Bugünden 1930'a 5,502,732 adet makale



Katalog


«
»

Cümhuriyet Sahtbi: Cumhurivet Matbaacılık v-e Gazetecüifc Türk Anonim Şirfceıi adına Nadir N»di # Genel Yayın Mudurü: llısıa Cenal. Münsese Mudu-u EmiiK L ^akllgıl. Yazı lşlen Mudüru: Okav Gönennıı. £ Haber Merke/ı Mudurü: VBIÇIB Bafcr, Sayfa Duzeni Vönetmeni: Ali Aar 0 Temsılciier: ANKARA: AhnKl Tan. İZMİR: Hikmrt Çcliakly», ADANA: Ç«in Ygtnoihı l< Poütika: Cttol I^IUfK. Dı; Hlbaler: Zrfm aado. Iş-SaKİıka: Şikıaa b H d . KuHılr Crtd I ' K laaobul Habcr'eri: b a l Kifak. Elnım: Graoy Şa*la>. Vun Habertat S<c*1 Dafaa. Spor Dınıjuıını: AMUkadir I n l a ı ı . Dızi Ya2ı]aj: K C M Çaktku. Araîtınna ^aia Alpa* Duzehme A U A t Vaaa 0 Koordınjlûn AkHct Konbaa 0 Maü işicr Eral E/kal 0 Muhaıcbe: IMcM taf 0 Bulçc-Planlama: S»rp " M t i | i ı | l ı # Reklam: A»< Tor» 0 Ek Yayuüar H«l?a Akyol # Idarr HİKyİB Garer # tîletrae Öadcr Çdüı 0 Bügj.ljlem: <tail la*J £ Psrsond: Sevfi BoslaaciofİB Yayın Kuruiv Bajkan: Naalir ^adi Okl» Akkal. Yalpa Bvtr, H n ı Ceaal. HJkaaei Ç«iiakava, Ofcay Göaeada. Lgnr Mnoca, llfaM Sricok. AJİ Sanaca, Aaaart Tı> &zB»i «• ttum. Cumlıurijn Maıbaaolıt re Gaıcecilıi M J Ttttt Oa(ı Cal 39/41 Ca*lio|iu 54334 Ist. PK: 246 - Istanbul. Tel: 512 05 05 (20 ha;ı. Tüa: 22246, Ffcc (1) J26 «0 7Î 9 Bürotar Aakara: Zi>-a GOkalp Blv lnküap S. No: 19/4. Td: 133 ]t 41-47, Tefa: 42344, Faz: (4><133 « 65 9 tzmlr H. Zı>» Blv. 13Î2 S 2/3, Ttt 13 12 30, Teta: 523». Fu; (51) 19 53 60 % InonU Cad. 119 S No: 1 Kal 1. Ttt 19 37 52 14 haı>. Tdec 62155, Fu: (71) 19 25 7a TAKVİM: 16 HAZÎRAN 1991 tmsak: 3.24 Güneş: 5.24 öğle: 13.09 lkindi: 17.09 Akşam: 20.44 Yatsı: 22.35 Amerikalı mankenlereFransa'nın kapısı, Patou'nun New Yorkgazetelerine verdiği ilanla açıldı 'Paris için manken arıyoruz'1924 yılında New York gazetelerinde bir ilan çıktı: "Fransız modacı Patou, modaevi için çalışmaya hevesli üç güzel genç kız arıyor. Adayların uzun boylu, zarif, güzel ayakh, ince bilekli olmalanj gereklidir..." Nina Ricci'den pembe krep bir gece elbisesi. Modeli, esmer güzeli bir manken sunuyor. NECLA SEYHUN Ne denli kolay... Esmer mi istiyorsunuz, sarışın mı?.. Kumral mı, kızıl saçlı mı?.. Kısa mı, uzun mu?.. Fransız mı?.. Çinli mi?.. Kanadalı, İsveçli, Tibetli ya da Senegalli mi?.. Bir fax, bir telex, bir telefon yeter günümüzde. Manken ajanslanndan bir tomar 'olanak' yollanır size. Dünyanın dört bir köşesinden derlenmiş mankenler, fotomodeller... Her birine ait bir fış, bir küçük albüm. Üstte mankenin ismi, milliyeti ve portresi. Içerde poz poz resimleri; mayolu, spor kıyafetle, gece elbiseleri ile... Boy, göğüs, bel, kalça ölçüleri. Kaç numara ayakkabı, eldiven giydiği. Saç rengi, göz rengi... Size düşen, sunacağınız kıyafetlere hangisinin uyacağına karar vermek. Ama günümüzün kolayhğı bu. Modacılar manken açısından her zaman bu denli şanslı değillerdi elbet. Bu mesleğin başlannda, mankenler profesyonel değilken, ajanslara bağlı değilken daha, o ne naz ne niyazdı. Kaprisin bini bir para!.. Provalara geç gelmeler mi, sabah saati şampanya istemeler mi?.. 'Yonıldum' deyip işi tatil etmeler mi?.. Ne isterseniz... Yani ne istemezseniz, hepsi. Bu, 50'li yülar. Ya 20'ler?.. O, bir başka zaman. Örneğin Patou, ünlü tenis yıldızlannı, müzikhollerin gözdesi Dolly kardeşleri manken gibi kullanırdı. Bu ikizler, Rosie ve Jenny kendilerini kollayan birçok zenginden biri olan Gordon Selfridge'in (şu ünlü mağazaların sahibi) kendilerine tahsis ettiği muhteşem bir dairede yaşarlardı Londra'da. Selfridge'in gözdeleri Dolly kardeşler için özel bir koleksiyon hazırlamıştı Patou. Amerika'da bir turne düzenledi. Okyanus ötesi müşterilerini memnun etmek için çırpınıyordu. Yüzden fazla model hazırlamıştı modacı. Tüm aksesuarları, iç çamaşırlan ile hatta... Amerikalılar, Fransız modasına hayrandılar, ama Patou'yu tanımıyorlardı. Kaçınlacak pazar değildi Yeni Dünya. Paris'te bir defilede Patou'nun Amerikalı bir müşterisi, "Çok güzel bütün bunlar" demişti, "ama bana yakışacak mı bakalım?.. Fransızlarla Amerikalılar birbirlerine benzemiyoıiar ki. Fransızlar, daha kısa ve yuvarlak hatlı, bizierse daha uzun ve inceyiz..." Bunun üzerine Patou modasını Amerikalılara, Amerikalı mankenlerle tanıtmaya karar verdi. 1924 yılında New York gazetelerinde bir ilan çıktı: "Paris için mankenler anyonız!.. Fransız modacı Jean Patou, modaevi için moda dünyasında çalışmaya hevesli üç güzel genç kız arıyor. Adaylann uzun boylu, : zarif, güzel ayaklı, ince bilekli olmalan gereklidir. Ücret tatmiokfirdır. Kazananlaria bir yıllık kontrat yapüacak, Paris'e gidiş dönüş ücreti karşdanacakûr..." O güne kadar Fransız modacılann yalnızca Fransız manken kullandıkları ^ bir ortamda bu ilanın yarattığı fırtınayı bugün düşünebilmek zor. 500 kişi başvurdu bu ilan üzerine. İçlerinden 100 kişi yarı finale kaldı. Bunlardan, salonda birbiri ardından yürümeleri istendi. Hepsi en güzel elbiselerini giymişlerdi. Bu elbiselerden çoğu New Yorklu modacı Travis Banton ve Lucile tarafından hazırlanmıştı. Beller sımsıkı, etekler bol ve volanlı. Bu modellerin o günkü Fransız modası ile yakmdan uzaktan hiçbir ilişkisi yoktu. Patou, özellikle mankenlerin bilek inceliklerine ve kalçalara dikkat ediyordu. O bol etekler içinde kalça ne denli sezilebilirse eğer... İçlerinden bir seçim yapmak gerçekten güçtü. Ve Patou üç yerine altı manken seçti böylece. Mankenlerden biri Dinarzade idi. Asıl ismi Lillian Farley olan bir aktristi bu. Amerikan moda dünyasında ismini çok tan duyurmuştu. Modacı Lucile'in 'tablo elbisder'ini sunardı. Bu tablo elbiseler, Amerikan sosyetesinin ressamlara portre yaptınrken giymekten hoşlandıklan türden kıyafetlerdi. Bu seçim gecesinin sonunda Patou, Dinarzade'a, "Neden böyle giyiniyorsunuz?" diye sordu. "Modada, hatlar düzken, vücudu böylesine saran modeller v giymek de neyin nesi?.. Çekici bir kadınsınız, ama şık ve zarif olduğunuz söylenemez. Hoş bugünden sonra degişecek ya bu..." Gerçekten de değişti ^ o günden sonra. Öteki *%\ mankenlerinden daha uzun boylu olan Dinarzade'ı, Patou daha çok, spor kıyafetlerinin takdiminde kullandı. Ne sportif ne şık bir kadın oldu Dinarzade. Haftada 40 dolar aylıkla işe alınan mankenler için çeşitli basın toplantıları, röportajlar yapıldı. Inanılmaz bir olaydı bu. Gazetelerin' / çoğu Amerikalı mankenlerin Paris mankenlerine profesyonellik dersı vermeye gideceğini yazdı. Mankenlerin gelişi, gerçek bir olay oldu Fransa'da. Havre'a i\ vardıklannda, Paris'ten gelen meraklı ordusu onlan bekliyordu. , Paris'e giden trende Patou, mankenlerini, onlan Paris'te bekleyen tehükelere, tuzaklara karşı uyardı. Oteldeki odalarında telefonları bile kestirmişti. Mankenlerini kurtlardan korumak için. Bugün mankenlerden her biri kendisi kurt. Mesleklerinin kurdu. Eh, zaman değişti. Kurtlar da.... Dior'dan bir model. Modacı, kıyafete göre manken seçiyor. OrtaAsya'da Islami uyanış, milliyetçi hareketler ve Türk kültürüne dönük çağdaş özlemler iç içe gelişiyor Türkistan ellerinde Tatlıses rüzgârı— ,„ .. . .„ ,. OKEREM ÇALIŞKAN TÜRKtSTAN — Zaman tü- nelinden efsaneler diyanna ışın- lanmış gibiyim. Örneğin Çimkent'te Türk he- yeti şerefine düzenlenen bir ye- mekte yaşlı bir âşıktan içinde Çar Nikola, Lenin, Mustafa Ke- mal ve Enver Paşa'nın adlannın geçtiği bir Birinci Dünya Sava- şı taşlaması dinliyorum. Bir başka yerde 70 yıl ötelere uzanan bir Enver Paşa marşı kulakları çınlatıyor. Böylece burada zamanın 1920'lerde bir yerde donduğu kanısı içinizde daha çok pekişi- yor. Sizi günümüze getiren şey "Mavi Mavi Masmavi" şarkısı oluyor. Orta Asya'nın ortasın- da Çimkent'teki bir otel resto- rantında davul, zurna ve orela çalınan ve bir Mesket Türkü - nün soylediği İbrahim Tatlıses- in şarkısı, Orta Asya'daki "Türk DünyasT'nın kültürel birliğinin harcını Tatlıses'in at- tığım bir kez daha kanıtlıyor. Sezen Aksu'nun "Şinanay" şarkısı Bakü'de erkek erkeğe çiftetelli oynanan otel discola- rında yankılanıyor, ama henüz Kafkaslan aşamamış. Tathses'- in şarkıJarı ile "Türk ellerinde" yankılanarak Çin sınınna ulaş- mış bulunuyor. Yesevi'ye yolculuk Kazakistan'ın uçsuz bucaksız ovalannda gidiyoruz. Otobüsün iki yanında öbek öbek çalıhklar- la kapb bozkır, göz alabildiği- ne uzanıyor. Evet, buralan "atalanmızın" at koşturduğu topraklar. Sir-i Derya ırmağının çevresi Taş- kent, Çimkent ve adı üstünde "Türkistan" yöresi... Içimi bir garip duygu sarıyor. Demek bin yıl kadar önce, aynı soydan ge- len çeşitli Türk kavimler Batı'- ya, daha Batı'ya giderek Ana- dolu'ya gelmese, buralarda bu ıssız topraklarda yaşayacak- tık... Şimdi Türk boylarım Batı'ya gönderen 12. yüzyılda yaşamış ünlü bir Türk ve İslam ulusu- nun, Ahmed Yesevi'nin, Timur tarafından yaptırılan Türkistan kentindeki türbe ve camisini zi- RUSYA FEDERASYONU Sezen Aksu'nun 'Şinanay' parçası henüz Kafkaslar'ı aşamamış, ama Tatlıses'in şarkılarını Çin sımnna kadar her yerde duyabilirsiniz. Türk dünyasının kültür birliğini Tatlıses sağlıyor. Türkistan'da Ahmed Yesevi Türbesi, yüzlerce yıla direnen bir anıt gibi duruyor ve giderek tam bir Islam turizrni merkezine dönüşüyor. Yesevi; Bektaşilik, Nakşilik gibi bütün tarikatlarm kökenini oluşturuyor. TÜRKİSTAN K1ZLARI — Türkistan'da Yesevi Turbesi'nde konuklan karşılayan kızlar sadaria 'taslama ve koşmalar' çalıyoriar. (Fotoğraf: Kerem Çalışkan) kemli türbe-camii insanı ilk ba- kışta çarpar. Bozkınn ortasında o mavi ya da Orta Asya Türklerinin kul- landığı mavi tonun adını alarak "turkuaz" denen renkteki kub- besiyle Yesevi türbesi, Timur'- un bu Türk - Islam büyüğüne duyduğu saygının anıtı gibi du- rur. Yesevi'nin sandukası yek- pare nefrit tasındandır. Yesevi türbesi önünde yöre- deki folklor ekibi, şarkı söyle- yen Türkistan giysüi kızlar ve sazıyla atışan gençlerle karşıla- myoruz. Türkistan kenti, bizim Mev- lana ve Konya yöresi gibi bir zi- yaret yeri. Cıvarda hediyelik eş- ya satan dükkânlar ve kahveler var. Burada giderek bir Islam turizmi için büyük bir potansi- yel var. Özbekler, Türkmenler ve Kazaklar Yesevi'nin ziyaret- çileri arasında. Cıvarda gezinirken çizgili parlak şeritli geleneksel entari- ler giymiş 4 yaşlı Özbek ile kar- şılaşıyorum. Ayaküstü söyleşi- yoruz. Bir kolhozdan emekli ol- muşlar, Yesevi'yi ziyarete ve dua etmeye gelmişler. Benim Türkiye'den geldiğimi duyunca, Ahmed Yesevi'nin Türkistan kentindeki türbesi TÜRKİYE PROJEYİ ÜSTLENİYOR Yesevi türbesi onarılacak yarete gidiyoruz. Ahmed Yesevi'nin doğum ta- rihi tam bilinmiyor. Ölüm tari- hi konusunda Prof. Fuad Köp- rülü. "Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar" kitabında şöy- le yazıyor: "Ananeyegöre 120 yaşından sonra (M. 1166-67) yıl- lannda vefat etmiştir." Yesevi üstüne birçok efsane var. En yaygını ve bizim oto- büsteki Kazak rehberimizin an- lattığı popüler biçimi şöyle: Hazreti Peygamber (Muham- med) bir gün Arslan Baba adlı bir kişiye bir hurma verip 'Bu emaneti Yesi'de Ahmed'e vere- ceksin' der. Arslan Baba hur- mayı alıp Yesi'ye (Bugünkü adıyla Türkistan) gelir, ancak Ahmed'i bulamaz. Arslan Baba burada 400 yıl kadar yaşar. Bir gün 7 yaşında bir çocuk gelerek kendisine 'Benim emanefim ne- rede?' der. İşte o, Ahmed Ye- sevi'dir. Daha sonra Arslan Baba, kü- çük Ahmed'i eğitecek ve Arslan Baba göçüp gittikten sonra Ah- med Yesevi ünlü Yesevi tarika- tını kuracaktır. Anadolu'ya akın akm gelen Yesevi dervişle- ri fetihçi Alperenler teşkilatının da "ideolojisini" oluşturur. Anadolu'da daha sonraki yıllar- da yayılan Nakşilik, Bektaşilik ve Mevlevilik gibi bütün tarikat- ların kökü Ahmed Yesevi'ye da- yanır. Bir adı da "Hazret'i Türkistan" dır. Yesevi'nin türbesinden önce o bozkırın ortasında bütün hey- betiyle yükselen Arslan Baba'- nın yüzyıllara direnen tuğlaiarı boz renge dönüşmüş türbesini görünce, efsanelerin toprağında gezinmeye başladığınızı iyice anlarsınız. Ahmed Yesevi, yine efsanele- re göre Sayram doğumludur. Gerçekten de annesi Karaşaş ana ve babası İbrahim Ata'nın türbeleri de Sayram'dadır, on- ları da ziyaret ediyoruz. Ama Sayram'da nerdeyse adım ba- şında bir türbeyle karşılaşırsı- nız. Hepsi o boz rengine dönüş- müş tuğladan yapılmıştır ve ta- rihleri 10-11. yüzyıllara uzan- maktadır. Zaman tüneli sizi bin yıl ge- riye götürmüş gibidir. Ve orada halk arasında yap- tığı araştırmalarda Yesevi'nin bir mührünü bulan Kazak arke- olog size şu dörtlüğü okur: "Sayram'da saysız bab Tür- kistan'da tümen bab / Otrar'- da otuz bab / Yen şam Arslan Bab!" Böylece Yesevi'nin hocası Arslan Baba'nın "Babalann Babası" olarak anıldığını günü- müze kadar gelen bir halk de- yişi ile anlamış olursunuz. Yesevi'nin Timur tarafından yaptınlan ve inşaatına 1397'de başlamp 14O5'te bitirilen gör- yorlar. Ama ben "Mesket Türkleri'- ni Özbeklerin niçin kırdığım" sorunca biraz heyecanlanıyor- lar. "Biz yapmadık, olaylar Fergana'da oldu" diye elleriyle bir tarafları gösteriyorlar. Da- ha sonra bölgedeki bir Mesket Türkü'nden iki yıl önce özbe- kistan'daki olaylar sırasında Türkiye'den bir heyetin gelip özbeklere "Bizim adamlara dokunmayın" dediğini bir efsa- ne gibi dinleyeceğim. Evet, "Atalanmızın diya- n"nda uyanan Islam, bölgesel çelişkiler, çağdaş özlemler hep birlikte ve aynı anda harekete geçiyor. 20. yüzyıl trenini kaçırmış, dünyadan tecrit edilmiş ve ile- tişim devrinin uzağında kalmış "Orta Asya Türkleri" 21. yüz- yılın eşiğinde dünyaya "mer- baba" demeye çalışıyor. BİTTİ Türkistan kentindeki Ahmed Yesevi Türbesi, Türkiye ve Ka- zakistan arasında yapılan kültür anlaşması sonucu onarılacak. Projenin masraflannı büy-ük öl- çüde Türkiye Kültür Bakanlığı'- nın karşüaması bekleniyor. Pro- jeyi üstlenen ENKA firması ön çalışmalarını tamamladı ve şu anda kesin bir maliyet hesabı çı- karma aşamasında. Cumhur- başkanı Turgul Özal'ın Kaza- kistan gezisi sırasında onanm için aynntılı br protokol im- zalandı. Bölgede geleneksel bir ziyaret yeri olan Yesevi Türbesi şu an- da Aral'dan kaynaklanan bir çevre felaketinin olumsuz etki- si altında. ENKA'nın projeden sorumlu yetkilisi Kayıhan Karhan tlercil konu ile ilgili olarak gazetemi- ze verdiği bilgide şunları söyle- di: "Ahmed Yesevi'nin türbe- camisinin tabanında bir su yük- selmesi var. Bunun Aral Gölii'- nün kuruması sonucu ; erailı su- lannın yükselmesinden kaynak- landıgı sanılıyor. Bu nedenle türbenin temeli kayıyor ve du- variarda, kubbede çatlamaJar meydana geliyor. Öncelikle ta- bana beton enjekte ederek bu kayma ve çatlamalan durdur- mak gerekiyor. Komplike bir çalışma gerekli. Daha sonra Ka- zakistan Reslorasyon Dairesi ik elbirliği yaparak aslına uygun olarak restorasyon çalışmalan- na başlanacak. Bayram ertesin- de bu konuda son anlaşma için Kazakistan'a gideceğiz." Evet, bölgede ve Kafkaslar- dan Çin sınınna uzanan geniş bir sınırda, İslam ve Türk un- surlarının yüzyıllardan beri 'kutsal bir yer' olarak kabul et- tiği Yesevi makammı şimdi Tür- kiye 'kurtanp restore edecek.' Bölgede Türkiye'nin adını du- yuracak ve büyük bir 'reklam' öğesi taşıyacak bu proje sanırız herhangi bir mali ya da teknik aksama olmadan başarıyla sür- dürülür. Siesta istiyoruz • MARMARİS (AA )— Muğla'mn Marmaris ilçesindeki esnaflar, işyerlerinde öğle tatiü uygulamak için imza kampanyası başlattı. Çeşitli Avrupa ülkelerinde yaz aylarında 'siesta' adı altında yapılan 'öğle saatlerinde dükkân kapatma' uygulamasına geçmek isteyen Marmaris esnafı, belediye ve kaymakamlığa dilekçeyle başvurdu. İmza kampanyası açan esnaflar, uygulamayı bir an önce başlatmak istediklerini belirttiler. Marmarisli esnaflar, geçen yıllarda 'siesta' uygulandığını ve halkın sisteme alıştığmı öne sürdüler. Caretta'nın tireme yeri • ANAMUR (AA) — Denizkaplumbağalannın (caretta-caretta) Ege ve Akdeniz sahil şeridindeki yoımurtlama ve üreme yerleri beürlendi. Içel Vali Vekili Fuat Uğurlu'dan alınan bilgiye göre çalışmalarını tamamlayan 'Denizkaplumbağası Üreme Alanlannı Tespit Komisyonu', Ege ve Akdeniz sahilinde 21 bölgeyi ceratta-cerattalann yumurtlama ve üreme yeri olarak belirledi. Ege ve Akdeniz şeridinde geniş bir bölgenin üreme alanı olarak tespit edildiğini belirten yetkililer, belirlenen üreme alanlarından kum ve çakıl alınmasının yasaklandığını ve bu konuda yöredeki mülki amirlere talimat verildiğini bildirdiler. 8 yıllık eğitim başlıyor • ANKARA (ANKA) — Milli Eğitim Bakanı Avni Akyol, halen 5 yıl olan zorunlu eğitim süresinin 1991-1992 öğretim yılından itibaren üç yıllık ortaöğretimin de devreye girmesiyle 8 yıla çıkartılacağıhı açıkladı. Bakan Akyol'un Anka'ya yaptığı açıklamaya göre, Milli Eğitim Temel Kanunu ile ilköğretim ve eğitim kanununda yeni düzenlemeler yapan tasarı uyarınca gelecek yıldan itibaren ilkokulu bitiren öğrenciler üç yıl daha ortaöğretime devam etmek zorunda tutulacak. Ancak bu, öğrencinin ille de ortaokula gitmesi anlamına gelmeyecek. Kurslar ve çıraklık eğitim merkezleri de ek kültür dersleriyle zorunlu eğitimden sayılacak. 8 kişi gölde boğuldu • MANYAS-BURSA (AA) — Manyas Koca Göl'de bir sandalın alabora olması sonucu 8 kişi boğuldu. Edinilen bilgiye göre dün Manyas'a Izmir'den gelen Akbaş ailesi, akrabaları ile sandalla göle açıldı. Sandalın aşırı yükten alabora olması sonucu Nurettin Akbaş (30), Adil Akbaş (6), Seher Akbaş (25), Sinem Akbaş (3), Mehmet Akbaş (6), Muharrem Akbaş (30), Bahriye Yardımcı (30) ve Seda Yardımcı (3) hayatını kaybetti. Yapılan çahşmalar sonucunda Adil Akbaş, Seher Akbaş, Muharrem Akbaş ve Seda Yardımcı'nın cesetleri gölden çıkanldı. Diğer 4 kişiyi arama çalışmaları ise sürdürülüyor. 'l^bancı'nın orijinali satıldı • PARİS (AA) — Varoluşçuluk akımırun öncülerinden ünlü Fransız yazar Albert Camus'nün en ünlü romanı "Yabancı"run el yazmaları, dün Paris'te yapılan bir açık artırmada 1 milyon frarlka satıldı. Yazar tarafından imzalanmış ve "Nisan 1940" tarihi atılmış olan 104 sayfaük el yazmalarını kimin aldığı açıklanmadı. Camus, ölümünden 3 yıl önce 1957'de Nobel edebiyat ödülünü almıştı. Radyoaktif kaplıcalar • İZMtR (AA) — Türkiye'de, nükleer enerji için gerekli olan uranyumun radyoaktif kaplıcalardan elde edilebileceği bildirildi. Ege Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Selman Rıza Kınaa, Türkiye'nin 2000'li yıllardaki ekonomik gelişmesi için nükleer enerjiye ihtiyaç duyulacağını kaydederek bunun bütün ilgili devlet kuruluşlan tarafından da kabul edildiğini belirtti.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog