Bugünden 1930'a 5,503,614 adet makale



Katalog


«
»

18 HAZİRAN 1991 DİZt-RÖPORIAJ CUMHURİYET/15 Fransız araştırmacı Gilles Kepel, toplumu yeniden inşa etme ütopyasının dinsel hareketlere kaydığını söylüyor: îslamcılar'68 ruhu'na can verdi Batılı gözüyle RADÎKALİSLAM GELENEKSEL ÎSLAM RUŞEN ÇAKIR Sunuş 5 Temmuz 1990'da Paris'te ölen Fransız Le Monde gazetesi Türkiye muhabiri Jean-Pierre Thieck anısına 24-26 Nisan 1991 tarihlerinde Boğaziçi Üniversitesi'nde uluslararası bir yuvarlak masa toplantısı gerçekleştirildi. BÜ'den Doç. Nilüfer Göle ve Fransız Ulusal Bilimsel Araştırmalar Merkezi'nden Gilles Kepel'in düzenlediği toplantımn baslığı 'Geleneksel lslam/Radikal lslam 'dı. Gazetecilikten önce ve Ote Müslüman dünyasını çok iyi tanıyan bir lslam araştırmacısı olan Jean-Pierre Thieck'in yakm arkadaşlarının çoğunluğunu oluşturduğu 6'sı Türkiye'den, 6'sı Fransa'dan, biri SSCB'den, biri Cezayir'den, biri Mısır'dan değişik alanlar ve ûlkeier konusunda uzman 15 kisinin sunduğu tebliğler iki buçuk gün boyunca tartışüdı. Biz bu dizide toplantıya katılan bir grup araştırmacıyla yaptığımız görüşmeleri sunacağız. Jean-Pierre Thieck'in anısına1985-90 yülan arasında Le Monde gazetesinin Türkiye temsilcisi olan Jean-Pierre Thieck, 1949 yüında tskoçyah sendikacı bir babayla Fransız bir kadının oğlu olarak dünyaya geldi. Paris'te Ecole Normale Superieure (Yüksek öğretmen Okulu) Tarih Bölümü'nü bitirdikten sonra "Mısır Ulusal Hareketi" konusunda doktorasım sundu. Oxford Üniversitesi'nde "Osmanlı Imparatorlugu'nun Ekooomik TaribJ" konusunda çalışmalar yaptıktan sonra Paris'teki Ecole Nationale des Langues Orientales'den (Doğu Dilleri Ulusal Okulu) Türkçe ve Farsça diploması aldı. Daha sonra sırasıyla Chicago, Şam ve Beyrut'ta üniversitelerde ve bilim merkezlerinde araştırmacı olarak çalıştı. Son olarak 1985 yılında Istanbul'daki Fransız Anadolu Araşttrmalan Merkezi'nde 18. yüzyıl Halep kenti üzerinde çalışıyordu. Türkiye'yi en iyi bilen yabana gazetecüerden biri olan ve Le Monde'daki yazüannı "Michel Farrere" imzasıyla yayünlayan Thieck, 5 Temmuz 1990 günü tedavi edilmekte olduğu Paris'te öldü. — 1 — — Tann'mn Rövansı'nda neyi hedefle- diniz? KEPEL — Başlangıçta çağdaş İslami hareketler uzerine incelemeler yaptun. Ar- dından Fransa'daki göçmen Müslüman iş- çiler uzerine çalıştım Bu çalışmalarım sı- rasında ban meslektaşlanmla birlikte, son 15 yıl içînde ortaya çıkan İslami hareket- leri yorumlamak için bir model oluşturma- ya calıştım. "Yokandan aşagıya hareket" ile "aşagıdan yukanya hareket" adını ver- diğim eğilimleri aynştırmak istedim. "Yukandan aşagıya hareket" toplumu bütünüyle değiştinnek, şeriaü uygulamak, örgütleyici Uke olarak yalnızca Islaraa baş- vurmak ve bütün bunlara ulaşmak için de politik iktidan doğrudan elde etmek arzu- sudur. Bu konuda en temel model tran devrimidir. Bu, esas olarak bir Şii mode- lidir, ama Sünni ülkelerde de uygulanabi- leceği düşünüldü. Küçttk, darbeci, radikal gnıplar ortaya çıktı, özellikle üniversite öğ- rencileri çevresinde. Enver Sedat'm öldü- rülmesi, 1982'de Suriye'de Hama ayaklan- masında olduğu gibi bazı basanlar kaydet- tikleri görüldü bunlann. Aynı şekilde 1986-87'de Cezayir'de de. Ama bu hare- ketlerle birlikte toplumu devlete karşı ge- nel bir ayaklanmaya sevk edemediler. Aşağıdan yukanya hareket Işte 80'lerden itiburen "yukandan aşa- faya hareketin" dışmda başka bir yeniden Fslamileştirme biçimi ortaya çıktı: Aşağı- dan yukanya hareketlilik. Bu çizgi en azın- dan kısa bir sure içinde devlet iktidannı ele geçirmeyi öncelemiyordu. Politikayla ilgi- lerini ya ikinci derecede tutuyor ya da hiç ilgilenmiyorlardı, esas amaçlan bir cema- at alanını yapılandırmaktı. Tek tek birey- ler planında çalışmayı önceliyorlardı. Din- den uzaklaşmış rnodern toplumdan, bire- yin gündelik yaşam planında kesin bir ko- puş yaşamasını amaçlıyorlardı. Islamın ge- reklerine bire bir uyan hakiki müminler- den oluşmuş karşı cemaatler oluşturuyor- lardı. Amaçlan bu yeniden oluşturulmuş ce- maatleri toplurriun bütününde giderek yay- gınlaştırmak ve bunlann sağlayacağı güç- le önemli bir pazarhk gücüne sahip olmak- tı. Bugünkü aşamada temel önemi haiz olan, politik hareketlilik değil. Cemaat ba- zmda kadrolaşma yoluyla toplumu dönüş- türmek isteyen aşağıdan yukanya hareket- tir. Bütün zorluk bu kadrolaşmanm han- gi ölçülerde politik hareketliliğe kapı ara- layacağını kestirebilmektir. 'Tann'nın Rövanşı'nda yapmak istedi- ğim bu yorumlama yönteminin Hıristiyan ve Yahudi dünyasında da ne ölçüde geçerli olduğunu anlamak ve incelemekti. Şimdiye kadar Bau'daki eğilim başka medeniyet- lerdeki gelişmeleri kendi kültürlerine öz- gü modellerle açıklamaya çalışmaktı. ör- neğin İslami hareketleri tahlil etmek için tamamıyla Hıristiyan geleneğine uyan "foDdamantalizm" ya da "entegrizm" gi- bi kavramlara sık sık başvuruldu. Halbu- ki toplumsal gerçeklik bambaşkaydı. Ben ise bunun tam tersini yapmaya calıştım. 1970 sonlanndan itibaren tüm dünyada tek Tanrılı dinlerin politik alanda kendi- lerini yeniden ifade ettikleri görülmeye başlandı. Üç örnek yıl var: 1977, 1978, 1979. 1977'de, 29 yıl sonra lsrail'de tşçi Partisi iktidan kaybetti. Menahem Begin, dinci partilerin oluşturduğu koalisyonun başı olarak ülkeyi yönetmeye başladı. O güne kadar dinsel kimliğin sadece aidiyet simgesi olduğunu, temsiliyet aracı olama- Güles Kepdve "Tann'nın Rövanşı"Fransız Ulusal Bilimsel Araş- ' onnalar Merkezi'nde (CNRS) araştırmacı olarak çalışıp, Pa- ris'teki Politik tncelemeler Ens- titüsü'nde öğretim üyeliği yapan Gilles Kepel ük kitabını 1984'te yayımladı. Müslüman Kardeş- ler'in doğuşundan Enver Se- dat'ın öldürülüşüne kadarki sü- reçte Mısır'daki İslami hareket- leri incelediği 'Le Propaete et le Pharaon' (Peygamber ve Fira- vun) adlı bu kitaptan sonra Fransa'daki Müslüman göç- menler uzerine geniş caplı bir saha araştırması yürüttü ve bu- nu 1987'de piyasaya çıkan 'Les Banlieues de l'Islam' (Islam'ın Banliyöleri) kitabında yayımla- dı. Yann Richard ile birlikte "Intellectuels et Militants de l'Islam Contemporain" (Çağ- daş tslam'ın Aydın ve Militan- lan) kitabının editörlüğünü ya- pan Kepel'in son kitabı "La Re- vanche de Dieu" (Tann'nm Rö- vanşı) 1990'ın son aylannda ya- yımlandı. Bir ölçüde Körfez kri- zi ve savaş ile çakışmasının da etkisiyle Fransa'da yoğun ilgi gören bu kitap birçok dile çev- riliyor. Türkçe baskısı da lleti- şim Yayınlan tarafından hazır- lanıyor. Esas olarak İslami ha- reketler konusunda uzman olan Kepel ile son on beş yılda yaşa- nan tek tannh dinlerin kültürel- toplumsal-siyasal yaşamda yeni- den ağırhklannı hissettirmeleri, kısacası "Tann'nın Rövanşı" uzerine konuştuk. 80 Gilles Kepel, tslami hareketkrin demokreük rekabeün bir parçası haüne gdebildigiııi söylüyor. (Fotograf: Mannel Çıtak) _ _ lerden itibaren 'yukarıdan aşağıya hareket'in dışında başka bir yeniden tslamileştirme biçimi ortaya çıktı: Aşağıdan yukanya hareketlilik. Bu çizgı, en azından kısa sürede devlet iktidarını ele geçırmeye yönelmiyor, politikayla ilgisini sınırlı tutuyor, esas olarak bir cemaat alanınıhedefliyor. 'ine dönüş hareketlerinin 68 dalgasından sonra ortaya çıkmalan rastlantı değil. İslami hareket onun boşalttığı yeri dolduruyor. 68'de Batı'da yeni bir toplum kurmak isteyen solculardan geriye fazla bir şey kalmadı. Bazılan terorizme kaydı, çoğu shöw business, reklamcılık gibi sektörlerde çalışıyor. yacağnu söyleyen sosyalist egilimli siyonist ve laikler tarafından bu partiler iktidann dışında tutulmuştu. 1977'den itibaren ise Israil siyasi sahne- sinde, temsiliyeti aidiyete göre belirleyen- lerin hâkimiyeti ortaya çıktı. Amaçlan laik tsrail devletini, Halaha (Yahudi şeriatı) ta- rafmdan yönetilen bir siyonist krallığa dö- nüştürmekti. 1978'de ise Vatikan'da Polonya asülı II. John Paul'ün papalık tacmı giydiği görül- dü. Parolası Avrupa'nın ikinci kez Hıris- tiyanlaştınlmasıydı. Yani 2. Vatikan Kon- sili'nin ideali. Ama Konsil'in aksine, o, kö- tümser bir dünya tahlili yapıyordu. Mo- dern toplumun sorunlanndan kurtulmak için Hıristiyani örgütlerune tarzlannın ye- niden hayata geçirilmesini savunuyordu. 1979'da ise bildiğiniz gibi tran Devrimi ol- du. Bütün bu hareketlerin ortak noktası 70'lerde ortaya çıkmalandır. Yani endüstri toplumlanmn değerleri devindirici olmak- tan çıkmışlardı. önemli bir kültürel top- lumsal kriz yaşanıyordu. tkinci olarak toplumsal düzenin, dün- ya düzeninin kötümser bir değerlendirme- si. Onlara göre 20. yüzyıhn dünyasımn ör- gütlenişi kötüydü. 20. yüzyıl ilerlemenin, modernliğin değil toplama kamplannın, gaz odalannın yüzyüıdır. Bunun çözümü vicdan ve imanın kurtanlmasıdır. Dünyaya kötümser bakıştan sonraki üçüncii olgu bütün bu gruplann iyi egitim görmüş gençlerden oluşan bir tabakaya sa- hip olmalan. MUhendisler, teknik eleman- lar, bilgisayarcılann aşırı ölçüde mevcudi- yeti. Bütün bu kişiler modernliğin sevgili çocuklan. Başlangıçta sekülarizmin taşı- yıcılan olduklan düşünülen bu kişiler, tam tersine modern değerlerin en bü>1ik eleş- tiricileri oldular. Siyonist krallık — tslami hareketi degeriendirmedeki modelleriniz Hıristiyan ve Yahudi dünya- sında ne ölçüde geçerli olabildi? KEPEL — lsrail'de 1974'te Ekim Sava- şı'nm ertesinde bir yukandan aşağıya ye- niden Yahudileştirme hareketi oldu. Aske- ri açıdan kazanılan savaş, psikolojik ola- rak kaybedilmişti ve lsrail devleti büyük bir kanşıklık yaşıyordu. Yapılmak istenen devleti ele geçirip iyice siyonistleştirip da- ha sonra onu bir siyonist kralhğnıa dönüş- türmekti. llk olarak, vaat edilen toprak- lann bir kısmı olarak kabul edilen işgal al- tındaki topraklar sömürgeleştirihnek iste- niyordu. İkinci olarak başta Harem-i Şerif olmak üzere Müslümanlann kutsal yerlerini ha- vaya uçurmayı düşünüyorlardı. Bu komp- lodan hedeflenen tüm dünya Müslüman- lannın lsrail devletine karşı cihat açması ve Israil'in onlan yenmesiyle siyonizmin mutlak zaferine ulaşmaktı. Komplo en son evresinde ortaya çıkartıldı, çok sayıda ki- şi tutuklandı. 1980'den itibaren Yahudi şeriatını tam olarak uygulamayı devleti yukandan ele geçirme yoluyla savunanlar etkilerini iyi- ce yitirdiler. Bunun yerine bireye daha faz- la önem veren, gündelik yasamda Yahudi değerlerine aykın yaşantılardan mutlak kopuşu savunan aşağıdan yukanya hare- ketler güçlendi. On Emir'e göre yaşamak esas oldu. 17. yüzyıl Polonya Yahudileri gibi siyahlara bürünüldü, tüm dinsel ya- saklara uyuldu. tsrail'de tüm yaşantının Yahudi temellere uygun olarak örgütlen- digi gettolar ortaya çıktı. Bu hareketler başlangıçta politikayla hiç ilgilenmiyorlardı, ama zamanla toplum içindeki güç ve etkilerinin artması, önem- li bir oy potansiyeli haline gelmeleri onla- rı politikaya çekti. Aynca lsrail'de Işçi Partisi ve Likud yüzde 40-45'te kilitlendi- ği için hep koalisyonlar söz konusuydu ve bu hareket böylece anahtar hale geldi. Bu güçlerini politik pazarlıklara aktardılar, kanunlann tophımdaki yeniden Yahudileş- meye uygun olarak değiştirilmesi yolunda birçok taviz koparttılar. • Ahlaki çoğunluk hareketi" Hıristiyan dünyada ise daha çok aşağı- dan yukanya hareketler öne çıktı. Bunla- ra en çarpıcı örnek 1970'lerin ortasında ABD'de kurulan 'Ahlaki Çognnlnk' hare- keti. Bu hareketin amacı, dünyamn gün geçtikçe daha da kötüye gitüğine, onu iyi- leştinnek için hiçbir şey yapüamayacağı- na inanan geniş bir gelenekçi seçmen kit- lesini devlet aygıtı uzerine baskı kurarak, birtakım yasal ve idari düzenlemeler yapa- rak ahlaki, kültürel, toplumsal planda Hı- ristiyanhğa uygun adımlar atılabileceğine inandırmaktı. Zaten bu hareket 1973'te kürtajm serbest bırakıunasından sonra or- taya çıkmıştu". Hedefleri kürtajm yeniden yasaklanması, eşcinselliğe karşı mücade- le, okullarda yeniden dini ayin yapılmasıy- dı. 'Ahlaki Çoğunluk', Reagan'a çok önemli bir seçmen desteği sundu. 1980'lerde ABD'de baskın eğilim, poli- tik hareketlilikten çok cemaat bazmda kadrolaşmaydı. Bunun taşıyıalan daha çok güneyli genç okumuşlardı. — BStün bu dine dönüş hareketlerinin dünyayı kasıp kavuran 68 dalgasından sonra ortaya çıkmalan bir rastlantı mı? KEPEL — Hayır, değil. Bu hareketler onlann boşalttığı yerleri dolduruyorlar. 68'de Batı'da yeni bir toplum kurmak is- teyen solculardan geriye fazla bir şey kal- madı. Bazılan terorizme kaydı, çoğu show business, gazetecilik, reklamcılık gibi sek- törlerde çalışıyor. Toplumu yeniden inşa etme ütopyasını koruyanlardan önemli bir kısmımn ise dinsel hareketlere kaydığı gö- rülüyor. Fransa'da bunlann en çarpıcı olam, Proleter Sol gnıbunun eski lideri, Jean- Paul Sartre'ın eski sekreteri David Lery. Sartre'ı Maocularla birlikte birçok konu- da tavır almaya sevk eden bu kişi 80 baş- lannda Maoizmi terk edip Strasbourg'da bir Yahudi grubu kurdu. ttalya'da 68'in en önemli gruplanndan 'Halka Hizmet'- in bderi Komünyon v« Kurtuluş Hareke- ti'ne üye oldu ve hareket içinde 'Aziz Mar- tfaı Cemaati' adlı bir grup kurdu. Ona Aziz Martin'in en önemli özelhğinin halka hiz- met etmek olduğunu hatırlattığımda bana "Evet, biz sadece Marksizm-Leninizmi bı- raktık, yoksa amacımız hep halka hizmet" cevabını verdi. Alakı Inkâralann son pişmanlığı faydavermeyecek[Bismillahirrahmanirrahiınl Bu bir u>andır! Muhammed (S.A.V.)'e dil uzatanlann sonlannın nasıl ol- duğunu bUdinnek için bir uya- ndır! Bu uyan ki kâfırlerin ona dil uzatmalan karşısında Ka'b bin Eşref gibi kellelerinin kopanl- roası pahasına bir uyan. Ve bu uyan Ka'b bin Eşref- le bitmeyecek bir uyan... Devam edecek bu uyan Mu- hammed (S.A.V.)'in öncülüğü- nii kendisine şiar edinmiş ve Allah (C.C.)'ın dinini yücelt- mek için kendi canını vermek pahasına; Hani hatırlarmısın Mısır'da bir Firavun vardı. Adı Sedat'- tı. O da köpek gibi öldü. Solku- tup salyasını akıtırken, Mu- hammed (S.A.V.)'in askeri Şe- hid Halid Şevki el, tslamboli canı pahasına yeryüzünii ona dar etmişti... Bu bir örnek, sadece ve sa- dece bir örneği Biz Biliyonız ki; Kendi nefsini aşağılık kılan- dan başkası (Bakara 130) / bu dinden yüz çevirmeyecektir. Biz Biliyonız ki; Kiifre sapanlann durumu: "Çağırma ve bağırmadan baş- ka bir şey duymayan (duydu- gu şeyin anlâmını bilmeyen) "hayvan' haykıramn örneği gi- bidir. Onlar sağırdırlar, dilsiz- dirler, kördürler: bundan dola- yı akıl erdiremezler. (Bakara/171) . Biz biliyonız ki; Tarihin her devresinde; geç- miş, şimdi ve gelecekte inkâr- cılann durumu: "....O'nun du- rumu, üstüne varsan da dilini sarkıtıp soluyan, kendi başına bıraksan da dilini sarkıtıp so- luyan köpeğin durumu gibidir. Işte ayetlerimizi yalanlayan toplumun durumu böyledir..." (A'raf/176) Biz biliyonız ki; "Rablerine küfredenlerin durumu şudur: Onlann yaptık- lan fırtınalı bir günde rüzgânn şiddetle savurduğu bir kül gi- bidir. Kazandıklanndan hicbir şeye güç yetiremezler. Işte uzak bir sapıklık (içinde olmak) bu- dur." Ve biz biliyonız ki; Allah (C.C.)in dinini çarpı- tan inananlan hakir gören za- limlerin sonu gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelenece- ğini: "Allah'ı sakın zulmedenlerin yaptıklanndan habersiz sanma, onlan yalnızca gözlerin dehset- le belireceği bir güne ertelemek- tedir." (lbrahim/(42) Biz büiyoruz ki; "Yerin başka bir yere, gök- lerin de başka göklere, dönüş- türüldüğü gün onlar tek olan, kahhar olan Allah'ın huzuru- na çıkanlacaklardır." (îbrahim/48) Biz biliyonız ki: tnkâr eden zalimler pişman olacak ama pişmanuklan fay- da venneyecektir. "Inkâr edenlere gelince, on- lar için de cehennem ateşi var- dır. Onlar için ne karar verilir, ki, böylece ölüversinler, ne de kendilerine O'nun azabından (Bir şey) hafifletilir. tşte biz her nankör olam böyle cezalandı- rırız. Bir grup üniversiteli Müslüman Müslümanlann ^kadın sorunu' yokUzun bir zaraan hiçbir şekilde sorun ohışturmayan, bilakis mutlu ve huzurlu bir ortamda yaşayan kadınların, Batılılaşma dönemi, Osmanlı devleti ve özellikle TC'nin kıblesinin Batı olmasından itibaren ortaya çılcan her türlü sonınlan acaba niçin İslam dûnyasına sirayet ettirilmiştir? ISLAMDA KADIN VE CİNSELLİK TEPKİLER Yazı dizisi boyunca İslami ve İslam kaynaklarını subjektif- likle suçlayan Oral Bey acaba kendi yazısını hazırlarken ço- ğunluğu subjektif sayılabilecek ve İslamın ruhunu, özünu, kı- saca gerçek mesajını kavraya- bilecek bir atmosfer yakalaya- rak mı yazmıştır yazısını, yok- sa çala kalem -malum olduğu uzere- Kur'an, sünnet, tefsir ve gerçek İslam âlimlerinin eserle- rinden yola çıkarak mı yazmış- tır? Eleştiri yaptığı insanlarla aynı kefeye konulacak bir yazı dizisi örneği sergiledi bence ya- zı. Zaten tek taraflı değerlen- dirmelerın sonucu da bu değil midir? İkinci bir eleştiri Cumhuriyet gazetesine yapılmalıydı bence. Çunku madem Oral Çalışlar'- ın yazı dizisini hazırlatabildi- niz, öyleyse Müslüman bir araştırmacının bu konuda ya- pacağı geniş bir araştırmayı da göz ardı etmemeliydiniz. Görü- nen o ki ısrarla savunmasını yaptığıruz demokratlık hâlâ si- ze yerleşmemiş. Siz de biliyorsunuz ki aynı anda İslami bir bakış açısıyla kaleme alınacak bir yazı dizisi yanında Bay Oral Çalışlar'ın değerlendirme veya ithamları havada, dayanaksız birer kara- lamadan öte bir değer taşıma- dığı görülecekti. Ama olmadı. Butün bu sözierimize rağ- men Oral beyi anlayışla karşı- lamak gerektiğine inanıyorum. Zira Oral Bey -bildiğim kada- rıyla- İslam'la uzaktan yakın- dan yaşamsal yönden alakası olmayan birisi. Onun için ken- di türünden insanların konu et- rafında her sözune itibar ede- rek dayanak aramış yazısına. Bir de Oral Beyin ve onun gi- bi düşünen veya İslami bir dun- ya ve devlet göruşünun her ge- çen gün hâkimiyetin Allah'tan geldiği bilinciyle o doğrultuda yol almalarından korkan, çeki- nen ve istemeyen insanların içinde bulundukları ruhi - psi- kolojik bir anlayışla hareket et- meleri gayet doğal. Ama o ka- dar korkmaları çok manasız ve anormalce yollara götürüyor demek ki insanlan ! Korkma- nıza hiç gerek olmadığını soy- lemeliyim. Çünkü İslami dev- lette insanlar inançları, dinlerı dolayısıyla yadırganma/lar. İslanıda kadın konusunda birkaç noktayı da açıklığa ka- vuşturmayı uygun görüyorum: İslamın yaşama konulduğu dönemden günümüze kadar Müslümanlar açısından kadın sorunu diye bir sorunla karşı- laşılmamıştır. Uzun bir zaman boyutu içerisinde hiçbir şekil- de sorun oluşturmayan, bilakis mutlu ve huzurlu bir ortamda yaşayan kadınlann Batılılaşma dönemi Osmanlı devleti ve özellikle TC'nin kıblesinin ba- tı olmasından itibaren ruhen çokmüş durumda bulunan İs- lam dı>ı çoğu kadınlann her turlü sorun ve sorunları acaba niçin İslam dünyasına sirayet ettirilmiştir. NACİ YENGİN Araşlırmacı-yazar tkinci Salman Rüşti m\ olmaya çalışıyorsunuz? 'İslam'da kadın ve cinsellik' tamamıyla mantıksız bir yazı dizisi Saym Oral Çalışlar, Cumhuriyet gazetesinin 5.6.1991 tarihinde neşredilen "tslamda Kadın ve Cinsellik" yazı dizinizi okudum. Şahsım ve Cumhuriyet gaze- tesi okuru olarak ki babam ve dedem dahi gazetenizin abonesi idi. Bu yazı dizinizden anladığım kadarıyla dinimize açık bir şe- kilde istinadsız, mantıksız ken- di hayal ürününüzden öteye geçmeyen berbat bir yazı dizi- nizi okudum. Gazetemiz hakkında sizin Müslümanları ve hem de ken- di gazetemizi küçük düşürdü- ğünüzü gördük. Yalnız merakıma takılan bir soru var. Acaba siz Müslüman mısınız? Gerçi bu yazıyı yazan Müslüman olamaz kanısına vardım. Kendi kişiliğinizi ve dininizi lütfen köşenizde belirtmenizi rica ederim. Bu gerçekleri öğ- renmemiz okuyucu olarak bi- zim en doğal hakkımızdır. Ga- zetecilik ahlakına ve doğru ha- be'rciliğin gereğini yerine geti- riniz. Yoksa ikinci bir Salman Ruşti olmaya mı çalışıyorsu- nuz? MEHMET YURTEŞEN
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog