Bugünden 1930'a 5,502,732 adet makale



Katalog


«
»

CUMHURİYET/2 OLAYLAR VE GÖRÜŞLER 30 HAZİRAN 1991 III. "RLri Profesörler Yanılttı!.." HIFZIVELDET VELÎDEDEOĞLU nun yanına oturdu, sigara ıçtiler ve birkaç ke- lime konuştular. Benim konuştuklarım zaten daha önce arkadaşlarla vanlan görüş bırliği- ni yansıtıyordu. Kısa bir sohbetten sonra ote- le döndük. Yolda Sıddık Sami Onar, "Eğer ikaz etmeseydik, idam sehpasına bile gidebilirlerdi'1 dedi. Doğruydu bu. Sonraki ta- rihlerde Milli Birlik Komitesi uyelerinden (Ma- danoğlu harıç) kimılerimn bazı politikacıla- ra: "Biz bu işı kısa kesecektik, profesörler biz- leri yanılttı" demeleri, herhalde gözaltına alı- nıp da sonra serbest bırakılan DP mılletvekil- lerinin yeniden gözaltına aJınmaJan üzerine söylenmiş olsa gerek. Nitekim Temsikiler Meclisi üyesi bulundu- ğum sırada, demiryolu işi için Çorum'dan An- kara'ya gelen yedi kışilik bir hemşeri grubu- nun ricası üzerıne o sırada Bayındırlık Baka- . , . „ „ „ . , , . . nı olan Millı Birlik Konutesı uyelerinden Sıt- Madanoglu: Bu adamlann hepsı suçlu de- Yauyt okumaya başlamadan önce lûtfen dip notunu okuyunuz. Sıddık Sami Onar, Hüseyin Nail Kubah, Ragıp Sanca ve ben, bir subayuı eşliğinde Ge- neral tlhami Barut'un evine gittik. Ev sahibı ve konuğu Madanoğlu, bizleri incelıkle kar- şıladılar. Oturduk. Cemal Madanoğlu: "Gü- venlik nedenıyle bu gece llhamı'nin evindeyım. Ihtilal bu; ihtilalı yapanlar her zaman tedbır- li olmalıdırlar" dedi. Haklıydı. Kısa bir ko- nuşmadan sonra, Madanoğlu: "Söyleyin ba- kalım, hangi işi görüşmek istiyorsunuz" dıye sordu. Sıddık Sami Onar: "Paşam, Demokrat Par- tı milletvekiUerinin hepsi gözaltına ahnmış, sonra da bir kısmı bırakılmış. Bunun esasını anlamak ve görüşümüzü anlatmak için sLri ra- hatsız ettık" dedi. ğil, bazılan suçlu Mesela Menderes, sizin An- kara'ya geldiğuuz saatte henüz gözaltına alın- mamıştı. Eskişehir'den Konya'ya kaçarken Kü- tahya yakınlannda yakalandı. Onun gibi asıl mesul kişilen bırakmadık" dedi. Ben söz alıp: "Milletvekillerini hangi ölçü- ye göre gözaltına aldınız, sonradan hangi öl- çüye göre salıverdiniz, bunun hukuki mesne- dıni (dayanağını) bilmek isteriz, Paşam" de- yince, Madanoğlu: "Hukukısi Füan yok, bu bir ıhtılaldir. Demokrat Parti'nin tutumuna kendı partileri içınde muhalif olan Sıtkı Yır- cah gibi bir ikı DP'li milletvekilini çağırdık, onların şahıthklerme başvurarak suçlu görü- nenleri alıkoyduk, ötekileri salıverdik, mesele bundan ıbaret" dıye yanıt verdı. "Aman Paşam!" dedim "yarın öbür gün Mechs toplamr ve sizlere 'bu müdahaleyi han- gi yetkiye dayanarak yaptınız, yasama doku- nulmazlığı bulunan milletvekillerini gözaltı- na aldınız!' diye sorgu açarsa ne cevap verir- sıniz? 'Bu, bir ihtilaldir' dediniz, evet, ama ba- kalım onlar ihtilalin meşruluğunu kabul ede- cekler mi? Ağır sorumluluk altındasınız. Tlı- tukladığınız cumhurbaşkanı, başbakan ve mil- letvekilleri ancak yüksek yargı karan ıle bıra- kılabilırler, siz şahsi olarak bırakamazsınız. Sonra suçlanıp mahkemeye verüebilirsiniz!' Bunun üzerıne Madanoğlu, koituktan kal- kıp halının üzerıne bağdaş kurarak oturdu. "Şunu bir daha tekrarlar mısın?" dedi. Yeni- den anlattım. "Ben bunu düşünmemıştim, haklısımz, teşekkür ederim" dedi. Birara Prof. Ragıp Sanca da yennden kalkıp Madanoğlu- kı Ulay'ı ziyaretimiz sırasında, benı ılkten ta- nımayan Ulay, hemşerilerime: "Yassıada mah- kemeleri işlerı uzadı. Biz işi kısadan hallede- cektik, profesörler bizi yanılttı!" demişti. Ben hemen, "Aman Paşam, biz siılen koruduk, mahkemelerin uzaması bizim yüzümüzden değıl" deyince beni tanıyıp özür dilemıştı. Bu konuşmaya tanık olan Çorumlu hemşerılenm- den rahmetlı thsan Leblebıci dışında hepsı çok şükür hayattadır. Şımdi biraz genye dönelım. Ankara'da 28 Mayıs 1960 günü sabahı erkenden Sıddık Sa- mi Onar, Ragıp Sanca'nın oteldekı odasına gi- derek eski harflerle kaleme almış olduğu bir raporu ona vermiş. Bu rapor uzerınde Sarı- ca'nın ileri sürdüğü bazı önerilen Onar uygun bulmuş, Sanca, Onar'ın onayı ile bu önerıle- ri, müsvetteye kendı elyazısıyla eklemiş. Bu müsvette şimdi rahmetli Prof. Tank Zafer Tb- naya'run belgeliğindedir (arşivinde). Sıddık Sami Onar'ın telefonu üzerine o sabah oda- sına gittim. Muammer Raşit Seviğ dışındaki arkadaşlar da birer bırer geldiler. Ord. Prof. Muammer Raşit Sevığ yaşb ve rahatsızdı. Bu nedenle daha ilk gün komisyon üyeliğinden Milli Birlik Komitesi'nce affedilmıştı. Onar bizlere: "Bu ihtilalin hukuki bakımdan meş- nıiyetini tevsik edecek bir rapora ihtiyaç var. Ben, böyle bir rapor kaleme aldım. Eğer mü- nasip görürseniz yazdınp ımzalayahm" dedi. Rapor okundu. Aynı görüşte olduğumuz için sekiz nusha olarak daktılo ettırıldi. Hepimiz ünzalayıp birer nüshasım aldık, bir nüshası da Org. Cemal Gürsel'e gönderildi. Bildirinin radyoda halka okunmasım, Milli Birlik Ko- mitesi ıstemış. Bunun üzerine ben Tarık Za- fer Ibnaya'ya, "Bu bildirinin Komite'ce rad- yodan yann akşam halka okunması istenmiş, oysa anlatımı çok ağdalı. Bunu biraz sadeleş- tirsek, halk da anlasa" deyince, Tunaya "Çok iyi olur, ama Sıddık Hoca'yı kırmayalım, n- zasını alıp öyle yapalım" dedi. Onar, bu öne- rimızi olumlu karşıladı. Tank Zafer Tunaya ıle benim odama gıdıp bildirinin dılinı az çok sa- deleştrrdik, uzun tümceleri kısa kısa tümce- lere ayırdık, bitince bunu Prof. Onar'a götu- rüp okuduk; beğendi, "Bunu da radyodan siz okuyun" dedi. tlk metin 28 mayıs akşamı rad- yodan okunmuştu. O akşam Cumhuriyet Halk Partisi ileri gelenlerinden Prof. Turhan Feyzıoğlu ve Turan Guneş, Ankara Palas'ta bi- zim yanımızdaydılar. Bıldiriyi hiç de hoş kar- şılamadıklan yuzlerinın ıfadesinden anlaşıu- yordu. Herhalde 27 Mayıs devrimım halk ıle bırlikte gerçekleştıren Silahlı Kuvvetlerin siya- sal iktıdan hemen Cumhuriyet Halk Partisı1 ne devredeceklerıni umuyorlardı. Yine hepimizın ımzaladığı yenı metni erte- si akşam Mılli Birlik Komitesi üyelennden bi- riyle Radyo Evi'ne gidip okudum. Işte daha sonra 27 Mayıs karşıtlannca f etn' diye ad- landınlan, tam metnını 26 mayıs tarihli yazım- da yayımladığım bildirinin hazırlanışı böyle oldu. Bugünkü yazıda şu kuçuk aynntılan not et- mek ügınç oİacaktır samyorum: Bunlardan bi- risi Istanbul Üniversıtesi'nde bir Anayasa Ko- mısyonu kurulurken onun üyelennın nasıl se- çildiği konusudur. Bunu merak edip duruyor- dum. Temsiiciler Meclisi Anayasa ön tasarı- sının Millı Birlik Komıtesi'ne venlmesmden sonra en sık görüştüğum komıte uyesı Sayın Korgeneral Cemal Madanoğlu idı. Benı en az on beş günde bir Çankaya'dakı lojmanında çaya çağırırdı. Sayın eşi Ulvıye Hanımefendı'nın hazırladığı çay sofrasında, türlü konular üzerinde baş başa söyleşide bu- lunurduk. Madanoğlu bana birkaç kez: "Hocam, sizinle sohbet etmekten rahatlık duyuyorum, hukuk ve anayasa konulannda söylediklerinizı çok iyi anhyorum" diyerek dostluk gösterisinde bulunmuştu. Yine böyle bir söyleşi gunünde: "Paşam!" dedim, "Istan- bul Üniversıtesi'nde kurmuş olduğunuz Ana- yasa Bilim Komisyonu'nu, Milli Birlik Komi- tesi hangi esaslara göre seçti?" Bu soru karşı- sında güldü: "27 Mayıs'tan 15 gün kadar ön- ce Yargıtay uyelerinden Nedim Bey adında bir zatın evine davetliydim. Başkalan da vardı. Konuşurken Nedim Bey, Demokrat Parti'nin gidişine karşı tavır alan profesörlerden söz açtı ve sizlerin adlannı söyledı. Ben, yaveri- me yavaşça bu adlan 'not et' deyip Nedim Bey'e yemden sordum; dediklerini tekrarladı, sonra başka konuşmalara geçildi. Ayrüınca adların yazıb olduğu pusulayı (ceketımn ust cebini göstererek) buraya koydum. Ihtilal olunca birkaç arkadaşa gösterip uygun bul- duklannı anlayınca sizlen Ankara'ya çağırdık. Milli Birlık Komitesi karan fılan yok" yanıtı- m verdi; sonra ekledi: "Aslında sizlerin geçici kabineyı kurmanız düşunuldu, ama askerı bir ıdarede profesörlenn uysal davranmayacaklan ve bu ıdare ıle uyum sağlayamayacakları go- rüşü hâkım oldu, böylece yenı anayasa ön ta- sansım hazırlama görevi sizlere venldı!' Ben, "Çok iyi olmuş, bu- kabine kurup ül- keyi muvakkaten de olsa, yönetmek, bir poli- tika işidir. Bızlerin, fiili polıtika tecrübemız yoktur. Şahsen ben böyle bir kabinede üye ol- mayı asla kabul etmezdim" dedim. Bu göruşme bana çok daha önceleri Milli Bırlık Komitesi uyelerinden Sayın Albay Sa- mi Küçük'un başbakanhk kondorunda rast- laştığımızda: "Sizler başka görev için çağırıl- mıştınız, ama sonradan ış değişti" biçimindeki sözlerinin anlamını aydınlığa kavuşturdu. Yine bır başka gunku soyleşimızde: "Paşam" dedim, "Ankara'da bir söylenti dolaşıyor, Ce- mal Gursel için 'Necip', sizın içm de 'Nasır' diyorlar. Guya siz yakında Cemal Gursel'i baş- bakanhktan alıp başa geçmek peşindeymişsı- ruz. Ben, sızin davanıza demokrası için baş- koydum, eğer böyle bır myetiniz varsa (pen- cereden görünen uzaktaki büyuk bahçe kapı- sım ışaret ederek) beni önce şu kapıya astınn, ondan sonra böyle bir harekete girişin" dedim. Kahkaha ıle guldu, tok sesı ile: "Bunu söyle- yen b.. yemış. Biz bir an önce Temsiiciler Mec- lısı'nde ve Millı Birlik Komitesi'nde Anayasa görüşmeleri bıtsin, ikısmden oluşan Kurucu Meclis anayasayı kabul etsin, emaneti mıllete verelim, işimizın başına gidelim diye bekliyo- ruz. Ortalığı kanştırmak ıstiyorlar" dedi. Bilindiğı gibi 27 Mayıs 1960'tan dört yıl ka- dar önce Mısır'da Kral Faruk, General Necip ve Albay Nasır öncüluğunde gerçekleşen bir askeri darbe ile devrüip, yurt dışına çıkanlmış, askerlerin yönetime el koymasından bir süre sonra da Albay Nasır, General Necip'ı evınde göz hapsine aldınp kendısi iktidara geçmıştı. Not: 27 Mayıs dizisinin uçüncü ve dördün- cü yazılarına romen sayısıyla III konulması bır yanlışhğa yol açtı; şöyle ki: Bugun çıkan yazı 9 hazıranda çıkacak, o yazı da bugun ya- yımlanacaktı. Hatanın aynmına varan bırçok okurum telefonla: "Hocam! arada boşluk kaldı" diyerek benı uyardı. Bunu ben de he- men gördüm, ama ış işten geçmışti. Hata dız- gıde değil bendedır Buna göre 9 hazıranda çı- kan yazı OI değıl, FV sayısını taşıyacaktır. Sa- yın okurlarımdan özür dilerken ilgılerını hıç esırgemeyen uyancı okurlarıma da teşekkür- lerimi sunanm. H.V.V. PENCERE Ivikli... AKBAL Haziranda Bir Sabah... Yaprak kıpırdamıyor Guneş tepede Bahçe yanıyor Asma- nın, begonvılın golgesjndeyım Erkenden kalktım Hazıran sa- bahını yaşıyorum Mılyonlarcası gıbı bır gun başladı başla- yacak. Çayımı ıctım Gazeteler geldı Dış dunyadan haber- ler. Petro, üenın'ı alt etmış. Gurkan, SHP'ye dönüyormuş Sos- yalıst Enternasyonal başanlı geçmış. ANAP'ta başkanlık ya- rışı. Tersane ışçılerı yurümuşler Altın Göl' fılminı ızJedım geçen akşam. Benzersız bir gü- zellık, bır şıir. Hangi kıtap, hangi roman, oykü, resım verebı- lır o şıın' Henrı Fbnda, Kathenne Hepburn, Jane Fonda. Ya- şamanın ve ölmenın guzellığı Insanlar arasındakı duygu bü- tünleşmesı Var olmanın anlamı Uyku bastırdıkca gıttım so- ğuk suyla yuzumü yıkadım. Sonuna dek dayanmalıyım Bu eşsız guzellığı kaçırmamalıyım Ölum öncesınde bır yaşlı adam Kışı yaşamaktan btkar mı? Sanmam. Ama canakıy- malara ne demelı'' Camus, canakıymanın tek çıkar yol ol- duğunu mu söyler? Karşımda şeftalı ağacı Sayısız an kıpraşıyor dalları ara- sında. An değıl dıyor bır dost, sınekmış Kocaman bırer uçak. Sokmazlarmış ınsanı, ısınrlarmış Şeftalı ağacı bağrına ba- sıyor hepsını Kendinden bır şeyler verıyor. Doğada bıreycı- lık yok Herkes herşeyden payını alıyor Çocukluğumun erık ağacını anımsıyorum Bozdoğan Ke- men'nın bıttığı yerdeydı bahçemız Kuyu çıkrığtnın ınce se- sinı duyar gıbıyım. Uç erık ağacı vardı, bır de dut Babam ue arkadaşları dut ağacının altında akşam sofrasını kurartardı. Phılıps radyonun hoparlöru pencereden sarkıtılır, ağacın da- lına bağlanırdı. En çok Yesarı Asım'ın şarkıları mı çalınırdı? 'Hısarlı kız', Aşkım Yenıköysahılı deryasını sardı' gıbı Gece uykum kaçınca, özelhkle yalnızlık saatlerımde 1930'lara dönerım 30'lar bır masal dunyası gıbı gelır. "Ba- bam, annem, evımız" der Zıya Osman 'Bahçem, çıtlembiklenm'der Sonra 'Sızler ruya mıydınız" 7 Sızler yaşa- dınız rnû' dıye sorar kendı kendıne .. Başımı kaldırıyorum Arılar uçuyor Bır kez ensemden sok- muştu bır an Nerde? 1957 seçımlerı gezısınde geldiğım Bur- dur'da, parkta Bır anda şışıvermıştı ensem. O gun bu gün korkarım arıdan En lyısı ağaç altından uzaklaşmak, arıları kendi cumbüşlerınde yalnız bırakmak Yaşam budur ışte Arılar, ağaçlar, uzaktan gelen çocuk ses- len, radyodan duyulan bır hazın hava "Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz" dıye yazmıştı Ozdemır Asaf. Öy- le anlar olur ki dunyadan koparsınız Kendı ıç derınlığınıze ınersınız Bır başka evrendır orası Bınlerce anının zamanla renk, bıçım, anlam değıştırdığı bır bılınçaltı denızı Kendı- nızı de tanıyamazsınız o yozlaşmış anı kınntılan arastnda. Bu, ben mıyım' Ben mıydım? Bunca yanılgrya nasıl duştüm? Bun- ca yanlışı nasıl yaptım? diyen 'ıkıncı siz' çıkar karşınıza . "Yalnızlık Bana Yasak" dıye boşuna yazmadım' Hemen bırınsan, biruğraş, bırdışdünya ıleıletışım. Yalnızlıkta, kı- şının ıçınden başka 'siz'ler doğar Hepsı de, sizı suçlayan 'sız : ler. Neden hep üzücu olaylar, olgular, anlardır bılınçaltının üst yerlennde durar,, bır türlü yıtip gıtmeyen . Oysa güzel, mutlu anlar, anılar da yar Onlar ınsanın yanına yaklaşmaz ya da yaklaştınlmaz Ölüm, uzaktan uzaktan seslenır gıbı- dır, Necatıgıl'ce Sızı bır yakaladı mı bırakmaz bır türlu Kaç- mak kalabalıklara. seslere, ıçkılere... llkyaz ya gelır ya gelmez Yaz ıse ha var ha yok Mevsım- ler karıştı Yeryüzu değıştı Ama surüp gıden guzel şeyler de var Şıır gıbı . Şiır eskımıyor Şaırler olmüyor Bırı kopsa da dunyadan, yerını bır başkası alıyor. Sanki bınlerce yıldır bır tek şaır gelmış! Işte 16. yüzyılda yaşamış Japon şaıri Onitsura, ıçımızden bırı, belkı ben ya da siz, bakıp yapraklara, zamanın geçışıne kendı kendımıze söylenmışız: "Bır yaprak daha düştü. Hep böyle yuruyor yaşam Gecıyor ılle Ne yapsam ." Necatıgıl'ın dostluğuna, sıcak seslenışıne sığınırım yalnız anlarımda Bır avuntu verır Bır boşvermışlık.. "Gıttıkçe kararan bu dunyadan Canım siz de bu şekılde gıdınız " ısıC c 150 100 50 2-4 sanıye Süper Pastörizasyon (UHT) 15-20 sanıye Pastörizasyon sure Erzıncan ülkemızın en renklı yörelerınden bıridır; destan- ları, öykülen, manileri dillerde dolaşır Erzıncan'm karpuzu Ata vurdum mahmuzu Annesı çeyız ıster Gel de satma öküzü Çıktım eşık arası Buldum atlas parası Tez buldum tez ütürdüm Nedır bunun çaresı 4 Eylül 1990'da bu köşede yayımlanan yazıda Erzincanlı Akbulut'a bır uyan vardı. Erzıncan'm ünlü destanında Ivikli Kâzırrfm başına gelen- lerı Sayın Akbulut sorup oğrensın'. • On ay öncekı uyarımıza Erzincanlı Yıldırım Akbulut kulak asmadı; Ivikli Kâzım'ın öyküsünü öğrenmedı, şımdı çok pış- man, ama ış ışten geçtı. Her neyse Ivikli Kâzım'ın dıllere des- tan öyküsünü ben anlatayım' Ivik, Erzıncan'da Refahıye'nın bır köyüdür. Ivik ile Sokuva köyü arasında anlaşmazlık konusu bır tarla varmış. Bu tarla- yı da Ivikli Kâzım adında bınsı sürermiş. Ivikli, sıcakkanlı bir delikanlı olduğundan, Sokuva köyiülerıyle arkadaşlık kurar, sohbet eder, bır arada yer ıçer, içtıklerı su ayrı gıtmezmış. Kâzım, Sokuva köyunden ahbaplarını pek severmış. yere göğe koyamazmış. ne de olsa bızım Ivikli mert adam, aklı kurnazlığa, hıleye, gıllıgışa çalışmıyor Eh, biraz da saf dıye- lım, sevdığinı tam sevıyor, tuttuğunu tam tutuyor Kendı kö- yünden görmuş geçırmış, aklı başında, feleğın çembennden geçmış hemşerılerı Ivikli Kâzım'ı uyarmaya çalışmışlar — Ulan Kâzım1 . Bu Sokuvalıların ne yapacakları bellı ol- maz! Kendını kapıp koyverme, boş bulunma!. Bır bakarsın kazığı atıvenrler. Ivikli'nın umurunda mı'. Dinlemıyor, herkesı kendısi gıbı sanıyor. Gel zaman gıt zaman bir gün Kâzım tariayı surerken So- kuvalılar bozulup kavga çıkarırlar, bızımkinı bır iyi döverler Ivıklı'yı benzetenlenn en önunde bulunanlar, Kâzım'ın çokgü- vendığı ve bağrına bastığı kışıler değıl mı! Kahramanımız sılahını çeker, sağa sola bam bum ateş ettıkten sonra Erzın- can'm tarıhıne ışlenen şu destanı söyler: Ben atıma bınemedım Şu dünyada gûlemedım Evvellen dostu ıdım Duşmanımı bıiemedım Çızmeyı çektim dızime Kamayı soktum betime Bır acı çaşur yüzünden Idamı aldım gözüme Ya ışte böyle 1 Erzincanlı dıyor kr "Evvellen dostu ıdım, duşmanımı bıiemedım." Akbulut da Ivikli Kâzım gıbı sonra- dan aydı, şımdı Ozal ıçın ne dıyor: — Terzısiyle, türzüsüyle üstûme geldi' " • ANAP'ta yaşanan başba- kanhk olayı. yalnız Akbulut ola- yı değıldır, olamaz 1 Çünku Yıl- dırım Bey bu sahneye tek ba- şına çıkmadı, Ozal olmasa, Ak- bulut olur muydu 9 Tek kışılık bır oyun değıldır bu, ışbırlığıy- le duzenlendı Eğer Akbulut bugun Çanka- ya'ya veryansın edıyorsa, racor» bozuldu dıyedır Kefenın bırınde Yıldırım Bey oturuyorsa, karşı kefede Sayın Özal yer alıyor Ikısı arasında bır anlaşma vardı, dayanışma soz konusuydu, karşılıklı kışısel guven üzerıne kurulmuş, ana- yasayı dışlamış, kanun manun dınlememış bır ortaklığın polı- tıkasında devletı cekıp çevırı- yorlardı Doğrusu Akbuİut'un doğasına bu anlaşma denk du- şuyor, gerçekcı gıbı gorunuyor- du Frenk ne demış — Soyle bana arkadaşını, sa- na kım olduğunu soyleyeyım 1 . Akbuİut'un açıklamaların- dan anlasılıyor kı Ozal, Erzın- canlıyı atlattı Pekı Yıldırım Bey, nasıl bır Erzincanlı ımıs kı vak- tıyle uyarılmasına karşın Ivıkh 1 yı okumadı'' İçtiğiniz veya içirdiğiniz süt'ü tanıyor musunuz? Sut un temel bır besın olduğunu bılırız Ama unuttuğumuz onemlı noktalar var • Hava ıle temasda sut'e mıkro-organızmalar karışır ve sut bozulmaya başlar • Inekten sağılan sut, sağlıksız koşullarda ve açıkta satıldığında ınsan sağlığı ıçın tehlıkelıdır • Sokak sutçusu nun sut'u evde kaynatıldığında, ınsan sağlığına zararlı maddeler olmeyebılır ve sut un besın değerı azalır • Isı ve ışık sut'un bozulmasını kolaylaştırır Sut'u tum zararlı bakterılerden arındırıp, doğal besın değerını fazla etkılemeden tuketıcıye sunmak ıçın genelde, ıkı ışlemden bırı yapılır Bu \w sutlen çındekı proten ve vıtamınlert oldurrremek ıçın kaynatmadan ıçebıdrsınız Istersenız hafîf ısıtın Kutuyu açt ktan sonra sut u buzdolabına koyun ve brkaç gu n içınde çın Sut hava ıle temasa geçtığınde havadakı bakterıler nedenıyle bozu jr Pastörizasyon. 72°C lık ısıda 15-20 sanıye tutulan sut, soğutularak şışe veya karton kutulara konur Bu tur süt 2-3 gun dayanır Süper Pastörizasyon (UHT). 140°C lık ısıya getırılıp hemen soğutulan sut, hiç bir katkı maddesi konmadan, uzun omurlu olmasını sağlayacak olan Tetra Pak kutularına konur Bu saf süt, kutu açılmadan tum besın değerıyle bırlikte en az 4 ay dayanır Siz - hangi süt'ü içiyor veya içiriyorsunuz? Kalitesi, tadı ve tüm besin değeri ile. Saf Süt. Katkısız Süt. Süper Pastörize ve Uzun Ömürlü. Tetra Pak kutularında. TP02 SATILIK 1988 model 37 000 km Ford 2000 GLS 42.000 000 TL Tel.: 512 05 05 / 485 - 486 TEŞEKKÜR Doğumun doğal, kolay ve güzel bir olay olduğunu bize yaşatan Prof. Dr. SELÇUK EREZ'e teşekkür ederiz. Ayşe - Ahmet Durul FATİH 2. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ Esas No 990 536 Karar No I991'3IO Hâkım Fendun Celayıroğlu 14862 \ z U Md Recep Paker Vergı Usul K Muh suçundan sanıklar olüp Şehremını, \ ezır Cad 4I^Badresındenalburı.uluk Vdpan Malatya. Arapgır, Berenge Mah H 82"de nuf k bulunan Necdel Çelık ve ^>han Çelık haklarında 213 savılı kanunun 360 maddesı uvarınca 2 av hapıs \e 2 av meslek tıca- retten menlerıne ve ışbu lezalannın 647 s k 6 maddesi uvann^a tecı- lıne \e ış bu kararın htanbul da Viunıeşır bır gazetede ılanına karar venlmıştır 18 6 1991 Basın 2965 S SURUCU KURSU T A K S İ T L E Devraler: HaftaŞonu 29 Hazıran Hafta Içı 1 Temmuz Sabah • Akşam KADIKÖY (Sâ$mkjç8$m« Cama yan) 349 18 24-349 18 25 336 02 06-336 02 79 İLAN ŞEREFLİKOÇHİSAR ASLİYE 2. HUKUK HÂKİMLİĞİ Esas No 1991/75 Karar No 1991/101 Konkordatonun tasdıkını ıste- yen Yaşar Unver veküı tarafın- dan ıkame edılen davada Şereflıkoçhısar Asbye Hukuk (Tıcaret Mahkemesı sıfatıyla) Mahkemesı'nden Şereflıkoçhısar Kalı Mahallesı Beypmar Sok. No - 4'te ıkamet eden ve Murat u- caretle ıştıgal eden Yaşar Unver1 ın konkordato talebınde bulun- duğu \e dosyası hazırlandığın- dan davacı Ya^ar Ünver'm kon- kordatonun 7.5 1991 tanhlı ay- nı savılı karan ıle konkordato- sunun tasdıkıne karar venlraış- tır, ılan olunur Basın. 29349 İNGİLİZCE'yi 8 AYDA konusun Sızı Amerıkalı dostlarımızla tanıstıralım 349 59 38 Kıramı paylaşacak arkadaş arıyorum 587 24 60 Nufus ve evlenme cüzdanımı kaybettım Hükümsüzdür AYFER ER
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog