Bugünden 1930'a 5,446,716 adet makale



Katalog


«
»

CUMHURİYET/2 OLAYLAR VE GÖRÜŞLER dinci çevrelerden büyük tepkiler aldı. Prof. Yavuz bunlardan yılmadı. Ayrıca ölüm duyurularının da dinsel sömürü aracı olarak kullanılmaması gerektiğini, bu adı taşıyan yapıtında önemle vurguladı. Milli Eğitim Bakanı iken cenaze törenlerine, daha doğrusu hiçbir törene çelenk gönderilmemesini genelgeyle örgütüne duyurdu. Ona göre zengin bir kişinin ölümünde verilen ölüm duyurulan; gönderilen çelenk paralanyla birkaç okul yapılabüirdi,. Domuz eti yasaEl öpmek, öptürmek ğımn ussal olmayan bir dinsel tabu durumuInsanların eşitliğine inanır, el öpme gibi ço na sokulmuş olması karşısında domuzla besğunlukla "çıkarcı, ilkel ve iki yüzlü" davranış lenmenin gerekliliğini savunan bir de kitap lardan hoşlanmazdı. Ne bir devlet büyüğünün yazdı. elini öptü ne de elini genç kuşaklara öptürdü. 1957 yılında cumhurbaşkanınm bir kabul Demokrasi inancı töreninde, bütün belediye başkanları çağn saHer türlü dinsel, duygusal, siyasal sömürühibinin elini öpmek için sıraya girmişken Prof. ye karşı çıkan Prof. Yavuz, demokrasiye canYavuz, sırasını el sıkarak savmıştır. dan bağhydı. Bu sömürüleri yapanlan hoşgör1960'ta 29 nisan olayları sırasında kan dö mezdi. Demokrasi savaşımına eylemli olarak külmemesi için dekan olarak sıkıyönetim ko katılmakla birlikte, kötü politikacılara karşı mutanını uyardıysa da fakülteye hedef göze duyduğu tepki yüzünden siyasal partilerden tilmeksizin ateş açılmasına engel olamadı. Üs herhangi birine, her türlü baskılara karşın girtelik, dekanlık odasında askerlerce coplandı. mekten sakındı. Hatta 27 Mayıs'tan sonra Bununla birlikte aradan birkaç gün geçme Imar ve Iskân Bakanhğı'ndan görevi bırakıp sine karşın, fakültenin ön yüzünün duvar ve ayrılmasına 27 Mayıs'ın açıklanan amaçlannpencerelerindeki kurşun deliklerinin kapatıl dan sapma göstermesinin neden olduğu söymasını geceyarısı telefonla isteyen Başbakan lenebilir. Bu kararında 147'ler olayı bardağı Menderes'e, "o kurşun yaralannın Mülkiye taşıran son damladır. için onur belgesi" olduğunu söylemekten çeAydınlar Dilekçesi'ni Cumhurbaşkanlığı'na kinmedi, bu isteği geri çevirdi. götüren bilim, sanat ve düşün adamlannm baDin bilgisi ve Osmanücası yüksek düzeydey şında yer almıştı. Yetmiş beş yaşındaki bir dedi. Ama dinde yobazhğa, dilde gericiliğe, ge likanlı olarak bunu yapan Fehmi Yavuz, 12 lenekçiliğe yaşamında ödün vermedi. Gerici Mart'ta da Başbakan Erim'e gönderilen 13 imdinsel akımlar henüz kök salmadan laikliğe zalı uyarı mektubunu kaleme alanlardan bikarşı girişimleri yazılarıyla sergiledi, gerekli riydi. Görüldüğü gibi hocamız, ilkelerinden uyarılarda bulundu. aynlmadan sürdürdüğü yaşamıyla dürüst, ça"Din Eğitimi ve Toplumumuz" adlı yapıtıy hşkan, açık sözlü kişiliğiyle genç kuşaklara örla dinsel sömürünün içyüzünü açıklamış, teh nek olarak gösterilebilecek üstün niteliklere saliklerine ilk tanıyı o koymuştu. Bu yayınları hip değerli bir bilim adamıydı. run ve gereksinimleriyle yakından ilgilenirdi. Bu bağlamda, giyime kuşama, biçimselliğe önem vermezdi. Temizlik onun için yeterdi. Yaşamında protokolün yeri yoktu. Milli Eğitim Bakanı iken kendisine armağan edilen fraklık kumaşla silindir şapkayı bir hayır kurumuna gönderdiğini pek az kişi bilir. Smokin giyilmesi önkoşulan çağrılara katılmaz, bunu çağn sahibine gerekçesiyle bildirir, özür dilerdi. 15 TEMMUZ 1991 Prof. Fehn^j Yavuz, ölünceye değin kafasını genç ve dik tutmasını bilmiş bir bılim adamıydı. Insanların eşitliğine inanır, el öpme gibi çoğunlukla "çıkarcı, ilkel ve iki yüzlü" davranışlardan hoşlanmazdı. Her türlü dinsel, duygusal, siyasal sömürüye karşı çıkan Prof. Yavuz demokrasiy^ candan bağlıydı. » • Yaşlanmadân Ölmek. OKURLAR4... OKAYGÖISENSİN Prof. Dr. RUŞEN KELEŞ £rof. Dr. CEVAT GERAY Prof. Fehmi Yavuz'u 11 temmuz sabahı yitirdik. 1912 doğumlu olan Yavuz'la A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde, öğrencisi, asistanı, meslek arkadaşı olarak kırk yıldır birlikte olmanın onurunu taşıyoruz. Ülkemiz, onun ölümüyle sıradan bir bilim adamını değil, ölünceye değin kafasını genç ve dik tutmasını başarabilmiş, yeniliklere açık, ussallıktan hiç ödün vermeyen, alçakgönüllü, sevecen ve yurtsever bir aydını daha yitirmiştir. Köylülüğü herkesin küçümsediği bir dünyada, köy kökenli olmak ve işe köy öğretmenliğiyle başlamakla övünen tek kentli belki oydu. Geri kalmışlığımızın asıl nedenini gelenek bekçiliği yapmakta görür, yakınlarına "inşallah, maşallah" sözcüklerini kullanmayı yasaklayacak ölçüde us dışı beklentilere kapılmamalarını öğütlerdi. Kişilik yapısının oluşmasındaki etmenler arasında köyün bozulmamış özünde gördüğü erdemlilik yanında, Mülkiye'deki sağlam temelli öğreniminin, savaş yıllarında Hitler Almanyası'nda yaşamanın onda yarattığı özgürlük özleminin büyük payı vardır. Ayrıca Nazi Almanyası'ndan kaçıp ülkemize sığınan, savaş sonrasında da Berlin'de belediye başkanlığı yapan Ernst Reuter'le Siyasal Bilgiler'de asistanı olarak uzun süre çalışmasının ona kazandırdıklarını da bunlara eklemek gerek. Bilimsel alandaki katkılannı, yerel yönetimler, köy kalkınması, çevre ve arsa politikalan üzerinde yoğunlaştıran Prof. Yavuz, şehircilikte başarının kent toprağı üzerindeki kamu denetiminin gücüyle orantılı olduğunu yaşamı boyunca savundu. Gerçekten, 1961 Anayasası'nın ilgili maddesine, "toprak doğal kaynak olarak ulusun çıkarianna uygun biçimde kullanılır" önergesini veren o idi. Öte yandan yerel yönetimlere görevleriyle orantılı gelir sağlanmasına ilişkin kuralın anayasaya girmesini sağlayabilmişti. Sanki hocamız, belediyelerin bugün uğradıkları partizanca uygulamaları daha o günden kestirip önlem alınmasını istemişti. Toplum kalkınması, bölge plancılığı gibi kavramların şehircilik yazınımıza kazandırılmasına öncülük de etmiştir. Anayasalar asının toplumsal uyması ilkeler, gazeteciliğin ahlak S gereken temelberisorumluluğu dolayısıyla ilkeleri yüzyılın başından özgur basının olduğu her ülkede gazetecilik örgütleri tarafından birçok kez tanımlandı. Çeşitli adlar altında, değişik biçimde kaleme alınmış olsalar da tüm "gazeteci anayasalan" aynı temel ilkeleri, gazetecinin vicdani sorumluluğu ve bağımsızlığını vurguluyorlar. Değişik "anayasalar"dan bazı maddeleri zaman zaman alt alta sıralamakta yarar var, çünkü mesleğinin gazeteci olduğunu unutanlar ya da gazeteciliğin nasıl bir meslek olduğunu unutanlar gün geçmiyor ki oradan buradan başlarını uzatmasınlar. işte mesleği gazeteci olan Insanların yıllar İçinde sık sık yineledikleri temel ilkelerden bazılan: "Gazeteci bir kamu kuruluşu ya da özel bir kuruluştan para alamaz; eğer alırsa gazetecilik niteliğini, etkinliğini, ilişkilerini kullandırtmış olur.." (Fransa, Gazetecinin Anayasası, 1918) "Basm bir ticari araç değil, kültürel bir araçtır; işlevi doğru haber vermek, fikirieri savunmak, insanlığın llerlemesine hizmet etmektir!' (Fransa, özgur Basının Haklan ve Ödevleri Bildirgesi, 1945) "Sağlıklı bir uygulama, haber ile fikirlerin ifadesi arasında açık bir ayırım yapar. Haberierin sunuşu fikirlerden ve önyargılardan arınmış olmalı ve bir sorun hakkındakl bütün bakış açılannı değerlendirmelidir." "Bir yorumda, taraf olma nedeniyle gerçekten uzaklaşmak, Amerikan gazeteciliğinin ruhuna aykındır" (ABD, Ahlak İlkeleri Yasası, 1926) Yenilikçiliği Kendisine "medrese kaçgunuyum" derdi. Buna karşılık, boş ve usdışı inançlara yaşamında yer vermedi. Verenleri açıkça kınamaktan çekinmedi. Hele, bilimsel çevre ve toplantılarda bu türden söz ve davranışlara karşı kesin tavır takındı. Yaşamımn hiçbir aşamasında alcakgönüllülüğünü elden bırakmadı. Her katmandan insanla kolaylıkla iletişim kurabilir, onların so EVET/HAYIR OKTİffAKBAL i Önce Giivendir Sabaha karşıydı. Kapının zili uzun uzun çaldı. Birden yataktan fırladım. Saate baktım: 3. Kim gelebilirdi sabahın ilk karanlığında? Apartman kapısı da geceyarısından sonra kilitlenirdi. Korkuyla kapıyı araladım. Üç kişiydiler. Arkadaki, her an silahını çekecek durumdaydı. Tetikteydi. Kimdi, kimlerdi bunlar? "Sabah kapınız çalınınca gelenin sütçü olduğunu bildiğiniz ülkede demokrasi vardır" diyor bir yabancı yazar... Ya sütçü ya gazete dağıtıcısı! Ama herhalde geceyarısından üç saat sonra değil. "Polisiz" dediler. "Haydi hazırlanın!" "Nedir, ne olmuş?" diye sordum, sesime bir umursamazlık vermeye çalışarak... "Hakkınızda infaz karan var. Alt sokaktan da bir kızı aldık. Haydi hazırlanın." Nedenini sordum. Kendimi tanıttım. "Ben yazarım, gazeteciyim. Bir hüküm giydim, ama üç ay süreyle mehil aldım." Önde duran sivil şaşırdı, elindeki deftere ya da kâğıda baktı. "Evet, bir yazıdan üç aya mahkum olmuşsunuz, zamanında teslim olmamışsınız." "Mehil aldım dedim ya! 26 Agustos 1983'e kadar sürem var." "Gösterin kâğtdı" dedi öndeki. Biraz da yazar olduğumu anlamanın etkisiyle sesini yumuşatarak... Odama döndüm, gözüm gibi sakladığım mehil kâğıdını buldum, getirdim. Baktlar, okudular. Sonra bir başkası: "Biz geç kaldık" dedi. "Siz bu kâğıdı almadan geimeli imişiz." "Ne yapalım?" dedim. Yıl 1983'tü. Sözde 'dernokratik' yaşama girmemiştik, cunta dönemindeydik. Kapının önüne gelenler gerçekten görevi i miydi değil miydi? Telaştan kimliklerini de sormamıştım. Mehil kâğıdını bulmasaydım ya da böyle bir belge almasaydım alıp götüreceklerdi. Kimbilir nereye? Belki de gerçek görevli değillerdi. Diyarbakır HEP İl Başkanı Vedat Aydın'ın başına gelenleri duyar duymaz sekiz yıl önce yasadığım olayı anımsadım. Sabaha karşı eve polis olduklarını söyieyen kişiler gelmiş, il başkanını almış götürmüşler. Bir süre sonra cesedi bulunmuş. İşkenceden gectiği de açıkça belli oluyormuş. Birkaç gün sonra da yine HEP'in Gaziantep il Başkanf nın kapısı çalınmış, yine polis olduklarını söyleyen kişiler kapıdaymş. Ama il başkanı kapıyı açmamış. İl emniyet müdürüne telefonla sormuş evine görevli gönderilip gönderilmediğini... Emniyet müdürü böyle bir durumdan haberli olmadığını söylemiş... Güneydogu'da terör kol geziyor. Sanki Türkiye sınırları dışında bir toprak orası! Yasalar aynı, ama uygulama başka! Her gün terörcü diye anılan kişilerle güvenlik güçleri savaşıyor. Her gün bir senden üç benden adam ölüyor, öldürülüyor. Sürekli kanayan bir yara! Cumhurbaşkanı Okluk Koyu'nda keyifte, Başbakan kendi partisi içinde güç arayışında, muhalefet kurultaydaydı; o mu bu mu çekişmesınde. Türk halkı geçim savaşımında... Güneydogu'da kıyamet kopuyor. Yabancı güçler yerleşmiş bu topraklara... Neden, niçin? Kimin isteğiyle, izniyle? Ne ararlar Güneydogu'da Amerikan uçakları, helikopterleri, askerleri? Kimi kime karşı korumak için? Hangi amaçla? Türkiye, kendi topraklarını savunmaktan aciz mi? Voksa Türk askerine karşı başkalarını korumakla mı görevli bu yabancılar? Bakıyorum, ne iktidann ne de ana, yavru, yavrucuk muhalefet partilerinin umurunda bütün bunlar! Ya Aydın'ın cenaze töreninde olup bitenler? Halka karşı silah çekilmesi, beş aitı kişinin öldürülmesi, tabuta Kürt bayrağının sarılması, HEP Genel Başkanı'nın ve milletvekillerinin polislerce dövülmesi... Bitmiyor; bu gidişle de bitmeyecek bir kargaşa, bir kanlı ctkmazda yaşıyor Güneydoğu halkımız. Güvensizlik, korkular içinde çırpınarak... Artık bir çözüme kavuşturmalı bütün bu işleri. Bir çıkar yol bulunmalı. Güneydogu'da demokratik koşullar, uygulamalar yerine getirilmeli. Günden güne artan bir çekişme, kan davasına dönüşen bir kavga durdurulmalı... Ama nasıl? Her işin bir çözümü vardır. İyi niyetle çareleri aramak gerekir. Bu gidişle başkaldırma eylemleri daha da genişler, işin sonu tam bir kanlı çıkmaza varır. O zaman da herhangi bir çözüme ulaşmak olanaksızlaşır. Bush, Türkrv eBatı Ilişkilerine Bomfoa Koyaeak mı? Sayın Bush'un Ankara'da baskı yapıp Türkiye'den ödün istemesi tarihsel bir hata olacaktır. Şöyle ki: Bush'un isteklerine karşı çıkılırsa TürkABD ilişkileri soğuyacaktır. Bush'un baskısı ile ödün verilirse Türkiye'de ne Mesut Yılmaz hükümeti ne de Turgut Özal yerlerini koruyabilir. Ve "Çirkin Amerikalı" imajı Türk kamuoyunda dalgalar halinde büyüyerek hem TürkiyeABD. hem de TürkYunan ilişkilerine büyük zarar verir. Prof. Dr. EROL MANİSALI tstanbul Üniversitesi Avrupa ve Ortadoğu Araştırma Merkezi Başkanı VVashington ve Brüksel, TürkYunan ilişkilerinde ve Kıbns sorununda Yunanistan'ı ve Kıbns Rumlannı tek yanlı destekledikleri sürece ne TürkYunan ilişkileri düzelir ne de Kıbns sorununa iki tarafın da kabul edebileceği bir çözüm getirilebilir. Yunanistan, arkasında ABD ve AT'nin bulunduğunu gördükçe, Türkiye ile Kıbrısta ve Ege'de "makul" çözüm yollarını düşünmemektedir. "Nasıl olsa Türkiye üzerinde ABD ve AT silahlarını kullanma olanağım var, o halde elimden geldiğince talep listemi arttırayım" politikası içinde olacaktır. Yunanistan yakın geçmişte, son 30'yıl içinde bu tutumunu Ege, Kıbrıs, Türkiye1 nin AT üyeliği ve Türkiye"nin Batı kuruluşları ile süregelen ilişkilerinde somut kanıtları ile gösterdi. Yüzyıhn başında, 1922'ye kadar gelen dönemdeki aynı tutumu ve acı deneyimleri tekrarlamaya gerek yok. 1950'lerde, Batı Avrupa'da meydana gelen ekonomik ve politik işbirliği hareketlerinde Yunanistan sürekli olarak "Türkiye1 nin Avnıpa'dan dışlanması" konusunda çaba göstermiştir. Yunanistan'ın bu çabaları Batı Avrupa ülkeleri tarafından destek gördüğü ölçüde Yunanistan, Türkiye ile anlaşmazlık alanlanru genişletmiş ve derinleştirmiştir. 1950'lerde ve 1960'larda, Doğu ile Batı arasındaki soğuk savaş Türkiye'nin dışlanmasını engelledi. özellikle askeri alanda, ABD'nin desteği ile Türkiye askeri oluşumlardan dışlanamadı, çünkü Türkiye'ye askeri olarak Batı'nın gereksinimi vardı. 1980'lerde, özellikle 1985'ten itibaren DoğuBatı ilişkilerinde göriilen yumuşama, Batı Avrupa'nın ve ABD'nin Türkiye'ye olan gereksinimini azalttı. 19851990 döneminde Yunanistan, özellikle AT'den aldığı destekle Türkiye karşıtı tutumunu kademe kademe arttırdı. 2 Ağustos 1990'da Körfez bunalımının başlaması ile ABD'nin Körfez petrolünün denetimi ve bölgenin denetimi konusunda Türkiye'ye olan askeri gereksinimi yeniden gündeme geldi. Ancak bu durum ne Washington'da ne de AT'de, TürkYunan ilişkilerinde Yunan taleplerini frenlemeye yetti. Hem ABD'nin hem de AT'nin Yunanistan'a verdiği destek devam etti. Sorunun odak noktası, ABD ve AT'nin Yunanistan'a tek yanlı destek vermeleridir. ABD ve AT, TürkYunan ilişkilerinde Yunanistan'a destek vermekle, TürkYunan ilişkilerini daha büyük sorunlann ve çözümsüzlüklerin içine itmektedirler. Yunanistan, AT ve ABD"den destek aldıkça Türkiye'ye karşı yürüttüğü soğuk savaşı yaymakta ve derinleştirmektedir. VVashington'dan ve Brüksel'den destek aldığı ve almaya devam edeceği inancı içinde olan Yunan hükümetleri, ikili ilişkilerde sürekli olarak "makul çizgilerin dışına" çıkmakta, anlaşma zemininden uzaklaşmaktadırlar. Bunda en büyük zararı ise TürkYunan ilişkileri görmektedir. Hatta ilişkiler, daha büyük çözümsüzlüklerin içine itümektedir. ABD ve AT farkında olmadan (ya da bazen farkında olarak) Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerginliğin artmasına ve sorunlann çözümsüz hale gelmesine neden olmaktadırlar. vam ederlerse şu sonuçlar doğar: Türkiye, Kıbns'ta bu baskılar sonucu ödün venneyecek ve çözümsüzlük, ilişkileri sertleştirecektir. Kısa bir süre sonra Ege'de, Yunanistan'ın Ege Denizi'ne ekonomik, politik ve askeri olarak egemen olmak istemesiyle iki ülke savaşın eşigine gelecektir. O noktalara gelindiğinde hem Türk tarafında hem de Yunan tarafında sorunlan çözmek için özveride bulunmak daha da zorlaşacaktır. Bugün Yunanistan, ABD ve ATyi arkasına alarak Kıbns'ta ve Ege'de Türkiye'nin tek yanlı ödün vermesini istemektedir. Türkiye'de hiçbir iktidar böyle bir ödünü veremez. Vermemesi de gerekir. Ancak sorunlara Washington'dan ve Brüksel'den bakanlar, yanlış bir değerlendirme ile Türkiye'nin böyle bir ödünü verebileceğine ve vermesi gerektiğine kendilerini inandırmışlardır. Bu yanlış değerlendirme, kendi hatalarıdır ve TürkYunan ilişkılerini bozmaktan başka hiçbir sonuç doğurmaz. Eğer TürkYunan ilişkilerini daha da bozmak istiyorlarsa Türkiye üzerinde baskıya devam edebilirkr. Sayın Bush'un Ankara'da baskı yapıp Türkiye'den ödün istemesi tarihsel bir hata olacaktır. Şöyle ki: "Gazeteci yozlaştırılmasına izin vermez, hiçbir gerekçenin gazetecilik görevini etkilemesini kabul etmez." (Inglltere, Davranış ilkeleri) "Meslek namusu, gazetecinin yasadışı her türiü ödül ya da ücreti kabul etmesini engeller..." "Gazetecinin toplumsal sorumluluğu, her durumda kendi meslek ahlakı ve vicdanına uygun davranmasını gerektirirf (UNESCO, Gazetecilerin Uluslararası Meslek Ahlakı İlkeleri, 1978) T.C VAN SULH CEZA MAHKEMESİ HÜKÜM ÖZETİDİR Esas No: 1989/664 ' Karar No: 1991/225 Sanık : tzettin Gürcan: Mecit ile Refiye'den olma 1938 D.lu Van merkez Alipaşa mahallesi nüfusunda kayıtlı olup Van Sıhke Caddesi No: 40 sayüı yerde ikâmet eder. Başaran un fabrikasında çaüşır. Gıda Maddeleri Tüzüğü'ne aykın davranış. Suç 30.6.1989 Suç tarihi 28.3.1991 Karar tarihi HÜKÜM: Sanıgın suç tarihinde Gıda Maddeleri TUzüğü'nün 274 ve 284. maddderine aykın sekilde un imal ettigı bilirkişi raporuyla anlaşıldığından sanığın eylemine uyan TCK'nın 398. maddesi geregince 3 ay hapis ve 3506 sayüı yasadaki değişiklik uyannca 20.000 TL ağır para cezasıyla cezalandınlmasına, Hurriyeti bağlayıcı cezanın miktan göz önüne alınarak 647 sayüı yasanın 4. maddesi geregince günlüğü 5000r TL'den olmak üzere agır para cezasına cevrilerek sonuçta dört yüz yetmiş bin lira ağır para cezasıyla cezalandınlmasına, TCK'nın 402/1. maddesi geregince sanığın hürriyeti bağlayıcı cezasının miktan cürme vasıta kıldığı meslek, sanaat ve ticaretin tatilinc, takdiren 7 gün süre ile işyerinin kapatılmasna, TCK'nın 402/2. maddesi geregince gerekli ilanlann vaptınlması için hüküm özetinin C. savcılıgına gönderilmesine, (Ankaralstanbul ve tzmir'de yayımlanan tirajı 100.000'in üzerinde bulunan 2 gazetede yayımlanmasına, aynca mahalli gazetede yayunlanmasına, 101.500^ TL yargılama giderinin sanıktan tahsiline, Vasa yollan açık olmak üzere verilen karar, sanığın yokluğunda açıkça okunup anlatüdı. 28.3.1991 Basm: 30848 Sonuç Bush'un isteklerine karşı çıkılırsa, TürkABD ilişkileri soğuyacaktır. Bush'un baskısı ile ödün verilirse Türkiye'de ne Mesut Yılmaz hükümeti ne de Turgut özal yerlerini koruyabilir. Ve "Çirkin Amerikalı" imajı Türk kamuoyunda dalgalar halinde büyüyerek hem TürkiyeABD hem de TürkYunan ilişkilerine büyük zarar verir. Bu durum sonuçta, TürkiyeAT ilişkilerini de olumsuz etkiler. Bütün bunlara meydan vermemek için gerçekleri görmek ve Yunanistan'ın Türkiye karşıtı politikasına destek vermemek gerekir. Eğer ne Bush ne de AT "Ne yapalım, bizim iç koşullanmız buna elvermez" diyorlarsa o zaman yapılacak bir şey kalmıyor. Sonuçlara hem biz hem Yunanistan hem de VVashington ve AT çevreleri katlarunz. Unutmamak gerekir, bir toplumun üzerine, tek taraflı görüşlerle bu kadar gidildiğinde, o toplum, tahminleri yanıltacak tepkiler gösterir. Türkiye, Patagonya değildir ve Türkiye Cumhuriyeti böyle olmadığını gösterme gücüne ve düzeyine ulaşmış bir ülkedir. Gerçekten istiyorlarsa ABD ve AT, gerçekten TürkYunan Uişkilerinin düzelmesini ve iki ülke arasında işbirliği ortamının gelişmesini istiyorlarsa, Yunanistan'a verdikleri tek yanh destekten vazgeçmelidirler. Ancak o zaman Yunanistan, Türkiye ile ilişkilerinde "makul çizgiler içinde" kalır ve bu da TürkYunan ilişkilerinin düzelmesine ve gelişmesine yol acar. ABD ve Brüksel bu gerçeği görmez, Yunanistan'ı açıktan ve gizli olarak destekleyip Türkiye üzerinde baskı kullanmaya de T.C. BAYRAMtÇ SULH CEZA MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ Esas No: 1988/112 Karar No: 1990/210 Hâkim: Cavit Ergül 26488 Kâtip: Meral Yesugey 882 Sanık Yahya Bulat (Azman) hakkında taklit ve tağşiş edilmij, sucuk imal edip satmak suçundan eylemine uyan TCK'nun 396. maddesi uyannca 3 ay hapis ve 5.000 TL'.sı ağır para cezası ile cezalandınlmasına, TCK'nın 402/1. maddesi uyannca sanığın takdiren 3 ay süre ile cürme vasıta kıldığı meslek sanat ve ticaretin TATİLİNE ve aynca takdiren 7 gün süre ile işyerinin KAPATILMASINA, TCK'nun 402/2. maddesi uyannca gerekli ilan işlemleri yapdmak üzere karar özeünın CSavalığı'na tevdiine karar verilmistir. 20.6.1991 Basm: 30609 RAHMTyi yitirdîk tlkelerini yaşatacağız. BAŞSAĞLIĞI Gazetemiz Izmir Bürosu'ndan arkadaşımız ERTAN YAulZ'ın HADİYE YAĞE'ın ölümünü üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz. Arkadajımıza, ailesine ve yakınlanna başsajbğı diliyoruz. SEZENMURATASLI SARAÇ 13.7.1991 SAMSUN CUMHURİYET ÇALJŞANLARI T.C. SAKARYA 1. SULH CEZA MAHKEMESt Esas No: 1991/183 Karar No: 1991/418 C.M.U.: 456/142 Insan âşığı, fakir babası, demokrat, büyük insan, ağabeyimiz VEFAT Biricik annemiz Dr. RAHMİ SARAÇ'ı kaybettik. Acımız sonsuzdur. Dostlarına, hepimize başsağlığı diliyorum. HADÎYE Y4ĞIZ'ı 13.7.1991 günü kaybettik. Acımız sonsuzdur. "MÜLKİYELİLER OTELİ" a ç ı 1 ı y o r Değerli katkılannızla konukevimizi " M ü l k i y e l i l e r O t e 1 i"ne dönüştürdük. KAZGAN Turizm Işletmeleri A.Ş.'mizin işleteceği otelimizi 16 Temmuz 1991 tarihinde saat 17.oo'de hep beraber açalım. Tüm Mülkiyelileri bekliyoruz... Mülkiyeliler Birliğl Vakfi Yönetim Kurulları Yüksel Cad. 12 Kızılay/ANKARA Tel: 118 55 72 AHMET TÜRE Cenazesi bugün Samsun Asri Mezarlık'ta toprağa verilecektir. ÇOCUKLARI: ERTAN YAĞIZ, YASEMİN ÜLKEN, NESİBE ÇANKAYA, NEJLA DERDİYOK AMAÇ VE SAATÇİOĞLU AÎLELERÎ İLAN YALVAÇ ASLtYE HUKUK MAHKEMESİ'NDEN Dosya No: 1990/149 Davacı Yalvaç özgüney K.den kendisine asaleten, küçükler Penbe ve Atalay'a velayeten Adil kıa, Gülten SİVRİ tarafından davalı aynı yerden Dursun oğlu, ömer SlVRl'ye karşı mahkememizde açılan nafakanın arttınlması davasının, yapüan açık yargılaması sırasında, verilen ara karan uyannca, davalınuı adresine tebliğat yapılamaması ve adresinin de bulunamaması sebebi ile davalıya ilanen tebligat yapılmasına karar verilmekle, davahnın 7.8.1991 tarihindeki saat 09.00'daki duruşmada bizzat mahkemede hazır olması veya kendisini bir vekille temsil ettirmesi hususu HUMK.nın 213 ve 377. maddeleri uyannca dava dilekçesi ve dunışma günü yerine geçerli olmak üzere ilanen duyurulur. B a s m . 4 8 2 4 3 Sanık: Muzaffer Atçeken: Ahmet ve Sevdiye'den olma. 1960 dğ. Kırsehir Uzunpınar Ky. nüf. kayıtlı, Adapazan Erenler Mah. Adintaş Bloklan A Kapısı 4. Blok No: 7 mukim. Sucuk imalatçısı. Suç: Gıda maddeleri ni7flTnın^ muhalefet. Suç tarihi: 24.9.1990 Karar tarihi: 23.5.1991 Açık dunışma sonunda: G.D/ sanığı Adapazan E5 karayolu üzeri Tavuklar Ky.'de imal ettiği Ömür marka sucukların tahlüinde içinde E koli basili ürediği, bu haliyle sağhğa az veya çok zarar verecek derecede bozulmuş sayılacağmdan sanığın eylemine uyan TCK. 396.402/1.2.647 S.K.4. geregince neticeten 490.000 lira ağır para cezası ile tecziyesine, üç ay meslek, sanat ve ticaretin tatiline, 7 gün işyerinin kapatılmasına, karar özetinin masrafı bilahare hükumlüden almmak üzere trajı 100 binin üzerinde olan bir gazetede ve mahalli bir gazetede ilan edilmesine, karar özetinin büyük harflerle yazüarak sanığın i; yerinin göze çarpan bir yerine yapıştınlmasına karar verildi. 23.5.1991 Basın: 30562 Partimizin Samsun Örgütü kurucularından, demokrasi âşığı değerli insan K A D I K O Y Em. Allx Dr. RAHMİ SARAÇ'ı kaybettik. Anısı önünde saygıyla eğilir, kederli ailesine, dostlarına, yakınlarına ve tüm SHP'lilere başsağlığı dileriz. İNCİL'I HİÇOKUDÜNUZMU? İSA MESIH'ırtTanhsel Yaşamı veÖğrelişleri Hakkında Bilgi Edinmek isterseniz Bize Yazınız LISKUR TAKSİTLE Devreler: SÜRÜCÜ KURSU 13Tammuz 15Tammuı HaftaŞonu: Halta içt: kıljpl.mım/ IH I) V\ A! Sabah Aksam K A D I K Ö Y (SAgOduçayna Camii yan) SHP SAMSUN ÖRGÜTÜ P.K.:309(c) Kadköy/istanbul 349 18 24349 18 25 336 02 06336 02 79
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog