Bugünden 1930'a 5,504,180 adet makale



Katalog


«
»

13 HAZİRAN 1991 CUMHURİYET/17 HAVA DURUMU TURKIYE'DE BUGÜN Meteoroloji Işieri Genel MG- dûrtüSü'nden alınan bılgıye göre yur- dun kuzsydoOu kesimleri parçalı çok bulmkj, Doflu Kaıadeniz iie Doğu Ana- doto'nun Xuzeyi yer yer sajanak ve gfik gtJrûltûkj saflanak yağışlı. ötekı yertef az bukjftı ve açık geçecek Hfr VK SKAKLIĞİ: Biraz artacak. RÛZ- GAfifYurtiun tacey kesımlenmle ku- zey ve ttoğu, difler yefienle gûney ve batı yönlerden hafîf ara sıra orta kuv- vette esecek. Oenizierde Bat Karade- nız'de yıtdız ve karayBİ, Akderttfde gûnbatısı ve lodos dğerdenizlerimu yıldız ve pcyrazûan 3-5 Batı Karade- viz, Marmara ve Ege'de zaman zaman 6 kuvvetinde saatte 10-21 Batı Kara- tienız, Marmara ve Ege'de zaman za- A 32°20°Dıyart>a)or A 28° 16° Edırne A 3tf 17" Eranta-ı A 22° 10° Eraırum Y 21° 9° Estaşefıır A 26° 12° Gaaantep A a P û man 27 demzmlı W a eseceK Daiga yûtee»5i 05-1.5 Batı Kara- deniz, Marmara ve Ege'de zaman zaman 2-3 m dolayında bulu- nacak Van Götonde hava: Parçalı bulutlu geçeceK Rûzgar gû- ney ve bat yönlerden hafif ara sıra orta kuvvette esecek. Göl küçük dalgalı görüş uzaklıgı 10 km. dolayında olacak. BakkKSir Heok BtagU Bitts Bokı Bursa Çanaklole Çoıum Denelt A A 1 Y A \ Y A 32°20°Gûmu$haneB Y 22° 13° HakÖn A A 3T° 19° Isparta A A 27" 12° Istanbul A A 25° 11° Izmr Y Y 24° 13° Kare 31° 16° Manısa 27° 15° K . M Î T Ş 2S°12°Mensn 21° 8°MuJta 26°12°Muş 29°17°NıO*i 22° i7° Ortu B 26° 14° Kastamonu A B 23" 13° Kaysen A 26° 15° Knidarel A 28° 16° Konya B 25° 11° Kuöfıya A 29° 18° Malatya 25° 15° Samsun 27" 11° Stırt 26° 16° S4nop 33°20°Sıvas 20° 7°Telortfcıj 23° 13° Tralaon 24° îl» Tunceli 25° 15° Uşak 25° 13° Van 24°1O°YozBat 28° 6 Z UB 28° 16° ZonguUak B 23° 16° K 'k ^ -yajnıurtu as» /S t A-açık 6-Dulutfcj G-gûneşlı K-tarlı S-sslc Y-yaJmuHu BULMACA SOLDAN SAĞA: 1/ Işığın püriizleri bulunan bir yüzeyin her noktasında yan- sıyarak pek çok doğ- rultuda yayılması olayı. 2/ Ele avuca sığmayan... ödeşme, razı olma. 3/ Çok küçük boyutlann öl- çülebilmesini sağla- yan düzenek. 4/ Gözleri görmeyen... Plan. 5/ Eski Mısır'- da güneş tannsı... Evre... Güney Afrika Cumhuriyeti'nin plaka işareti. 6/ lakılmış ad. 7/ Se- ciye, karakter... Afrika'da yaşayan, gövdesi kızıl kestane ve bacaklan be- yaz çizgili bir hayvan. 8/ Bir çeşit si- nek... Lantan elementinin simgesi. 9/ Duvar ilanı... Yük hayvanlannın sağ ve sol yanına konulan iki yük par- çasından her biri. YUKAREDAN AŞAĞIYA: 1/ Has- sas. 2/ Dahil... öğretim ve egitim sis- temi. 3/ Bakla içiyle yapılan zeytin- yap bir yemek... Dayanıkb, güçlü. 4/ Yapay reçine verniği ve tutkah üretiminde kullanılan beyaz ve billur toz... Bir nota... Ha- yat arkadaşı. 5/ 'Delismen, npır' anlamında argo sözcük. 6/ Yalvartmak amacıyla yapılan davranış. 7/ tşyeri... Ağaç kökle- rinden yapılan, tsviçre'ye özgü dağ evi. 8/ Tann'ya, doğaûstü bir varhğa, kutsal sayüan bir kimseye bir kimsenin iyiliği için yakarma... Yunan mitolojisinde kır tannsı. 9/ Tedavi. 60 YIL ONCE Cumhuriyet Ihtiyaç fazlası oto 13 HAZtRAN 1931 PORTATİF Remington Istanbul Belediyesi geçenlerde ittihaz ettiği bir kararla Lando biçimi tek taksiyi kabul etmişti. Bundan beklenilen fayda şunlardı: 1- Istanbul'a lüks otomobil gelmiyecek ve bu suretle her sene bir kaç milyon liramız memleket haricine gitmiyecek, 2- Otomobiller hep ayni biçimde olacağı için bittabi her fabrika az benzin sarfeden makineler yapacak, binnetice senede iki milyon lira benzinden tasarruf edeceğiz. 3- Yeni otomobiller piyasaya çıktıkça eski arabalara rağbet gösterilmemekte ve eski araba sahipleri bu yüzden henöz mallanrun taksitini kumpanyalara ode>ememiş oldukları sırada arabalara haciz konulup garajlara çekilmekte, bilâhare yok fîatına satılarak sahibinin felâketini mucip olmaktadır. Yeni şekil buna da meydan vermiyecekti. Evvelâ Belediye ile otomobil sahipleri ve şoförler arasında müzakere cereyan ederken bazı kirnseler buradan Viyana'ya ve diğer Balkan memleketlerine giderek alelâcele oradan yeni otomobil getirmişlerdir. Otomobil şirket ve fabrikalan bu kararın imzasından evvel şehrin ihtiyacından fazla otomobil siparişi vermişlerdir. Belediye bunlann memlekete girmesine müsaade etmiştir. Diğer taraftan şoförler cemiyeti tek taksi karanndan sonra sipariş edilmiş bir otomobil listesinin daha Belediyece imzalanarak kabul edilmiş olduğu şayialan devam etmektedir. Kuvvetli olduğu söylenen bu haber tahakkuk ederse hem mühim bir yolsuzluk ortaya çıkmış hem de Belediyenin kendi teşebbüsü ile yapmak istediği diğer faideli bir iş suya düşmüş olacaktır. 30 YIL ONCE CumhuhYet Laos Konferansı 13 HAZtRAN 1961 Bugün yeniden toplanacak olan Laos Konferansına Birleşik Amerika da iştirak edecektir. Sovyet ve lngilizlerin sarfettikleri gayretle Laos Konferansı dağılmaktan kurtanlmışa benziyor. Ingiltere Dışişleri Bakanı Lord Home ve Sovyetler Dışişleri Bakanı Andrei Gromyko'nun Laos'taki beynelmilel kontrol komisyonuna gönderdikleri müşterek A G n m y k o müracaat üzerine konferans bugün toplantıya dâvet edilmiş ve konferanstan bundan evvel çekilmiş olan Birleşik Amerika heyeti de iştirake karar vermiştir. Laos'ta beynelmiiel komisyonu teşkil eden Hindistan, Kanada ve Polonya delegelerinden Cenevre'ye yeni bir rapor ulaşmış bulunmaktadır. Bu rapora göre, Komisyon üyelerinin bundan sonra çarpışmaların cereyan ettiği sahalara, bilhassa son günlerde Komünist Pathet Lao'lann ele geçirebilmiş olduklan Padong"a gidebilecekleri bildirilmektedir. Kontrol komisyonu üyelerinin "kritik" noktalara ulaşamamaları Batıhlann konferanstan çekilmelerinin başhca sebebini teşkil etmişti. Bu sefer Komisyon'dan gelen bu rapor üzerine Batı'lılar konferansın bugünkü oturumuna iştiraki kabul etmişlerdir. GEÇEN YIL BUGÜN Cumhuriyet Cezayir'de seçimler 13 HAZtRAN 1990 Cezayir'in, bağımsızlığına kavuştuğu 1962 yılmdan berj ilk çok partili yerel seçimler dün yapıldı. 28 yıldan bu yana iktidarda bulunan Ulusal Kurtuluş Cephesi ile radikal îslamcılann oluşturduğu İslami Kurtuluş Cephesi çekişti. Seçimlere katılma oranının düşuk olduğu, yaklaşık 13 milyon seçmenin yüzde 56'sının oy kullandığı bildirildi. DÜZELTME ~ • İcazetli aday Gazetemizin dünkü sayısında yer alan ANAP haberinde genel başkan adaylarından Hasan Celal Güzel'in "İcazetli aday Mesut Yılmaz'dır" sözleri yanlışlıkla "îcazetli aday Hüsnü Etoğan'dır" şeklinde y^r aldı. L — /•$am Kahire* OÜNYA'DA BUGÜN Amsertam Y 16° Amman A 31° ADna Y 29° A 34° A 26° A 20° A 25° Y 21° Y 18» Y 17° Y 22° A 22° A 27° A 41" A 44° Y 19° A 29° Y 17° A 31° Y 18° Y 18° A 31° Bnekma Basd srBonn Bcûksel Budaoeşte Canevre Ceayır Odde Duba Frankfur. Gıme Helsmkı Kahre Kopenhag KAkı Lefltoşa MMı Lemngrad Y 21° Landra Y 16° Madrid A 29° Mano A 27° Y 21° B 20° Y 15° B 20° Y 20° A 43° A 24° Y 25° A 33° Y 21° A 25" B 22 A 20° Mo Pans Prag Rocna Sdya Şam HelAvıv liınııs vened* Vıyana Zûnh Felsefmm Önemine İlişkm Felsefe; matematik, fizik.kimya, biyoloji, sosyoloji vd. bilim dalları gibi (ve tıpkı bunlarda olduğu gibi) birbirinden soyut düşünülemez, öğrenilmesi insan olarak hepimiz için zorunlu bir bilim dalıdır. Bunun tersini savunmak ya bilgisizlik ya da kurnazlıktır. Felsefenin önemine, bugün iktidann içi- ne girdiği yanlış bir uygulamayı ele alarak bakmaya çalışabm: Bilindiği gibi günün iktidan orta dereceli okullarda felsefeyi "seçmeli ders" olarak tanımlıyor. Bu demektir ki öğrenciye fizik, kimya, matematik gibi yoğun müfredatlı derslerin yarunda felsefe olsa da olur, ol- masa da. Ne diye kendini felsefenin zonı- na sokasm? Ama üstesinden gelirim diyor- san buyur o dersi de al. Olaya hiç olmayacak bir açıdan bakaum: Diyelim, matematik de seçmeli ders olsun. Birçok öğrenci üniversite smav kaygısını bir yana bırakabilirse, bu dersi de almak iste- meyecektir. Ve diyecektir ki: Yann ben bir ressam olacaksam ya da doktor ya da bo- tanikçi, bugün matematik kapsanunda gör- düğüm trigonometrinin pratikte bana ne yaran olabilir? öğrencilik yülanrruzı arum- sadığımızda, bu türden yakınmalarımızın hiç de az olmadığını biliriz. Konumuza, felsefenin seçmeli ders olma- sına döndüğümüzde ise felsefenin kısa ta- nımına bakalun: "tnsanın doğasını, düşüncesini (yani kendisini) ve toplumunu inceleyen bilim da- lına felsefe denir." Peki şimdi bir soru so- Savasları9 Şu anda 18-20 DM'ye kadar düşmüş olan 4-5 yıldızh otel fiyatlarının oluştuğu bir ortamda 15-20 gün sonra 1992 yılı anlaşmaları yapılacaktır. Bu koşullarda 1992 yılında fiyatlarımızı hangi düzeyde tutacağımızı maalesef bizler değil, yabancı tur operatörleri belirleyecektir. Körfez savaşının bitimi ile 1991 sezonu için turizmde artan umutlar şu ana değin hiçbir şekilde gerçekleşmemiştir. Son ANAP iktidan döneminde sürekli değişen bakanlar ve aynı partiye bağlı ol- malanna karşın sürekli yeni gelenlerce de- ğiştirilen "turizm politiluüan" sonucu kar- makanşık gelisen turizm sektörü Körfez sa- vaşının bitimi ile tam bir batağa saplanmış- tır. Acıdır ki Körfez savaş.ının bitimi ile or- taya çıkan gerçek, bu turizm politikalanm oluşturup uygulaması gereken kişilerin tu- rizmin "f'sinden dahi anlamayan kişiler ol- duklandır. Sokaktaki boyaamn bile 1991 sezonunu kaybedilmiş bir sezon olarak gö- rebilmesine karşın, Turizm Bakanı'mn 1991'de de turizmin patlayacağı iddiasın- da bulunması sadece ve sadece bir karami- zah olabilir. "Biz şu kadar mflyonuz, onlarsa şu ka- dar milyon. Kafamızı kızdınnasıniar" di- yerek kaba kuvvet gösterisi yapanlara o şu kadar milyonluk Yunanistan'm Turizm Ba- kanı'mn Körfez savaşı bitimi ile başlattık- ları tanıtım çahşmalan ile ilgili olarak söy- lediği şu söz 20. yüzyılın sonunda insanla- nn kaba kuvvet hikâyeleri ile değil, akılcı politikalar ile kazandıklannı göstermekte- dir: "Bizim Körfez savaşuun bitimi ile baş- lattıgımız tanıtım ve pazarlama faaliyetle- ri sadece bu ytla yönelik degildir. Bu çalış- malar uzun vadeli olup önümfizdeki yılları da kapsamaktadır." Bu düşünceye sahip olamayan bizim sa- ym yetküilerimiz lütfen yabancı basm or- ganlannda o küçümsediğiniz küçücük Yu- nanistan'ın vermiş olduğu reklamlar ile yaklaşık 1 ay önce verdiğiniz ve o günden bu yana (en azmdanbenim) göremediğimiz ve uzun sürede de Türkiye'ye yüzde yüz za- ran dokunacak olan "en ocuz ülke Türkiye" imajıru vurgulayan, Mahmutpa- şa usulü reklamlannızı bir karşılaştınn. "Havayolu şirketleri kendilerini kandı- rümış hissediyorlar", "Ankara'dan boş sözler", "Ortadoğulu Ue ticaret yapılmaz." Bunlar Alman firmalannın Türkiye ile il- gili sözieridir. Çünkü kendilerine verilmiş olan sözler yerine getirilmediği için bu tep- Eğh Son! Eğitim sistemimiz değil, sistemsizliğimiz en önemli sorunlanmızdan biri. Geleceği- miz olan çocuklanmızı, geleceğe hazırla- mak için hangi yolu izlememiz gerektiğine halen karar vermiş değiliz. Her yeni gelen bakan âdet olduğu üzere önce "egitim sistemimizde degişiklikkr gerekü" der ve değiştirmekle ise başlar. Ya- pılan bu değişiklikler de öncekiler gibi en fazla bir-iki yıl sürelidir. tzlenen yöntem, deneme yanılma. Bu yıl bu denensin, ol- mazsa değiştirir başka bir modeli deneriz. Nasılsa denemesi bedava! Pekiyi bu arada denerken yandttığmuz, şaşluna çevirdiğimiz öğrencilerimizin durumu ne olarak? Bunun pek sorumluluğunu üstlenen yok. "Egitimin ilk basamafı olan ilköğretim sekiz yıla çıksın mı çıkmasın mı?" tartış- malan süredursun üköğretim sıralarında başlayan yanş, çocuklanmızın, en güzel yü- lannı yaşayamadan, okul-dershane-özel ders arasmda gecirmesine yol açıyor. "Ge- lecekte çocuğum ne oiacak?" kaygısı aile- leri maddi manevi bü>1ik özverilere katlan- maya zorluyor. Aileler de katlandıklan öz- verilerin karşılığım verebilmesi, âdeta bor- cunu ödeyebilmesi için çocuklannı başan- ya zorluyorlar. Bütün bu yanşın ve zorla- malann amaa iyi bir ortaöğrenim kurumu- nu kazanmak ve oradan da iyi bir üniversiteye girebilmek. Ancak bu iyi eği- time hak kazanan çocuklanmızın sayısı, ül- ke nüfusu düşünüldüğünde bir elin paı- maklan kadar azdır. Pekiyi, ya geri kalanlar? 60-70 kişilik sı- nıflarda, öğretmensiz geçen dersler sonu- cu, adma hiçbir şekilde eğitim diyemeyece- ğimiz bir süreç sonunda eline verilen dip- loma ile kapı önüne konan gençlerimiz. Bunlan bekleyen ya işsizlik ya da işsizlik- tir. Ya üniversiteyi kazanamayıp gizli açık işsizler ordusuna katılacak ya da üniversi- teyi kazanıp mezun olduktan sonra gizli açık işsizler ordusuna katılacaktır. Elinde üniversite diploması ile çalmadık kapı, gir- medik smav bırakmayan gençler için artık hatın sayılır, sözü dinlenir, hükümete ya- kın bir torpil aramaktan başka çıkar yol kalmamaktadır. İlk, orta, lise, üniversite toplam en az 15 ydlık bir süreç. İnsan hayatının en az 15 yı- hna mal olan bu sözde eğitim süreci sonun- da halen bir meslek öğrenememiş, bir iş bu- lamamış gençlerimizin bulunması, üzerin- de durulması gereken içler acısı bir du- nımdur. Eğitim sistemsizliğimize yapılan katkıla- ralım kendimize: Hangimiz doğasını, ken- dini (düşüncesini) ve toplumunu öğrenmek, tanımak, bilmek istemez? Böyle bir sonı- ya yanıt aramak gibi bir uğraş, açıkça saf- dillik olmaz mı? Felsefe dersi konusunda böyle bir uygu- lamayı göze alabilen iktidar sahipleri, eğer felsefenin önemini kavTamadan da o ma- kamlarda olabildiklerini örnek gösterebili- yorlarsa, söylenecek söz zaten yoktur. Yok, ama "Felsefe önemlidir, her insan doğası- nı, kendisini, düşüncesini Unımalı ve bilmelldir" savında iseler "bilginin sosya) eşitüğe katkılan"nı gözardı etmeksizin öğ- rencilerin, hatta ilköğretimden itibaren bu dersi, felsefeyi öğrenebilmelerini sağlama- lı ve zorunlu kılmalıdırlar. Tersi durnmda, sağhklı düşünen, sağlam kafalı kuşaklar ye- tiştirmek nutuklannı öğrencilerin gözleri- nin içine baka baka boşuna atmasınlar. Dinleyici bulamazlar çünkü. Sonuç olarak felsefe matematik, fizik, kimya, biyoloji, sosyoloji vd. bilim Üallan gibi (ve tıpkı bunlarda olduğu gibi) birbi- rinden soyut düşünülemez, öğrenilmesi in- san olarak hepimiz için zorunlu bir bilim dalıdır. Bunun tersini savunmak ya bilgi- sizlik ya da kurnazlıktır. AYLA D. YALÇIN tstanbul kiyi haklı olarak göstermişlerdir. 1988 yı- lında Antalya'da yapılan bir toplantıda za- manın Turizm Bakanı Sayın Tınaz Titiz, yabancı tur operatörlerini savun-ırken on- lardan öğreneceğimiz çok olduğunu vurgularnıştı. Ben hâlâ bizlerin onlardan öğrenebileceğimiz bir şeyler olduğuna inan- mıyorsam da şu anda o mevkileri işgal edenlerin gerçekten öğrenmeye gereksinim- leri olduğunu da kabul etmek zorundayım. Madalyonun diğer yüzünde ise turizm sektöründeki birlik ve derneklerin asıl amaçlannın temsil ettikleri kitlelerin men- faatleri doğrultusunda sosyal baskı unsu- ru olmalan gerekliliğini hâlâ kavrayamamış olmaları bulunmaktadır. Bu nedenledir ki bu birlik ve dernekler kriz-savaş ve savaş sonrası dönemde hiçbir işlev gösterememiş- lerdir. Şu anda 18-20 DM'ye kadar düşmüş olan 4-5 yıldızh otel fiyatlarının oluştuğu bir or- tamda 15-20 gün sonra 1992 yılı anlaşma- lan yapılacaktır. Bu koşullarda 1992 yüın- da fiyatlarımızı hangi düzeyde tutacağımı- zı maalesef bizler değil, yabancı tur opera- törleri belirleyecektir. Fiyatlann bu girdap- ta olduğu, hükümetin hiçbir caba sarfetme- diği bir ortamda 'Türk turizmi'nin 3-4 se- neden önce istenilen düzeye gelebileceğini ummak biraz hayalperestlik olacaktır. BENER E. KAVUKÇUOĞLU Alanya nn sonuncusu Üniversite sayısınm 73'lere çı- karılmasıdır. Bu sayıya ulaşmak için kök- lü bir geçmişi ve saygınhğı olan üniversite- lerimiz bölünüyor. Pekiyi, ya öğretim gö- revlilerinin sayısı? Onlan nasıl arttırmayı düşünüyorlar. Herhalde onlan da ortadan ikiye bölmeyi düşünmüyorlardır. Üniversite sayısmı 70'lere cıkarmanın üniversiteli işsizler yaratmaktan, üniversi- te eğituninin kalitesini düşürmekten ve üni- versite kapısında bekleşen gençlerin umu- dunu sömürmekten başka bir işe yarama- dığı açıktır. Çünkü üniversite demek dip- loma demek değildir. Bugün Bilkent, Op- TÜ, Boğaziçi mezunlanmn diğer üniversi- te mezunlanyla kıyaslandığmda ne kadar ayncalıkh konuma sahip olduklan bir ger- çektir. Yapılması gereken, üniversiteleri bolüp parçalayıp sayılannı artturmak değil; var olanlan tam anlamıyla bilimsel ve idari özerkliğe kavuşturmak; bilimsel, sosyal, kültürel alanda çalışmalann ve araştırma- lann yapıldığı; özgür düşünen, sorgulayan beyinlerin yetiştiği; nitelik ve nicelik olarak yeterli öğretim görevülerinin bulunduğu, kunımlar haline getirmektir. Av. KADRİYE GÖKÇADIR Bursa Galeri • Atelye 146 97 38 • 132 64 26 MARMARA ÜNİVERSİTESİ Ataturk Eğitim Fakultesı Resım Bolumu Öğrencılerı GENÇLER SERGÎSİ 7 Hazıran • 31 Temmuz DEKİMOD KÜLTÜR MERKEZİ I 5 T A N B J L 547 *6 0*€ H3t ^azot dahıi h&gun içoCTa kodar oçıga "^tlTElSüHllTGÂLERİSİSr090 " Sotı B«H,el Zalw SOyukıslr,^ Abıdır D.no Ayle* Kah Chol Burak # • ^ - &0m S Hı«mM KaıobuU Fahır Aksoy < 9 ^ î • ^ J 1 Huserm Er>un< Şolcıır» Dtkmeo ^ Fevıı Komkcn Adnon Vannco 2 7 M a y ı s • 2 0 Temmuz 1991 ^u Cojkun '"ieıac Weiıh Devnm Fua» Acoroglu Onıe' Ukı; lolct Wıl Omr ¥.a*% lukstt Oze« YukMİAıston Vb-OT^.Cod PTJI Dt O * » E-jek So> « 3 Mılhaı 5«ı Mei.n loloyman N,sw»o» !<t 1 U' 08 « Selmo Gu'buz EXCLUSIVE s \ N \ r M t K k t / İ 20 Ressamın özel olarak çalıstıldorı kücük resimleri "Mini ebatlı resim" sergisinde gorebilırsiniz. e»9öılCjd 389/1 Su»*ıye ıSuadıye ls8anfcasıUSj)36375M 35917M MODAII AN CAFE'BAIl Sürekli Vaz Sergisi 15 Haziran-15 Temmuz Bercls Aker Ramıs Aydın BlrsH Bosut TuRn Oemiray Oüneş Ertlnan İpek Tekll M<xta CKL 2X1 KH*«y Moda T.l: 345 M 74 Balabon ^ l i , fmmrpt^mr Homzo inanc Bedn Rahmı Eyüboğlu Ibrahım Sofi Cohıt Güraydtn Mohmut Celayır Cavıt Atmoco Mehmet Guler Devrım Erbil Resim-HeyVel Mehmef Pesen Erol Akyavoş öıgû" Botla Mustafa Aslıer Gencoy Kosapçı 6 Harirtın- Salıh Acar Habib Gere^ 8 Temmuı Tıttıur K. incedayı Nitpetiy« Aytar Cad. Nil Apl. 24/6 169 80 14 (BflWa?W!rd] Kızıltepe Mevkiı ADT l/n İ~D Kemer ANTALYA AK! K t M b K Tel-<3214) 2611 16 Hat) NEVİN MENGÜ Suluboya Resım Sergisi 15 Haziran-31 Temmuz 1991 Ihı/mlovn Ml 11 l sV\\l <)I)\SI KARS 2.NCİ AĞIR MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINDAN Uzuv tatili niteliğinde yaralamaktan samk Susuz ilçesi Ortalar kö- yü nüfusuna kayıth Mevlüt o|lu Nury«?den olma 1965 D.lu Yümaz özturk'ün raahkememizde yapılıp bitirilen duruşması sonunda: Sanık Yılmaz özturk'ün eylemine uyan TCICnun 456/3,457/1, 59/2, 31, 33. maddeleri gereğince beş sene altı ay yirmi gün müddetle agır hapis cezasına dair verilen 23.5.1991 gün ve 18-37 sayılı karar yapılan araştınnalara rağmen sanık bulunarak kendisine tebliğ edilemediği gibi sarih adresin de tesbit edilemediginden iş bu httküm fıkrasımn gazetede ilan edilmek suretiyle ilanın teblığıne ilan yapıldığı tarihden 15 gün sonra tebligatın yapılmış sayılmasına tebligat masrafının sa- nıktan tahsiline 7201 sayüı tebligat yasasının 28, 29 ve 36'ncı madde- leri uyarınca ilanen duyurulur. ANKARA NOTLARI IVtUSTAFA EKMEKg Kupon Fırtınası... 1968-69 yılları olmalı; o yıl, Milliyet'ten üzülerek ayrılmış- tım. Arkadaşım Sait Başaran'la, Tüm' adında toplumcu bir dergi çıkarmayı kararlaştırmıştık. Dokuz yılım geçen Milliyet- ten de gidecektim artık. O sırada, bir şey daha oldu; Milli- yet'in Istanbul bölümünden, büyük bir yazar çizer takımı ayrılıp, bir başka gazeteye geçiyorlardı. Bu gazeteye geçer- ken yüksek ücret sözü almışlar, kimi sözleşmeyi bile imzala- mıştı. Ama ayrılış bahanesi Ali Gevgilili'ydi sanıyorum. Ayrılanlar: — Ya biz, ya Ali! diyorlardı. Onlara göre, Ali aşırı solcu, yani komünistti! Abdi Ipekçi, olaya çok kızdı: — Hepiniz gidin, Ali kalacak dedi. Ali'den yana çıktı. Gidenlerden biri, aynı gün geri döndü. Gazeteyi boşaltıp gidenler, gittiler. Ali bahanesi olmadan gidenler de oldu; çün- kü, çağıran gazete çok para veriyordu. Diyelim, aylıklar bin, iki bin lira mı o, yetmiş bin veriyordu. Buna ne dayanırdı? Aylardan eylül fılan olmalı; olup bitenleri tam bilmeden Abdi İpekçi'yi aradım! — Abdi Bey, size üzülerek bir şey söyleyeceğim... — Hayrola? — Ben ayrılıyorum! Anlattım, "Böyle böyle, karar verdim, dergi çıkaracağım" filan... — Peki, ben Ercüment Bey'e nasıl söyleyeceğim bunu de- di. — Benim tek ricam var, zaten çok tutmuyor; tazminatımı peşin olarak alabilir miyim? — Bakayım, konuşayım dedi. Gerçekten üzülmüştü. Öyte bir ortamda ayrılmamalıydım. Gazetenin sahibi Ercüment Ka- racan'ın verdiği yemekte, tazminat konusunu konuşuyorduk: — Ercüment Bey, zaten vereceğiniz tazminatın büyük bö- lümünü ilanlar için yine sizlere vereceğiz dedim. Oradakile- re döndü: — Ekmekçi'nin dergisinin ilanlan Milliyet'te parasız yayım- lanacak dedi. En sıcak duygularla ayrıldık. Sanki bir parçam orada kalmıştı. Bir ayda dergiyı kapayıp, Türk Haberler Ajan- sı'na girdiğimde, orada, Milltyet adma çalışıyormuşum gibi. çalıstım. imzalı haberlerimi. Milliyet kuilanırdı adımla. '. Benim asıl anlatacağım bunlar değildi. Yüksek ücretlerte, başka gazeteye geçen arkadaşlarımın durumu. Arkadaşla- rımın başına geleni, sonradan bir arkadaşımdan dinledim. Şöyle anlatıyordu: '— İşe başladık; en seçkin imzalar toplanmış gazetede. Gazetenin baskı sayısı artmış, tanıtım (reklam) yapılmış; eh keyfımizyerinde. Gazetenin sahibi, bir yüklenici (müteahhit). Ay sonu geldi; bizim patron, çuvallara paralan doldumnuş gel- di. Kimin aylığı neyse. para tomarları önüne atılıyor; hooop! O sırada, bir arkadaş, şöyle bir şey dedi: — Efendim, bizim çalıştıgımız gazetelerde ücretlerimizi alır- ken ücret bordrosu filan imzalardık, aylıklarımızı öyle alırdık! — Ne bordrosu kardeşim dedi patron, ne bordrosu? — Hani sigortamız, vergimiz filan? — Ne sigortası kardeşim, ne vergisi? Haydaaa! Neyse, çok para alıyoruz ya, sigortamızı kendi- miz yatınrız olmazsa. Bordro da olmayıversin! Birkaç ay, böyle çuvalla paralar geldi, gitti. Ama arkadaş- lar da mızırdanmaya başlamışlardı. Gazetenin baskısı da düş- meye başlamıştı. Patron geldi: — Arkadaşlar, gazetenin baskısı gittikce düşüyor, ne ya- palım? Şöyle yapalım, böyle yapalım, derken, biri: — Okurlara ev verelim dedi. Bir ay kupon yayımlayalım.; Okurtar, kuponları göndersinler. Evsiz insanlar gazeteyi ala- caklardır. Böylece baskımız (tirajımız) artacaktır. Evden son-' ra, kalan baskı durumu kurtaracaktır. ', Buna patrontn da usu yattı. \ — Benim Beyoğlu'nda bir dairem var dedi, onu koyalım! { Söylediği, patronun Beyoğlu'ndaki bekâr konutuydu. An-' lıyorduk! Bol bol duyurular yapıldı; "Okurlara kura ile ev veriyoruz! Kuponlannızı kesip gönderin!" dedik. '. Bir ay boyunca, kupon yayımladık. Ay sonu geldi. Çuval- lar dolusu kupon yığıldı. Bu arada, patronun Beyoğlu'ndaki bekâr konutunun fotoğraflannı da yayımlıyorduk. Şimdi ku-. ra çekilecek! Ne kurası? Çuvalları açacak adam yok. Ev mi, ne evi? Başta patron, kara kara düşünüyor. Bekâr konutunu; filan vermeye pek niyeti yok. Ne yapmalı? Böyle herkes, kara kara düşünürken içeri bir köylü girdi. Şöyle diyordu: — Abiler, Çorum'dan geldim, burada iş bulamadım. Allah rızası için köyüme dönecek bir para verin bana! Başka zaman olsa, 'Allah versin' denilir kovulurdu. Ada- mın şansı varmış yine. Bir arkadaşın gözleri parladı. Patrona: — Kura çıkacak adamı buldum! dedi. Adama soruldu. — Senin okuman yazman var mı? — Yok beyim! — Bak sana, bin lira para vereceğiz. Ama, bir daha orta- lıkta görünmeyeceksin! — Görünmem beyim! — Gel bakalım, şurayı imzala! Adamın fotoğrafları çekildi, bir de evin önünde çekildi! "Ev, bir çobana çıktı!" gibisin- den başlıklar atıldı. O iş de bitti!" O gazete, basında daha bir süre yaşadı; adı hâlâ var ama, kendi yok; O gazeteye geçen yazarlar, çizerler, kısa sürede ya eski gazetelerine ya da başka gazetelere geçtiler. Olayı anlatan eski arkadaşımın adını da gazetenin, patronun adı- nı da saklı tutacağım. Gerektiğinde açıklamak üzere... Amacım, gazetelerin bu 'kupon rezaleti'ne son vermeleri- ni istemekti. Yaşar Kemal, 125.1991 günlü Cumhuriyet'te çı- kan "Ha desinler Kel Ali'nin bağı var" adlı yazısında, aynı konuya değiniyor, basını eleştirerek şöyle diyordu: "... Gazeteciîik zor bir iştir zor. Incıkcıncık vermekse kolay. Veriyorlar otomobili, veriyorlar katı, veriyoriar ıncık boncu- ğu... Veriyorlar... Vermeyi kesince de tirajlar eskisinden be- ter hale geliyor Gene döküyorlar milyarları. Televizyon reklamları, reklamlan... Kesince gene tirajlar yerinde. Bir tür Sisyphus Efsanesi. Be Allah'm kulları biraz da başka yol de- nemek yok mu? Biraz da dünya gazeteciliğinin gittiği yolla- n... İngiltere'nin cıncık boncuğunu örnek gostermesin kirnse..." Üçkâğıtçılık basına, üçkâğıtçı kimi politikacılardan mı yan- sıdı? Köşeyi dönmekten başka becerisi olmayanlardan ne - beklenirdi ki? Ama, gün gelir, bunlar fitil frtil gelir buruniardant '. Basında yine "kupon furyası" sürüyor ya, çok gülünç şeyler : de oluyor; bir gazetede, 'büyük güçlüklerle Uzakdogu'dan getirildiği' ileri sürülen saatler, Maltepe Pazan'nda üç bin li- ; raya çuvallarla! Bir ansiklopedideki 'Kangal köpekleri'ni, kirn- se Kangal köpeğine benzetemedi. Baştan sona şişirme şeyler. Yazık kandırılan insanlara! • • • KÖY-KOOP Kırklareli Birliği Başkanı Erdoğan Kantüter, Kırklareli'nde, 'Sabahattin Ali Günleri'ne katılacak yazarları açıkladı. Şöyle: Rrfat llgaz, Kemal Sülker, Atilla Ozkırımlı, Ad- nan Özyalçıner, Mehmet Başaran, Sennur Sezer, Haşim Şa- hin, Cevdet Kocaman, isa Çelik ile Filiz Ali. Cevdet Kudret, Asım Bezirci, Kemal Özer, Macit Gökberk, iletiler yolluyorlar. KONYA 1. ASLtYE HUKUK HAHKEMEStNDEN İLAN Dosya No: 1991/114 Esas Davacı Hasan Büyükerdiren vekili Av. Muzaffer llhan tarafından davalı Mahmut Kayan aleyhine açılan alacak davasının yapılan açık yargılaması sırasında verilen karar gereğınce: Davalı Mahmut Kayan adına çıkartılan davetiyeye verilen meşrua- ta göre bila tebliğ iade edildiği, Konya C. Savcılığı kanalı Ue de açık adresinin tespiti istendiğı ancak tespit edilemediginden davabya du- ruşma gününtn ilanen tebliğ yapılmasına karar verilmiştir. Karar gereğince davalı Mahraut Kayan'ın duruşma günü bulunan 9.7.1991 günü saat 9.20'de mahkememizde haar bulunması veya bir vekille kendisini temsil euirmesi, aksi halde gelmediği ve kendisini temsil ettirmediği taktirde yokluğunda tahkikat yapılıp karar verile- ceği hususu ilanen tebliğ olunur. Basm: 28617
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog