Bugünden 1930'a 5,503,614 adet makale



Katalog


«
»

CUMHURİYET/14 DÎZİ-RÖPOKIAJ 16 HAZİRAN 1991 Şark IstiklalMahkemesVndeyargılanmaya başlayan Şeyh Sait ve diğer isyancılaryüzleştirilirler Şeyh Sait'e ayaklanmasorgusu Öncesiyle ve sonrasıyla ŞEYHSAÎT AYAKLANMASI UĞUR MUMCU S C orgulama sırasında savcı, Oavcı, "Diyarbakır'a saldınrken kaç yeyhSait, Binbaşı Kasım'ın yüzüne "Mahkemenin adaletine inanınız. kişiydiniz" diye sorar. Şeyh Şait karşıdaaynısözleriyineliyordu: "Teslim Adalete karşı işlem olmaz. Haksız yanıtlar: "Bilmem, Allah bilir. Benim olmak meselesini bu Kasım Bey ortaya karar verilmez" deyince Şeyh Sait şöyle haberim yok. Ben o gece çıkardı. Şeyh Abdullah da Kasım Bey'in konuşur: "Ben adalet istemiyorum. Samahini'deydim. Dört bin, dört bin fikrine katıldı." Şeyh Sait, damadı Adalet uygulanırsa benim halim nice beş yüz. Belki beş bin asker olur. Melikanü Şeyh Abdullah'ı Varto ve Muş olur? Beni sizin buyurduğunuz gibi Allah bilir. Elimizde top vardıysa da üzerine gönderdiğinianlatıyordu. Şeyh uzak bir yerde, bir şehirde ikamete kullanan yoktu. Esasen topumuz da Abdullah ise bu sözlere karşı "Mektup memur kılsalar olmaz mıydı?" tüfeğimiz de noksandıî' aldun,amaoralaragitmedim"diyordu. — 15— Şark Istiklal Mahkemesi Savcısı Karasi Millet- vekili Ahmet Süreyya Bey, sorgudan önce Şeyh Sa- it ile dostluk ilişkisi kurmak istemişti. Bu amaçla sık sık Şeyh Sait ile görüşüyordu. Ahmet Süreyya Bey, ayaklanmanın nasıl başla- dığını anlamak istiyor; bu amaçla Şeyh ile görü- şüyordu. Ahmet Süreyya Bey'in sorulanna Şeyh Sait hep aynı karşılığı veriyordu: —Jandarrnalar ile hdkıimet tarafından aranan $ahıslar arasında meydaoa gelen çatışmadan son- rt ben artık köyde kalmadun; döodıim. Yolda, ka- ffleye birçok kişi katüarak gösteri yaptı. Olay bu yiizden oldo. Ahmet Süreyya Bey, Şeyh Sait'in söyledikleri- ne hiç inanmıyor, üsteliyor; Şeyh Sait de açık ya- nıtlar vermekten kaçınıyordu. —Pekiyi... Siz de onlara uydunuz. Ve başlan- na geçtiniz. Işi, yani ayaklanmayı büyütfip geniş- lettiniz, öyle mi? —Yoh.. Oniar çoktu ve süahlan da vardı. Beni dinlemiyoriardı ki. —Şu halde siz de onlan dinleyerek bırakıp gel- diğiniz yere, Hınıs'a gidebilirdiniz. Ama siz böyle yaptnadınız; onlann başına geçtiniz. Emir-üJ Mü- cahidin unvanını aldınız; onlara enûr ve kuman- dan oldunuz demek? —Yoh yoh, onlar beni zortadılar. Ben de kade- rim olarak, onlann içinde oldum. Ben bu işin ne önttndeyim, ne arkasmdayım. Herkes gibi içindeyim Saya Bey! (237) Savcı Ahmet Süreyya Bey, Şeyh Sait ile konu- şurken hep kafasını kurcalayan şu sorulara yanıt anyordu: Dinsel amaçlı mı? Şeyh Sait'in Piran'a gitmekteki amaa neydi? Pi- ran'a gitmeden önce kimkre haber vermişti? Ayak- lanma dinsel amaçlı mıydı? Yoksa amaç, dinsel gö- rüntü altında Kürdistan devleti kurmak mıydı? Şeyh Sait bir süre düşünüyor ve savcıyı yanıth- yordu: —Şeriat hökümlerinin hükiimetiıniz tarafından uygulanmasını saglamak diişiincesi, benim başun- da yaşayan bir fildr ve arzuydu. Bunu gereginde sdylemekten de çekinmezdi. Fakat böyie olsun diye kimseye bir şey söylemedim. Savcı, Şeyh Sait'i konuşturmak istiyordu. Bu amaçla bilmezlikten gelerek sormuştu: —Nasıl olsun dive. anlayamadım Şeyh Efendi? —İşte bu avaklanma denilen olaya ait önceden bir karar olmamıştı. Ahmet Sureyya Bey, yeniden üsteliyordu: —Yusuf Ziya ve Cibranlı Halit, size kıyam için (eklifte bulunmuşlar. Ve Bitlis'teki askeri cepha- neligi ele geçireceklerinden de söz etmişler. Yusuf Ziya size de gelir gidermiş, Muşlu Nuh Bey de böyle bir harekete taraftarmış, siz bunlardan haberli ol- dugunuzu da inkâr etmezsiniz ya.. Ktirdistan davası —Onlann fikri, davası başka idi. —Ne gibi dava? —Kürdistan davası... Kürt hükümeti kurmak to- (ediklerini Yusuf Ziya Bey'den duymuştum. Savct umudu kesmişti. Şeyh Sait, istediği yanıt- lan bir türlü vermiyordu. Aralanndaki söyleşi şöyle sünnüştfl: —Şeyh Hazretleri! Ben şahsen, cidden size acıyorum. Size uyan şu zavallı, masum insanlara da çok acınm. Onlar, siz büyüklerine uymuşlar. Size gelince... Siz de yaşlı-başlı on evlat sahibi bir ihtiyarsımz. Ve şahsen öyle anlıyonım ki işlediğiniz fiil, ne şer'- an ne de akıl yönünden caiz bir fiil değildir. Na- sılsa seçtiğiniz hanvtin cezasım görerek pişman ol- duğunuza da inanıyorum. Benim elirade olsa sizi bir kaleye kapatır ve orada uzun ömürlü olarak ya- şamanızı isterdim. Böylece, cumhuriyet yönetimi- nin bu vatan ve millete sağlayacağı hayırh hizmet- leri ve büyük faydalan görmenizi isterdim.. Af olmaz mı? —Sizin olgnn, iman sahibi bir Mösiüman oMn-, ğvnnza inanıyorum. Merhametinizden de emi- nim... Şu halde bizi affetmek olmaz mı? —Baîc Şeyh Efendi; ben savcıyım. Yetkim ya- sayla belirlenmiştir ve sınırhdır. Bir sanığı, bir suç- luyu affetmek yetkim yok. Size yalnız şu güven- ceyi verebilirim: Mahkemenin adaletine ve yasa- lara uyacağma inanınız. Yasa ve adalete karşı hiç- bir işlem olmaz. Bir haksız karar verilmez. —Ben adalet istemiyorum. Merhamet, atıfet is- tiyonım. Adalet uygnlanırsa benim halim nice olur? Beni, sizin buyurdugnnuz gibi uzak bir yer- de, bir şehirde ikamete memur kılsalardı, olmaz mıydı? Şeyh Sait'in savcılıktaki ilk sorgusu 21 mayıs gü- nü savcı Ahmet Süreyya Bey ile askeri yargıç Mü- nir Bey tarafından yapılmıştı. Sava Süreyya Bey, soruyordu: —Diyarbakır'a saldınrken kaç bin kişi vardı? Şeyh Sait yanıtlıyordu: —Bibnem, Allah bilir. Benim haberim yok. Ben o gece Samahini'deydim. Dört bin, dört bin beş- yüz, belki beş bin asker olur, Allah bilir. Top-ttifek noksandı Süreyya Bey soruyor, Şeyh Sait yanıtlıyordu: —Bu askeri siz Semahi'deyken kim yönetiyor- du? —Hanili Salih Bey. (238) Mustafa Bey, Şeyh İs- mail, AbduUaüf, Haci Selim var ise de kesin ola- rak bilemiyonım. —Sizin askerlerden o gece kaç kişi Diyarbakır'a girmişti? —Seksen ile yüz kırk arasında söyleniyor. —Diyarbakır'ın çevresinde kale ve içerisinde de asker vardır. Top, makineli tüfek mevcuttur. Bu- ranın yalnız tüfek ile zaptedilecegine nasıl inandı- nız? Topunuz mu vardı? —Hünizde top vardıysa da kullanan yoktu. Esa- sen topnmnz da tüfeğimiz de noksandı. —Peki aknmasına ümit edilmeyen yere nasıl sal- dın düzenlenir? —Belki iceriden de bize taraftar çıkar umuduy- la akıl ileri snriildu ve yürütüldü. Bu bence im- kânsızdı. —tçeriden taraftar çıkacağmı kim söyledi? Bu taraftarlar kimlerdi? —Salih Bey söytemişti. Daha kim söyledi, bü- miyornm. Ben Diyarbakır ahalisini tanımıyornm. Ancak aklıma gddigiııe göre Salih Bey; Cemil Pa- şazadeler, Dr. Fuat (239) seriata taraftardır, de- mis. Bir de Nakip Bekir Bey'in seriaU egilimli ol- dugnnu söylemişti. —Diyarbakır'ı aldıktan sonra ne yapacak ve ne- reye gidecektiniz? —Diyarbakır'ı aldıktan sonra bükümet ile gö- riisecek ve seriatı isteyecek, kabulii halinde hökü- metin raiyesi (240) olacaktık. —Bu kadar yerleri almıştınız. Neden oralardan hükümetle göruşmediniz de görüşme için Diyar- bakır'ı seçtiniz? —Kaderi ilahi bu tarafa düşürdü. —Oğlunuz Şeyh Ali Rıza Efendi Istanbul'da kimlerle görüşmüş? —KürtJere misafir olmuş. —Kimlere? —Reşit adlı bir amele başı birine... —Otelde yatmamış mı? Diyarbakır'da çok sevilen Dr. Fuat (Bak: DipnoÜar) bflyflk oftln Mnzaffer fle birükte... —Yok, hayır, söylemedi. —Başka kimlere misafir olmuş? —Yok, isitmemişem. —Seyit Abdülkadir'e misafir olmamış mı? —Misafir olmamış. Yalnız görüşmüş. Ziyarete girtiğini söyledi. —Seyit Abdülkadir, oğlunuzun keodisinde mi- safir kaldığını söylüyor. —Ben, oğlumun bana söyledigini bfldiriyonun. O bana yalnız ziyaret ettigini söyledi. —Size bağü olanlar arasında geçen bir söz var- dır; o da "Diyarbakır'ı aldıktan sonra Şeyh Efen- di, Cizre üzerinden tngilizlerle temas edecek ve yar- dım sağlayacaktır." Bu nasıldır? —Böyle bir şeyden haberim yoktur. Bilsem söy- lerim. Fakat kimseye iftira etmem ve yalan söyle- mem. (241) —Lice'den buraya mektup yazdırdınız mı? —Ben Lice'de esir süvari kaymakamı Cemil Bey'e (242) Mürsel Paşa'ya hitaben bir mektup yazdırdım ve bunda maksadımın şerait olduguno, elbiriiği ile dinin ihyasına ynlışıp^^i'ğ1 "" yazdım. Fakat, vardı varmadı bilmiyorum. —Diyarbakır'ı farzedelim ki aldınız. Tabii bir hükümet kuracaksınız ve Ankara'ya yazacaksmız. Ankara, -farzedelim ki- kabul etmedi. O zaman ne yapacaktınız? —Baa seyleri kabul edeceklerini imit, bazüa- ruu da babaneterle kabul etmeyeceklerinl sanıyor- nun. Mesela medreseleri açmalannı ümit edi- yordnm. —Kesin olarak reddettikleri zaman ne yapa- caktınız? —Ya bagımıgriık ilan ederdik ya göç ederdik; Sam'a, Halep'e bir yere çekilir giderdik. —Cibranlı Halit Bey, Hasenanlı Halit Bey, Hacı Musa, Nuh ve Yusuf Ziya Beylerin eskiden beri bu konularda çalışmalan vardı. Bunlar hakkında ne- ler duymuştunuz? —Hınıs'taydım. Bir gün işittim ki Halit Bey'i hapsetmisler. Bir gün de Hacı Musa Bey'in hapsi- ni duydmm. Ondan evvd de Ynsuf Ziya Bey'i hap- setm^terdi. Hasenanlı HaHt Bey'i de tutmaya ge»- mişlerdi. Baska bir şey bilmiyorum. —Başka bir diyeceğîn var mı? —Hayır, benim maksadım bu dine hizmet ver- mekti. Bu çeşit niyeüm de yoktu. AUah'ü Teah'- nın kaderi beni bu çeşite düşirdii. Muvaffak obunadık. Şimdi anladığıma göre mu- Taffak olsaydık bu akali Ue bir şey ölmazdı. Bu vaziyet idi. Çünkü ahaUden atkım aynldı. Şeria- ta razı olan ahali kalmanmtır. Savcı Mustafa Süreyya Bey, Şeyh Sait imzasını taşıyan bir mektup çıkanp soruyordu: —Türk ve düşman sözleri ne anlama geliyor? Yamt: —Mektnbun altandaki imza benimdir. Fakat ya- zısı ve kâübi LiceU Bilal Efendi nin oglu Fehmi'- nindir. Savcı bazı askeri terimlerin yer aldığı mektubu Şeyh Sait'e gösterip yeniden soruyordu: —Nedir bunlann anfaunı? Yanıt aynıydı: —Kâtip Fehmi'nin yaası... (243) Savcı Şeyh Sait'e bir mektup daha gösterdi. Mektup oglu Ali Rıza tarafından yazılmıştı. Mek- tupta Varto baskınındaki başansızhktan Binbaşı Kasım Bey ile lsmail Bey'in sorumlu tutulduğu an- laşıhyordu. Kasım'a itimadım yoktu Savcı soruyordu: —Madem Kasım ve lsmail Beyler, ayaklanma- ya karşıydılar, bunlara nasıl güvendiniz? Şeyh Sait -herhalde iç çekerek- bu sonıyu şöyle yanıtlamışü: —Bu mektup bana ofchımdan gekli. Benim Ka- sım Bey'e hiç itimadım yoktu. Kasım Beyle benim aramda bir yazışma da obnamıstı. Kendisini ka- çış sırasında Şeyh AbdmUah'ın yamnda gördtim. Bu soru ve yanıtlar üzerine savcı Şeyh Sait'i, Bin- başı Kasım, Şeyh Sait'in damadı Melikanlı Şeyh Abdullah ve 'FJazıg Cephesi Komutanı' Şeyh Şe- rif ile yüzleştirmeye karar veriyordu. Şeyh Sait, Binbaşı Kasım'ın yüzüne karşı da aynı sözleri yineliyor ve ekliyordu: —TesUm olmak meselesini bu Kasım Bey orta- ya çıkardı. Şeyh Abdullah da Kasım Bey'in fikri- ne katıldı. Şeyh Sait, damadı Melikanlj Şeyh Abdullah'ı Varto ve Muş üzerine gönderdiğini anlatıyor; Şeyh Abdullah kayınpederinin bu sözlerini; —Gerçi ben bu konuda birçok mektup aküm, ama oralara gitmedim, diye yanıtlıyordu. Şeyh Sait, ısrar edince de "Mecbur kaküm, Şeyh Sait'in zoruyla gittim" diyordu. Darağaamn gölgesinde damat kayınpederi; ka- yınpeder damadı suçluyordu! Can pazarındaydılar! Varın: Yözleştirme (237)-örgeevren, Dünya, 15-16 nisan ve 12 haziran 1957. ü l p n l l U 3 r P 3 8 ) - H S ı ı i l i Haa Salih Bey, çevresmde çok tanılan, Fran- sızca, Arapça ve Farsça büen, şiir de yazan bir yerel liderdi. Oğlu Mustafa ve torunu I%rit Bora, Hani'de betedıye başkanlıgı yaptüar. Feril Bora, 1987 se- çiınlerinde DYP listesinden Diyarbakır milletvekili olarak TBMM'ye girdi. (239)-Diyarbalar Çennik üçesinde Hacıkadıroğullan ailesınden Dr. Fuat'ın Ittanbul'da V&A Paja adlı bir yakınma yazdığı 21 Şubat 1925 tarihli ;u mek- tubu efc geçmişti. Dr. Fuat, mektubunda şunlan yanyordu: ta^jcte w v * M « r f * * l ö r t iriikU f Be Hm» Ş«yhl Sdt Efcad a^kiuank H u i ve Uetjt kadu |cUL Şmü Dtjırtakırt» Kkta dokn mattk kneyMc a » ) otayor. AlUı eacunm IttT^öta. Hakpteki lirt Ctmtjtü de «y" anafia a-y •nta KürtVri •yıUa ak ib Sooç otomk ffaad^e kwlw dfc. Mu» T» ÇCTTMİ t^ K d b Htoi h » Ç ^ria eHa f ç KnrdbU» Htoi, hikflmed dddi «• ac attaki tim derbeder (üalerdea n a n bddene dd-Btmiaât, tördaftiB Te ge •emi yaftyonm." Ele geçen bu mektup, hem Diyarbakır'da çok sevilen Dr. Fuat'ı idam seh- pasına yoUamış hem de Şeyh Sait davası için ayaklanmanın önceden planlan- dığını gösteren bir suç belgeâ sayılmıstı. (örgeevren, Dünya 14-15 Mayıs 1957) Dunışmalarda Türk olduğunu ısrarla vurgıılayan Dr. Fuat, Seyh Sait'in Di- yarbakır'ı kuşatogı gunlerde Kürt uiusal giysileri ile kentte dolastığı ve Ferit Pasa'ya yazdı mektupla, Kürt ayaklanması ile üişkib olduğunun kanıtlandığı gibi gerekçelerle Sıverekli Karabahçelı Şeyh Eyüp Ue birhkte yargılanıp idama mahkûm edilmışti 17 Nisan 1925 gıinu de asılmısu. Şark lstıklal Nlahkemesı'ruıı ılk idam karan bu karardır. Aynı kararla Diyarbakır Milletvekili Feyzi Bey'in fabrikasının bekçisi Ha- san idam cezasına çarptınlmıs; yürekli Terzazede Abdurrahman da 5 yıl ağır hapse TtıahkTîm olmuştu. Sava Örgeevren. Dr. Fuatia sava olarak kendisi tarafından da istenen ölüm cezasının kaldınlması için karardan sonra mahkenıeye basvurduğunu, ancak mahkemenin idam karannı degiştirici nhdikte hafıfleüci neden bıılamariıgını kaydediyor. (Dünya 15 Mayıs 1957) Dr. Fuat'ın ailesi. sonradan "Eıkaea" soyadını aldı. Eski Danıştay daıre başkanlarından eskı CHP senatOrlerinden Kamonuı Erkmeaoiluda Dr. Fuat'ın yeğenidir. Ünlu şair Cahil Srtkı Tanraa da Ka- muran Erkmenoğlu'nun kayınbiraderidir. Dr. Fuat'ın bıri kız bin ilk evlıliğinden oimak üzere iki oglu oldu. İlk eşin- den dogan oğlu Muzaffer, babasına rapılan haksızlıgı ömür boyu anımsa- mak ve anımsatmak ıçıif 'OlduraleDOğlu' soyadını aldı. tstanbul Kadıköy Belediyesi'nden emekli olan Muzaffer öldürülenoğlu. 1978 yıünda öldü. Muzaffer Öldürulenoğlu'nun kızı Dicle öldürülenoğlu, Kadıköy Anadolu Lisesi'nde Ingilızce öğretmenliği yapıyor. Dr. Fuat'ın küçük oğlu Mehmet Erkmen, 1949 yılında Istanbul Hukuk Fa- kültesi'ni bitırdikten sonra kısa bir süre Niğde'de savcılık yaptı. Daha sonra tzmır'de avukatlığa basladı. Erkmen, 1955 yüından bu yana Izmir'de serbest avukat olarak çakşıyor. Baktığı hastalardan ücret almayan ve yoksul hastalara ücretsiz ilaç veren, sevecen kişiliğı ile bugun de adı Diyarbakırlüar arasında saygjyla anılan Dr. Fuafın oğlu avukat Mehmet Fuat Erkrnen, 1945-49 yülan arasında kaldığı tstanbul Aksaray Talebe Yurdu'nda, babasınaduvulansaygınedeniylejken- disinden ücret aiınmadıgı, bu yüzden yurdun sahibi Musa Anter'e "OmSr boyn şuknn borçlu" olduğunu söylüyor. Musa Anter de şu anda tsveç'te yaşıyor. (240) - Şeyh Sait, burada "rrivyetf* sözcüğünü kuuaaıyor. Arapça söz- cOk olan raiyye, "sârm, oüa&lutary»Msarisu" ya da "bir hokindar tdanai akmda brioBU vc vergi veno halk" affiamın^a^'r (Devdlioğlu Ferit, i 1049) Devrim tarihi öğretim üycsi Prof. Dr. Ergün Aybaıs, bu yazısmalar için (TBMM Arsivi T-12, Dosya 96-101'e yollama yapıyor. (Aybars s: 297) (242) Süvari AJbayı Cemil Çevindir. Çevindir, 1930 yılında Edime'de öUtt. Ailesinden aldıgunız bilgiye göre Şeyh Sait kuvvetlerince tutsak alınan Ce- mil Bey, Lıce'ye girerken "hırp otri" olarak yıya yurütülmek istenmis, ancak Cemfl Bey, "B« ıtvHtrhB, e * de obam at taoMoı t—mT dedigi içm Kbt i k akmda brioBU vc vergi eno ha ( ğ Osmanhca-Tttrkçe Ansiklopedik Lügat, Aydın Kitapevi, 1982 Ank. s: 1049) (241> örgeevren Dünya 12 haziran 19i/ Bu sorgu metinkri TBMM arsrvindedir. Bu arşivdeki dosyalann "taarif dtsı" olduğunu öğrendik. Bu nedenk bu dosyalan inceleme olanağı yok. Kaldı kı, bu dosya ve tutanaklarm incdenmesi TBMM Baskanfagı'nın özd iznine bağhdır. y g ç atülannın arkasmda Lice'ye de at üstOnde geürümistir. (243)-Şeyh Sait'in sek- rttcn Lıcelı Bilal Efendi oğlu Fehmi, olaydan sonra Sunye'ye kaçtı. On üç yıl Suriye ve Fransa'da yasadı. Donüste Isparta'ya sürgün edildi. 1967 yüında Li- ce'deöidtt. Birkaç yabana dil bilen Avukat Fehmi Fuat, Lafontain masallannı Kürtçe- ye çevirdi. Ölumüne yakın "SosjaKıaİB Umomi lariki' adlı bir kitaptan not- lar ahyor, sosyalizm üzerine çaUşıyordu. Va^Hıgi anılannı ölümüne yakm yırt- ü. Fehmi Fırat'ın bir oğlu Avukat Sırn Fırat, ku$kuhı bir kaza sonunda öldü. Fırat'ın Amerika'da okuyan Zerdeş adlı bir baska oğhı da Kore savasma go- nüllü olarak katıldıktan sonra adı bir onayete kanstı. Bu olay üzerine Japon- ya'ja kaçac Zerdes, burada da bazı seruvenlere kanstılrfan sonra TOrldjc'ye döndü ve dokuz yıl cczaevinde kaldı. Cezaevinden af yasası ile çıkü. 601ı yil- larda da öldü. OğullanDdan Feridun Fırat Ispaıta'da yasryor ve ticareue uğrasryor. T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI Ahne Ve Çocuk Yaşatma Programı daha çok ilgi daha çok bilgi analar, çocuklar ölmesinî.» S.B. tMç ve Eczaahk Vakfı ı HEP Konoresi: Sılora getiriHp dıjıtıbnıym ınahtar tistede kimler vardı? Kimlar eizildi? Istanbul ll Bafkanı neden istifı etti? Selim Uslu, HEP'i eleftiren "Büyfik yızır*ı ytzdı t Moskovadakı TKP arşrvı Tûrkîye'ye geliyor • Istanbul polisi gece ıvında • Amerikan hayranı Günes Taner'le Alman ekotonden Işın Çelebi çabşması • Çandar, Ozal'ın danifmanı oldu • Gelışım Yayınlan el deötştirdi • Sunay Akın, Nenat Çelik, Mehmet Çetm, Aydın Oztflrk. "Genç" Jiirler 20We 0O(YVnun acık otunımunda • Abramowıt2 suskun • Dojjı I Perinçek Sosyalisi Entemasyonal'i yazdı Guneydoğu'da $on durum PKK'NİN KISKAÇ HAREKÂT1 PKK ilçe baskınlannı yoğunlaştırdı. İlçeler birkaç saatliğine ele geçinliyor. Toplu propaganda yapılıyor. Halk mahkemeleritaıruluyor...Kars-Ağn-Van üçgeninde yayılma ve kuşatma taktJği. Muş-Bittis hatbnda ilçe baskınlan... Özel Tim-Hizbullah ilişkisi. Bir tepeye çıkan, bir çukura inen karakollar. • 10 6UNLÜK EYLEMCİ İ$Çİ SAYISI YARIM MİLYON. E-5'E İKİNCİ HAMLE. İ$(l BABIAU'Yİ BASACAK.YOLLARDA İŞÇİ İŞGALİ:-GEMEL GREV YAPARIZ, HAMEDAHI YIKARIZ* • TALABANİ: "ABD-PKK ÇATIŞMASINA KATILMAYACAĞIZ" • FUTBOLU VE BÜTÜM YÖNLERİYLE: İ$BJTİRİCİ TANJU. DOĞAN KOLOĞLU ANLAni. • İSLAM KALKINMA BANKASI'NDAN LISE MÜDÜRLERİNE ÇEMGEL TEL: 513 83 52-513 83 53-513 96 78 FAX: 513 96 76
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog