıkıyoruz. Pile, kuzeyde ve güneyde yaşanan gerçekliğin dışında görülüyor. Belki de adanın gerçekliğini kesin çizgileriyle bu köy yaşıyor. Türklerle Rumlar, birbirlerine bir adımlık mesafede korkunç bir uzaklığı yaşıyorlar. Kulağımızda, BM Genel Sekreteri Perez de Cueilar'ın, "Kıbns'ta şu an için en önemli şey, karşdıklı güven duygusunu yerieştinnektir. Şu an bu yok" sözü... Bir kez daha BM askerine bakıyoruz. Biraz sonra yeniden KKTC topraklanndayız. BerSn'den Bu yaz ise ölüm, Roma'nın 'Beverly Hills'i sayılan 'Olgiata'nın görkemli villalannda kol gezdi. 30 bekçi tarafından özel olarak korunan bir villalar mahallesi olan, artistlerin, sanayicilerin, aristokratların ve diplomatların yaşadığı 'Olgiala'nın cennetvari düzeni bir sabah ^zgürlük' artık demode oldu Almanya'da 68'lerin bağımsızlık ruhunun yerini artık mazbut yaşamak, kariyer, evlüik, çoluk çocuk sahibi olmak aldı. Kılık kıyafette olduğu gibi yaşam tarzında da eskiye dönüş yaşanıyor. DtLEK ZAPTÇIOĞLU BERLİN Belki yirmi milyon kişinin yalnız yaşadığı Almanya'da artık "özgürlük" demode. Kılık kıyafette olduğu gibi hayat tarzında da eskiye dönüş yaşanıyor. 68'lerin bağımsızlık ruhunun yerini artık mazbut yaşamak, kariyer, evlilik, çoluk çocuk sahibi olmak aldı. "Farklı bir toplum y a r a t m a k " ve "solculuk" gençler arasında gaipten gelen sözcükler olarak algılanırken "yükselmek", "daha çok para kazanmak" ve "satın almak" genç kuşakların ağzınjdan düşmeyen deyimler. Yakalarda "savaşa hayır" rozetleri değil, İtalyan modacılannın son kreasyonu şık iğneler taşınıyor artık. Evleri Üçüncü Dünya'yla dayanışmanın simgesi Afrika masklan ve Hint sedirleri değil, asimetrik postmodern mobilyalar süslüyor. Kokulu çubuklar yakılıp pikapta Santana değil kırmızı güller vazolara yerleştirilip CDPlayer'de Rod Stewart dinleniyor. Refahtan çokça payını alan Alman toplumunda AIDS korkusuyla da birlikte yayılan evlenme ve çocuk yapma eğilimi, 68'lerin ruhundan kopamayanları toplumdan kopartıyor. Toplumdaki bu radikal dönüşüm gazetelerin evlilik ilanlannda patlamaya yol açtı. llanlar68 RUHU ÖLDÜ Artık farklı bir toplum yaratmak ve solculuk gençler arasında gaipten gelen sözcükler olarak algılanıyor. Ya da "Özgürlukten bıktım, bagkalarda "savaşa hayır" rozetleri değil, italyan modacılann son kreasyonu şık iğneler taşınıyor. lanmak istiyorum" gibi yakınmalar ağırlıkta. Evlenmek isteyenler arasında özellikle çocuklu dul kadınlar çoğunluğu oluştunırken erkekler daha çok genç, çocuksuz, ama çocuk doğuracak eşler arıyorlar kendilerine. Kimi ilanı okuyunca, boylesine "mükemmel" bir erkeğin/kadının evlenmek için neden gazeteye ilan verdigini anlamıyor insan. Haftalık "Die Zeit" gazetesinin gecen haftaki evlilik ilanlarından birinde "Alman sanayicisinin kızı" rumuzuyla "28 yaşında, 1.80 boyunda (tek handikapı bu olsa gerek), zayıf, esmer, stilden anlayan. çok iyi eğitim görmüş, kişilikli ve büyüleyici güzellikte, golf oynayan, ata binmeyi seven" ve en önemlisi "varlıklı" bir kadın kendine koca aramakta. Aradığı erkek "4^. yaşından küçük, iyi aOeden^ veJ tabii en önemlisi "varlıklı" olacak. Kimisi müstakbel eşi hakkında çok detaylı bir imaja sahip: "Zeki, sevgi dolu, duriist, sadık, kendine güvenli, hassas, düzeyli, affetmesini bilen, güvenilir, arkadaş canlısı bir erkekJe tanışıp evlenmek" isteyen doktor hanımın Uanını okuyunca, niçin hâlâ evlenemediğini daha kolay anlıyoruz... Kimisi ise yanhş anlamalara meydan vermemek için ne istediğini baştan söylüyor. örneğin "Hayatınızı Hazreti tsa'ya adamışsanız...", "Sigara içmiyorsanız...", "Japon, Koreli veya Çinii bayan anyorum" ya da "Benimle kim Avustralya'ya göç etmek ister?" gibi. 43 yaşında psikolog bir bayan "sabahlan ayakkabılannı boyayacak ve kahvaltıyı yatağına getirecek" bir erkek arıyor; karşılığında "Hafta sonlan yemek pişirip kedilere bakmayı" vaat ediyor. İtalya'nın ciddi gazeteleri cinayet haberlerine her gün mutlaka bir ya da iki sayfa yer ayırıyor. 'Cronaca nera' adı verilen cinayet haberleri değme polisiye roman yazarlarını kıskandıracak bir özen ve üslupla yazılıyor. Ama herhalükarda uzun zaman çözülemeyen ve ülkenin kolektif düşgücüne hitap eden cinayetler, belli başlı aktualite olaylan arasına katıhyor ve halkı 'katil zanlısının', 'masumivetine inanan (arar ve 'suçlayan tarar olmak üzere iki net kategoriye boluyor. Özellikle yaz aylarında böyle oluyor."89 yazının cinayeti açık denizde bıçaklanıp ağır bir cisimle denize atılan 35 yaşındaki bir kadının öyküsünü konu alıyordu. Teknesiyle Akdeniz'de 'mavi yolculuk' yapmak üzere acılan kadımn cesedi bir süre sonra su yüzüne vurdu. Yanına bir arkadaş almadan denize açılan kadına genç, yakışıklı ve çapkın bir kaptanla; teknede tayfa olarak çalışan kaptanın 17 yaşındaki Hollandalı sevgilisi refakat ediyordu. Başka türlü satın alamayacakları tekneyle dünya turuna çıkıp kumrular gibi sevişmeyi planiayan kaptanla tayfası; açık denize çıkar çıkmaz genç kadını içinde sakinleştirici bulunan bir kahveyle uyutmuş sonra da bıçaklayıp deniunlü kontes Alberica Fila della Torre'nin öldürülmesiyle bozuldu. ttalyan aristokrasisinin belli başlı prensleriyle akrabalığı olan 42 yaşındaki kontes, hizmetçiler, dadılar, çocuklar ve musluk tamircileri evin içinde vızır vızır dolaşırken kahvaltı vakti yatak odasında boğularak öldürüldu. Katil arkasından odanın kapısını kilitleyerek çıkıp gitti. Kontesin yaşadığı villadan ya da komşu villalardan birinden olduğu sanılan katili gene gören oimadı. Yaz ayİannda italyanları heyecanlandıran bu tip faili bulunmayan cinayetleri, kış aylarında sevilen televizyon programı 'Telefono Giallo' ele alıyor. RAI'nin haftada bir yayımladı ğı 3 saatlik program canlı yayına anonim biçimde telefon ederek şahitlik yapan kişiler etrafında inşaa ediliyor. Çözulmeyen bazı cinayetlerin failini yıllar sonra da olsa bulup ortaya çıkaran 'Telefono Giallo' da, cinayetler Italyanvari bir gösteriye dönüşüyor. Hastings'ten Pubda bir New York'tan cuma gecesi Gül kadar taze ilham kaynağı SERDAR KIZIK HASTINES (tngiltere) Norman Pub olağan bir cuma gecesine daha başlıyordu... Norman'ın orta halli, orta yaşlı İngiliz müşterilerinden Mr. Bull, üçüncü bardakta bilinen temposuyla birasını yudumluyordu. Tünediği yüksek tabureye yerleşti. Bann arkasında diğer müşterilerle ilgilenen etine dolgun, 30 yaşlanndaki Julie'yi göstererek köşedeki masaya döndü. "Hey Tiirk" dedi, "Biliyor musun, ingiliz kadınlarını yataga atmak kolaydır." Yabancılara Ingilizce öğreten Hastings Collage ve Embassy Scholl'un öğrencilerinin bulunduğu koşe masadan güluşmeler duyuldu. İtalyan Dario ıslık çaldı. Guney Koreli Kim uzunca "Oooouuuu..." dedi. Dil öğrenmek için geldiği Hastingste 8 ayı geride bırakan sorunun muhatabı, çiçeği burnunda yakışıklı, genç makine mühendisi Fevzi'nin yanaklan hafifçe kızardı. Bir şeyler soylemek için ağzını açtı, sonra vazgeçti; gulümsemekle yetindi. Juüe de güldü; ciddiye almadığını gosterircesine Mr. Bull'a "defol" dedi, Fevzi'ye eliyle bir öpücük gönderdi. Ben guldum. Ortam rahat ve keyifliydi. Mr. Bull'un sözlerinden önce, İngilizleri nasıl tanımlamak gerektiğini düşünüyordum. Sonra vazgeçtim. Turkler için "böyledir" demek de anlamsızdı, İngilizler için "şöyledir" demek de. Değişik ülkelerden insanların bir araya geldiği Norman'da biz 3 Türkün ortak yanı var mıydı ki? Gece ilerliyordu. Yakın raasaların birinde Norman'ın mudavimlerinden dekoratör Alan'la eski kansından 1516 yaşlanndaki oğlu tartışıyorlardı, sanki laf olsun diye. Çocuk önce birasını yuvarladı sonra sigarasından çıkardığı halkalı dumanları Alan'a doğru ufledi. Baba "Bas git" dedi, çocuk dudak büktü, konuşmasını sürdurdü. Norman gece yarısına doğru dağılmaya başladı. İngiltere'nin güneydoğusunda, Marış'ın kıyısında sözde turizm merkezi. Hastings'in sokakları hareketlendi. Çocukluklarında saat 19'larda mecburi yatağa'gönderilen 1416 yaşlarındaki İngiliz gençleri, denizi kirli sahil boyunda mekanik bir biçimde gidip geliyorlardı. Sesleri çakıl taşlarının gurultusune kan<,ıyordu. ŞEBNEM ATİYAS NEW YORK "Kompai.." Genç Japon sanatçı bardağını "yaratıcı ruhlann kısıtlayıcı vatanlarından kopup sıgındığı New York şerefıne" kaldırdı. Genç Japon sanatçılar için Manhattan yeni açılan gül kadar taze bir ilham kaynağı. Manhattan'ın doğusunda giderek büyüyen bir dünya "Bohemu." Japonya'dan sonra en fazla Japon lokantısının bulunduğu Manhattan'da genç Japon Bohemu kendini bulma mücadelesi içinde. Haşlanmış pirinçlerin üzerine dizilen çeşitli çiğ balıkların gerisinde hevesli genç çekik yuzler. New York'a jazz oğrenmeye gelip, "Sushi"yi jazzdan daha iyi yaptığını fark edip bir anda zengin olan Japonlar ya da zaten çok zengin olup Nevv York'u zengin edenler.. Birinci Dunya Savaşı sonrasında Amerikalıların Paris'te aradıklarını Japonlar bugün Nevv York'ta arıyor. Doğu Village'de karanhk, puslu bir bodrum en popüler barlar arasında: "Candy Bl." 1965'te ABD'ye gelen 51 yaşındaki ressam Yukimura Konpshi bu o'ayı anlatıyor: "Sadece sanatçılar değil, bütün hareket burada. Fotoğrafçılar, desinatörler, karegraflar, yazarlar, hatta Bonsai sanatçıları bile. Herkes Ne» York'un öldüğünü söylüyor, çünkü ekonomi batmış durumda. Ama mesele burada değil, mesele ne olursa olsun sanat dunyası halen Ne» York'a gereksinim duyujor." 1950'lerde Nevv York'a gelen Japon sa natçılann tersine yeniler çok daha görünürde Candy Bl gibi "Karaoke" gibi barlarda, Counterpoint gibi salonlarda bir araya geliyorlar. Asian American An Netvvork gibi dergiler yayımlıyorlar. 1900'lerin başmdan beri ABD'ye gelmekte olan Japon sanatçılarının sanat piyasasında son derece kısıth da olsa belli bir etkisi var. 1906'da ABD'ye gelen ve 1953'te ölen Yasuo Kuniyoshi Art Students League'nin kurucusuydu ve modernizmi ABD'ye tanıtan ilk sanatçıydı. Daha sonra 1950'lerde Jakson Pollock ve kanıtlaması gerekli. Aksi takdirde Japonlar geleneksel sanatiarı dışındaki çalışmalara fazla dikkat göstermiyoıiar." Ressam Konishi'ye göre Japonların modern sanata karşı tutumlan kültürel güven eksikliğinden kaynaklanıyor: "Japon gelenekleri çok uzun yıllara dayanıyor, modern sanatın Japonya tarihi sadece yüzyıllık. Japonlar halen Batılı sanat biçimlerini öğrenme aşamasında, halen Fransız empresyonizmini beğeniyorlar. Bugün Japonya'da değerli olan tablolar hâlâ Monet, Renoir." Birinci Dünya Savaşı sonrasında Amerikalıların Paris'te aradıklarını Japonlar bugün Nevv York'ta arıyor. 1950'lerde Nevv York'a gelen Japon sanatçılann tersine, yeniler daha çok görünürde. ve VVillem de Kooning'in çalışmalarında Japon kaligrafisinin etkisi görüldu. Merce Cunningham karegrafilerinde, John Cage müziğinde zen budist öğeleri kullandı. Nevv York'ta yerleşen Japonların, Japon geleneği dışı sanatla ve ulkeleriyie olan ilişkileri son derece ilginç özellikler taşıyor. Nevv York'ta Japon sanatı üzerine uzman bir galeri sahibine göre "Batılı anlamda çalışmalar yapan iyi bir sanatçının Japonya'da tanınabilmesi için öncelikle yurtdışına kendisini tanıtması New York'a gelen ilk büyük Japon sanatçı dalgası İkinci Dünya Savaşı sonrasına rastladı. Bunlan takip edenler için Nevv York büyük bir yaşama savaşı oldu. Parasızlığın yanı sıra dil sorunu Japonları, Amerikan avantgarde'ından ayırdı. 1980'lerin başından itibaren yeni " iki kıtalı" denebilecek bir kuşak artist akını oldu. Nevv York, Tokyo ve Kyoto1 dan sonra Japon sanatçılar için üçüncü başkent haline geldi. Yeni sanatçılar Japonya ile Nevv York arasında gidip gelirken hem çok iyi para kazanıyor hem de Japonya ile bağlannı koparmadan ça45 yaşındaki bir akademislışmalarını sürdürüyorlar. Bu durum yen evlilik hakkında çok net Manhattan'ın doğusunu küçük bir Ja düşüncelere sahip, "Senle ikipon merkezine dönüştürüyor. miz çok derin ve kalıcı bir sevKaranhk, kirli ve tuhaf Nevv York so gi yaşayacağız, aşkımız hayakaklan Japon sanatçılannı etkiliyor, il tımıza anlam katacak. Birbiriham kaynağı oluyor. Japonların en çok miz için var olacağız, ama basrağbet ettikleri okullann başında "mo kı uygulamayacağız. tkimi7in de da enstitüsü" geliyor. Desinatörler Japon hayal gücü geniş, estetik duygumoda okullanna, moda enstitüsünde öğ muz gettskin, sınıriı ve ısrarh derendikleri ile değişmiş olarak geri dönü ğfliz. Erotizmi seviyoruz. Ddmiz yorlar. Moda enstitüsüne Japon çizgile de güzeliz, kısa boylu ve şişman değiliz." Ütopik düşünceler derini getiriyorlar. Bugün Nevv York'ta "Şuhsi" barlar mek hâlâ çekiciliğini konıyor. dan gece kulüplerine dek pek çok yeri "62 yaşında, politikayla ve süsleyen fosforlu boruları yaratan Kat güncel olaylarla Ugilenen, ayasuake Oiwake iki yıl önce Nevv York'a ğından sakat, biraz şişman" hageldi ve birdenbire buluşuyla "Japon mmefendinin verdiği ilan ("aramucizesi"ne dönüştü. Oiwake"ye göre bam vardır"), Almanya'da yal"Tokyo sanat açısından yeterince derin nız yaşayanlann büyük çoğundegil, Ne» York derin, çok derin, çok ge luğunun 60 yaşının üzerinde olniş, çok ilginç. Son derece ateşli, ateşli duğunu hatırlatıyor bize. Ama bir kent. Bütün sanatçılar buraya geli ortalama hayat beklentisinin yor." 80'lere vardığı ve sağlık hizmetCandy Bl'da her gece elektrik piyano lerinin tıkır tıkır işlediği bu ülsu çalan Taku Yoshimoto bir fabrika yö kede yaşhlar köşeye kıvnlıp günneticisi ve güzellik salonu sahibinin oğ lerini saymıyor. 70 yaşındaki lu. ABD'ye beyzbola sevgisi yüzünden akademisyen bayan "Maddi ve gelip sonunda soluğu New York'ta alan manevi açıdan hareketli" beyle Yoshimoto'ya göre ise Nevv York artık çe tanışıp "Akşam güneşinin tadıkiciliğini kaybediyor. 1980'lerin başında nı çıkartmak" arzusunda. Nevv York'a gelen genç Japon sanatçılar Gazete sayfalarını dolduran artık yavaş yavaş kentten aynlmakta, Al evlüik ilanlan iki şeyi kanıtlıyor: manya ve İspanya'ya gitmekte. "Belki de Yalnızlık bile paylaşılmak ister Ne» York gelip gecen modalardan biri, ve akşam güneşlerinin yaşı yokeskiyen bir bohemu." tur. ADIDAS AYAKKABILARDA o adidas INDIRIM BİTMEDEN GELİN *lndirim belirli modellerde geçerlidir.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog